| İSLAM
BİRLİĞİ MÜJDESİ 1
1. BÖLÜM
Giriş
Amerika Birleşik Devletleri'nin gündeme getirdiği "Büyük
Ortadoğu Projesi" (BOP), neredeyse tüm İslam ülkelerini
içine alan bir değişim stratejisi öngörmektedir. Bu stratejinin
gerçekçiliği, gerçek amaçları ve muhtemel sonuçları halen
tartışılmaktadır. Pek çok yorumcu, BOP çerçevesinde vaadedilen
gelişmeler olumlu bile olsa, değişimin asıl olarak İslam dünyasının
kendi dinamiklerinden gelmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Önemli ve sevindirici olan nokta ise, burada karşımıza çıkmaktadır:
İslam dünyasının kendi dinamiklerinin, kendi değer ve ilkelerinin
gerektirdiği bir değişim projesi zaten vardır. Bu, büyük Osmanlı
İmparatorluğu'nun yıkılmasından bu yana, dünyanın dört bir
yanında milyonlarca Müslümanın kalbinde yaşayan bir hedef
olan "İslam Birliği"dir.
İslam ülkelerini, kendi ulusal sınırlarını ve yapılarını
korurken, aynen Avrupa Birliği'nde olduğu gibi bir üst otoriteye
bağlayacak, böylece İslam dünyasının sorunlarını hızla çözecek
ve Batı başta olmak üzere diğer medeniyetlerle de barışçı
ilişkiler kuracak olan böyle bir birlik, bugün mümkündür.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra gelen sömürgecilik
ve sonra da Soğuk Savaş dönemleri İslam Birliği yönünde bir
girişimin başlamasını engellemişti. Ancak bu gibi statükoların
ortadan kalktığı, ideolojilerin değil kimliklerin belirleyici
hale geldiği, kitle iletişim teknolojisinin dünyanın dört
bir yanındaki Müslümanları birbirlerine daha çok yakınlaştırdığı
bir dönemde, "İslam Birliği" gerçekçi bir proje
haline gelmiştir.
Bu yazı dizisinde, İslam dünyasının neden böyle bir birliğe
ihtiyacı olduğunu ve bu birliğin nasıl kurulabileceğini inceleyeceğiz.
Günümüz
Dünyası ve Müslümanların Durumu
Bugün dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel dengelerine
baktığımızda, bu dengelere yön veren bir kaç ayrı uluslararası
güç veya güç bloku olduğunu görürüz:
1) Amerika Birleşik Devletleri
2) Avrupa Birliği
3) Uzakdoğu Ülkeleri
4) Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu üyeleri
Kuşkusuz bunlar arasında en güçlü olan unsur Amerika Birleşik
Devletleri'dir. Diğer üç farklı güç bloku ise, kimi zaman
ABD ile işbirliği yaparak kimi zamansa farklı pozisyonlar
alarak dünyadaki olayların gelişimine kendi çıkar ve prensipleri
açısından yön vermeye çalışmaktadırlar. Bu farklı güçlerin
varlığı, en son yaşanan Irak krizinde de açık bir şekilde
ortaya çıkmıştır.
Ancak bu tabloda son derece çarpık bir durum vardır: Dünya
nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan Müslümanlar, bu
tablonun içinde bulunmamaktadır. Müslümanları temsil eden,
onların inançlarını, dünya görüşlerini, menfaatlerini, taleplerini
ifade eden, bunları uluslararası platformlarda savunan bir
merkez yoktur.
Bu nedenledir ki, Müslümanlar şu anda dünyanın şekillenmesinde,
olayları yönlendiren bir konumda değildirler. Müslümanlar
için, diğer güçlerin aldıkları kararlar, ürettikleri stratejiler
belirleyici olmaktadır.
Bu ise Müslümanlar için kabul edilebilir bir durum değildir.
Allah Kuran'da Müslümanların "yeryüzünün
halifeleri" kılındığını bildirir. (Enam Suresi,
165) Müslümanlar, tüm yeryüzünde adaletin, hoşgörünün, merhametin
temsilcileri olmakla, iyiliği emredip kötülükten men etmekle
sorumludurlar. Allah'ın "Şüphesiz
Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar
arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor"
hükmü (Nisa, 58)
Müslümanların insanlar arasında adil birer hakim konumunda
olmaları gerektiğini göstermektedir. Bir diğer ayette Allah
"Siz, insanlar için çıkarılmış
hayırlı bir ümmetsiniz; maruf olanı emreder, münker olandan
sakındırır ve Allah'a iman edersiniz" buyurarak,
Müslümanların insanların hayrı için yeryüzünde etkin olması
gerektiğini bildirmektedir. (Ali İmran Suresi, 110)
Bir başka ayette de Allah, Müslüman ahlakının, yönlendirilmeyi
değil adaletle yönlendirmeyi gerektirdiğini açıklamaktadır:
Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz,
hiç bir şeye gücü yetmez ve her şeyiyle efendisinin üstünde
(bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez;
şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla
eşit olabilir mi? (Nahl Suresi, 76)
Dolayısıyla Müslümanların, hem kendi meselelerinde hem de
dünyanın tüm diğer meselelerinde, yönlendirilen değil yönlendiren
olmaları, "adaletle emreden", iyiliği emredip kötülükten
men eden güçlü yöneticiler olmaları gerektiği açıktır. Bu,
Allah'ın Müslümanlar için takdir ettiği vazifedir.

(2.bölüm : İslam'ın Tarihteki Görkemli Medeniyeti)
|