|
KOMÜNİST BÖLÜCÜ TERÖRÜN KAYNAĞI DARWINİZM’DİR
Darwinizm bölücü terörün
gıdasıdır. Bu nedenle Darwinizm fikren ortadan kaldırılmalıdır.
Bunun yolu ise insanlara sorumsuz bir hayvan olmadıklarını,
Allah'ın yarattığı,
ahirette yaptıklarından hesap verecek
bireyler olduklarını anlatmaktır.
Darwinizm'in yalanlarına göre, hayat bir mücadele
ve savaş yeridir. Hayatta kalabilmek için bu savaştan
galip çıkmak, yani kıyasıya savaşmak gerekir. İnsanlık
tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu ve gelişmenin
savaşmakla mümkün olduğunu iddia eden komünizm ve faşizm,
Darwinizm'in bu temelsiz iddialarından dayanak bulmuştur.
Masum insanları acımasızca katleden, sorunların şiddete
başvurarak çözülebileceğini sanan, çatışmanın kaçınılmaz
olduğuna inanan bölücü terör de Darwinist telkinlerle
beslenmektedir. Darwinizm, bölücü terörün gıdasıdır.
Bu zehirli gıda artırıldığında, yani Darwinist iddialar
desteklenip gündemde tutulduğunda, bölücü terör güçlenip
kuvvet kazanır. Bu gıda kesildiğinde, yani Darwinizm'in
yalanları ifşa edilip bilimsel olarak geçersizliği
gözler önüne serildiğinde, bölücü terör de son bulur.
Evrim teorisi, ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra
biyoloji ve paleontoloji gibi bilim dallarının dışına
çıkarılarak, insan ilişkilerinden tarihin yorumlanmasına,
politikadan toplum hayatına kadar birçok alanda, belli
çevreler tarafından, etkili hale getirilmiştir. Özellikle
de Darwinizm'in "doğanın bir mücadele ve çatışma
yeri olduğu" yalanı toplumlara uygulandığında,
- Hitler'in üstün ırkı oluşturma saplantısı,
- Marx'ın "İnsanlık tarihi sınıf çatışmalarının
tarihidir." yanılgısı,
- Mao'nun milyonlarca insanı, sözde bir tür hayvan
gibi görüp akıl almaz vahşetler uygulaması,
- Mussolini'nin "Savaşın tüm insan enerjisini
en yüksek noktaya taşıdığı" iddiası,
- Kapitalizmin "güçlülerin zayıfların üzerine
basarak daha da güçlenmelerini" öngörmesi,
- Stalin'in zalim çalışma kampları,
- Üçüncü dünya ülkelerinin emperyalist ülkeler tarafından
acımasızca sömürülmeleri, insanlık dışı muamelelere
maruz kalmaları,
sözde bilimsel bir kılıf kazanmıştır.
Darwinizm, Vahşeti Kendince Meşrulaştırır
Komünizm ve faşizm insanlık düşmanıdır. Yakıp yıkmayı,
insanlara korku, endişe, elem, dehşet yaşatmayı, kendi
ülkesinin askerine, polisine saldırmayı, masumları
göz kırpmadan öldürmeyi emreder. Komünist ve faşist
rejim ve örgütlere ortak bir psikoloji hakimdir: Bu
sistemde, insani duygular, acıma, insaf etme, vicdan
gibi hisler tamamen yok edilir. İnsan toplumları, vahşi
hayvanların yaşamak ve beslenmek için savaştıkları
katliam arenalarına dönüştürülür. Nasıl vahşi bir hayvan,
besin ve yerleşim yeri elde etmek için kendi türüyle
kıyasıya bir çatışmaya girerse, insanların da aynı
şekilde "hayvanlar" gibi davranmaları öngörülür.
Çünkü Darwin'in dogması, onlara aslında bir hayvan
olduklarını ve hayvanlar nasıl yaşam için mücadele
ediyorlarsa kendilerinin de öyle davranması gerektiğini
öğretmektedir.
P.J. Darlington, bir evrimci olarak, Evolution For
Naturalists (Natüralistler İçin Evrim) isimli kitabında
vahşetin, evrim teorisinin doğal bir sonucu olduğuna
ve hatta bunun meşru görülmesi gerektiğine dair batıl
inancını şöyle itiraf eder:
Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal
bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır…
O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir
ürünüdür.1
Bir evrimcinin bu itirafından da anlaşıldığı üzere,
Darwin'in evrim teorisini yol gösterici olarak kabul
eden ideolojilerin, diğer insanları hayvan olarak algılaması,
onlara hayvanlara uygun gördüğü muameleler göstermesi,
onlara zulmetmesi kendilerince son derece doğaldır.
Çünkü bu kişi, Darwinist ideolojiyi benimseyerek, bir
Yaratıcımız olduğunu, kendisinin yeryüzünde bulunuş
amacını ve ahirette dünyada yaptıklarından dolayı Allah'ın
huzurunda hesap vereceğini unutur. Bunun sonucu olarak
da Allah korkusu ortadan kalkan her insan gibi, yalnızca
kendi çıkarlarını düşünen bencil, acımasız bir zalim,
hatta gözü dönmüş bir katil haline gelir.
Komünizm, Darwinist Bir İdeolojidir
Komünizmin fikir babaları Marx ve Engels, materyalist
felsefeyi "diyalektik" adı verilen yeni bir
yöntemle açıklamaya çalıştılar. Diyalektik, evrendeki
tüm gelişmenin, çatışma sayesinde elde edildiği varsayımıydı.
Marx ve Engels, bu varsayıma dayanarak tüm dünya tarihini
yorumlamaya giriştiler. Marx, insanlık tarihinin bir
çatışmadan ibaret olduğunu, mevcut çatışmanın işçiler
ve kapitalistler arasında geçtiğini ve yakında işçilerin
ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklarını iddia ediyordu.
Komünizmin iki kurucusunun en belirgin özellikleri
ise, her materyalist gibi Allah inancına büyük bir
düşmanlık beslemeleriydi. Her ikisi de koyu birer ateist
olan Marx ve Engels, dini inançların yok edilmesini
komünizm açısından zorunlu görüyorlardı. Ancak Marx'ın
ve Engels'in önemli bir eksikleri vardı; daha geniş
bir kitleyi etkileri altına alabilmek için ideolojilerine
bilimsel bir görünüm vermeleri gerekiyordu. İşte 20.
yüzyılda yaşanan acılara, kaosa, toplu kıyımlara, kardeşi
kardeşe kırdıran eylemlere ve bölücülüğe imza atan
tehlikeli ittifak, bu noktada ortaya çıktı. Darwin'in,
Türlerin Kökeni adlı kitabında öne sürdüğü temel iddialar,
Marx ve Engels'in aradıkları açıklamalardı. Darwin,
canlıların "yaşam mücadelesi" sonucunda,
yani "diyalektik bir çatışma"yla ortaya çıktıklarını
iddia ediyordu. Dahası, yaratılışı inkar ederek dini
inançları reddediyordu. Bu, Marx ve Engels için bulunmaz
bir fırsattı.
Darwinizm, komünizm için o kadar büyük bir önem taşıyordu
ki, Engels, Darwin'in kitabı yayınlanır yayınlanmaz
Marx'a şöyle yazdı: "Şu anda kitabını okumakta
olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem".2
Marx ise 19 Aralık 1860 tarihinde Engels'e yazdığı
cevabında şöyle diyordu: "Bizim görüşlerimizin
doğal tarih temelini içeren kitap, işte budur."3
Marx, bir başka sosyalist dostu Lasalle'a 16 Ocak 1861'de yazdığı mektupta
ise, "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin
doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor."4 diyerek, evrim teorisinin
komünizm için önemini açıklıyordu.
Marx, Darwin'e olan sempatisini ise en önemli eseri
olan Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek göstermişti.
Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles
Darwin'e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan".5
Engels de, Darwin'e olan hayranlığını farklı bir yerde
şöyle ifade ediyordu:
"Tabiat metafizik olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla
ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin'in adı anılmalıdır."6
Engels, Darwin'i, Marx ile eş tutacak şekilde kendince
övüyor ve "Darwin nasıl organik doğadaki evrim
yasasını keşfettiyse, Marx da insanoğlunun tarihindeki
evrim yasasını keşfetti" diyordu.7 Marksizm-Darwinizm
bağlantısı bugün herkesçe kabul edilen çok açık bir
gerçektir. Karl Marx'ın hayatını anlatan kitaplarda
dahi bu bağlantı mutlaka belirtilmektedir. Örneğin,
Karl Marx biyografisinde bu bağlantı şöyle tarif edilir:
Darwinizm, Marksist felsefeyi destekleyen, gerçekliğini kanıtlayan ve geliştiren
bir dizi gerçeği takdim etti. Darwinist evrimci fikirlerin yayılması, toplumda
bir bütün olarak Marksist düşüncelerin emekçi halk tarafından kavranılması
için elverişli zemin yarattı… Marx, Engels ve Lenin, Darwin'in düşüncelerine
büyük değer verdiler ve bunların taşıdığı büyük bilimsel öneme işaret ettiler,
böylelikle bu düşüncelerin yaygınlaşmasına hız kazandırdılar.8
Darwinizm ile Marksizm arasındaki bu güçlü bağ, çağdaş
evrimciler tarafından da vurgulanır. Evrim teorisinin
çağımızdaki savunucularının en tanınanlarından biri
olan biyolog Douglas Futuyma, Evrim Biyolojisi adlı
kitabının önsözünde "Marx'ın insanlık tarihini
açıklayan materyalist teorisi ile birlikte Darwin'in
evrim teorisi materyalizm zemininde büyük bir aşamaydı" diye
yazarken bunu kasteder.9 Rus Komünist Devrimi'nin Lenin
ile birlikte iki büyük mimarından biri olan Leon Trotsky
de "Darwin'in buluşu, tüm organik madde alanında
diyalektiğin (diyalektik materyalizmin) en büyük zaferi
oldu." yorumunu yapmıştır.10
Kanlı komünist diktatörlerden Stalin'in "Genç
nesillerin zihinlerini yaratılış düşüncesinden arındırmak
için onlara tek birşeyi öğretmeliyiz: Darwinist
öğretilerini."11 sözleri, Çin'de on milyonlarca
insanı acımasızca katlettiren, bir o kadarını da açlığa
mahkum eden Mao'nun, "Çin sosyalizminin temeli
Darwin'e ve evrim teorisine dayandırılmıştır."12 itirafı,
Darwinizm'in kan dökücü Marksist, Leninist, Maocu ideolojilerin
ayakta durması için ne kadar hayati olduğunun ispatlarındandır.
Bölücü Terör Darwinist Telkinlerle Beslenmektedir
Güneydoğu'da senelerdir devam eden bölücü faaliyetlerin
arkasında Marksist-Leninist-komünist ideoloji bulunmaktadır.
Bu ideolojinin temeli ise, yukarıda delilleriyle sunulduğu
gibi, Darwinizm'e dayalıdır. Bölücü terör örgütü, terörist
olarak yetiştireceği kişilere öncelikle diyalektik
materyalizm ve bu felsefenin temeli olan Darwinizm
eğitimi vermektedir. Darwinizm olmadan bölücü terörün
hayat sahası bulması olanaksızdır. Darwinizm'in insanların
bilinçaltına aşıladığı "İnsan, çatışan hayvandır" yalanının
bölücü terörün devam etmesinde son derece etkili olduğu
açıktır. Darwinizm insanlara kendi "dünya görüşünü" ve "yöntemini" tarif
etmektedir. Bu sapkın dünya görüşünün ve yöntemin temel
kavramı ise, "kendinden olmayanla çatışmak"tır.
Yaşamı bir çatışma alanı gibi gösteren Darwinist telkinler
neticesinde bölücü militanlar, hiç düşünmeden adam
öldürebilmekte, bebeklerin, yaşlıların, masumların
canlarına kıyabilmektedirler. Askerimizi, polisimizi
katletmekte ve her türlü terör yöntemine başvurmaktadırlar.
Kendilerini ve diğer insanları, Allah'ın yarattığı,
ruha, akla, vicdana ve anlayışa sahip varlıklar olarak
görmedikleri için, hayvanın hayvana yaptığını, birbirlerine
ve diğer insanlara yapmaktadırlar. Bu belanın tam anlamıyla
son bulabilmesi ise, bu vahşetin temel dayanak noktasının
yani Darwinizm'in ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.
Bir yandan teröre her gün şehitler verirken, bir yandan
da resmi olarak evrimi anlatmak büyük bir yanlıştır.
Bu, terörün temel kaynağını beslemek demektir. Darwinist
yalanların gençlere anlatılması son bulmadıkça terörün
önüne geçmek mümkün değildir. Darwinist propagandanın
ve ona sırtını dayamış olan diyalektik materyalizmin
tahrip edici etkisinin kalkması için, yaklaşık 150
yıldır dünyayı kana bulayan bu köhne teorinin geçersizliği,
sahte yöntemleri ve aldatmacaları, modern bilimin ışığında
ve bütün açıklığıyla Türk gençliğine öğretilmelidir.
Bu çerçevedeki bir eğitimle, birlik ve beraberliğimizi
tehdit eden ideolojilerin hayat damarları kesilmiş
olacaktır.
Ne var ki, milletimizi Darwinist yalanlara karşı uyarmak
ve bu aldatmacanın tahrip edici etkisini bertaraf etmek
için yapılan faaliyetler yıllardır materyalist çevrelerin
hedefi olmuşlardır. İlmi mücadeleye, ilmi cevap verilmesi
gerekir. Ancak materyalist çevreler sahip oldukları
basın yayın organlarını, psikolojik savaşın saldırı
aracı olarak kullanmakta, evrim teorisinin çöküşü hakkında
bilimsel yayınlara hakaret ve karalama yöntemiyle karşılık
vermeye kalkışmaktadırlar. Bilindiği gibi materyalist
çevreler, kendilerine aylardır çağrı yapılmasına rağmen
tek bir ara fosil ortaya koyamamışlar, Türkiye'nin
dört bir yanında sürdürülmekte olan Yaratılış Sergileri
karşısında bütünüyle sessizliğe gömülmüşlerdir.
Terör, Bölücü Örgütlerin Vazgeçilmez Bir Yöntemidir
Terör, temeli Darwinizm'e dayanan bölücü ideolojilerin
hedefe ulaşmak için kullandıkları en önemli yöntemdir.
Komünist liderler terörü vazgeçilmez bir silah olarak
taraftarlarına tavsiye etmişlerdir. Bölücü terör örgütlerinin
bütün yöntemleri komünist ideolog ve liderlerin tavsiyeleri
doğrultusundadır. Bu liderlerden Lenin'in terör talimatları
oldukça çarpıcıdır:
Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek,
devlet kurumlarında yangınlar çıkarmak... Devletin
hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist
güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı,
insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya
uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplum üzerinde
komünist diktatörlüğünü teşkil etmek, iktidara ulaşmamızın
en önemli unsurlarındandır.17
Komünizm ve Faşizm'in Dayanak Noktası Aynıdır: Darwinizm
Yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz komünist liderlerin
ifadeleri, Darwinizm'in komünizm için taşıdığı önemin
delillerindendir. Aynı şekilde faşist liderlerin açıklamaları
da, Darwinizm'in faşizm için ne kadar hayati olduğunu
gözler önüne sermektedir. Faşist lider Adolf Hitler,
ünlü kitabı Kavgam'da, sözde "Ari ırkın doğa tarafından
üstün kılındığını" iddia etmiş18, bu kitabın ismini
seçerken de Darwin'in "yaşam kavgası" fikrinden
esinlenmiştir.19 Hitler, 1933'deki ünlü Nürnberg mitinginde
ise, "yüksek ırkın düşük ırkları idare ettiği,
bunun doğada görülen ve tek mantıklı hak olduğu" şeklindeki
Darwinist görüşü dile getirmiştir. Ünlü evrimci Stephen
Jay Gould'un "Almanya'da Darwinizm'in bir savaş
nedeni haline geldiği" şeklindeki tespiti ise
oldukça önemlidir.20
Hitler'in en büyük müttefiki olan Benito Mussolini
ise 1935'te başlattığı Etiyopya işgalini Darwin'in
ırkçı görüşlerine ve yaşam mücadelesi kavramına dayandıracak,
İngiliz İmparatorluğu'nun zayıflamasının nedeni olarak "Evrimin
en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışması" yorumunu
yapacak kadar koyu bir Darwinistti.21 Mussolini, bir
dönem editörlüğünü yaptığı Sınıf Çatışması isimli derginin
ilk sayısında Marx ve Darwin'den, "Geçmiş yüzyılın
en büyük iki düşünürü" diye söz etmiş ve Darwinizm'e
övgüler yağdırmıştır.22
Görüldüğü gibi komünizm ve faşizm, aynı materyalist
temellerde buluşan ve aynı odakların icat ettiği sapkın
ideolojilerdir. Bu insanlık dışı ideolojilere taraftar
toplamak için ilk yapılan, "İnsanın, doğanın ve
tesadüflerin ürünü olan bir tür hayvan olduğu" yönündeki
Darwinist yalanları toplumlara benimsetmektir. Darwinist
eğitim uygulayan toplumlarda bireylerin bir bölümü,
manevi ve milli değerlerden uzak kalmış ve materyalist
safsataların telkinlerine kendilerini kaptırmış durumdadır.
Böyle toplumlarda vefanın, sadakatin, şefkatin ve fedakarlığın
hiçbir önemi yoktur. Gençler kendilerine verilen eğitimin
bir sonucu olarak, bu dünyada tesadüfler sonucu var
oldukları, bir gün yok olup gidecekleri zannına kapılmışlar;
birbirinden tehlikeli ve yıkıcı fikirlerin, sapkın
akımların ve ideolojilerin peşinden gidebilecek hale
gelmişlerdir. Bu kişiler için artık, din, aile, millet,
bayrak gibi kutsal kavramlar birşey ifade etmemektedir.
Dahası bunlar için insan hayatı da değersizleşmekte,
rahatlıkla insan canına kıyabilmekte, öldürdükleri
kişilerin sözde birer hayvan olduklarını düşündükleri
için de vicdani bir rahatsızlık hissetmemektedirler.
Darwinizm Emperyalizmin de Silahıdır
Darwinizm, dünya emperyalizminin kullandığı bir silahtır.
Emperyalist ülkeler, işgal etmek ve boyunduruk altına
almak istedikleri ülkelerde "5. kol faaliyeti" olarak
manevi gücü kırmaya çabalarlar. Bu faaliyette Darwinizm
başrolü oynar. Çünkü Darwinist öğretileri benimseyen
toplumlar, emperyalist devletlerin kolayca hakimiyetine
girerler.
Osmanlı, son döneminde okullara sokulan Darwinist fikirler
neticesinde kimliğini kaybetmiştir. Toplumu birarada
tutan manevi değerlerden yoksun bir yönetici kadrosuyla
da çöküşe gitmiştir.
Emperyalistler Darwinist öğretileri, "toplumları
kamplara ayırıp çarpıştırmak" için kullanırlar.
Dünyanın pek çok ülkesindeki faşist-komünist kamplaşmaları, "çatışmanın
doğanın sözde bir yasası olduğunu" iddia eden
Darwinist telkinlerin ürünüdür. Bu telkinler, gelişme
ve ilerlemenin şartıymış gibi gösterilmektedir. Milyonlarca
insanın hayatına mal olan Darwinizm'in "yaşamın
sözde bir mücadele alanı" olduğu, "ilerlemenin
çatışmayla" gerçekleşeceği yalanları, emperyalizmi
de güçlendirmektedir.
Darwinist yöntemlerle maneviyattan uzaklaştırılarak
kutuplara ayrılan ve güçsüz hale getirilen Müslüman
ülkelerin, emperyalist güçlerin güdümüne girmeleri
de kaçınılmazdır. Nitekim Sovyetler Birliği döneminde
Müslüman Türk devletlerinin uzun yıllar Darwinist-komünist
esaretin altında kaldığı gerçeği de unutulmamalıdır.
Emperyalizm, komünizm ve faşizmin görünmez gizli gücü
masonlar ise, ideolojilerini destekleyen Darwinizm'i
kendi yayınlarında şöyle savunurlar:
Bugün artık en uygar ülkelerden en geri kalmışlarına kadar tek geçerli
bilimsel kuram Darwin'in ve onun yolunu izleyenlerinkidir.24
Gençlerini Darwinist ve materyalist ideolojiyle yetiştiren
bazı milletler, 150 yıldır komünist, faşist veya neo-Nazi
diye bilinen saldırgan ve acımasız insanlar üretmektedirler.
Sonra da kendi ürettikleri bu suç makinelerinin kan
dökmesini, devletine ve milletine düşman olmasını engelleyememektedirler.
Bu ülkelerin en büyük hatası, önce Darwinist eğitimle
bu suç makinelerini üretmek, sonra da bunları dizginlemek
için çaresizce yollar aramaktır.
Oysa yapılması gereken açıktır: Darwinizm ilmi mücadeleyle
fikren ortadan kaldırılmalıdır. Bunun yolu ise insanlara
sorumsuz bir hayvan olmadıklarını, Allah'ın yarattığı,
ruh sahibi, ahirette yaptıklarından hesap verecek bireyler
olduklarını anlatmaktır.
Zararlı ideolojilerin kökeni olan Darwinizm'in fikren
çökertilmesiyle, ortada sadece tek bir gerçek kalacaktır.
O da, tüm insanları ve kainatı Allah'ın yarattığı gerçeğidir.
Bunu anlayan insanlar, samimi olarak din ahlakına yöneleceklerdir.
İnsanların din ahlakına yönelmesiyle, yeryüzündeki
acılar, sıkıntılar, katliamlar, belalar, adaletsizlikler,
yoksulluklar gidecek, aydınlık, ferahlık, zenginlik,
bolluk, bereket gelecektir. Bunun içinse batıl olan,
insanlığa zarar getiren her fikrin, hak olan, insanlığa
güzellik getirecek olan fikirle çürütülmesi ve mağlup
edilmesi gerekir. Taşa karşılık taş atmak, yumruğa
karşı yumrukla cevap vermek, saldırgana karşı saldırgan
olmak çözüm değildir. Çözüm, bunları yapanların fikirlerini
çökertmek ve yerine koymaları gereken tek doğruyu sabırla
ve güzellikle onlara anlatmaktır.
Çatışmaların, anarşinin, terörün, ayaklanmaların, kargaşanın, zulmün,
vahşetin, acımasızlığın, mazlumları ezmenin hayatın
kaçınılmaz gerçekleri olduğunu düşünenler yanılmaktadırlar.
İnsanlar arasında doğal olan, barışın, huzurun, güvenliğin,
kardeşliğin, dostluğun, samimiyetin, hoşgörünün, sevecenliğin,
şefkatin, anlayışın, hürmetin hakim olduğu ortamlardır.
Bu da ancak Darwinizm'in fikren ortadan kaldırılması
ve din ahlakının hakim olmasıyla sağlanabilir.
Modern bilim, 1859 yılında Charles Darwin'in ilkel
denecek kadar yetersiz teknik olanaklar ve yoğun bir
hayal gücüyle ortaya attığı teorisini çürütmüştür.
Teorinin ortaya atıldığı günden bugüne kadar geçen
yaklaşık 150 yılda yapılan kazılarda 250 bin türe ait
yaklaşık 100 milyon fosil çıkarılmasına rağmen, bunlardan
bir teki bile Darwin'in iddialarını desteklememiştir.
Darwin'in teorisinin ispatı için mutlaka mevcut olması
gerektiğini belirttiği ara canlılara ait fosiller hiçbir
zaman bulunamamıştır. Çünkü böyle canlılar gerçekte
hiçbir zaman var olmamışlardır. Karıncalardan ağaçlara,
yarasalardan köpek balıklarına kadar çok çeşitli türlere
ait milyonlarca yıllık fosiller mevcuttur ve bunlar,
canlıların evrim geçirmediklerini net olarak ispat
eden somut delillerdir.
Darwin'den çok sonra ortaya çıkan moleküler biyoloji,
biyokimya, mikrobiyoloji, biyomatematik, moleküler
genetik gibi çok sayıda bilim dalı, canlılığın tesadüfen
meydana gelemeyeceğini ve canlıların birbirlerinden
evrimleşmelerinin söz konusu olmadığını ortaya koymuştur.
Bilim, yaşamın kökeninde astronomik miktarlarda bilgi
bulunduğunu, DNA'nın adeta harf harf yazılmış ciltler
dolusu ansiklopediye benzediğini, hücrenin "moleküler
makineler"den meydana geldiğini keşfetmiştir.
Bunların tesadüflerle ve yavaş yavaş gelişerek meydana
gelemeyeceği ispat edilmiştir.
Biyomatematik alanında yapılan hesaplamalar, yaşamın
bu kompleks yapısının tesadüflerle meydana gelme ihtimalinin "0" (sıfır)
olduğunu kanıtlamıştır. Tek bir proteinin bile tesadüflerle
ortaya çıkma ihtimalini 10 üzeri 950'de 1 olarak hesaplayan
matematikçiler, Darwinizm'e en büyük darbelerden birini
vurmuşlardır.
Darwin'in bir evrim mekanizması olarak tanıttığı doğal
seleksiyon kavramının, evrim iddialarıyla hiçbir ilgisi
olmadığı, evrimleştirme gibi bir etkisinin bulunmadığı
anlaşılmıştır. Uzun yıllar denizden karaya geçiş hikayesi
için delil olarak gösterilen Coelecanth isimli canlının
günümüzde de yaşamakta olan normal bir balık olduğu
görülmüş, kuşların atası olarak tanıtılan Archæopteryx’in
bir ara canlı olmayıp, soyu tükenmiş bir kuş olduğu
ispat edilmiş, At Serisi diye tanıtılan fosillerin
gerçekte atlarla hiçbir ilgisi olmadığı, farklı dönem
ve coğrafyalarda yaşayıp soyu tükenmiş canlılara ait
olduğu ispat edilmiş, insanın atası olarak gösterilen
bir avuç kafatasının ve kemik parçalarının gerçekte "ya
soyu tükenmiş maymunlara ya da normal insanlara" ait
olduğu kanıtlanmış, canlıların başka canlılara dönüşmesi
için temel mekanizma olarak tanıtılan mutasyonların
canlılar üzerindeki etkisinin "tahrip veya ölüm" olduğu,
değil evrimleştirmek sağlam canlıları bile yok edici
bir fonksiyonu olacağı anlaşılmıştır. Burada sayılanlar
gibi pek çok gerçek sebebiyle evrim teorisi çökmüştür.
KAYNAKLAR:
1 P.J. Darlington, Evolution for Naturalists,
1980, s. 243-244
2 Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and
the Social Scene, Philadelphia; the University of
Pennsylvania Press, 1959, s.527
3 Marx ve Engels, Mektuplar, s. 426
4 Marx Engels, Mektuplar, cilt 2, s.126
5 Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology,
and the Social Scene (Philadelphia: University of
Pennsylvania Press, 1959), ss. 85-87
6 Engels, Ütopik Sosyalizm-Bilimsel Sosyalizm,
Sol Yayınları, 1990, s.85
7
Gertrude Himmelfarb, Darwin and the Darwinian Revolution,
London: Chatto & Windus,
1959, s. 348
8 Karl Marx Biyografi, Öncü Yayınevi, s. 368
9 Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, 2nd
ed., Sunderland, MA: Sinauer, 1986, s. 3
10
Alan Woods and Ted Grant. "Marxism and
Darwinism", Reason in Revolt: Marxism and Modern
Science, London, 1993
11 Kent Hovind, The False Religion of Evolution
12 K. Menhert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche
Verlags-Anstalt
13 Marx Engels Mektuplar, cilt 2, s.126
14 Robert M. Young, Darwinian Evolution and Human
History, Radio talk given in an Open University course
on Darwin to Einstein: Historical Studies on Science
and Belief, 1980
15 Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm-Bilimsel
Sosyalizm, s. 85
16 Alan
Woods and Ted Grant. "Marxism and
Darwinism", Reason in Revolt: Marxism and Modern
Science, London, 1993
17 Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında,
Homizuri G.P., Moskova, 2005
18 L.H. Gann, Adolf Hitler,
The Complete Totalitarian, The Intercollagiate
Review, Sonbahar 1985, s. 24
19 Ben Macintyre, Forgotten Fatherland, s. 28
20 Paul Humber, Hitler's Evolution vs Christian
Resistance
21 Robert Clark, Darwin: Before and After, Grand
Rapids International Press, Grand Rapids, MI, 1958.
s.115
22 Denis Mack Smith, Mussolini, s. 18
23 Francis Darwin, The Life and Letters of Charles
Darwin, Vol. I, 1888. New York:D. Appleton and
Company, s.285-286
24 Mimar Sinan Dergisi, Sayı 80, s. 18
| Bir insanın terörist olabilmesi için, önce
karşısındakinin insan olmadığına, çatışmanın
sözde doğanın kuralı olduğuna, öldürmenin ve
katletmenin sözde makul olduğuna, hiç kimseye
karşı sorumlu olmadığına inanması, yani Darwinist
olması gerekir. Yıllarca şuursuz atomların
biraraya gelerek canlılığı meydana getirdiği,
kendisinin de bir madde yığını hatta bir tür
hayvan olduğu, çatışma olmadan ilerlemenin
mümkün olmayacağı aldatmacalarıyla yetişen
bir insana, "sevgiden, hoşgörüden, merhametten,
barışsever" olmaktan bahsetmenin bir anlamı
yoktur. Ya da bu insanın "nasıl olup da
acımasızca masumları katledebildiğini" sorgulamak
bir sonuç vermez. Bu insandan, başkalarına
saygı göstermesini, kanunlara uymasını, devletine
itaat etmesini beklemek de anlamsızdır. |
| Komünist bölücü terör Darwinizm’den kaynaklanır.
Bir yandan teröre her gün şehitler verirken
bir yandan da resmi olarak evrimi anlatmak
yanlıştır. Bu, terörün temel kaynağını beslemek
demektir. Darwinist yalanların gençlere anlatılması
son bulmadıkça terörün önüne geçmek mümkün
değildir. |
Türk Düşmanlığının Temeli Darwinizm'dir
Darwin, insanların maymun benzeri canlılardan
evrimleştiğini ileri sürerken, insan ırklarının
evrimin çeşitli basamaklarında yer aldıklarını,
Avrupalı ırkların "ileri" ırklar
olduğunu savunmuş, diğer pek çok ırkı ise "maymunsu
özellikler taşıdıkları" iddiasında bulunarak
aşağılamıştır. Darwin'in kendince aşağı ırk
olarak tanımladıkları arasında Yüce Türk
Milleti de bulunmaktadır. Darwin, W. Graham'a
yazdığı mektubunda bu ırkçı düşüncesini şöyle
ifade etmiştir:
Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin
ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha
fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu
ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl
önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde,
Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında
kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER
tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa
ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam
mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip
gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan
bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN
ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN
ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM.23
Darwin'in bu tür hezeyanlarının Avrupa'da
uzun süredir devam eden Türk düşmanlığının
temeli olduğu bilinen bir gerçektir. Çeşitli
Batılı ülkelerdeki neo-Nazi ve faşist gruplar,
Türklere karşı yürüttükleri karalama kampanyalarında
hala Darwin'in bu hezeyanlarına atıfta bulunmaktadırlar.
Internet'teki çeşitli neo-Nazi sitelerinde,
Darwin'in "Ari ırkın üstünlüğü" hakkındaki
sözlerinin yanında Türk Milleti hakkındaki
iftiraları da yer almaktadır. Almanya'daki
Türk soydaşlarımızı acımasızca katleden,
evlerini kundaklayan, işyerlerini yağmalayan "dazlak"lar,
Darwin'in akıl ve bilim dışı görüşlerinden
güç bulmaya devam etmektedirler. |
Türk Milleti Evrim Teorisine Karşı
Net Tavrını Koymuştur!
Bir kısım renkli basın, ümitsiz ve zavallıca
bir gayretle Türk halkını kandırmak için
var gücüyle uğraşmaktadır. Zeki Türk Milleti
ise bu ucuz aldatmacalara sadece gülmektedir.
Artık gerçekler gün gibi ortaya çıkmıştır.
Türkiye'de evrim aldatmacasının geçit bulması,
Allah'ın izniyle, imkansızdır.
Harun Yahya'nın evrim teorisini çürüten
eserleri 1980'li yılların ortalarından
bu yana ülkemizin her yerinde yaygınlaşmış,
bu eserlerden yararlanılarak hazırlanan
belgesel filmler, ses kasetleri, süreli
yayınlar, makaleler, haberler ve sayısı
2000'i aşan konferanslarla halkımız evrim
aldatmacasına karşı bilinçlenmiştir. Öyle
ki, ABD'deki Michigan State Üniversitesi'nin
34 ülkede yaptığı araştırmaya göre Türkiye,
evrim teorisinin geçersiz olduğunu düşünenlerin
ezici çoğunluğa ulaştığı tek ülke haline
gelmiştir. Science dergisinde yer alan
ve 1985 – 2004 yılları arasındaki dönemi
kapsayan bu araştırma, Türkiye'de sürdürülen
ilmi çalışmaların ne kadar etkili olduğunu
ve Türk Milleti'nin diğer milletlerden
farkını ortaya koyan bilimsel bir ispat
niteliğindedir. Toplam 45.000 sayfa ve
30.000 resimden oluşan Harun Yahya Külliyatı
içinde yer alan ve yaklaşık 6.000 sayfa
ve 4.500 renkli resimden oluşan evrim aldatmacasını
ifşa eden kitaplar, teorinin geçersizliğini
ispat etmiş ve Darwinizm'e karşı kazanılan
bu zafere, Allah'ın izniyle, vesile olmuştur. |
|