|
KURAN EVRİMİ ÇÜRÜTÜYOR
Evrim teorisi gibi ideolojik anlam
ifade eden ve İslam dininin gerçekleriyle çelişen bir
teoriyi savunmak, inanç sahibi bir kişinin şiddetle
kaçınması gereken bir durumdur. Bu hataya düşen bir
Müslümanın, hakkında bilgi sahibi olmadığı bu konunun
peşinden gitmekten vazgeçmesi gerekir. Çünkü bu, Allah'ın
iman edenlere bir emridir. Kuran'da şu şekilde buyrulmaktadır:
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına
düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan
sorumludur. (İsra Suresi, 36)
MÜSLÜMANLARIN DİKKAT ETMELERİ
GEREKEN ÖNEMLİ HUSUSLAR
Materyalist felsefe canlılığın oluşumunu evrim teorisiyle
açıklar. Evrim teorisi ile materyalist felsefe birbirini
tamamlayan iki düşünce sistemidir. Evrimciler, Allah'a
inanmadıkları, tesadüfü ilahlaştırdıkları, yaratılış
gerçeğine tamamen karşı oldukları halde, teorilerinin
kabulünü hızlandıracağını düşündükleri için, dindar
evrimcilerin Allah'ın canlıları evrimle yarattığı fikrine
karşı sessiz kalır, hatta çoğu zaman bu fikri teşvik
ederler. Ancak bu yalnızca bir taktiktir.
Evrimciler dine ve yaratılış gerçeğine şiddetle karşıdırlar.
Hatta bu fikrin güçlenmesini engellemek için gerekirse
evrim teorisi ile yaratılış arasında bir uyum varmış
gibi gösterilebileceğini, bunun yaratılışı savunanların
gücünü kıracağını savunurlar.
Bu
durumda Allah'ın tüm kainatın Yaratıcısı olduğuna iman
edip, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri gözardı ederek
evrim teorisine destek vermek, üstelik Kuran'daki açık
izahları görmezlikten gelerek evrimin Kuran'a uygun
olduğunu iddia etmek çok hatalı bir yaklaşımdır.
Ayrıca evrimciler, "Bu kadar insan evrimi savunduğuna,
üniversitelerde evrime inananlar ağırlıkta olduğuna
göre teori doğrudur" mantığıyla, kitleler üzerinde
-ve bu arada inançlı insanlar üzerinde de- psikolojik
baskı oluşturmaya çalışırlar. Ancak bir teorinin yaygın
kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir.
Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen,
ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan
gerçeklerle doludur. Konunun bir diğer yönü ise, bugün
evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası
tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır.
Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim
adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu
evrendeki ve canlılardaki kusursuz tasarımı görerek,
Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar.
Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan
sayısız çalışması vardır. (Detaylı bilgi için bkz. Batı
Dünyası Allah'a Yöneliyor, Harun Yahya, Global Yayıncılık;
Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
Dolayısıyla bilim dünyasının çoğunluğunun evrime inandığı
şeklinde bir genelleme yapmak son derece hatalı olur.
Evrim teorisinin yaratılış ile çelişmediğini ileri
sürenlerin yanıldıkları ve gözardı ettikleri çok önemli
bir nokta vardır: Söz konusu çevreler, Darwinizm'in
ana iddiasının, "canlı türleri birbirlerinden evrimleşerek
ortaya çıktı" tezi olduğunu düşünürler. Oysa evrimcilerin
ana iddiaları bu değildir. Daha önce de ifade ettiğimiz
gibi, evrimciler, "canlılığın tesadüfler sonucunda,
bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıktığını" iddia
ederler. Bu iddialarına göre ise yeryüzündeki canlılık
"bir Yaratıcı olmadan, cansız maddelerden kendi
kendine" meydana gelmiştir.
Söz konusu iddia bir Yaratıcı’nın varlığını daha en
baştan reddetmektedir. Ve bu nedenle inançlı insanlar
tarafından kesinlikle kabul edilemez. Ancak bazı Müslümanlar
bunun tam olarak farkında olmadıkları için "Allah
canlıları birbirlerinden evrimleştirerek yaratmış olabilir"
varsayımından yola çıkarak evrimi savunmakta bir sakınca
görmemektedirler.
Fakat burada çok önemli bir tehlikeyi göz ardı etmektedirler.
Unutulmamalıdır ki, "evrimle din paralel"
gibi gösterilmeye çalışıldığında, bazı inançlı insanlar,
aslında kabul edilmesi kendileri açısından tamamen olanaksız
olan bu fikre destek vermiş, onu tasdik etmiş olurlar.
Evrimciler ise, fikirlerini topluma daha kolay kabul
ettirmelerini sağladığı için bu duruma göz yumarlar.
20. yüzyılda elde edilen bilimsel bulgular evrimcilerin
"canlılık tesadüflerle ve doğal etkenlerle kendi
kendine oluştu" yönündeki asılsız iddialarını kesin
olarak reddetmektedir. Canlılıktaki söz konusu üstün
tasarım ve plan, tüm canlıları üstün bir akıl ve bilgiyle
yaratanın Allah olduğunu gösterir. En basit olarak bilinen
canlıların dahi indirgenemez kompleksliğe sahip olmaları,
evrimi savunanları kesin bir çıkmaza sokmaktadır. Yani
canlılardaki kusursuz yapılar zaman içinde meydana gelen
değişimlerle oluşamazlar. İlk yaratıldıkları anda kusursuz
yapılarıyla birlikte varolmalıdırlar. Bir insan, uzun
zaman içinde akciğerinin, gözünün veya diğer organlarının
meydana gelip, birbirlerine eklenmeleriyle oluşamaz.
Henüz gözü, kalbi, ağzı oluşmamış bir insanın, bunların
oluşmalarını bekleyemeden öleceği açıktır. Nitekim evrimcilerin
bizzat kendileri de bu gerçeği sık sık itiraf etmektedirler.
Evrimci Pierre-Paul Grassé, evrim teorisinin ileri sürdüğü
evrimleştirici mekanizmaların yaratıcı güçlerinin olduğuna
inanmanın hayalperestlik olduğunu şöyle kabul eder:
"Darwinizm'e göre, tek bir bitki, tek bir
hayvan, tam olması gerektiği şekilde binlerce ve binlerce
faydalı tesadüflere maruz kalmalıdır. Yani mucizeler
sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede
düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir.
Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim
bu işin içine dahil edilmemelidir." (1)
Müslüman evrimciler sadece birkaçından bahsettiğimiz
bu hususlara dikkat etmeli ve evrim teorisine destek
vermekten artık vazgeçmelidirler.
“SUDAN YARATILMA
EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARETTİR” İDDİASI KURAN’DA YALANLANIYOR
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan
bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı
onu işiten ve gören yaptık.
(İnsan Suresi, 2)
Evrimsel yaratılışı savunanlar yukarıdaki gibi daha
birçok ayette geçen "insanın sudan yaratıldığı"
şeklindeki ifadeleri kendi iddialarına birer delil olarak
göstermeye çalışmaktadırlar. Sudan hareketle bütün canlıların
bu şekilde oluştuğunu iddia etmektedirler.
Oysa insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği ayetler
de yine İslam alimleri ve tefsirciler tarafından her
zaman spermadan yaratılma olarak açıklanmıştır. Örneğin
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, İnsan Suresi'nin 2. ayetini
şu şekilde tefsir eder:
"… Şu şekilde yaratıldı bir nutfeden. Rağıb'ın
açıkladığı üzere nutfe, esasen saf suya denir. Erkeğin
suyuna da nutfe denilmiştir. Örfte nutfe ile meni eş
anlamlı gibi sayılmıştır. Fakat Kıyamet Suresi'nin sonunda
da geçtiği gibi Kuran'da "Dökülen
meniden bu nutfe." (Kıyamet Suresi, 37)
buyrularak nutfenin meniden bir parça olduğu ifade edilmiştir.
"Sahih-i Müslim"de rivayet olunduğu üzere
"Suyun hepsinden çocuk olmaz" hadis-i şerifinde
de bir bütünün her parçası kastedilerek "Bir suyun
her bir parçasından" buyrulmamış, bir parçası kastedilerek
"suyun tamamından" buyrulmuş olmasından çocuğun
meydana geldiği o suyun, suyun toplamı olan bütün meni
değil, onun bir parçasından ibaret olduğu anlatılmış
bulunduğundan nutfe, meniden bir cüz olan saf tohumun
adı olduğu anlaşılır." (2)
İbni Taberi ise bu ayeti; "… Adem'in zürriyetini
erkeğin ve kadının birbirine karışan döl sularından
yaratmışızdır" şeklinde tefsir etmektedir. (3)
Bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, insanın "karmaşık
olan bir damla sudan" yaratılmasının evrim teorisinin
suyun içinde tesadüfler sonucu oluşan bir tek hücreden
aşama aşama insanın meydana gelmesi iddiası ile hiçbir
bağlantısı yoktur. Tüm büyük müfessirlerin açıkladığı
gibi, bu ayette de insanın anne karnındaki yaratılışına
dikkat çekilmektedir.
İnsanın yaratılış aşamalarının anlatıldığı bir diğer
ayet de dikkatli incelendiğinde bu yorumlardaki köklü
yanılgı gözler önüne serilmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, eğer dirilişten yana
bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan
(embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir
çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek
için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar
rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz,
sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz).
Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz
de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi
için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir...
(Hac Suresi, 5)
Ayette bir insanın yaratılış aşamaları tarif edilmektedir.
Birinci aşama olan toprak, insandaki temel mineralleri
ve elementleri içeren hammaddedir. İkinci aşama ise
bu elementlerin, anne karnındaki yumurtayı döllemek
için gerekli yapıya ve genetik bilgiye sahip olan spermleri
içeren ve Kuran'da karmaşık bir su tabiriyle tarif edilen
menide biraraya gelmesidir. Kısacası insanın temel hammaddesi
topraktır. Toprağın özü, bir damla menide o insanı meydana
getirecek bir şekilde toplanmıştır. Ayette bu "su"
aşamasının hemen ardından insanın ana karnındaki gelişim
aşamaları belirtilmiştir. Oysa evrim teorisi, canlılığın
sözde suda başlamasından insanın ortaya çıkması arasında
milyonlarca farazi aşama (ilk hücre, tek hücreliler,
çok hücreliler, omurgasızlar, omurgalılar, sürüngenler,
memeliler, primatlar vs. ve bunların sayısız ara aşamaları
gibi) olduğunu var sayar. Ayetteki sıralamada ise hiçbir
şekilde böyle bir mantık ve tarif olmadığı çok açıktır.
İnsanın bir damla su halinden sonra alak haline geldiği
bildirilmektedir. (Daha detaylı bilgi için, www.insanmucizesi.com)
KURAN'DA GEÇEN "ATALARIMIZ"
ŞEKLİNDEKİ İFADENİN EVRİMSEL ATALARA BAKTIĞI İDDİASI
KURAN‘DA YALANLANIYOR
Müslüman evrimcilerin iddialarına delil göstermeye
çalıştıkları Kuran'daki bir başka ifade ise birçok ayette
geçen "atalarınız" kelimesidir. Evrimcilerin
hatalı tefsirine göre bu ifadede doğrudan insanın ilkel
atalarına işaret bulunmaktadır. Bunun sebebini de kelimenin
Kuran'da çoğul kullanılması olarak gösterirler. Bu ayetlerden
bazıları şu şekildedir:
(Musa:) Dedi ki: "O sizin
de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."
(Şuara Suresi, 26)
O'ndan başka ilah yoktur; diriltir
ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın
da Rabbidir. (Duhan Suresi, 8)
Ancak bu çok zorlama bir iddiadır, çünkü bu kelimenin
ayetlerde çoğul olarak yer alması çok bilinen bir kullanımdır
ve evrimsel bir açıklamaya hiçbir şekilde dayanak oluşturmamaktadır.
Kuran'da bu ifadenin geçtiği başka birçok ayet vardır.
Örneğin Bakara Suresi'nin 133. ayetinde "ataların"
kelimesi geçmektedir. Buradaki "atalar", evrimleşme
sürecini anlatmamakta, insanların önceki nesillerini
ifade etmektedirler. Aynı şekilde "geçmişteki atalar"
ifadesinde de geçmiş soylar anlatılmaktadır. Bu ifadenin
içinde evrimleşmeyi bildiren bir anlatım yoktur:
Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada
şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra
kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı
olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O’na teslim
olduk" demişlerdi. (Bakara Suresi, 133)
AYETLERDE DOĞAL SELEKSİYONA İŞARET EDİLDİĞİ İDDİASI
KURAN’DA YALANLANIYOR
Bilindiği gibi evrim teorisinin en temel iddialarından
biri doğal seleksiyonun evrimleştirici bir gücü olduğudur.
Doğal seleksiyon doğal seçilim demektir. Buna göre yaşam
mücadelesi içinde güçlü olanlar ve doğal şartlara uyum
gösterebilenler hayatta kalırlar, diğerleri ise elenerek
yok olurlar. Örneğin bir bölgede hava şartlarının değişerek
ısının giderek düşmesi, o bölgede yaşayan hayvan popülasyonları
içinde düşük ısılara dayanıksız olan bireylerin ayıklanması
anlamına gelir. Uzun vadede sadece soğuğa dayanıklı
olan bireyler hayatta kalır ve popülasyonun tümü bunlardan
oluşur. Ama dikkat edilirse burada yeni bir özellik
ortaya çıkmamakta, mevcut hayvanlar farklı bir türe
dönüşmemekte, farklı bir özellik kazanmamaktadırlar.
Dolayısıyla doğal seleksiyon mekanizması evrimleştirici
bir özelliğe sahip değildir.
Ancak bazı Müslüman çevreler de bu dogmatik Darwinist
görüşü savunmakta, hatta son derece zorlama yorumlarla
Kuran'dan bu konuya delil getirmeye çalışmaktadırlar.
Bu kişilerin delil olarak gösterdikleri bir ayet şu
şekildedir:
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara
ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir,
yücedir. (Kasas Suresi, 68)
Bu ayette Allah'ın hidayet vereceği insanları ve elçi
tayin edeceği Peygamberlerini yine Allah'ın seçeceği
açıklanmaktadır. Ayette, evrimsel bir doğal seçilime
işaret olduğunu iddia etmek, son derece hatalı bir yorum
olur.
İslam alimleri de bu ayetleri ittifakla yukarıda belirttiğimiz
şekilde yorumlamaktadırlar. Örneğin İmam Taberi ayeti
şu şekilde tefsir etmektedir:
"Rabbin kullarından dilediğini yaratır ve onlardan
dilediğini de iman ve hidayete erdirmek üzere seçer.
Onlar için seçim hakkı yoktur. Onlar için diledikleri
işi yapma seçeneği yoktur..." (4)
Büyük müfessir Ömer Nasuhi Bilmen ise bu ayeti şu şekilde
açıklar:
"Bu mübarek ayetlerde Allah Teala Hazretleri'nin
halikiyetini, dilediğini iltizam ve ihtiyar edeceğini
(seçeceğini), ilm ve kudretini, vahdaniyet-i subhaniyesini,
hamd ve senaya istihkakını, hükm-i ilahisini ve huzur-i
manevisine bütün kullarının celbedileceklerini beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Hiçbir kimse, o Halik-i Hakim'in
bir şeyi ihtiyar ve iltizam buyurmasına mani olamaz.
O kulların ihtiyarları bizzat müessir değildir. Allah
Teala onların ihtiyar ve iltizam edecekleri şeyleri
yaratmaya haşa mecbur değildir... Cenab-ı Hak, Peygamberlerini
kendilerine gönderilen kimselerin rey ve ihtiyarlarına
göre göndermez, ancak kendi ihtiyari ilahisine göre
gönderir. Hayır ve selahın ne suretle, ne vasıta ile
tecelli edeceğini ancak O Halik-i Kerim bilir. Hiçbir
şey, O Halik-i Azim'e şerik olamaz ve O’nun ihtiyarı
ezelisine muhalif bir şeyi vücude getiremez ve hiçbir
kimsenin ihtiyarı, O mabudi kadimin pek yüce olan iradesine,
ihtiyarına müzahim, muhalif bulunamaz. (5)
Elmalılı Hamdi Yazır ise aynı ayeti şu şekilde tefsir
eder:
"Rabbin neyi dilerse yaratır ve seçer. Yani dilediğini
yaratır ve yarattıklarından dilediğini de seçer beğenir.
Peygamberlik, şefaat gibi yüksek işlere getirir. Onların
seçme hakkı yoktur. Bundan dolayı onların Allah'tan
başka ortaklar ve şefaatçiler seçmeye ve tayine hakları
yoktur. Sermedi, aralıksız, devamlı, demektir."
(6)
Allah canlıları doğal seleksiyon yoluyla değil, bir
anda mucizevi bir şekilde yaratmıştır.
" MUTASYON KURAN’DA TANIMLANMAKTADIR
" İDDİASI KURAN’DA YALANLANIYOR
Müslüman evrimciler doğal seleksiyon konusunda olduğu
gibi, mutasyon konusunda da Kuran ayetlerini yanlış
bir şekilde yorumlama ve zorlama çıkarımlar yapma yoluna
gitmektedirler.
ÇERNOBİL'İN SONUÇLARI
İnsanlarda mutasyon en çok radyoaktivite nedeniyle
gerçekleşir. Mutasyon sonucu ise her zaman için
zararlıdır. Çernobil'deki nükleer felaketin sonucunda
mutasyon geçirenler, ya ölümcül kansarlara yakalanmış
ya da sakat organlarla doğmuştur. |
Mutasyon, canlıların genlerinde radyasyon gibi dış
etkiler ya da DNA'daki kopyalama hataları sonucu oluşan
bozulmalardır. Mutasyonlar elbette ki değişikliğe sebep
olabilir, ancak bu değişiklikler hiçbir zaman olumlu
yönde olmaz, daima bozucu niteliktedir. Diğer bir deyişle
mutasyonlar canlıları geliştiremez, aksine her zaman
için canlılara zarar verirler.
Mutasyonu bir evrim mekanizması olarak kabul eden
Müslüman evrimciler, bazı ayetleri asıl manalarından
tamamen farklı biçimde, çarpıtarak yorumlamaktadırlar.
Söz konusu ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli
çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece
ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.
(Yasin Suresi, 67)
Andolsun, sizden cumartesi (günü)
yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz,
onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. (Bakara
Suresi, 65)
Onlar, kendisinden sakındırıldıkları
'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: "Aşağılık
maymunlar olunuz" dedik. (Araf Suresi, 166)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş
bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim
mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta
tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan
daha çok sapmışlardır." (Maide Suresi, 60)
Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca,
anında apaçık bir ejderha oluverdi. (Araf Suresi, 107)

Mutasyonlar, canlıların başına
gelen genetik kazalardır. Ve her kaza gibi zarar
verir, tahrip ederler. Mutasyonunun "evrim"
sağlaması, bir çekiç dabesinin bir saati geliştirmesi
kadar imkansızdır. |
Eğer bir insan, "evrim teorisi lehinde, çarpıtma
ve zorlamayla da olsa Kuran'dan birtakım deliller getirmeliyim"
gibi bir anlayış içinde değilse, üstteki ayetleri mutasyona
delil olarak yorumlaması kesinlikle mümkün değildir.
İlk üç ayette Allah'ın mucizevi biçimde canlıların
bedenlerini değiştirmesinden söz edilmektedir. Dördüncü
ayette ise sözü edilen nesne (asa) canlı bile değildir,
dolayısıyla mutasyona uğraması gibi bir fikir öne sürülemez.
Gerçekte Müslüman evrimcilerin bu gibi ayetlerden evrim
teorisine delil çıkarmaya çalışmaları, "yaratılışçı
evrim" tezinin ne kadar çürük, zorlama ve Kuran
dışı bir fikir olduğunun açık bir ispatıdır.
KURAN'DA EVRİMSEL SÜRECE İŞARET BULUNDUĞU İDDİASI KURAN‘DA
YALANLANIYOR
"Gerçek şu ki, insanın üzerinden,
daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken,
uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti."
(İnsan Suresi, 1)
Yukarıdaki ayet Müslüman evrimcilerin evrime delil
olarak sundukları bir diğer ifadedir. Kişisel yorumlarına
dayalı bir çeviriyle "kendisi anılmaya değer birşey
değilken" ifadesi "insanın bir insan olmadan
önceki hallerinin ifade edildiği" şeklinde açıklanmaktadır.
Oysa diğer iddialar gibi bu evrimci iddia da gerçeklerden
uzaktır.
Altı
çizili ifadenin Arapçası şu şekildedir:
"lem yekun şey'en mezkuren"
Lem yekun : değildi
Şey'en : bir şey
Mezkuren : zikredilen, adı geçen
Bu ifadeyi "evrimsel yaratılış"a bir delil
olarak göstermek de çok zorlama bir yorumdur. Nitekim
bu ayet İslam alimleri tarafından evrimsel bir süreç
olarak yorumlanmamaktadır. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır
bu ayetteki zaman ifadesini şu şekilde tefsir eder:
"Başlangıçta ilk maddeleri olan unsurlar ve madenler,
sonra onlardan aşama aşama yaratılıp orta maddeleri
olan bitkisel, hayvansal gıdalar "çamur
hülasası" (Müminun Suresi, 12), sonra onlardan
süzülen yakın maddesi olan meniye doğru yavaş yavaş
aşama ve mertebeler içinde gelen bir şey olmuş, fakat
insan diye anılan şey olmamıştı. Gerçekte insanın her
ferdi gibi cinsi de ezeli değil, sonradan olmadır. Hem
dehrin başlangıcından, âlemin yaratılışından çok sonra
var olmuştur." (7)
Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti şu şekilde tefsir eder:
"Bu ayetler, Cenab-ı Hakk'ın insanları hiç mevcut,
malum değillerken bilahare birer katre sudan işitir
ve görür bir halde yaratmış ve onları imtihana tabi
tutmuş olduğunu bildiriyor... Nev'i insan, başlangıçta
hiç mevcut değildi, sonra bir müddet içinde bir katre
sudan, bir topraktan ve çamurdan tasvir edilmiş bir
ceset haline gelmiştir. O insan, o zaman malum değildi,
onun ne gibi bir ismi haiz ve ne için yaratılmış olduğu
gök ve yer halkınca bilinmiyordu. Sonra kendisine ruh
bilinci yad edilmeye başlanılmıştır." (8)
Dolayısıyla da bu ayette geçen ve zaman ifade eden
tanımı "evrimsel süreç" olarak yorumlamak,
Kuran'a göre dayanağı olmayan subjektif bir yorumdur.
HZ. ADEM’İN İLK İNSAN OLMADIĞI İDDİASI KURAN’DA YALANLANIYOR
Evrimsel yaratılışla ilgili olarak ortaya atılan bir
diğer iddia ise, Hz. Adem'in ilk insan olmayabileceği
-hatta insan olmayabileceği (Hz. Adem'i tenzih ederiz)-
şeklindedir. Bu iddiaya delil olarak aşağıdaki ayet
gösterilmektedir:
Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde
bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz
seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken,
orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini
mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz
sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi. (Bakara
Suresi, 30)
Bu iddiayi savunan çevreler ayette geçen "halife
var edeceğim" şeklindeki ifadede geçen Arapça "ceale"
fiilini, "tayin etmek" kelimesi ile açıklamaktadırlar.
Yani Hz. Adem'in ilk insan olmadığını, birçok insan
arasından halife olarak "tayin edildiğini"
öne sürmektedirler. Oysa "ceale" kelimesinin
Kuran'da kullanılan çok çeşitli anlamları vardır ve
bunlar şu şekildedir:
Ceale: Yaratmak,
icad etmek, çevirmek, yapmak, koymak, kılmak
Kuran'da "ceale"
filinin geçtiği diğer ayetlerden iki örnek şöyledir:
De ki: "Sizi inşa eden (yaratan),
size kulak, gözler ve gönüller veren (ceale) O'dur.
Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)
"Ve Ay'ı bunlar içinde
bir nur kılmış, Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir
kandil yapmıştır. (ceale)" (Nuh Suresi, 16)
Ayrıca
bu ikisinin dışında, pek çok ayette de Hz. Adem'in topraktan
yaratıldığı belirtilmektedir. Hz. Adem'in, diğer insanlar
içinde bir insan olmadığı, özel ve farklı bir yaratılışa
sahip olduğu bu ayetlerden de anlaşılmaktadır.
Kuran'da Hz. Adem'in ilk insan olduğu hakkında verilen
bir diğer önemli bilgi de onun cennetten çıkarılmasıdır.
Ayetlerde şu şekilde buyrulmaktadır:
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin
yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak,
onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya
uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, sizleri görmektedir.
Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları
kıldık. (Araf Suresi, 27)
Ayetlerdeki ifadeler çok açıktır. Allah Hz. Adem'i
topraktan yaratmıştır. Hz. Adem özel bir yaratılışa
sahiptir ve bu özel yaratılış onun önce cennette bulunmasından,
daha sonra da buradan çıkarılmasından anlaşılmaktadır.
Tüm insanların Hz. Adem'den geldiğini, yani Hz. Adem'in
ilk insan olduğunu bildiren pek çok ayetten biri de
şu şekildedir:
Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini
almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı:
"Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti
de) onlar: "Evet şahid olduk" demişlerdi.
(Bu) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik"
dememeniz içindir. Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız
şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız;
işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak
mi edeceksin?" dememeniz için. (Araf Suresi, 172-173)
Kısacası Hz. Adem ilk insandır ve Allah'ın ilk elçisidir.
Bu konudaki ayetler herhangi bir yoruma yer vermeyecek
kadar açıktır. Tek yapılması gereken şey insanların
samimi bir kalple, vicdanlarının sesini dinleyerek ve
ihlasla Kuran ayetlerini okumalarıdır. Allah bu niyetle
ayetlerini okuyan kullarına mutlaka doğru olanı gösterecektir.
İ K
İNSANIN BİR SÜREÇ İÇİNDE YARATILDIĞI İDDİASI KURAN’DA
YALANLANIYOR
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan
bir beşer yaratacağım" demişti. (Sad Suresi, 71)
Evrimsel yaratılışla ilgili bir diğer yanılgı ise yine
ayette geçen bir ifadenin yanlış bir şekilde yorumlanması
sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayetteki altı çizili ifade
"çamurdan bir beşer yapmaktayım" şeklinde
tercüme edilmekte ve bunun evrim süreci içinde, yavaş
yavaş yaratılışa işaret ettiği iddia edilmektedir. Ancak
ayetin Arapçası bu şekilde bir çevirinin kişisel bir
yorum ve kasıtlı bir çarpıtma olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır:
"İnni halikun beşeren min tın." = "Ben
çamurdan bir beşer yaratanım."
Bu ayette "yapmaktayım" şeklinde bir ifade
bulunmamaktadır. Nitekim ayetin devamında "onu
bir biçime sokup üflediğim zaman ona secdeye kapanın"
şeklinde geçmekte ve buradan da "yaratma"
fiilinin bir anda olup bittiği anlaşılmaktadır. (Detaylı
bilgi için Bkz. Kuran Darwinizmi Yalanlıyor, Harun Yahya)
ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA
Komünizm, gerek dayandığı materyalist felsefe, gerekse
ileri sürdüğü tarih analizi nedeniyle dine düşman bir
ideolojidir. Nitekim Allah'ın varlığının inkar edilmesi
bu felsefenin başlangıç noktasıdır. Tarih analizi nedeniyle
de düşmandır, çünkü komünizm dini "yönetici sınıfların
aracı" olarak tarif eder ve hedeflediği komünist
toplum için dinin yok edilmesini şart koşar.
Bu nedenle de tüm komünist rejimler dine düşman olmuştur.
Dini değerlere saldırmış, ibadethaneleri ortadan kaldırmışlar
ve halka ibadet yasağı getirmişlerdir. Sovyet Rusya,
Kızıl Çin, Kamboçya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi ülkelerdeki
komünist rejimler, kitle katliamları yapabilecek kadar
din düşmanı bir politika izlemişlerdir.
Marksist ideolojinin söz konusu din düşmanlığında Darwinizm'in
çok büyük bir etkisi vardır. Darwin, Marksizm'in ateizmine
sözde bilimsel bir temel kazandırmıştır. Bu nedenledir
ki, Marx ve Engels Darwin'e büyük minnettarlık duymuşlardır.
Engels'in Darwin'e yönelik övgüleri dikkat çekicidir:

Evrim teorisi, ortaya atıldığı
günden itibaren materyalist felsefeye hizmet etmiştir.
Bugün de teoriyi ayakta tutmak için çaba harcayanlar,
bu felsefenin bağlılarıdır. |
Darwin, bütün organik varlıkların, bitkilerin, hayvanların
ve insanın kendisinin, milyonlarca yıldır olagelen bir
evrim sürecinin ürünleri olduğunu kanıtlayarak metafizik
doğa görüşüne en ağır darbeyi indirdi. (9)
Komünist ideoloji bu şekilde 20. yüzyıl boyunca pek
çok ülkede gerilla mücadelelerine, kanlı terör eylemlerine
ve iç savaşlara neden olmuştur. İşte Darwinizm'e karşı
fikri mücadele bu bakımdan da önemlidir; eğer Darwinizm'in
geçersizliği ortaya çıkar ve Darwinizm çökerse onu temel
alan Marksist felsefeler de kendilerine hayat sahası
bulamayacaklardır. Darwinizm'in din karşıtı komünist
ideoloji üzerinde böylesine önemli bir etkisi varken,
ona verilecek her türlü desteğin komünizme verilmiş
bir destek anlamına geleceği açıktır. Özellikle de bazı
Müslümanların yaptığı gibi Darwinizm'i makul göstermeye
çalışmak, onun dinle bağdaştığını, aslında Allah'ın
canlıları evrimle yarattığını iddia etmek, komünizmi
de meşru hale getirmek demektir. Aynı şekilde komünistler
de din ve Darwinizm'in birbirleriyle bağdaşmadığını
çok iyi bilirler. Fakat Darwinizm'i ve komünizmi daha
geniş çevrelere yayabilmek amacıyla bu duruma ses çıkarmazlar.
Önemli olan ilk adım olarak Darwinizm'e bir kapı açabilmektir.
Sonraki aşamada komünizmin yayılması daha kolay olacaktır.
(Detaylı bilgi için Bkz., Komunizm Pusuda, Harun Yahya)
Pek çok Darwinist'in evrimsel yaratılışa inanan inançlı
kesimlere seyirci kalmasının altında yatan ana sebep
budur.
SONUÇ
Evrim teorisi ve evrimciler büyük bir çıkmaz içindedirler.
Çünkü bilim, Darwinizm'i açıkça yalanlamaktadır. Bunun
farkında olan evrimciler ise büyük bir panik içinde
çırpınmakta, çıktıkları tartışma programlarında, açık
oturumlarda ya da cevapsız kaldıkları her türlü ortamda
hemen yaratılış gerçeğini savunanlara saldırmakta, bu
şekilde sözle üstün gelmeye çalışmaktadırlar. Müslümanların
evrimi dinle bağdaştırma çabalarının altında ise, "batıl"
karşısında duydukları endişe, eziklik, bilgisizlik ve
kararsızlık yatmaktadır. Oysa bu son derece yersiz bir
ezikliktir. Çünkü evrimcilerin kendilerini savunabilmek
için ne bilimsel bir dayanakları, ne de bir delilleri
vardır. Onlar bu teoriye olan dogmatik bağlılıkları
nedeniyle demagoji yapmakta, psikolojik baskıyla karşılarındakileri
susturmaya çalışmaktadırlar. Gerçekte ise çaresiz durumdadırlar.
Müslüman evrimcilerin bunu fark etmemelerinin nedeni,
konu hakkındaki bilimsel gelişmelerden habersiz olmalarıdır.
Bilimsel gelişmeleri takip etmeyen, evrim teorisinin
geçersizliğini anlatan yayınları okumayan bir insanın
evrim teorisini bilimsel bir gerçek zannetmesi doğaldır.
Ancak bilgisizlik, bu konudaki eserleri okumakla kolayca
giderilebilecek bir eksikliktir. Evrim teorisi konusunda
detaylı bilgi sahibi olan bir Müslüman için, evrimcilerin
iddiaları karşısında kararsız veya suskun kalma gibi
bir durum kesinlikle olmayacaktır. Bunun yanı sıra,
Allah'ın eşsiz yaratışını ve tüm kainatı saran kusursuz
sanatını derin derin düşünmek, Kuran'a kuvvetle sarılmak
ve Kuran ayetlerinde bildirilen gerçekleri kavramak
bu olumsuz etkilerden kurtulmanın en kolay yoludur.
Örnek Müslüman tavrı, bir konuyu samimiyetle araştırmak,
öğrenmek ve ona göre davranmaktır:
… İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği
ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır. (Cin Suresi, 14)
Müslüman evrimcilerin de yukarıdaki ayetlerde bildirilen
emir gereği, evrim teorisi üzerinde dikkatle düşünüp,
daha sonra kapsamlı bir araştırma yapmaları ve vicdanlarının
sesini dinleyerek karar vermeleri gerekir.
(1) Pierre-Paul Grassé, Evolution of
Living Organisms, Academic Press, New York, 1977 s.
103
(2) Elmalılı Hamdi Yazır, http:// www.kuranikerim.com/telmalili
/insan-dehr.htm
(3) İmam Taberi, Taberi Tefsiri,
6.Cilt, s.2684
(4) İmam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s.1701
(5) Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'ı
Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 5. cilt, s.
2622
(6) Elmalılı Hamdi Yazır,
http:// www.kuranikerim.com/telmalili /kasas.htm
(7) Elmalılı Hamdi Yazır, http:// www.kuranikerim.com/telmalili
/insan-dehr.htm
(8) Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'ı Kerim'in Türkçe Meali
Alisi ve Tefsiri, 8.cilt, s. 3915
(9) Marx-Engels, Seçme Yapıtlar 3, Sol Yayınları, s.
156
|