| Faşizmin
Kadın Düşmanlığı
Faşizm, kadınlara karşı düşmanca
bir tutum içindedir ve kadınları erkeklerden
aşağı görür.
Bu gerçeği 20. yüzyılın faşist
liderlerinin söylev ve demeçlerinde bulmak mümkündür.
Örneğin Mussolini 12 Kasım 1922 tarihinde Fransız
Journal gazetesi muhabiri Maurice de
Valeffe'e verdiği demeçte kadınları açıkça aşağılamıştır:
Benim genel oy hakkını
sınırlama niyetinde olduğumu söyleyenler var.
Hayır! Her yurttaş Roma Parlamentosu için sahip
olduğu oy hakkını koruyacaktır... Ayrıca size
itiraf edeyim ki kadınlara oy hakkı
tanımayı düşünmüyorum. Bir yararı yok bunun.
Kadınların devlet işlerine katılmaları
konusundaki kanım her türlü feminizme karşı
niteliktedir. Elbet, kadın bir köle olmamalı,
ama ona oy hakkı verirsem tefe koyarlar beni.
Bizim devletimizde kadın
hesapta olmamalıdır.1
1930'da büyük ekonomik bunalım
başladığı sıralarda ise Mussolini kadınların
çalıştıkları işlerden ayrılmaları talimatını
vermişti. Çünkü kadınları "erkeğin ekmeğine
el uzatan hırsızlar, erkek kısırlığının suçluları"
olarak görüyordu.2 "Duçe"nin
kadınlara bakış açısını vurgulayan en önemli
sözler Fransız gazeteci Helene Gosset'nin kendisiyle
1932'de yaptığı bir konuşmada göze çarpmaktadır:
Kadın
boyun eğmelidir… Bir analiz gücü varsa da sentez
gücü yoktur onun. Hiçbir zaman mimari
bir yapıt ortaya koymuş mudur? Bir tapınaktan
söz etmiyorum, bir kulübe kurmasını isteyin
kadından, üstesinden gelemeyecektir. Kadın,
bütün sanatların sentezi olan mimariye yabancıdır;
ve yazgısı da bu noktada düğümlenmektedir işte. 3
Kadınlara iş hayatında yapılan
bu kısıtlama eğitim alanında da kendisini göstermiş
ve alınan bir dizi önlemle kadınların öğrenim
ve iş yaşamları kısıtlanmıştır. Örneğin 30 Ocak
1927 tarihli kararname ile kadınlara liselerde
edebiyat ve felsefe derslerinin okutulması kesinlikle
yasaklanmıştır. 1928'de çıkartılan kararnameyle
kadınların eğitimine karşı yasal önlemlere başvurulmuş
kadınların birinci devre orta öğretim kurumlarında
müdürlük yapmaları önlenmiştir. Kız öğrencilere
orta öğrenimlerinde ve üniversitelerde iki kat
harç ödeme yükümlülüğü getirilmiştir.
Mussolini'nin Meclise sunduğu 28
Kasım 1933 tarihli yasa gücünde kararname metninde
ise şunlar yazılıdır: "Devlet kurumları,
eleman almak için açılacak sınavlarla ilgili
ilanlarda kadınları dışarıda tutacak koşullar
koymaya yetkilidirler… Kamu görevlerinde çalışan
kadınların artışına karşı bir sınır belirlemek
zorunludur…"4 1 Eylül
1938 tarihli yasa gücünde kararnameyle, kadınların,
kamu görevlerindeki kadro toplamının ancak %10'unu
doldurabileceği belirlenmiştir.
Nazi Almanyası'nda ise kadınlara
karşı belirlenen "ikinci sınıf vatandaş"
statüsü daha da belirgindi. Alman Milli Eğitim
Bakanlığı, lise bitirenlerin %10'undan fazlasının
kız olmamasına karar vermişti. 1934'te, liseyi
bitirmiş her 10.000 kızdan, yalnız 1.500'üne
yüksek öğrenim kurumlarında okuma izni verildi.
1929'da, 39 nasyonel-sosyalist öğrenim kurumu
vardı. Bunların yalnız ikisi kızlar içindi.
Kızlara, orta öğrenimleri sırasında Latince
derslerine girmeyi yasaklamak için de yasalar
çıkarıldı; onlar daha liseyi bitirmeden önce,
yüksek okullara ve üniversiteye girişleri önlenmiş
oluyordu…5
Bunlar sadece toplumsal
konum veya işbölümüyle ilgili düzenlemeler değil,
asıl Nazizm'in biyolojik dogmalarıyla ilgili
uygulamalardı. Faşizmin Analizi kitabının
yazarı Maria A. Macciocchi'nin yorumuna göre
Nazilerin gözünde kadın
bir çeşit hayvandı. 6
Bu felsefeye göre kadın, farkları belirmemiş
ilkel bir ırktı, biyolojik yönden aşağı düzeydeydi. 7
Kadın Düşmanlığının
Darwinist Kökeni
Faşistlerin kadınlara olan bu küçümseyici
yaklaşımlarının kökeni de, diğer pek çok konuda
olduğu gibi, Darwinizm'dir. Faşistler Darwin'in
yalnızca ırklar arasındaki eşitsizlik fikrini
almakla kalmamış, erkeklerin kadınlardan üstün
olduğu yönündeki fikirlerini de benimsemişlerdir.
Darwin, Descent of Man
adlı kitabında kadınların idrak etme, hızlı
kavrama ve taklit konusunda "daha aşağı
ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle
daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip
olduklarını" yazmıştı.8
Darwin'in kendi kelimeleriyle evrim, bir cinsin
üyelerinin -özellikle de erkeklerin- diğer cinsi
hakimiyetleri altına almak için mücadele etmeleri
demekti.9 Ayrıca Darwin'e
göre, kadınların bazı özellikleri aşağı ırkların
özellikleri olduğundan kadınlar erkeklere göre
daha düşük bir medeniyet seviyesine sahiptiler.10
Darwin'e göre erkekler yalnızca
vücut ve akıl olarak kadınlardan üstün değildiler,
aynı zamanda seleksiyon gücünü kazanmışlardı.
Evrim erkeklerin elindeydi ve kadınlar oldukça
pasiftiler. Sonuç olarak kadınlar daha az gelişmişlerdi
ve daha ilkeldiler, bu yüzden kadınların en
büyük zayıflıkları olan içgüdüleri ve duyguları
ağır basmaktaydı.11
Darwin hayatı boyunca evrim için
önemli olduğuna inandığı erkek üstünlüğü görüşünü
devam ettirdi. Bu konuyla ilgili olarak kuzeni
Francis Galton'ın teorilerine de atıfta bulunarak
şunları söylemişti:
"... İki eşeyin
zihni yetilerindeki başlıca fark, gerek derin
düşünceyi, sağduyuyu, gerek hayalgücünü, gerekse
yalnızca duyuları ve elleri gerektiren işleri
ele alırken erkeğin kadının varabileceğinden
daha yüksek bir doruğa varmasıdır. Şiir, resim,
yontu, müzik, (gerek beste, gerek seslendirme),
tarih, bilim ve felsefede en ünlü erkeklerin
ve kadınların birer düzine ad içeren listeleri
çıkarılırsa, bu listeler karşılaştırma götürmez.
Bay Galton'un Hereditary Genius adlı
yapıtında çok güzel anlattığı ortalamalardan
sapma yasasından, erkekler birçok konuda kadınlardan
kesinlikle üstünse, erkekteki
ortalama zihni gücün kadınınkinden yüksek olması
gerektiği sonucunu da çıkarabiliriz." 12
Darwin'in bu görüşleri aslında
onun kadınlara karşı kişisel yaklaşımından da
anlaşılmaktaydı. Darwin kadının evlilikteki
rolünü şöyle tarif ediyordu: "Devamlı arkadaşlık
(yaşlılıkta bile süren bir arkadaşlık), sizinle
ilgilenecek biri –bir köpekten daha iyi oyalayabilecek-
ev ve evin sorumluluklarını alacak biri…"13
Görüldüğü gibi Darwin aile kurumuna ve kadınlara
tam bir materyalist gözle bakmaktaydı. Bu bakış
açısında sevgiden, saygıdan, bağlılıktan, şefkat
ve merhametten eser yoktu.
Geneva Üniversitesi'nde doğa tarihi
profesörü olan evrimci ve materyalist Carl Vogt
da kadınlara karşı küçümseyici fikirler besliyordu.
Vogt şöyle yazmıştı: "İnsan
dişileri erkeklerden çok aşağı, hayvan türlerine
daha yakındır. Bu nedenle eğer standart
olarak kendimize bir kadını alacak olsaydık,
daha çok maymun benzeri özelliğe rastlardık.
Darwin'i izleyen pek çok evrimci,
kadınların biyolojik ve zihinsel yönden erkeklerden
daha aşağı olduğunu iddia etmeyi sürdürdüler.
Hatta bazı evrimciler erkekleri ve kadınları
iki farklı psikolojik tür olarak sınıflamışlardı:
Erkekler homo frontalis, kadınlar homo
parietalis'ti.14
Bir evrimci olan Morgan, Darwin'in erkekleri,
kadınların niçin bariz bir şekilde aşağılık
ve daha alt tabakada olduklarının sebepleri
üzerinde çalışmaya motive ettiğini belirtmişti.15
Paris'te Tıp Fakültesi'nden evrimci
fizikçi Paul Broca ise (1824-1880) özellikle
de erkekler ve kadınlar arasındaki akıl ve beyin
hacimleri ölçümleriyle ilgilenmişti. Kadın beyninin
oldukça küçük olan hacmini, onun akıl olarak
aşağı olmasına bağlamıştı.
Darwin'in takipçilerinden evrimci
sosyal psikolog Gustave Le Bon ise (1841-1931)
şöyle yazmıştı:
Kadınların
beyinleri erkeklerden çok gorillerin beyinlerine
yakındır. Kadınlardaki aşağı ırk olma
o kadar belirgindir ki, hiç kimse doğruluğu
hakkında bir an bile tartışmaz; yalnızca derecesi
tartışmaya değer... Kadınlar
insan evriminin en aşağı formunu temsil ederler
ve yetişkinlerden ve medeni erkeklerden
çok çocuklara ve vahşilere daha yakındırlar.
Vefasızlıkta, tutarsızlıkta, düşünce ve mantık
eksikliğinde ve sebep yetersizliğinde üstündürler.
Hiç şüphesiz ortalama bir erkekten daha üstün
olan kadınlar mevcuttur, ama bunlar doğuştan
çirkin olan istisna şeylerdirler. Örneğin iki
kafalı bir goril gibi; sonuç olarak onları tamamen
göz ardı edebiliriz" 16
İşte faşizmin kadınları küçümsemesinin
ve hor görmesinin temelinde, Darwinizm'in aynı
yöndeki sözde bilimsel telkinleri yatmaktadır.
Mussolini'nin kadınların sosyal haklarını ellerinden
alması, Hitler'in üstün ırk çoğaltmak için "üreme
çiftlikleri" kurarak, genç kızları bu çiftliklerde
SS subaylarıyla birlikte olmaya zorlaması, faşistlerin
kadınlara bakış açılarının birer yansımasıdır.
Darwinistler de faşistler de kadın düşmanıdırlar.
Kadınları hem aşağı ve geri bir tür olarak görmüş,
hem küçümsemiş, hem de onlara karşı ayrımcı
ve baskıcı yöntemler kullanmışlardır.
Faşistlerin bu tutumları da Kuran
ahlakı ile taban tabana zıttır. Allah, Kuran'da
kadınlara karşı son derece şefkatli, saygılı
ve koruyucu davranılmasını emretmiştir. Bunun
yanında Hz. Meryem ve Firavun'un karısı gibi
üstün ahlaka sahip kadınları insanlara örnek
göstermiştir. Allah katında üstünlük insanların
ırklarına, cinsiyetlerine veya mevkilerine göre
değil, Allah'a olan yakınlık ve iman güçlerine
göredir. Allah Kuran'ın birçok ayetinde tüm
iman edenlerin, kadın-erkek ayrımı olmaksızın
yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak alacaklarını
şöyle haber vermiştir:
Nitekim
Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevap
verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın
olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa
çıkarmam..." (Al-i İmran Suresi, 195)
Erkek olsun, kadın olsun inanmış
olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar
cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki
tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır.
(Nisa Suresi, 124)
Erkek olsun, kadın olsun,
bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa,
hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız
ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle
muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
Ancak, dinin terk edilmesi ile
birlikte bu gerçekler de terk edilmiş ve bunun
yerine her türlü ırk ve cinsiyet ayrımını meşru
gören faşizm, Darwinizm gibi hurafeler gelişmiştir.
Kaynakça
1. Maria A.Macciocchi, Faşizmin
Analizi , Çeviren: Cemal Süreya, Payel Yayınları,
İstanbul 2000, s.108
2. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.126-127
3. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.
126
4. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.
128-129
5. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.
132-133
6. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.134
7. Maria A.Macciocchi, Faşizmin Analizi , s.
163
8. John R. Durant, ’’The Ascent of Nature in
Darwin’s Descent of Man’’ in The Darwinian Heritage,
Ed. By David Kohn, Princeton, NJ: Princeton
University Press, 1985, s.295
9. Charles Darwin, The Origin of Species by
Means of Natural Selection , New York: D. Appleton
and Company, 1859 (1897 baskısı), s.108
10. Charles Darwin, The Descent of Man and Selection
in Relation to Sex, New York: D. Appleton and
Company, 1896, s.563-564
11. Stephanie A. Shields, ’’Functionalism, Darwinism,
and the Psychology of Women; A Study in Social
Myth.’’ American Psychologist 30, no.1 (1975):
742
12. Charles Darwin, Seksüel Seçme, Onur yayınları,
Nisan 1977, Birinci Baskı, Çeviren: Öner Ünalan,
s. 465
13. Charles Darwin, The Autobiography of Charles
Darwin 1809-1882 (Ed. by Nora Barlow), New York:
W. W. Norton & Company, Inc., 1958, s. 232-233
14. Rosaleen Love, "Darwinism and Feminism:
The 'Women Quesfion' in the Life and Work of
Olive Schreinr and Charlotte Perkins Gilman"
in David Oldroyd and Ian Langham (Eds.), The
Wider Domain of Evolutionary Thought (Holland:
D. Reidel, 1983), 113-131.
15. EIaine Morgan, The Descent of Woman, New
York: Stein and Day, 1972, s.1
16. Stephen Jay Gould, The Mismeasure of Man,
New York: W. W. Norton & Company, 1981,s.104,105
|
|