Allah rızası için birlik içinde
hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında
başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır.
Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara
baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu
şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta Allah'ın
tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar
bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri
üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet'in
ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile
olmuşlardır.
Peygamber Efendimiz (sav), gönderildiği
müşrik toplumu, o güne kadar yaşadıkları sapkın
inançlarını terk etmeye ve yalnızca bir olan
Allah'a kulluk etmeye çağırmıştır. Resul-ü Ekrem
Efendimiz, bu tebliği sırasında çok büyük zorluklarla
karşılaşmıştır. İslam ahlakının toplumda yaygınlaşmasının
kendi menfaatlerini zedeleyeceğini düşünen müşrikler,
Peygamberimiz (sav)'e ve inananlara karşı birlik
olmuş, ellerindeki tüm imkanları kullanarak
büyük bir mücadele yürütmüşlerdir. Atalarının
şirk dinini değiştirmeyi kabul etmemiş, Peygamberimiz
(sav)'e tuzaklar kurmaya yeltenmişlerdir. Resulullah'tan
nefislerine uygun ayet getirmesini istemiş,
O'nu öldürmeye, yaşadığı yerden sürmeye ya da
tutuklamaya kalkışmışlardır. Allah'ın Resulü'nün
tebliğinin insanlar üzerindeki etkisini önleyebilmek
için, Peygamberimiz (sav)'e delilik, büyücülük,
akıl yetersizliği, doğru sözlü olmamak, şairlik
gibi asılsız iftiralarda bulunmuşlardır. Peygamberimiz
(sav) inkarcıların sözlü ve fiili olarak yaptıkları
tüm bu iftira ve saldırılara karşı çok üstün
bir sabır ve tevekkül göstermiş, onlara hep
Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Allah'ın
indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç
kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan
korkup sakınarak hareket etmiştir. Yapılan tüm
tehditlere, baskılara ve çıkarılan zorluklara
rağmen, dini tebliğ etmeye devam etmiştir. İnkarcılara
karşı verdiği bu mücadelenin yanı sıra, beraberindeki
Müslümanların her türlü sorumluluğunu da birinci
dereceden kendisi üstlenmiştir. Onları bir yandan
tehlikelerden korurken, bir yandan da din ahlakını
tebliğ ederek çevresindeki tüm insanları eğitmiştir.
Kuşkusuz Resulullah'ın bu üstün
ahlakı, tüm Müslümanlar için çok önemli bir
örnektir. Peygamberimiz (sav)'in, en zor şartlarda
iken bile öncelikle dinin menfaatlerini, Müslümanların
rahatını, güvenliğini ve huzurunu ön planda
tutması, O'nun sahip olduğu üstün fedakarlık
anlayışını göstermektedir. Savaşların en kızıştığı,
Allah'ın Müslümanları açlık, yokluk, hastalık
gibi sıkıntılarla denediği bir ortamda Peygamberimiz
(sav), Müslümanlara karşı çok büyük düşkünlük
göstermiş, onları merhamet ve şefkatle koruyup
kollamıştır.
Sahabeler de Hz. Muhammed (sav)'in
bu üstün fedakarlık anlayışını kendilerine örnek
alıp, maddi manevi her konuda üstün bir ahlak
sergilemişlerdir. Bu fedakarlık ruhuna dayanan
birlik ve beraberlikleri sonucunda büyük bir
kuvvet elde etmiş, Allah'ın rahmetiyle inkar
edenlere ve müşriklere karşı büyük zaferler
kazanmışlardır. Peygamberimiz (sav) döneminde
çok küçük bir topluluk olan Müslümanların sayısı
giderek büyük bir yükselişle artmış, İslamiyet
tüm Arap Yarımadasına yayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (sav) herşeyden
önce nefsinden yana büyük fedakarlıklarda bulunmuş,
iman edenlerin dünya ve ahiret menfaatleri için
kendi nefsinden feragat etmiştir. Kuşkusuz İslam
ahlakını yeni öğrenmekte olan kimselerin eğitimi,
çoğu zaman büyük özveriler gerektirmiştir. Kuran'ın
çeşitli ayetlerinde gerek Bedevi olarak adlandırılan
göçebe kimselerin gerekse de kalpleri imana
henüz yeni ısınmakta olan kişilerin cahilce
tavırlarından bahsedilmektedir. Kuran'da yer
alan bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Bedeviler,
dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz
iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize
girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi
eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 14)
Bedeviler inkar ve nifak bakımından
daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği
sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve
elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)
Çevrenizdeki bedevilerden
münafık olanlar vardır ve Medine halkından da
nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır.
Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz
onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar
büyük bir azaba döndürülecekler. (Tevbe Suresi,
101)
Peygamber Efendimiz (sav) çevresindeki
insanların cahilce tavırlarına daima en güzel
şekilde, Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir.
Kuran'da Resulullah'ın bu üstün ahlakı şöyle
bildirilmektedir:
Ve şüphesiz
sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem
Suresi, 4)
Andolsun, sizin için, Allah'ı
ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler
için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.
(Ahzab Suresi, 21)
Bir insanın çevresindeki kimselerin
kimi zaman cahillikten, kimi zaman ise art niyet,
kötü ahlak ya da zalimlikleri nedeniyle sergiledikleri
bozuk tavırlara karşı sabır gösterebilmesi,
tüm bunlara en güzel ahlak ile karşılık verebilmesi
büyük bir fedakarlık örneğidir. Özellikle de
kişinin haklı olduğu, hakkının yendiği, haksızlığa
uğradığı durumlarda bu hakkından vazgeçebilmesi
büyük bir üstünlüktür. Kimi zaman cahillik içerisinde
olan kimseler, bu üstün ahlakı takdir edemeyebilir
ya da farkına bile varamayabilirler. Ancak bu
ahlakı yalnızca Allah'ın rızasını kazanabilmek
için yaşayan derin iman sahipleri, affetmenin,
sabır göstermenin, alttan almanın nefse en zor
geldiği durumlarda bile nefislerinden feragat
ederler. Resul-ü Ekrem Efendimiz de çevresindeki
insanların kötü niyetli tavırlarına karşı, Allah
rızası için kendi nefsinden yana fedakarlık
göstermiş, daima onları doğru olana teşvik edip
ıslah etme yolunu tercih etmiştir. Allah, Peygamberimiz
(sav)'in müminlere karşı olan bu düşkünlüğünü,
fedakarlığını ve güzel ahlakını ayetlerde şöyle
bildirmektedir:
Allah'tan
bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın.
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden
dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla,
onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla
müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül
et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
(Al-i İmran Suresi, 159)
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün,
mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi
gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle,
onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.
(Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp)
pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında,
onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine
de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah,
iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Hz. Ayşe'den rivayet edilen bir
hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav)'in bu güzel
ahlakı "…Resullullah başkalarını nefsine
tercih ederdi."1
sözleriyle ifade edilmiştir. Hz. Hüseyin'den
rivayet edilen bir hadis-i şerifte ise alemlere
rahmet olarak gönderilen Resulullah Efendimiz
(sav)'in fedakar ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
Babama Resullullah'ın
oturuşunu sordum, şöyle buyurdu: "Allah
Resulü ancak zikir üzerine otururlardı. Belli
yerleri kendisine tahsis etmediği gibi, böyle
yapmaktan insanları da sakındırırdı. Bir meclise
vardığında, nerede meclis bitmişse (boş yer
var ise) o noktada oturur ve sahabilere de böyle
davranmalarını emrederdi. Kendisiyle oturan
herkese payını verirdi. Onunla oturan hiç kimse,
Resullullah'ın katında kendisinden daha üstünü
olduğu kanaatine varmazdı. Kim Resullullah ile
oturursa veya bir ihtiyacını Hz. Peygamber'den
almak için kendisine giderse, Hz. Peygamber
(sav) ona karşı sabreder, o Peygamberi bırakıp
gidici olurdu. Kim Hz. Peygamber (sav)'den bir
ihtiyacını isterse ya o ihtiyacı yerine getirir
veya tatlı söz söyleyerek onu geri gönderirdi.
Onun güler yüzü, güzel ahlakı, o insanları zengin
kılmıştı.2
Bir başka hadis-i şerifte Rabbimiz'in
yüksek ahlak bağışlamış olduğu Hz. Muhammed
(sav)'in bu üstün tavrı şöyle anlatılmaktadır:
Yezid et-Teymi şöyle
anlatıyor: Huzeyfe'nin yanındaydım. Bir kişi
Huzeyfe'ye, "Eğer ben Peygamber zamanına
yetişseydim onunla beraber savaşır ve büyük
bir metanet gösterirdim" dedi. Huzeyfe
ona "Sen mi öyle yapacaktın? Allah'a yemin
ederim ki, Ahzab günü Hz. Peygamber'le beraberdim.
Şiddetli rüzgar ve korkunç bir soğuk vardı.
Hz. Peygamber "Bir kişi yok mudur ki, müşriklerden
bir haber getirsin de kıyamet günü benimle beraber
bulunsun." Sonra Hz. Peygamber haber getirmem
için beni gönderdi. Gidip Kureyş'in durumunu
öğrendikten sonra Resullullah'a vardım. Düşmanın
yanından döndükten sonra yine eskisi gibi titriyordum.
Resullullah'a haberi verdim. Resullullah abasını
bana giydirdi. Aba sırtındaydı ve onunla namaz
kılıyordu. Ve sabaha kadar Hz. Peygamber'in
abası altında uyudum.3
Gösterdiği bu eşsiz ahlakın yanı
sıra Resul-ü Ekrem Efendimiz, Kuran'ın "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
(Enam Suresi, 162) ayetinde bildirildiği
şekilde, tüm hayatını, malını, canını Allah'a
adamıştı. İslam ahlakının tüm insanlar arasında
yaygınlaşması, huzur, barış ve sevgi ahlakının
hakim olması için maddi ve manevi tüm imkanlarını
ortaya koymuştu. Bu uğurda her türlü zorluğa
büyük bir şevk ve teslimiyetle talip olmuştu.
İslami kaynaklara göre, Resul-ü
Ekrem Efendimiz (sav) üç sene kadar tebliğ faaliyetlerini
gizliden gizliye sürdürmüş, tebliğinde son derece
ihtiyatlı davranmıştır. Bu dönemde pek çok kişi
Müslümanlığı kabul etmiş ve İslamiyet giderek
güç kazanmıştır. Üç senenin sonunda ise Allah'ın
emri üzerine Peygamber Efendimiz (sav) peygamberliğini
ve İslamiyet'i, Kureyşli kabilelerin her birine
ayrı ayrı açıkça ilan etmiştir. Kureyşli müşrikler
eziyet ve düşmanlığa yeltenerek Peygamberimiz
(sav)'in davetine karşı çıkmışlardır. Ona karşı
amansız bir mücadeleye girmiş, ellerindeki bütün
imkanları kullanarak bu mübarek insanı etkisiz
hale getirmeye çalışmışlardır. Bunun için ise
mümkün olan her türlü eziyet ve hatta suikast
yöntemlerine başvurmuşlardır. Başta Ebu Leheb
ve karısı Ümmü Cemil, Ebu Cehil olmak üzere,
Kureyş kabilelerinin önde gelenleri Resulullah'ı
durdurabilmek için büyük mücadeleler vermişlerdir.
Ancak İslamiyet'in yayılmasını
önleyebilmek için başlattıkları tüm girişimler
sonuçsuz kalmıştır. Bu durum Mekkeli müşrikleri
ve kavmin önde gelenlerini oldukça rahatsız
etmiştir. Aleyhteki tüm çabalarına rağmen Müslümanların
sayısı gün geçtikçe artmış ve İslamiyet, Mekke
dışındaki kabileler tarafından da kabul görmeye
başlamıştır. Hz. Ömer, Hz. Hamza gibi önde gelen
kimselerin de Müslümanların safına katılması
ve bu yolla İslam'ın giderek güçlenmesi bu kimseleri
oldukça tedirgin etmiştir. Yaptıkları işkencelerle,
şiddet gösterileriyle kimseyi dininden çeviremediklerini,
İslamiyet'in yayılmasını engelleyemediklerini
görmüşlerdir. Bu durumda yeni bir yöntem arayışına
gitmiş ve Müslümanları baskı ve boykot yöntemleriyle
durdurmaya çalışmışlardır. İttifakla aldıkları
boykot kararlarına göre Müslümanlarla ve onları
koruyan kabilelerle ticari hiçbir münasebette
bulunulmamasına karar vermişlerdir. Bu karara
göre onlara hiçbir şey satılmayacak ve onların
mallarından hiçbir şey alınmayacaktı.
Kabe duvarına yazılı olarak astıkları
bu kararlar kısa sürede tüm Mekkeliler tarafından
uygulamaya geçirilmiştir. Bu katı boykot nedeniyle
Müslümanlar topluca bir yere taşınarak birarada
yaşamaya başlamışlardır. Müşrikler, boykota
uğrayanların toplandıkları mahalleye neredeyse
hiçbir gıda malzemesi sokmuyorlardı. Sadece
Hac mevsiminde dışarı çıkıp alışverişte bulunmalarına
izin veriyorlardı. Ancak bu durumda da köşe
başlarında durarak onlara bir şey aldırmamak
için ellerinden gelen her türlü engellemeyi
yapıyorlardı. Kimi zaman Müslümanlara mal satmamaları
için satıcıları tehdit ediyor, kimi zaman ise
satıcıların tüm mallarını satın alarak Müslümanların
alabilecekleri bir şey bırakmıyorlardı. Mekke'ye
yiyecek getiren kervanları şehrin dışında karşılayıp
çeşitli vaatlerle onları Müslümanlar aleyhinde
kışkırtıyorlardı.
Bu dönemde boykota uğrayan Müslümanlar,
dışarıdan fazla bir şey alamadıklarından kısa
sürede şiddetli bir açlık ve kıtlıkla karşı
karşıya kaldılar. Bu dönemde Resul-ü Ekrem Efendimiz
(sav), amcası Ebu Talip ve Hz. Hatice boykota
uğrayanların ihtiyaçlarını giderebilmek için
tüm mal varlıklarını harcadılar. Tam üç sene
süren bu boykot ile oluşturdukları sıkıntı,
açlık ve kıtlık ortamına rağmen, inkar edenler
yine de İslamiyet'in yayılmasını önleyemediler.
Resul-ü Ekrem Efendimiz bu ağır şartlar altında,
büyük fedakarlıklarla tebliğ görevini en güzel
şekilde yerine getirmişti.
Üç senenin sonunda Kureyşli ileri
gelenler boykotu çeşitli sebeplerle sona erdirmek
durumunda kaldılar. Ancak Müslümanlar aleyhinde
çaba harcamaktan vazgeçmediler. Bu dönemde Mekke'nin
sözü dinlenen isimlerinden biri olan ve Müslümanlığı
kabul etmemesine rağmen, Peygamberimiz (sav)'i
ilk günden itibaren koruyup destekleyen amcası
Ebu Talip ve Peygamberimiz (sav)'in hanımı Hz.
Hatice'nin vefatı Kureyşlilerin cesaretlerinin
daha da artıp harekete geçmelerine neden oldu.
Ebu Talip'in konumu nedeniyle o zamana dek Peygamberimiz
(sav)'e yönelik bir girişiminde bulunmaktan
çekinen Kureyş'in önde gelenleri, bu durumun
ortadan kalkmasını fırsat bildiler. Peygamber
Efendimizin tebliğini durdurabilmek ve Müslümanların
dinlerini yaşabilmelerini engelleyebilmek için
her türlü zulüm, baskı, işkence, tehdit ve eziyet
yöntemine başvurdular.
İslam'ın tebliğinin onuncu yılında
Peygamber Efendimiz (sav), giderek artan bu
sözlü ve fiziksel baskılar karşısında Mekke
dışındaki bir topluma seslenmeye karar vermiştir.
Hz. Zeyd bin Harise ile birlikte Arabistan'ın
önemli bölgelerinden biri olan Taif'e giderek
oradaki Sakif kabilesini İslamiyet'i kabul etmeye
ve onları Kureyş müşriklerine karşı Müslümanları
korumaya davet etmiştir. Taif'te kaldığı on
gün boyunca kabilenin ileri gelenlerine İslam'ı
anlatmıştır. Ancak Lat adlı büyük bir puta tapınan
Taifliler arasında Peygamberimiz (sav)'in tebliğine
uyan olmamıştır. Resulullah, kentin önde gelen
isimleriyle tek tek konuşmuş, ama bu kimselerin
cehalet, kibir ve düşmanlık içerisinde olduğunu
görmüştür. Resulullah buradaki insanların Hz.
Zeyd bin Harise ve kendisine karşı yönelttikleri
sözlü ve fiili saldırılara karşı sabretmiştir.
Peygamberimiz (sav), her an ölüm,
işkence, açlık ve sürgün gibi tehditler altında
yaşayan Mekke'deki Müslümanları, bu zor şartlardan
kurtarmak için her yolu denemiştir. O dönemin
zor koşulları altında, rivayetlerde bildirildiği
üzere, yürüyerek Taif'e gitmesi ve buradaki
putperest insanlara doğru yolu gösterebilmek
için elinden gelen herşeyi yapması Resulullah'ın
üstün ahlakının tecellilerindendir. Nitekim
burada da, rivayetlerde anlatıldığı üzere bu
cahil insanların çeşitli eziyetleriyle karşı
karşıya kalmıştır. Ancak Peygamber Efendimiz
(sav) İslamiyet'in yayılması ve Müslümanların
güvenliğe kavuşması için tüm bunları göze almış,
fedakarlıkta tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Peygamberimiz Mekke'ye dönüşünde
Kureyşlilerin Müslümanlara baskılarını şiddetlendirdiklerini
görmüş ve İslamiyet'i diğer kabilelere tebliğe
devam etmiştir. Hac mevsiminde Mekke çevresinde
konaklayan ya da yılın belirli dönemlerinde
kurulan panayırları gezmeye gelen Arap kabileleriyle
görüşmüş, Kuran'ı anlatarak onları İslam'a davet
etmiştir. Peygamberimiz (sav) bu dönemde de
pek çok zorlukla karşılaşmış, ama Allah rızası
için tüm bunlara güzel bir sabır ve tevekkülle
karşılık vermiştir. Resulullah'ın İslam'a çağırdığı
kabileler kimi zaman Peygamberimiz (sav)'e düşmanca
tavırlarla karşılık vermişlerdir. Ancak Resulullah
bu zor şartlar altında da tebliğine devam etmiştir.
Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav) tebliğini yaparken,
Ebu Leheb gibi müşriklerin aleyhte yürüttükleri
faaliyetlere de karşı koymak durumunda kalmıştır.
Aynı dönemde Ebu Leheb de Mekke çevresine gelen
kabilelerle görüşüp, Peygamberimiz (sav) hakkında
iftira dolu sözler söyleyerek onları etkilemeye,
Resulullah'ın tebliğini dinlemelerine engel
olmaya çalışmıştır.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinin
11. senesinde Medine'den gelen altı kişilik
bir kafile Peygamber Efendimizin tebliğinin
vesilesiyle Müslüman olmuşlardır. Kabileleri
tarafından sevilen ve söz sahibi olan bu kişiler
Medine'ye döndüklerinde akrabalarını da İslam'a
davet etmiş ve kısa sürede İslamiyet Medine'de
geniş ölçüde yayılmıştır. Bu tarihten sonraki
iki Hac mevsiminde tekrar kafileler halinde
Mekke'ye Peygamberimiz (sav)'le görüşmeye gelen
Medineliler, Allah'ın Resulüne bağlılık ve itaat
sözü vermişlerdir. Medinelilerin Peygamberimiz
(sav)'e biat ettiğini duyan Mekkeli müşrikler
ise, Müslümanlara olan baskılarını daha da artırarak,
Mekke'yi iman edenler için yaşanmaz hale getirmeye
çalışmışlardır. Bu dönemde Allah'tan gelen vahiy
üzerine Hz. Muhammed (sav) Mekkeli Müslümanlara
Medine'ye hicret edeceklerini bildirmiştir.
Mekkeli müşrikler, Müslümanların Medine'deki
müminlerle birleşerek büyük bir güç elde edecekleri
endişesiyle, Müslümanların hicret etmelerine
de engel olmaya çalışmışlardır. Kimilerini tutuklayıp
işkence etmiş, kimilerinin de "yollarını
keserek" onlara zorluk çıkarmak istemişlerdir.
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emri
gelene kadar Hz. Ebubekir ve Hz. Ali ile birlikte
Mekke'de bir süre daha kalmıştır. Hz. Muhammed
(sav)'in Allah'ın İlahi koruması altında olduğundan
gafil olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve inkar edenlerin
diğer önde gelenleri, pek çok defa deneyip başarısız
olduklarını gördükleri halde, Peygamberimiz
(sav)'e karşı fiili bir saldırı daha düzenlemeye
karar vermişlerdir. Bu amaçla Kureyş'in her
kabilesinden güçlü birer kişi seçilmiş ve bu
kişilerin Hz. Muhammed (sav)'e karşı hep birlikte
bir tuzak hazırlamalarına karar verilmiştir.
Böylece her kabilenin olaya dahil olacağını
ve bu yüzden Peygamberimiz (sav)'in kabilesinin
bu duruma karşılık veremeyeceğini düşünmüşlerdir.
Allah Kuran'da Peygamber Efendimize hazırlanan
bu tuzağı şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak
ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak
kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken,
Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu.
Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık
verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Ancak Resulullah, ayetten de anlaşıldığı
üzere, puta tapan müşriklerin tüm girişimlerinden
olduğu gibi, Allah'ın yardımıyla bu tuzaktan
da korunmuştur. Bu olayın ardından Hz. Ebubekir
ile birlikte Medine'ye doğru yola çıkan Peygamberimiz
(sav)'e yeni bir tuzak daha kurulmuş, Mekke'nin
önde gelenleri Resulullah'ın arkasından O'nu
bulabilmek için silahlı kişiler göndermişlerdir.
Ancak Allah'ın İlahi korumasıyla Peygamber Efendimiz
(sav)'e kurulan bu tuzak da boşa çıkmıştır.
Allah Kuran'da Hz. Muhammed (sav)'in içerisinde
bulunduğu bu durumu şöyle bildirmiştir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden
biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı;
ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle
diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah
bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na
'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu
sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar
edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 40)
Peygamber Efendimiz (sav)'i durdurmak
için kurulan tuzaklar elbette ki bu kadarla
sınırlı kalmamıştır. Ebu Leheb, Ümmü Cemil ve
Ebu Cehil gibi müşriklerin önde gelenleri hemen
her fırsatta Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav)'e
zorluk çıkarmaya, ona eziyet vermeye çalışmış
ve pek çok kere öldürme girişiminde bulunmuşlardır.
Allah'ın Resulü'ne ve hak dine karşı çirkin
cesaret gösteren bu kimseler hakkında Allah
ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Ebu Leheb'in iki eli kurusun;
kurudu ya. Malı ve kazandıkları kendisine bir
yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir.
Eşi de; odun hamalı (ve) Boynuna bükülmüş bir
ip (bağlanmış) olarak. (Mesed Suresi, 1-5)
Peygamber Efendimiz (sav), bir
yandan putperest kavminin bu tavırlarına karşı
mücadele ederken bir yandan da güzel ahlakıyla,
fedakarlığı, kararlılığı ve teslimiyeti ile
çevresindeki tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Hadis-i şeriflerde Resulullah'ın üstün ahlakı
ve cömertliği şöyle bildirilmektedir:
Resul (sav) hayır işlerinde
insanların en cömerti idi. Peygamber (sav) hayır
yönünden esmekte olan rüzgardan bile daha cömertti.4
Kendisinden bir şey
istenildiği zaman asla "yoktur" demezdi
ve kendisinden istenilen hiçbir şeyi esirgemezdi.5
"Resulullah (sav)
insanların en cömerdi, en cesuru ve şecaatlisiydi."6
Ebu Zerr bana şunları
söyledi: "Ey kardeşimin oğlu! Ben Hz. Peygamber'in
yanına gitmiştim. Elimden tutarak bana "Ey
Ebu Zerr! Uhud Dağı kadar altın ve gümüşüm olsa
ölmeden önce bir kıratını dahi bırakmaksızın
Allah yolunda infak etmeyi isterdim" buyurdular.7
Diğer bir hadis-i şerifte ise
Peygamberimiz (sav)'in Hz. Ayşe'ye şöyle buyurduğu
rivayet edilmektedir:
"Malı toplayıp
da harcama hususunda cimri davranma ki Allah
rızkını senden keser, saklayıp elinde infak
etmeksizin tutma ki Allah da senden meneder."8
Bir başka hadiste ise Peygamberimiz
(sav)'in bu konudaki üstün ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
Ayşe (R. Anha)'ya
dedim: "Resulullah (sav) aile efradının
içinde nasıl idi?" Cevap verdi: "İnsanların
en yumuşağı, insanların en cömerdi idi. Güleryüzlü
ve tebessüm sahibi idi..."9
Müslümanlara üstün ahlakıyla en
güzel şekilde örnek olan Resulullah (sav), bir
hutbesindeki sözleriyle müminleri cömertliğe
şöyle teşvik etmiştir:
Bir hutbesinde Allah'a
hamdu senalar ettikten sonra; "Ey insanlar!
İyi biliniz ki Allah Teala sizlere din olarak
İslam'ı seçmiştir. İslamınızı cömertlik ve güzel
ahlakla süsleyiniz. Bilmenizi isterim ki, cömertlik
kökü cennette, dalları ise dünyada bulunan bir
cennet ağacıdır. İçinizden cömertlik edenler
o dallardan birine yapışmış olup, bu dal onu
cennete götürecektir. Cimriliğe gelince, o da
kökü cehennemde, dalları ise bu dünyada bulunan
bir ağaçtır. Ki cimrilik yaparak kendi dallarından
birine tutunanı cehenneme götürür." Daha
sonra Peygamber (sav) iki kez; "Allah yolunda
cömert olun" buyurdular.10
KAYNAKLAR
1- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 1, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/1, sf. 297 (Terğib, V/148; Beyhaki Hz. Aişe’den)
2- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 1, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/1, sf. 28
3- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Sentez Neşriyat, Cilt 1, Temel Eserler Serisi:
2/1, sf. 318 (Müslim)
4- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 3, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/3, sf. 129 (Sıfatu’-Safve, I/69 (Buhari ve
Müslim, Cabir b. Abdillah’tan)
İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri,
Temel Neşriyat, sf. 84
5- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 3, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/3, sf. 129 (Heysemi, IX/13)
İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri,
Temel Neşriyat, sf. 84
6- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri,
Temel Neşriyat, sf. 86
7- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 2, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/2, sf. 196 (Heysemi X/239 (Bezzar’dan. Ayrıca
Taberani’nin de benzer şekilde rivayet ettiği
kaydedilir)
8- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri,
Temel Neşriyat, sf. 87
9- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri,
Temel Neşriyat, sf. 89
10- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe,
Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat,
Cilt 2, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/2, sf. 192 (Kenz III/310 (İbn Asakir, Enes’ten)