|
CANLILARDA FEDAKARLIK
HARUN YAHYA
Büyük balık küçük balığı avlar", "güçlü olan kazanır"… Bu gibi deyimler
doğadaki canlılar arasındaki ilişkileri tanımlamada
çok sık kullanılan cümlelerdir. Evrim teorisinin de
bazı temel ilkelerini oluşturan bu ifadeler aslında
gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır.
Doğadaki canlılar detaylı incelendiğinde bilinenden
çok farklı bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Canlılar,
varlıklarını sürdürmek ve üreyebilmek için evrimcilerin
iddia ettiği gibi bir "savaş" vermezler; aksine diğer
canlılara karşı son derece "fedakar" tavırlar sergilerler.
Örneğin bazı küçük kuşlar, sürülerine doğru yaklaşmakta
olan kartal ya da atmaca gibi yırtıcı kuşları gördüklerinde,
çığlıklar atarak bu tehlikeyi sürüye haber verirler
ve saldırganın dikkatini sürüden çok "kendilerine" çekerler.
Bu da çığlık atan kuşun sağ kalabilme olasılığını büyük
ölçüde azaltır. Yani bu kuş, sürüdeki yüzlerce kuş için
kendi yaşamını tehlikeye atmaktadır.
Bilindiği gibi canlıların soylarını devam ettirebilmeleri
için üremeleri gerekir. Ancak çoğu zaman üremek tek
başına yeterli değildir. Yeni doğan yavrunun büyümesi
için özel bir bakım gereklidir. Yani hayvanlar yavrularına
karşı "koruma ve gözetme" gibi bir ihtiyaç duymazlarsa,
yeni doğan canlı kendi kendine bakamayacağından ölecektir.
Doğaya baktığımızda ise, bu "yavruları koruma ve gözetme
duygusunun" en vahşisinden en uysalına kadar tüm canlılarda
mevcut olduğunu görürüz. Son derece vahşi olan timsahlar,
kaplanlar yavruları söz konusu olduğunda uysal, fedakar
ve şefkatli canlılara dönüşmektedirler.
Hayvanlar arasında en vahşilerinden biri olarak bilinen
timsahlar, 3 ay boyunca yumurtalarının başından bir
an bile ayrılmadan onları korumaktadırlar. Yine başka
bir örnek olarak yağmur kuşu, yavrusunu koruyabilmek
için yaralı taklidi yaparak düşmanını kendi üzerine
çeker.
Evrim teorisinin savunucuları canlılarda, özellikle de yavrulara karşı
gösterilen fedakarlığı açıklamak için bunun, içgüdüsel
bir davranış olduğunu söylerler. Peki içgüdü tam olarak
ne demektir?
Evrimciler içgüdüyü "canlıların içinden gelen bir ses"
olarak tanımlarlar. İddialarına göre bir örümceğe, bir
kuşa, bir aslana ya da küçük bir böceğe neslini devam
ettirmesi için fedakarlık yapması gerektiğini, içinden
gelen bir ses fısıldamaktadır. Bu sesin kaynağının ne
olduğu sorulduğunda ise "tabiat ana" gibi anlamsız bir
cevap verirler. Evrimcilere göre doğadaki her özellik
doğanın kendi mucizesidi. Bunun ne kadar içi boş ve
anlamsız bir iddia olduğu açıkça ortadadır. Çünkü doğa
kendisi yaratılmıştır ve bildiğimiz taşlardan, çiçeklerden,
ağaçlardan, nehirlerden ve dağlardan oluşur. Ve bu sayılanların
hiçbirinin biraraya gelip herhangi bir canlıyı oluşturamayacağı,
ona akıl ürünü bir özellik kazandıramayacağı çok açıktır.
Bu durumda karşımıza çıkan gerçek çok açıktır: Doğa,
içindeki tüm canlılarla birlikte üstün kudret sahibi
bir Yaratıcı'nın eseridir. Ve o Yaratıcı bize kendisini
şöyle tanıtır:
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır.
Allah, her şeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Aslında teorinin kurucusu olan Darwin'in kendisi bile
bu mantık hezimetinin daha başından beri farkındaydı.
1859 yılında yazdığı "Türlerin Kökeni" adlı kitabında,
teorisi ile ilgili endişelerini şöyle dile getiriyordu:
"İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların
gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte
görünecektir."
Darwin'e göre doğadaki sistem güçlü olanın güçsüz olan
üstündeki hakimiyeti üzerine kuruluydu. Yani bir canlı
evrimleşerek diğerlerine göre daha üstün özelliklere
sahip bir hale geliyor ve ancak bu şekilde hayatta kalmayı
başarabiliyordu, güçsüz olanlarsa yok oluyorlardı. Darwin'in
teorisinde "Doğal Seleksiyon" adı ile anılan bu mekanizma
önemli bir yer tutuyordu. Ancak Darwin, doğadaki canlıları
inceledikçe karşılaştığı fedakarlık örnekleri karşısında,
aklına takılan ve cevaplayamadığı pek çok soruyla karşılaştı.
Canlılar kendilerinden hiç beklenmeyecek akıl gösterileri
sergileyerek, kimi zaman da kendi hayatlarını tehlikeye
atarak birbirleriyle yardımlaşıyorlardı.
Doğadaki yardımlaşma örneklerine baktığımızda
bunların tesadüfen ya da kendi kendilerine oluşamayacakları
açık bir şekilde görülmektedir. Yavrularına karşı şefkat
gösteren tüm canlılar Allah'ın vahyi ile hareket etmektedirler
onlara yavrularını korumayı öğreten de fedakarlık yaptıran
da alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Tüm evren Allah tarafından
yaratılmıştır ve yeryüzündeki bütün canlılarda yaratılmış
olduklarını kanıtlayan deliller vardır. Şu ana kadar
bahsettiğimiz hayvanlardaki fedakarlık örnekleri de,
bu delillerden biridir.
Bu yazıda herşeyin tesadüfen oluştuğunu ileri sürüldüğü
evrim teorisinin kurucusu olan Darwin'in dahi kafasını
karıştıran ve evrim teorisini çıkmaza sokan canlılardaki
fedakarlık örneklerinden birkaçından daha bahsedelim:
Göç eden kuşlardan olan Albatroslar, her zaman kendi
doğdukları yerde çiftleşirler. Bu nedenle üreme zamanlarında
koloniler halinde biraraya gelerek toplanırlar. Dişiler
gelmeden haftalar önce, erkekler gelip burada daha önceden
bulunan yuvaları tamir ederek dişi ve yavrular için
mükemmel bir konfor sağlarlar. Yumurtalara olan düşkünlük
ise albatros kuşlarında hayli dikkat çekicidir. Çünkü
albatroslar, özenle hazırlanan yuva içerisinde yumurtaların
üzerinde hiç kımıldamadan yaklaşık 50 gün boyunca dururlar.
Ancak yavrulara olan bu düşkünlük sadece yumurtaların
korunması ve bakımı ile sınırlı kalmaz. Nitekim albatroslar
çoğu zaman, yalnızca yavrularına yiyecek bulabilmek
için, gerekirse bir seferde 1 milden fazla yol katetmektedirler.
Bir başka örnek olarak; Afrika'da yaşayan ve boynuzlu
kuş olarak bilinen bir kuş türü, yuva yapmak için öncelikle
ağacın üzerinde bir delik bulur. Dişi kuş bu deliğin
içine girer ve erkek de deliğin girişini çamurla kapatır.
Ancak her ikisi de burada önemli bir ayrıntıyı unutmazlar.
Erkek kuş, dişi ile yavruların güvenliğini sağlamak
ve onları dışarıdan gelebilecek hayati tehlikelere ve
bilhassa yılanlara karşı korumak için çamurla kapadığı
bu delikte, küçük bir pencere bırakır. Dişi, yumurtaların
üzerinde yattığı ve bu nedenle yiyecek toplamaya zamanı
olmadığından, erkek boynuzlu kuş, eşine bu delikten
yiyecek verecek ve doğacak yavrularını da yine bu delikten
besleyecektir.
Elbetteki canlılarda görülen bu fedakarlık örnekleri,
bilimsel bir kılıf altında ortaya atılan Evrim Teorisi'ni
büyük bir açmazda bırakır. Eğer doğa, Darwin'in iddia
ettiği gibi zayıflarla beceriksizlerin elendiği ve her
bireyin yalnızca kendi yaşamını düşündüğü bir yerse,
neden canlıların tümü yavrularını beslemek, büyütmek
için bu kadar enerji ve zaman kaybetmektedir? Bu sorunun
cevabı yine canlılar incelenerek bulunabilir.
Erkek penguen kutup kışında kuluçkaya yatarken, dişi
yiyecek aramaya çıkar. Isının -40°C'ye düştüğü kış boyunca
buzullar gittikçe büyür ve besine ulaşmak zorlaşır.
Tek bir yumurta bırakan dişi penguenler hemen denize
dönerler. Erkek, kuluçkaya yattığı dört ay boyunca kutup
fırtınalarına karşı koymak zorundadır. Hiçbir şey yemeden
yumurtaların üstünde yatan erkek bu süre zarfında yarı
yarıya kilo kaybeder. Ama asla yumurtayı terk etmez.
Dört ay sonunda yumurtalar kırılmaya başladığında birden
dişi belirir. Anne yüzlerce penguenin arasından eşini
ve yavrusunu hiç güçlük çekmeden bulur. Kursağındakileri
boşaltarak yavrunun bakım işini üstlenir. Her yerin
buzlarla kaplı olduğu ortamda yuva yapma olanağı yoktur.
Anne ile baba, yavruyu soğuktan korumak için ayaklarının
üstüne koyup, karınlarıyla ısıtırlar. Penguenler kışın
yumurtlarlar. Bunun tek sebebi vardır: Eğer yazın yumurtlasalar
yavrunun büyümesi kışa rastlayacak o zaman da etraftaki
denizler donmuş olacaktı. Bu durumda hem hava şartları
çok ağır olduğundan, hem de besin kaynağı uzakta olduğundan
ebeveynler yavruyu besleyecek besini bulmakta zorlanacaklardı.
Görüldüğü gibi hayvanlardaki fedakarlık örneklerinin
evrim teorisinin yaşam mücadelesi, tesadüf iddiaları
ile açıklanması mümkün değildir. Hiçbir şuura, akla,
karar verme, muhakeme ve yargı yeteneğine sahip olmayan
canlıların birbirlerine karşı böylesine bir düşkünlük
göstermeleri, bunun yanısıra bu düşkünlüklerini son
derece akılcı plan ve tasarımlarla ortaya koymaları
tek bir gerçekle açıklanabilir: Bu canlılar yaratıldıkları
ilk andan itibaren kendilerine verilen ilhamla hareket
etmektedirler. Onlar kendilerini yaratan Rablerinin
emri ve denetimi ile yaşamlarını sürdürmektedirler.
Kuran'ın Hud Suresi'nde bu gerçek şöyle bildirilir:
O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. (Hud Suresi, 56)
İşte canlılardaki olağanüstü fedakarlığın
sırrı budur. Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır.
Allah, her şeyi kuşatandır.(Nisa Suresi, 126)
|