|
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN
MÜMİNLERE ÖRNEK OLAN
GÜZEL HAYATI
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN TEBLİĞİ
Hz.
Muhammed (sav), Allah'ın "Şu halde,
sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir
istikamet tuttur..." (Şura Suresi, 15) ayetiyle
de bildirdiği gibi insanları uyarmakla görevlendirdiği son
peygamberidir. Peygamberimiz (sav), tüm diğer elçiler gibi
insanları doğru yola, Allah'a iman etmeye, ahiret için yaşamaya
ve güzel ahlaka çağırmıştır. Bu daveti sırasında kullandığı
yöntemler, konuları anlatış şekli, üslubu her Müslümana örnek
olmalı, her Müslüman insanları dine davet ederken Peygamber
Efendimiz (sav) gibi konuşmalı ve davranmalıdır.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kendisinin insanları uyarmakla
görevli olduğunu belirtmesi şöyle emredilmiştir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a
davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim,
ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108)
Peygamber Efendimiz (sav) insanları uyarmak için elinden
geleni en fazlasıyla yapmış, mümkün olan en fazla sayıda insanı
uyarmak için çaba göstermiştir. Bir ayette şöyle bildirilir:
De ki: "Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?"
De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve
kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kuran vahyedildi.
Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğuna
siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şehadet
etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten
ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım. (Enam Suresi,
19)
Peygamberimiz (sav) Kuran'ı tebliğ ederken, müşriklerin
atalarından kendilerine miras kalan sapkın dinlerini tamamen
değiştirmiş ve bu nedenle onların baskı ve karşı koymaları
ile karşılaşmıştır. Ancak o Allah'ın emrine uyarak, onların
baskı ve alaylarına hiçbir zaman aldırış etmemiştir. Allah,
Peygamberimiz (sav)'e ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere
aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz.
(Hicr Suresi, 94-95)
Günümüzde
de Müslümanların, insanların rızalarını gözetmeden, kim ne
der diyerek düşünmeden Kuran ahlakını insanlara anlatmaları,
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyarak "kınayanın kınamasından
korkmamaları" gerekir. Bu, Allah'ın razı olacağı ve cenneti
ile müjdelediği bir ahlak ve takva alametidir. Peygamber Efendimiz
(sav), Müslümanlara bu sünnetine uymalarını şöyle bildirmiştir:
"Benim tebliğ ettiklerimi, beni
görenler (şahid olanlar) görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun."
(1)
Peygamberimiz (sav) insanlara Allah'ın sonsuz güç sahibi
olduğunu anlatmıştır
İnsanların Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edip, O'ndan
korkup sakınarak güzel ahlak göstermeleri için Peygamberimiz
(sav) insanlara Allah'ın gücünün ve yaratışındaki ihtişamın
delillerini anlatmış, onların Allah'ı severek O'ndan korkup
sakınmalarına vesile olmuştur. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e,
Rabbimiz’in yaratışının delillerini ve gücünü şu ayetlerle
anlatması bildirilmiştir:
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe
kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa,
Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilah kimdir? Yine de
dinlemeyecek misiniz?" De ki: "Gördünüz mü söyleyin,
Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce
sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz
geceyi getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?
(Kasas Suresi, 71-72)
Hz. Muhammed (sav), ahirete inanmayanlara da Allah'ın dünyadaki
yaratılış delillerini anlatmış ve tüm bunları yaratmaya kadir
olan Allah'ın elbette ahirette bunların benzerlerini de yaratmaya
güç yetirdiğini açıklamıştır. Peygamberimiz (sav) bu önemli
gerçeği kavmine şöyle bildirmiştir:
De
ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya
nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını
(veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah,
herşeye güç yetirendir." (Ankebut Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav), Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh
olduğunu, hiçbir şeye ihtiyaç duymadığını insanlara tebliğ
ettiği ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen
(hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?"
De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam
emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.) De
ki: "Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün
azabından korkarım." (Enam Suresi, 14-15)
Allah'ın eşi, benzeri olamayacağı ve Rabbimiz’in herşeyin
tek sahibi olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
De
ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır."
De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar
da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi
(tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma)
ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır
ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Hz. Muhammed (sav), Allah'ın varlığını bildikleri halde
O'nun üstün kudretini düşünmeyen, bundan dolayı O'nun büyüklüğünü
takdir edemeyen kavmine, Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü
ikrar ettirmiştir. Ve bunun ardından, onları öğüt almaya ve
korkup sakınmaya davet etmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun
içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler.
De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak
mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:)
Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O,
koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır"
diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
(Müminun Suresi, 84-89)
ALLAH PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İ HER ZAMAN KORUMUŞTUR
Allah,
Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı ve koruyucusudur.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman yardım etmiş, onun
için zorlukları kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi
ve manevi olarak güçlendirmiş, salih müminlerle desteklemiş,
düşmanlarının ise basiretlerini kapatarak, güçlerini alarak,
tuzaklarını bozarak Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini
engellemiştir. Allah Tevbe Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in
yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım
etmiştir… (Tevbe Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman
başkalarına muhtaç olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir.
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in yanında bulunan hiç kimse
yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı Peygamber Efendimiz
(sav)’i minnet altında bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz
(sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi olmasa da Allah başka
bir insanı, meleklerini veya cinleri vesile edip Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)'e yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan
korkmadan büyük bir cesaretle, hak olarak bildiği dini, insanlara
tebliğ etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını vaad etmiştir.
Ayette şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer
(bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ
etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz,
Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (Maide
Suresi, 67)
Allah'ın
gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve dar görüşlü
inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün gelebileceklerini,
onu korkutabileceklerini veya etkisiz bırakabileceklerini
sanmışlar ve bu nedenle sürekli tuzaklar kurmuşlardır. Bu
insanlar, Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki korumasının
farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar. Kendilerini
Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün ve güçlü zannetmişlerdir.
Ancak Allah, hepsinin biraraya gelerek kurdukları çok detaylı
tuzakları bozmuş, hatta bir mucize olarak kurdukları tuzakları
kendi aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir tuzakları işe yaramamıştır.
Biraraya gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın onları gördüğünü,
işittiğini, içlerinden geçenleri okuduğunu anlayamayan, Peygamberimiz
(sav)'den gizleseler bile Allah'tan gizleyemeyeceklerini kavrayamayan,
Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili
kulu ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah Kuran'da
şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya
sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı
tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu.
Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin)
hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin
zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin
onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz
(ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona
karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah,
onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da.
Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim
Suresi, 4)
Allah,
Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki yardım
ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin için
son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette
Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim
iken, seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken,
'doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup
zengin etmedi mi? (Duha Suresi, 3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi Allah'ın
kendisine yardım edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku
ve endişeye kapılmamıştır. Yanındaki müminlere de Allah'ın
kendileri ile birlikte olduğunu, herşeyi görüp işittiğini
söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına vesile olmuştur.
Peygamber Efendimiz (sav)’i örnek alarak onun yolunu izleyenler
de, Allah'ın rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut
kesmemeli, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umarak
hayırlarda yarıştıkları sürece Allah'ın daima onların yanında
olduğunu bilmelidirler. Allah bir ayetinde müminlere şöyle
bir vaadde bulunur:
… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere
kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz
olandır. (Hac Suresi, 40)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARI ŞİRKTEN SAKINDIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav)'in insanları sakındırdığı en önemli
konulardan biri şirktir. Kuran ayetlerinde de görüldüğü gibi
Hz. Muhammed (sav), insanlara daima Allah'ın tek ilah olduğunu,
O'nun dışında hiçbir varlığın hiçbir güce sahip olmadığını
söylemiş ve müşrikliğe karşı onları uyarmıştır. Pek çok ayette
Peygamberimiz (sav)'e insanları şirke karşı uyarması haber
verilmiştir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum
ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum."
De ki: "Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir
yarar (irşad) sağlayabilirim." De ki: "Muhakkak
beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla
kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam."
(Cin Suresi, 20-22)
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a
ibadet etmekle emrolundum." "Ve ben, Müslümanların
ilki olmakla da emrolundum." De ki: "Ben, Rabbime
isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a
ibadet ederim." "Siz, O'nun dışında dilediklerinize
ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar,
kıyamet günü hem kendilerini hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır.
Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir."
(Zümer Suresi, 11-15)
Kavmine Allah'ın tek ilah olduğunu hatırlatan Hz. Muhammed
(sav), aynı zamanda Allah'a eş koştuklarının hiçbir şeyi yaratamayacaklarını,
kimseye zarar vermeye veya fayda sağlamaya güçleri yetmeyeceğini
de çeşitli şekillerde tebliğ etmiştir. Bu konudaki ayetlerden
bazıları şöyledir:
De
ki: "Allah'ın dışında (Tanrı diye) öne sürdüklerinizi
çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile
(hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı
olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur."
(Sebe Suresi, 22)
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız
ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?
Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara
bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge
üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan
başkasını vadetmiyorlar." (Fatır Suresi, 40)
İnsanların birçoğu Allah'ın varlığını kabul eder ancak Allah'ın
gücünü ve büyüklüğünü takdir edemez, Allah'tan başka varlıkların
kendisine yarar getirebileceğini zanneder, tek dost ve yardımcının
Allah olduğunu kavrayamaz. Peygamberimiz (sav) ise, kavmine
bu gerçekleri anlatmış ve onları şirkten arındırmaya çalışmıştır.
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah"
diyecekler. De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan
başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa,
O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi
istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De
ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na
tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek
olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek
olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için
Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar.
(Ahzab Suresi, 17)
İnsanın tek dostu ve koruyucusu kendisini yaratan Allah'tır.
Ne var ki Allah'tan korkmayan insanlar bunu kabul etmek istemezler.
Ancak zorluk anlarında, çaresiz olduklarını açıkça görebildikleri
bazı olaylarda bu insanlar, kendilerine Allah'tan başka hiç
kimsenin yardım edemeyeceğini anlarlar. Peygamberimiz (sav)
de insanlara bu gerçeği hatırlatmıştır. Bir sıkıntıya, bir
zarara uğradığı zaman, insanın Allah'tan başka hiçbir yardımcısının
olmadığını söylemiştir. Bu konu ile ilgili olarak Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'e, kavmine şu hatırlatmayı yapması bildirilmiştir:
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer size Allah'ın azabı
gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'tan başkasını
mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)"
Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız
şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz.
(Enam Suresi, 40-41)
Peygamberimiz (sav)'in de hatırlattığı bu gerçeği unutmayan
müminler, bir zorlukla karşılaşmadan da, kendilerine tek yardım
edebilecek, onlardan sıkıntı ve zorlukları tek kaldırabilecek
gücün Allah olduğunu bilirler. Kuran'da şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Sizi karanın ve denizin
karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden
gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan
kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." De ki:
"Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır.
Sonra siz yine şirk koşmaktasınız." (Enam Suresi, 63-64)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN GÜZEL AHLAKI
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen
en önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine
uyması, insanların rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden
sadece Allah'ın bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı
olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz
(sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir.
Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına
rağmen, Peygamb aerimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini
daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir ayette
Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına nasıl
karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle
karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir
Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu
kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için
olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.
Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından
korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size
okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde
bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
(Yunus Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'e
birçok ayet bildirmiştir. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve
ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.
Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen
haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden
her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer
Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle
sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün
dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri
size haber verecektir. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet
ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz,
insanların çoğu fasıklardır. (Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz
(sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden başkasına uymayacağını
büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır. Peygamberimiz
(sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum,
gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum.
Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör
olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?"
(Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı
olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara
bildirilmiştir. İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak
Peygamberimiz (sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına
vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük
bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler.
Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu zayıflıklarına
yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden
tavizler verirler. Örneğin dostlarının, eşlerinin, akrabalarının
ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı hükümlerini yerine getirmezler.
Veya dine uymayan bazı alışkanlıklarını terk edemezler. Bu
nedenle, dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine
uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine hiçbir
zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe
uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan
korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ etmiştir. Allah,
Peygamber Efendimiz (sav)’in bu takva özelliğini Kuran'da
şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz
(arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan
(kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri),
yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı)
üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
(Necm Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz.
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte
onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi,
7)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM ALEMLERE ÖRNEK OLAN TEVEKKÜLÜ
Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan olaylarda onun
tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin
Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı
ile birlikte, müşriklerden korunmak için girdiği bir mağaradaki
sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette
şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım
etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den)
çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle
diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."
Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti,
O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkara edenlerin
de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın
kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima
Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve
güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e,
kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir
göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet
isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık"
derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: "Allah'ın
bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey
isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek
olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla
güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka
olur." (2)
"... Bir şey isteyince Allah'tan
iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar,
Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya
gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın
yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna
da muktedir olamazlar." (3)
Peygamberimiz
(sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen
olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır
ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak
gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından biri olan Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid olaylarla
denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu çıkarmaya
hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak Peygamberimiz
(sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi
kabul etmeyen müşrikler, Peygamberimiz (sav)’den nefislerine
uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmek,
sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha birçokları sürekli
olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu çirkin tavırlarına daima
sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş
ve Müslümanları tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir.
Onun bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a
olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır. Peygamberimiz
(sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın kendisi ile
birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve
Rabbimiz’in herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına
iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun
herşeyde hayır gören tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır.
Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine
hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse
şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da
hayırdır." (4)
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden
gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu
her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun bu
güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül
etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca
Rabbimiz’in bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları
zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin
tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor.
Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak
Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu
ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki:
"Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim
ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz
de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten
hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen
yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.
(Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin görecekleri
karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile tevekkül
etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler."
(5)
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri
ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin
hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini,
herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin
tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere
teslim olduğunu zikretmelidir.
HZ
MUHAMMED (SAV)’İN FEDAKAR KARAKTERİ
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm
yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini
de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve
ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde
buyurmaktadır. (Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler,
ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir"
(Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah
için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir.
Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir
İlah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye
adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi
o kişinin ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın
dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini,
ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere
en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz (sav), sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış,
hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca
Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba
göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret
istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden
de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem,
artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a
aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
Peygamberimiz
(sav)’in zorluklar karşısındaki güzel tavrı
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de belirtildiği
gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden inkar edenler
ve müşrikler ona karşı son derece incitici sözler söylemişler,
hatta büyücü veya delidir diye iftiralar atmışlar, bazıları
da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun için
planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden
ve karakterden insanı eğitmeye, onlara Kuran'ı, dolayısıyla
güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel
görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için Peygamberimiz
(sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı
verebileceklerini düşünmemişlerdir.
Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır
göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını
istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimiz (sav)’e birçok ayeti ile,
inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle
tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini
güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih
et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet
ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir. (Yunus
Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi,
97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli
veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?"
demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan
bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Allah herşeye vekildir. (Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir
ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda
kendilerine onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters düşen
en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir itirazda
tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçenler
ya da yaptıkları ticarette başarısız olunca mutsuz olanlar,
bu tavırlarının Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler. İman edenler, her
olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup O'na hamd ederek,
Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli ve Rabbimiz’in
rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN TÜM İNSANLIĞA ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah
için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın"
(Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler,
hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı
adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği
gibi zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit davranmasıyla
tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah
bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana
gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer
onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak
zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet.
Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide
Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi,
Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.
Daima ayette buyurulduğu gibi, "Rabbim
adaletle davranmayı emretti…" (Araf Suresi, 29)
diyerek her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna
örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)'in
yaşadığı coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve kabileden
insan birarada yaşıyordu. Bu toplulukların birarada huzur
ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya çalışanların
etkisiz bırakılmaları çok zordu. En küçük bir sözden veya
tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu.
Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslümanlar için olduğu
kadar bu topluluklar için de bir huzur ve güvence kaynağı
olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde Arabistan Yarımadasında Hıristiyan,
Musevi, putperest, ayırt etmeksizin herkese adil davranılmıştır.
Peygamberimiz (sav) Allah'ın "Dinde
zorlama (ve baskı) yoktur…" (Bakara Suresi, 256)
ayetine uyarak, herkese hak dini anlatmış ancak seçimlerini
yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı
dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde
olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi
doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda
adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz,
sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz
sizindir. Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya,
huccete gerek)' yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır.
Dönüş O'nadır." (Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği
bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine
karşı tutumları konusunda örnek olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar
arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok
konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde de ırklara göre bir üstünlük
olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi "üstünlüğün
takvaya göre olacağını" bildirmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler
(şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride
olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat
Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey
insanlar! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan
yaratılmıştır. İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi
bırakmalılar."(6)
"Sizin şu soyunuz-sopunuz kimseye
üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir. (Ey
insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek
içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz… Halbuki,
hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü yoktur.
Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi, küçük görmesi,
cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması yeter."(7)
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle
seslenmişti:
"Soylarla övünülmez. Araplar, Arap
olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi olduklarından
Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah katında en yüce
olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."
(8)
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı
ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimiz (sav)’in adaletine
çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden
biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin
canları, malları, dinleri varları ve yokları, aileleri, kiliseleri
ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin
güvencesi (himayesi) altına alınacaktır." (9)
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla
imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir.
Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması
ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan
bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara
barış getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden
biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde
şöyledir:
“Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber
aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların
dinleri de kendilerinedir.”(10)
Medine Vesikasının 16. maddesinde ise, "Bize tabi olan
Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla
da yardımlaşmaksızın, yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır"
(11) diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra da
sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu
hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman
ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.
(12)
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde geçmesinin
en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz
(sav)'in adaletli tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde
de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi Peygamberimiz
(sav)'in himayesi altına girmek isteyenler olmuştur. Allah
Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda
Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini
de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye) isterse',
ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra
onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'… Şu halde o (anlaşmalı
olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de
onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki
olanları sever." (Tevbe Suresi, 6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların,
kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak
ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN KARARLILIĞI
Peygamber
Efendimiz (sav), kendisine Kuran vahyedildikten itibaren hayatı
boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara doğru yolu
göstererek rehberlik etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a
davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim,
ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (sav)
insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı
öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Herkes hidayet
ehli olmadığı için, kıskançlığından, kininden, öfkesinden
dolayı Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği
sözü kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz
(sav)'in söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp
iki yüzlü davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler olmuştur.
Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir zaman yılmadan dini
anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam etmiştir. Bu kişilerin
tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında
"inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında
ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını
ısırırlar… (Al-i İmran Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve kararlılığı
ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla
sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan,
onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca
Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum.
Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."
(Rad Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş, dine
ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine rağmen belki vazgeçerler
ve hidayet bulurlar diye onlara dini en etkili şekilde anlatmıştır.
Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in anlattıklarına karşı gösterdikleri
tavır ise Nisa Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını
öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme
olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır.
Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara:
"Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde,
o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.
(Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz
(sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek,
doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur.
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde
sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine
ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını
açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette ki güç
bir sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a
dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu bilen, insanlardan
değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan için, her
işte olduğu gibi bunda da Allah'ın yardımı ve kolaylıklar
vardır.
Allah
Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan insanları doğru
yola iletmek, onları arındırmak ve onlara ayetlerini öğretmek
için elçilerini gönderdiğini bildirmektedir. Yukarıda da belirtildiği
gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın kendisine verdiği bu sorumluluğu
büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla hayatı boyunca sürdürmüştür.
Vefatına çok yakın bir zaman kala yaptığı Veda Hutbesi'nde
dahi Müslümanları eğitmeye ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel sorumluluklar
ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi
okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek
ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara
Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur.
(Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara
Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir
sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin,
hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat verecek
şeyler" olduğunu bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı
zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak
Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na
götürülüp toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi
bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara uymak, insanın
dünyada ve ahirette kurtuluşu demektir. Peygamberimiz (sav)'in
her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan,
azaptan kurtaracak hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in
her öğüdünde Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi
bir Müslüman bu öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun müminlere
verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi
sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği öğüttür. Ona şöyle söylediği
aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni,
sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak
kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü,
bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı,
imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini,
hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene
yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir
hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men
ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan
ol Allah'tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine
gizli, aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim."(13)
Peygamber Efendimiz (sav), yakınlarını ve Müslümanları böyle
eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MÜSLÜMANLARA OLAN ŞEFKATİ
Peygamberimiz (sav) yaşadığı dönemde çevresinde bulunan
müminlerin üzerlerinden yük almış, onların akıl erdiremeyecekleri
veya zorlukla yapacakları işlerde onlara yol göstermiştir.
Bunun yanında, insanların bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye,
kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından kurallar
çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş bulacaklarına
inanmaya çok yatkındır. Tarih boyunca dinlerin tahrif edilmesinin
altında yatan nedenlerden biri de insanların bu özelliğidir.
Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara
uyulduğunda da takva olacaklarına kendilerini ve insanları
inandırmışlardır. Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından
biri ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle oluşturdukları
zorlukları kaldırmaktır. Allah bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri
(kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri
haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri
indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler
ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa
erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler"
insanların üzerlerindeki zorluklardır. Peygamberimiz (sav)
ise hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de ayette bildirildiği
gibi onları iyiliğe davet edip, kötülüklerden sakındırarak,
insanların üzerlerinden zorlukları kaldırmıştır.
Peygamberimiz
(sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan biri de takvası
yani sadece Allah'ın rızasını gözeten tavrıdır. Peygamberimiz
(sav) sadece Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir zaman insanların
hevalarına uymadığı için daima en doğru yolda olmuştur. Kuran
ahlakının bu özelliği insan için büyük bir kolaylık ve güzelliktir.
İnsanları memnun etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan,
hem Allah'ın hem de insanların rızasını arayarak, takdir ve
övgü peşinde koşan kişiler için her yaptıkları iş büyük bir
ağırlıktır. Böyle insanlar hem içlerinden geldiği gibi, samimi,
özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı aynı anda memnun
edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de bulamazlar.
En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne girmeye
çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde
onların saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan
korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları
ve onlara dünyada ve ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek bir
yükün altına girmezler. Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu,
ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap
yapmazlar. Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar. Bir
hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a vereceklerini,
sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini bildikleri
için yine bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz (sav), hem sözleri hem de hali ile
müminlere ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün insanlık için
ağır bir yük olan "insanların rızasını gözetmeyi"
onların sırtından almıştır. Elbette bu, Peygamberimiz (sav)'in
inananların üzerinden kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir.
Hz. Muhammed (sav), bu şekilde dünyada ve ahirette hayır ve
güzellik getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan
kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında
uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan
(köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam.
Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların
çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden kaldırdığı
tek zorluk şirk değildir. Peygamberimiz (sav), insanlara güç
gelen, onlara sıkıntı veren her türlü zorluğu kaldırmış, onları
en kolay ve en güzel olana çağırmış ve herşeyin çözümünü göstermiştir.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uyanlar,
huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar. Peygamberimiz (sav)'in
bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları şöyledir:
"... Sen, yakini bir imanla, tam
bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış;
şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda
çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla birlikte gelir,
kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır,
bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."(14)
"Zorluk gelip şu kayanın içine
girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan
zorluğu çıkarır."(15)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN İNCE DÜŞÜNCELİ VE
NEZAKETLİ OLMASI
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan insanların
bazılarının görgü ve kültür seviyeleri düşüktü. Bu kişilerin
ince düşünceli olmadıkları, rahatsızlık verebilecek tavırları
hesaplayamadıkları bazı ayetlerden anlaşılmaktadır. Örneğin
evlere ön kapılarından değil de arka kapılarından girdikleri,
Peygamberimiz (sav)'in evine yemek saatinde geldikleri ya
da uzun uzun konuşup Peygamber Efendimiz (sav)’in vaktini
aldıkları ayetlerde bildirilmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav) ise, son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı,
bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır.
Çevresindeki kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını her
zaman güzellikle uyarmış, onların gönüllerini almış ve büyük
bir sabır ve emekle onları eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da
tüm müminlere çok güzel bir örnek olmuştur.
Sonsuz
merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e
bu konuda da yardımcı olmuş, onu ayetleri ile desteklemiştir.
Bu konudaki ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin,
(Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin.
(Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın
ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte
ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan
utanmaz. (Ahzap Suresi, 53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)’in
nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de
bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla
sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden
zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın
ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları,
yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen
farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş,
hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı,
sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.
Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresinde bulunan yakın sahabelerinin
aktardıkları olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz
(sav), "son derece nazik, nezih, zarif, latif ve ince
düşünceli" idi. Edep, terbiye ve görgü kurallarını hayatında
en güzel ve en ideal şekliyle uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel ahlâka sahip
hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine
seslenince, 'Buyurun' diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah,
ona, 'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin' buyurmuştur" (16)
diyerek Peygamber Efendimiz (sav)’de gördüğü güzel ahlakı
anlatmıştır.
Peygamber Efendimiz (sav)’in evinde yetişen ve yıllarca ona
hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini
şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla
dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi.
Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak
için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah
elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki,
yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi.
Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı
kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya
önce kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi.
Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka Sahabîsine 'Ebû Hüreyre'
gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına
giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını
yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut
gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet
ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta geciktiğim
veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi,
ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın. Bu
işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi
emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç
çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken
arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım
ki, kendisi. Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana söylediğim yere
gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi
bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin yaptın?', yapmadığım
bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini hatırlamıyorum."(17)
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş,
dini, güzel ahlakı bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince
düşünceli, fedakar, üstün ahlaklı insanlar olmalarına vesile
olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve ahlakı ile
milyonlarca insanın eğitimine vesile olan Peygamberimiz (sav),
çok hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SÜNNETİNE UYMANIN ÖNEMİ
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara
itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini
yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal ve
tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla insanlara
Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl
yaşanması gerektiğini gösteren mübarek insanlardır. Allah
Kuran'da elçilerine uyanların kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir.
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli bir ibadettir.
Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine
itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi
nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama
dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette
Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
(Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın
kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar),
şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?
(Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin
aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere
başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu
ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur.
Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
(Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir.
Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim
ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş
olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık
O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini
hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim
bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim
de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."(18)
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir
koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle Müslümanlar
her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun fikrini ve
rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa
düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya ümmetin
güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik bir haber
öğrendiklerinde bunları da hemen Peygamberimiz (sav)'e iletir
ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm veya yöntemi öğrenerek
uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir
ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere
veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini emretmektedir.
Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler.
Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine
götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi.
Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç
herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir.
Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü Allah'ın
koruması altındadır. Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır
olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav) aklı ve hikmetiyle en örnek
kişidir. İnsan her işinde doğal olarak en ehil, en yüksek
akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği ve emin olduğu
kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması için ona götürmek
ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün
haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de, bu
haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek
olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin aralarındaki
anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını bildirmiştir.
Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi
Allah'ın emridir ve bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun
olandır. Ayrıca, Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden
ve hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir.
Onun verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten
iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı
olarak peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu önemli
itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri
şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde
hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça,
iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın koruması
altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf imanlı ya da ikiyüzlü
kişiler, Peygamberimiz (sav)'in her konudan haberdar olarak
bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda fitne çıkarmaya
çalışmışlardır. Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen)
bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için
bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir
ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine
eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe
Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz
(sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden haberdar
olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir. Çünkü
cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri hayır, güzellik,
insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar. Onlar bunu
ancak dedikodu ve fitne için kullanır, insanları birbirine
düşürmeye, tuzaklar kurmaya çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz
(sav) kendisine gelen her haberle hem Müslümanların hem de
koruması altındaki diğer insanların güvenliğini, sağlığını,
huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf ederek, müminlere
kurulan tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti içinde olanları tespit
ederek onların imanlarını güçlendirecek önlemler almış, müminleri
zayıflatacak, şevklerini kıracak tüm ihtimallerin önünü kesmiş,
müminlere güzellik ve hayır getirecek türlü yöntemler belirlemiştir.
Bu nedenle Allah ayetlerde onun, "bir hayır kulağı"
olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her
kararı, her önlemi müminlere ve aslında tüm insanlara hayır
ve güzellik getirmiştir.
NOTLAR:
(1) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme
ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 398
(2) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim
Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 499
(3) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim
Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 314
(4) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim
Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 208
(5) G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi,
İstanbul, 1997, 357/1
(6) Sünen-i Ebu Davud, 4/331
(7) Müsned-i Ahmed b. Hanbel,
4/158, İbnu Kesir, 4/128
(8) www.enfal.de/veda.htm
(9) Majid Khoduri, İslamda Savaş ve Barış, Fener Yayınları,
İstanbul, 1998, s . 209-210
(10) 5- Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine Giriş,
Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.128
(11)İbn Kesir, El-Bidaye, III/224-225; Hamidullah, El-Vesaik,
No:1, s.39-44; Yrd. Doç. Dr. Orhan Atalay, Doğu-Batı Kaynaklarında
Birlikte Yaşama, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları,
İstanbul, 1999, s.40
(12) Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine Giriş, Düşünce
Yayınları, İstanbul, 1981, s.162-163
(13) Ebu Nuyam el-Ilye, Beyhaki, ez-Zühd'de açıklamışlardır;
Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt,
Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.793
(14) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr.
İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 315
(15) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr.
İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 315
(16) http://www.sevde.de/Pey-ornek/18.htm
(17) Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt,
Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340
(18) Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme
ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 482
|