|
HZ. İSA VE HZ. MEHDİ, KADERLERİNDE OLAN HAKİMİYETİ GERÇEKLEŞTİRECEKLERDİR
Hadislerde. Hz. Mehdi'nin özelliklerinin müjdelenmesinin
önemli sebeplerinden biri, Müslümanların bu mübarek zatı zuhurundan
önce tüm özellikleriyle bilip öğrenmeleridir. Zira, hadislerde
bildirildiğine göre ahir zamanda İslam dünyası birlik olmayacak
ve Müslümanların manevi bir lideri bulunmayacaktır.
Bu kutlu dönemde Müslümanlar başlarında manevi bir lider
olmamasından ve bölünmüşlükten dolayı çeşitli sıkıntılarla
karşı karşıya kalacaklardır.
Müslümanların tek bir liderin önderliğinde birlik olabilmeleri
için ise ‘tek çözüm, Allah’ın belirlediği
ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verdiği bir kişinin
seçilmesi’ olacaktır. Hadislerde bildirilen bu mübarek
şahıs, tüm iman edenlerin ortak kanaatiyle lider olarak kabul
edebilecek tek kişi olacaktır. Müslümanlar bu kutlu zata severek
ve isteyerek gönülden bağlanacak, ondan razı olacaklardır.
Hz. Mehdi, Bediüzzaman Said Nursi'nin sözlerinde belirttiği
özelliklere sahip olacak ve "en büyük müçtehid"
olarak tüm Müslümanlar arasında mezhep birliği sağlayacaktır.
Din ahlakını Peygamberimiz (sav)'in döneminde yaşandığı gibi
özüne döndürecektir. O döneme kadar birlik ve beraberliğini
sağlayamamış olan İslam alemi, "en büyük mürşid ve en
büyük kumandan" vasıflarını taşıyacak olan Hz. Mehdi'ye
kolaylıkla tabi olacaktır.
Aynı şartlar Hristiyan alemi için de söz konusu olacaktır.
Hadislerde yer alan bilgilere göre, Hristiyan dünyası da,
ahir zamanda dağınık olacak ve bundan dolayı ezilecektir.
Hristiyan dünyasının birlik olup İslam ahlakına yönelmesine
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişi vesile olacaktır.
| Allah’ın izniyle kaderde takdir
edildiği şekilde Hz. Mehdi, çeşitli hurafeler, batıl
inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan
din ahlakını özüne döndürecek, Hz. İsa ile buluşacak,
yegane hak din olan İslam ahlakının yeryüzüne hakim
olmasına vesile olacaktır. |
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin zuhurları, Müslüman ve Hristiyan
dünyasında yaşanacak sorunlara çözüm olacak, tüm sıkıntılar
ortadan kalkacaktır. Tüm bunlar, Allah'ın
izniyle, engellenebilecek gelişmeler değildir; kaderde zaten
gerçekleşmiştir.
Peygamberimiz (sav), kaderde fiziksel özellikleriyle, üstün
ahlakıyla, yapacağı faaliyetlerle Hz. Mehdi'yi müjdelemiştir.
Hz. Mehdi de kaderde ortaya çıkmış, İslam ahlakını tüm dünyaya
hakim kılmış, yeryüzüne barış, huzur ve adalet getirmiştir.
Yine kaderde tüm insanlar ondan razı olmuş, Allah onun muhabbetini
tüm insanların kalbine yerleştirmiştir. Hadislerde bildirildiği
gibi “uyuyan uykusundan uyandırılmamış, kimsenin kanı akıtılmadan”,
fikri mücadelesiyle Deccaliyet’i etkisiz hale getirmiştir.
Bazı alimler Hz. Mehdi'ye karşı çıkmış, ancak buna rağmen
Hz. Mehdi, dini tüm bidat ve hurafelerden arındırıp özüne
döndürmüştür. İstanbul’u manen fethetmiş, Hz. İsa ile biraraya
gelmiş, namazda Hz. İsa'ya imamlık yapmış, Hz. İsa'yla birlikte
Hristiyan dünyasıyla ittifak ederek onların da İslam’a tabi
olmasına vesile olmuştur. Tüm dünyada “Altınçağ” adı verilen
benzersiz bir dönem yaşanmış, Hz. Mehdi görülmemiş bir bolluk
ve bereketin yaşanmasına vesile olmuştur. İhtiyaç içerisinde
olan kişi Hz. Mehdi'ye gelmiş malı istemiş, Hz. Mehdi de ona
malı saymadan bol bol vermiştir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde,
gelecekte yaşanacak olayları değil, ‘kaderde
olmuş bitmiş ve tamamlanmış olayları’ haber vermiştir.
Bunların her biri kaderde olduğu için gerçekleşecektir. Bu
nedenle her ne kadar ‘Hz. İsa'yı ve Hz. Mehdi'yi beklemeye
gerek yoktur’ dense de, bu olacaktır. Bu mübarek şahıslar
gelecek ve kaderde kendilerine verilen görevlerini yerine
getireceklerdir.
| "... Ahir zamanın en büyük
fesadı zamanında; elbette en büyük BİR MÜÇTEHİD (içtihad
eden büyük İslam alimi), hem en büyük BİR MÜCEDDİD (her
yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre
ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen,
yenileyici), hem HAKİM, hem MEHDİ, hem MÜRŞİD (doğru
yolu gösteren kişi), hem KUTB-U A'ZAM (Müslümanların
kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın
en büyük mürşidi) olarak BİR ZAT-I NURANİYİ gönderecek
ve O ZAT da Ehl-i Beyt-i Nebevîden (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan) olacaktır."(Mektubat, s. 411-412) (Mektubat,
s. 441) |
Bunun yanı sıra, ‘Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi beklemeye gerek
yoktur’ şeklinde bir üslup kullanmak Allah’a, Peygamberimiz
(sav)'e, ayetlere ve hadislere karşı saygıya ve sevgiye uygun
bir üslup da değildir. Allah’ın Kuran’da müjdelediği tarihi
olaylara vesile olacak, Peygamberimiz (sav)'in sevgiyle anarak
müjdelediği mübarek şahıslara yönelik böyle bir yaklaşım doğru
değildir. Tam tersine Müslümanların böyle bir müjdeden büyük
sevinç duymaları, ‘Allah, inşaAllah nasip eder, yakın zamanda
gelirler, heyecanla bekliyoruz’ demeleri gerekir. Ayrıca böyle
söylemenin ‘kadercilik’ olacağını söylemek de aynı şekilde
yanlıştır. Bu olayların yaşanması zaten kaderdedir. Allah
Kuran’da İslam ahlakının hakimiyetini vadetmiştir. Bu kaderin
dışına kimse çıkamaz. Hatta bunun kadercilik olacağını söylemesi
de yine o kişinin kaderindedir. Bu nedenle, Peygamberimiz
(sav)'in ve Bediüzzaman'ın bu büyük müjdelerinin, tüm bu gerçekler
unutulmadan değerlendirilmesi gerekir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişi hakkında her ne söylenirse söylensin, Allah’ın izniyle
kaderde olan mutlaka gerçekleşecektir.
Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin gelişi, Peygamber Efendimiz
(sav)’in tevatür (kuvvetli haber, hadis) derecesindeki rivayetleri
doğrultusunda İslam aleminde yüzyıllardır beklenen en önemli
konulardan biridir. Müslümanlar, bu iki mübarek insanın vesile
olmasıyla, İslam medeniyetinin yeniden yükselmesini ve Kuran
ahlakının dünyaya hakim olmasını ümitle ve şevkle beklemektedirler.
Müslümanlar, Hz. İsa gibi Kuran’da övülen büyük ve mucizatlı
(mucizeler sahibi) bir peygamberi ve Hz. Mehdi gibi, Peygamber
Efendimiz (sav)’in vekili olan en büyük mürşidi elbette ki
çok sevmekte ve kendi nefislerinden evla görmektedirler.
Ancak kimi insanlar, çeşitli sebeplerle Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişini tevil etmektedirler. Bu amaçla gerektiğinde, ‘Hz.
İsa ya da Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin ya yanlış olduğunu’
ya da ‘daha önceden çıkmış olduğunu’
savunmaktadırlar. Bu kişiler, Bediüzzaman Hazretleri gibi
‘ahir zaman ile ilgili rivayetleri en
iyi açıklayan müceddidlerin izahlarını tefsir yoluyla değiştirmeye’
yönelmekte ve bu fikirleri insanlar arasında bir inanç olarak
yerleşik kılmaya çalışmaktadırlar. Hadislerde, Hz. Mehdi’nin
yaşından fiziksel özelliklerine kadar tüm özellikleri anlatıldığı
ve Bediüzzaman da Hz. Mehdi’nin en büyük müceddid olarak İslam
dünyasının önderi olacağını belirttiği halde; ‘Mehdi
diye bir şahıs gelmeyecek’ fikrini savunmaktadırlar.
Ya da ‘Mehdilik sadece bir şahs-ı manevi,
bir ruhtur’ gibi sözlerle, Mehdiyet konusunu pratik
hayatta var olmayan şekle getirmeye çalışmaktadırlar. Hatta
daha da ileri gidilerek, ‘Bediüzzaman da insandır; hata yapmıştır’,
‘Bediüzzaman Mehdi’dir ve bu konu bitmiştir’, ‘İslam ahlakı
hakim olmuştur biz zaten İslam’ı yaşıyoruz; herkes istediği
yerde namaz kılabilmekte, isteyen istediği gibi hacca gidebilmektedir.
Dolayısıyla bu konu kapanmıştır’ gibi gerçek dışı izahlar
öne sürmektedirler. Oysa bilindiği gibi, Kuran’da 6000’in
üzerinde ayet yer almaktadır. Sadece belirli bazı ibadetlerin
yerine getirilmesi, İslam ahlakının hakim olduğu anlamına
gelmemektedir.
| İslam alimleri de, yaşadıkları
dönemlerden günümüze kadar ulaşmış el yazması eserleriyle,
o zamandan bugüne, Hz. Mehdi'nin zuhuru ve Hz. İsa'nın
tekrar yeryüzüne inişi müjdesinin şevk ve heyecanını
taşımışlar; inananlar için bu konunun canlı tutulmasına
ve takibine vesile olmuşlardır. |
Allah Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olacağını Nur Suresi’nin
55. ayetinde müjdelemiştir. Elbette ki bunun gerçekleşmesine
vesile olacak bir kişi olacaktır. Allah’ın adetullahı böyledir
ve tarihte de hep böyle olmuştur. Allah'ın müminlere bu müjdeyi
bildirdiği ayetlerden bazıları şöyledir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan
öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları
da YERYÜZÜNDE 'GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ' KILACAK, KENDİLERİ
İÇİN SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP
SAĞLAMLAŞTIRACAK ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse,
işte onlar fasıktır. (Nur Suresi,55)
...ÖYLE Kİ ONU (HAK DİN OLAN İSLAM'I)
BÜTÜN DİNLERE KARŞI ÜSTÜN KILACAKTIR; müşrikler hoş görmese
bile. (Saf Suresi, 9)
Bu ayetlere göre, İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.
Bu hakimiyetin başında da manevi bir lider olacaktır. Bu kişi
de Hz. Mehdi’dir. ‘Gelmeyecek’ dense de, denmese de, Allah’ın
adetullahına göre bu gerçekleşecektir.
Bunun yanı sıra, Allah Kuran’da İslam ahlakının hakim olacağını
bildirmektedir ama bu sonuca ulaşılabilmesi için müminlerin
Kuran’da bildirilen ayetlerin tümünü samimiyetle yaşamaları
ve bu hakimiyetin oluşması için çaba harcamaları gerekmektedir.
Allah Kuran’ı bir bütün olarak göndermiştir. Kuran’da bildirilen
hükümlere göre iman edenler bu ayetlerin hepsinden sorumludur.
Peygamberimiz (sav) de, Hz. Mehdi'nin geleceğini ve İslam
ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını bildirmiştir ancak, bir
yandan da tüm Müslümanları Kuran ayetlerinin tümünü yaşamak
için samimi çaba harcamaya çağırmıştır. Bu nedenle, insanın
Allah’ın ve Peygamberimiz (sav)'in bu vaadine güvenerek, yalnızca
kendi işlerine yönelip bu yönde hiçbir gayret sarfetmeden
beklemesi son derece yanlıştır. İslam ahlakının hakimiyeti
için gayret etmek her Müslümanın vazifesidir.
İslam dini, tüm sıcaklığıyla ve canlılığıyla Peygamberimiz
(sav)'in döneminden bu yana tarif edildiği ve kaderde olduğu
şekilde yaşanmakta; olaylar tam Kuran’da ve hadislerde haber
verildiği şekilde birebir gerçekleşmektedir. Allah’ın Kuran’da
işaret ettiği ve hadislerde bildirilen ahir zaman ise halihazırda
tüm alametleriyle yaşanmaktadır. Pek çok insan yıllarca, yanlış
bakış açılarıyla hareket etmiş ve başkalarının da yanlış bilgilendirilmesine
neden olmuş olabilir. Elbette ki tüm bunların iyi niyete dayalı
çeşitli makul açıklamaları da olabilir. Ancak önemli olan,
ahir zamanın tüm açıklığıyla yaşandığı ve Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
çıkışına dair pek çok önemli alametin birbiri ardınca gerçekleştiği
bu dönemde bu yanlıştan dönülmesidir. Bazı kesimlerin yaptığı
gibi, Bediüzzaman'ın bu konuda detaylı açıklamalar yapmasını
kabul etmeyerek ‘onun yüzlerce sayfa boyunca tüm İslam ümmetini
aldattığı’ şeklindeki yakışıksız ithamdan vazgeçilmesi ve
bu büyük İslam alimine atılan iftiranın son bulması gerekmektedir.
Allah’ın Kuran’daki vaadine, Peygamberimiz (sav)'in de hadislerde
verdiği haberlere mutabık olarak Bediüzzaman Said Nursi de,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişini açıkça müjdelemiştir. Buna
rağmen asılsız tevillerle Mehdi beklentisini yok etmeye çalışmak
son derece yersiz bir girişimdir. Allah’ın izniyle kaderde
takdir edildiği şekilde Hz. Mehdi çok yakın bir zamanda ortaya
çıkacak ve Allah’ın Kuran’daki vaadine ve hadislerdeki haberlere
uygun olarak Hz. İsa ile birlikte görevini yerine getirecektir.
|