|
HZ. MEHDİ VE HZ. İSA ÖNDERLİĞİNDE İSLAM AHLAKININ YERYÜZÜ
HAKİMİYETİ
Rabbimiz Kuran ayetlerinde gelecekte gerçekleşecek olan bazı
olayları haber vermiştir. Bu olayların zaman içerisinde gerçekleşmesi,
Kuran'ın üstün ilim sahibi olan Allah'ın sözü olduğunu kanıtlayan
mucizevi delillerdendir. Rabbimiz’in Kuran ayetlerinde bildirdiği
bu haberlerden biri de İslam ahlakının mutlaka yeryüzünde
hakim olacağıdır.
"...onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün
kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)
Kuran, Rabbimiz’in tüm alemlere öğüt olarak indirdiği ve hükmü
kıyamete kadar geçerli olan, eşsiz hikmetlerle dolu Yüce kitabıdır.
Allah tüm insanların karanlıklardan nura çıkmaları için her
konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran'da bildirmiştir. Nahl
Suresi'nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir
hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi,
89)
Enam Suresi'nde ise, "...Biz
Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine
toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38) şeklinde
bildirilmiştir. Kuran'da herşey en mükemmel, en hikmetli ve
en özlü şekilde açıklanmıştır. Bu, Allah'ın kullarına olan
rahmetinin bir tecellisidir. Bu nedenle yaşamlarında sadece
Kuran'ı ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in sünnetlerini
kendilerine ölçü alan insanlar, Allah'ın rahmetine ve hidayete
kavuşturulurlar. Kuran'ın bu özelliği bir ayette şöyle haber
verilmektedir:
Şüphesiz, bu Kuran, en doğru yola
iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten
büyük bir ecir olduğunu müjde verir. (İsra Suresi, 9)
Rabbimiz Kuran ayetlerinde gelecekte gerçekleşecek olan
bazı olayları da haber vermiştir. Bu olayların zaman içerisinde
gerçekleşmesi, Kuran'ın üstün ilim sahibi olan Allah'ın sözü
olduğunu kanıtlayan mucizevi delillerdendir. Rabbimiz’in Kuran
ayetlerinde bildirdiği bu haberlerden biri de İslam ahlakının
mutlaka yeryüzünde hakim olacağıdır. Bu ayetlerden bazıları
şunlardır:
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler
istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün
kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.
(Tevbe Suresi, 32-33)
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere
lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak
istiyoruz. (Kasas Suresi, 5)
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek
istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler
hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen
O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı
üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi,
8-9)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına,
mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı.
Allah, her şeye güç yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha
var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih.
Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)
Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik.
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın,
üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin.
Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.
(Fetih Suresi, 1-3)
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, katıksızca iman edenlerin
yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde
haber verilen İlahi bir kanundur:
Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da
da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır"
diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)
"Ve onlardan sonra sizi o arza
mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden
korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (peygamberler) Fetih
istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok
oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)
Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e Kuran’ın
vahyedilmesinden içinde yaşadığımız bu döneme kadar, ayetlerde
belirtildiği şekilde, dünya çapında İslam ahlakı hakim olmamıştır.
İslam ahlakı çok geniş topraklara yayılmış, batıda Moritanya’dan
doğuda Çin sınırlarına kadar ulaşmış, dünyada İslam dininin
ulaşmadığı bir toprak parçası neredeyse kalmamış, ancak yeryüzünün
tamamında ayetlerde bildirildiği şekilde bir hakimiyet yaşanmamıştır.
Böyle bir durum bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Rabbimiz’in
bu vaadinin ilerleyen yıllarda gerçekleşeceği beklenmektedir.
(En doğrusunu Allah bilir.)
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in mübarek hadisleri
dikkatle incelendiğinde, İslam ahlakının dünya çapında hakim
olacağı dönemin ahir zaman olduğu anlaşılmaktadır. Ayetlerde
de haber verildiği gibi, İslam ahlakının hakim olması Rabbimiz'in
hükmüdür, samimi ve şirk koşmadan iman eden kullarına bir
vaadidir. Allah'ın izniyle bu hüküm, ahir zamanda Hz. Mehdi
vesilesiyle gerçekleşecektir. (Hiç şüphesiz en doğrusu Allah
bilir.)
İslam Ahlakının Yeryüzü Hakimiyetini Peygamberimiz (sav)
de Müjdelemiştir
Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde kıyamete yakın
bir zamanda yaşanacak ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler
ve işaretler yer almaktadır. Bu bilgilere göre, ahir zamanda
birbiri ardınca pek çok önemli olay gerçekleşecektir. Peygamber
Efendimiz (sav)'in hadislerinde ahir zamanın ilk döneminde
yaşanacak olan büyük kaos, ahlaki bozulma, savaş, terör, açlık,
çatışma, kargaşa ortamından, Rabbimiz’in iman eden kullarını
mutlaka kurtaracağı haber verilmektedir.
Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona
uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya
götüren” sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile
kılacaktır. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ın varlığını kabul etmeyen,
dinsiz felsefi sistemlerin fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır.
Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinde
bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm
bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının
yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın
içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara,
sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, adalet,
güvenlik, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına
vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde, insanların
dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli
bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun
döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir:
... O (Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden
önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden
O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin,
O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir.1
Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek
olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına
hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp
Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.
İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir
inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir
barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.
İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem,
hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek
ve Peygamberimiz (sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet”
benzeri bir dönem olacaktır. İnsanlar, Hz. Mehdi ve Hz. İsa
önderliğinde gerçekleşecek olan bu kutlu dönemde, Allah'ın
Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini
yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada
da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak
kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel
bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının
en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde ahir zamanın
ilk döneminde yaşanacak olan büyük kaos, ahlaki bozulma,
savaş, terör, açlık, çatışma, kargaşa ortamından, Rabbimiz’in
iman eden kullarını mutlaka kurtaracağı haber verilmektedir.
Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil,
şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç
içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. |
İslam Ahlakı Yeryüzüne Hakim Olduğunda Yaşanacak Güzellikler
Yeryüzü adaletle dolacaktır
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız
aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta
tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü
Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza
uymayın... (Nisa Suresi, 135)
Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi Allah müminlere her
zaman için adaletli olmalarını emretmiştir. İnsanlar arasında
hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana,
katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir gereğidir. İslam
ahlakı yeryüzüne hakim olduğu zaman da, Kuran’da tarif edilen
bu üstün adalet anlayışı tüm dünyayı kaplayacaktır. Tüm insanların
her türlü imkandan faydalanması sağlanacak, isteyene istedikleri
misliyle verilecek, ihtiyaç içinde olan korunup, gözetilecektir.
Bu yüzden de insanlar Kuran ahlakına uymayan davranışlardan
kaçınacak, haksızlık ve zulüm tamamen yeryüzünden kalkacaktır.
Kuran'da iman eden kulların, insanlar arasında her zaman
için hak ve adaletle hükmetmelerini emreden ayetlerden bazıları
şu şekildedir:
Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten
ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır. (Araf
Suresi, 181)
Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine)
teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle
hükmetmenizi emrediyor... (Nisa Suresi, 58)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah
için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi
adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır...
(Maide Suresi, 8)
İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda Kuran'daki her ayet
çok büyük bir titizlikle uygulanacak, bunun sonucunda da cennet
benzeri, huzur, barış ve güzellik dolu bir ortam oluşacaktır.
Hiçbir insanın haksızlığa uğramasına, emeğinin karşılığını
almamasına, yokluk içinde yaşamasına, geçim sıkıntısı çekmesine
izin verilmeyecektir. Hiçbir insandan yapabileceğinden fazlası
istenmeyecek, bunun yanında her türlü kolaylık ve imkan da
sağlanacaktır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde
yaşanacak olan bu adil ortam şöyle haber verilmektedir:
Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır,
benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim
gibidir.
Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm
ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle dolduracaktır.2
Onun adaleti heryeri kaplayacak ve insanlar
arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir.3
Tüm dünya barış ve güvenlikle dolacaktır
Geçtiğimiz yüzyıl, dünya tarihine “savaşlar yüzyılı” olarak
geçmiştir. Günümüzde de dünyanın dört bir yanında savaşlar,
çatışmalar devam etmektedir. Hiçbir ülke terör saldırılarından
yana güvende değildir. Bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar,
rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel
şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir. İnsanlar
terörizmle, hiç beklemedikleri bir anda, evlerinde otururken,
bir alışveriş merkezinde dolaşırken, otobüste yolculuk ederken
ya da işyerinde çalışırken karşılaşmaktadırlar. Bu durum,
doğal olarak insanlarda büyük bir korku ve endişeli bir bekleyiş
oluşturmaktadır.
Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara
barış, huzur ve güvenlik getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin
üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur.
Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir:
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman,
aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.
(Yunus Suresi, 47)
Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönem de bu özelliği taşıyacak
ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca
uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Hz. Mehdi’nin
önderliğinde İslam ahlakının yeryüzünde hakim olmasıyla oluşacak
ortam hadislerde şöyle müjdelenmiştir:
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk
ve adaletle doldurur.4
Allah Kuran'da, güzellik yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını
daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir:
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola
yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası
vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet,
işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 25-26)
Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat
edilen "barış yurdu" İslam ahlakı yeryüzüne hakim
olduğunda tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması,
“…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için
ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.”
(Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa,
huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan
sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran
ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu, itidalli, hoşgörülü,
sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışındaki insanlardan
oluşacaklardır. Kuran ayetlerindeki üstün ahlak eksiksizce
yaşanacak, insanlar her türlü bozgunculuktan, ahlaki bozukluktan
uzak duracaklardır. Rabbimiz’in Kuran’da bu konuda bildirdiği
hükümlerden bazıları şu şekildedir:
Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin.
Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf
Suresi, 56)
…Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız. O'na iman
edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve
onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın.
Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı.
Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir
bakın." (Araf Suresi, 85-86)
Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da
kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği
gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama.
Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. (Kasas Suresi,
77)
İşte İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda hayat da Kuran'ın
tüm bu emirlerine uygun olarak son derece barış ve esenlik
dolu olacaktır. Bu ahlaktaki insanların varlığı sayesinde
dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle
kalkacak, insanlar hiç görülmemiş, cennet benzeri bir ortama
kavuşacaklardır. Hz. Mehdi döneminde hiç kan dökülmeyeceği,
hiçbir karmaşa ve huzursuzluk çıkmayacağı hadislerde de haber
verilmektedir:
Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak,
ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.5
Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar
arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak,
tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz
(sav) Altınçağ’ın bu önemli özelliğini hadislerinde şöyle
müjdelemektedir:
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla
dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır.
Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak
kaybolup gidecektir.6
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra,
mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha
önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur.7
... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç
kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecektir.8
Sosyal adaletsizlikler ortadan kalkacaktır
Sosyal adaletsizlikler, kendi çıkarlarını düşünme ve yardımlaşma
ile dayanışma duygularının yok olması gibi ahlaki bozulmalar
ahir zamanın ilk döneminin en temel özellikleridir. Zenginler
adaletten daha fazla yararlanmakta, fakirlerden üstün tutulmayı
kendilerinde bir hak gibi görmekte, adalet mekanizmalarını
kendi menfaatleri için yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Kuran’da
bu insanların gösterdiği ahlak şöyle bildirilmektedir:
Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yedirmek
için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Mirası, sınır tanımaz
(helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz. Malı 'bir yığma
tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz. (Fecr Suresi, 17-20)
Kuran ahlakında ise “… Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın…” (Nisa
Suresi, 135) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah insanlar
arasında zengin fakir ayrımı yapmadan adil davranmayı emretmektedir.
Kuran ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının
ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dil,
ırk, etnik köken gibi özelliklerin İslam ahlakının yaşandığı
bir toplumda hiçbir önemi yoktur. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki
bir güzelliktir. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne
hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak
yaşanan sosyal adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel
ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı,
adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç
içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre
gerçek adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan
korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde,
ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin
hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi kararlarında
etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın
izniyle İslam ahlakı Hz. Mehdi önderliğinde yeryüzünde hakim
olduğunda, gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne
yerleşecektir. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı
zenginlik utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik
ortadan kalkacağı için, herkes maddi manevi tüm imkanlarını
birbiriyle paylaşacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı
olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde
toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik
yaşanacak, huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır. Bu ortamın
bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve
haram fiillere de yanaşmayacaklardır.
Kuran'da insanlar arasında sosyal adaletin sağlanmasına
yönelik tavsiyelerin bulunduğu ayetlerden bazıları şunlardır:
Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye
kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz
Allah onu bilir. (Ali İmran Suresi, 92)
Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından
ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin
göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın
ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır,
övülmeye layık olandır. (Bakara Suresi, 267)
Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat
gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (Bakara Suresi, 271)
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler,
öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama
ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Ali
İmran Suresi, 134)
(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan
fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler.
İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen
onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan
istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah
onu bilir. (Bakara Suresi, 273)
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen
yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size,
ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir
karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür." (İnsan Suresi,
8-9)
İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğu dönem, Rabbimiz’in tüm
bu emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği, adaletin,
fedakarlığın, yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı,
kutlu bir dönem olacaktır. Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir
sıkıntı duymadan ihtiyacı olana verecek, herkes birbirinin
rahatını ve konforunu düşünecektir. Bu paylaşmanın sonunda
herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi
pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.
Bolluk ve bereket yaşanacaktır
İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda, ürünlerde ve mallarda
çok büyük bolluk ve bereket yaşanacaktır. Bu dönemde ihtiyacı
olana istediğinden kat kat daha fazlası verilecek, en ufak
bir sıkıntı, yokluk, açlık yaşanmayacaktır. Yeryüzündeki tüm
zenginlikler ortaya çıkacak, geliştirilen yeni tarım teknolojileri
sayesinde topraktan her zamankinden çok daha fazla ürün elde
edilecektir.
İman eden, Allah yolunda hizmet eden kişilerin bu uğurda
yaptıkları her türlü güzelliğin karşılığı hem dünyada, hem
de ahirette kat kat verilecektir. Hayatın her anında yaşanan
bolluk ve bereket, İslam ahlakını yaşayan müminlere Allah'ın
verdiği bir güzellik olacaktır. Her yaptıkları iş onlara büyük
bir zenginlik olarak geri dönecektir.
Allah, bir ayetinde Müslümanların mallarından Kendi rızası
için infak ettiklerinde karşılık olarak bulacakları bereketi
şu şekilde belirtir:
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak
bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin
örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah
(ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261)
Bu dönemde ürünlerde ve mallarda o zamana kadar görülmemiş
bir bolluk olacağı, bu ürünlerin Hz. Mehdi tarafından sayılıp,
ölçülmeden her isteyene dağıtılacağı pek çok hadis-i şerifte
de bildirilmektedir:
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allahü
Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir.
O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın
nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde
bol bol mal dağıtacaktır.9
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan
bol bol verecektir.10
... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir
kimse mal kabul etmeyecektir.11
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, topraktan da her zamankinden
çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz
bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir:
İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında
yedi yüz ölçek bulacak... Onun (Hz. Mehdi’nin) zamanında,
insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir..12
Yine Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verildiğine
göre, İslam ahlakı Hz. Mehdi önderliğinde tüm dünyaya hakim
olduğunda, yeryüzünün su kaynaklarında da büyük bir bolluk
söz konusu olacak, bu sulama imkanlarının artmasıyla tüm topraklar
görülmemiş bir şekilde bereketlenecektir:
... Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası
bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum istemeden verimli
ve bereketli olacaktır.13
Hz. Mehdi döneminde yaşanacak bir başka gelişme de, yeryüzündeki
tüm yeraltı zenginliklerinin ortaya çıkarılması ve bunların
insanlığın refahı ve konforu için kullanılması olacaktır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Altınçağ’ın bu özelliği
şöyle haber verilmektedir:
Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri
dışarıya fırlatacaktır.14
… Arz, içerisinde gizlediği bütün zenginliklerini,
altından ve gümüşten sütunlar halinde dışarı atacak.15
Çok üstün bir sanat anlayışı hakim olacaktır
İslam ahlakı tüm dünya üzerinde hakim olduğunda, hayatın
her anına hakim olan bolluk, zenginlik, güzellik ve ilerleme,
sanat alanına da hakim olacaktır. Bu dönemde insanlar hep
güzellikle karşılaşacak, ahlakları gibi, yaşadıkları yerler,
bahçeleri, evlerinin dekorasyonu, kıyafetleri, dinledikleri
müzik, eğlence şekilleri, tiyatroları, resimleri, sohbetleri
de güzelleşecektir. İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına
müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir.
Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla
yaşatacağını şöyle bildirmektedir:
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın Katında olan ise
kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle
biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min
olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu
güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının
en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)
Kuran'da Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşanan ortamların
bir nevi "barış yurdu"na dönüşeceğine dikkat çekilmiştir.
Ve bu ahlaktaki insanların hem dünyada daha fazla güzellikle
karşılaşacağı, hem de ahirette sonsuz bir cennet hayatıyla
ödüllendirilecekleri müjdelenmiştir:
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola
yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası
vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet,
işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 25-26)
İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda, sanatın İlahi bir
güzellik olduğu anlaşılacak ve böylece sanata gereken önem
verilecektir. Sanatçılar Allah'ın yarattıklarında gördükleri
güzelliklerden aldıkları ilhamla benzersiz eserler ortaya
koyabileceklerdir. Kuran ahlakından ve derinliğinden kaynaklanan
bu eserlerde, benzersiz bir kabiliyet ve çok zengin bir akıl
gücü olacaktır.
Kuran ahlakı hakim olduğunda günlük yaşantının, sanat anlayışının,
ekonominin, kısacası sosyal hayatı ilgilendiren her türlü
konunun nasıl olabileceğini tahmin etmek mümkündür. Çünkü
Kuran'da, hayatın her anını etkileyen bir anlayış tarif edilmektedir.
Bunun temelinde ise her konuda, Allah'ın en fazla hoşnut olacağı,
en güzel, en doğru ve akılcı olanı uygulamak vardır. İşte
bu nedenle Altınçağ’da, Kuran'da tarif edilen bu anlayış ve
akıl doğrultusunda, dünya tarihinde görülmemiş üstünlükte
bir sanat anlayışı hakim olacaktır.
KURTULUŞ, MÜSLÜMANLARIN BİRBİRİNİN DOSTU VE VELİSİ OLMASIDIR
Allah Kuran'da Müslümanlara birlik içinde olmalarını, şeytanın
aralarını açıp bozmaya çalışacağını, bu birliği engellemek
için çaba göstereceğini bildirmiştir. Müslümanlar din kardeşleri
ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz
söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun olmayan tavırlarda bulunmak
gibi birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmakla
yükümlüdürler. Her mümin bir diğerine karşı olabildiğince
fedakar olmalı, sabırlı davranmalı, onun iyiliği için çalışmalı,
sadık ve vefalı olmalıdır. Bu, tüm müminlerin benimsemesi
gereken üstün bir ahlaktır.
Rabbimiz, iman edenlere Kendisi'nin yolunda "birbirlerine
kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak" (Saff Suresi,
4) mücadele etmelerini emretmektedir. Bu mücadele, inkarcı
felsefe ve ideolojilere karşı yürütülmesi gereken fikri bir
mücadeledir ve tüm Müslümanların üzerinde önemli bir sorumluluktur.
Bu fikri mücadeleyi üstlenip, dünyayı içinde bulunduğu karanlıktan
aydınlığa çıkarmak yerine, kendi iç sorunları ile boğuşan,
içe kapalı bir anlayış geliştirmek kuşkusuz büyük bir hata
ve tarihi bir vebal olabilir.
Şiddetin, terörün, zulmün, sahtekarlığın, dolandırıcılığın,
yalancılığın, ahlaksızlığın, çatışmaların, yoksulluğun dünya
genelinde yaygın olması, yeryüzünün "fitne" ile
dolu olduğunu göstermektedir. Bu durum karşısında, Müslümanların
aralarında sorun haline gelmiş pek çok konu önemini yitirmektedir.
Tüm bu zulüm ve dejenerasyon, Allah'ın varlığını ve birliğini
inkar eden, ahiret gününe inanmayanların kurmuş oldukları
batıl sistemlerden güç bulmakta ve gelişip yayılmaktadır.
Buna karşılık vicdan sahibi insanların yapması gereken, iyilikte
ittifak etmektir.
Allah'ın izni ile bu ittifak, inkarcı ideolojilerin fikren
mağlup olmasının en önemli aşamalarından biri olacaktır. Rabbimiz,
Kuran'da inkarcıların ittifakına dikkat çekmiş ve iman edenlerin
de birbirleriyle dost olmaları ve birbirlerine yardım etmeleri
gerektiğini bildirmiştir. Bu, yeryüzünde bozgunculuğun ortadan
kaldırılması için gereklidir. Ayette şu şekilde buyurulmaktadır:
İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız
(birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir
fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi,
73)
Kuran'da birlik içinde olmanın önemi bildirilirken dikkat
çekilen bir diğer husus da, çekişmelerin ve birlik ruhunu
zedeleyecek tavırların Müslümanların gücünü zayıflatacağıdır.
Rabbimiz, şöyle buyurmaktadır:
Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,
çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz
Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)
Geçtiğimiz yıllarda yaşanan Irak-İran savaşı bu duruma çok
önemli bir örnektir. Yıllar süren savaş iki Müslüman ülkeye
maddi ve manevi çok büyük zararlar vermiş, hayır yolunda kullanılabilecek
güç ve imkanlar Müslümanlara yöneltilmiştir. İşte bu nedenlerden
ötürü, eğer İslam dünyası, güçlü, istikrarlı, müreffeh bir
medeniyet olmak, dünyaya her alanda yön vermek ve ışık tutmak
istiyorsa, birlik halinde hareket etmek zorundadır. Bu birliğin
yokluğu, Müslüman ülkeler arasındaki ayrılık ve dağınıklık,
İslam dünyasından ortak bir ses yükselmemesi, mazlum Müslüman
halkları da savunmasız bırakmaktadır. Filistin'de, Keşmir'de
Doğu Türkistan'da, Moro'da ve daha pek çok yerde zavallı kadınlar,
çocuklar ve yaşlılar ihtiyaç içinde zulümden kurtarılmayı
beklemektedirler. Bu masum insanların sorumluluğu herkesten
önce, İslam dünyasının üzerindedir.
İslam dünyası, ayrılıkları ve farklılıkları bir kenara bırakıp,
tüm Müslümanların "kardeş" olduğu gerçeğini hatırlamalı
ve bu manevi kardeşliğin getirdiği güzel ahlak ile tüm dünyaya
örnek olmalıdır. İman edenlerin birbirleri ile kardeşliği,
Allah'ın bir lütfu ve nimetidir. Samimi Müslümanlar bu nimet
için Rabbimiz'e şükretmeli ve Allah'ın "dağılıp-ayrılmayın"
emrini unutmamalıdırlar:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.
Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz
düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı
ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine
siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı.
Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini
böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)
Hiç unutmamak gerekir ki, Kuran ahlakının yeryüzüne hakimiyeti
Allah'ın Kuran'da haber verdiği bir vaadidir. Ve kuşkusuz
ki Allah vaadinden dönmez. Bu, Allah'ın izniyle ve dilemesiyle
zaten gerçekleşecek olan bir sözdür. Hz. Mehdi de, Sevgili
Peygamberimiz (sav)'in vaat ettiği tüm hizmetlerini yerine
getirecek ve Allah'ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim
kılacaktır. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı
her türlü konforuyla ve huzur dolu ortamıyla her Müslümanın
ulaşmak isteyeceği bir dönem, iman eden insanlar için dünya
hayatında çok üstün bir mükafattır. Bu güzel dönemle müjdelenmek
de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir. Ancak
her Müslüman bu hakimiyete ne kadar vesile olduğunu, ne kadar
çaba gösterdiğini ve dua ettiğini samimi olarak, kendisini
hiçbir mazeretle kandırmadan düşünmelidir
KAYNAKLAR:
1 Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, sf.
14
2 Ebu Davud. Tirmizi.Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör,
Pamuk Yayınları, s. 80, Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis
Külliyatı, Rudani 5.Cilt, sf. 365
3 El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf.
20
4 Süneni-i Ebu Davut, 5/93
5 El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 44
6 Sahih-i Müslim, 1/136
7 Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf.
11
8 El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf.
47
9 El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf.
23
10 El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf.
21
11 Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340
12 Kıyamet Alametleri, sf. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil
Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24
13 El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf.
21
14 El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf.
43
15 İmam Şa’rani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,
sf. 464
|