| İSLAM
BİRLİĞİ’NİN MÜSLÜMANLARA KAZANDIRACAKLARI
1. BÖLÜM
Giriş
Güzel ahlaka dayalı olarak kurulacak bir
İslam Birliği, tüm dünyada adalet, huzur ve güvenin yerleşmesine
vesile olacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısında başta Filistin olmak üzere
Bosna, Kosova, Karabağ, Keşmir, Açe gibi bölgelerde yaşanan
gelişmeler Müslüman dünyasını önemli bir gerçekle karşı karşıya
getirmiştir. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, çocukların
yetim kaldığı, vahşetin ve şiddetin doruğa tırmandığı bu bölgelerde,
Batı dünyası, yaşanan insanlık dramına ya hiç tepki göstermemiş,
ya da çok geç tepki göstermiş ve gereken tedbirlerin alınması
konusunda ağır davranmıştır. Bu durum, İslam dünyasının üstlenmesi
gereken sorumluluğu Müslümanlara bir kez daha hatırlatmıştır:
Müslüman halkların haklarının korunması, ihtiyaçlarının gözetilmesi
herkesten önce diğer Müslümanların sorumluluğudur ve İslam
dünyasının bu konuda son derece aktif ve atak olması zorunludur.
Müslüman ülkelerin, tüm Müslümanların güvenliğini garanti
altına alabilecek bir güç konumuna gelmesi ancak İslam dünyasının
uluslararası siyaset sahasında tek bir ses olarak temsil edilmesi
ile mümkün olacaktır. İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik
olarak tek blok olmak zorundadır.
Hal böyleyken, İslam dünyasında gereken birlik ve beraberlik
henüz tam anlamıyla sağlanamamıştır. Avrupa'nın neredeyse
tüm devletleri, siyasi, ekonomik ve kültürel bir birlik olan
"Avrupa Birliği" çatısı altında toplanmış iken;
Müslümanlar yeteri derecede iş birliği kuramamış durumdalar.
Hatta yakın geçmişte, kimi İslam ülkeleri arasında derin
anlaşmazlık ve ihtilaflar olmuştur. İran-Irak Savaşı, Irak'ın
Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş savaşı gibi Müslüman ülkeler
arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla
etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar
da -örneğin Afganistan'da, Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta veya
Cezayir'de olduğu gibi- İslam dünyasının, olması gerektiği
gibi olmadığını açıkça göstermektedir.
BİRLİK RUHUNU YAŞATMAK
Yüce Rabbimiz Allah, tüm Müslümanların tam bir birlik ruhu
içinde yaşamalarını ve hareket etmelerini emretmiştir. Yüce
Rabbimiz, Müslümanların "sanki
birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi" (Saff
Suresi, 4) olmalarını gerektiğini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.
Dağılıp ayrılmayın...”(Ali İmran Suresi, 103)
Yüce Rabbimiz, Müslümanlar’ın birlik olmadıkları takdirde
güçlerinin azalacağını ise Kuran-ı Kerim’de şu şekilde bildirmiştir:
“Allah'a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize
düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin.
Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi,
46)
Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği
kadar güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri bildirilmektedir:
“Birlik Ruhu İçerisinde Olmamak”
Eğer tüm Müslümanlar güç birliği yaparsa; İslam ülkelerini
kalkındırmak, imar ve inşa etmek; zulüm gören Müslümanlara
yardım eli uzatmak ve onları korumak için gerekli fikri mücadeleyi
yürütmek; İslam’ın getirdiği güzel ahlakı tüm dünyaya en güzel
biçimde anlatmak; sözde İslam adına ortaya çıkan terörizm
gibi sapkın akımları dizginlemek; tüm insanlığın hayrına olacak
bilimsel, sanatsal, kültürel gelişmeler kaydetmek gibi pek
çok başarıyı Yüce Rabbimiz Müslümanlara nasip edebilir.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle;
“İslam dünyası için önemli tehlike, "cehalet,
zaruret (fakirlik) ve ihtilaftır". Bunları "sanat,
marifet, ittifak" yoluyla yenmek gerekmektedir. (Divan-ı
Harbi Örfi sf. 15) İttifak belki bunların içinde en önemlisidir,
çünkü ittifak sayesinde tüm Müslümanlar "sanat ve marifetlerini",
yani tüm yetenek ve bilgilerini birleştirip, İslam'a büyük
hizmetlerde bulunabilirler.
İslam dünyasının geçmişteki ihtişamına benzer bir ihtişamın
bugün de yeniden inşa edilmesi, Müslümanların yeniden dünyaya
ışık tutan “kültür ve medeniyet önderleri” olmaları mümkündür.
Kişisel menfaat endişelerini bir kenara bırakan, farklılıkları
hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam'ın,
Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan
yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar
arasında egemen olursa, İslam dünyası 21. yüzyılın en büyük
medeniyetlerinden birini inşa edebilir.
Sevgi, merhamet, anlayış, tolerans gibi İslam ahlakının da
temeli olan değerler sayesinde, bugün bir kısım Müslüman ülkelerde
hakim olan despot yönetimlerin de sonu gelecek, kültürel ve
ekonomik olarak kalkınma sağlanacak ve dünyanın çeşitli bölgelerinde
baskı altına alınan, zulme uğrayan, acımasızca katledilen
Müslümanlar barışa ve güvenliğe kavuşacaktır.
Kendi içinde beraberliği sağlamış İslam dünyası,
dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar
ve "medeniyetler arası çatışmadan" yana olanlar
teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır.
Bütün bunların sonucunda ise, Allah'ın izni ile, asr-ı saadet
döneminin bir benzeri 21. yüzyılda yeniden yaşanacaktır.
2. BÖLÜM
İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA EKONOMİK GÜÇ VE
REFAH ARTIŞI SAĞLAYACAKTIR
Ekonomik ve teknolojik olarak kalkınmaya ihtiyaç duyan Müslüman
ülkelerde istikrarın sağlanması için atılacak en önemli adım,
İslam Birliği altında birleşilmesi olacaktır.
Şüphe yok ki, ekonomik iş birliği, hem istikrarın sağlanması
hem de kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Pek çok
Müslüman ülkenin acil ihtiyacı, ekonomisinin istikrara kavuşması
ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır. İslam dünyasında
endüstrinin gelişimine önem verilmesi, gerekli yatırımların
yapılması zaruridir. Bütün olarak bir kalkınma projesi geliştirmek
gerektiği de açıkça görülmektedir.
Eğitim, ekonomi, kültürel yapı, bilim ve teknoloji bir arada
gelişmelidir. Bir yandan çalışma alanları teknolojik olarak
geliştirilirken, öte yandan çalışanların eğitim düzeyinin
ve kalitesinin artırılması sağlanmalıdır. Toplumlar daha üretici
olmaya özendirilmelidir. Çoğu Müslüman ülkede yaşanan yoksulluğun,
eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliğinin ve diğer sosyo-ekonomik
sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik iş birliklerinin
büyük katkısı olacaktır. Serbest ticaret alanları oluşturularak,
gümrük birliği sağlanarak ve ortak pazarlar meydana getirilerek
bu iş birliği kurulabilir.

İSLAM COĞRAFYASI ZENGİN YERALTI KAYNAKLARINA
SAHİPTİR
Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu dünya ticaret yollarının
önemli kesişme ve geçit bölgelerinde yer almaktadır. Karadeniz'i
Akdeniz'e bağlayan, Akdeniz'i ve Basra Körfezi'ni Hint Okyanusu'na
bağlayan boğaz ve kanalların ve Hint Okyanusu'ndaki ana geçit
noktalarının Müslümanların kontrolünde olduğu düşünüldüğünde,
İslam dünyasının küresel dengeler açısından taşıdığı önem
daha iyi anlaşılacaktır.
Buna bir de petrol, doğal gaz gibi stratejik yer altı kaynakları
açısından dünyanın en zengin topraklarının İslam coğrafyasında
bulunduğu gerçeği eklendiğinde, tablo daha da netleşmektedir.
Bu özelliklerin hepsi İslam dünyası için büyük birer stratejik
imkandır ve bu imkanların iyi değerlendirilmesi Müslümanların
dünya siyasetindeki etkinliklerinin artması anlamına gelmektedir.
Sadece
Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol
rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır. Petrolün yanı sıra,
Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu
gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Ayrıca Kafkasya
ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça
zengin kaynaklara sahiptir. Müslüman ülkelerin bu avantajı,
bazılarınca enerji yüzyılı olarak adlandırılan 21. yüzyılda
daha da önem kazanacaktır. Ne var ki, İslam coğrafyası sahip
olduğu bu avantajdan gereği gibi faydalanamamaktadır.
MÜSLÜMAN ÜLKELERİN BİRBİRLERİNE EKONOMİK DESTEK VERMELERİ
İSLAM AHLAKININ BİR GEREĞİDİR
Çoğu Müslüman ülkede -kaynaklar zengin olmasına rağmen- üretimi
artıracak ya da çıkarılan kaynağın ülke sanayisinde kullanılmasını
sağlayacak gerekli alt yapı ve teknolojik imkânlar yetersizdir.
Müslüman ülkelerin ekonomilerinin işleyişi ve yapıları arasında
farklılıklar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yeraltı zenginliklerine
(petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının
ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle)
tarıma dayalıdır. Ekonomi yapısındaki bu farklılıklar ortak
yatırımlar ve girişimler sayesinde önemli bir zenginlik kaynağına
dönüştürülebilir. Bu da ancak İslam Birliği ile sağlanabilir.
Örneğin, bir ülkede petrol üretilirken, belki bir diğerinde
bu petrol işlenecek, tarım imkânları sınırlı olan bir İslam
ülkesinin ihtiyaçları da tarım zengini ülkeler tarafından
giderilecektir. Böylece hem iş imkânları artacak hem de Müslüman
toplumlarda gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır. Ayrıca
Müslüman ülkeler arasında oluşacak bilgi birikimi ve tecrübe
paylaşımı bereketi artıracak, teknolojik gelişmelerden tüm
Müslümanlar gereği gibi yararlanacaklardır.
Müslüman ülkelerin birbirlerine ekonomik destek vermeleri
İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım
etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir.
Kur’an-ı Kerim'de pek çok ayette, “ihtiyaç içinde olanların
korunması” emredilmiştir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın
toplumlararası düzeyde de yürütülmesi gerekmektedir.
İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak
ortak girişimler ancak merkezi bir kurumun önderliği ve koordinasyonuyla
gerçekleştirilebilir.
Bunun sağlanması ise, İslami bir kültürel uyanışla mümkündür.
İslam Birliği, hem bu kültürel uyanışa, hem de onun sonuçları
olan siyasi ve ekonomik iş birliklerine öncülük edecektir.
Yüce Rabbimiz Kuran’da, ihtiyaç içinde olanların korunup
kollanmasını ve yardımlaşmayı emretmiştir:
“Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara,
yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme
yapmasınlar…“(Nur Suresi, 22)
“Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına
göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine
verdiği kadarıyla versin…” (Talak Suresi, 7)
İslam ülkeleri arasında, kardeş olmanın bilinci ile kurulacak
iş birlikleri, Müslümanlara refah ve bolluk getirecek, İslam
dünyasının yıllardır önemli sorunlarından biri olan yoksulluğun
ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.
3. BÖLÜM
İSLAM BİRLİĞİ HUZUR VE GÜVENLİĞİ SAĞLAYACAKTIR
İslam
Birliği, hem Müslümanlar arasında yaşanan uyuşmazlıklara çözüm
getirecek hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki savaş
ve çatışmaların son bulmasını sağlayacaktır.
Dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan istikrarsızlıklar, yalnızca
bu bölgeyi etkilemekle kalmaz tüm dünyayı olumsuz yönde etkiler.
İslam coğrafyası işte böyle bir bölgedir. İslam dünyasının
herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun da, tüm bu coğrafyayı
doğrudan etkilemektedir.
Ortadoğu'da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika'da etkisi
hissedilir. Hazar'da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini
etkiler. Basra Körfezi'nde meydana gelenler Güneydoğu Asya'yı
doğrudan ilgilendirir. Bu da, Müslüman coğrafyasının herhangi
bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının
tüm İslam dünyasında hissedileceği anlamına gelir. Elbette
aynı şey barış için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin
-örneğin Arap-İsrail sorununun- barışla neticelenmesinin,
tüm İslam dünyasında olumlu bir etkisi olacaktır.
20. yüzyıl boyunca İslam dünyasının büyük bölümü, daimi bir
savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem, kaynakların
boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına,
yaşam standartının çok düşük düzeye inmesine, hepsinden önemlisi
milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu.
Halen de bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam
etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslüman ülkelerle
Müslüman olmayan güçler arasındaki savaş ve çatışmalar da
büyük bir huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.
BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN ÇÖZÜM: İSLAM BİRLİĞİ
İslam Birliği'nin sağlanmasının Müslümanlara getireceği önemli
yararlardan biri; bu birliğin Müslüman dünyasında huzur ve
güvenliğin hâkimiyetine aracı olmasıdır. İslam Birliği, hem
Müslümanlar arasındaki çatışma ve uzlaşmazlıklara çözüm getirecek,
hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki savaş, çatışma
ve gerginlik hallerini uzlaşı ve barış sağlayarak ortadan
kaldıracaktır.
İslam Birliği’nin İslam dünyasında tesis edeceği barış sayesinde;
1.
Barış sürecinde, her ülke silahlanmaya ayırdığı bütçesini
azaltacak, bu parayı toplumun refahı için harcayacaktır. Tüm
Müslüman ülkeler ortak bir savunma paktının üyesi olacaklarından,
daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma ve korunma sağlanacaktır.
Silah sanayi ve teknolojisi için yapılan yatırımlar, sağlık,
eğitim, bilimsel ve kültürel gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.
Bu sayede elde edilebilecek kazancın büyüklüğü, rakamların
incelenmesi ile daha net ortaya çıkmaktadır: Ortadoğu ülkelerinin
silahlanmaya ayırdıkları yıllık toplam tutar, Körfez Savaşı'nın
patlak verdiği 1991 yılında 70.7 milyar dolardır. Bu rakam
bir sonraki yıl 52.2 milyar dolara gerilemiş, ancak takip
eden yıllarda tekrar yükselmeye başlamıştır. 2000 yılında
61 milyar dolar olan savunma harcamaları, 2001 yılında 72
milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.
2. İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık
ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek çok
doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür, yazar
ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri için Batı'ya
göç etmekte ve çalışmalarına orada devam etmektedir. Barış
ortamı sağlandığında, bu göçe engel olacak, iyi eğitim almış
bireylerin göçünün engellenmesi bu kişilerin çalışmalarından
öncelikle Müslümanların faydalanmasını sağlayacaktır.
3. Barışın ve istikrarın hüküm sürdüğü bir ortamda, Müslüman
ülkelerin birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden
daha çok faydalanmaları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların
her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin eksik
yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha etkin olmalarına
sebep olacaktır.
4. Barış ve istikrarla birlikte ekonomik kalkınma da hız
kazanacaktır. Günümüzde bazı Müslüman ülkeler arasında sınır
problemleri başta olmak üzere çeşitli sorunlar yaşanmaktadır.
Bu sorunlar ekonomik sıkıntıların artmasına neden olabilmektedir.
Örneğin, yer altı kaynaklarının taşınması ve dünyaya ihracında
yaşanan kimi zorlukların temelinde ulaşım güzergahlarının
güvenli olmaması vardır. Su kaynakları için de benzer bir
durum geçerlidir. Müslüman coğrafyasının önemli bir bölgesi
olan Ortadoğu'da su, anlaşmazlık konularının başında gelmektedir.
Oysa Müslüman ülkelerin birbirlerine desteği ve anlaşmazlıkların
uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu sorunlar tamamen gündemden
kalkacaktır.
5. Barış ve istikrarın sağlanması, İslam coğrafyası dışında
yaşayan Müslümanların da güç kazanmasına zemin hazırlayacaktır.
Dünyanın pek çok ülkesinde İslam en hızlı büyüyen dindir.
Bu ülkelerde yaşayan farklı milletlere mensup Müslümanların
ittifakı, Kuran ahlakının tanıtılması çalışmalarına hız kazandıracak,
Müslümanların içinde bulundukları toplumlarda kültürel anlamda
daha etkin olmalarını sağlayacaktır.
6. İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri
için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı
bölgelerinde yaşanan sorunlar İslam dünyası örnek alınarak
barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar,
gerçek Kuran’ın getirdiği güzel ahlak yaşandığında insanların
huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği olacak,
insanlar İslam'ın barış ve esenlik dini olduğuna şahitlik
edeceklerdir. İslam dünyasındaki barış belki de pek çok insanın
güzel ahlaka yönelmesine aracı olacaktır.
4. BÖLÜM
İSLAM BİRLİĞİ’NİN ORTADOĞU’YA SUNACAĞI ÇÖZÜM
Siz bu satırları okurken Filistin’de binlerce zayıf bırakılmış
Müslümanın yaşam mücadelesi tüm şiddeti ile devam ediyor.
Ortadoğu’da yaşanan bu zulüm İslam Birliği’nin sağlanması
ile son bulacaktır.
ORTADOĞU’NUN
KANAYAN YARASI: FİLİSTİN
20. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun adil
idaresi altında bulunan Ortadoğu, günümüzde belki de dünya
coğrafyasının en karmaşık, en sorunlu ve en önemli bölgesidir.
20. yüzyılın en büyük değeri haline gelmiş olan petrolün
yüksek miktarda çıkarılmasıyla büyük önem kazanan Ortadoğu,
yüzyılın başından bu yana dünyanın en istikrarsız, en kanlı
bölgelerinden biri haline gelmiştir. Yarım asrı aşkın bir
süredir binlerce masum insan İsrail terörünün, katliamlarının,
kıyımlarının ve işkencelerinin sonunda yaşamını yitirmiştir.
Pek çok insan sakat kalmış, hiçbir suçu olmayan milyonlarca
Filistinli evlerinden ve yurtlarından sürülüp, mülteci kamplarında,
açlık sınırında, sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Tüm dünyanın gözleri önünde halen devam eden bu baskı ve zulme
kalıcı bir çözüm getirilebilmesi ve bölgede hasretle beklenen
barışın inşa edilebilmesi için, bugüne kadar yapılan tüm girişimler
hep başarısızlıkla neticelenmiştir.
ORTAK STRATEJİ İZLENMESİ
İslam Birliği'nin, Ortadoğu'daki Arap-İsrail çatışmasına
getireceği çok önemli bir çözüm bulunmaktadır. İslam ülkelerinin
ortak bir strateji izlemesi, İsrail'e Ortadoğu'da on yıllardır
izlediği "beka için parçalama" stratejisinin veya
bir İslam ülkesini diğerine karşı denge unsuru olarak kullanmaya
çalışma gibi taktiklerin bir sonuç vermeyeceğini gösterecektir.
Bu da İsrail'i Ortadoğu'da gerçek bir barış yapmaya yöneltecektir.
İsrail bu durumda 1967 Savaşı'nda işgal ettiği tüm bölgelerden
çekilmeye ve Arap komşuları ile barış içinde yaşamaya ikna
olabilir. Bu, Araplar için olduğu kadar İsrailli Yahudiler
için de en doğru çözümdür.
Ortadoğu'ya barış gelmesi için, hem Araplar arasındaki radikal
unsurların tedavi edilmesi hem de İsrail'in saldırgan, işgalci
ve yayılmacı politikalarından vazgeçmesi gerekmektedir. İslam
Ülkeleri Birliği her ikisini de sağlayabilir.
Tarihte İslami yönetimler boyunca, Ortadoğu'da Yahudilerin
Müslümanlarla birlikte barış içinde yaşadıkları unutulmamalıdır.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kudüs'te veya Filistin'in
diğer kentlerinde çok sayıda Yahudi yaşamış ve hiçbir düşmanlıkla
karşılaşmamışlardır. Sorun; İsrail'in bu kutsal topraklara
tek başına egemen olmayı hedeflemesiyle başlamıştır ve bu
hedef Ortadoğu'ya halen kan ve ölüm getirmeye devam etmektedir.
Kuşkusuz Hz. Yakup'un soyundan gelen Yahudilerin, ataları
olan İsrail peygamberlerinin topraklarında yaşamaya, bu topraklardaki
tüm kutsal mabetlerinde diledikleri gibi, özgürce ibadet etmeye
hakları vardır. Ancak bu toprakların tümünde siyasi egemenlik
kurmaya kalkmak, bunun için bu topraklarda binlerce yıldır
yaşayan insanlara karşı şiddet kullanmak, onları yurtlarından
etmek, dahası bir de bu işgali korumak için tüm Ortadoğu'yu
istikrarsızlaştırmaya çalışmak çok yanlıştır.
İslam Ülkeleri Birliği'nin sunacağı çözüm;
1) İsrail'in (Doğu Kudüs dahil) tüm işgal ettiği topraklardan
çekilmesi ve İsrail ile tüm Arap ülkeleri arasında barış yapılması,
2) Filistin topraklarının, Filistin yönetiminde kalacak olan
kısmında (örneğin Doğu Kudüs'te, El-Halil'de ve diğer Batı
Şeria kentlerinde), Yahudilerin ibadet yerlerinin özenle korunması
ve Yahudilerin (ve elbette Hıristiyanların da) buraya serbest
ulaşım hakkının olması,
3) İslam Birliği'nin, İsrail vatandaşlarına yönelik her türlü
terörist harekete ve saldırıya engel olması,
4) İslam Birliği'nin gerek Ortadoğu'da gerekse dünya genelinde
anti-semitizme karşı mücadele etmesi, Yahudi cemaatlerinin
huzur ve güvenliğini savunması,
gibi temel esaslara dayanabilir. Böylesine kapsamlı bir barış
planı uygulandığında, bir yüzyıldır huzur görmeyen Ortadoğu'ya
barış ve istikrar gelecek, on yıllardır silahlara ve savaşlara
harcanan paralar insanların mutluluğu, refahı, sağlığı, eğitimi
için harcanacaktır.
Kısacası Ortadoğu'ya barışın gelmesi için, tarafların ılımlı
ve hoşgörülü olmayı kabul etmeleri, Yahudi ırkçılığından veya
Arap şovenizminden kurtularak barış için samimi bir çaba göstermeleri
gerekmektedir. Bunun için gereken vizyon ise İslam ahlakının
tarihte Ortadoğu’ya öğrettiği meziyetlerde saklıdır.
Ortadoğu’ya barışın gelmesinin sonucunda, Yüce Rabbimizin
Kuran’da emretmiş olduğu hoşgörülü ve adil yönetimler kurulmuş
olacaktır.
“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine)
teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle
hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt
veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa Suresi,
58)
“Allah, sizinle din konusunda savaşmayan,
sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan
ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü
Allah, adalet yapanları sever.” (Mümtehine Suresi, 8)
5. BÖLÜM
İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI
İslamiyet’le gelen güzel ahlakın tüm dünyaya yayılarak,
din-dışı felsefelerin fikren yıkılacağı, yeryüzünden fitnenin
kaldırılmasıyla tüm insanlığa barış ve kurtuluş geleceği günler
Allah’ın izni ile pek yakındır.
Dünya
konjonktüründe yaşanan gelişmeler, İslam dünyasını çok büyük
ve önemli değişimlerin beklediğini açıkça göstermektedir.
Günümüzde İslamiyet, dünya gündeminin en önemli konusu haline
gelmiş, insanlığın dikkati Hak Din’e çevrilmiştir. İçinde
bulunduğumuz devrin teknolojik imkânları ise, Müslümanların
hem birbirleri ile iş birliği yapmalarını kolaylaştırmış,
hem de insanlara İslam ahlakının güzelliklerini anlatmak için
her türlü kitle iletişim imkanını sağlamıştır. Ancak bir taraftan
da İslam dünyasının bir kısmında fakirlik ve cehalet hüküm
sürmektedir. Bundan yararlanan birtakım kişiler, sözde İslam
adına İslam dışı eylemler yaparak, dünyanın gözünde Müslümanları
zan altında bırakmaktadırlar. İslam ahlakına karşı olan bazı
çevreler de, Müslümanların bu durumundan yararlanarak onlara
karşı her türlü zulmü uygulamakta, daha büyük zulümleri de
planlamaktadırlar.
Çözüm; tüm Müslümanları birleştirecek ve onlara doğru yolu
gösterecek bir İslam Ülkeleri Birliği'nin kurulmasıdır.
İslam Birliği'nin kurulması için çalışmak, her Müslüman’ın
görevidir. Tüm Müslüman hükümetler, İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır.
Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli,
bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de
daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar.
Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizasyonlar,
vakıflar, medya mensupları, kanaat önderleri; Müslümanlar
arasındaki ayrımların giderilmesi, birlik ve beraberliğin
sağlanması için çaba göstermelidirler. Dünyaya ışık tutacak,
hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne
adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden
yeşermesi, tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile,
İslam Birliği'nin kurulması, tüm bu güzelliklere bir vesile
olacaktır. www.islamahizmet.com
DÜNYAYI BEKLEYEN AYDINLIK GELECEK
Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı hadislerinde yer alan
bilgiler ve Kuran ayetleri önümüzdeki dönemin, Allah'ın izniyle,
dünya Müslümanları için çok aydınlık olacağını müjdelemektedir.
İslam Birliği'nin kurulması da, bu müjdeli dönemin başlangıcını
hızlandıracak, yalnızca Müslümanların değil, tüm toplumların
bolluk ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönemin başlangıcı
olacaktır. Şu anda içinde bulunduğumuz durum, bu kutlu dönemin
habercisidir.
Savaşlar, yokluklar, kıtlıklar, dünyanın farklı köşelerinde
Müslümanların ezilip zulüm görmesi gibi olaylar, büyük çoğunluğu
Peygamberimiz (sav) tarafından 1400 yıl öncesinden haber verilen
ahir zaman alametleridir. Bu alametlerin gerçekleşiyor olması,
yine Peygamber Efendimiz (sav)'in müjdelediği İslam ahlakının
dünyaya hâkimiyetinin de yakınlaştığına işaret etmektedir.
(En doğrusunu Allah bilir.)
Dolayısıyla içinde bulunulan durum Müslümanların üzüntüye
ve ümitsizliğe düşmelerine değil, tam tersine şevk ve heyecanlarının
artmasına aracı olmalıdır. Bu şevk ve heyecan, tüm dünyayı
barış ve huzurla dolduracak İslam Birliği’nin ivedilikle tesis
edilmesini sağlayacaktır.

GELİN BİRLİK OLALIM
Bu kutlu görevde hizmet yüklenmek isteyen Müslümanlar; gelin,
Müslümanların arasını bulalım. Birbirinin camisinde namaz
kılmayan, selamlaşmayan, birbirinin yazdığı kitabı okumayan,
ufak bir fikir farklılığı nedeniyle kardeşine düşman kesilen
Müslümanların arasını bulalım. Bu gibi yapay ayrımlar kalksın.
Allah'ın evleri olan camiler, şu veya bu grubun, şu veya bu
mezhebin değil, tüm Müslümanların mescidi olsun. Her Müslüman
birbiriyle selamlaşsın, birbiri ile sohbet etsin. Birbirine
hoşgörü göstersin, uzlaşmazlıklar son bulsun. Ve tüm Müslümanlar,
elbirliği yaparak, tevazu ve hoşgörü içinde, Allah'a daha
çok yakınlaşmak, O'nun dinine daha çok hizmet etmek için çalışsınlar.
Ve İslam Birliği için çalışan Müslümanlar Yüce Rabbimizin
şu emrini hiçbir zaman unutmasınlar:
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.
Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz
düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı
ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine
siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı.
Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini
böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)
İSLAM BİRLİĞİ ACİLİYETLE HAYATA GEÇİRİLMELİDİR
Bu yazı dizisinde belirtilen çözümlerin ivedilikle hayata
geçirilmesi son derece önemlidir. İslam
ve Müslümanlar hakkındaki bazı yanlış anlama ve önyargılar
devam etmekte ve bu, Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanlar
için bir takım sıkıntılar doğurmaktadır. Batılılar
ise, terörizm kâbusu nedeniyle sürekli tedirgin yaşamakta,
kendi ülkelerinde güvenlikten mahrum kalmaktadırlar. Tüm bu
sıkıntıları ortadan kaldıracak bir çözüme çok acil olarak
ihtiyaç vardır.
Çözüm ise; tüm bu sorunları barışçı ve kalıcı bir biçimde
çözecek bir İslam Birliği'nin kurulmasıdır.
|