|
HZ. HIZIR’DAN HZ. MEHDİ’YE LEDÜN İLMİ SAHİBİ ELÇİLER
Allah, kimi zaman elçilerini, inkar edenlerin ve müşriklerin
tuzaklarından korumak, kimi zaman da insanların imanına vesile
olması için bazı peygamberlerine mucizeler lütfetmiştir. Kuran-ı
Kerim'de, Allah'ın mucizelerle desteklediği peygamberlerin
hayatları ve tebliğleri detaylı olarak haber verilmiştir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa, Hz. Davud, Hz.
Süleyman, Hz. İbrahim ve Hz. İsa, Rabbimiz'in mucizeler bahşettiği
mübarek elçilerinden bazılarıdır. Hz. İsa'nın beşikteyken
konuşması, Hz. Musa'nın asasıyla denizi ikiye ayırması bu
mucizelerden bazılarıdır.
Allah'ın peygamberlere lütfettiği mucizelerin yanı sıra
elçilerine ve bazı mümin kimselere vermiş olduğu farklı ilimler
de söz konusudur. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in sahip olduğu
gayb bilgileri (Rum Suresi, 1-4), Hz. Lut'un (Enbiya Suresi,
74), Hz. Zülkarneyn'in (Kehf Suresi, 91), Hz. Süleyman ve
Hz. Davud'un (Neml Suresi, 16-17), Hz. İsa'nın (Al-i İmran
Suresi, 49), Hz. Yusuf'un (Yusuf Suresi, 21), Hz. Yakup'un
(Yusuf Suresi, 68), Hz. Musa'nın (Kasas Suresi, 14) ve Hz.
Hızır'ın (Kehf Suresi, 65) (Kuran'da bu isim geçmemekte, ancak
hadislerde bu mübarek kişinin Hz. Hızır olduğu bildirilmektedir)
sahip oldukları ilimlerle ilgili olarak Kuran'da çeşitli bilgiler
verilmektedir. Bunlar, diğer insanlardan farklı olarak, Allah'ın
seçtiği kullarına lütfettiği ilimlerdir.
Burada öncelikle vurgulanması gereken, tüm ilimlerin sahibinin
Yüce Allah olduğu ve bu ilimlerden dilediği kadarını dilediği
kullarına öğrettiğidir. Bir kimsenin herhangi bir ilme sahip
olması kendisinden değildir; Allah'ın o kişiye kaderinde bir
ilim lütfetmesinin sonucudur. Meleklerin, ayette haber verilen
"Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz
yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi
olansın." (Bakara Suresi, 32) şeklindeki sözleri, bu
gerçeği açık şekilde ifade etmektedir.
| Yüce Allah, Kuran'ın birçok ayetinde peygamberlerine
ve bazı elçilerine özel ilimler lütfettiğini bildirmektedir.
Gayb bilgisi, ilm-i ledün, hikmet ve anlatım çarpıcılığı
gibi üstün ilimleri dilediği kullarına veren Rabbimiz,
bu rahmetiyle tüm hayatları boyunca olduğu gibi, tebliğleri
süresince de elçilerini desteklemiştir. |
İLİM SAHİBİ ELÇİLER:
Hz. Süleyman'a verilen ilimler
Allah'ın ilim verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır.
Hz. Süleyman'a verilen ilimler arasında rüzgarların emrine
verilmesi, cinleri ve şeytanları kontrol edebilmesi, karıncaların
konuşmalarını anlaması, kuş dilini bilmesi gibi pek çoğu daha
önce kimseye nasip olmayan üstün ilimler bulunmaktadır. Allah,
rüzgarı, Hz. Süleyman'ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde
bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır:
"Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun
eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız
yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz." (Enbiya Suresi,
81)
Kuşların Hz. Süleyman'ın hizmetine verilmiş olması ve kendisine
kuşların konuşma dilinin öğretildiği ise ayetlerde şöyle haber
verilmiştir:
"Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey
insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her
şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı
ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı." (Neml Suresi,
16-17)
Kuşların, diğer insanların duyamadığı özel bir dalga boyunda,
kendilerine has bir konuşmaları vardır. Hz. Süleyman'a, bu
özel frekanstaki konuşmayı anlayabilecek bir ilim verilmiştir.
Bu, sebepler dahilinde teknolojik bir imkanla da olmuş olabilir.
Hz. Süleyman, kuşların bu farklı frekanslardaki sesli iletişimini
anlaması sayesinde onlara çeşitli emirler vermiş, kuşlar da
onun bu emirlerini yerine getirmiş olabilirler. (En doğrusunu
Allah bilir.)
Hz. Süleyman kuşları kimi zaman haber taşımada, kimi zaman
da istihbarat toplamada kullanmış ve bu şekilde çok önemli
sonuçlar elde etmiştir. Bu ilim, onun diğer ülkelerle iletişimini
kolaylaştırmış, çok zor ulaşılabilecek bölgelere rahatlıkla
ulaşmasına imkan vermiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah'ın Hz. Süleyman'a lütfettiği bir diğer nimet de birtakım
şeytan ve cinleri onun hizmetine vermesidir. Hz. Süleyman,
emrine verilen cin ve şeytanları ordusunda, sanatsal çalışmalarında
ve inşa faaliyetlerinde türlü görevler vererek kullanmıştır:
"... Onun eli altında Rabbinin
izniyle iş gören bir kısım cinler vardı..." (Sebe Suresi,
12)
"... Onun için denizde dalgıçlık
yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri
de (emrine verdik)..." (Enbiya Suresi, 82)
Hz. Süleyman bu dalgıç şeytanları çok farklı görevlerde hizmetinde
kullanmış olabilir. Şeytanlar istihbarat ya da askeri amaçlı
görevler almış olabilecekleri gibi, bilimsel görevler de yapmış
olabilirler. Örneğin Hz. Süleyman onları deniz altındaki zenginliklerin
işlenerek, insanların hizmetine sokulması için gerekli araştırmaların
yapılması gibi görevlerde kullanmış olabilir. (En doğrusunu
Allah bilir.)
Hz. Süleyman'ın emrine şeytanların verilmesi, ona Allah'tan
çok büyük bir lütuftur. Çünkü Allah, şeytanı imtihan ortamının
bir parçası olarak yaratmış ve ona bu amaç doğrultusunda –geçici
bir süre için- çeşitli imkanlar ve özellikler vermiştir.
Bu şekilde çeşitli bilgilere sahip olan bir varlığı emrinde
bulundurmak, Hz. Süleyman'a hem diğer ülkelerle olan ilişkilerinde,
hem de kendi ülkesini yönlendirmesinde çok büyük kolaylıklar
sağlamış olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah, Hz. Süleyman'a büyük bir saltanat, benzeri görülmemiş
bir zenginlik vermiş; üstün ilimler ile onu desteklemiştir.
Hz. Süleyman da kendisine verilen zenginlik ve bu ilimler
vesilesi ile büyük bir ordu ve güçlü bir devlet kurmuştur.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden, Hz. Süleyman'ın devletinin
o dönemde yeryüzündeki en güçlü devlet olduğu anlaşılmaktadır.
HZ. SÜLEYMAN’IN YANINDAKİ
KİTAPTAN İLMİ OLAN KİŞİ
Kuran'da Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi'nin
tahtının bir anda göz açıp kapayıncaya kadar Hz. Süleyman'ın
huzuruna getirildiği bildirilir. Ayetlerde, tahtı getirenin
'Hz. Süleyman'ın yanında kitaptan ilmi olan biri' olduğu
haber verilir:
"(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey
önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar
olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?"
dedi.
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan,
ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı
kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben,
(gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim."
Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette
görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na
şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye
beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti).
Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim
nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir
şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır."
(Neml Suresi, 38-40)
Dikkat edilirse, ayetlerde haber verilen bu kişinin
'madde nakli yapabilecek kadar' farklı bir ilme sahip
olduğu görülmektedir. Taht, anında Hz. Süleyman'ın huzuruna
getirilmektedir. Ayrıca Hz. Süleyman'ın bu olaydan sonraki
sözleri, bunun Allah Katından verilen üstün bir ilimle
gerçekleştirilmiş olağanüstü bir olay olduğunu göstermektedir.
Bu kişi, kendisine ilim verilen bir mümin olabilir.
(En doğrusunu Allah bilir.) |
Hz. Davud'a Verilen Hikmet ve Anlatım Çarpıcılığı
Yüce Allah, Hz. Süleyman gibi, Hz. Davud'a da birçok üstün
ilim vermiştir. Hz. Süleyman'ın babası olan Hz. Davud, Allah'ın
kendisine lütfettiği tüm gücü ve ilmi, Allah'ın emri olan
İslam ahlakını en güzel şekilde tebliğ etmek ve bu yolla din
ahlakını yaymak için kullanmıştır.
Hz. Süleyman'a lütfedilmiş olan kuşların konuşma dili Hz.
Davud'a da öğretilmiştir. (Neml Suresi, 16) Bu ilmin yanı
sıra Hz. Davud kendisine verilen anlatım çarpıcılığı vesilesiyle,
tebliği süresince Allah'ın izniyle en hikmetli konuşma üslubunu
kullanmıştır. Hz. Davud'a verilen bu ilim Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Andolsun, Biz Davud'a Tarafımız'dan
bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte
(Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara
da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. "Geniş
zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih
ameller yapın. Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızı görenim"
(diye vahyettik)." (Sebe Suresi, 10-11)
"Onun mülkünü güçlendirmiştik.
Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad
Suresi, 20)
Hz. Hızır'a Lütfedilen İlim
Allah'ın Kuran'da "ilim sahibi" olarak bildirdiği
Hz. Hızır (Kuran'da bu isim geçmemekte ancak hadislerde bu
kişinin Hz. Hızır olduğu bildirilmektedir), "İlm-i ledün"
adı verilen ilmin sahibi mübarek bir şahıstır. Allah'ın seçtiği
kişilere vermiş olduğu özel bir ilim olan "İlm-i ledün"
(bir başka ifadeyle "ilm-i batın") sahibi kişiler,
Allah'ın verdiği ilham ile gaybın bilgisine sahip olan özel
kişilerdir. Rabbimiz'in takdir ettiği kadarıyla, olayların
gidişatını ve gelecekteki sonuçlarını önceden bilir, buna
göre hareket ederler. Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:
"Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz
ve Tarafımız'dan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan
bir kulu buldular." (Kehf Suresi, 65)
Allah, Hz. Hızır'a Kendi Katından üstün bir ilim vermiştir.
Kuran-ı Kerim'de Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile buluştuğu, kendisiyle
beraber bir yolculuğa çıktığı ve Rabbimiz'in Hz. Hızır'a vahyettiği
ilimden faydalanmak istediği de detaylı olarak bildirilmiştir.
(Kehf Suresi, 66) Hz. Hızır, Hz. Musa ile yolculuğa çıkmayı
kabul ettikten sonra Hz. Musa'nın eğitimine vesile olacak
birkaç olay yaşanmıştır. Hz. Musa, Hz. Hızır'ın sahip olduğu
ilmi bilmemesi sebebiyle, Hz. Hızır'ın ilk anda hatalı ve
garip gibi görünen bazı davranışlarını yadırgayarak ona bunların
sebeplerini sormuş ve bazı yorumlarda bulunmuştur. Fakat ayrılacakları
vakit Hz. Hızır'dan yaptıklarının asıl sebeplerini öğrenince,
Hz. Hızır'ın bunları belirli hikmetlere yönelik olarak yaptığını
anlamıştır. (Kehf Suresi, 78-82) Kuran'da Hz. Hızır'ın bu
yolculuk sırasındaki davranışlarından biri şöyle bildirilir:
"Böylece ikisi yola koyuldu.
Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa)
Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?
Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.""
(Kehf Suresi, 71)
Bu olayda Hz. Hızır bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi
delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır. Kuran'da Hz. Hızır'ın
bu davranışının sebebi de açıklanmaktadır:
"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak
istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren
bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)
Hz. Hızır'ın bu davranışının hikmetlerini açıklamadan önce,
onun merhametli karakteri üzerinde durmak gerekir. Hz. Hızır
hemen yoksulların yardımına koşmuş, onların sıkıntı içine
düşmelerini, zorba kimselerden zulüm görmelerini engellemek
istemiştir. Bu hareketi onun, yoksul ve ihtiyaç içinde olanlara
karşı şefkatli ve merhametli karakterini ortaya koymaktadır.
Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatları Hz. Hızır üzerinde yoğun
bir şekilde tecelli etmektedir. Bu, müminleri inkarcılardan
ayıran üstün bir özelliktir.
Hz. Hızır'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset,
basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekmektedir. Çünkü
gemiyi makul ölçülerde ve tekrar tamir edildiğinde kolayca
kullanılabilecek şekilde tahrip etmiştir. Böylece gemiyi gören
kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecektir. Ancak
zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan
sonra gemi sahipleri gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip,
kullanabilecek hale getireceklerdir.
Yolculukları sırasında bunun gibi hikmetli birkaç olay daha
yaşayan Hz. Musa, Hz. Hızır ile buluşmasında Allah'ın izniyle
çok önemli ve hikmetli bir eğitim almış, Hz. Hızır'ın, üstün
ve güçlü olan Yüce Rabbimiz'in dilemesiyle bazı gayb bilgilerine
sahip özel bir insan olduğuna şahitlik etmiştir.
Tüm bunların yanı sıra hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli
açıklamalarında ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın
dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı
ve destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler de yer almaktadır.
(En doğrusunu Allah bilir.)
Hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında
ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın dönem dönem
peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve
destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler yer almaktadır.
(En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hz. Yusuf ve Sözlerin Yorumu
Kuran'da Hz. Yusuf ile ilgili birçok ayet bulunmakta, onun
ihlas sahibi, güçlü, basiretli, seçkin, hayırlı bir kişi olduğu
ve kendisine sözlerin yorumu öğretilerek ilim sahibi kılındığı
bildirilmektedir. Hz. Yusuf'a lütfedilen ilim Kuran'da şöyle
haber verilir:
"…Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler."
(Yusuf Suresi, 21)
Ayrıca sözlerin yorumunu öğretmenin yanı sıra Yüce Allah,
erginlik çağına eriştiğinde Hz. Yusuf'a hüküm ve ilim de vermiştir:
"Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim
verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz."
(Yusuf Suresi, 22)
Ayette geçen "hüküm"den kasıt, hakim olma, Allah'ın
kitabına uygun ve adaletli karar verebilme özelliğidir. İlim
ise, kitabın bilgisi ya da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin
iç yüzünün farkında olma bilgisi olabilir. (En doğrusunu Allah
bilir.)
Kuran'da Hz. Yusuf'un kendisine öğretilen sözlerin yorumunu,
bir iftira sonucu zindana atıldığında zindan arkadaşlarının
rüyalarını yorumlarken kullandığı şu şekilde bildirilir:
"Onunla birlikte iki genç de
zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap
sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi
başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi"
dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni,
iyilik yapanlardan görmekteyiz." (Yusuf Suresi 36)
"Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine
şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek.
İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir."
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin
katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı
ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı."
(Yusuf Suresi, 41-42)
Zindandaki bu iki kişiden kurtulan kişi, uzun yıllar sonra
hükümdarın, gördüğü bir rüyanın yorumunu istemesi üzerine
Hz. Yusuf'u hatırlamış ve bu rüyayı yorumlaması için ona gitmiştir.
Bu olay üzerine Hz. Yusuf hükümdarın rüyasını yorumlamış ve
Allah'ın lütfettiği bu ilim ve üstün ahlakı vesilesiyle zindandan
kurtularak Mısır'ın hazinelerinin başına geçirilmiştir.
Yüce Allah, erginlik çağına eriştiğinde Hz. Yusuf'a
hüküm ve ilim vermiştir. "Hüküm"den kasıt,
hakim olma, Allah'ın kitabına uygun ve adaletli karar
verebilme özelliğidir. İlim ise, kitabın bilgisi ya
da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin iç yüzünün farkında
olma bilgisi olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hz. Yakup'un Sahip Olduğu İlim
Hz. Yakup, tevekkülü ve her an Allah'ı hatırlatan tavrı ile
örnek olmuş kamil iman sahibi mübarek bir mümindir. Rabbimiz,
"…Gerçekten o (Hz. Yakup), kendisine öğrettiğimiz için
bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler."
(Yusuf Suresi, 68) ayetiyle birçok elçisine olduğu gibi Hz.
Yakup'a da Katından bir ilim verdiğini bildirmiştir.
Kuran'da Hz. Yakup'un sahip olduğu ilimlerle ilgili olarak
bildirilen örneklerden biri, yakın çevresi tarafından uzun
yıllar önce öldüğü düşünüldüğü halde, Allah'ın kendisine verdiği
ilim üzere oğlu Hz. Yusuf'un, yaşadığını bilmesidir. Bu durum
ayetlerde şöyle bildirilir:
"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı
bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden
umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın
rahmetinden umut kesmez." (Yusuf Suresi, 87)
Hz. Yakup'un Hz. Yusuf'un yaşadığından bu derece emin olmasının
bir nedeni Allah'ın kendisine vermiş olduğu özel bir ilim
olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim Hz. Yusuf'un
yanına, onun Hz. Yusuf olduğunu bilmeden giden ve daha sonra
bunu öğrenen kardeşleri Hz. Yakup'a, Hz. Yusuf'un gönderdiği
gömleği götürürler. Bu olay karşısında Hz. Yakup'un tavrı
ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü
(yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin."
Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi
ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un
kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." "Allah adına,
hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."
Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman,
gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakup) Dedi ki:
"Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum
demedim mi?" (Yusuf Suresi, 93-96)
Yukarıdaki ayetlerde bildirildiği gibi ailesi, Hz. Yakup'un
oğluna olan hasretinden dolayı yanlış bir tavır içinde olduğunu
zannetmiştir. Onların bu düşüncesinin hatırlattığı hikmetli
bir ders vardır: Olayları sadece zahirine yani dış görünüşüne
ve sebeplere göre değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir.
Çünkü Allah, Kuran'da kimi zaman özel olarak verilen ilimle
yapılan hareketlerden söz etmiştir. Allah, Hz. Yakup'un ilim
sahibi bir kul olduğunu bildirmiştir. Sahip olduğu bu ilim
dolayısıyla gösterdiği tavrı ailesi anlayamamış, yüzeysel
bir bakış açısıyla yaklaşarak onun yanlışlık içinde olduğunu
sanmışlardır.
Burada dikkati çeken başka bir nokta da Hz. Yusuf'un da önceden
söylediklerinin gerçekleşmiş olmasıdır. Onun gömleğini babasının
yüzüne sürdüklerinde babasının rahatsızlığı ortadan kalkmış,
gözleri tekrar görmeye başlamıştır. Böylece Hz. Yakup sağlığına
kavuşmuştur. Bu da, her ikisinin de ilim sahibi kullar olduklarını
göstermektedir.
Dünya imtihan yeridir ve Allah yaratılış gayesine
uygun olarak insanları hidayete sevk etmek için salih
kullarına değişik yetenek ve ilimler vermektedir. Geçmişte
peygamberlerde olduğu gibi ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne
gelecek olan Hz. İsa'nın ve yine bu dönemde geleceği
bildirilen Hz. Mehdi'nin de benzer ilimlere sahip olması
kuvvetle muhtemeldir.
|
Ahir Zamanın Kutlu Şahsı Hz. Mehdi'ye Verilen Üstün İlimler
Daha önce değindiğimiz gibi Yüce Allah, Hz. Süleyman'a çeşitli
ilimler lütfetmiştir. Hadislerde ve İslam alimlerinin izahlarında,
Hz. Mehdi'nin de Hz. Süleyman gibi çok özel ilimlere sahip
olacağı bildirilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
Hz. Mehdi'nin, Hz. Süleyman gibi kuşların ve diğer canlıların
dilini bileceği ve insanların yanı sıra cinler üzerinde de
hakimiyeti olacağı şu şekilde haber verilmektedir:
Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu ilmin "Ledün ilmi"
olması muhtemeldir. Daha önce de incelediğimiz gibi, Kehf
Suresi'nde Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen kıssada da
benzer bir ilim bildirilmektedir.
Ledün ilmine vakıf olan kişi, sırları Allah'ın izin verdiği
ölçüde keşfedeceği gibi, bu kişinin çeşitli İlahi sırlardan
da haberi olur.3 Bu ilme sahip olan Hz. Hızır'ın kıssasının
Kehf Suresi'nde anlatılması dikkat çekicidir. Çünkü bu surede
anlatılan diğer iki kıssa olan Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn
kıssalarının, Hz. Mehdi ile olan yakın ilgisine Peygamberimiz
(sav) çeşitli hadisleriyle dikkat çekmiştir. Hz. Musa ve Hz.
Hızır kıssasının da özellikle yine bu surede yer alması, aralarında
geçen olayların yukarıdaki hadislerde olduğu gibi Hz. Mehdi
ile yakından ilgisi olabileceğine, ayrıca Hz. Hızır'ın ilminin
Hz. Mehdi'de de bulunabileceğine bir işaret olabilir. (En
doğrusunu Allah bilir.) Büyük İslam alimlerinden Muhyiddin
Arabi açıklamalarında Hz. Mehdi'nin 9 özelliğini saymaktadır.
Dikkat edilirse bunlar arasında hikmet, anlayış, ledün gibi,
vehbi ilme ait özellikler yer almaktadır.
Muhyiddin Arabi'nin bu açıklamaları şu şekildedir:
"1. Basiret sahibi olması
2. İlahi Kitabı anlaması
3. İlahi Kelam'ın manasını bilmesi
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere
vukufu bulunması (vakıf olması). Çünkü ancak o sayede yeni
yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir."
4
Cifr (Ebced) İlmini Bilmesi
Hz. Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de, Allah'ın
izniyle ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade
Ahmet Efendi Mevzuatu'l-Ulum isimli eserinde (11/246), Hz.
Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını şöyle bildirmiştir:
"Bazıları dediler ki, bu kitabı
kemal-i vukuf (olgunluğa ulaşmış) ahir zamanda hurucu muntazar
Hz. Mehdi'nin (çıkışı beklenen Hz. Mehdi'nin) hurucuna mevkuftur
ki (çıkışına atfedilmiştir ki), onlar cifr ilmine vakıf ve
sırlarına arif olurlar (bilirler). Kitab-ı enbiyayı salifeden
dahi bu ilim varid olmuştur. (Bu ilim, geçmiş peygamberlere
verilen kitaplardan ulaşmış bir ilimdir.)" 5
"O (Mehdi), doğrulanmış, kuş ve bütün hayvanların
dillerini bilen biridir. Onun için adaleti, bütün insanlar
ve cinlerce kabul edilecektir." 1
"O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi
olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir."2
|
SONUÇ
Yazı boyunca bir kısmına yer verdiğimiz Kuran'da bildirilen
ilim sahibi kişilerin ortak noktası, kendilerine lütfedilen
ilimleri her zaman Allah yolunda kullanmalarıdır. Tarih boyunca
tüm elçiler "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun
dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır."
(Taha Suresi, 98) ayetiyle bildirildiği üzere, üstün ilim
sahibi olanın yalnızca Allah olduğunu bilerek tebliğ görevlerini
yerine getirmişlerdir.
Allah'ın izniyle içinde bulunduğumuz ahir zamanda zuhur
edecek kutlu şahıslar olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi de, sahip
oldukları tüm ilimleri en hikmetli şekilde kullanacak ve İslam
ahlakının dünya hakimiyetine ve böylece adaletin, barışın,
refahın ve dostluğun hakim olduğu Altınçağ'a vesile olacaklardır.
Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olmasına vesile olacak,
Müslümanlar arasında büyük bir birlik sağlayacak böylesine
kutlu elçilere zemin hazırlamak ve onlara yardımcı olmak Müslümanların
önemli bir görevidir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi gibi mübarek şahısların
yakınlarından olabilmek, onlara destek olabilmek, tüm insanlara
yönelik hayırlı faaliyetlerinde onlara yardımcı olabilmek
bütün inananlar için büyük bir nimet ve şereftir.
KAYNAKLAR:
1 Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 188
2 Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman
3 TÜR-DAV, Büyük Lugat , 558)
4 Kıyamet Alametleri, 189
5 Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 252
|