|
MEKKE’DE DOĞAN İSLAMİYET DÜNYAYA NASIL YAYILDI?
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav),
Allah’ın kendisine öğrettiği İslam ahlakını hayatının sonuna
kadar büyük bir gayretle tebliğ etmiştir. Allah'ın izni ile
Peygamber Efendimiz (sav)’in samimi bir çabayla tek başına
başlattığı bu tebliğ, onun samimiyeti, kararlılığı ve güzel
ahlakı vesilesi ile kısa zamanda geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Peygamberimiz (sav)'den sonra da devam eden bu tebliğ milyonlarca
kişinin imanına vesile olmuş; insanlar bu sayede Kuran ahlakına
dayalı gerçek sevgiyi, barış ve adaleti öğrenmişlerdir.
Yüce Allah'ın, Kuran-ı Kerim'de “Alemlere Rahmet” olarak
gönderdiğini bildirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav),
Rabbimiz'in buyurduğu İslam ahlakını hayatının sonuna kadar
büyük bir şevk ve heyecanla yaşamış ve bu yaşantısıyla insanlara
da örnek olmuştur. Peygamberimiz (sav)’in tek başına başlattığı
bu tebliğ, Allah'ın izni ile kısa zamanda geniş bir coğrafyaya
yayılmıştır. Kendisinden sonra da, yine samimi müminlerin
çabasıyla günümüzde de devam etmektedir. Son araştırmalara
göre, dünyanın en hızlı yayılan dini olarak kabul edilen İslamiyet'in
bu coşkulu yükselişi, Allah’ın izni ile Hz. İsa’nın ve Hz.
Mehdi’nin ahir zamanda ortaya çıkışıyla beraber tüm dünyaya
hakim olacaktır.
İslamiyet, indirildiği ilk dönemlerden itibaren Peygamberimiz
(sav)’in gösterdiği kararlılık ve samimiyet vesilesi ile büyük
bir hızla yayılmıştır. Peygamberimiz (sav)’i örnek alan o
dönemdeki Müslümanların kararlılığı ve adaleti de pek çok
Arap kabilesinin İslamiyet'i seçmesinde çok etkili olmuş;
Kuran ahlakı, bölge halkının hayatında olumlu yönde değişikliklere
sebep olmuş, cahiliye dönemine ait karmaşa, haksızlık ve kan
davaları ortadan kalkarak yerini huzur, güven ve barışa bırakmıştır.
Uzun süre sonra ilk defa bölge insanları arasında Kuran ahlakının
bildirdiği, gerçek manada saygı, sevgi, merhamet ve adalete
dayalı bir düzen kurulmuştur.
Peygamberimiz (sav)’in Miladi 8 Haziran 632 tarihinde vefatının
ardından ise İslamiyet hızla yükselmeye devam etmiş, birkaç
on yıl içinde tüm kuzeyde Mezopotamya'ya, batıda Afrika'ya
yayılmış, doğuda ise Hindistan'a kadar ilerlemiştir. Kısa
zaman önce din ahlakını tanımadan yaşayan bölge insanları,
İslam ahlakının onlara kazandırdığı akıl, bilinç ve yüksek
kültür sayesinde bir dünya imparatorluğunun yöneticileri haline
gelmişlerdir. Bu, tarihte eşine az rastlanan çok hızlı bir
büyüme olmuş, İslam İmparatorluğu, 100 yıl gibi bir süre içerisinde,
eski Roma İmparatorluğu'ndan daha geniş bir alana yayılarak
benzerlerinden çok daha güçlü bir yönetim kurmuştur. İslamiyet'in
benzeri olmayan bu hızlı gelişmesinin temelinde, Rabbimiz'in,
Hz. Muhammed (sav)’in üstün ahlakı, aklı, feraseti, kararlılığı
ve samimi çabasını vesile kılması bulunmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) yöntem olarak; Hicret'in hemen
sonrasında tebliğ çalışmalarını başlatmış, çevre ülkelerin
hükümdarlarını İslam ahlakına davet etmek üzere sahabeler
görevlendirmiştir. Rabbimiz'in bu konudaki emrini en güzel
şekilde yerine getiren Peygamber Efendimiz (sav), bu elçiler
aracılığı ile insanları hikmetle ve güzel öğütle İslam ahlakına
davet etmiştir:
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve
onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin
yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir."
(Nahl Suresi, 125)
Sahabelerin Tebliğe Başlaması
Peygamberimiz (sav)’in seçtiği sahabeler yanlarında tebliğ
için gidilen yerin hükümdarına verilmek üzere bir de mektup
götürüyorlardı. Gittikleri yerin lisanını çok iyi bilen sahabeler
Peygamber Efendimiz (sav)’in öğütlerine göre hareket ediyor,
göstedikleri güzel ahlak özellikleri, yaptıkları akılcı, hikmetli
ve samimi anlatımlar ile kısa sürede insanların sevgisini
ve saygısını kazanıyorlardı. Bu konuda bütün Müslümanların
titizlik göstermesi gereken, Peygamber Efendimiz (sav)'in
bir öğüdü şöyledir:
"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin,
nefret ettirmeyin. Uyuşun, ihtilafa düşmeyin. insanlara yumuşak
davranın, şiddet göstermeyin." (Müslim, 3263)
Hükümdarların İslam Ahlakına Davet Edilmesi ve İslamiyet'in
Yayılması
Habeş Meliki Necaşi’nin İslam’a Davet Edilmesi
Hicret'in 7. yılında Peygamber Efendimiz (sav) ilk önce
Habeş Meliki Necaşi Ashame’ye, sahabe Amr b. Ümeyye’yi bir
mektupla birlikte göndermiştir. Mektup şöyleydi:
Allah Resulü Muhammed’den, Habeş
Meliki Necaşiye!...
Ey Melik! Müslüman olmanı dilerim.
Ben, senin namına, La İlahe İlla Hü, Melik, Kuddüs,
Selam, Muheymin (sıfatlarına haiz) olan Allah’a hamd
ü sena ederim.
Ve şehadet ederim ki, Meryem oğlu İsa, Allah’ın kulu
ve Kelimesidir. Allah, O Kelime’yi (ki İsa’ya vucüd
veren ‘’Kün’’ hitabıdır) ve o ruhu çok temiz ve afif
olan ve dünya hayatından tamamıyla çekilmiş bulunan
Meryem’e nefhetti (ruhundan üfledi). Bu suretle Meryem,
İsa’ya hamile kaldı. Böylece Allah, İsa’yı yarattı.
Nasıl ki, Adem’i de Allah, kudret eliyle (ve bir mucize
olarak) yaratmıştır.
Ey Melik!
Seni; eşi, ortağı olmayan bir tek Allah’a imana ve
O’na ibadete, bana uymaya ve Allah tarafından bana gönderilenlere
inanmaya davet ediyorum. Çünkü, ben, Allah’ın bunları
tebliğe me’mur elçisiyim.
Seni ve halkını Aziz ve Celil olan Allah’a (imana) davet
ediyorum.
Şimdi ben size (İslam esaslarını) tebliğ ettim ve
nasihatta bulundum. Siz de nasihatımı kabul ediniz!
Selam hidayete tabi olanlara olsun.’’
|
Mektup kendisine okunduktan sonra Müslüman olduğunu çekinmeden
açıklayan Habeş Meliki Necaşi, elçi Amr b. Ümeyye’ye bir mektup
verdi. Mektupta Peygamberimiz (sav)’in isteklerini yerine
getirdiğinden bahsediyordu. Ayrıca kendisine kıymetli hediyeler
de gönderdiğini haber veriyor, arzu ettikleri takdirde kendisinin
de yanına gelebileceğini açıkça ifade ediyordu. İlk olarak
Hicret sırasında Habeşistan’a gelen muhacirler sayesinde İslam’dan
haberdar olan bu ülke, günümüzde Eritre, Somali olarak bildiğimiz
çevre halkların da etkilenerek İslam’ı seçmelerine vesile
olmuştur.
Rum Kayseri Heraklius’un İslam’a Davet Edilmesi
Tarihi kaynaklara göre, Hicret'in 7. yılında, Peygamber
Efendimiz (sav), Rum Kayseri Heraklius’u İslam’a davet etmek
için sahabelerinden Dihye b. Halife el-Kelbi’yi göndermiştir.
Peygamber Efendimiz (sav), Rum Kayseri Heraklius’a da bir
mektup göndermiş, mektubunda Al-i İmran Suresinin 64. ayetini
tebliğ etmiştir:
“Bismillahirrahmanirrahim,
Allah'ın Elçisi Muhammed'den, Bizanslıların Reisi Heraklius'a:
Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim
ki, seni bütün olarak İslam'a davet ediyorum. İslam'ı
kabul et ki felah bulasın. İslam'ı kabul et ki Allah
değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın
günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı
Mukaddes'in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim
aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak
Allah'a taparız, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve
aramızda kimse kimseyi, Allah'ın dışında sahib (Rab)
edinmez. Şimdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit
olun biz Müslümanlardanız (Allah'a teslim olanlarız).”
|
Peygamberimiz (sav)’in seçtiği sahabeler,
yanlarında, tebliğ için gidilen yerin hükümdarına verilmek
üzere bir de mektup götürüyorlardı. Sahabeler Peygamber Efendimiz
(sav)’in öğütlerine göre hareket ediyor, göstedikleri güzel
ahlak özellikleri ile kısa sürede insanların sevgisini ve
saygısını kazanıyorlardı.
Yemen Valisi Bazan’ın İman Etmesi
Peygamberimiz (sav), dönemin Yemen valisi Bazan’a hitaben
yazdırdığı mektupta, İran’ın yıkılacağını, Kisra’nın oğlu
tarafından öldürüleceğini haber vermiştir. Bundan bir süre
sonra Bazan, Kisra’nın oğlu Şireveyh’ten, babasını öldürdüğüne
dair bir mektup almıştır.
Kisra’nın öldürülmesi, Peygamberimiz (sav)’in Bazan’a haber
verdiği günün gecesinde ve gecenin de aynı saatinde gerçekleşmişti.
Bunun üzerine Bazan iman etti ve Müslüman olduğunu Peygamberimiz
(sav)’e bildirdi.
Yemame Emiri'nin İslam’a Davet Edilmesi
Yemame hükümdarı Hevze b. Ali bir Hristiyandı. Tarihi kaynaklara
göre Peygamber Efendimiz (sav), bu hükümdarı da İslamiyet’e
davet etmek üzere Salit bin Amr’ı görevlendirmişti.
Peygamber Efendimiz (sav)’in gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu:
‘’Bismillahirrahmanirrahim’
Allah’ın Resulü Muhammed’den, Hevze b. Ali’ye!
Doğru yolda gidenlere selam olsun!
Şunu iyi bilmelisin ki: Benim dinim yakında dünyanın
en uzak ufuklarına kadar parlayacaktır!
Binaenaleyh, ey Hevze!
Sen de Müslüman ol ki, selamete eresin!
Ben de, hükmün altındaki memleketin idaresini sana
bırakayım!’’ |
Böylece, Peygamber Efendimiz (sav), gönderdiği elçiler ve
tebliğ mektuplarıyla İslamiyet'i o zamanın bütün ileri gelen
devlet adamlarına bildirmiş, bir çoğu daha sonra İslam dünyasına
dahil olacak bu ülkelere ilk olarak İslamiyet'in sesini duyurmuştur.
Hz. Muhammed (sav)’in vefatından sonra, sırasıyla halife
olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber
Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu
adil düzeni, daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir.
Bu dönemde yapılan fetihlerle İslam Devleti, Arap Yarımadası’nın
sınırlarını aşmaya başlamış, Batı’da Trablusgarp, Doğu’da
Horasan ve Kuzey’de Kafkasya'ya kadar genişletilmiştir. Fethedilen
yerlerdeki insanlar kısa sürede İslam ahlakını benimsemişlerdir.
Kurulacak olan yeni devletlerin pek çoğunun temelleri de yine
bu dönemde atılmıştır.
Dört Halife döneminden sonra Emevîler (661-750) ve Abbâsiler
(750-1258) İslam ahlakının yayılmasına öncülük etmişlerdir.
Abbâsiler döneminde bilhassa merkeze uzak bölgelerde yeni
devletler kurulmuştur. Doğu'da; Gazneliler, Selçuklular, Delhi
Sultanlığı, Timurlar, Altınordu ve Özbek hanlıkları ve Babürler.
Batı’da, Endülüs Emevîleri, Murabitlar, Eyyubîler, Memlûkiler
ve Osmanlı İmparatorluğu, kurdukları devletler ve yaptıkları
çalışmalarla İslam ahlakının yayılmasına hizmet etmişlerdir.
Farklı Coğrafyalarda İslamiyet'in Yayılması
AFGANİSTAN
30 milyon kişinin yaşadığı düşünülen Afganistan'ın resmi
dini İslam ve halkın % 99'u ise Müslümandır.
İslamiyet, Afganistan'a Hz. Osman (r.a.) veya Muaviye (r.a.)'ın
Basra valisi Abdurrahman ibnu Semure'nin bu ülkeye gönderilmesiyle
ulaşmıştır. Afgan halkının İslam ahlakı ile tanışmasından
sonra hızla yayılmıştır.
Ülke uzun bir süre daha çeşitli boylar tarafından yönetildi.
9. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir kısmı Sâmâniler'in
eline geçen Afganistan'da daha sonra Gazneli Devleti kurulmuştur.
Günümüzde 30 milyon kişinin yaşadığı düşünülen Afganistan'ın
resmi dini İslam ve halkın % 99'u ise Müslümandır. Müslümanların
yanı sıra az sayıda Hindu, Sih ve Yahudi yaşamaktadır. 1980'li
yıllarda işgale karşı tek birlik olan Afganistan dünyanın
sayılı maden yataklarına sahiptir.
CEZAYİR
Cezayir, Peygamberimiz (sav)'in vefatından kısa bir süre
sonra İslam orduları tarafından fethedilerek İslam devletinin
topraklarına katılmıştır. Cezayir’de resmi din İslam'dır.
32 milyon nüfuslu halkın % 99'una yakını Müslümandır.
Cezayir halkı Kasım 1954'te yayınlanan bir bildiride, isteklerinin
Cezayir'i işgalden kurtararak bu topraklar üzerinde İslam
ahlakının yaşandığı bağımsız bir devlet kurmak olduğunu bildirmiştir.
Uzun dönem süren baskı ve zulümlere rağmen Cezayir halkının
İslamiyet'e olan bağlılığı, her zaman canlı ve güçlü olmuş,
bu ülkede yetişmiş ilim adamlarının çalışmalarının zenginliği
bunun önemli vesilelerinden birisi olmuştur. Bu alimlerden
Emir Abdülkadir, Şeyh Abdülhamid bin Badis, Şeyh Abdüllatif,
ünlü düşünür Malik bin Nebi ve Şeyh Ahmed Sahnun gibi alimler
Cezayir halkının Kuran ahlakını öğrenmesinde öncülük etmişlerdir.
ENDONEZYA
Endonezya, çok çeşitli etnik unsurlardan meydana geldiği
halde % 87’lik oran ve 230 milyon kişi ile dünyanın en kalabalık
Müslüman ülkesidir.
İslamiyet'in Endonezya’ya ulaşması daha önceleri olsa da
kayıtlara göre ilk izlerin 1290’l? yıllarda olduğu belirtiliyor.
Kaliforniya Üniversitesinde Tarih Profesörü olan Ira M. Lapidus
tarafından hazırlanan “İslam Toplum Tarihi” adlı eserde, Marco
Polo’nun 1292 yılında Sumatra adasının kuzeyinde Pasai bölgesinde
Müslüman topluluklar bulduğu anlatılıyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nun, 1526’da Endonezya’daki topluluklarla
çeşitli temaslarda bulunduğu bilinmektedir. Osmanlı tarafından,
Portekiz saldırılarından ve Hollanda işgalinden kurtarılan
bölge halkı, Osmanlı’ya ve halifeliğe karşı özel bir yakınlık
duymuştur. Bu yakınlık çeşitli olaylarda da kendini göstermiş,
örneğin o dönemde bağlılıklarını bildirerek camilerinde halife
adına hutbe okutmaya başlanmıştır. Uzakdoğu ülkelerine ayrı
bir önem veren II. Abdülhamid döneminde ilişkiler ZÇdaha da
yoğunlaşmıştır. Bölge halkı, 1854 ile 1856 yılları arasında
Kırım Savaşı’na giren Osmanlı’ya destek olmak için 10 bin
İspanyol Florini göndermiştir. Ayrıca bölge halkı Osmanlı
donanmasına destek olmak için 1909’da gizli olarak Osmanlı
Donanma Cemiyeti’ni kurup para gönderirken, hem Balkan Harbi’nde
hem de I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz sömürge yönetimine
rağmen Osmanlı İmparatorluğu'nu desteklediklerini açıklamışlardır.
Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’ye yardım elini uzatan bölge halkı,
Abdülhamid döneminde kurdukları Hamidiye Mektepleri’ni günümüze
kadar yaşatmaya devam etmiştir. Nitekim, 2004’ün son günlerinde
meydana gelen tsunami faciasından sonra belli bölgelere girmesine
izin verilenlerin Türk ekipler olması da bu yakınlığın başka
bir göstergesidir.

İslamiyet'in Yayılışı
İslam ahlakının
benzeri olmayan yükselişinin haritası
Peygamberimiz (sav)’in
tebliği, kısa zamanda geniş bir coğrafyaya ulaşmış,
kendisinden sonra da hızla yayılmayı sürdürmüştür. Günümüzde
de Allah'ın izniyle ve yine samimi müminlerin çabasıyla
İslam ahlakının yayılışı devam etmektedir. Son araştırmalara
göre, dünyanın en hızlı yayılan dini olarak kabul edilen
İslamiyet'in bu coşkulu yükselişi, Allah’ın izni ile
Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin ahir zamanda ortaya çıkışıyla
beraber tüm dünyaya hakim olacaktır. |
FAS
İslam ahlakının Fas topraklarına ilk girişi 686 yılında Ukbe
ibnu Nafi (r.a.) komutasındaki İslam orduları ile olmuştur.
Bugün resmi dini İslam olan ve yaklaşık 34 milyon kişinin
yaşadığı Fas’ta, halkın % 98.7'si Müslümandır.
Fas toprakları İslami tarih kaynaklarında "el-Mağribu'l-Aksa
(Uzak Batı)" olarak adlandırılır. Kuzeybatı Afrika ülkelerini
içine alan toprakların tümüne birden de Mağrib denir. Musa
İbnu Nusayr'in kumandanlarından olan Tarık İbnu Ziyad, Cebelitarık
boğazını geçerek bugünkü İspanya topraklarına girmiş ve Endülüs
İslam devletinin temelleri bu şekilde atılmıştır.
YEMEN
Başta da belirttiğimiz gibi, Yemen'de İslamiyet'in yayılması,
Peygamberimiz (sav) hayattayken olmuştur. Yemen, Peygamber
Efendimiz (sav)'in İslam Devletini ilk kurduğu dönemlerde,
İran’ın kontrolündeydi ve İran tarafından görevlendirilen
Bâzân adlı bir vali tarafından yönetiliyordu. Bazan, Peygamberimiz
(sav)'in elçilerinin daveti üzerine Müslüman olmuş ve Yemen
valisi olarak görevine devam etmiştir. Pek çok ülkenin hüküm
sürdüğü bu topraklar 1517' den sonra Osmanlıların kontrolü
altına girdi. Resmi dini İslam olan, 16 milyon nüfuslu Yemen'de,
halkın % 99'u Müslümandır.
MISIR
75 milyon nüfuslu Mısır'da halkın % 92'si Müslümandır.
İslamiyet Mısır’a, Hz. Ömer (r.a.) döneminde, Amr İbnu As
(r.a.) aracılığı ile 639 - 642 yılları arasında girdi. İslamiyet'in
halk arasında hızla yayıldığı Mısır’da, 868 yılına kadar Halifelerin
seçtiği valiler görev yaptı. Pek çok hanedanlığın hüküm sürdüğü
Mısır, 1171'den 1250' ye kadar Haçlı ordularını yenilgiye
uğratan Selahaddin Eyyubi'nin kurmuş olduğu Eyyubiler Devletinin
hâkimiyetinde kaldı. Memlük ve Abbasilerden sonra 1517'de
Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne giren Mısır, 1922’de
bağımsızlığına kavuştu. Halkın % 92'sinin Müslüman olduğu
75 milyon nüfuslu Mısır’da, ikinci önemli etnik unsur nüfusun
% 7'sini oluşturan Hristiyan Kıptilerdir.
75 milyon nüfuslu Mısır'da halkın % 92'si Müslümandır.
MALEZYA
İslamiyet'in bu bölgeye ulaşmasından önce, Brahmanistler ve
Budistler bu bölgede çeşitli devletler kurmuşlardı. Farklı
kaynaklara göre; İslamiyet'in Malezya'ya 1400 yılından sonra
girdiği bilinmektedir. İslamiyet'in büyük bir hızla yayılmasında,
Malakka Prensi Prameswara’nın, Pasai Kralının kızıyla evlenip
Müslüman olması etkili oldu, Prameswara adını, Mecât Iskender
Şah olarak değiştirdi. Onun Müslüman olmasından sonra yönetimi
altındaki bölgelerde İslamiyet hızla yayılmaya başladi. 1446
yılında da Malakka Sultanlığına geçen Sultan Muzaffer Şah
zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul edildi. Aynı zamanda
Malakka, Güneydoğu Asya'da İslamiyet'in merkezi halini aldi.
Ticari ve ekonomik önemi de arttığı için, Müslüman tüccarlar
burayı daha çok ziyaret etmeye başladılar. Malezya Konfederasyonu
kuruldu. Günümüzde güçlü bir ekonomiye sahip olan Malezya’da
özellikle gençler arasında İslamiyet'e büyük bir bağlılık
vardır. 25 milyon nüfuslu ülkede, gençlerin % 70'i dini görevlerini
yerine getirmektedir. Üniversite gençliği arasında da İslam
ahlakına yöneliş çok güçlüdür.
SUDAN
639 yılında Mısır'ın İslam ahlakı ile tanışmasının ardından
Mısır’a yerleşen Müslümanlar kısa süre sonra ticaret için
Sudan pazarlarına gitmeye başladılar. Sudanlılar da bu vesile
ile, İslamiyet'i tanıdılar. İslamiyet'in Sudan’da kısa sürede
hızla yayılması ile daha önce Hristiyanlığı seçmiş olan pek
çok kişinin İslamiyet'i tercih etmesine neden oldu. Bugün
28 milyon nüfuslu Sudan’ın %99’u Müslümandır.
TUNUS
Tunus'a İslamiyet'in girişi 648'de Abdullah bin Ebi Sarh
tarafından gerçekleştirilmiştir. İlk girişin ardından peşpeşe
gelen fetihler tüm Tunus'un İslam Devletine bağlanmasına vesile
olmuştur. Bölgenin, İslam Devleti topraklarına katılmasından
sonra yerli halk kısa sürede Müslüman olmuş, 7. yüzyılda da
Tunus halkının tamamı İslamiyet'i kabul etmiştir. 1881 yılına
kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti olarak kalan Tunus,
1956’da bağımsızlığına kavuşmuştur.
Resmi din olarak İslamiyet'i kabul eden olan
12 milyonluk Tunus nüfusunun %99.3'ü Müslümandır.
ÜRDÜN
6.5 milyon nüfuslu Ürdün'de halkın % 95'i Müslümandır.
Bugünkü Ürdün toprakları Raşid Halifeler döneminde Hz. Ömer
(r.a.) tarafından İslam Devletine katıldı. Ürdün Haçlı Seferlerinin
sonucu olarak 12. yüzyılda geçici bir süre için Haçlıların
kontrolüne girdi. 1187'de Haçlıların elinden alındıktan sonra
sırasıyla Eyyubilerin, Fatımilerin ve Memlüklerin kontrolünde
kaldı. 1517'de Yavuz Sultan Selim tarafından alınarak Osmanlı
topraklarına katıldı.
Resmi dini İslam olan 6.5 milyon nüfuslu Ürdün'de, halkın
% 95'i Müslümandır.
İslamiyet'in benzeri olmayan hızlı gelişmesinin
temelinde, Rabbimiz'in, Hz. Muhammed (sav)’in üstün ahlakını,
aklını, ferasetini, kararlılığını ve samimi çabasını vesile
kılması bulunmaktadır.
İslamiyet'in Yayılışı Hakkında
World Christian Encyclopedia'nın
(Dünya Hristiyanlık Ansiklopedisi) rakamlarına göre
1990'da 962 milyon olan Müslüman nüfus bugün 6,2 milyar
kişinin yaşadığı dünyada 1,2 milyara ulaştı. Bu rakamın
2025'te 1,8 milyara, 2060'ta 2,3 milyara ulaşması bekleniyor.
The Canadian Society of Muslims'in
(Kanada Müslümanlar Topluluğu) tahminlerine göre 2025'te
dünya nüfusunun yüzde 30'unu Müslümanlar oluşturacak.
U.S. Center for World Mission’a göre;
1997'de İslamiyet'in Hristiyanlıktan daha hızlı büyüdüğü
görülmüştür. Her yıl % 2.9 olarak gerçekleşen bu rakam,
giderek payını da artırıyor. Bu hızla İslam 2023'e kadar
Hristiyanlığı geçerek dünyanın en büyük dini olacaktır.
|
İSLAMİYET'İN AYDINLIK GELECEĞİ
Günümüzde İslam dini, bir milyarı aşan nüfusa sahiptir ve
dünyanın en hızlı yayılan dinidir. Dünyadaki devletlerin dörtte
birinden fazlasında yaşayan halk Müslümandır. Son yirmi yıldır
da, dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir
artış söz konusudur. 1973 yılında yapılan istatistikler, dünya
çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken,
bugün bu rakam 1.5 milyara yaklaşmıştır. Her dört kişiden
birinin Müslüman olduğu günümüzde, Müslümanların sayısının
tarihte ilk defa Hristiyanların sayısını geçtiği belirtilmektedir.
Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı
ve İslam'ın dünyanın en yaygın dini haline geleceği tahmin
edilmektedir.
Bu istikrarlı yükselişin nedeni, sadece Müslüman ülkelerin
nüfuslarının artış hızı değil, aynı zamanda diğer dinlerden
ve kültürlerden pek çok insanın İslam ahlakını seçmesidir.
Bilmek gerekir ki, yaşanan tüm bu gelişmeler Kuran'da bildirilen,
"İnsanların Allah'ın dinine dalga
dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih
et ve O'ndan mağfiret dile." (Nasr Suresi, 2-3)
ayetlerinin tecelli edeceği vaktin çok yakın olduğunu, hatta
yaşanmaya başladığını göstermektedir.
Rabbimiz'in en son hak kitap olan yüce Kuran-ı Kerim'i vahyettiği
ve güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan yakınlığı ile insanlara
örnek kıldığı Peygamber Efendimiz (sav)’in, kararlığı ve samimi
çabasıyla başlattığı güzel ahlakın tebliği, bugün de tüm dünyayı
aydınlatmaya devam etmektedir. Allah’ın izniyle bu aydınlık
daha da artacak, şu an dünyanın pek çok yerinde hüküm süren
savaş, karmaşa ve zulüm, İslam ahlakının nuru ile tamamen
ortadan kalkacaktır. Kuran’da müjdelendiği ve Peygamber Efendimiz
(sav)’in de hadislerinde bildirdiği üzere, içinde bulunduğumuz
yüzyıl İslam ahlakının yeryüzüne hakim olduğu, dünyanın barış
ve refah içinde yaşadığı kutlu bir çağ olacaktır. Yazıda anlattığımız,
Peygamber (sav) döneminde başlayarak kısa zamanda 3 kıtaya
yayılan İslam ahlakı, bu muhteşem yükselişinin bir eşini -Allah’ın
izni ile- yine Altınçağ olarak adlandırılan ve Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin geleceği ahir zamanda da yaşayacaktır. Kuran’da
bu müjde şöyle haber verilmektedir:
"Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla
söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır;
kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere
gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere
karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile."
(Saff Suresi, 8-9)
Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. İman edenlerin
yapması gereken ise bu kutlu döneme, İslam ahlakını gereği
gibi yaşayarak ve birbirlerini müjdeleyerek hazırlanmaktır.
|