| NAZİLER,
YAHUDİLERİN YANISIRA,
ARALARINDA ÇİNGENELERİN VE
POLONYALILARIN DA BULUNDUĞU
MİLYONLARCA MASUM İNSANI KATLETTİLER
Geçtiğimiz haftalarda, 2. Dünya savaşı sırasında Polonya’nın
güneyindeki toplama kamplarında topluca öldürülen çingeneler
için bir anma töreni düzenlendi. Çingene ırkını ortadan kaldırmayı
hedefleyen Naziler, bu insanlık dışı hedeflerine ulaşmak için
çok büyük katliamlar gerçekleştirdiler. Bu tören, Nazi vahşetinin
Yahudilerle sınırlı kalmayıp farklı ırk ve dinlerden milyonlarca
insanı da içerdiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Tarihçiler,
II. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında yaklaşık 29
milyon sivil insanın Naziler tarafından (toplama kamplarında,
gettolarda, askeri kıyımlarda, siyasi cinayetlerde) katledildiğini
hesaplamaktadırlar.
Naziler hem Yahudilere, hem de Çingeneler, Polonyalılar ve
Slavlar gibi etnik gruplara, akıl hastalarına, sakatlara ve
Katolikler veya Yehova Şahitleri gibi dini cemaatler yönelik
büyük bir soykırım yürütmüşlerdir. Bu yazıda, söz konusu gruplara
karşı yürütülen, ancak çoğu zaman konusu bile edilmeyen "unutulan
soykırım"ları inceleyeceğiz.
Çingene Soykırımı
Çingelere yönelik Nazi vahşeti, unutulan bir soykırımdır.
Nazilerin ırkçı ideolojisi, Çingeneleri de "yok edilmesi
gereken aşağı ırklar" kategorisine dahil ediyordu. Nazilerin
iktidara gelmesiyle birlikte, Almanya'da yaşayan Çingeneler
üzerinde de baskı politikası başladı. Sanat yetenekleriyle
ve özgün yaşam tarzlarıyla dünyanın pek çok ülkesinde kültürel
bir renk olarak kabul edilen ve hoşgörülen Çingeneler, Nazi
Almanyası'nda insanlık dışı bir nefretin hedefi oldular.
Alman Sağlık Bakanlığı'nın Irk Araştırmaları Bölümü'nden
Eva Justin tarafından 1936 yılında hazırlanan bir doktora
tezi, Çingeneleri "Alman ırkının
saflığı için çok büyük bir tehlike" olarak tanımlıyordu.
14 Aralık 1937'de yayınlanan bir karar ise Çingeneleri "iflah
olmaz suçlular" olarak tanımladı ve Alman toplumundan
izole edilmelerini karara bağladı. 1938'in başından itibaren
de, Çingeneler Nazi görevlileri tarafından yakalanıp toplama
kamplarına gönderilmeye başladılar. Buchenwald kampında Çingeneler
için özel bir bölüm oluşturuldu. Mauthausen, Gusen, Dautmergen,
Natzweiler ve Flossenburg kamplarına gönderilen Çingenelerin
de çoğu buralarda katledilecekti.
Bir yandan da Çingenelere yönelik zoraki bir kısırlaştırma
programı uygulamaya kondu. Düsseldorf-Lierenfeld'teki bir
hastanede yapılan ameliyatlarda, Çingene olmayan erkeklerle
evlenen Çingene kadınlar zorla kısırlaştırıldı. Kısırlaştırma,
hastanın üreme organlarının cerrahi müdahale ile kesilip alınması
anlamına geliyordu ve korkunç acılar veren bir işlemdi. Bazı
hastalar kısırlaştırma sırasında hayatlarını yitirdiler. Özellikle
de hamile kadınlar üzerinde yapılan kısırlaştırma ameliyatlarının
çoğunda hastalar öldü.1
1938 yılında Nazi Almanyası'nın ikinci adamı olan SS Şefi
Himmler "Çingene sorunu"na el koydu ve daha önceden
Münich'te bulunan Çingene İşleri Merkezi'ni Berlin'e taşıttı.
Bundan sonra Çingenelerin yok edilmesi de, aynı Yahudilerin
yok edilmesi gibi, Nazi Almanyası'nın hedeflerinden biri haline
gelecekti.
Çingenelerin ‘toplu imhası’ 1941 Sonbaharı'nda başladı.
Bu dönemde Çingeneleri bulmak, öldürmek ya da toplama kamplarına
göndermek için özel Einsatzgruppe timleri kuruldu. Almanya'dan
on binlerce Çingene (kadın, yaşlı, çocuk ve bebek dahil) Polonya'ya
ve oradan Belzec, Treblinka, Sobibor ve Majdanek toplama kamplarına
gönderildiler. Hollanda, Fransa ve Belçika'dan yola çıkarılan
30 bine yakın Çingene de Auschwitz'e gönderildi. Bu insanların
çok büyük bir bölümü Naziler tarafından öldürüldü. Auschwitz
Müzesi Tarih Bölümü Müdürü Dr. Franciszek Piper'e göre, Auschwitz'in
bir parçası olan Birkenau'ya "23 bin Çingene transfer
edilmiş ve bunların 21 bini öldürülmüştü; Çingenelerin öldürülme
oranı Yahudilerinki kadar yüksekti". Auschwitz kumandanı
Rudolf Hess'in anılarında yazdığı gibi, öldürülen bu Çingenelerin
arasında "çok sayıda çocuk, yaşı neredeyse yüze varan
ihtiyarlar ve hamile kadınlar" vardı.
Çingeneler de aynı Yahudiler gibi Nazilerin toplu yok etme
planının hedefi oldular. Yahudilere uygulanan tüm katliam
araçları Çingenelere de uygulandı. Einsatzgruppe timleri,
Çingeneleri de buldukları yerde öldürdüler. UNESCO yayınları
arasında yer alan "Nazi Terörünün Çingene Kurbanları"
başlıklı bir makalede, bu konuda şu bilgiler verilir:
Polonya'da ve Sovyetler Birliği topraklarında Çingeneler
hem ölüm kamplarında hem de açık arazide katledilmişlerdir...
Nazilerin geçtikleri her yerde Çingeneler tutuklanmış, sürülmüş
ve öldürülmüştür. Yugoslavya'da Yahudilerin ve Çingenelerin
idamları 1941 Ekimi'nde ormanlık alanlarda yürütülmüştür.
Köylüler, idam yerlerine götürülmek için kamyonlara yüklenen
çocukların ağlayışlarını ve çığlıklarını hala hatırlamaktadırlar.2
Ne kadar Çingenenin Naziler tarafından öldürüldüğünü tespit
etmek zordur. Yine de rakamlar bir fikir vermektedir. Tarihçi
Raoul Hilberg'e göre soykırım öncesinde Almanya'da 34 bin
Çingene vardır ve bunların çok büyük bölümü öldürülmüştür.
Rusya, Ukrayna ve Kırım'daki katliamlardan sorumlu olan Einsatzgruppen
raporlarına göre ise, bu ülkelerde yaklaşık 300 bin Çingene
katledilmiştir. Yugoslav makamlarına göre, sadece Sırbistan
sınırları içinde 28 bin Çingene öldürülmüştür. Polonya'daki
kurbanlar içinse tahmin dahi yapılamamaktadır. Tarihçi Joseph
Tenenbaum, toplamda en az 500 bin Çingenenin Naziler tarafından
öldürüldüğünü bildirmektedir. Bazı tarihçiler ise, bu rakamın
1 milyona kadar çıkabileceği görüşündedir.3
Bu büyük trajediye rağmen, Çingene soykırımı çoğu zaman
görmezden gelinmektedir. Soykırımı anlatan kitaplarda, filmlerde,
makalelerde Çingene soykırımı ya hiç belirtilmemekte veya
önemsiz bir konu gibi geçmektedir. Oysa Çingenelere yapılan
muamele ile Yahudilere yapılan muamele arasında fark yoktur.
Her iki grup da 1936'daki Nuremberg kanunları tarafından Alman
toplumundan dışlanmıştır. Nazilerin toplu imha kararı da yine
her iki grubu birden hedef almıştır. Soykırım konusunda en
yetkili Nazilerin arasında yer alan Adolf Eichmann, "Yahudi
sorunu ile Çingene sorununun birlikte ve aynı anda çözülmesi
gerektiğini" yazmıştır ki, bu her iki halkın da yok edilmesi
anlamına gelmektedir. Gerek toplama kamplarında gerekse işgal
altındaki bölgelerde, Çingeneler acımasızca katledilmiştir.4
Polonyalılara Yönelik Soykırım
Nazilerin toplu yok etme politikasına en çok hedef olan
uluslardan biri de Polonyalılardır. II. Dünya Savaşı boyunca
Naziler toplam 6 milyon Polonya vatandaşını öldürmüşlerdir.
Bunların 3 milyonu Yahudi, diğer 3 milyonu ise Katolik Polonyalılardır.
Ancak Katolik Polonyalıların dramı, çoğu kez unutulmakta veya
göz ardı edilmektedir.
Hitler'in Polonyalılara olan nefreti, hem onları "aşağı
insanlar" (Untermenschen) olarak kabul etmesi hem de
Almanların "yaşam alanını" (Lebensraum) işgal ettiklerini
düşünmesinden kaynaklanıyordu. Bu nedenle ilk askeri saldırısını
da Polonya'ya karşı başlattı. 22 Ağustos 1939 günü, Alman
Orduları aniden Polonya'yı işgal etmeye başladılar ve zaten
bu da II. Dünya Savaşı'nın başlangıcı oldu. Hitler işgalden
birkaç gün önce komutanlarına şu emri vermişti: "Hiç
acımaksızın, Polonya kökenli veya Lehçe konuşan tüm erkekleri,
kadınları ve çocukları öldürün. Sadece bu şekilde ihtiyaç
duyduğumuz yaşam alanını elde edebiliriz."5
Nazi orduları Polonyayı birkaç haftada tamamen ele geçirdiler
ve Hitler'in emri uyarınca sistemli bir soykırıma giriştiler.
Tüm toprak sahipleri mallarından edildi ve karne uygulaması
getirildi. Alman ırkına benzer özellikler taşıyan Polonyalı
çocuklar ailelerinden zorla alındı ve asker olarak eğitilmek
için Almanya'ya gönderildi. Buna karşın Polonya'nın entelektüel
kesimine karşı tam bir katliam başladı. Yüzlerce cemaat lideri,
belediye başkanı, bürokrat, rahip, öğretmen, hakim, senatör
ve doktor halk önünde idam edildi. Diğer on binlerce eğitimli
insan toplama kamplarına gönderildi ve buralarda yaşamını
yitirdi. Savaş boyunca Polonya, doktorlarının
%45'ini, avukatlarının %57'sini, öğretim üyelerinin %40'ını,
teknisyen ve mühendislerinin %30'unu ve din adamları ile gazetecilerinin
çok büyük bölümünü kaybetti.
Hitler bir yandan da Polonya kültürünü yok etmek istiyordu.
Tüm ortaokullar ve kolejler kapatıldı. Lehçe yayın yapan tüm
gazeteler kapatıldı. Kütüphaneler ve kitap dükkanları yakıldı.
Polonya kültürüne ait tüm yazılı kaynaklar ve sanat eserleri
tahrip edildi. En çok da Polonyalı din adamları hedef alındı.
Kiliseler ve diğer dini kurumlar yakılıp-yıkıldı. Rahiplerin
büyük bölümü tutuklanarak toplama kamplarına gönderildi. Cadde
ve şehir isimleri bile değiştirildi; eski Lehçe isimlerin
yerine yeni Almanca isimler verildi.
Sonuçta Naziler tam 6 milyon Polonya vatandaşını katlettiler.
Bunların yarısını Yahudiler, diğer yarısını da Katolik Polonyalılar
oluşturuyordu. Auschwitz ve diğer ölüm kamplarının ilk kurbanları,
söz konusu Katolik Polonyalılardı.
Tarihçi Richard C. Lukas, "o kadar çok Polonyalı toplama
kamplarına gönderilmiştir ki, neredeyse her Polonyalı ailenin
bu kamplarda işkence görmüş veya öldürülmüş bir yakını vardır"
diye yazmaktadır.6
Polonyalı Katolikler dışında, Almanya'daki pek çok dindar
Katolik, özellikle de rahipler Nazi soykırımına hedef olmuşlardır.
Hıristiyanlıktan nefret eden ve Alman toplumunu Hıristiyanlık
öncesi putperest kültüre döndürmek isteyen Naziler, Katoliklere
baştan beri antipatiyle bakmışlar, iktidara geldikten sonra
da pek çok din adamını toplama kamplarına göndermişlerdir.
Dachau toplama kampında din adamları için özel bir bölüm oluşturulmuş
ve buraya binlerce rahip gönderilmiştir. Bu insanların çok
azı kurtulabilmiştir; bazıları vurulmuş, çoğu da hastalık
veya açlıktan yavaş yavaş ölerek can vermiştir. Aynı şekilde
Yehova Şahitleri de, Nazi Almanyası'na bağlılık yemini etmeyi
inançlarına aykırı buldukları için, Almanya'da veya Almanya'nın
işgali altındaki bölgelerde yakalanmış, toplama kamplarına
gönderilmiş ve katledilmişlerdir.7
Tüm Diğer Kurbanlar
Naziler birçok Yahudiyi insafsızca katlettikleri gibi, diğer
pek çok etnik grubu da hedef almıştır. Bunun temelinde, Hitler'in
"Lebensraumpolitik" adı verilen ırkçı teorisi yatar.
Bu kavram, "yaşama alanı politikası" anlamına gelmektedir.
Kastedilen "yaşama alanı", Alman nüfusu için gerekli
olduğu düşünülen yeni topraklardır: Hitler Almanya'nın, Alman
milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada
"sıkıştığını" ileri sürmüş ve Doğu ülkelerinin topraklarının
ele geçirilmesi ve burada Almanlar için yeni bir "yaşama
alanı" kurulması gerektiğini ileri sürmüştür. Söz konusu
yaşama alanları için seçilen topraklar ise, Polonya, Ukrayna
gibi Doğu ülkeleridir. Bu ülkelerin genelde Slav kökenli olan
halkları, Almanlar için "yaşama alanı" açılması
için imha edilecektir.
Nazi dokümanları, sadece Sovyetler Birliği sınırları içinde
kalan "yaşam alanları"nın 75 milyon kişilik bir
nüfusa sahip olduğunu ve Nazilerin bu nüfusu 30 milyona indirmeyi
hedeflediklerini göstermektedir. Bu 30 milyon, "yaşam
alanları"na yerleştirilecek olan Almanların ihtiyaçlarını
karşılamak üzere köle işçi olarak çalıştırılacaktır. Naziler,
geriye kalan "fazla" 45 milyon insanı ise daha doğuya
sürmeyi veya farklı imha yöntemleriyle öldürmeyi amaçlamışlardır.
Nazilerin işgal etikleri bölgelerde sivil halka karşı gerçekleştirdikleri
katliamlar, bu planı uygulamaya koyduklarını göstermektedir.
Bu katliamların bir gerekçesi, sivil halkın "partizanlara
destek vermeleri"dir. (Partizanlar, işgal edilen ülkelerde
Nazilere karşı kurulan direniş birlikleridir.) Herhangi bir
köy veya kasaba nüfusunun tümü, partizanlara destek oldukları
iddia edilerek topluca öldürülmüştür. Tarihçi H. Kuhnrich'in
hesaplamasına göre, "anti-partizan savaşı sonucunda 5.900.225
kişi öldürülmüştür. Bunların 4.5 milyonu Ukraynalıdır.
1939 ve 1945 yılları arasında savaş haricinde öldürülen Polonyalıların
sayısı 6 milyonu aşmaktadır. (Bunların 3 milyonu Yahudi, 200
bini Çingene, kalanı Polonyalı Hıristiyan Slavlardır.)
Polonyalı entelektüellerin neredeyse tümü katledilmiştir.
Yugoslavya'da öldürülen sivil sayısı 1.2 milyon civarındadır
ki, bu da ülke nüfusunun %9'unu oluşturmaktadır. (Savaş sırasında
öldürülen 300 bine yakın Yugoslav asker veya milis bu rakamın
dışındadır.)
Sovyetler Birliği en ağır kayıpları vermiştir. 10 Mayıs
1943'e dek Naziler toplam 5 miyon 400 bin Sovyet askerini
tutuklamışlardır ve bunların 3.5 milyonu açlıktan, soğuktan
donarak, vurularak, asılarak veya toplama kamplarında imha
edilerek yaşamlarını yitirmiştir. Almanlar 1944'te Sovyet
topraklarından tamamen çekildiklerinde, Ukrayna'nın daha önceden
42 milyon olan nüfusu 27.4 milyona inmiştir ki, bu da 14.6
milyonluk bir fark anlamına gelir. Bu rakam, göçler ve savaş
sırasında tutsak alınıp sonradan hayatta kalanlar çıkarılırsa,
yaklaşık 7 milyon ölü anlamına gelmektedir. Toplamda Sovyetler
Birliği sınırları içinde yaşayan 11 milyon insanın Nazilerin
toplu imha ve soykırım politikasının kurbanı olduğu hesaplanmıştır.8
Sonuç
Sözünü ettiğimiz tüm bu katliamlar hesaplandığında ise,
Nazilerin sivil insanlara yönelik katliamları
sonucunda, toplam 26 milyon insanın hayatını yitirdiği ortaya
çıkmaktadır. Bu 26 milyonun 6 milyonu Yahudi, 750 bin
kadarı Çingene, kalan kısmı ise Polonya, Ukrayna, Rusya, Yugoslavya
gibi ülkelerde yaşayan Slavlardır. II. Dünya Savaşı'ndaki
tüm can kayıplarının toplamı ise, 55 milyon gibi akıl almaz
bir rakama ulaşmaktadır. (Bu rakam sivil ve asker tüm kayıpları
içermektedir.)
Tüm bu bilgiler Nazi vahşetinin boyutlarını gözler önüne
sermekte ve bu tehlikeye karşı her zaman çok dikkatli olunması
gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Özetlemek gerekirse:
• Nazi Almanyası tarihin gördüğü en
zalim ve acımasız rejimlerden biridir. Bu rejimi ortaya
çıkaran ırkçı ve faşist ideolojinin bir kez daha hortlamaması,
insanlığa tekrar felaketler getirmemesi için dünya çapında
büyük bir fikri mücadele yürütülmelidir.
• Yahudiler, Nazi vahşetinden en çok
payını alan gruptur. Naziler 5.5 milyon masum Yahudiyi
kadın-çocuk ayrımı gözetmeksizin alçakça katletmişlerdir.
Benzeri bir trajedinin asla yaşanmaması için yine tüm dünya
çapında bir iş birliği yürütülmeli, Yahudi düşmanlığı yapan
gruplara karşı ortak bir kültürel kampanya yürütülmeli, faşizmin
insanlığa yıkım getiren büyük bir bela olduğu anlatılmalıdır.
• Nazi vahşetinin diğer kurbanları
asla unutulmamalıdır. Naziler Çingeneler, dindar Katolikler,
Polonyalılar, Slavlar gibi pek çok farklı inanç ve milletten
insanı yok etmeye çalışmışlardır. Ayrıca akıl hastaları ve
sakatlar da sapkın Nazi ideolojisinin önemli hedefi olmuşlardır.
Unutmamak gerekir ki, Allah ırkçılığı kesin olarak yasaklar.
Allah her insanı farklı renklerde ve farklı diller ile yaratmıştır.
Bu, Allah'ın yaratışındaki sanat ve çeşitliliğin bir göstergesidir:
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin
ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz
bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi,
22)
Allah katındaki tek üstünlük ise insanın takvası, yani nefsini
her türlü günah ve isyandan, bozulma ve sapmalardan koruması,
bundan kaynaklanan üstün ahlakıdır. Hiçbir insanın hiçbir
insan üzerinde, takva dışında herhangi bir özelliğinden dolayı
üstünlüğü olamaz. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için
sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah
katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca
değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Kaynaklar:
1. Myriam Novitch, Gypsy Victims of the
Nazi Terror, UNESCO Courier, Oct 1984.
2. Myriam Novitch, Gypsy Victims of the Nazi Terror, UNESCO
Courier, Oct 1984.
3. Ward Churchill, Assaults on Truth and Memory, Part II,
1997, ZNet.
4. Ward Churchill, Assaults on Truth and Memory, Part II,
1997, ZNet.
5. Terese Pencak Schwartz How Could 5.000.000 Be Killed and
Forgotten?, based on The Forgotten Holocaust by Dr. Richard
C. Lukas
6. http://www.holocaustforgotten.com/Lucaire.htm
7. Who Were the Five Million Non-Jewish Victims?http://www.holocaustforgotten.com/fivmil.htm
8. Ward Churchill, Assaults on Truth and Memory, Part II,
1997, ZNet
|