Allah, içinizden
iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir:
Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve
iktidar sahibi' kıldıysa, ONLARI DA YERYÜZÜNDE GÜÇ
VE İKTİDAR SAHİBİ KILACAK, kendileri için seçip
beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak
ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir...
(Nur Suresi, 55)
Allah, yazmıştır: "Andolsun,
BEN GALİP GELECEĞİM VE ELÇİLERİM DE" Gerçekten
Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün
olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.
Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler
hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din
üzere gönderen O'dur. ÖYLE Kİ ONU (HAK DİN OLAN
İSLAM'I) BÜTÜN DİNLERE KARŞI ÜSTÜN KILACAKTIR;
müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.
Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan
başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O
DİNİ (İSLAM'I) BÜTÜN DİNLERE ÜSTÜN KILMAK İÇİN ELÇİSİNİ
HİDAYETLE VE HAK DİNLE GÖNDEREN O'DUR. (Tevbe
Suresi, 32-33)
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, HAKKI
(HAK OLARAK) KENDİ KELİMELERİYLE GERÇEKLEŞTİRECEKTİR.
(Yunus Suresi, 82)
Andolsun, sizden
önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller
getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları
için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan
bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız
diye gözlemek için, ONLARIN ARDINDAN SİZİ YERYÜZÜNDE
HALİFELER KILDIK. (Yunus Suresi, 13-14)
Ayetlerde bildirildiği
gibi, İslam ahlakının hakimiyeti Allah'ın bir vaadidir.
Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir.
Ayrıca Kuran'da, mümin toplulukların mutlaka başlarında
bir lider bulunduğu bildirilmektedir. Her peygamber,
nebi veya elçi, gönderildikleri topluma önderlik yapmıştır.
Tarih boyunca tüm örneklerinde görüldüğü gibi, hakimiyet
döneminde de Müslümanların başlarında onlara yol gösterecek
bir liderleri mutlaka olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in
mütevatir hadislerinde (içinde yalan ihtimali
olmayan ve yalan üzerine birleşmeleri düşünülemeyecek
kadar kalabalık olan bir cemaate ve kuvvetli haberlere
dayanan hadislerle), bu dönemde müminlerin liderinin
“Hz. Mehdi” olacağı haber
verilmiştir.
Peygamberimiz (sav)'den
bu yana yaşamış olan pek çok İslam alimi de,
Hz. İsa'nın yeryüzüne dönüşü, Hz. Mehdi'nin
ortaya çıkışı ve İslam ahlakının hakimiyeti
hakkında çeşitli yorumlarda bulunmuş, konuya
açıklık getiren izahlar yapmışlardır. Hicri
13. asrın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi
de eserlerinde konuyla ilgili ayetlere ve Peygamberimiz
(sav)'in bu konulardaki hadislerine geniş yer
vermiş, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi hakkında
tüm Müslümanlara yol gösterecek önemli açıklamalarda
bulunmuştur.
Bediüzzaman'ın yapmış
olduğu bu açıklamalar son derece anlaşılırdır. Ancak
çeşitli sebeplerle, Bediüzzaman'ın bu sözlerindeki
açık anlam görmezden gelinmekte, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişi çeşitli şekillerde tevil edilmeye çalışılmaktadır.
“Bizzat gelecekleri” Peygamberimiz (sav) tarafından
kesin ve açık biçimde bildirilmiş olmasına rağmen,
bu mübarek şahısların “fert olarak gelmeyecekleri”
iddia edilmekte, hadisler ve İslam alimlerinin izahları
bu düşünce doğrultusunda yanlış bir bakış açısıyla
yorumlanmaktadır. Bu amaçla büyük İslam alimi Bediüzzaman
Said Nursi tarafından kullanılan “şahsı manevi” kavramı
da çarpıtılmakta, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin “manevi
birer şahıs” olarak gelecekleri şeklinde bir yanılgıya
düşülmektedir.
“Şahsı manevi” olarak
nitelendirilmelerinin yanında, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişi hakkında, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri
ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla çelişen daha
pek çok fikir öne sürülmektedir. Bunlar arasında Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin geçmişte gelip görevlerini tamamladıkları,
birer ruh ve mana olarak gelecekleri, Hz. Mehdi'nin
üç ayrı müceddidden oluşacağı gibi yanlış düşünceler
söz konusudur.
Oysa Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin birer şahıs olarak gelecekleri çok açıktır.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde yer alan detaylı
bilgiler ve İslam tarihinde yer alan bütün büyük alimlerin
izahları bu gerçeği göstermektedir. Hadislerde isimleri
zikredilen tüm ahir zaman şahısları gibi, bu değerli
insanlar da, “BİRER ŞAHIS”
olarak gelecekler ve kendileri ve cemaatlerinden oluşan
şahsı manevileriyle birlikte, kaderlerinde belirlenmiş
görevlerini Allah’ın izniyle tam olarak yerine getireceklerdir.
Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde Hz. İsa'nın özellikleri ve mücadelesi
hakkında detaylı bilgiler verilmiş, Allah’ın izniyle
ahir zamanda yeniden yeryüzüne geleceği çok açık bir
şekilde müjdelenmiştir. Hz. Mehdi de, Allah'ın Peygamber
Efendimiz (sav)'e 1400 yıl önce ahlakını, fiziksel
özelliklerini, faaliyetlerini, hizmetlerini ve dünyada
bırakacağı etkiyi bildirdiği ve kaderde takdir ettiği
mübarek bir şahıs olacaktır. Bu özelliklerin taklit
edilmesi, çaba harcanarak kazanılması kesinlikle mümkün
olmadığı gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çalışmalarının
durdurulması ya da çeşitli tevillerle reddedilmesi
de Allah’ın izni ile imkansızdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi,
Peygamberimiz (sav)'in de haber verdiği gibi tüm hizmetlerini
yerine getirecek ve Allah'ın izniyle Kuran ahlakını
tüm dünyaya hakim kılacaklardır. Bu, Allah'ın belirlediği
bir kaderdir.