| ŞART-I
MUALLAK ALDATMACASI
Bediüzzaman’ın Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili müjdeleri,
“Şartı Muallak Aldatmacası”yla tevil edilemez. Bu aldatmacaya
göre; Bediüzzaman'ın geleceğe yönelik olarak verdiği
bilgilerin ancak belirli şartlar biraraya geldiğinde
gerçekleşebileceği, bu şartlar oluşmadığında ise beklenen
olayların da geçersiz hale geleceği öne sürülmektedir.
Oysa unutulmamalıdır ki, Yüce Allah dilediği anda,
dilediği şeyi, hiçbir şarta bağlı olmadan yaratmaya
kadirdir.
Bediüzzaman Said Nursi Hicri 13. asrın
büyük müceddididir. Risale-i Nur gibi önemli bir külliyat
meydana getirmiş, eserlerinde pek çok konuda İslam ümmetini
aydınlatacak bilgiler ve müjdeler vermiştir. Bediüzzaman
eserlerinde, risalelerin küçük büyük, cahil ya da bilgili
her kesimden insanın anlayabileceği şekilde yalın bir
üsluba ve açık anlama sahip olduğunu belirtmiştir.
Ancak buna rağmen, kimi çevreler Said Nursi'nin
sözlerinin ancak bazı özel bilgilere ve ilimlere vakıf
olan özel kişiler tarafından tefsir edilmesiyle gerçek
anlamda anlaşılabileceğini öne sürmektedir. Bediüzzaman'ın
sözlerinin, okuyanlar tarafından anlaşılamayacağı ve
bunların altında açık anlamından çok farklı, batıni
manalar olduğunu düşünmektedirler. Bediüzzaman'ın Hz.
İsa ve Hz. Mehdi konusundaki açık müjdeleri de bu bakış
açısıyla tefsir edilmektedir. Said Nursi, bu mübarek
şahısların kendisinden sonraki bir dönemde geleceklerini
tarih vererek ve yapacakları faaliyetleri de çok detaylı
ve açık bir şekilde anlattığı halde, Bediüzzaman'ın
bu sözlerinin gerçekleri yansıtmadığı iddia edilmektedir.
Bu iddianın desteklenebilmesi için ortaya atılan yanlış
tefsir ve yorumlardan biri de “şartı
muallak aldatmacası”dır.
ŞARTI MUALLAK ALDATMACASI NEDİR?
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinin tevil
edilebilmesi için öne sürülen şartı muallak aldatmacasına
göre; Bediüzzaman'ın geleceğe yönelik olarak verdiği
bilgilerin ancak belirli şartlar biraraya geldiğinde
gerçekleşebileceği, bu şartlar oluşmadığında ise beklenen
olayların da geçersiz hale geleceği öne sürülmektedir.
Bu bakış açısının desteklenmesi için ise, Bediüzzaman'ın
Lemalar adlı eserindeki bir sözü farklı şekillerde tefsir
edilmektedir. Bediüzzaman'ın bu sözlerinde anlatılanlara
göre, İslam ulemasından bazı kişiler, o dönemde Ramazan’da
Müslüman alemi için bir kurtuluş göründüğünden bahsetmişler
ancak sonuçta böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Bu durumun
sebebi kendisine sorulduğunda ise Said Nursi, ulemaların
beklediği bu olayın, gereken şartlar oluşmadığı için
vuku bulmadığını söylemiştir. Bediüzzaman'ın konuyla
ilgili açıklaması şöyledir:
“Kardeşlerimizden Çaprazzade Abdullah
Efendi gibi bazı âdemler (insanlar), ehl-i keşiften
(zahir hislerle bilinmeyen hakikatleri Allah'ın lütuf
ve ihsanıyla bilen veliler) rivâyeten bu geçen Ramazanda
Ehl-i Sünnet ve Cemaat için bir ferec (rahatlama, sıkıntıdan
kurtuluş) ve bir fütuhat (fetih) olacağını haber verdikleri
halde zuhur etmedi. Böyle ehl-i velâyet ve ehl-i keşif,
neden hilaf-ı vaki' (gerçekleşene zıt, vukuu bulana
aykırı) haber veriyorlar? diye benden sordular. Ben
de birden sünuhat kabilinden (kalbe gelen mana) olarak
verdiğim cevabın muhtasarı (özeti) şudur:
Hadîs-i şerifte vârid olmuştur ki:
"Bazan bela nâzil olur (iner); gelirken karşısına
sadaka çıkar, geri çevirir.” (El-Hâkim, el-Müstedrek,
1: 492) Şu hadîsin sırrı gösteriyor ki: Mukadderat (kader),
bazı şeraidle vukua gelirken (bazı şartlarla gerçekleşirken)
geri kalır. Demek ehl-i keşfin muttali olduğu (haberdar
olduğu) mukadderat (kader) mutlak olmadığını, belki
bazı şeraid ile mukayyed bulunduğunu (bazı şartlara
bağlı olduğunu) ve o şeraidin vuku bulmamasıyla (o şartın
gerçekleşmemesiyle) o hâdisenin de vukua gelmemesidir.
Fakat o hâdise, ecel-i muallak (hükmü verilmemiş zamanı
belli olmayan ecel) gibi Levh-i Ezelî'nin bir nevi defteri
hükmünde olan [Levh-i Mahv-ı İsbat]'da mukadder (kader)
olarak yazılmıştır. Gâyet nadir olarak Levh-i Ezelî'ye
kadar keşif çıkar. Ekserisi oraya çıkamıyor. İşte bu
sırra binaen, geçen Ramazan-ı Şerifte ve bu Kurban Bayramında
ve daha başka vakitlerde istihraca binaen veya keşfiyat
nev'inden verilen haberler, muallak oldukları şeraidi
(şartları) bulamadıkları için vukua gelmemişler (gerçekleşmemişler)
ve haber verenleri tekzib etmiyorlar (yalanlamıyorlar,
inkar etmiyorlar). Çünkü mukadder imiş, fakat şartı
gelmediği için o da vukua gelmemiş (gerçekleşmemiş).
Evet Ramazan-ı Şerifte bid'aların ref'ine (sonradan
dine sokulan adetlerin kaldırılmasına) Ehl-i Sünnet
ve Cemaatin yaptıkları ekseriyetle hâlis duaları bir
şart ve bir sebeb-i mühim (önemli sebep) idi. Maateessüf
câmilere Ramazan-ı Şerifte bid'alar (Dinin özüne ters
olan, sonradan dine sokulan âdetle) girdiğinden, duaların
kabulüne sed çekti ferec (kurtuluş) gelmedi. Nasılki
sâbık hadîsin (geçmiş haberlerin) sırrıyla: Sadaka,
belayı ref' eder (kaldırır). Ekseriyetin hâlis duası
da ferec-i umumîyi (umumi ferahlığı) cezbeder. Kuvve-i
cazibe (çekim kuvveti, insanda bulunan ve faydalı şeyleri
çeken duygu) vücuda gelmediğinden, fütuhat da (fetih
de) verilmedi. (Lemâlar, s. 104-105)
Bediüzzaman'ın bu açıklamasının, Hz. İsa
ve Hz. Mehdi ile ilgili sözlerine uygulanarak, bu şahısların
gelmeyeceklerine delil olarak kullanılmasının çok büyük
bir aldatmaca olduğu açıkça ortadadır. Nitekim ilerleyen
satırlarda ortaya konulan bilgiler dikkatle incelendiğinde,
bu bakış açısının yanlışlığı ve geçersizliği kolaylıkla
anlaşılacaktır:
BEDİÜZZAMAN’IN HZ. İSA VE HZ. MEHDİ
İLE İLGİLİ MÜJDELERİ, “ŞARTI MUALLAK ALDATMACASI”YLA
TEVİL EDİLEMEZ
1- Bediüzzaman'ın bu konuda yaptığı
açıklama, İslami edep anlayışının bir gereğidir
İslam ulemasından birkaç kişi o dönemde
İslam ümmetine yönelik bir kurtuluş olabileceğine dair
bir hüsn-ü zanda bulunmuşlardır. O şartlarda kendilerinde
bir güç ve imkan görmüşler, böyle bir olayı gerçekleştirebileceklerine
dair ümitvar olmuşlardır. Ve bu doğrultuda da, ‘İslam
ahlakı şu dönemde gelişecek’ şeklinde kanaat bildirmişlerdir.
Ancak olaylar bekledikleri ve hüsn-ü zan ettikleri şekilde
gerçekleşmediği için söz konusu kurtuluş da oluşmamıştır.
Allah kaderde bu şekilde takdir etmiştir ve bu sebeple
de bu olay gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman'ın bu konuda
yaptığı açıklama da, bu gerçeği dile getirir niteliktedir.
Bediüzzaman, İslam ahlakının ve islami
edep anlayışının bir gereği olarak, ulemanın hüsn-ü
zannına karşı böyle bir açıklama yapmıştır. Bediüzzaman'ın
aynı İslami edep anlayışı aşağıdaki sözünde de açıkça
görülmektedir:
Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim
gibi, Hz. Mehdi Al-i Resul’ün (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan gelen Hz. Mehdi'nin) temsil ettiği kudsi (mukaddes,
kutsal) cemaatinin şahsı manevisinin üç vazifesi var.
Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün
bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve
seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelenlerin)
yapacağını rahmet-i İlahiyeden (Allah’ın rahmetinden)
bekliyoruz... (Emirdağ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman bu sözünde “eğer çabuk kıyamet
kopmazsa ve insanlık bütün bütün yoldan çıkmazsa” Hz.
Mehdi'nin üç büyük görevini yerine getireceğini; inkarcı
felsefeleri fikren etkisiz kılacağını, Müslümanların
manevi lideri vasfıyla İslam Birliği’ni sağlayacağını,
Kuran ahlakının hakimiyetine vesile olacağını söylemiştir.
Said Nursi de, elbette ki Allah'ın Kuran'da çok açık
bir şekilde İslam ahlakını tüm dünyada hakim kılacağını
vadettiğini ve Allah'ın dilemesiyle bu vaad gerçekleşmeden
önce kıyametin kopmayacağını bilmektedir. Allah Nur
Suresi, 55. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve
salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz
onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,
onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine
yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından
sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet
ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan
sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi,
55)
Bediüzzaman bu ayetin ve Kuran'daki Allah'ın
bu vaadini bildiren diğer ayetlerin hükmünü çok iyi
bilmektedir. Bu nedenle beşerin bütün bütün yoldan çıkmayacağını,
kıyametin bundan önce kopmayacağını Allah'ın izniyle
bilmektedir. Ancak İslami edep gereği, bir şey söylenirken
Allah'a karşı büyük bir söz etmemek için bu üslubu kullanmakta,
bu ihtimalleri de şart olarak saymaktadır. Bu, Allah-u
Alem (En doğrusunu Allah bilir) denmesi gibi Allah'a
karşı duyulan saygıdan söylenmiş bir sözdür.
Yoksa Kuran ile müjdelenen bu vaadi Peygamberimiz (sav)
de hadisleriyle belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin bundan önce
bu görevleri yerine getireceği de yine hadislerle bildirilmiştir.
Dolayısıyla bu şekilde iyi niyetle, İslami
edep ve imani saygı gereği söylenmiş bir sözü yanlış
yorumlayarak bundan farklı anlamlar çıkarmak hiçbir
şekilde doğru bir yaklaşım değildir. Bediüzzaman İslam
ulemasından kişilerin sözlerini açıklarken de yine aynı
buradaki gibi, Allah'a karşı saygı dolu üslubunu kullanmıştır.
2- Allah'ın bir mucizesi olarak, Bediüzzaman'ın
geleceğe yönelik olarak verdiği tüm haberler, bildirildiği
şekilde gerçekleşmiştir
Bediüzzaman, Allah'ın bir lütfu olarak
eserlerinde geleceğe dair birçok önemli haber vermiştir.
Allah gerçekleşecek birçok olayı kendisine ilham etmiş
ve ileriye yönelik tahminleri mucizevi şekilde doğru
çıkmıştır.
Neredeyse yarım asır önce yaşamış olmasına
rağmen, dünya üzerinde yaşanacak olan siyasi gelişmeler,
İslam aleminin geleceği ve çeşitli ülkelerin karşı karşıya
kalacakları bazı durumlarla ilgili önemli detaylar vermiştir.
Örneğin 1971 yılında meydana gelen sosyal olayları yirmi
yıl öncesinden haber vermiş ve söyledikleri eksiksizce
gerçekleşmiştir (Şualar, sf 260). İslam dünyasının durumu
ve geleceğine dair konuşma yaptığı 1951 yılındaki ünlü
Şam Hutbesi’nde ise Bediüzzaman, 1981, 1991 ve 2001
yıllarında meydana gelecek olan önemli olaylara işaret
etmiş ve bu büyük olaylar da aynı Bediüzzaman’ın söylediği
şekilde vuku bulmuştur (Hutbe-i Şamiye, sf. 27). Yine
yıllar önce, kimsenin hayal bile edemeyeceği, kendi
zamanından neredeyse 80 sene sonra vuku bulan “komünizmin
yıkılması” olayını da bir Rus askerine açıklamıştır
(Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Sait Nursi, s.144,
Nesil Yayınevi). Bediüzzaman ayrıca ileride bir Avrupa
Birliği’nin oluşacağını da yine önceden haber vermiştir
(Emirdağ Lahikası, sf. 499) (Münazarat, sf. 107).
Bediüzzaman aynı şekilde öleceği tarihi,
ölümünden bir süre sonra kendi mezarının yıkılacağını
ve ayrıca bu olayın hangi tarihte gerçekleşeceğini de
1921 yılında, Lemaat adlı eserinde yazdığı bir şiir
ile haber vermiştir (Mektubat, sf. 89). Said Nursi,
bu şiirinde işaret ettiği gibi, Hicri 1379 yılında vefat
etmiştir. Yine şiirinde belirttiği gibi ölümünden bir
süre sonra, Hicri 1380 yılında mezarı yıkılmış ve mübarek
bedeni başka bir yere nakledilmiştir.
Tüm bu bilgiler göz önünde bulundurulduğunda,
Bediüzzaman gibi Allah'ın üstün bir ilim ve feraset
ile desteklediği böyle değerli bir İslam aliminin, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi hakkında Peygamberimiz (sav)'in
hadislerine dayanarak verdiği haberler de kuşkusuz ki
büyük önem taşımaktadır.
3- Müslümanlar gereken çabayı göstermediklerinde
de, Bediüzzaman'ın haber verdiği olaylar, Allah'ın izniyle
gerçekleşmiştir
Bediüzzaman'ın sözlerini şartı muallak
düşüncesiyle yorumlayan kimseler, her olayın gerçekleşmesinin
şartı muallaka bağlı olduğunu öne sürmektedirler. Bediüzzaman'ın
verdiği müjdeleri, ‘biz çaba gösterirsek bir olay olur;
çaba göstermezsek olmaz’ mantığıyla değerlendirmektedirler.
Oysa ki Bediüzzaman'ın gerçekleşeceğini önceden haber
verdiği haberlerde şartı muallak söz konusu olmamıştır.
Bediüzzaman 1971’de bazı karışıklıklar yaşanacağını
bildirmiş, olaylar tam belirttiği şekilde gerçekleşmiştir.
Yine 1980’de İslam ahlakına yönelik bir gelişme dönemi
olacağını bildirmiş, bu da tam haber verdiği gibi oluşmuştur.
Bunların ve benzeri olayların hiçbiri şartı muallaktan
dolayı gerçekleşmemiştir. Müslümanlar bu dönemde gerekli
şartları oluşturmamış, gereken çabayı tam göstermemişlerdir
ama Allah yine de bu sonucu yaratmıştır. Hiç kuşkusuz
ki Yüce Allah dilediği anda, dilediği şeyi, hiçbir çaba
gösterilmese de, hiçbir şarta bağlı olmadan yaratmaya
kadirdir. Dolayısıyla bu olayların hiçbiri şartı muallak
ile gerçekleşmemiştir. Allah dilemiş ve yaratmıştır.
4- Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi,
şartı muallak konusuyla tevil edilebilecek bir konu
değildir; Kuran ayetleriyle ve Peygamberimiz (sav)'in
hadisleriyle bildirilmiştir
Burada gözardı edilmemesi gereken bir
başka önemli konu ise, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişlerinin
sadece bir hüsn-ü zandan ya da sadece Bediüzzaman'ın
bildirdiği bir olaydan ibaret olmamasıdır. Bu iki önemli
şahsın ahir zamanda ortaya çıkacakları bundan yaklaşık
1400 sene önce Allah'ın ilhamıyla Peygamberimiz (sav)
tarafından İslam ümmetine müjdelenmiştir. Dolayısıyla
bu iki şahsın ancak belirli gayret gösterildiği takdirde
geleceklerini, aksi takdirde ise bu müjdelerin gerçekleşmeyeceğini
söyleyebilmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Böyle
bir yaklaşım hem Kuran ayetleriyle hem Peygamberimiz
(sav)'in hadisleriyle hem de tüm Ehl-i sünnet alimlerinin
izahlarıyla açıkça çelişecek bir bakış açısıdır.
Nur Suresi’nin 55. ayetinde bildirildiği
gibi, İslam ahlakının hakimiyeti Allah'ın bir vaadidir.
Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. Ayrıca
Kuran'da, mümin toplulukların mutlaka başlarında bir
lider bulunduğu bildirilmektedir. Her peygamber, nebi
veya elçi, gönderildikleri topluma önderlik yapmıştır.
Tarih boyunca tüm örneklerinde görüldüğü gibi, ahir
zamanda İslam ahlakının hakimiyet döneminde de Müslümanların
başlarında onlara yol gösterecek bir liderleri mutlaka
olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in mütevatir hadislerinde,
bu dönemde müminlerin liderinin “Hz. Mehdi” olacağı
haber verilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) sahih hadisleriyle
Hz. Mehdi'nin ahlakı, fiziksel özellikleri, faaliyetleri,
hizmetleri ve dünyada bırakacağı etki hakkında çok detaylı
bilgi vererek bu mübarek şahsın gelişini kesin bir biçimde
İslam ümmetine müjdelemiştir.
Hz. İsa'nın Allah Katına yükseltildiği
ve dünyaya ikinci kez geleceği ise, Kuran ayetlerinde,
sahih hadislerde ve büyük İslam alimlerinin eserlerinde
yer alan bir gerçektir. (Detaylı bilgi için bknz Harun
Yahya, Hz. İsa Ölmedi, www.hazretiisagelecek.com)
Hz. İsa'nın gelişi, sahih hadis kaynağı
olan Kütüb-ü Sitte'de ve İmam Malik'in Muvatta'sı, İbn
Huzeyme ile İbn Hibban'ın Sahih'leri, İbn Hanbel ve
Tayalisi'nin Müsned'leri gibi en muteber pekçok hadis
kaynaklarında geniş bir şekilde yer almaktadır. Bu hadislerden
bazıları şöyledir:
Nefsim kudret elinde olan Allah'a
yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak
inmesi yakındır... (1)
Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek,
hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek...
(2)
Ümmetimden birtakım insanlar, Meryem'in
oğlu İsa'ya kavuşacak, Deccal ile yapacağı harbe de
şahit olacaklardır. (3)
Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi'nin çıkışını
müjdelediği sahih hadislerden bazıları ise şöyledir:
Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış
olsa, onun (Hz. Mehdi’nin) başa geçmesi için Cenab-ı
Allah o günü behemehal (nasıl olursa olsun, mutlaka)
uzatır. (4)
Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa
bile, Allah (c.c.) benim ehl-i beytimden bir adam (Hz.
Mehdi'yi) gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle
olduğu gibi, adaletle dolduracaktır. (5)
5- Peygamberimiz (sav), Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin gelişini, şartı muallak konusuna bağlayarak
müjdelememiştir
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişiyle ilgili
tüm bu olaylar Peygamberimiz (sav) tarafından müjdelenmiştir.
Peygamberimiz (sav) ise hadislerinde, “bu olaylar ancak
şartı muallak ile gerçekleşebilir” şeklinde bir bilgi
vermemiştir. Bunların “Allah'ın kesin birer vaadi olduğunu
ve Allah'ın izniyle muhakkak gerçekleşeceğini” haber
vermiştir. Peygamberimiz (sav)'in böyle bir şarta bağlamadığı
ve aynı zamanda da Kuran ayetleriyle de işaret edilen
bu gelişmeleri Bediüzzaman'ın bir olay hakkında yaptığı
bir açıklamaya binaen tevil etmeye çalışmak ve şartı
muallak konusuyla bağdaştırmak kuşkusuz ki yanlıştır.
6- Bediüzzaman da “benim kanaatime
göre Hz. İsa ve Hz. Mehdi gelecek” dememiştir; “Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde bildirdiğine göre Hz. İsa ve Hz.
Mehdi gelecektir” demiştir
Buradaki bir başka önemli husus ise,
Bediüzzaman Said Nursi'nin de, eserlerinde Hz. İsa ve
Hz. Mehdi ile ilgili tüm sözlerini Kuran ayetlerine
ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayandırarak açıklamış
olmasıdır. Bediüzzaman bu konuda verdiği bilgiler için
“bunlar yalnızca benim kanaatim ya da benim hüsn-ü zannımdan
ibaret” şeklinde bir açıklama yapmamıştır. Aksine
Allah'ın Kuran ayetlerinde bildirdiği İslam ahlakının
hakimiyeti müjdelerini hatırlatmış, Peygamberimiz (sav)'in
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin özellikleri, faaliyetleri ve
nasıl tanınabilecekleri konusundaki hadislerini açıklayarak
İslam ümmetini aydınlatmıştır.
Dolayısıyla şartı muallak konusundaki sözleri doğrultusunda,
Bediüzzaman'ın Hz. İsa ve Hz. Mehdi hakkındaki sözlerinin
yorumlanması ve Müslümanlar gereken çabayı göstermedikleri
takdirde bu iki şahsın gelmeyeceklerinin iddia edilmesinin
de hiçbir mantığı yoktur. Zira Bediüzzaman bu bilgileri
kendi kanaati doğrultusunda değil, sahih bilgilere dayanarak
vermektedir.
7- Hz. Musa, Hz. İsa'nın gelişini,
Hz. İsa da Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in geleceğini
müjdelemiştir. Hiçbiri için de şartı muallak söz konusu
olmamıştır. Her biri de Allah'ın izniyle aynı müjdelendikleri
şekilde müminlere bir rahmet olarak gelmiş ve kaderlerinde
takdir edilen görevlerini yerine getirmişlerdir.
Hz. Musa, Hz. İsa'nın gelişini müjdelemiştir.
Ancak bu mübadek peygamberin gelmesi için bir şartı
muallak söz konusu olmamıştır. Allah dilediği için,
kaderde vadettiği şekilde Hz. İsa gelmiş ve Allah'ın
takdir ettiği görevini yerine getirmiştir. Aynı durum
Peygamberimiz (sav) için de geçerlidir. İnsanların din
ahlakından uzaklaştığı, kutsal kitaplarının tahrif olduğu
bir dönemde Allah, vadettiği şekilde kullarına bir kurtarıcı
ve yol gösterici olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav)’i göndermiştir. Peygamberimiz (sav)'in gelişi
için de şartı muallak söz konusu olmamıştır.
Ahir zamanda da aynı durum Hz. İsa ve
Hz. Mehdi için geçerli olacaktır. Allah, Kuran ayetleriyle
vadettiği gibi insanlara bir kurtarıcı gönderecek, İslam
ahlakını yeryüzünde yerleşik kılacaktır.
8- Deccal’in, Yecüc ve Mecüc’ün çıkışı,
kıyametin kopması nasıl ki ‘şartı muallak’a bağlı değilse,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi de ‘şartı muallak’a
bağlı değildir
Bediüzzaman eserlerinde Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin gelişi gibi, ahir zamana ilişkin tüm İslam
ümmeti tarafından gerçekleşmesi beklenen diğer gelişmelerden
de bahsetmiştir. Deccal'in, Yecüc Mecüc’ün çıkışı, kıyametin
kopması gibi olaylar bunlardan bazılarıdır. Bu olayların
gerçekleşmesi için nasıl ki şartı muallak gerekmiyorsa,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi için de şartı muallak
gerekmemektedir.
9- Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi
konusunda yapılan yanlış yorumlara göre; insanlar iyi
olursa Deccal'in gelmemesi, insanlar iyi olursa kıyametin
kopmaması gerekirdi. Nasıl ki böyle bir durum söz konusu
değilse, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmemesi de söz konusu
değildir
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi konusunda
öne sürülen şartı muallak düşüncesine göre, insanlar
iyi olursa, gereken gayreti gösterirse bu durumda Deccal'in
gelmemesi gerekirdi. Yine insanlar iyi olursa kıyametin
kopmaması, insanların dünya üzerinde sonsuza kadar yaşaması
gerekirdi. Halbuki insanlar iyi de olsa kötü de olsa
Deccal zuhur edecektir. İnsanlar iyi de olsa kötü de
olsa Yecüc Mecüc çıkacaktır. İnsanlar iyi de olsa kötü
de olsa kıyamet kopacaktır. Yine aynı şekilde insanlar
iyi de olsa kötü de olsa Hz. İsa gelecek, gereken gayreti
gösterseler de göstermeseler de Hz. Mehdi çıkacak ve
İslam ahlakı Allah’ın izniyle mutlaka hakim olacaktır.
Bunların hiçbiri için şartı muallak söz
konusu değildir. Tüm bunlar Allah'ın kaderde takdir
ettiği olaylardır. Ve Allah vaadini mutlaka gerçekleşeceğini
bildirmektedir. Bu nedenle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişi de, bundan yaklaşık 1400 sene önce müjdelendiği
şekilde Allah'ın izniyle gerçekleşecektir.
10- Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
bildirilen kıyamet alametleri bir bütündür, birbirlerinden
ayrılamaz. Nasıl ki Yecüc Mecüc çıkacak, kıyamet kopacak
ise, Hz. İsa ve Hz. Mehdi de bu bütünlüğün bir parçası
olarak müjdelendikleri şekilde geleceklerdir. Bunların
bir kısmı için şartı muallak gerekir bir kısmı için
ise gerekmez denemeyeceğine göre, tümü de vadedildiği
şekilde gerçekleşecektir
Şartı muallak konusu ile Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin gelmeyeceği öne sürülürken, bunun bazı konular
için geçerli olup bazı konular için ise geçerli olmadığının
söylenmesi hiçbir şekilde mantıklı değildir. “Şartı
muallak vardır; ama bunu her yerde kullanmak olmaz”
şeklinde bir düşünce son derece yanlıştır. Yecüc Mecüc’ün
çıkacağını, kıyametin kopacağını söylerken, Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin gelişi için ise şartı muallak’ın söz
konusu olduğunu ve bu sebeple de şartlar değiştiği takdirde
bu olayın da gerçekleşmeyebileceğini düşünmek samimi
bir yaklaşım olmayacaktır. Kuran'da ve Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde haber verilen bilgiler ve işaretler
tümüyle bir bütünlük arz etmektedir. Bunlardan bir kısmının
insanların gayretine bağlı olarak gerçekleşmesi, bir
kısmının ise her halükarda gerçekleşmesi söz konusu
değildir. Allah takdir ettiği ve Müslümanlara müjdelediği
şekilde dilediği an vaadini gerçekleştirecektir. Bu
bütünlük içerisinde Hz. İsa ve Hz. Mehdi Allah'ın takdir
ettiği ve bildirdiği şekilde İslam ahlakını yeryüzüne
hakim edecek, Deccal ve Yecüc Mecüc Allah’ın takdir
ettiği şekilde çıkacak ve kıyamet Allah'ın dilediği
vakitte kopacaktır.
11- Peygamberimiz (sav), “Hz. İsa’nın
ve Hz. Mehdi'nin, insanların çaba gösterdikleri değil,
tam tersine, İslam ahlakından tamamen uzaklaştıkları
ve gaflete daldıkları bir dönemde geleceklerini” bildirmiştir
İnsanlar hiçbir çaba göstermeseler de,
gaflet içerisinde olsalar bile Hz. İsa da Hz. Mehdi
de Allah'ın izniyle çıkacaktır. Nitekim Peygamberimiz
(sav) pek çok hadisinde, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tüm
dünyanın büyük bir ahlaki bozulma içerisine düşeceği,
insanların İslam ahlakından tümüyle uzaklaşacakları,
ibadetlerini terk edecekleri hatta dinden çıkacakları
bir dönemde geleceklerini bildirmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkışından önceki
bu gaflet ve İslam ahlakından uzaklaşmayı haber verdiği
hadislerinden bazıları şöyledir:
Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe
kıyamet kopmaz. (6)
İnsanlara bir zaman gelecektir ki
Kuran-ı Kerim'in yalnız resmi, İslam'ın yalnız ismi
kalacaktır. Onlar İslam'dan en uzak insanlar oldukları
halde İslami isimlerle isimlenecekler, mescitleri görünüşte
mamur olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.
(7)
İnsanlara bir zaman gelir ki Kuran-ı
Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar.
(8)
Bundan sonra birtakımı, Kuran okuyan
fakat okudukları dillerinde kalan kalplerinde inanmayan
insanların türeyeceği bir zaman gelecektir. (9)
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek
ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve
ehli bidatle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten
müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık
alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar,
kör Deccal’in avanesi olacaklardır. (10)
Kıyamete yakın karanlık gecelerin parçaları
gibi karışıklıklar olacaktır. Bu karışıklıklar içinde
kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak,
mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır.
(11)
İnsanlara bir zaman gelir ki camilerinde
toplanıp namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz.
(12)
Hz. Huzeyfe'nin anlattığına göre,
Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Ey Huzeyfe!
O günde onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır...
namaz da kılmayacaklardır." (13)
İnsanlar öyle bir zamanla karşı karşıya
kalacaklar ki, namaz terk edilecek, yapılar uzanacak,
yemin ve lanetleşmeler çok olacak, rüşvet ve zina alabildiğine
yayılacak, ahiret dünyaya değişilecek... (14)
… Bunlar Kuran okuyacaklar; ama Kuran
boğazlarından aşağı inmeyecek. Bunlar, okun avı delip
süratle çıkıp gittiği gibi İslâm'dan süratle çıkacaklar...
(15)
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. İsa’nın
ve Hz. Mehdi'nin çıkışından önce Müslümanların tembelleşeceğini,
insanların gaflete dalarak Kuran ahlakından uzaklaşacaklarını
bildirmiştir. Hadislerde işaret edildiğine göre bu gaflet
öyle bir dereceye varacaktır ki, insanlar Hz. Mehdi'nin
gelişini, faaliyetlerine başladığını ve 300 kişi kadar
az sayıdaki yardımcılarıyla birlikte İslam adına büyük
bir mücadele verdiklerini, inkarcıların fikir sistemlerini
etkisiz hale getirerek dünyayı yerinden oynattığını
dahi idrak edemeyeceklerdir. İnkar edenlerin ve Deccaliyet'in,
Hz. Mehdi ve talebeleri gibi mübarek insanları ezmeye
yönelik baskılarını fark edemeyecek kadar şiddetli bir
gaflet ve perdelenme içerisinde olacaklardır.
İşte Hz. Mehdi böyle bir gaflet ortamı
içerisindeyken çıkacak ve Hz. İsa'yla birlikte, dünya
böylesine bir herc-ü merc içerisindeyken İslam ahlakının
hakim olmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in
haber verdiği tüm bu bilgiler çok açık bir şekilde göstermektedir
ki, insanlar hiçbir çaba göstermeseler, hiçbir şekilde
ortam hazırlamasalar, destek olmasalar hatta tamamen
gaflete dalsalar dahi Hz. İsa ve Hz. Mehdi çıkacak,
Kuran ahlakı yeryüzünde yerleşik kılınacaktır.
Nitekim Peygamberimiz (sav) de hadislerinde
“Müslümanlar gayret ettiği takdirde Hz. İsa ve Hz. Mehdi
çıkacaktır” dememiştir. Aksine “Hz. İsa ve Hz. Mehdi
insanların Kuran'ı gözardı ettikleri, dinden yüz çevirdikleri,
gaflete dalıp tembelleştikleri bir dönemde geleceklerini”
bildirmiştir.
BEDİÜZZAMAN MEHDİ MÜJDECİSİDİR; YAŞADIĞI ASRIN KUTBU
OLMUŞ DEĞERLİ BİR İSLAM ALİMİDİR
Bediüzzaman'ın Mehdi olmaması, onun
değerini azaltmaz; aksine Mehdi müjdecisi olması, onun
olağanüstülüğünü daha da artırır, onu daha da kıymetli
hale getirir
Peygamberimiz (sav), sahih hadisleriyle
haber verilen Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi yanlış
birtakım yorum ve tevillerle reddedilmeye çalışılmaktadır.
Bu amaçla “Hz. İsa'nın gelmeyeceği,
ya da ikinci kez geldiği, gömüldüğü ve mezarının dahi
olduğu”, “Hz. Mehdi'nin ise geçmişte geldiği, Mehdiliğin
bir şahsı manevi olacağı ya da Hz. Mehdi'nin hiç gelmeyeceği”
gibi ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle ve İslam
alimlerinin açıklamalarıyla açıkça çelişen asılsız fikirler
gündeme getirilmektedir. Şartı muallak konusu da, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinin tevil edilebilmesi için
ortaya atılan bu yanlış mantıklardan biridir. Ancak
çok açıktır ki bu ve buna benzer tüm tevillerin altında
yatan çeşitli sebepler vardır. Bunlardan biri de, Hz.
Mehdi'nin gelmesi durumunda, Bediüzzaman'a karşı duyulan
Mehdilik hüsn-ü zannının geçersiz hale gelmesinden duyulan
korkudur. Bazı çevreler Said Nursi'nin Mehdi olmadığının
söylenmesinin, Bediüzzaman'a ve talebelerine zarar vermesinden
ve Nur talebelerinin şevklerini kırmasından endişe etmektedirler.
Oysa ki böyle bir şey hiçbir açıdan söz konusu değildir.
Nitekim Hz. Mehdi'nin gelişini bekleyen pek çok Nur
talebesi ve Nur cemaati olmuştur ve hepsi de çok büyük
bir şevk ve azimle vazifelerini yapmışlardır. Halen
de bir çok büyük Nur cemaati Hz. Mehdi'yi beklemektedir
ve şevkle faaliyet halindedirler. Hiçbirinin de, ne
şevkleri ne de heyecanları kırılmamıştır. Zaten eğer
böyle bir şey söz konusu olacak, böyle bir beklentiyle
Müslümanların şevki kırılacak olsaydı, en başta Bediüzzaman
“Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine
medar olacak (maneviyatlarının takviyesine vesile olacak)
ve yeisten (ümitsizlikten) kurtaracak "Mehdi"
manasına muhtaçtır (Mehdi müjdesine ihtiyaçları vardır).
(Sözler, 343-344) Bu manada, her asrın bir hissesi
bulunmak lâzımdır.” diyerek, her yüzyılın bir Mehdi'ye
muhtaç olduğunu hatırlatıp insanları böyle bir beklentiye
sevk eder miydi? Böyle büyük bir İslam alimi bu sözü
söylüyorsa, demek ki bunda Müslümanların şevkinin kırılma
ihtimali hiçbir şekilde yoktur.
Bunun yanı sıra Mehdi olmaması, Bediüzzaman'ın
önemini, değerini, itibarını hiçbir şekilde zedeleyebilecek
bir konu değildir. Bediüzzaman Said Nursi'nin, Hicri
13. asra damgasını vurmuş, yaşadığı yüzyılın Kutbu olmuş
olağanüstü bir şahıs olduğu son derece açıktır. Bediüzzaman'ın
dünya çapındaki etkisi çok açık bir şekilde görülmektedir.
Biz Bediüzzaman'ı, herşeyden önce değerli bir Müslüman,
büyük bir İslam alimi olduğu için seviyoruz. Said Nursi,
eserleri baştan sona kerametten oluşan bir şahıstır.
Bir insanın otuz yıl boyunca hapiste böyle bir eser
yazmış olması, bu insanın üstünlüğünün anlaşılması için
yeterlidir. Bu tek başına çok büyük bir mucizedir. Bediüzzaman,
Risale-i Nur Külliyatı’nı tek bir noktaya bakarak yazan,
yazması gerektiğinde ihtarla yazan, durması gerektiğinde
‘müsaade edilmedi burada durdum’ diyerek duran ve yazdıklarını
kendisi de hayretle okuyan, olağanüstülüğü, harikuladeliği
her halinden belli olan bir insandır. Kendi ölüm tarihini
vermiş, mezarının yıkılacağını söylemiş, tüm dedikleri
kelimesi kelimesine çıkmıştır. Böyle bir insanın Mehdilik
ünvanı olsa da olmasa da hiçbir şey fark etmez. Büyük
bir veli, yüksek bir alim ve asrının müceddidi olmuş
bir şahıstır. Peygamberler, resuller gibi üstün bir
insandır. Bu Bediüzzaman'ı saygıyla sevmek, gösterdiği
yolu izlemek için yeterlidir.
Ayrıca Bediüzzaman, Hz. Mehdi ile bir bütündür.
Eserleriyle, çalışmalarıyla, geleceği tarihten yapacağı
faaliyetlere kadar her detayını vererek Hz. Mehdi'yi
müjdeleyip, arkasından Hz. Mehdi'nin, Bediüzzaman'ın
tam belirttiği şekilde açıkladığı özellikleri taşıyarak
gelmesi büyük bir harikalıktır. Ve Hz. Mehdi'nin gelişiyle
oluşacak olan bu harikalık da yine Bediüzzaman'ın olağanüstülüğünü
gösteren, yine ona eklenecek olan bir güzellik olacaktır.
Hz. Mehdi'nin Hicri 1400’de faaliyetlerine başlayacağını,
İstanbul’dan çıkacağını, talebelerinin sayısının az
olacağını, vaktinin dar olacağını, 1971’de, 1998’de,
2000’de olacak olayları, Hz. İsa'nın geleceği tarihi,
inkarcı felsefelerin ne zaman tam olarak etkisiz hale
getirileceğini hep tarih vererek bildirmiş, ve bunların
hepsi ard arda tam Bediüzzaman'ın belirttiği şekilde
gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye de devam etmektedir. Bu
gibi bir durumda, böyle bir kişinin konumu ne olur?
Tüm söyledikleri aynen çıkmaktadır. Elbette ki bu, Bediüzzaman'ı
daha da önemli hale getirecek, üstünlüğünü, makamını
daha da iyi ortaya çıkarıp vurgulayacak bir durumdur.
Tüm bunlar Bediüzzaman'ı olağanüstü üzeri olağanüstü
bir insan haline getirmektedir. Bu da Bediüzzaman'ı
çok sevmek ve kıymetini takdir edebilmek için bize yetmektedir.
Eğer bir insan, eserleriyle, mücadelesiyle büyük bir
iz bırakmış bu kadar değerli bir İslam alimini, sırf
Mehdi ünvanını taşımıyor diye terk edecekse, bağlanamayacaksa,
bundan dolayı şevki kırılacaksa, bu kişi zaten Bediüzzaman'ın
kıymetini takdir edememiş demektir.
Unutulmamalıdır ki, Hz. Mehdi çıktığında
da onu takdir edemeyenler, Mehdi olduğunu kabul etmeyenler,
hakim sıfatını reddedenler olacaktır. Ancak bunların
hiçbiri onun değerini, önemini düşürmeyecektir. Aynı
durum Bediüzzaman için de geçerlidir.
Bunun yanı sıra, Bediüzzaman'ı seven insanların
herşeyden önce onun sözlerine itimad etmeleri gerekir.
Nur talebeliğinin, Bediüzzaman'a bağlılığın gereği budur.
Bediüzzaman'ı seven insan, bir konuda kanaat oluştururken
onun sözlerini esas alır, ona inanır ve güvenir. Eserleriyle
milyonlarca insana anlattığı, tüm İslam ümmetine yön
veren, yol gösteren sözlerini tevil etmeye, farklı anlamlar
çıkaracak şekilde yorumlamaya çalışmaz. Onun sözlerinden
zarar gelebileceğini düşünmez. Bediüzzaman'ın, Peygamberimiz
(sav)'in hadislerine dayanarak delilleriyle birlikte
ortaya koyduğu gerçekleri bu tür tevillerle reddetmeye
çalışmak, Peygamberimiz (sav)'e ve Bediüzzaman'a duyulan
sadakat, teslimiyet ve güvene hiçbir şekilde yakışacak
bir davranış değildir. Hadislerde ve risalelerde bildirilen
tüm alametlerin tam bildirildiği şekilde gerçekleşmekte
olduğunu görmezden gelmek, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişinden bu derece korku duyarak, bunu şartı muallak
gibi mantıklarla reddetmeye çalışmak son derece yersizdir.
İslam Birliği oluşmamış, Hz. İsa’nın önderliğinde
hıristiyanlık Müslümanlığa dönmemişken, Kuran'ın
“Andolsun, Kitap Ehli'nden, ölmeden önce ona inanmayacak
kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların üzerlerine
şahid olacaktır.” (Nisa Suresi, 159) ayetinin
hükmü oluşmamışken, Hz. İsa ve Hz. Mehdi birlikte namaz
kılmamışken, Müslümanların manevi liderliğini kimse
üstlenmemiş ve İslam ahlakı dünyada hakim olmamışken,
Hz. İsa'nın da, Hz. Mehdi'nin de geçmişte çıkıp öldüklerini
iddia edebilmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Eğer
Hz. Mehdi geçmişte geldi deniyorsa o zaman Hz. İsa’nın
da gelmiş ve bu görevleri yerine getirmiş olması gerekirdi.
Hz. Mehdi gelmiş olsaydı, bunun en açık alameti olarak
İslam ahlakı tüm dünyada hakim olmuş, dinsiz akımların
tümüyle yok olmuş olması gerekirdi. Bu konuları bildiren
Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleri son
derece açıktır. Eğer kişi bunlara inanmıyorsa, bunu
karmaşık bir hale sokup çeşitli şekillerde tevil etmeye
çalışmak yerine açıkça inanmadığını söyleyebilir. Ama
eğer inanıyorsa da, ayetleri, hadislerde bildirilenleri
ve Bediüzzaman'ın apaçık sözlerini hiçbir şekilde görmezden
gelmemelidir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi olmadığını delil
vererek açıklamıştır
Bediüzzaman'ı takdir edebilen ve ona bağlanıp
güvenen bir insan için, bir konuya Bediüzzaman'ın ne
cevap verdiği önemlidir. Kendisi Mehdi olmadığını açıkça
söylemiş ve bunu, hadislerde bildirilen Mehdi alametleriyle
uyuşmadığını açıklayarak delillendirmiştir. “Kendisinin
Mehdi olmadığını” (Emirdağ Lâhikası, s. 266), “Hz. Mehdi'nin
kendisinden bir yüz yıl sonra geleceğini” (Kastamonu
Lâhikası, s. 57), “kendisinin Hz. Mehdi'nin bir eri,
neferi ve öncüsü olduğunu” (Barla Lâhikası, s. 162),
“eserleri ve yaptığı çalışmalar ile Hz. Mehdi'ye zemin
hazırladığını” (Sikke-i Tasdik-ı Gaybî, s. 189) , “kendisinin
ve Risale-i Nurlar’ın Mehdi sanılmasının ise bir hata
ve karıştırma olduğunu” (Emirdağ Lahikası, s. 266) ifade
etmiştir.
“Hz. Mehdi’nin ‘seyyid’ olacağını” (Tenvir,
Şualar, s. 365) “kendisinin ise seyyid olmadığını” (Şualar,
s. 365) (Emirdağ Lahikası, s. 247-250), “siyaset, saltanat
ve diyanet aleminde üç büyük vazifeyi birarada yerine
getireceğini” (Şualar, s. 456) (Şualar, s. 590) (Emirdağ
Lahikası, s. 259-260), “Peygamberimiz (sav)’in halifesi
ve tüm Müslümanların manevi lideri ünvanını taşıyarak
İslam ahlakının esaslarını yeniden canlandıracağını”
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9), “tüm dünyaya barış ve
adalet getireceğini” (Emirdağ Lahikası, s. 259) (Mektubat,
s. 411-412), “‘Müceddid-i Ekber’ yani ‘en büyük müceddid’
vasfını taşıyacağını” (Tılsımlar Mecmuası, s. 168),
“İslam birliğini sağlayacağını” (Emirdağ Lahikası, s.
260), “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in
soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini
alacağını” (Emirdağ Lahikası, s. 260), “Hıristiyan dünyasıyla
ittifak yapacağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9),
“Hz. İsa’yla birlikte namaz kılacaklarını” (Şualar,
s. 493), “Kuran ahlakını tüm dünyaya yerleşik kılacağını
ve tüm insanları doğru yola sevk edeceğini” (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, s. 9) (Mektubat, s. 473) ayrıntılı olarak
anlatmıştır.
Bediüzzaman büyük bir İslam alimidir
ancak, Hz. Mehdi'nin gerçekleştireceği görevleri yerine
getirmemiştir
Bediüzzaman yaşadığı dönemde “tüm
Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam birliğini
oluşturmamış; tüm inananların halifesi (manevi lideri)
vasfını taşımamıştır”. “Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet
getirmemiş”, “İslam dininin tüm batıl inanç ve hurafelerden
arındırılarak, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetinin yeniden canlandırılmasına vesile olarak İslam
ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır”. “Müceddid-i
ekber ve Hakim vasıflarına sahip olmamış”, “tüm İslam
alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen seyyidlerin
ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır. Hz. İsa’nın
ikinci kez yeryüzüne gelişine şahit olmamış ve onunla
birlikte Deccal'e karşı mücadele vererek Deccal’in fikir
sistemini (materyalist, Darwinist ve ateist felsefeyi)
yok etmemiştir. Hadislerde haber verildiği gibi
Hz. İsa'yla biraraya gelerek yedi sene birlikte hüküm
sürmemişler ve Bediüzzaman'ın da eserlerinde
hadislere dayanarak belirttiği şekilde Hz.
İsa'yla birlikte namaz kılmamışlardır.”
Bediüzzaman, hayatını Kuran ahlakının tebliğine
adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve
çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın
müceddidi olarak üstlendiği görevi en şerefli şekilde
yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği, kuvvet ve hakimiyet
içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda
ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim
konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünün
30 yılını esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında
geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini
almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere
tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün
gibi şartlar altında sürdürmüştür. Elbette ki tüm bunlar
Allah'ın izniyle onun dünyadaki ve ahiretteki makamını
yücelten çok şerefli olaylardır. Ancak sayılan bütün
bu özellikler ve yerine getirilecek olan sorumluluklar
Bediüzzaman döneminde gerçekleştirilmemiştir. Bediüzzaman
tüm bunların kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi
olarak Hz. Mehdi’ye nasip olacağını bildirmiştir.
Bediüzzaman ayrıca Hz. Mehdi'nin, Deccal'in
fikir sistemini, onu destekleyen felsefi akımları, materyalist,
Darwinist ve ateist felsefeyi etkisiz hale getireceğini
bildirmiştir. Bediüzzaman böyle bir sonuca ulaşmamıştır.
Aksine Deccaliyet'in etkisiyle mahkum olmuştur. Eğer
Bediüzzaman Deccal'in fikir sistemini (materyalist,
Darwinist ve ateist felsefeyi) yok etseydi, bunu yaptığını
eserlerinde de söylerdi ve bu zaten açıkça da görülürdü.
Ama Said Nursi bunun daha devam edeceğini söylemiştir.
Deccaliyet'in çok uzun bir süreçten oluşacağını, 4 devri
olacağını belirtmiştir. Kendisi bunun birinci devresinde
yaşamıştır. 2., 3. ve 4. devrelerinin önemli olacağını
ve bu süreç içerisinde Deccal'in oluşturacağı tahribatı
da Hz. Mehdi'nin fikren yok edeceğini açıklamıştır.
Bu gerçekleri görmezden gelmek; Hz. Mehdi
ile aynı zamanda gelmesi gereken Hz. İsa'nın, Bediüzzaman
döneminde geldiği, öldüğü ve Nur talebeleri tarafından
gömüldüğü gibi asılsız bilgilere itibar etmek; Hz. Mehdi'nin
görevlerini, hadislerde ondan sonraki dönemlerde gelecekleri
haber verilen Cehcah, Kahtani gibi kişilerin yerine
getireceği gibi izahlarla konuyu tevil etmeye çalışmak
son derece yanlıştır. Bir kişi, “ben inanmıyorum ya
da Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmemesinden korkuyorum”
gibi düşüncelerle hareket ediyorsa bunu açıkça söyleyebilir.
Ama bu düşünceleri geçerli hale getirebilmek için Bediüzzaman'ın
sözlerinin tevil edilmeye çalışılması çok yanlıştır.
Bediüzzaman açıkça “Hz. Mehdi seyyid olacak, ben seyyid
değilim, Hz. Mehdi benden sonraki asırda gelecek, şu
faaliyetleri yapacak” diye belirtmiştir. Peygamberimiz
(sav) hadisleriyle tarih belirtmiş, alametleri bildirmiştir.
Eğer kişi Peygamberin (sav) hadislerine inanmıyorsa,
Bediüzzaman'ın sözlerine inanmıyorsa bu durumda Bediüzzaman'ın
"Kıyamet alâmetlerinden
ve âhirzaman vukuatından (olaylarından) ve Bâzı a'malin
(amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i
Şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen
bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi), onların bir kısmına
zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İmanı zayıf
ve enaniyeti kavi bir kısım da, inkâra kadar gitmişler."
(Sözler, s. 355) sözleriyle hatırlattığı
kişilerin konumuna düşmekten sakınmalıdır.
1 -Ebu Hureyre (ra),
Buhari, Büyu 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman
242 (155); Ebu Davud, Melahim 14 (4324); Tirmizi, Fiten
54 (2234)
2- Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, Cilt 2, s.192; Kitabul-İman,
Babu Nuzuli İsa İbn-i Meryem, Kenzul Ummal, 14/332
3- Hakim, Mustedrek, 8634, 4/587
4- Enes b. Malik, "Sünen-i İbn-i Mace", c.
2, s. 519
5- Sünen-i Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil
yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 402
6- Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 85; Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 27
7- Hakim, Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s.27
8- Hakim, Tirmizi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s.25
9- Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 64
10- Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s.27
11- Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s. 155
12- Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 19
13- Ukayli, En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi
min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal
14- Kıyamet Alametleri, s.157
15- Buhârî, Menâkib, 25; Megâzî, 61; Müslim, Zekât,
142-160
|