|
Yaratılıştan Dünya Hakimiyetine
TARİHİN KESİNTİSİZ AKIŞI
“… Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir
şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da,
daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta
(yazılı)dır.” (Sebe' Suresi, 3)
Geçmişte yaşanmış, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak
tüm gelişmeler Yüce Allah’ın izni ve bilgisi dahilinde olup
henüz dünya yaratılmadan önce takdir edilmiş olan bir kaderin
parçası olan ayrıntılardır. Bu kaderin önemli bir parçası
da, İslam ahlakının yeryüzü hakimiyetidir.
Evrenin başlangıcından günümüze kadar olan tarihi, dogmatik
evrimci anlayışın dışında, tarafsız bir gözle incelediğimizde
çok önemli bir gerçekle karşılaşırız: İnsanlık tarihi, önceden
takdir edilmiş bir düzene göre, belirli sebepler ve amaçlar
doğrultusunda ilerlemektedir. Bu tarihi süreçte tesadüflerin,
kaosun asla yeri yoktur.
Materyalistlerin ve Darwinistlerin çarpık tarih anlayışına
göre ise tarih, belirli bir plana göre değil, başıbozuk bir
şekilde ilerlemektedir. Bu yanlış düşünceye göre olayların
belirli bir amacı ve sebebi yoktur. Tarihsel materyalizm yanılgısı,
olayların meydana gelişinin sadece maddesel koşullara bağlı
olduğunu öne sürer. Elbette farklı şartların olayların gelişimi
üzerinde etkisi vardır, ancak bu, materyalistlerin iddia ettiği
gibi tesadüflerin neticesinde oluşan bir etki değildir. Dini
de benzer bir yanlış mantık örgüsüyle değerlendiren materyalistler,
dini inancın tarih içinde bazı zorunluluklar neticesinde ortaya
çıktığını iddia ederler.
Materyalistlerin bu iddialarının aksine gerçekte bütün insanlık
tarihinin merkezinde "Hak Din" bulunmaktadır. Olaylar
Yüce Allah'ın belirlediği kusursuz düzene göre gelişmekte
ve yaşanmaktadır. Tarihe geçmiş tüm savaşlar, barış anlaşmaları,
afetler, çöken imparatorluklar ve kurulan yeni devletler,
ideolojiler, yapılan keşifler, tüm bu olaylarda rol oynayan
insanlar ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok sayıda detayın
hepsi Yüce Allah'ın kontrolündedir ve O'nun mükemmel yaratışının
bir parçasıdırlar. Hiçbir hadise başıboş değildir, tesadüfen
gerçekleşmez. Herşey bir hikmetle yaratılmıştır. Dış görünüşte
her bir olay bir başka olayın sebebi veya sonucu gibi görünebilir,
ama bu durum, tüm yaşananların Allah'ın bir takdiri olduğu
gerçeğini değiştirmez. Ancak olaylar arasında kurulabilen
sebep sonuç ilişkileri kimi insanları aldatabilmekte ve onların
tarihin işleyişi ile ilgili çarpık düşünceler taşımalarına
neden olabilmektedir.
Öte yandan tarihin her döneminde aslında neredeyse birbirinin
kopyası olarak nitelendirebileceğimiz tarzda benzer gelişmeler
yaşanmaktadır. Bu, Allah'ın insanlık ve kainat için belirlediği
kaderin (Sünnetullah'ın) bir gereğidir. Tarihi olayların sebeplerini,
sonuçlarını ve bu olaylardan alınabilecek dersleri, Kuran
ayetlerinin ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinin ışığında
bulabiliriz.
Bu yazımızda dünyanın tarihini ele alacak ve tarihin aslında
Allah'ın yarattığı bir kader olduğunu, geçmişten günümüze
ve günümüzden geleceğe tüm tarihsel olayların bu kadere göre
kesintisiz bir şekilde ilerlediğini Kuran ayetleri ve hadisler
ışığında inceleyeceğiz. Bu akışın en müjdeli aşamalarından
birisi olarak haber verilen "Altın Çağ" ve bu çağa
dair alametleri de ayrıca inceleyecek ve sonuç olarak evrimci
tarih anlayışının geçersizliğinin delillerini ortaya koyacağız.
PEYGAMBERLER TARİHİ VE ELÇİLERİN TEBLİĞİ
Tüm insanlar ve varlıklar gibi, tarih boyunca aralıksız bir
şekilde Allah'ın bildirdiği üstün din ahlakını tebliğ eden
elçilerin de, önceden takdir edilmiş bir kaderi vardır. Tüm
elçiler tarih boyunca bu kader dahilinde tebliğ yapmış ve
bu kader dahilinde nesilden nesile aktarılacak şerefli birer
yaşam sürmüşlerdir.
Peygamberler tarihini ayetler ışığında incediğimizde en dikkat
çekici noktalardan birinin kesintisiz tebliğ olduğunu görürüz.
Bir başka deyişle, Kuran'da ismi geçen peygamberlerin yanı
sıra Allah'ın elçi olarak gönderdiğini bildirdiği pek çok
kutlu şahıs da, tarih boyunca kesintiye uğramayan bir süreç
dahilinde, aralıksız bir biçimde insanlığa tebliğ yapmışlardır.
Öyle ki aynı dönemde yaşamış, aynı bölgelerde tebliğ yapmış
(Hz. İbrahim-Hz. Lut, Hz. Musa-Hz. Harun gibi) peygamberler
dahi bulunmaktadır. Tüm bu elçiler Allah'ın seçtiği mübarek
şahıslardır. Elçilerin içinde yaşadıkları topluma tebliğde
son derece kararlı bir tutum sergilemeleri, tüm insanlığın
ibret alacağı olayları yaşamaları Allah'ın onları seçip görevli
kılmasıyla ilgili bir durumdur. Rabbimiz, tüm varlıklar için
olduğu gibi elçileri için de bir kader belirlemiş, onları
birbiri ardınca insanlığa göndermiş, başlarından geçen olayları
tarih boyunca anlatılıp aktarılacak şanlı ve büyük olaylar
kılmıştır. Kuran'da bu konuya dair pek çok haber verilmektedir.
Bu haberlerden bazıları şöyledir:
Hz. Muhammed (sav)
"Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar;
kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz
olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz;
ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle
yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra
helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta
kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir."
(Enfal Suresi, 42)
Yüce Allah, mübarek Peygamberimiz (sav) ve beraberindeki
mümin topluluk için çok çeşitli imtihan ortamları yaratmış,
çeşitli vesilelerle onları denemiştir. Ayetlerde haber verilen
pek çok olay Hz. Muhammed (sav)'in ve beraberindekilerin Rabbimiz'in
çok büyük bir koruması altında olduklarının açık delillerindendir.
Gaybın anahtarları elinde bulunan Yüce Allah, Arabistan yarımadasından
başlayıp ileride tüm dünyaya yayılacak olan İslamiyet için
her bir detayı planlı ve kontrol altında bulunan böyle bir
süreci, kaderde takdir etmiştir.
Enfal Suresi'nin 42. ayetinde yer alan "...Allah,
olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı)..."
ifadesi de bu gerçeğin delillerinden biridir. Yüce Allah,
Peygamberimiz (sav) ve yanındaki müminlerle diğer topluluğu
tam olması gerektiği anda karşı karşıya getirmiş ve kaderde
takdir edilmiş olanı gerçekleştirmiştir.
Hz. Musa
"Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek
birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni
annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın.
Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve
seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı
arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya)
geldin ey Musa. Seni Kendim için seçtim" (Taha Suresi,
40-41)
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi Hz. Musa'nın
başından geçen tüm olaylar Allah'ın belirlediği kader üzerine
gelişmiştir. Sepet içinde ırmağa bırakılmasından onu Firavun'un
eşinin bulmasına, annesinin bakımını üstlenmesinden sarayda
geçirdiği yıllara, Allah ile konuşmasından İsrailoğullarının
Firavun'dan kurtulmasına vesile olduğu tüm süreç aslında Yüce
Allah'ın yarattığı kaderin çeşitli aşamalarıdır. Bu aşamalar
boyunca yaşadığı hiçbir detay tesadüf değildir. Her ayrıntı
bir hikmetle yaratılmıştır. Örneğin ırmağa bırakıldığı anda
sepetin bulunması anı da yaratılmıştır. Irmağa bırakıldığı
sepetin dayanıklılığı, bırakılma zamanı, ırmaktaki akıntının
hızı ve yönü, onu bulan kişinin sepetin oradan geçtiği dakikada
orada bulunması gibi pek çok detay bu mükemmel kaderin bir
parçasıdır. Eğer sepet kimse tarafından bulunmasaydı sonraki
sürecin hiçbir aşaması yaşanmayacaktı diye düşünmek büyük
bir yanılgı olacaktır. Yüce Allah tüm olayları bir bütün halinde
yaratır ve bu planda olayların başlangıç ve sonuçları belirlenmiştir.
Hz. Yusuf
"Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak
için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde...
Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret
konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını
bilendi." (Yusuf Suresi, 19)
Ayette bildirilen olay, Hz. Yusuf'un kardeşleri tarafından
kuyuya bırakılmasından sonra gerçekleşen ve ilk bakışta yolcu
kafilesi açısından önem arzetmeyen bir hadisedir. Ancak aynen
Hz. Musa'nın yaşadığı olaylarda olduğu gibi burada da Yüce
Allah'ın Hz. Yusuf ile ilgili olarak belirlediği bir kader
bulunmaktadır ve olaylar bu kader dahilindeki bir plana göre
hiç bir aksamaya uğramadan gelişmektedir. Yolcu kafilesi de
bu planda kendisine düşen görevi yapmaktadır. Görüldüğü gibi,
yaşanan her olayda olduğu gibi, Hz. Yusuf'un hayatında da
hiç bir başıboş, amaçsız gelişme bulunmamakta, olaylar sonuçlarını
yalnızca Allah'ın bildiği, takdir ettiği ve yarattığı bir
biçimde ilerlemektedir.
Hz. İsa
"Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu
senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim,
seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete
kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz
yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda
Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi, 55)
Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez geleceğinin
en önemli delillerinden biri olan bu ayetten de anlaşılacağı
üzere, Rabbimiz Hz. İsa ile ilgili takdir etmiş olduğu bir
kader doğrultusunda ona tuzak kuranların tuzaklarını bozmuş,
onu koruyarak Katına yükseltmiştir. Bu örnek bize Allah'ın
tüm olayları nedenleri ve sonuçları ile birlikte bir blok
şeklinde yarattığını, binlerce yıllık bir süreç içinde gerçekleşecek
olayları tüm aşamaları ile tek bir anda tüm yönleriyle bildiğini
gösterir. Biz gelecekteki olayları, zamana bağımlı olduğumuz
için henüz yaşanmamış, dolayısıyla bilinmeyen olaylar olarak
algılarken, zaman ve mekandan münezzeh olan Yüce Rabbimiz
Kuran-ı Kerim'de bize göre gelecekle ilgili olan olayları
yaşanmış bitmiş hadiseler olarak haber vermektedir. Kıyamet
gününe ilişkin tasvirler, yeniden diriliş, hesap günü, cennet
ve cehennemdeki yaşamla ilgili olarak ayetlerde yer alan bilgiler
hep bu yöndedir.
Kader, Allah'ın yalnızca insanlar için takdir ettiği ve sadece
insanın kim olduğunu, nasıl şartlarda hayatını sürdürdüğünü,
yaşamında karşılaştığı temel olayları kapsayan bir yazgı değildir.
İnsanların dışında, tüm canlıların, Güneş'in, Ay'ın, dağların,
ağaçların, eşyaların kısacası evrendeki her varlığın, ideolojilerin
ve dünyayı saran akımların da Allah Katında belirlenmiş bir
kaderi vardır.
TARİHİ OLAYLARIN SEBEP VE SONUÇLARI
Kavimlerin Helakı
"Hiçbir ülke (veya şehir) olmasın
ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız
veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak)
o kitapta yazılıdır." (İsra Suresi, 58)
"Biz, bir ülkeyi helak etmek
istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine'
emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık
onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
(İsra Suresi, 16)
Firavun ordusu, Ad, Lut, Semud, Nuh kavimleri ve daha niceleri.
Kimine bir yıldırım isabet etti, kimi suda boğuldu, kimi şiddetli
bir fırtınaya tutuldu. Ortak noktaları Allah'ı inkar etmeleri,
sapkınlıklarda bulunmaları, bozgunculuk çıkarmalarıydı. Onlara
isabet eden azap ise yaptıklarının karşılığı olarak, Yüce
Allah'ın takdiri ve emriydi. Tufan olayı sıradan bir doğa
olayı, bir tesadüf olmadığı gibi, Allah'ın dilediği zamanda
ve dilediği yerde ‘Ol' emri ile gerçekleşmiş bir helaktı.
Elbette ki Allah tufanı yaratırken sebepleri vesile kılmıştır.
Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken helakı meydana getiren
sebeplerin de bir kader çerçevesinde meydana geldiğidir ki,
şüphesiz bu sebepler de Yüce Allah'ın yaratmış olduğu detaylardandır.
Allah, "bulutları gönderir" ve yağmuru yaratır.
Denizin sularının çekilmesini diler, deniz ortadan ikiye ayrılır.
Sonsuz güç sahibi Allah gölgeyi yaratır, güneşi ona bir sebep
kılar. (Furkan Suresi, 45) Tüm bunlar Allah için çok kolaydır.
Bunun yanı sıra, kavimlerin helak edilmesinin pek çok tarihi
sonucu da bulunmaktadır. Örneğin Firavun ordusu suda boğulmuş
ve bu sayede Hz. Musa ve beraberindeki İsrailoğulları Firavun'un
zulmünden kurtulmuş ve başka bir bölgeye yerleşmek üzere yola
koyulmuştur. Daha sonraları Kudüs'e ulaşan İsrailoğulları,
burada pek çok tarihi olay yaşamış ve pek çok olaya şahitlik
etmişlerdir. Aynı şekilde, Hz. Nuh ve beraberindeki müminler
de tufanın helak ettiği ülkeden kurtulmuş, böylelikle Hz.
Nuh'un soyundan birçok peygamber daha dünyaya gelmiştir.
Tüm bunlar bize gösterir ki, tarihte yaşanan en önemli olaylardan
olan kavimlerin helakları da Allah'ın bir sünnetidir:
"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.'
Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt
alıp-düşünen var mı?
Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi,
49-53)
Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi, Yüce Allah'ın takdir
etmiş olduğu kader dahilinde belli bir yöne doğru akmaktadır.
İnsanlar, sebepler, ülkeler, daha önce yaşanmış, şu an yaşanan
ve gelecekte yaşanacak olan tüm olaylar, kusursuz ve kesintisiz
bir şekilde işleyen bu kaderin parçası olan ayrıntılardır.
İdeolojiler Tarihi ve Batıl Dinler
Ateizm, komünizm, faşizm, Darwinizm, ırkçılık, sömürgecilik...
Putperestlik, budizm, hinduizm, şintoizm, karma... Tüm sapkın
ideolojiler ve batıl dinler -ortaya çıkış şekilleri, sebepleri,
zamanları her ne olursa olsun- Kuran ayetlerinde bildirildiği
üzere apaçık bir kitapta yazılı bulunan, Yüce Allah'ın kuşatması
ve denetimi altındaki durumlardır. Örneğin Darwinizm fikrinin
ve bu temele dayanan tüm zararlı ideolojilerin ortaya çıkışı
Allah'ın dilemesiyledir. Böylelikle sünnetullah gerçekleşmekte,
iman edenlerin karşılarında fikri mücadele yürütecekleri bir
sistem de yaratılmış olmaktadır. Zaten safsatadan ibaret olan
evrim teorisiyle ilmi mücadele için gerekli olan bilgilerin
edinileceği bilim ve teknolojik gelişmeler de bu kaderin bir
ayrıntısı olarak ayrıca yaratılmıştır. Nasıl ki, Hz. Musa
döneminde büyücülük yaygın kılınmış ise bununla birlikte Hz.
Musa'ya büyücülerin kendisine tabi olacakları bir ilim de
verilmiştir. Aynı şekilde Darwinist ve materyalist ideolojileri
etkisiz hale getirmek için gerekli olan ilmi imkanlar da,
bu safsatalarla birarada yaratılmıştır.
AHİR ZAMAN VE ALTIN ÇAĞ
Buraya kadar hep geçmişteki olayları inceledik. Şimdi ise
henüz gerçekleşmemiş bir dönemin alametlerine bakalım. Bu
dönem, hadislerde detaylı olarak haber verilen "Altın
Çağ" dır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Altın Çağ ahir
zamanın kargaşa, zulüm ve haksızlıklarla dolu olan ilk döneminin
hemen arkasından gelecektir. Bu kutlu zamanda her türlü bolluk,
bereket yaşanacak, insanlar arasında barış, huzur ve neşe
hakim olacaktır. Allah ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne gelecek
olan Hz. İsa'yı ve ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi'yi
bu Altın Çağ’ın yaşanması için gerekli olan şartların oluşmasına
vesile kılacaktır.
SONUÇ
Gerçekte tarih, yalnızca Allah'ın belirlediği kadere (Sünnetullah'a)
göre işler. Allah bu gerçeği "...Sen,
Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve
sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın".
(Fatır Suresi, 43) buyurarak bildirir. Tarihin bir amacı vardır
ve tarih, Allah'ın dilediği gibi ilerler. Allah'ın dileği
ise, nurunun tamamlanmasıdır:
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler
istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
(Tevbe Suresi, 32)
Allah'ın izniyle 21. yüzyılda tüm din ahlakına uygun olmayan
ideolojiler birer birer fikren yok olacak ve din ahlakı tüm
dünyaya hakim olacaktır.
İNSANLIK TARİHİ VE HAK DİNİN BAŞLANGICI
Peygamberimiz Hz. Muhammed(Sav), kıyametten önce gerçekleşecek
olan alametleri bundan 1400 yıl öncesinde hadis-I şeriflerinde
detaylı olarak tarif etmiştir. Buna göre; savaşlar, anarşi,
fakirlik, dejenerasyon artacak; doğal afetler sıklaşacak;
insanlar güzel ahlaktan uzaklaşacak; sahte peygamberler ortaya
çıkacaktır. Tüm bunların ardından, dünya tarihi Allah’ın yarattığı
kadere göre kesintisiz şekilde ilerleyecek ve Allah ahir zamanda
zuhur edecek olan Hz. Mehdi ve ikinci kez yeryüzüne gelecek
olan Hz. İsa’yı, Altın Çağ’ın yaşanması için gerekli olan
şartların oluşmasına vesile kılacaktır.
İnsanlık tarihi Hz. Adem'le başlamıştır. Yüce Allah Kuran-ı
Kerim'de Hz. Adem'in ilk insan olduğunu, yeryüzünde bir halife
var etmek üzere (Bakara Suresi, 30) onu "Ol" emri
ile topraktan yarattığını (Al-i İmran Suresi, 59), isimlerin
hepsini kendisine öğrettiğini (Bakara Suresi, 31) bildirmiştir.
Hz. Adem'in yeryüzüne inişi ve onun soyundan insan neslinin
çoğalmasıyla beraber hak din de hep var olmuştur. Hz. Adem'den
günümüze kadar geçen süre boyunca yaşayan peygamberler ve
elçiler hak dinin esaslarını kavimlerine tebliğ etmişlerdir.
Her elçi gönderildiği toplumu bir olan Allah'a iman etmeye,
ahiret gününden korkup sakınmaya, iyi ve güzel davranışlarda
bulunmaya davet etmiştir.
İnsanlık tarihinin bir başlangıcı olduğu gibi elbette bir
sonu da olacaktır: KIYAMET...
Hadislerde kıyamete ilişkin pek çok alamet haber verilmekte,
bu bilgiler dünyanın yakın tarihi ve günümüzde yaşananlarla
karşılaştırıldığında pek çok alametin gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye
devam etmekte olduğu görülmektedir. Dünya genelindeki ahlaki
bozulma, fitne ve savaşlar, zulümler hadislerde haber verilen
olaylardandır. Bu olayların yaşanması ise, yine Peygamberimiz
(sav)'in haber verdiği bir müjde olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişinin delillerindendir. Öyleyse kainatın ve insanlığın
tarihi belli bir yöne doğru akmaktadır ve tüm gelişmeler de
bu akışı destekler niteliktedir. Bu, Yüce Allah'ın bizler
için yarattığı kusursuz kaderin işleyişidir. Evrenin yaratılışından
bu yana geçen süre boyunca bu kader, kusursuz ve kesintisiz
bir biçimde işlemektedir. İnsanlar, sebepler, ülkeler, olaylar,
şartlar bu kaderin birer parçasıdırlar. Ahir zaman veya son
zaman dediğimiz günümüzde de, tüm bu faktörlerin özel bir
dönemin hazırlayıcısı konumunda olduklarını görürüz.
Günümüzde Müslümanlar arasında gerçek anlamda bir birliğin
olmayışını, ahlaksızlıkların artışını, materyalist ve Darwinist
ideolojilerin insanlarda meydana getirdiği maddi manevi tahribatı
birbirinden bağımsız ve kendiliğinden ortaya çıkmış durumlar
olarak değerlendirmemek gerekir. Enam Suresi'nin 59. ayetinde
haber verildiği üzere Rabbimiz'in izni olmadan bir yaprağın
dahi düşmesi söz konusu değilken, O'nun yaratmış olduğu varlıklar
olan insanların kendi başlarına karar alıp eylemlerde bulunarak
savaşları, dejenerasyonu, materyalist ideolojileri meydana
getirdiklerini iddia etmek akıl ve mantık dışıdır.
Geçmişte, yaşanmış, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak
tüm gelişmeler Yüce Allah'ın izni ve bilgisi dahilinde olup
henüz dünya yaratılmadan önce takdir edilmiş olan bir kaderin
parçası olan ayrıntılardır. Bu kaderin önemli bir parçası
da, İslam ahlakının yeryüzü hakimiyetidir.
Şunu unutmamak gerekir ki, insanoğlu sahip olduğu şuur,
akletme, düşünme, karar alma gibi tüm özelliklerini bizlere
yaratan Yüce Rabbimiz’e borçludur. Beynindeki milyarlarca
hücrenin saniyenin binde biri kadar kısa bir zamanda birbirleyiryle
haberleşerek beyne ilettikleri vesilesiyle yaşamsal fonksiyonlarını
devam ettirebilir. Böylesine aciz ve muhtaç varlıklar olan
insanların, Allah’ın dilemesi dışında hiçbirşeylere güçleri
yetmez. Insanı ve yapmakta olduklarını yaratan yüce Allah
tarihi de en güzel biçimde takdir etmiş ve bir kader içinde
yaratmıştır.
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.
Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için
onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar
bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz.
Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,
s. 26) |
TARİHİN HER DÖNEMİNDE YAŞANANLAR SÜNETULLAH GEREĞİDİR
İyilerle kötülerin daimi bir fikri mücadele içinde oldukları
Kuran ayetlerinde haber verilir. Tarihin her döneminde iyilik
yapan, iyiliği tavsiye eden, imana ve hayra çağıran bir topluluk
bulunmuş, bu topluluğun karşısında ise kötülüğü örgütleyen,
yeryüzünde bozgunculuk ve fitne çıkaran, şerre çağıranlar
olmuştur. Bu iki kutup arasındaki ilmi mücadele Hz. Adem'den
bu yana var olmuştur ve kıyamete kadar da devam edecektir.
Tarihte anlatılıp aktarılan tüm olayların çıkış noktası da
aslında budur; iyilerle kötülerin fikri mücadelesi… Her çağda
bu sahne yeniden canlanmış, Allah'ın izni ve yardımıyla galip
gelenler her zaman Allah'ın taraftarları olmuştur:
"Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her
ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece
Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde
yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık.
İman etmeyen kavim için yıkım olsun." (Müminun Suresi,
44)
Dünya kurulduğundan beri süregelen bu sahneler tarihin kesintisiz
akışının ve Allah'ın belirlediği kaderin (Sünnetullah'ın)
bir gereğidir. Unutmamak gerekir ki, zulmeden, adaletsizlik
yapan, sebepsiz kargaşa ve çatışma çıkaran şer odaklarının
varlığı, yaptıkları planlar, işledikleri fiiller de yine Allah'ın
izniyledir, onlar da tarihin kesintisiz akışı içinde Allah'ın
takdiriyle gerçekleşmiş olan olayların sebeplerini oluşturmaktadırlar.
Bu durum bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:
"Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-
düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık.
Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun
şuuruna varmazlar." (Enam Suresi, 123)
İyilik konusunda ittifak edenlerin, Allah'ın yoluna uyanların
her zaman galip gelecekleri ise Yüce Allah'ın kullarına bir
vaadidir:
"Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben
galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en
büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır." (Mücadele
Suresi, 21)
"Kim Allah'ı, Resulü'nü ve iman
edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek
olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır." (Maide Suresi, 56)
Günümüz dünyasına dikkatlice bakıldığında ise şu gelişmeleri
gözlemleyebiliriz; dünya tarihinin finali olarak da nitelendirebileceğimiz
ahir zaman başlamıştır, kıyamet alametleri birbiri ardınca
görülmeye devam etmektedir, Deccaliyet'in yaygın olarak yaşandığı
sistem Allah'ın izniyle büyük bir hızla çökmeye ve zararlı
etkisini kaybetmeye başlamıştır. Tüm dünya halklarının yepyeni
bir çağı karşılamaya hazırlanmasının zamanı gelmiştir: ALTIN
ÇAĞ...
|