|
EVRİMİN AÇIKLAYAMADIĞI BİR KONU:SİMETRİ
VE UYUM
HARUN YAHYA
İçinde
yaşamımızı sürdürdüğümüz dünyada ve dünyanın yer aldığı
evrende çok büyük bir uyum vardır. Pencereden dışarıya
sadece bir göz attığımızda bile bu uyumun pek çok deliliyle
karşılaşırız; gökyüzündeki bulutlar, ağaçlar, çiçekler,
hayvanlar ve bunlara benzer tüm örneklerde kusursuz
bir düzen ve simetri söz konusudur.
Doğaya baktığımızda her bitkinin ya da hayvanın kendi
türüne özgü renk ve desenlere sahip olduğunu görürüz.
Üstelik bu renk ve desenlerin her birinin canlılar için
farklı anlamları vardır; çiftleşme çağrısı, kızgınlık,
tehlike uyarısı ve bunlar gibi pek çok kavram hayvanlar
arasında renkler ve desenler ile anlam kazanır.
Herşeyin kendi kendine gelişen tesadüflerin sonucunda
ortaya çıktığını iddia eden evrim teorisi, doğada sergilenen
sanat, renk çeşitliliği ve uyum karşısında tam bir çıkmaz
içindedir. Evrimcilerin canlılardaki tasarım karşısında
içine düştükleri durumu teorinin kurucusu olan harles
Darwin de itiraf etmek zorunda kalmıştır. Darwin canlılardaki
renklerin neden özel anlamlarının olduğunu anlayamadığını
şöyle ifade etmektedir:
Zorlandığım nokta, neden bazı tırtılların oldukça güzel ve sanatsal
bir şekilde renkli olduklarıdır. Bazıları tehlikelerden
korunmak için renklendirilmişlerdir. Sadece fiziksel şartlar
için böylesine parlak renklerinin olmasını zorlukla anlayabiliyorum...
Eğer birisi, erkek kelebekler cinsiyet seçimi ile güzel
bir görünüm almalarına rağmen neden aynı sebeplerle tırtılları
kadar güzel olmadıklarını sorarlarsa nasıl cevap verirsin?
Ben buna cevap veremem…1
Tırtılların üzerlerindeki desen ve renkler, tek başlarına
tesadüfen bir varoluşun olamayacağına dair delil niteliğindedirler.
Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde kendi teorisi
ile ilgili olarak içine düştükleri çelişkiyi şu şekilde
ifade eder:
Parlak renklilik, erkek balıkların kuluçkaya yatması,
parlak dişi kelebekler, bu güzelliğin doğal seleksiyonun
kontrolü altında gerçekleştiğini düşünemiyorum.2
Elbette ki doğadaki renklerin, düzenin ve simetrinin
doğal seleksiyonla oluşması imkansızdır. Bu noktada
evrimin öne sürdüğü "doğal seleksiyon" kavramını incelemekte
yarar vardır: Bilindiği gibi doğal seleksiyon evrim
teorisinin hayali mekanizmalarından bir tanesidir. Buna
göre doğadaki canlılardan ortama en iyi uyum sağlayanlar
hayatta kalır, güçsüz olanlar ve çevre koşullarına uyum
sağlayamayanlarsa elenir. Evrimci iddiaya göre bir canlı
için faydalı olan bir değişim, diğerlerinin arasından
seçilerek o canlıda kalıcı hale gelir ve bu şekilde
bir sonraki nesle aktarılır.
Böyle bir mekanizmayla doğadaki canlıların renklerinin,
desenlerinin, desenlerindeki simetrinin oluşması elbette
mümkün değildir. Bu, son derece açık bir gerçektir.
Teorinin kurucusu olmasına rağmen Darwin de hayali doğal
seleksiyon mekanizmasının böyle bir düzeni oluşturamayacağını
itiraf etmek zorunda kalmıştır. Bundan başka J. Hawkes,
New York Times Magazine'de yayınlanan "Nine Tentalizing
Mysteries of Nature" adlı makalesinde doğal seleksiyonun
anlamsızlığını şöyle sorgulamaktadır.
Kuşları, balıkları, çiçekleri vb. göz kamaştırıcı güzelliği
salt doğal seleksiyona borçlu olduğumuza inanmakta güçlük
çekiyorum. Dahası, insan bilinci öyle bir düzeneğin
ürünü olabilir mi? Nasıl olur da uygarlık nimetlerinin
yaratıcısı insan beyni; Sokrates, Leonardo da Vinci,
Shakespeare, Newton ve Einstein gibileri ölümsüzleştiren
yaratıcı imgelem (muhayyile), "yaşam savaşımı" denen
orman yasasının bize bir armağanı olsun 3
Evrimcilerin bu itiraflarından da anlaşıldığı gibi,
kendi teorilerinin ne derece çıkmazda olduğunu kendileri
de bilmektedir. Zaten yeryüzünde şimşeklerin çakması,
yağmurların yağması sonucunda tesadüfen meydana gelmiş
bir hücrenin, zaman içinde rengarenk canlılara dönüştüğü
iddiası akıl sahibi hiçbir insanın savunabileceği bir
iddia değildir. Düşünün ki, bir bilimadamı çıksa ve
tek bir hücre, örneğin bir bakteri hücresini alsa, en
uygun laboratuvar şartlarını sağlasa, gereken her türlü
malzemeyi kullansa, milyonlarca yıl (olmaz ama olduğunu
varsayalım) bu hücrenin evrimleşmesi için çaba harcasa,
sonunda ne elde eder? Bir bakteriyi göz alıcı renkleriyle
bir tavus kuşuna, veya üzerindeki kusursuz desenlerle
bir leopara, ya da kadife görünümündeki kırmızı yapraklarıyla
bir güle dönüştürebilir mi? Elbette böyle bir şey akıl
sahibi insanlarca ne düşünülebilir, ne de iddia edilebilir.
Ama evrim teorisinin iddiası tam olarak budur.
Evrimin Renk Çıkmazı
Canlıların sahip olduğu renklerin ve renk değiştirme
sistemlerinin doğal seleksiyonla oluşamayacağını bir
örnek üzerinde görelim. Bukalemunları ele alarak düşünelim.
Onlar ortamın renklerine uyum sağlayabilen, bulundukları
ortama göre renk değiştirebilen canlılardır. Yeşil bir
yaprağın üzerindeyken yeşil bir renk alır, kahverengi
bir dalın üzerine geçtiğindeyse derisi çok kısa bir
süre içinde kahverengi olur. Renk değiştirme işleminin
nasıl oluştuğunu birlikte düşünelim.
Bir canlının derisinin rengini değiştirmesi, vücudunda
meydana gelen son derece karmaşık işlemler sonucunda
gerçekleşir. Bir insanın kendi rengini ya da başka bir
canlının rengini değiştirmesi mümkün değildir. Çünkü
insan vücudunda buna uygun sistemler yoktur. Böyle bir
sistemi bir insanın kendi kendine oluşturması da mümkün
değildir. Çünkü bu üretilip yerine takılacak bir teknik
alet değildir. Kısacası bir canlının renginin değişebilmesi
için o canlının renk değiştirme mekanizmasıyla birlikte
var olması şarttır.
Yeryüzündeki ilk bukalemunu düşünelim... Eğer bu canlıda
renk değiştirme özelliği olmasaydı neler olurdu? Öncelikle
bukalemun saklanamayacağı için kolay bir av olurdu.
Bundan başka kolay fark edileceği için avlanması da
son derece güçleşirdi. Bu da, başka bir savunma sistemi
olmayan bukalemunun ölmesine ya da aç kalmasına ve bir
süre sonra da türünün yok olmasına neden olurdu. Ama
bugün dünyada hala bukalemunların bulunması, böyle bir
olayın gerçekleşmediğinin en önemli delilidir. O halde
bukalemunlar, ilk ortaya çıktıkları andan itibaren bu
kusursuz sisteme sahiptiler.
Evrimciler bukalemunların bu sistemi zaman içinde geliştirdiklerini
iddia ederler. Bu durumda akla bazı sorular gelecektir.
Bukalemun renk değiştirmek için bu kadar kompleks bir
sistem geliştireceğine neden daha basit bir savunma
sistemi geliştirmeyi tercih etmemiştir? Neden bu kadar
çok savunma çeşidi varken renk değiştirmeyi seçmiştir?
Renk değiştirmek için gerekli olan kimyasal işlemlerin
oluştuğu mekanizma bukalemunda nasıl var olmuştur? Böyle
bir mekanizmayı bir sürüngenin akletmesi ve ardından
gerekli sistemleri vücudunda oluşturmasına imkan var
mıdır? Ayrıca bir sürüngenin hücrelerindeki DNA'lara
renk değişimi için gerekli bilgiyi kodlaması mümkün
müdür?
Elbette böyle bir şey asla mümkün olamaz. Bu sorulara
ve benzerlerine verilen cevaplardan elde edilen sonuç
tektir: Bir canlının kendi rengini değiştirebilecek
kadar kompleks bir sisteme kendi kendine sahip olması
mümkün değildir.
Bir kelebeğin iki kanadının da simetrik olması, tesadüfle
açıklanamayacak kadar mükemmel bir olaydır.
Sadece renk değişimi sistemleri
değil, canlılardaki renk ve desen çeşitliliği de üzerinde
önemle durulması gereken bir konudur. Papağanlardaki
canlı renklerin, balıklardaki renk zenginliğinin, kelebeklerin
kanatlarındaki simetrinin, çiçeklerdeki göz alıcı desenlerin
ve diğer canlıların renklerinin kendi kendine oluşması
imkansızdır. Böylesine kusursuz desenler, canlıların
yaşamında çok önemli görevleri olan renk ve şekiller
apaçık bir yaratılışın delilleridir. Çevremizdeki renklerin
oluşumunda üstün bir tasarım olduğu açıkça ortadadır.
Bunu şöyle bir örnekle belirginleştirelim: Herhangi
bir ürün için bir tasarım yaptığımızı ve bu tasarımın
da karelerden oluştuğunu düşünelim. Bu karelerden birini
çizebilmek için bile küçük bir hesaplama yaparak, dört
kenarı birbirine eşit olacak, ayrıca dört açısı da her
zaman 90 derece olacak şekilde bir ayarlama yapmamız
gerekir. Kareyi ancak bu ayarlamalardan sonra çizebiliriz.
Görüldüğü gibi tek bir karenin çizimi için bile bir
akıl gereklidir.
Aynı mantığı çevremizdeki canlılara uyarlayarak düşünelim.
Canlılarda tam anlamıyla kusursuz bir uyum, düzen ve
plan vardır. Bir karenin çiziminde akıl gerektiğini
anlayabilen bir kişi, evrendeki düzenin, uyumun, renklerin,
şekillerin ortaya çıkışının da çok üstün bir aklın ürünü
olduğunu hemen anlayacaktır. Bu durumda evren gibi bir
sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia etmenin akli ve
ilmi yönden hiçbir dayanağı yoktur. Tüm evren sonsuz
güç sahibi Allah tarafından yaratılmıştır. Allah yarattığı
her şeyi en güzel yapandır.
Dipnotlar
1. Francis Darwin, Life
and Letters,Vol.II, s. 275 
2. Francis Darwin, Life and Letters,Vol.II,
s. 305 
3. J. Hawkes, Nine Tentalizing Mysteries
of Nature, New York Times Magazine, 1957, s.33
|