Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (19 Mayıs 2017; 21:00)

 

CANINI VE MALINI ALLAH'A ADAYANA ALLAH YAĞMUR GİBİ BEREKET VERİR

Ticarette nasıl başarılı olursun? Eğer kendini Allah’a adarsan, kazancını Allah’a adarsan “Ya Rabbi ben mal mülk senin için istiyorum. Senin dinine hizmet için istiyorum.” Dersen, mal mülk sana yağmur gibi yağar. Sen öyle niyet edersen, Allah sana rızkı oluk oluk akıtır. Malı sana oluk oluk akıtır. Yeter ki Allah’a adamalı. Ama “Ben alıp biriktireceğim. Egoistim. Bencilim. Dünyamı yaşayacağım” dersen, dünya senden kaçar. Sen onu kovalarsın. Adeta sürünürsün. Allah esirgesin. Duha Suresi 8’de Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah diyor ki “Bir yoksul iken seni bulup (Allah) zengin etmedi mi?” diyor. Zenginliği tamamen Allah verir.

 

SABIR İLK BAŞTA YORUCU GİBİ GÖRÜNÜR. AMA ASLINDA MÜSLÜMAN SABIRLA RUHEN VE BEDENEN DAHA SAĞLIKLI OLUR, DİNÇLİK VE BEREKET BULUR

Sabır biraz tabii insanı gerici ve yorucu gibi görünüyor ama o gerilip dururken insan yıpranacağını zanneder halbuki acayip şifa bulur. Yani sabrederken Müslüman yıprandığını düşünürken dinçleşir, gençleşir, zenginleşir, bereketlenir. Ruhen ve bedenen daha sağlıklı olur. Tam tersinedir. Mesela diyor ki: “Ben çilelere sabrettim.” diyor “ne acılar çektim.” diyor. Bakıyorsun yüzüne çocuk gibi yüzü. Öbürü de diyor ki: “Ben çok rahat yaşadım.” Bakıyorsun ki acayip çökmüş mahvolmuş yani. Acı insanı güzelleştirir, çileler insanı güzelleştirir. Sabır insanı güzelleştirir. Çok güzeldir sabreden insanlara dikkat edin, çile çeken insanlarda keskin bir güzellik olur. Sabretmeyen, çile çekmeyen insanlarda bir matlık ve kütlük hakim olur. Yani böyle ablak olurlar bazıları bazı kişiler.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (14 Mayıs 2017; 16:00)

 

ATOMLAR YAKLAŞIK 15 MİLYAR YILDIR VAR VE MÜTHİŞ HIZLA HAREKET EDİYORLAR AMA NE ATOMLAR NE DE ALT PARÇACIKLAR BİRBİRLERİNE HİÇ ÇARPMIYOR

Tüm evrende 10 üzeri 78 atom bulunduğu hesaplandı. Yani 10’a 78 sıfır ekliyoruz, o kadar atom. Bu atomların tek bir tanesinde bile kargaşa olmuyor ve hayatlarına da bir şey olmuyor. Ölme diye bir şey yok onlarda. Bazen 100’e yakın elektron aynı yörüngede dönüyor. Bazen de elektronlar yörüngeler arası geçiş yapıyorlar fakat hiçbir şekilde birbirlerine çarptıkları 15 milyar yıl içinde görülmemiş. Hiç olmuyor, hiç birbirlerine dokunmuyorlar. Gayet düzgün. Bir de nereden geçeceği belli olmadığı halde, ani karar vererek geçiyorlar. Her birinin ayrı aklı var. Ne zaman nereden geçeceği belli değil. Yani çılgın gibi dönüyorlar, dönerken de birbirlerine hiçbir şekilde çarpmıyorlar. Mesela insan ölüyor ama insandaki atomlar hiçbir şekilde ölmüyor, muntazam yaşıyor. Toprağa karışıyor, buhar halinde göğe karışıyor, başka bitkilerin köküne gidiyor oraya buraya gidiyor ama o atomlar asla ölmüyor. Ne yaparsan yap ölmüyor, yaksan da, üstüne darbe vursan da ölmüyor. Ama insan ufacık bir şeyde ölüyor biliyorsunuz.

 

HER ŞEYDE HAYIR VARDIR. BAŞIN AĞRISA, AYAĞIN BİR YERE TAKILSA HEPSİNDE HAYIR VARDIR. İNSANLAR ALEYHLERİNE SANDIKLARI İÇİN SIKINTI YAŞIYORLAR

Hep hayır düşünmek lazım, pozitif düşünmek lazım. Yani aleyhte düşünmemek lazım. Çünkü her şeyi tek tek Allah yaratıyor. Her şeyde hayır vardır. Yani mesela başı ağrısa onda bir hayır vardır, ayağı bir yere takılsa hayır vardır. Hayırsız hiçbir şey olmaz. İnsanlar hep aleyhine zannettikleri için ondan çok sıkıntıya giriyorlar. Halbuki her şeyde hayır olduğunu bilmiş olsalar Müslümanlar hiç sıkıntı çekmezler. Kuran’a tam uymak, Kuran’ın ifadesiyle şifadır. Allah, “Gönüllerde olana şifadır.” diyor Kuran için. Şifa olan ayetler indiriyor Cenab-ı Allah. Kuran’ı tam yaşayan ne ruhi ne de o tarz rahatsızlıklar çekmez. Yani bedenen de sağlıklı olur ruhen de sağlıklı olur. Tabii imtihan olarak rahatsızlıklar gelebilir ama genel anlamda çok sağlıklı olur. Şifadır Kuran. Tevekkül eden, her şeyin Allah’tan olduğunu bilen bir insanın gönlü müsterihtir, neşelidir, rahattır. Akıl sağlığı da yerinde olur, ruh sağlığı da yerinde olur.

 

KALBİM TEMİZ DİYEN AMA ALLAH'IN VARLIĞINI GÖRDÜĞÜ HALDE ALLAH'A ŞÜKREDİP SEVGİ GÖSTERMEYEN BİR İNSAN SAMİMİ DAVRANMIŞ OLMAZ

Samimi olan bütün kullar kurtulur. Ama şimdi samimiyse bir insan etrafa baktığında Allah’ın varlığı bütün açıklığıyla ve ihtişamıyla hemen görülüyor. Allah olduğuna göre yani Allah bir amaçla yaratacağı da belli olur. Çünkü biz hazır bir sofraya geldiysek o sofrayı yaratan biri vardır, meydana getiren biri vardır. Ve sofra sahibinin de bir amacı vardır. Biz orada yemeği yiyip, sofrayı yıkıp devirip dışarı çıkarsak bu bizim akıllı ve samimi olduğumuzu göstermez. Değil mi? Sofra sahibine teşekkür etmemiz lazım, saygı göstermemiz lazım. “Çok güzel olmuş eline sağlık.” dememiz lazım. Cenab-ı Allah da bir nimet yarattığında O’na hamd etmemiz, şükretmemiz, O’na teşekkür etmemiz gerekiyor. Eğer teşekkür etmiyorsa, hamd etmiyorsa bir insan nasıl kalbi temiz oluyor? Bir kere kalp orada bir kere eğrilmiş oluyor. Yani o kafadaki bir insana Allah neden cennet nasip etsin bir daha. Ona oradaki sofraya şükretmeyene yeni bir sofra neden olsun?

 

SAMİMİYET İNSANIN ALLAH'IN VİCDANINA VAHYETTİĞİNE UYMASI, O İLHAMI DUYMAZLIKTAN GELMEMESİDİR

Samimi iman insanın kendisine samimi olmasıyla olur. İnsan kendisinin samimi olup olmadığını bilir. Çünkü Allah vahiyle bildiriyor insanlara. Yani insan başıboş bırakılmamıştır. Her insana Allah her an vahyeder. Bu çok büyük bir nimet. Bakın peygambere nasıl vahyediyorsa, ama onlara sesli vahyediyor ama Allah müminlerin de kalbine vahyeder, vicdanına vahyeder. Neyin yanlış olduğunu bize bildirir, neyin doğru olduğunu da bildirir her an bildirir. Ona biz uyduğumuzda işte buna samimiyet deniyor. Ve samimi olduğumuzda biz hissederiz. Çünkü işimize gelmeyen şeyi de yapıyorsak bizim nefsimizle çatışan fakat vicdanımıza uygun olanı yapıyorsak o zaman samimiyiz demektir. Ama vicdanımıza uyuyor diyoruz ama aynı zamanda nefsimize de uymasını istiyoruz. O zaman bu samimiyetsizlik olur. Nefisle çatışmasına rağmen yapıyorsak o samimiyettir. Mesela adam yemek yiyecek, on tane pirzola kızarttı yiyor. Bir fakir kardeşi var yakın mümin aynı şartlarda müminler. O pirzolanın beş tanesini götürüp ona verirse bu bir samimiyet olur, dürüst bir tavır olur. Ama gidip bir tanesini verirse dokuzunu kendi yerse bu samimiyetsiz olur. Bu anlaşılır yani. Çünkü kardeş artık yani çok yakını. Onun ne üstünlüğü var yani onun ne aşağı yönü var? Buna benzer yani çok fazla örnek verebilirim.

 

İNSANIN SÜREKLİ KENDİNİ GELİŞTİRMESİ ÖNEMLİDİR. MÜMİN KURAN'LA İSLAM'LA KENDİNİ TEZKİYE EDECEK, BASİTLİKLERDEN SIRADANLIKTAN KURTULACAK

İnsanın kendini sürekli teskin etmesi, geliştirmesi çok büyük bir nimettir. O masonlukta ham taşın mikap taşa çevrilmesi olarak alınır. Yani sürekli o taşı yontarak, onun içinden o düzgün taşı çıkartmak yani o ham taşın içinden insan çıkartmak. Mümin de Kuran’la, İslam’la kendini tezkiye edecek. Basitliklerden, sıradanlıklardan kurtulacak. Mesela çok basitlikler vardır insanlar arasında görülür, çok iticidir. O yüzden de birçok insan kompleksli yaşar, huzursuz yaşar. Mesela birbirlerine bakıp sırıtırlar sebepsiz, durduk yere. Ortada hiçbir şey yoktur, o aşağılık kompleksinden kaynaklanır. Sıradan insanlarda görülen bir şeydir. Görende bir şey var da ona gülüyor desinler diye yaparlar. Çünkü onlara yapılmıştır, ondan o rahatsız olmuştur yahut bir kuyruk acısı vardır, bir yerden canı yanmıştır. O yüzden o basit insanlarda bu görülür. Sebepsiz birbirine bakıp sırıtma, sebepsiz anlamsız gülme. Yani karşı taraf da diyecek ki herhalde bir şey var ama ben göremedim. Fark etmediğim bir şey var ona gülüyorlar. Hem kendine güven getirmek için bunu yaparlar aşağılık kompleksi içinde olan insanlar hem de o basitliklerini, o kenar mahalle kültürünü vurgulayarak bir yere varacaklarını zannederler. Mesela bu bir alt kültürdür bu, bir alt karaktersizlik yönüdür. Ama kaliteli Müslümanlar böyle şeylere hiç tenezzül etmezler. Bunun üstüne çıkar, daha da onun üstüne çıkar, daha da onun üstüne çıkar, her türlü basitlikten kendilerini korurlar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (12 Mayıs 2017; 16:00)

 

MÜNAFIK MÜSLÜMAN İÇİN İZ SÜRMEDE KULLANDIĞI MÜKEMMEL BİR KÖPEKTİR. İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN İZİNİ SÜRMEK İÇİN DE MÜNAFIKLAR KULLANILIR

Münafık çok değerli bir köpektir. İz sürmede kullanılan mükemmel bir köpektir. Müslüman münafığı bulamaz, münafıkla münafığı bulabilirsin. Mesela İngiliz derin devletinin izini münafıkla sürebilirsin. Münafık olmadan çok zordur. Münafığı besleyeceksin köpek gibi kullanacaksın. Müslüman münafığı nereden bilsin? Köpeğin burnu biliyorsunuz acayip koklama kabiliyetiyle donanmıştır. Münafığın da münafığı bulma yeteneği bir Müslümanınkinden daha üstündür. Çünkü o münafığı sezer bulur. Derin devletin alçaklarını da onlar çok iyi bulurlar çünkü onlara işi düşeceği için. Onu izlediğinde onları yakalarsın.

 

İMANI TEBLİĞDE GÜZELLİK, SANAT VE KALİTE ÇOK ÖNEMLİDİR. HZ. SÜLEYMAN'IN SARAYININ İHTİŞAMI TEBLİĞDE ÇOK OLUMLU ETKİ YAPIYORDU

Hz. Süleyman (as)’ın yöntemidir. Hz. Süleyman (as) çok güzeldi, çok yakışıklıydı. Yedi yüz hanımı, üç yüz cariyesi vardı. Dünyanın en güzel kadınlarıydı hepsi. Bak, Tevrat’ta geçiyor yedi yüz karısı, üç yüz cariyesi vardı. Yani toplam bin tane hanımı vardı. Bin hanımı vardı, bini de dünyanın en güzel kadınlarıydı. Çok asil, şerefli, nezih insanlardı. Orada hizmetliler çalışıyordu, hizmetçiler. Onlara o devrin en mükemmel kıyafetlerini giydirmişti Hz. Süleyman (as). Ve çok yakışıklıydı hizmetçiler. Hizmetçi kadınlar da çok çok güzeldiler. Eşyaların hemen hemen tamamı altın kaplama ve mükemmel. Ahşap işçiliğinin en güzeli, porselen işçiliğinin en güzeli, mobilyalar en değerli ve en güzeliydi. Hz. Süleyman (as)’ın sarayına, mescidine gelenler daha tebliğ yapmadan Müslüman oluyorlardı. Diyorlardı “eğer bir din bunu getiriyorsa, bu mükemmelliği getiriyorsa, bu din mükemmeldir” diyorlardı. Hepsi “La İlahe İllaAllah Musa Resulullah” veya “Süleyman Resulullah” diyorlardı. Hepsi imana geliyorlardı. İmani tebliğde çok hayatidir güzel insanlarla İslam’ı tebliğ etmek.

 

PARA İNSANLARI MUTLU ETMEK İÇİN KULLANILMALIDIR. EGOİSTLİK İÇİN PARA İSTENMEZ. SEVDİKLERİNİ MUTLU ETMEK İÇİN PARAYI KULLANIRSAN BEREKETLİ OLUR

Parayla tabii İslam’a hizmet kolay oluyor. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında Hz. Ebubekir (ra) çok zengindi, Hz. Osman (ra) çok zengindi. Onlarla İslam’ın hakimiyeti çok kolay oldu. Para, sevdiklerini mutlu etmek içindir. İnsanları mutlu etmek içindir para yani egoistlik için paranın bir anlamı yoktur. Egoistlik insanı boğar. İnsan sevdikleri için yaşaması lazım, kendi için değil. Sevdiklerinin mutlu olması için yaşaması lazım, parayı da sevdikleri için kullanması lazım. O zaman Allah parayı bereketli kılar. Yoksa parayı saklamak, muhafaza etmek Kuran’da haram kılınmıştır. Para geldiğinde sevdikleri için, mutluluk için, güzellik estetik için, Allah’ın rızası için zibil gibi harcanması lazım. Fi sebilillah. O zaman Allah bol para verir, bolca kullanılır.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (2 Mayıs 2017; 10:00)

 

ALLAH TÜM DİKKATİN KENDİSİ'NDE OLMASINI İSTİYOR. EVLERİ, TELEVİZYONLARI, BİLGİSAYARLARI, TÜM DOSTLARIMIZI YARATAN ALLAH. ASIL SEVGİ ALLAH'A DIR

Allah Kendi üstünden dikkatin ayrılmasını istemiyor. Haklı Cenab-ı Allah. Çünkü çok kızdırıcı bir şey bu. Evleri Allah yaratıyor. Evlerdeki televizyonları, bilgisayarları Allah yaratıyor. Ayakkabı, ceket, sevdiklerimiz, dostlarımız. Bütün sevdiklerimizi Allah yaratıyor. Nefes almamızı, görmemizi sağlıyor. Bütün renkleri yaratıyor. Gölgeyi ve derinliği yaratıyor. Bütün sesleri yaratıyor. Tat duyusunu yaratıyor ve bütün yiyeceklerin lezzetini tattırıyor. Böyle uydurma bir mercekle, böyle net bir görüntü olmaz. Göz görmüyor, bir kere onu kesin söyleyeyim. Gözle uzaktan yakından alakası yok, metafizik bir olay. Dille de tat alınıyor değil, kulakla da duyuluyor değil. Sadece mantıklı gelsin diye, Allah usulen bir şey koymuş. Yani hükmen usulen. Uzaktan yakından alakası yok. Tamamı metafiziktir. Bunlar olduğunu göre göre, Allah’la bağlantı olmazsa, haklı olarak Allah’ın ağırına gider. Bundan kaçınmak lazım. Bütün dikkatin Allah’ta olması Allah’ın hakkı. Çünkü “sevdiğim” dediğin kişi, Allah’ın tecellisi. Allah yaratıyor. Sevdirme denilen olayı da Allah yaratıyor. Sevdirmediğinde sevemezsin de. O çok vahim bir şey. Adam bunu düşünmüyor. “Ne kadar çok seviyorum” diyor. Aldı sevgiyi, ne yapacaksın? Hiçbir şey ifade etmez senin için. Yemeği seviyorsun. Bitkiyi seviyorsun. Hayvanları seviyorsun. Hayvanı gördün mü ödün kopar, istese Allah. “Sevdiklerim” dediğin kişilerdeki o nuraniyet ve tatlılığın hazzını Allah veriyor. Vermediğinde ödün kopar. Bütün bunları verdiği için Allah, Allah diyor ki; “Zalim ve cahiller insanlar” diyor. Bu duruma gelmemek lazım. Şiddetle kaçınıp, tövbe edip, kendine de öfkelenerek bu beladan şiddetle kaçmak lazım.

Allah’a karşı insanlar, büyük bir bölümü, büyük bir kalleşlik yapıyorlar. Çok dev bir kalleşlik. Büyük bir olay var. Bundan şiddetle kaçınmak lazım. Olay çok büyük, dünyadaki şu anki olay. Bin kere kıyameti hak etmiş vaziyette dünya. Bin kere. Onun için bütün dikkati Allah’a samimi olarak vermek, her türlü sevginin kaynağının O olduğunu bilerek, sevgiyi sadece O’na yöneltmek lazım. Tecellisini seversin ama O’nu severek seveceksin. Mesela biblo alıyoruz. Hoşumuza gidiyor. Bibloyu O yaratıyor. Biblodaki renkleri de Allah yaratıyor. Mesela vazo alıyoruz. Vazoyu da yaratan Allah. Yol boyunca o kadar çok ev var ki. Her evde televizyon var. Her evde, oturduğu yerde televizyon kumandası var. Kulları rahat etsin diye, onlara televizyon kumandasına kadar yaratmış Allah. Gazozlarını açmak için, gazoz kapağı açacağından tut, ayakkabı çekeceğine kadar. Mesela bir rahatsızlıkları olduğunda, ilaç almaları için eczaneleri doldurmuş Allah. Ne kadar ilaç varsa, o kadar rahatsızlık var demektir. Yani o ilaçların sayısı kadar rahatsızlık var, en az yani. Niye? Kendine yaklaşsınlar diye. Ama yine merhametinden o ilaçları da hazır tutuyor Allah. Yani öyle çok zorlu bir durum olmasın diye “gidip o ilacı alın ama Beni unutmayın” diyor Allah. Bakkallara bakıyorum. Peynir, zeytin şu bu dolu. Tamamı Allah’a ait nimetlerin. Hepsi lezzetli. Hiçbirine lezzet vermese ne yapacaktın? Zehir gibi acı olurdu ve yemeye de mecbur olurdun, ne yapacaksın? Bak hepsini sevdiriyor. Mesela, Allahsız dinsiz adamlar var. Kudurmuş gibi yiyor. Bazı tipler için söylüyorum. Nasıl oldu? “Tesadüfen oldu” diyor. Sakın bunlara etkilenerek bakmasınlar. Çünkü bunlar ayrı bir boyuttalar. Yani küfrünün etkisine girmek çok tehlikeli olur. Onlar ayrı boyutta, ayrı frekansta yaratılan varlıklar. Müminler ayrı boyutta frekansta yaratılıyor. Sakın onların frekansındaki görüntülere aldanıp “ya ben de onlar gibi bir parça olsam ne olur, o kadar kalabalık var” demeye kalkmasınlar. Çok şiddetli karşılık görürler. Çünkü onlar o frekansta özel olarak öyle yaratılıyor. Mümin o boyuttan çıkması süper tehlikeli olur. Çok çok tehlikeli olur. Kendi boyutunu asla terk etmemesi lazım. Allah’a hiç kuşkuyla bakmaması gerekiyor, bir an bile. Bu Allah’ın zoruna gider. Ağırına gider. Bundan kaçınmak gerekiyor.

Mesela yol boyunca otlara bakıyorum, çiçeklere. Hepsi özenli. Şeker. Mesela bir papatya, ne var bir papatyada? Milyonlarca yıldan beri papatya, papatya. Ondan ona, ondan ona nesilden nesle hiçbir değişiklik olmamış. Sayılara bakıyoruz. Beyaz elleri var ya papatyanın, sayıları belli. Boyu da belli. Eni de belli. Üç milim daha ileri git. Gitmiyor. O kadarda kalıyor. Dünyanın her tarafında aynı kalıyor. O ortasındaki sarı göbekteki, o minik köfteler de öyle. Gayet düzgün. Jilet gibi görünüşü. Bayağı kibar. Ama ölümlü olduğu belli. Bir süre sonra hepsi ölüyor. Cennette ölümlü değil. Ölümlü olduğunu bilmek çok rahatsız edici. Ama dünya yönünden tabii tefekküre sebep oluyor. Allah onu özellikle öyle yaratıyor. Normalde o hiçbir şey olmazdı. Kalırdı. Atom nasıl ölmüyor? O da ölmezdi. Atom ölmüyor. Elektron ölmüyor. Proton ölmüyor. Duruyor. O da ölmezdi. Ama ölümü hatırlatıp Cenab-ı Allah, ahirete ve Kendisi’ne dikkat çekmiş oluyor. Mesela bir papatyanın aklı, bütün dünyanın aklından daha çok. Mesela o renk boyama tekniğiyle mineral alıyor o çamurun içerisinden. O minerallerle o rengi veriyor. Mesela ortası sapsarı, gövdesi yeşil. Yani oradaki sistemin tamamı, yaprağının ucundaki küçücük bir hücrenin içerisinde tamamı kodlu. Oradaki bir koful veya mitokondrinin yapılması mümkün değil bilimsel olarak. Hiçbir bilim adamı yapamıyor onu. Yani bütün dünya bir araya gelse yine yapamazlar. “Ne var papatya” diyorsun ama senden daha akıllı işte.

 

KÜFÜR ANLATILAN DOĞRU BİR KONUYA ZAHİREN TEPKİ GÖSTERSE BİLE BİLİNÇ ALTINDA MUTLAKA ANLATILANDAN ETKİLENİR VE SÖYLENİN DOĞRU OLDUĞUNU BİLİR

Sevgiyi öğreten Allah’tır. Merhameti öğreten de Allah’tır. Şefkati öğreten de Allah’tır. Sevgisiz tiplere herkes hayvan muamelesi yapıyor. Her yerde aşağılanıyorlar. Onun için bu kadar azgın ve deli oluyorlar. Mutlaka ayetle, Kuran’la, sabırla anlatmak lazım. Anlatım “anlamıyor” diyor. Kardeşim, anlamaz olur mu? Anlamayan onun zahiri. Beynine anlatıyorsun, beyninin kabul etmemesi mümkün değil. Kuran’a göre imkansız. Teknik olarak da imkansızdır. Kuran’a göre imkansız zaten. Cenab-ı Allah diyor ki ayette. Kuran’a göre diyelim. Ama onların ateist olduğunu düşünerek de, teknik olarak imkansız diyelim. “Bildikleri ve anladıkları halde” diyor Allah. “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla reddederler” diyor. Sen anlattığında, aklı mecburen kabul eder beyni. Yani doğruyu kabul eder. Kurtulamaz ondan. Direnir direnir ama beyni kabul etmesi çok önemli. Beyni kabul ettikten sonra bitti. O küfür eder. Bağırır çağırır. Sen ondan etkilenme. Mesela “hiçbir şekilde inanmıyorum, etkilenmedim” şu bu falan der. O mümkün değil. O çelik kıskacın içindedir artık. İmkansızdır ondan çıkamaz. Sorduğunda alay eder, güler, bağırır. Kendince alay eder. Bağırır çağırır, küfreder, abuk sabuk konuşur. Hiç etkilenmeyin. Beyni kesin kabul etmiştir. Yani teknik olarak ikinci bir ihtimali yoktur. Şöyle düşünün. Şimdi adam odanın içinde oturuyor. Çok aksi, inatçı bir adam. Karanlık oda. Perdeyi açtın. Güneşi gördü. Kapattın. Adama dersin ki “güneş var dışarda.” “Hadi oradan” diyecektir. Bağırıp çağıracaktır. Bitti. Beyni inandı artık ona. Çaresi yok yani. İman da öyledir. Sen onu anlattıktan sonra, o artık istediği kadar çırpınsın, o tamamdır. Çırpınmayı esas alıyor. Çırpınmayı esas almayacaksınız. Sadece anlatın. Beyninin onu mutlaka alacağını bileceksiniz. Beyni aldıktan sonra o ilacı, vücudu aldıktan sonra bitti. Ondan sonra gidin siz, işinize bakın. O sonra ilaç onun etkisini gösterir. Sonra ayağı yere basar onun. Üç yıl sonra, beş yıl sonra da etkisini gösterir.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (29 Nisan 2017; 10:00)

 

CENNETTEKİ HURİLER KUSURSUZ GÜZELLİKTE DAİMA TEMİZ, GÜZEL, HOŞ HANIMLARDIR

Cenab-ı Allah insanı “en güzel surette yarattım” diyor. Ahsen-i Takvim’dir insan. Huriler de tabii insan suretinde, güzel, kusursuz, doğal ihtiyaçları olmayan, yeme-içme ihtiyacı olmayan, yorgunluk duymayan, daima temiz olan güzel hoş hanımlar. Bir de gılmanlar da var yakışıklı delikanlılar. Onlar da aynı vasıflara sahiptir. Bir de vildanlar var minik vildanlar küçük çocuklar. Cennete neşe katan, ortalıklarda koşan, işte ağaca tırmanıyor kimi, başka tatlılıklar yapan şeker varlıklar. Cennetin neşesidir çocuklar. Çok fazladır cennette çocuk, her yerde her zaman ortaya çıkarlar. Cennet vildanından kasıt odur. Yani cennete neşe veren, işte bağırtı çağırtısıyla, onların sesleri güzel oluyor tabii. Huyları da güzel oluyor cennet vildanlarının. Cennet ağaçlarına çıkarlar, cennet evlerine gelirler, insanların hoşuna gider onları sevmek, onların iltifatları, insanların onlara iltifatları hoş güzel olacaktır. Allah’a muti, aklı başında çocuklar ama çocuk aklı olur tabii büyük aklı olmaz. Küçük ölen çocuklar hepsi vildan oluyorlar cennette. Zaten onun için getiriliyor dünyaya. Annesi babası vefat edince feryat-figan ediyor. Halbuki zaten cennet vildanı olarak gelmiş o. Emaneten gelmiş. Sen mi yarattın? Allah yarattı. Cennetteki vildan buraya geliyor ziyaret ediyor, geri cennete dönüyor. Onlar da zannediyor ki kendi malı, kendi yarattığı. Öyle bir şey yok. Cennetten gelen, emaneten gelen vildan gelir dünyayı görür, geri döner, o kadar başka bir şey yok. Cennet vildanı dünyayı hatırlar. Gılmanlar, cennet hizmetçileri ortalıkta gezer. İstediğin bir şey olduğunda yaparlar. “Getir şu sandalyeyi” dersin getirir “götür şunu” dersen götürür. Eşyaya da söylesen eşya kendiliğinden hareket eder ama gılmanın yapması tabii insanların daha hoşuna gider.

 

AKLA GELEN HER TÜRLÜ HAYVAN CENNETTE VARDIR, CENNETTE HEPSİ İNSANIN İSTEDİĞİ GİBİ SEVECEĞİ ŞEKİLDE YARATILIRLAR

Cennet hayvanları da yine saflıkları masumluklarıyla çok dikkat çekerler. Her türlü hayvan vardır cennette. Yani aklınıza gelecek her türlü hayvan mevcut. Temiz, hoş, akıllı, istediği gibi insanların sevebileceği gibidir. Burada öyle değildir. Mesela bir güvercini sevemezsin hayvanı, pençeleri falan vardır. Kediyi sevemezsin tırmalar. Köpek bakım gerektirir. Cennette öyle değildir bayağı akıllıdırlar hepsi kendini sevdirir. Meyveler, çiçekler hepsi kendini sevdirir, her şey şuurludur ama istemezsen de konuşmazlar uslu uslu dururlar ama gel dersen gelir git dersen gider. Tamamı şuurludur yani cennetin taşı toprağı. Cehennemin de tamamı şuurludur. Cehennemin bütün azaları, bir bedendir cehennem zaten, yani bütün bir mahluktur. İnsan bedeni gibi bedendir cehennem. Kendine düşenlere ızdırap verir, rahatsızlık verir. Cennet de tamamen canlıdır, o da gelenlere hep mutluluk verir. Şuurludur yani komple akla sahiptir. Allah’ın aklıyla donanmıştır cennet. Bahçeleri bağları her yeri her şeyi şuurludur, şuurlu olmayan hiçbir yer yoktur. İstediğin gibi yeşilliklere uzanır-yatarsın. Uyumak istersen uyursun da cennette. Yani cennet uykusuyla yaşarsın, sevdiklerinle beraber. Kötü bir söz yok cennette. Hep güzel sözler vardır. Sıkılma olmaz.

 

BÜTÜN MAHLUKAT CENNETTE EN GÜZEL VE EN AKILLI ŞEKLİYLE VARDIR. CENNETİN KELEBEKLERİ, KARINCALARI HER ŞEYİ AKILLIDIR

“Daha sizin bilmediğiniz nice şeyler” diyor Allah. Ama biz mevcutlara bile kat kat razıyız yani. Sırf tavşan, kedi olsa, köpek olsa, kuzu olsa değil mi? Kaplumbağalar falan hepsinin huyları güzel oluyor. Zaten yüz binlerce hayvan çeşidi var. Cennetin kelebekleri de var hepsi akıllıdır. Cennetin böceği de var, cennetin karıncası da var. Karıncaya dikkat çekiyor Kuran’da Allah zaten. “Güldü” diyor “Hz. Süleyman (as)” için, şuurlu karınca. Hoşuna gidiyor karıncanın konuşması. Onlar da orada gayretlidirler. Bütün mahlukat olur yani cennette, dünyadaki bütün mahlukat vardır ama en güzel şekliyle, en akıllı şekliyle. Çünkü karıncaları seyretmek de çok zevklidir. Onlar da cennette yuva yapıyorlar, eğleniyorlar, işine gücüne bakıyorlar. Cennet dünyaya çok benzer aslında. İnsanlar çok çok farklı zannediyor ama dünyaya bayağı benziyor fakat düzgün. Yani dünyadaki negatif unsurlar yoktur. Yapı açısından düz tepsi gibidir geniş. Yani elips gibi düşün, böyle hafif elips şeklinde. Bir parça yükseltisi vardır cennetin, geniş. Zaten Kuran’da da açıklanıyor bu, yani yuvarlak değil. Bu Satürn halkaları var ya görüyorsunuz düz oluyor onlar. Onun gibi geniş. Nasıl yapacak Allah? İşte onlar da görüntüdür. Allah “Benim için çok kolay” diyor. İnsanların aklı dimağı duruyor ama cennetin oluşması bir saniye bile sürmez Allah için yani tamamının oluşması. İnsanın dimağında bile Allah o yaratma gücünü yaratmıştır. Mesela adam, insanın kafasını kapattı mı bir caddede ilerlediğini düşündüğünde kilometrelerce yol gidebilir. Ve her yerde de manzaralarla karşılaşır istediği gibi. Otomatik oluşur manzaralar, evler, binalar, yolların kenarlarında çakıl taşları, otlar, bitkiler, sokakta gezen dedeler aklına anında gelir. Yağmur gibi yaratır. Yaratmayı Cenab-ı Allah yaratır ama onda gösteriyor Allah insanın bilincinde.

 

PEYGAMBERİMİZ (SAV) CENNETTE “AKLA HAYALE GELMEYEN NİMETLER OLDUĞUNU” BİLDİRMİŞTİR

Cebrail (as) cenneti anlatıyor Peygamberimiz (sav) de kendi uygun bulduğu kadarıyla anlatıyor. Yani benzetmelerle teşbihlerle anlatıyor. Cebrail (as) doğrudan anlatıyor, Peygamberimiz (sav) halkın anlayacağı gibi kendi yorumuyla anlatıyor, kendi anlatış şekliyle. Çünkü Kuran’da geçecek bir hüküm değil. Ona diye anlatılıyor, o da aklındaki imajı aktarıyor. Ama cehennem gösterildi Peygamberimiz (sav)’e, kısa bir süre gördüi kapatıldı. Bu dünyayı daha çok sevmesine vesile oldu o zaman. Yani nimetleri daha çok sevmesine vesile olur. Ama cehennem tabii içine girince anlaşılır. Bizim bildiğimiz gibi bir yer değil. Tahmin tahayyül ettiğimiz gibi değil. Adamlar çünkü orada züppelik yapıyorlar daha hala. Mesela diyor ki “yüzünün etleri dökülür” diyor “kafatası ortaya çıkar” diyor ama adam çakallık yapmaya devam ediyor. Garip bir durum yani. Bizim anlayabileceğimiz gibi değil. Birbirleriyle edişiyorlar, kovalamaca var, birbirlerini dövmeye çalışıyorlar.

 

ALLAH CENNETTE GÖRÜNÜM OLARAK GÜZEL BİR İNSAN SURETİNDE MÜMİNLERE TECELLİ EDECEKTİR

Güzel bir delikanlı suretinde Cemal ismiyle Cenab-ı Allah tecelli ediyor. “Ben Allah’ım” diyor. İnsanlar da secde etmeye kalkıyorlar o anda. Allah “artık secde yapmayacaksınız” diyor “namaz yok, onu Ben gördüm sizde zaten, kanaatim geldi o yüzden Ben sizi buraya aldım, ibadet bitti” diyor “burada sadece sevgi var” diyor Cenab-ı Allah. Yani “Benim size sevgim, sizin Bana sevginiz, Ben sizden razıyım, siz Benden razısınız artık bu nimetler içerisinde yaşayın” diyor Cenab-ı Allah. Ama en şiddetli haz Allah’ı görmeden dolayı alınan hazdır cennette. O da tabii Allah’ın gücünde olan bir şey. Cihetsiz, mekansız olarak tecelli ediyor yani insan onu kavrayamıyor, nasıl olduğunu da bilmiyoruz şu an ama görünüm olarak güzel bir delikanlı suretinde. Ama “Selam” diyor “Ben Allah’ım” diyor, tecellisi. Mesela Allah orada biliyorsunuz, Hz. Musa (as)’a dağda tecelli etti. Ne dedi Cenab-ı Allah? “Ben Allah’ım” dedi. Çalının içinde ateş “Ben Allah’ım.” Ne şeklinde? Ateş şeklinde görülüyor. Orada da insan şeklinde tecelli ediyor, insan görünümünde.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (24 Nisan 2017; 10:00)

 

KISKANAN İNSANIN KISKANÇLIĞI DEVAM ETTİKÇE ÇİRKİNLEŞİR, ÇÖKER, VÜCUDU TAHRİP OLUR, BEDENİ KANSERLEŞİR, KISKANILAN DA SIHHAT BULUR, DİNÇLEŞİR

Kıskanan insan kıskançlığı devam ettiği müddetçe çirkinleşir, çöker, hücreleri, vücudu tahrip olur. Beyni, saçı, bedeninin bütün azaları her yeri yavaş yavaş yavaş kanserleşir. Kıskanılan da sıhhat bulur, sağlık bulur, dinçleşir, gençleşir, güzelleşir, bereket bulur. Allah’ın gizli bir ilmi, Allah’ın batın ilmi işte. Bu ilim sürekli dünyada raci olan, geçerli olan ilimdir. Bunu fark edemedikleri için de sürekli belanın içinde birçok insan yüzüyor. Her kıskanılana bakın hep işleri daha bereketlidir. Her kıskanana bakın hep çökendir, hep batandır, sürünür adeta.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (18 Nisan 2017; 10:00)

 

AYET AÇIKLAMALARI

Hud Suresi 93’te Cenab-ı Allah diyor ki; “Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın;” yani din karşıtları “şüphesiz, Ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gözetleyip durun, Ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim.” Yakında İslam’ın lehine çok güzel haberler alacağız. Kuran’ın haberlerini insanlar görüp duyacaklar.

Mülk Suresi 29’da Cenab-ı Allah; “De ki: 'O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz.” Hz. Mehdi (as)’a da öyle sapmışlık iddiası olacaktır. O da kimin sapmışlık içinde olduğunu ilerde onlara gösterecek. Hükümete karşı da tavır aldılar görüyorsunuz bazı tipler. Ama Allah’a, dine sevgisinden dolayı tavır alıyor, o çok önemli. Siyasi nedenler ben ona bir şey demem. Ama Allah’ı dini sevdiği için tavır alması korkunç, çok büyük bir vicdansızlık.

Enam Suresi 67’de Cenab-ı Allah; “Her bir haber için 'kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)' vardır. Siz de bileceksiniz.” Yani Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı için, İsa Mesih’in inişi için kararlaştırılmış bir zaman var. Siz de bunu bileceksiniz diyor Allah. Kararlaştırılmış bir zaman kaç yılındaysa o yılda çıkıyor.

Yine Sad Suresi 88’de şeytandan Allah’a sığınırım; “Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz. İsa Mesih’in nüzulü, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı, İttihad-ı İslam insanlar bunu görüp duyacaklar. Bak gerçekten öğreneceksiniz diyor bir zaman sonra.

Tekasür Suresi 3 ve 4’te şeytandan Allah’a sığınırım; “Hayır; ileride bileceksiniz. Yine hayır; ileride bileceksiniz.” Diyor Allah. İleri ne demek? Ahir zamanda. Ahir demek ileri demektir ileri. Ahirinde, ilerisinde.

“O gerçekleşecek olanı sana bildiren nedir? Elbette gerçekleşecek olan” diyor Hakka Suresi. Hakikat diye geçiyor. Elbette gerçekleşecek olan hakikat sana bildiren nedir? İşte Hz Mehdi (as)’ın zuhuru, İsa Mesih’in zahir olması Kuran’da bu çok manidar böyle bir hükmün geçmesi. Hakka Suresi 2; Nedir o muhakkak gerçekleşecek olan?” Hakikat; nedir o hakikat diyor Allah. Ma; nedir? Elhakkatü. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O büyük vaka nedir?” Diyor. “Vaat edilen” diyor. Mürselât Suresi 7. Ayet, “Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.” Mehdiyet’e işaret. İsa Mesih’e işaret.

 

1335 TARİHİNİN SIRRI

Tevrat’ta 1335 tarihi açıkça veriliyor, 1335 açıkça. Özel yer ayrılmış, 1335’te diyor. Çok garip. Rus devrimi başlamış 1335’te. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulmuş. Roma’nın hanedanlığı 300 yıllık egemenliği sona ermiş. Kudüs Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmış Kudüs, Kudüs-ü Şerif. Amerika Birleşik Devletleri 1. Dünya Savaşı’na katılmış. Birleşik Krallık yani İngiltere Bağdat’ı ele geçiriyor. Anzaklarla yani İngiliz derin devletinin desteklediği diyelim Anzaklarla Osmanlı savaşa giriyor. Thomas Edward Lawrence liderliğindeki Araplar Akabe’yi ele geçiriyorlar. Ama Rus devriminin başlaması çok manidar. Ki deccaliyetin mühim bir atağı o. Ama Tevrat’a şaşırdım 1335 diye tarif etmesi. Ben şu ana kadar bir tek yerde rastladım. Onda da net tarih vermiş. Kudüs’ün ele geçirilmesi de,  Müslümanlardan alınıyor, Osmanlı’dan alınıyor 1335 diye açıkça tarih var.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (6 Mart 2017; 20:00)

 

CEHENNEM EHLİ, CEHENNEME LAYIK BİR AHLAKSIZLIKLA YARATILMIŞTIR. BİZİM BİLDİĞİMİZİN ÖTESİNDE GARİP BİRER MAHLUKTURLAR

Normalde cehennemden çıkış yok. Ama Cenab-ı Allah diyor ki “halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler.” Yani çıkamazsınız anlamında diyor. Ama “Ben dilersem” diyor. Cehennemdekiler zaten oraya uygun tipler başka yerde rahat edemez onlar gerçekten. Onlara en uygun yer orası. Bunalır onlar başka yerde. O ahlaksızlık yapacak, biriyle uğraşacak, pislik yapacak, laf sokacak. Zaten Allah’ı inkar ediyor, orada da inkar ediyor. Şimdi hayrettir, zannettiğimiz gibi değil onlar, etkilenmiyorlar yani mahluk. İnkar ediyor Allah’ı daha hala. Bir garipler yani. Yani kaşarın kaşarı yani, azılı kaşar etkilenmiyor yani. Bir de cehennem ateşi diyoruz ama tabii bir azap var da cehennem ateşinde adam konuşuyor. Yani züppelik yapmaya yine devam ediyor, eli yüzü yanıyor, derileri dökülüyor yine konuşuyor. Yani bir kabus gibi bir yer öyle düşünün. Bizim tam anlayabileceğimiz gibi bir yer değil.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (4 Mart 2017; 20:00)

 

HZ. MEHDİ (AS) İLE İLGİLİ HADİSLER

İmamı Sadık, “İlim yirmi yedi parçadan oluşur. Bütün peygamberler ve imamlar ilmin iki parçasını getirmişlerdir. Mehdi geldiğinde diğer yirmi beş ilmi daha getirecektir” diyor. Bak “Yirmi yedi ilimden şu ana kadar dünyada” diyor “sadece iki ilim peygamberlerle beraber gelmiştir” diyor “peygamberler dahil iki ilim gelmiştir. Mehdi geldiğinde yirmi beş ilim daha gelecek” diyor “ve yirmi yediye tamamlanacak böylece” diyor.

Peygamber (sav) diyor ki: “Biliniz ki Mehdi bütün ilimlerin varisidir. Bütün ilimleri bilmektedir.” (Necmu’s-Sagib, s.193) Tabii bu ilim derken ezber ilmi, nakil ilmi değil bu. İlim apayrı bir şeydir. Allah’ın kalbe ilham ettiği özel bilgiye ilim denir. Ledün ilmi de fevkaladeliklere karşı müminleri korumada meydana gelen stratejidir. Zaten Kehf Suresi’nde ledün ilmiyle anlatılmasının nedeni Mehdi (as)’nin de ledün ilminin sultanı olmasıdır. Çünkü Mehdi (as) başka türlü hareket edemez. Ledün ilmi olmadan Mehdilik yapamaz. Onun için Mehdi (as)’nin zahirine bakan Mehdi (as)’yi anlaması mümkün değil. Onun yetmiş perdesinin nedenlerinden ana neden ledün ilmidir. O perdeler o ledün ilmiyle oluşur. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki: “İmam Mehdi en yüksek ilme sahip olandır” diyor. “İmam Mehdi ilim sandığının koruyucusudur. Tüm peygamberlerin ilimlerinin varisidir. Her şeyden haberdardır” diyor. “İmam Mehdi ilahi bilgiye uygun olarak hükmedecektir. İnsanları kendi gerçekleri ve kendi iç halleriyle tanıyacaktır. Davud Peygamber (as) Süleyman Peygamber (as)’ın kararları gibi onun hükümlerine de şahit gerekmeyecektir” bak “onun hükümlerine şahit gerekmeyecek.” Mesela adam geliyor, ifadesini alıyor, suçlu olduğuna kanaat getiriyor, gönderiyor. Şahit aramıyor. Bakışından, konuşmasından, ses tonundan anlıyor Allah’ın dilemesiyle.

 

KEHF SURESİ BAŞTAN SONA MEHDİYETİ ANLATIR. KÜÇÜK BİR GENÇ TOPLULUĞU, MAĞARAYA SIĞINMALARI HEP MEHDİYETİN ANLATIMIDIR

Kehf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Sırf Mehdiyet’i anlatmak içindir Kehf Suresi. Küçük bir talebe topluluğu, mağara bunlar hep sembollerle anlatımdır Mehdi (as)’yi. Mehdi (as)’nin evini, barkını, çalışmasını, faaliyetlerini hepsini anlatır. Kuran’a dikkatlice bakıldığında Mehdi (as)’nin bütün hayatı çıkar Kuran’da. Her şeyi böyle ince ince detaylarla, vurgularla çıkar. Akılcı bakıldığında bütün hayatına ait bilgiyi görmek mümkün oluyor.

Mesela Kehf Ehli gençlerden oluşuyor Kuran’da geçiş şekli. Mehdi (as)’de de gençlerden oluşuyor. Mesela Kefh Ehli’nin sayısı az, Mehdi (as) cemaatinin sayısı da az yahut topluluğun. Mesela onlar çok güçlü kişiler Kehf Ehli, Mehdi (as)’nin talebeleri de çok güçlü. Mesela Kehf Ehli çok uzun süre mağarada kalıyor, Mehdi (as) cemaati de topluluğu da çok uzun yıllar mücadele veriyor. Kısa bir mücadele değil. 40 yıl falan sürüyor, 40 yılın da üstünde hatta. Mesela Mehdi (as) cemaatine de Kehf Ehli’ne de Allah özel hidayet ettiğini söylüyor. Kehf Ehli mesela deccaliyetle karşılaştıklarında ilk yaratılışı anlatıyorlar. Hz. Musa (as) da ilk yaratılışı anlatıyor. Mesela biz de ilk karşılaştığımızda yaratılışı anlatıyoruz. Mehdi (as) de ilk karşılaştığında yaratılışı anlatacaktır. Darwinizm’in geçersizliğini ve yaratılışı anlatıyor. Mesela Kehf Ehli şirke şiddetle karşı, Mehdi (as) cemaati de şirke çok şiddetle karşı.

 

MÜNAFIK İSLAM'A, KURAN'A UYGUN OLMAYAN İŞLER YAPAR AMA SÖZLERİYLE İNSANLARI ALDATMAYA ÇALIŞIR. DERİN DÜŞÜNMEYENLER DE BUNA ALDANIR

Münafikun Suresi 4, Allah akılsızlar için, aklı zayıf olanlar için konuyu açıklıyor. Münafikun Suresi 4 “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır” yani baktığında herkes görünüşünü beğenebilir. Peygamber de dahil beğenebilir ama Peygamber onun iç yüzünü bilir. “Konuştukları zaman da onları dinlersin” dilbaz oluyor ya. “Ya” diyor “adamda tip tamam, konuşma da mükemmel, övgü de alıyor” diyor “e bitti” diyor o zaman “mükemmel adam” diyor “daha geriye bir şey kalmadı ki” diyor. Akıl edemiyor Peygamber (sav)’in ne demek istediğini. Mesela vahiy katibi bayağı düzgündü o Peygamberimiz (sav)’in vahiy katibi. Dizi dizine değiyor o kadar yakın, gayet güzel konuşan birisi, çok zeki. Ama Peygamberimiz (sav) onun alçağın teki olduğunu biliyordu, ahlaksız olduğunu biliyordu. Vahiy katipliği yaptı ama kontrol altında tuttu onu hep. Ayrılınca birçok kişi şok oldu, aklı gitti adamların. “Ya nasıl olur” falan diyor, kafa çalışmıyor adamın. “Şu halde” diyor Cenab-ı Allah Nisa Suresi 88, “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?” bir kısmı kafası daha az olayları değerlendiren. O münafıklardan yana tavır koyuyor. “Adam mükemmel adamdı inanılır gibi değil” diyor “Peygamber nasıl göremedi onu ya” falan diyor. Veyahut “Yanlış teşhis etti” diyor “adam niye gitti ki?” falan diyor. “Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.” Allah belasını verdiğini söylüyor. Adam da onu bambaşka bir kafada değerlendiriyor. Bak Resulullah (sav) diyor ki: “Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum. Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşriki de küfrü def eder” diyor. Zaten küfür içinde olduğu için bilinir engel olursun. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmek gerekir” çok dilbaz olur münafıklar. Ağzı acayip laf yapar. Çok ukala, züppe ve bilmiş olur. Bazı avanaklar da onu yer. Onun üstün ve akıllı olduğunu zanneder, züppeliğini falan anlamaz onun. Muazzam bir akla sahip olduğunu zanneder. “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler. Çünkü o senin zaaf yönünü, noktalarını bilir. O züppelikle onu etkileyemeye çalışır. “Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar” İslam’a, Kuran’a zıt işleri yapar. Adam da onu bilmeyince, görmeyince hayran oluyor. Allah diyor ya “Onlar dayandırılmış kof kütük gibidir.” Ama adam bakmıyor, kof kütüğe baktı mı hayran oluyor. Neredeyse kütüğün içine o da kafasını sokacak yani anlamıyor.

Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında mücadele eden münafıklar hepsi züppeydi. Bilmiş, züppe böyle Bizans kültürüne yatkındılar, Sasani kültürüne yatkındılar, ultra modern takılıyorlardı. Yani öyle müşrik deyince, hani münafık deyince insan yanlış düşünüyor olabilir. Öyle adamlar bayağı süslü püslü tipler ve aralarında homoseksüellik çok yaygındı münafıkların o devirde. Mesela Lut (as) kavmiyle ilgili o ayetler indi daha sonra. O homoseksüellerin konumunu anlatan. Kum gibi homoseksüel kaynıyordu münafıkların içinde. Onlar da şiddetle dekolteye karşıydılar. Dırar mescidine hiç kadın sokmuyorlardı ve kendi kadınlarının da çok şiddetli şekilde titiz kapalı olmasına özen gösteriyorlardı ve mescide sokmuyorlardı kadınları. Peygamberimiz (sav) hac yapılacağı vakit kadınları da çağırıyordu onların bütün oyunlarını bozuyordu. Mescide de kadınlar geliyordu.

İmam Caferi Sadık (as) “Suçlular çehrelerinden tanınacak.”(Muhammed Suresi, 30) ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Allah onları tanır” Ayetin anlamı zahirde budur diyor. “Ama işari anlamı” diyor “Mehdi hakkında nazil olmuştur. Mehdi kafirleri, münafıkları çehrelerinden tanıyacak ve ashabıyla birlikte onları manen etkisiz hale getirecek” diyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (1 Mart 2017; 20:00)

 

ZER ALEMİ ŞU AN HALEN HAYATTA OLAN BİR SİSTEMDİR

Zer alemi, zannediyorlar ki oldu, geçti, bitti. Zer alemi, şu an yaşayan paralel evrendir. Paralel bir dünya şu an var, elan vardır. Kuran'da bu açık açık anlatılıyor. Oradan sürekli sevkiyat var dünyaya, insan gönderiliyor sürekli.

Paralel evren Yunus Suresi 10’da Allah ona dikkat çekiyor. Şeytandan Allah'a sığınırım, "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Yunus Suresi, 10) Alemler. Demek ki bir tane alem yok. Mesela yine Enam Suresi 162’de “De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) Birçok ayette alemlerden bahseder Cenab-ı Allah. Mesela yine “sizi çift çift yarattık” (Nebe Suresi, 8) diyor “Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.” (Zariyat Suresi, 49) İnsanın bir kopyası da vardır. O da işte zer alemindedir.

 

KURAN'DA VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HADİSLERİNDE ZER ALEMİ

Talak Suresi 12 “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı” bak “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı” yerin benzeri olan bir alem. “Dünya gibi bir alem daha yarattım” diyor Allah, dünyanın aynı benzeri bir alem. “Emir, bunların arasında durmadan iner” Yani “O dünyayla bu dünya arasında emir sürekli Allah’ın emri akar, devam eder” diyor. “Sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için” Burada anlatılan ne? Dünyaya benzeyen bir dünya daha var. İşte zer alemi denilen alem bu Kuran’da Talak Suresi 12’de geçiyor. Bak “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı” “yerin” bak “aynısı dünyanın benzerini yarattım” diyor. “Bir alem daha var” diyor Allah. “Oradan Allah’ın emri sürekli akar” diyor. Dünyaya sürekli insan gönderiliyor oradan, doğma görüntüsünde, anneden babadan olmuş görüntüsünde o alemde, zer aleminde hazır olan insanlar gönderiliyor. Bak o alemi de Allah anlatıyor Kuran’da ve hadislerde de anlatılıyor. İbn-i Abbas’ın şunları söylediği nakledilir. “Yedi yer vardır” hadis “her yerde sizin Peygamberiniz gibi bir peygamber, Adem gibi bir Adem, Nuh gibi bir Nuh, İbrahim gibi bir İbrahim, İsa gibi bir İsa vardır.” İşte peygamberlerden söz aldım diyor ya Cenab-ı Allah, zer aleminde işte sayıyor bak bütün peygamberleri sayıyor. “Bütün peygamberler orada” diyor. Aynı zamanda dünyadalar, işte o alemden gönderiliyorlar peygamberler. Bütün insanlar o alemden gönderiliyor. Resulullah Efendimiz ashabın yanına varmış, onlar sessizce duruyor konuşmuyorlarmış, “Niçin konuşmuyorsunuz?” Diyor Peygamberimiz (sav). “Allah azze ve cellenin mahlukatını tefekkür ediyoruz” demişler. Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Öyle yapın, Allah’ın yarattıklarını düşünün, Kendisi’ni düşünmeyin çünkü batıda bembeyaz bir toprak vardır, onun aydınlık olan sahası, aydınlanmış olan alanı güneş yürüyüşüyle kırk gündür.” İşte o alemi anlatıyor, “beyazdır sahası” diyor. Mesela bak dünyada yeşil, mavi hakimiyeti var, orada da beyaz hakimiyeti var. “Orada Allah’ın yarattıkları vardır ki, bir göz kırpacak an bile Allah’a asla isyan etmezler.” Zer aleminde herkese Allah’a itaat etmiş durumda. Bak hiç kimse Allah’a isyan etmiyor o alemde. Kuran’da da öyle diyor zaten, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Diyor. Müminler ne diyorlar? Herkes “sen bizim Rabbimizsin” diyorlar. İsyan yok, onu anlatıyor hadis. “Onların arasında şeytan var mı?” dediklerinde, Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Onlar şeytanın yaratılıp yaratılmadığını bilmezler.” “Bunların arasında Adem (as)’ın çocukları var mıdır?” dediklerinde, “Onlar Adem (as)’ın yaratılıp, yaratılmadığını bilmezler.” Adem (as) zaten orada, aynı zamanda dünyaya gönderiliyor.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top