KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


ALLAH’IN DETAY SANATI


Muhteşem Bir Yaratılış Harikası: DNA

Ortalama 100 trilyon hücreye sahibiz. Sahip olduğumuz her hücrede birer tane DNA molekülü vardır. Bunlardan "sadece bir tanesinin" içinde 3 milyar farklı konuda bilgi bulunur. Bu bilgiler toplam 1 milyon sayfalık bir seri kitap oluşturabilirler. 1 milyon sayfalık kitap yaklaşık 1000 cilttir. Bu 1000 ciltlik eserin sayfalarını yan yana uzatabilsek, uzunluğu Kuzey Kutbu'ndan Ekvator'a kadar uzanabilir. Bu 1000 ciltlik eser 24 saat hiç durmadan okunacak olsa, eserin tamamlanması 100 yıl sürer. Bu muazzam bilgi, tek bir tırnağımızda, saçımızın tek bir telinde veya kolumuzun üzerindeki herhangi bir tüyde bulunan "tek bir DNA"ya aittir.

1000 ciltlik bir kütüphane, nasıl gözle göremediğimiz tek bir tüycüğün içinde saklanmış olabilir? Nasıl o tüycüğü meydana getiren tüm hücrelerde ayrı ayrı paketlenebilir, nasıl bizleri oluşturan "tüm diğer hücrelerin" içine sığdırılmış olabilir? Tek başımıza taşımamız mümkün olmayan 1000 kitaba sığacak bilgi, nasıl 100 trilyon kere bedenimize yerleştirilmiştir? Bunu insan istese, kendi kendine başarabilir mi? Bunu başarabilecek herhangi bir teknoloji var mıdır? Bu muazzam bilginin tesadüf eseri hücrelerin içine yerleşmiş olması mümkün müdür?

Ne rastgele olayların, ne insanın, ne de teknolojinin, bu hayranlık uyandırıcı eseri meydana getirecek gücü olmadığı açıktır. Bu, bilimsel olarak da delillendirilmiş bir gerçektir. Bedenimizde taşıdığımız bu hayranlık uyandıcı eser, herşeyi dilediği gibi yapmaya gücü yeten Allah'a aittir.

Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör. (İnsan Suresi, 2-3)


Mükemmel Koruyucu: Atmosfer


Birbirinden farklı dengeleri içinde barındıran gezegenimizi saran atmosfer Dünya'da yaşamın devamının en büyük sebeplerindendir. Atmosfer Dünya'ya, canlı yaşamı için özel olarak belirlenmiş miktarlarda ısı ve ışık ulaştıracak şekilde yaratılmıştır. Bu mükemmel yapı, Allah'ın üstün sanatının bir tecellisidir.

Bir canlının Dünya üzerinde yaşayabilmesi için Güneş'e belirli bir uzaklık, belirli aralıklarda ısı, karbon, ozon ve su döngüsü, mikroorganizmaların açığa çıkardığı mineraller, fotosentez, Dünya'nın özel eğimi, yerçekimi kuvveti, atom parçalarını bir arada tutan kuvvetler ve bunun gibi pek çok önemli detay gereklidir. Yeryüzü, bu şartların tümünü bir arada tutacak şekilde korunmuştur. Bu mucizevi gezegeni saran ve tüm bu dengeleri koruyan atmosferi ortadan kaldırsanız, yaşam sona erer.

İnsanların Dünya üzerinde yaşamasını sağlayan belli bir ısı ve ışık aralığı vardır. Uzaydaki kavurucu sıcaklıklar, dondurucu soğuklar, öldürücü ışınlar arasından atmosfer bize sadece bizi yaşatacak olan miktarları ulaştırır. Güneş'te meydana gelen tek bir patlamanın açığa çıkardığı enerji oldukça büyüktür. Tek bir patlama, Hiroşima'ya atılanın benzeri olan 100 milyar ton atom bombasının gücüne eşittir. Bu yakıcı etki de atmosfer aracılığıyla Dünya'ya en ideal şekliyle ulaşmaktadır. Eğer Dünya yüzeyine, şu an yeryüzüne ulaşandan biraz daha fazla miktarda kızıl ve mor ötesi ışın, gama ve mikro dalga ışın ulaşsa, tüm canlılar yok olacaklardır.
Yeryüzü milyonlarca yıldır aynı korunmuş tavan ile korunmaktadır. Milyonlarca yıldır, aynı ışınlar yeryüzüne ulaşmakta ve yaşama olanak vermektedir. Bir gün atmosfer, kendi işlevini yerine getiremese, Dünya için, onun yerini tutacak başka bir koruyucu tavan oluşturmak mümkün müdür? İnsanı, hızla kendisine ulaşan öldürücü ışınlardan ve kavurucu sıcaktan koruyacak bir yöntem var mıdır? Kuşkusuz böyle bir şeye ne insanın gücü yetebilir ne de buna güç yetirebilecek bir teknoloji vardır. Böyle bir durum karşısında, tesadüfler sonucu yeni bir atmosfer oluşmasını beklemek mantıklı mıdır?

Elbette bu son derece mantıksızdır. Bu kusursuz eserin kör tesadüflerle oluşmasına akıl ve irade sahibi hiçbir insan elbette ihtimal vermeyecektir. Kaldı ki böyle bir bekleme süresi de olmayacak, yaşam daha ilk anda sona erecektir. Atmosferin bu mükemmel yapısı, her an, her hadisede büyüklüğünü gösteren, kuvvet sahibi, Yüce Allah'ın muhteşem bir sanatıdır.

Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık. Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 31-32)

O, sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen
Allah'ın takdiridir.
(En'am Suresi, 96)


Yaşamsal Tüm Faaliyetlere Vesile Olan Bir Detay: Enzimler


Enzimler hücre içindeki reaksiyonları 10 milyar kere hızlandırabilirler. Yaptığınız her iş, enzimlerin söz konusu faaliyetlerine bağlıdır.

Enzimler, yaşamın devamını sağlayan sebeplerden biri, mükemmel bir detay, hayranlık uyandırıcı bir yaratılış harikasıdır.

Tek bir cümleyi okumak sadece birkaç saniye sürer. Oysa insan vücudundaki enzimlerden sadece bir tanesi görevini yapmasa, bu cümleyi okumak 1500 yıl sürecektir. Enzimler, hücreleri hareketlendirip reaksiyonları başlatmak ve hızlandırmakla görevlidirler. Bir enzim bir reaksiyonu 1010 defa yani 10 milyar kere hızlandırabilir. Eğer enzimler kendi görevlerini yerine getirmeseler, siz bu cümleyi okuyana kadar sizi yaşatan pek çok reaksiyon da devreye girmeyi bekleyecek ve birbirinden habersiz ve hareketsiz hücreler teker teker ölmeye başlayacaktır. Ve bu cümleyi bitirmeye ömrünüz yetmeyecektir.

Hücre içinde reaksiyonların tümü enzimler tarafından gerçekleştirilir. Eğer bir insanın bedenindeki enzimler bir anda görevlerini yapmamaya başlarlarsa, onları tekrar eşzamanlı ve hızlı bir şekilde harekete geçirebilmek çok zordur. Günümüzde gelişmiş tıp bilgisine ve üstün teknolojiye rağmen, 100 trilyon hücreye ulaşabilecek enzim sisteminin benzerini meydana getirmek mümkün olmamıştır. Evrimciler böyle üstün bir mekanizmanın tesadüflerle oluştuğunu iddia ederler. Oysa insan, tüm bilgi ve imkanlarına rağmen, sahip olduğu mevcut sistemi kopyalayıp onun bir benzerini üretme konusunda çaresizdir. Enzimler kadar hızlı reaksiyonlar gerçekleştiren tek bir model bile meydana getirmeyi başaramamıştır. Bu gerçek gösterir ki, bedenin içinde tüm kimyasal reaksiyonları başlatacak ve hızlandıracak, üretim, kontrol, kopyalama gibi sayısız hayati işlemi hatasız yerine getirecek bu mucize proteinlerin şuursuz olaylar sonucunda, kendi kendilerine meydana gelmiş olmaları imkansızdır.

Bu durumda üzerinde düşünülmesi gereken, bütün kainatın ve onun içindeki tüm detayların sahibinin, insanı ve insan bedenindeki enzimleri de yaratanın Allah olduğu gerçeğidir.

Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur. (Lokman Suresi, 20)


Allah'ın Bir Sinekte Yarattığı Mükemmel Detay: Petek Gözler


Bir sinek, saniyede 500 kez çırptığı kanatları ve sahip olduğu 8000 ayrı mercekten oluşan muhteşem petek gözleri ile, Allah'ın yaratıp sergilediği kusursuz bir yaratılış harikasıdır.

Sinek, saniyede 500 kere çırptığı kanatları ve müthiş uçma yeteneği ile bir yaratılış harikasıdır. Onu önemli kılan bir diğer özelliği ise, müthiş komplekslikte binlerce merceği olan gözleridir. Bir sinek, başının sağ ve sol taraflarında 4000'er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözlere sahiptir. Bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek vardır. Sinek bir çiçeğe baktığında çiçeğin tüm görüntüsü, sineğin sahip olduğu 8000 ayrı mercekte ayrı ayrı belirir. Sineğin beynine ulaşan bu farklı görüntüler, bir yap-boz oyunundaki parçaların birleşmesi gibi birleşirler. Bu binlerce farklı parçanın birleşmesi sonucunda ise sinek için anlamlı bir çiçek görüntüsü oluşur. 1

Sinek son derece küçük bir canlıdır. Gözlerinde binlerce mercek bulunması, gördüklerini anlamlı hale getirecek bir beyin sistemine sahip olması olağanüstü bir durumdur. Bizler ancak bu canlıyı incelediğimizde bu bilgiye sahip oluruz. Oysa yeryüzündeki tüm sinekler, yaratıldıkları ilk andan itibaren bu mükemmel yapıya sahiptirler. Çünkü onlar da, yeryüzündeki canlıların tümü gibi, Allah'ın yarattığı birer mucizedirler; araştırıp inceledikçe insanı hayrete düşüren eşsiz yaratılış harikalarıdır.

Sadece birkaç milimetrelik bir alan içine 8000 tane mercek yerleştirebilecek ve bunların her birine görme yeteneği verebilecek bilgi ve teknoloji günümüzde mevcut değildir. Bunların ışığı algılamasını sağlayacak ve bu algıyı mükemmel bir şekilde görülür hale getirecek bir sinir sistemini oluşturmak ise imkansızdır. Üstün bilgi ve tecrübeye rağmen insanın bir benzerini meydana getiremediği bu kusursuz yapının tesadüflerle ortaya çıktığı iddiasının bir inandırıcılığı olabilir mi?

Elbette böyle bir şey mümkün olamaz. Tesadüfler, bu canlının sahip olduğu 8000 mercekten sadece bir tanesini, hatta bu mercekleri oluşturan sayısız hücrenin tek bir proteinini bile oluşturamazlar. Her varlığı mükemmel detaylarla yaratan, küçücük bir sinekte olağanüstü bir donanım var eden ve insanlara bunları anlayıp düşünmeleri için akıl ve vicdan veren, varlıkların tümünü her an gören ve her an gözeten Yüce Allah'tır.

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

1. How Come? Planet Earth, Kathy Wollard, Workman Publishing, New York, 1999, sf. 116


İnsana Ait Müthiş Bir Detay: Koku Alma Mucizesi

Bir karanfil sizin için her zaman aynı kokar. Bir parfümü ikinci kere kokladığınızda ise bunun hemen tanıdık bir koku olduğunu hatırlarsınız. Çünkü bir şeyi yaşamınız boyunca bir kere bile koklasanız, o koku, hafızanızdaki yerini almıştır.

İnsan burnunda 1000 civarında değişik koku reseptörü vardır. İnsan, 1000 değişik reseptörün kombinasyonlarıyla 10.000'den fazla farklı kokuyu aygılayabilir. Karanfili kokladığınızda o kokuyu algılamanızı sağlayan moleküller koku reseptörleriyle birleşir ve karanfile ait kodu oluşturur. Hafızanızda çoktan var olan bu kod, kokladığınız şeyin karanfil olduğunu size tekrar hatırlatır.

Bu sistem olmasaydı ne olurdu?

Tatları algılama fonksiyonu koku alma duyusuyla bağlantılı olduğundan, bozulmuş bir yiyeceği fark edip hemen ağzınızdan dışarı atmanızın sebebi çoğu zaman kokusudur. Eğer koku algılama sisteminiz işlevini yitirseydi, yediğiniz şeyin tadını da tam olarak alamayacak ve muhtemelen bu tehlikeyi fark edemeyecektiniz. Evinizde başlayan yangını, dumanı görmeden fark edemeyecek, etrafı saran yanık kokusunu asla anlayamayacaktınız.

Koku hafızanıza yerleşen bilgi sadece moleküllerdir. Hiçkimsenin hafızanıza binlerce kokuyu yerleştirebilme gücü ve imkanı yoktur. Hiçkimsenin moleküllere koku verme ve onları beyninizdeki ilgili birimlere uygun hale getirme ihtimali yoktur. Tüm bunları oluşturan, kokuyu, koku alma sistemini ve mükemmel özellikleriyle hafızayı yaratan, tüm varlıkların sahibi olan Allah'tır.

Yere gelince, onu da (yaratılmış bütün) varlıklar için alçalttı-koydu. Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var. Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman Suresi, 10-13)


Vücuttaki Kusursuz Uyarı Sinyalleri


İnsan derisindeki alıcılar, belli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili uyarı göndermeyi durdururlar. Bu nedenle, cildimizle sürekli temas halindeki giysileri veya kolumuzda taşıdığımız saati sürekli olarak hissetmeyiz. Bu, Allah'ın yarattığı büyük bir nimettir.

İnsan, üzerinde sürekli cildiyle temas halinde olan giysilerle muhataptır. Ama onları her an hissetmez. Gece yatarken üzerine çektiği yorganın, koluna taktığı saatin ya da oturduğu koltuğun kendisiyle temas halinde olduğunu da sürekli olarak algılamamaktadır. Bunun önemli bir sebebi vardır. İnsan derisindeki alıcılar belirli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdururlar. İnsan cildi, kendisiyle temas halinde olan maddeye karşı alışkanlık kazanır ve onunla ilgili his sinyallerini zamanla iletmemeye başlar.

Bu, harika bir sistem ve mükemmel bir detaydır. İnsan, çoğu zaman böyle bir detayın farkında bile değildir ama, rahatlık içinde yaşaması bu mükemmel sistemin kusursuz şekilde çalışması ile mümkün olur.

Vücuttaki bu "alışma" mekanizması olmasaydı giyinmek gibi sıradan bir olay insan için büyük bir sıkıntı haline gelirdi. İnsanın üzerindeki giysileri sürekli olarak hissetmesi bir eziyete dönüşür, ayrıca dokunduğu diğer şeylerden gelen sinyalleri almakta da güçlük çekerdi. Dikkati sürekli, giydiği çorabın bileğini ne kadar sarıp sıktığını, saatin sürekli bileğinde hareket ettiğini düşünmek gibi konularda olabilirdi. Bu nedenle kişi rahat uyuyamaz, dinlenemezdi. Hayatı bu sıkıntı verici detaylardan dolayı oldukça zorlaşırdı.

Hissetmenin bir nimet olması gibi, hissin zamanla kaybolması da insana sunulmuş büyük bir nimettir. Tek bir detay, bir insan yaşamını kolaylaştırmakta, onun rahat yaşamasına vesile olmaktadır. Evrimcilerin hayali mekanizmalarının, bir insan bedeninin ne zaman hissetmesi, ne zaman hisse alışması gerektiğini belirleyecek bir bilinci yoktur. Bu nimeti insana sunan, varlığı tüm varlıkların bütün ihtiyaçlarına yeten, Kafi olan Yüce Allah'tır.

"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız." (Nahl Suresi, 53)


Üstün Özelliklere Sahip Bir Canlı: Keser Balığı

Büyük bir yaratılış harikası olan Keser balığı, okyanusların 1000 m derinliklerinde yaşar. Okyanus derinliklerinde yaşayan balıkların büyük bölümünde olduğu gibi bu balık da iyi görmesini sağlayan iri gözlere sahiptir. Ve bu gözler yukarı bakacak şekilde yerleştirilmiştir. Bunun sebebi, bu derinlikte yaşayan balıkların genellikle üstlerinden geçen balıkları avlamalarıdır.


Keser balığı, yukarı bakan iri gözleri nedeniyle yukarıdaki tehlikelerin daima farkındadır. Ama aynı şekilde alttan gelecek tehlikelere karşı da hazırlıklı olmalıdır. Bu nedenle canlı, karın kısmında bulunan fotofor hücreleri ile donatılmıştır. Işık üreten bu hücreler, yukarıdan gelen ışığın rengini taklit eder ve canlı bu sayede, derinlerde bulunan avcılar tarafından fark edilmemiş olur.

Ama bu canlılar, bir yandan da yukarıdan gelebilecek tehlikelere karşı görünmez olmak zorundadırlar. Sahip oldukları bedenin üstün tasarımı, canlıya tehlikelerden korunma özelliği vermektedir. Keser balığının vücudu yassıdır. Bedeninin rengi ise gümüş rengidir, bu nedenle karanlıkta rahatlıkla kamufle olabilir.

Peki bu canlı, aşağıdan gelebilecek tehlikelere karşı nasıl korunmaktadır? Elbette ondan daha derinlerde yaşayan balıklar da iri gözleri sayesinde onun için birer avcıdırlar. Ancak Keser balığı, karnında bulunan ve "fotofor" adı verilen hücreler sayesinde avcılara karşı müthiş bir yanıltma özelliğine sahiptir. Bu hücreler ışık üretirler. Bu, biyolojik bir ışıktır. Farklı iki kimyasal madde bir araya gelir ve bir kimyasal reaksiyon başlatarak bu ışığı oluştururlar. Bu olağanüstü hücreler, yukarıdan süzülen ışığın değişen rengini olduğu gibi taklit eder ve tamamen aynı renkte ışık meydana getirirler. Bu mükemmel mekanizma sayesinde Keser balığının gölgesinin aşağıdaki avcılar tarafından fark edilmesi engellenmiş olur.

Keser balığının varlığından belki de hiçbir zaman haberiniz olmadı. Onun neye benzediğini, nasıl yaşadığını belki de hiçbir zaman bilmediniz. Şimdiye kadar adını bile duymamış olduğunuz ve belki de hiç yakından görmeyeceğiniz bir hayvanın bu müthiş özelliklere sahip olduğunu bilmenizin size nasıl bir faydası olabilir? Allah dilese, bu canlıyı saydığımız işlevlerle yaratmaz veya sayısız özelliği, yaşamasına sebep kılmazdı. O halde karşımızdaki bu müthiş detaylardan nasıl bir fayda elde ederiz?

İnsana sunulan detaylar, kişilerin tüm yaşamını ve bakış açısını değiştirebilir, onları dünyevi hırsların peşinde koşan huzursuz ve endişe dolu insanlarken, mutlu, mutmain ve ahiret beklentisi içindeki inançlı insanlar haline getirebilir. Bunun için karşılaşılan her şeyin Allah'ın yarattığı nimetler olduğunu görmek ve Allah'ın mutlak varlığını düşünmek yeterlidir. Karşımıza çıkan her güzellik ve her detay, tüm bunları bize kesintisiz sunmakta olan Allah'a aittir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)


Bize Daima Geri Dönen Su


Hayatımızın en önemli ihtiyaçlarından biri olan suyun oluşabilmesi için hidrojen ve oksijen atomlarının çarpışmaları gerekmektedir. Yeryüzü, bu çarpışmaya olanak verecek ısı ve enerji seviyesine sahip değildir. Ancak su, Dünya'nın oluşumu sırasında bir defaya mahsus olarak meydana gelmiştir ve aynı su, arınmış hali ile bize sürekli olarak sunulmaktadır.

Allah insana birçok konuda bilgi ve imkan vermiştir. Örneğin günümüzdeki teknoloji sayesinde, pek çok şeyin oluşumu laboratuvar ortamında izlenebilir. Ancak öyle temel olaylar vardır ki, bunların oluşumunu insanlar ne laboratuvarlarda izleyebilir, ne de bunu sağlayabilirler. Bu büyük nimet, dünyanın büyük bir kısmını kaplayan ve en temel ihtiyaçlarımızdan biri olan "su"dur. Su, dünyanın oluşumu sırasında bir defaya mahsus olarak oluşmuş, ardından oluşum devresi son bulmuştur.

Havada serbest halde dolaşan iki molekül olan Hidrojen ve Oksijen gazının bir araya gelerek suyu oluşturabilmeleri için atomlarının çarpışmaları gerekmektedir. Çarpışma sırasında hidrojen ve oksijen moleküllerini oluşturan bağlar zayıflar ve bu molekülleri oluşturan atomlar yeni bir molekül olan suyu (H2O) meydana getirmek üzere birleşirler. Söz konusu çarpışma ancak çok yüksek bir sıcaklıkta ve yüksek bir enerji seviyesinde meydana gelmektedir. Şu anda yeryüzünde suyun oluşumuna olanak sağlayacak kadar yüksek bir ısı yoktur. Bu nedenle suyun oluşumu imkansızdır. Dünya'da var olan su, Dünya'nın oluşumu sırasındaki yüksek sıcaklık sonucunda oluşan sudur.

Bu suyun miktarında hiçbir zaman bir değişme olmaz. İçtiğimiz, kullandığımız, yaşamımızın bir parçası olan su her zaman aynı sudur. Yeryüzündeki su döngüsü sebebiyle buharlaşan sular, yepyeni tazelenmiş olarak bulutlardan bize geri dönerler. Allah bu gerçeği ayetleriyle haber vermiştir:

Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 68-69)

Eğer Allah yeryüzünde hazır olarak var ettiği suyu kurutup giderse, onu geri getirmeye güç yetirebilecek hiçbir varlık yoktur. Eğer Allah bulutlara çektiği suyu bir daha indirmese, onu yeryüzüne geri indirebilecek bir güç yoktur. Nimetlerin tümü Allah'tandır. İnsana sürekli olarak ikram edip sunan, yoktan var eden, üstün güç sahibi olan Yüce Allah'tır.

Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz. (Müminun Suresi, 18)


Taklit Edilemeyen En Üstün Sistemlerden Biri: Fotosentez

Elinize tek bir yaprak alın ve ona dikkatlice bakın. Bu yaprak, müthiş kapsamlı kimyasal işlemler sonucunda "fotosentez" yapar. Bir başka deyişle, insanların günümüzde laboratuvarlarda başaramadıkları bir işlemi saniyeler içinde başarır. Küçük bir yaprağın büyük bir sükunetle gerçekleştirdiği bu kimyasal işlem, insanın yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesinin başlıca sebeplerinden biridir.

Bu yaprağın sadece 1 milimetre karesinde 500 bin adet klorofil bulunur. Bir başka deyişle, fotosentez için gerekli olan ve yine insanların hiçbir şekilde laboratuvarlarda elde edemedikleri muhteşem molekül, bu yaprağın içinde milyonlarcadır. Eğer klorofil molekülünü inceleyebilme imkanı olsaydı, daha fazla detay karşımıza çıkardı. Klorofilin içindeki işlemin hızı saniyenin on milyonda biri kadardır. Yani, yapraktaki suya ulaşan ışığın, atomaltı parçacıkları harekete geçirmesi ve onların yörüngelerini değiştirmelerini sağlaması gibi karmaşık bir işlem, her saniye on milyon kere tekrarlanmaktadır. Üstelik bu işlem her klorofil molekülünde ayrı ayrı gerçekleşmektedir.

Bir gün Allah'ın dilemesiyle klorofil molekülleri, söz konusu işlemleri yapmayı durdursalar veya bitkiye ulaşan ışığın dalga boyu fotosentez yapmaya uygun olmasa, yeryüzüne oksijen sağlayabilecek başka bir kaynak bulabilme imkanı yoktur. Bitkiler fotosentez yapmasa, insan ve hayvanların solunumundan dolayı ortaya çıkan aşırı karbondioksiti tekrar oksijene dönüştürecek başka bir yol yoktur. Yeryüzündeki yaşamı sürdürebilmek için bir klorofil molekülünün tesadüflerin eseri olarak meydana gelip havayı temizlemesini ve besin oluşturmasını beklemek kuşkusuz mantıksız olacaktır. Çünkü böylesine karmaşık bir sistemin tesadüflerle oluşması imkansızdır.

Bir bitkinin karbondioksit soluyup oksijen açığa çıkarabilecek üstün bir yeteneğe sahip olması, büyük bir mucizedir. Bu olağanüstü sistem, alemlerin Rabbi olan Allah'ın büyük bir nimeti, hayranlık uyandırıcı bir eseridir.

Güzel şehrin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası çıkmaz. İşte Biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz. (Araf Suresi, 58)


Bal Arılarındaki Üstün Yetenek ve Mimari Harikası Petekler


Her bir balarası peteği pek çok bireyin işbirliği ile hazırlanır ve tabandan yukarı doğru inşa edilir. Eşkenar dörtgen şeklindeki bölüm ilk yapılan taban bölümüdür (1), bunu birbirine bitişik iki petek duvarı izler (2), ikinci eşkenar dörtgen tabana eklenir (3) ve iki petek daha oluşturulur (4). Üçüncü eşkenar dörtgen bölüm (5) ve iki duvar (6) altıgeni tamamlar. Balarısı petekleri dikey olarak asılır, her iki taraftaki petekler de ortadan bir duvar ile ayrılırlar. İşçiler daha balmumunu yoğurur ve yumuşatırlar ve bunu, kalınlıkları 0.02 mm'den daha kalın olmayacak şekilde çeşitli kalınlıklarda duvarlara yerleştirirler. Arıların inşasındaki  bu mükemmellik Rabbimiz'in detay sanatının tecellilerindendir.

Tam olarak 109 derece 28 dakikalık birbirine bitişik altıgen şekiller yapmak söz konusu olduğunda, bu şekilleri belirtilen açıda, kusursuz olarak yapabilmek için çeşitli açı ölçerlere ve düzgünlüğü sağlayabilmek için cetvellere ihtiyaç vardır. Bir insan için bu şekilleri çizerken arada yanlışlık yapma ihtimali çok büyüktür. Ayrıca çeşitli düzeltmeler yapmak, gerekirse bazı altıgenleri baştan çizmek ve buna muhtemelen oldukça uzun bir vakit ayırmak gerekecektir. Şaşırtıcı olan, insan, akıllı ve şuurlu bir varlık olarak tüm bunlarla uğraşırken, aynı çalışmayı bal arılarının hiçbir açı ölçer veya cetvel kullanmadan hatasız ve aralıksız şekilde gerçekleştirmeleridir. Bal arıları, dünyanın her yerinde bu kusursuz açıyı kullanarak petekler yaparlar. Kovan etrafında yüzlerce arı bulunmasına rağmen bunların tek bir tanesinin bile hata yapması söz konusu değildir. Bu canlılar, peteklerini inşa ederken tam olarak 109 derece 28 dakika ve 70 derece 32 dakikalık iki açı kullanırlar. Hesapta en ufak bir sapma olmaz. Peteklerin uçlarını ise 13'er derece yükselterek inşa ederler. Bu önemlidir, çünkü bu eğim sayesinde bal, petekten dışarıya akmaz.

Bir peteğin yakınlarında dursanız oradan oraya uçuşan arılardan başka bir şey görmezsiniz. Oysa uçan her arı, taşıdığı balmumunu hangi açıyla peteğin neresine yapıştırması gerektiğini bilen üstün bir matematikçidir. Bir arının böylesine usta ve yetenekli olması mümkün müdür? Bir arı, insandan daha iyi hesap yapabilme kabiliyetine sahip midir? Elbette arı ne matematik bilgisine ne de üstün yeteneklere sahiptir. Peki bu kusursuz peteği oluşturmayı tesadüfen mi öğrenmiştir? Milyonlarca yıldır, her balarısı, tesadüfen bu yetenekle doğmuş olabilir mi? Kuşkusuz insanın sahip olmadığı bu yeteneğe, bir arının tesadüfen sahip olması mümkün değildir. Bu canlıları, üstün özellikleri ile birlikte meydana getiren, canlılara Kendi fazlından ilim veren, sonsuz kudret ve güç sahibi Yüce Allah'tır.

Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

 
    

© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.