|
Yetenekli
Karaciğer Hücreleri

Karaciğer hücreleri 500 değişik işlem gerçekleştirme
yeteneğine sahip özel hücrelerdir. Karaciğerin
bir kısmı hasar gördüğünde ise, Allah'ın emri
ile hücrelerin yeni görevi artık "çoğalmaktır". |
Karaciğer hücrelerinin her biri yaklaşık 500 kadar değişik kimyasal işlem gerçekleştirme
yeteneğine sahiptir. Vücudun dolaşım, sindirim, boşaltım gibi sistemlerinde gerçekleşen
tüm faaliyetlerden haberdardırlar. Üstlendikleri bu görevler nedeniyle hücrelerin
her birinde yoğun bir hareketlilik vardır ve bu hareketlilik durmaksızın devam
eder.
Eğer herhangi bir sebeple karaciğerin bir kısmı hasar görür veya alınırsa, faaliyet
aniden çeşitlenir. Artık hücrelerin yeni faaliyetleri "çoğalma"dır.
Hücreler 500 ayrı görevi yerine getirirken, aynı zamanda çok yüksek bir hızla
çoğalmaya da başlarlar. Bunun amacı, hasar gören karaciğeri tamamlamaktır. Karaciğer,
hücrelerin bu olağanüstü yetenekleri nedeniyle vücutta kendisini yenileyebilen
tek organdır. Karaciğer normal boyuta gelip tamamlandığında, hücreler aynı anda
faaliyetlerini durdururlar.
Karaciğer hücrelerinin, parmağınızın ucundaki bir milimetrelik kısımdaki hücrelerden
bir farkı yoktur. Karaciğerinizde bulunan hücreler de parmağınızdakiler de aynı
bilgiyi taşırlar. Onları farklı kılan, sahip oldukları bilginin sadece farklı
bir kısmını kullanmalarıdır. Buradaki gözle görülmeyen tek bir hücre, çoğalma
işleminin başlaması gerektiğini bilmekte ve kendisini kopyalayabilmektedir. Sonra,
aniden karaciğeri tamamlama görevinin bittiğini haber almakta ve faaliyetini
diğerleriyle birlikte durdurmaktadır. Hiçbir hücre, başıboş bir şekilde üretim
işlemine devam etmez. Hiçbir hücre çoğalma esnasında diğer görevlerini biraz
bekletmesi gerektiğine karar verip sistemin aksamasına sebep olmaz. Kopyalanan
hiçbir yeni hücre, hangi görevleri yerine getireceği konusunda eğitilmez. Ancak
buna rağmen, her yeni hücre tereddütsüz hemen karaciğerdeki faaliyetine başlamaktadır.
Bu kapsamlı sistemin kontrolü insana ait değildir. Evrimcilerin ise, bu kompleks
sistemin tesadüflerle oluştuğu iddialarını savunabilmeleri için öncelikle karaciğeri
oluşturan tek bir hücrenin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilmeleri gerekmektedir.
Ancak evrimciler için, yaşamın temelini kapsayan böylesine önemli bir sorunun
açıklaması yoktur. Çünkü kuşkusuz, tüm canlıları, onların sahip olduğu her bir
hücreyi yaratan, bunları her an kontrolü ve denetimi altında tutan, sonsuz ilim
sahibi olan Allah'tır. Karaciğerde sergilenmiş olan sistem de, varlığı hiç değişmeden
duran, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Yüce Allah'ın eseridir.
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi
topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra
yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi)
açıkça göstermek için... (Hac Suresi, 5)
Gözle Görülmeyen Hücrenin İçinde Önemli Bir Detay: Genler
İnsan, kalbinin atışını kontrol edemez. Yemek yerken tükürük bezinin faaliyetlerinin
denetimi kendi elinde değildir. Kendi kontrolüne bırakılsa, her saniye nefes
alması gerektiğini sürekli olarak hatırlaması oldukça zordur. Bunun gibi sayısız
vücut fonksiyonu onun hiçbir müdahalesi olmadan gerçekleşmektedir. Ancak kendi
bedeninde kendi denetimi olmamasına karşın, sahip olduğu tüm sistemlerde kusursuz
bir işleyiş vardır.

İnsan hücresinin çekirdeğinde bulunan kromozomların her biri, o insan
ile ilgili tüm bilgileri taşıyan genlere sahiptir. İnsan vücudunda bulunan
bütün organlar, Allah'ın dilemesiyle, hücrelerde yer alan genlerin tarif
ettiği bir plan çerçevesinde inşa edilirler. Gözle görülmeyen bu mucizeler,
Allah'ın insanda yarattığı kusursuz detaylardan yalnızca bir tanesidir. |
İnsanın kromozomlarının içinde kendisiyle ilgili her bilgi vardır. Çekirdekteki
46 kromozomun her biri, bir insan ile ilgili tüm bilgileri taşıyan genlere sahiptir.
İnsan vücudunda bulunan bütün organlar, Allah'ın dilemesiyle hücrelerde yer alan
genlerin tarif ettiği bir plan çerçevesinde inşa edilirler. Örneğin, vücutta
deri 2.559, beyin 29.930, göz 1.794, tükürük bezi 186, kalp 6.216, göğüs 4.001,
akciğer 11.581, karaciğer 2.309, bağırsak 3.838, iskelet kası 1.911 ve kan hücreleri
22.092 gen tarafından kontrol edilmektedir.
Gözle görülmeyen bir hücrenin içinde saklanan sayısız küçük parçanın, dev bir
vücut sistemini kontrolü altında tutması büyük bir mucizedir. Bu sistemde hiçbir
aksaklık ortaya çıkmaması, doğan her yeni insanda, aynı genlerin, aynı sistem
ve organları kontrol etmesi, olağanüstü bir durumdur.
Genler kuşkusuz akıl sahibi varlıklar değildirler; kör ve şuursuz atomların bir
araya gelmesiyle oluşurlar. Dolayısıyla buradaki üstün akıl ve kusursuz denetim
onlara ait değildir. Hayranlık uyandırıcı birer yaratılış harikası olan genler,
örneksiz olarak muhteşem alemler yaratan Allah'ın emrine uyarak hareket etmektedirler.
Aslında bu, evrendeki küçük büyük her detayda kendisini açıkça gösteren bir gerçektir.
Her şey, Allah'ın üstün yaratmasının bir tecellisidir. Genler, Allah dilediği
için "her an" vücut sistemiyle ilgili "her şeyi" kontrol
edebilirler. Bu üstün kontrol, tüm bu sistemin asıl sahibi Celil (azîm, mertebesi
yüksek) olan Allah'a aittir.
Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte
bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği
kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez.
O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Okyanusun Derinliklerinde Yaşayan
Bir Detay: Amfobid
İnsan sudaki erimiş oksijeni soluyamaz, su altındaki basınçlara dayanamaz. Su,
havadan yaklaşık 1.300 kat daha ağırdır ve derinlere inildikçe basınç süratle
yükselir. Her on metre derinlikte üzerimize bir atmosfere denk basınç biner.
Su altında, 150 metre derinliğe kadar inildiğinde damarlar çökebilir ve ciğerler
sıkışarak bir gazoz kutusunun ortalama boyutlarına inebilir.
Dünya üzerindeki yaşam, insana sadece karada yaşama olanağı verir. Suyun içinde
ise bizler için yaşam mümkün değildir.
İnsan, suyun basıncına karşı son derece dayanıksızdır. Ama yeryüzünde öyle canlılar
vardır ki, sahip oldukları özel donanımlar sayesinde insandan üstün niteliklere
sahip olurlar. Örneğin, okyanusun en derin noktası olan Pasifik'teki Marina Çukuru,
karidese benzer şeffaf bir tür kabuklu olan amfobid kolonilerinin yuvasıdır.
Burası, okyanus yüzeyinden yaklaşık 11.3 kilometre aşağıdadır. 4 kilometrelik
ortalama okyanus derinliğinde bile şiddetli olan basınç, bu olağanüstü derinlikte,
çimento yüklü on dört kamyonun ağırlığı altında ezilmekle birdir. 1
Hangi şartlarda nasıl yaşadığını bile bilmediğimiz bir canlı, bizden çok daha
üstün özelliklere sahip olabilir ve çok daha zor şartlar altında yaşamını sürdürebilir.
Bu canlının kendisi, okyanusun onlarca kilometre derinliklerinde yaşadığının
ve insanın ölümüne sebep olabilecek bir basınç altında varlığını sürdürebildiğinin
farkında bile değildir. Bu canlının, bizim ulaşamadığımız derinliklerde yaşamına
devam etmesi, yerin veya suyun derinliklerinde de olsa, göğün en yükseklerinde
de olsa tüm canlıların, Allah'ın üstün sanatıyla yaratılmış olduklarını
gösteren delillerden biridir.
İnsan, tek bir örneğe bakarak Allah'ın büyüklüğünü görebilir, O'nu takdir edebilir.
Tüm nimetleri, tüm varlıkları, yerde ve gökte olan her şeyi yaratanın Allah olduğunu
anlayıp idrak edebilir. Bunun için sahip olduğu tek bir özellik, görüp incelediği
tek bir şey üzerinde düşünmesi yeterlidir. İnsana düşen, kendisine verilmiş delilleri
mutlaka görmesi ve Allah'ın yerde ve gökte bulunan tüm varlıklar üzerindeki hakimiyetini
takdir etmesidir.
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu
boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i
İmran Suresi, 191)
1. Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi, Bill Bryson, Boyner
Yayınları, 2003, sf. 209-210
Allah'ın Detayda Yarattığı Bir Mucize: Moleküller

Elinizde tuttuğunuz bu kitap da, eliniz de benzer
atomların çeşitli şekilde birleşmeleri sonucunda
oluşmuştur. Moleküle eklenen veya molekülden
ayrılan tek bir atom, tatlıyı acıya, katı bir
maddeyi sıvıya, yenilemez bir şeyi yenilebilir
hale getirebilir. |
Etrafımızda gördüğümüz her şey, kendi bedenimiz de
dahil olmak üzere, sadece 109 atomun kombinasyonundan
oluşmaktadır. 109 ayrı atom bir araya gelir ve dağları,
suları, bitkileri, eşyaları, binaları, tatlıyı-acıyı,
zehirliyi-faydalıyı, güzel kokuyu, güzel rengi ve
birbirinden çeşitli canlıları oluştururlar. Bu, gerçekten
büyük bir mucizedir.
Atomlar bir araya geldiklerinde, birleşerek özel dizaynlar
meydana getirirler. Oluşan özel dizaynlar, yani moleküller,
birbirinden farklı maddesel özelliklerin ortaya çıkmasını
sağlar. Elinizde tuttuğunuz kalem de, eliniz de, içtiğiniz
su da benzer atomların çeşitli şekillerde bileşmelerinin
bir sonucudur. Bazen moleküle tek bir atom eklenir
ve içilen su bir zehire dönüşebilir. Moleküle eklenen
veya molekülden ayrılan tek bir atom, yenilemez şeyi
yenilebilir hale, keskin ve çirkin bir kokuyu muhteşem
gül kokusuna dönüştürebilir. Aynı atomların farklı
şekillerde birbirlerine bağlanmaları, molekülün rengini
değiştirebilir, akışkan bir maddeyi katı yapabilir.
Yeryüzündeki çeşitlilik olağanüstüdür. Allah, moleküllere
çeşitli özellikler vermekle üstün bir sanat sergiler.
Bir elmanın tatlı olması, taşın sert, pamuğun yumuşak
olması, gözle görülmeyen atomlarda Allah'ın sergilediği
büyük bir mucizedir. Allah, yeryüzünü yoktan yaratmış,
tüm varlıklara % 99.99999'u boşluk olan atomları sebep
kılmış ve bu gözle görülmeyen alem içinde de hayranlık
uyandırıcı bir sanat sergilemiştir.

109 atom bir araya gelir ve dağları,
denizleri, insanı, uzayı, kelebekleri,
çiçeği, kısacası var olan her şeyi
meydana getirirler. Yalnızca 109 atomu
sebep kılarak mucizeler yaratan Allah,
üstün kudretini ve yaratma sanatını
yeryüzündeki tüm detaylarda sergilemektedir. |
İnsan, Allah'a her anında muhtaçken, O'nun dilemesi
dışında hiçbir şeye güç yetiremezken, kendisine sunulmuş
nimetleri çok iyi anlamalı ve bunların sahibinin alemlerin
Rabbi olan Allah olduğunu çok iyi düşünmelidir. O zaman
dünyada sahip olduğu nimetler nedeniyle imanın neşesini
yaşayacak, ahirette ise tüm güzelliklerin en fazlasına
kavuşacaktır. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Cennet de, muttakiler için, uzakta
değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. Bu, size
vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen
(İslam'ın hükümlerini) koruyan, görmediği halde
Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve
'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir. "Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin.
Bu, ebedilik günüdür." Orada diledikleri her
şey onlarındır; Katımızda daha fazlası da var.
(Kaf Suresi, 31-35)
Yaratılışın Kanıtlarından Biri Olan En Büyük
Patlama: Big Bang
Dünya üzerinde yaşamın var olması için gerekli olan
unsurların dengesinin bozulması oldukça zordur. Aniden
karbonmonoksit solumaya başlamaz, yerçekimi kuvvetinin
azalması ile oturduğunuz koltuktan havalanıp uzay boşluğuna
doğru hareket etmezsiniz. Güneş'ten gelen ışık aniden
gözlerinize ve derinize zarar vermez, veya aşırı oksijen
ciğerlerinizi yakacak bir seviyeye hiçbir zaman ulaşmaz.
Bunu sağlayan sebepler elbette çok fazladır. İlginç
olan, tüm bu sebeplerin evrenin tüm maddesini içinde
barındıran sıfır hacme sahip tek bir noktanın patlaması
ile ortaya çıkmış olduğu gerçeğidir. Bu patlama Big
Bang'dir ve şu an uzayda bulunan tüm dengeler bu patlama
ile yerlerini bulmuştur.
Evrendeki hassas oranı sabit tutabilmek için bir araya
gelmiş pek çok sebep vardır. Örneğin Big Bang'in ardından
gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda
bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya
çıkamazdı. Eğer evren biraz bile daha yavaş genişlese
çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı
genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti.
Eğer patlama hızının belirli bir düzene eriştiği zamanda,
bu hız üzerinde bahsettiğimiz 1/1018'lik fark oluşsaydı,
bu oran söz konusu dengeyi yok etmeye yetecekti.
Saydığımız bu ufak farklılıklardan sadece bir tanesi
gerçekleşse, tüm evren tümüyle yok olacaktı.
Etrafınıza şöyle bir bakın. Her şey olağanüstü bir
sabitlik, sakinlik ve mükemmellik içindedir. Çünkü
yeryüzünde var olan hiçbir şey tesadüfi değildir. Hiçbir
şey kontrolsüz ve bilinçsiz gelişmemektedir. Her şey,
kusursuz ve mükemmel bir orana ve olağanüstü hassaslıktaki
dengelere bağımlıdır. Çünkü bütün bunların sahibi,
tek bir patlamayı sebep kılarak kusursuz bir sanat
ve mucize yaratan, büyüklük ve kerem sahibi olan Yüce
Allah'tır.
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış
olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk'
(tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir;
o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
(Mülk Suresi, 3-4)
Tüm Canlılarda Allah'ın Üstün Sanatı Hakimdir
Nefes alma işlemi, insanda bir refleks olarak gerçekleşir.
Bazı canlıların ise refleks olarak nefes almaya ihtiyaçları
yoktur. Örneğin yunuslar için bu, bilinçli bir harekettir.
Bizim yürümeye karar vermemiz gibi, onlar da nefes
almaya karar verirler. Nefes almak için yüzeye çıktıklarında
ciğerlerinin %80-90'ını hava ile doldururlar. Bu miktar,
uzun süre ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Uyurken havaya
ihtiyaç duymaları ise onlar için bir sorun değildir.
Yunuslar, beyinlerinin sağ ve sol loblarını 15 dakikalık
periyodlar olarak alternatifli kullanırlar. Loblardan
bir tanesi uyurken, yüzeye çıkıp hava alabilmek için
beyinlerinin diğer lobu görev başındadır.
İnsan yeryüzünde karmaşık özelliklere sahip tek canlı
değildir. Araştırıp incelediğiniz hemen her yer, gökte
uçan veya denizin derinliklerinde yaşayan, birbirinden
kompleks ve farklı canlılarla doludur. Bunların, bizlerden
ve birbirlerinden farklı yaratılmaları, farklı alemlerde,
farklı güzellikler ve eserler yaratan Allah'ın hikmetidir.
İnsan, bir canlıyı suda nefes alabilme yeteneği ile
donatamaz, havayı ciğerlerine belirli bir oranda almasını
sağlayamaz. Gece uyurken ona beyin loblarını kontrol
etme kabiliyetini veremez. Uyurken ölmemesi için kullanması
gereken sistemi ona öğretemez. Yeryüzündeki hiçbir
canlıya, yaşadığı ortama en uygun yaşama imkanlarını
ve özelliklerini veremez. İnsan bunu, kendisi için
bile yapamaz.
Bilinçli bir varlık olarak insanın gerçekleştiremediklerini
ise bilinçsiz tesadüflerin gerçekleştirmesi kuşkusuz
imkansızdır. Tesadüfleri ilahlaştıran, tüm varlıkların
rastgele meydana geldiğini savunan evrim teorisi, her
geçen gün ortaya çıkan kompleks yapılar karşısında
tamamen çöküşe uğramış bir teoridir.
İnsana ve yeryüzündeki tüm varlıklara can veren, her
birine yaşamaları için türlü olanakları nimet olarak
sunan ve bunun için türlü donanımlar var eden Yüce
Allah'tır. Bu nimetlerle sürekli karşılaşan insanın
yapması gereken ise, Rabbimiz'in üzerimizdeki rahmetini
ve nimetini düşünüp O'na yönelmektir.
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile
gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Mucizevi Şekilde Yenilenen Beden
İnsan hiçbir yeni günde, eski bedeninin aynısına sahip
değildir. Vücuttaki hücrelerin bir kısmı yenilenmiştir.
İnsanın "benim bedenim" diyerek sahiplendiği
bedenini oluşturan hücrelerin bir kısmı ölmüştür. "Benim" diyen
şey ruhtur, bedenin kendisi değişmektedir.Bu bilimsel
bir gerçektir. İnsan vücudunu oluşturan dokular sürekli
yenilenir. Bunu sağlamak için vücutta her dakika 200
milyon hücre doğar ve ölmüş hücrelerle yer değiştirir.
Bu mükemmel olayın denetimi ise, Allah'ın dilemesiyle,
troksin denilen tek bir hormona verilmiştir.
Troksin hormonu bedeni denetler, ömrünü tamamlayan
hücreleri belirler ve buna göre yeni bir üretim yapılması
emrini ilgili birimlere iletir. Bedenin yenilenmesi
asıl olarak bu hormonun faaliyetine bağlıdır. Eğer
troksin hormonu, eksilen hücrelerin sayısını hesaplayamasa
ve ihtiyaçtan daha fazla veya daha az üretim yapsa,
bedende oldukça karmaşık bir durum oluşur. Hücreler
yeterli sayıda yenilenmediği için dış görünümde yaşlanma
meydana gelirken, organlar işlevini yapamayacak hale
gelecektir. Fazla üretim sonucunda ise, kontrolsüz
büyüyen organlar ve oluşan tümörler, kısa sürede ölüme
sebebiyet verebilir. Böylesine tehlikeli riskleri olan
bir üretimin, evrimcilerin iddia ettiği gibi sözde
bilinçsiz şekilde hareket eden ve tesadüfen işlev gören
tek bir hormonun kontrolünde olması mantıklı mıdır?
Yine evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen oluşmuş
(ki bu imkansızdır) ve tamamen şuursuz hareket eden
tek bir hormonun vücutta ne kadar hücrenin ölmüş olduğunu
hesaplayabilmesi, meydana gelen eksikliğe uygun olarak
yeni bir üretim yapması mümkün müdür?
Bir hormonun tesadüfen meydana gelerek ve kendi kendine
kararlar vererek vücuttaki bir üretimi yönlendirmesi
elbette mümkün değildir. İnsan, bedenindeki mükemmel
dengenin, tesadüfen oluşmuş, rastgele hareket eden
tek bir hormona ait olduğunu zannederse, yaşamını büyük
endişelerle geçirmek zorunda kalır. (Zaten tesadüfen
bir hormonun meydana gelebilmesi de, tesadüfi müdahalelerle
bir insan bedeninin canlı kalabilmesi de mümkün değildir.
Darwin'in öne sürdüğü tesadüfi aşamalar, tek bir bakteri
hücresinin tek bir proteininin oluşumunu bile açıklayamamaktadır.)
Bir insan bedeninde, tek bir rastgele olaya bile izin
vermeyecek kadar kompleks ve detaylı sistemler vardır.
Bütün bu sistemlerin Yaratıcısı, onları her an kontrolü
altında tutan, yerde ve gökte olan her şeyin hakimi
olan Allah'tır.
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.
Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten
Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın
ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.
(Talak Suresi, 12)
Uzaydaki Olağanüstü Detaylar
Evrende bir yıldız ne kadar büyükse o kadar hızla yanar.
Bizi ısıtan ve bize besin ve yaşam sağlayan Güneş,
eğer şu an olduğundan on kat daha büyük olsaydı,
oluşumundan on milyar yıl sonra değil, on milyon
yıl sonra sönecekti ve bizler şu anda burada olamayacaktık.
Eğer Güneş'e çok yakın bir yörüngede bulunsaydık,
Yerküre üzerindeki her şey buharlaşıp yok olurdu.
Çok daha uzak bir yörüngede olsaydık, bu durumda
da her yeri buzlar kaplayacaktı.
Güneş, Dünya'ya yaşam sağlayabilmek için en uygun büyüklükte
ve Dünya'ya en uygun uzaklıktadır.
Dünya eğer Güneş'ten yalnızca %1 oranında uzak ya da
ona %5 oranında yakın olsaydı, üzerinde yaşanılamaz
bir gezegen olurdu. Söz konusu yüzdeler, evrendeki
büyük sayılar dikkate alındığında aslında oldukça küçük
mesafe birimleridir. Bunu anlayabilmek için Venüs'ü
örnek verebiliriz. Dünya'dan hemen önceki gezegen olan
Venüs'e Güneş'in sıcaklığı bizden sadece iki dakika
önce ulaşır. Büyüklük ve yapı açısından Venüs Dünya'ya
oldukça benzerdir, fakat yörüngesel mesafedeki küçük
bir fark, bu iki gezegen arasındaki "yaşam" farkının
oluşmasının sebebidir. Bu iki dakikalık farkın sonucunda
Venüs'ün yüzey sıcaklığı 4700C'ye ulaşır. Bu sıcaklık,
kurşunu bile eritebilecek kadar yüksektir. Yüzeyindeki
atmosferik basınç ise Dünya'dakinin 90 katıdır. Böyle
bir basınç altında, insan yaşamı mümkün değildir. 1
Elbette ki Allah , uzayda var olan tüm gezegenler üzerinde
yaşam yaratabilirdi. Ancak Allah, yaşamı yalnızca Dünya
üzerinde var etmiştir. Bunun için sayısız faktörü hassas
dengelere bağımlı kılmıştır. Bunlardan sadece birinin
dengesinin bozulması, Dünya üzerindeki yaşamı sona
erdirmeye yeterlidir. Dünya üzerindeki yaşam, onun
sahip olduğu kusursuz denge ve bunların bağımlı olduğu
sebepler, tüm bunları yaratan Allah'ın kontrolü altındadır.
Yaratılan her şey gibi üzerinde yaşadığımız Dünya da,
Yüce Allah'ın kusursuz sanatına sahiptir.
O, sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme),
Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün
ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir. (Enam
Suresi, 96)
1. Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi,
Bill Bryson, Boyner Yayınları, 2003, sf. 216-217
Beyindeki Muhteşem Sinir Ağı Allah'ın Eşsiz Bir Eseridir
Dünyada aynı anda yüz milyonlarca telefon görüşmesi
yapılabilir. Dünya çapındaki bu ağ, oldukça üstün ve
kapsamlı bir ağdır. Bu gerçeğe karşın bu büyük ağ,
tek bir insan beyni ile karşılaştırıldığında oldukça
sıradan kalır. Tek bir insanın beyninin içinde ortalama
100.000.000.000 (yüz milyar) nöron (sinir hücresi)
bulunmaktadır. Bu mükemmel ağı daha iyi anlamak için
şu örneği verebiliriz: Beyindeki bu nöronlar, sahip
oldukları uzantılardan uç uca eklenecek olursa, uzunlukları
birkaç yüz bin kilometreyi bulmaktadır. Bilim adamlarının
beyni, "evrendeki en büyük gizemlerden biri" olarak
tanımlamasına neden olan en önemli unsurlardan bir
tanesi, bu olağanüstü ağın varlığıdır.
İnsan beyninde yaklaşık 100 trilyon sinaps bulunur.
Sinapslar, sinir hücrelerinde kimyasal geçişin gerçekleştiği
yerlerdir. Vücuttaki herhangi bir hücre, sinapslar
yoluyla, 1000 ayrı beyin hücresi ile bağlantı kurabilmektedir.
Bu olağanüstü ağ sayesinde meydana gelen bilgi işlem
hızı, gerçek anlamda hayret vericidir. Tek bir bit'lik
bilgi, bir anda tam 100.000 nörona ulaşabilmektedir.
Bu özelliği ile beyin, bilinen en hızlı bilgisayardan
yüz binlerce kat daha hızlıdır. Böyle mükemmel bir
eserin, aynı hız ve aynı özelliklere sahip bir benzerinin
yapılması, IBM'in teknoloji müdürü Dr. Kerry Bernstein'ın
ifadesiyle, mümkün gözükmemektedir. 1
Böylesine kapsamlı bir ağı, küçücük bir alana sığdırmak
ve onun katrilyonlarca bağlantı yapmasını ve bunu saliseler
içinde başarmasını sağlamak elbette imkansızdır. Dünyadaki
gelmiş geçmiş tüm insanların sahip olduğu bu muhteşem
sistemi yoktan var etmek için insanın yapabileceği
hiçbir şey yoktur. Beyin, insanların bu gerçeği görebilmesi
için çok kapsamlı ve detaylı yaratılmış bir mucizedir.
İnsanlara armağan edilmiş bu değerli hediyenin sahibi,
çeşit çeşit nimetleri karşılıksız bağışlayan Yüce Allah'tır.
Üstün yaratılış harikası beynin varlığı, Yüce Rabbimiz'in
büyüklüğünü ve kudretini bir kez daha sergilemektedir.
Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir
karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir
alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre
topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha
sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık;
böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka
yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan
Allah, ne Yücedir. (Müminun Suresi, 12-14)
1. "Brain Teaches Computers A Lesson", MSNBC.com,
6 Ağustos 2002
(Bit: Bir bigisayardaki en küçük bilgi (veri) parçacığına
bit adı verilir.)
Saniyede 500 Kere Çırpılan Kanatlar
İnsan, kollarını mümkün olan en hızlı şekilde
çırpmak istediğinde bunu saniyeler içinde
oldukça sınırlı sayıda gerçekleştirebilecektir.
Ancak bir sivrisinek, kanatlarını saniyede
500 defa çırpabilecek bir yeteneğe sahiptir.
Bu, Allah'ın bu küçük canlıya verdiği üstün
bir yetenek, detayda sergilediği bir yaratılış
delilidir. |
Sivrisinek, kanatlarını "saniyede" yaklaşık "500
defa" çırpar. İnsanın kollarıyla oldukça sınırlı
sayıda gerçekleştirebildiği bir işlemi, o sadece tek
bir saniyede 500 kere gerçekleştirmektedir.
Saniyede 500 kere kesintisiz olarak hareket eden böylesine
güçlü bir mekanizma, yapay olarak geliştirilememektedir.
Çeşitli malzemeler ile geliştirilen buna benzer bir
mekanizma, sürtünmenin şiddetinden kısa bir süre sonra
yanacaktır. Ama bir sivrisinek, yaşamı boyunca uçtuğu
her saniye, kanatlarını bu sıklıkla çırpmakta ve hiçbir
sorun yaşamamaktadır. Dahası, bu üstün nitelikli kanatlar
ona, yüksek bir hızda, dilediği yöne, dilediği uzunlukta
uçma imkanı verirken, aynı zamanda manevra ve iniş
yeteneklerini de en mükemmel şekilde gerçekleştirmesini
sağlar.
Kanatlarını bu hızda çırpabilmek için sivrisineğin
çok miktarda oksijene ihtiyacı vardır. Bu nedenle sivrisinek,
hemen her hücresine ulaşan özel bir solunum borusuna
sahiptir. Bu boru, doğrudan dışarıdaki havaya bağlı
olduğundan, hücreler oksijen alışverişini aracı bir
madde olmadan yaparlar. Bu özel sistemin sonucu olarak
da dakikada binlerce kez kanat çırpan sivrisinek hiç
yorulmaz.
Büyüklüğü 1 cm'yi bile bulmayan bir canlıda, saniyede
yüzlerce kez çırpacak bir kanat ve bunu mümkün kılacak
bir solunum sistemi var etmek Allah'ın hayranlık veren
bir sanatıdır. Hiçbir tesadüf, böylesine kompleks bir
canlıda, bu mükemmellikte bir mekanizma meydana getirip
onu her bir bireyde mükemmel işler hale getiremez.
Hiçbir tesadüf, eş zamanlı hareket eden bir çift kanada
saniyede 500 kere çırpma imkanı veremez. Bu kusursuz
canlının da onun sahip olduğu hayranlık uyandırıcı
kanatların da Darwin'in öne sürdüğü gibi tesadüfi aşamalarla
meydana gelmesi imkansızdır. Bu eser, Sani (sanatçı)
olan Allah'a aittir.
Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim
var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar
bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte)
uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar
ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
(Yunus Suresi, 66)
|