KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


ALLAH’IN DETAY SANATI


Kar Üstünde Yaşayan Kutup Ayılarını Soğuktan Koruyan Mükemmel Detay

İnsan bedeninde olağanüstü sistemler vardır. Nasıl işledikleri, nasıl kesintisiz hareket ettikleri, sorunlar karşısında nasıl "tedbirler" alabildikleri ve nasıl hata yapmadıkları gerçek anlamda hayranlık vericidir. Ancak bu üstünlük yalnızca insana verilmiş bir ayrıcalık değildir. Yeryüzündeki tüm canlılar, dev balinalardan karıncalara, tek hücreli alglerden kaplanlara kadar her biri, birbirinden küçük ya da büyük farklara sahip ama benzer derecede hayranlık uyandıran donanımlara sahiptirler. Yeryüzündeki bu olağanüstülüğe şahit olup da bir insanın, Allah'ın eserlerini inkar edebilmesi gerçek anlamda bir mucize, ayette belirtildiği gibi büyük bir cahillik özelliğidir:

Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (Enam Suresi, 111)

Örneğin kutup ayıları, tüm donanımlarıyla buzullarla kaplı soğuk ortamda yaşamak üzere yaratılmışlardır. Bir kutup ayısı, ayak parmaklarının arasındaki oyuklar sayesinde buz yüzeyini vakum etkisiyle kolaylıkla kavrar. Böylelikle buz üzerinde uzun mesafeleri kaymadan rahatça yürüyebilir. Parmaklarının arasındaki ağımsı yapı sayesinde ise, saatte 10 km hızla yüzebilir ve 100 km gibi bir mesafeyi hiç dinlenmeden katedebilir. Sahip olduğu 5 cm kalınlığındaki özel kürkünün beyaz görünen tüyleri aslında şeffaftır. Fiberoptik özellikteki bu tüyler ısı kaybını önlerken, güneş ışınlarının sıcağını alttaki siyah renkli tüye kadar iletir. Kürkünün hemen altında ise, yine soğuktan koruyucu özellikte 10 cm kalınlığında bir yağ tabakası vardır. Kutup ayısının kürkü yüzmeye de elverişlidir. Suyun içinde tüyler birbirine yapışarak koruyucu bir kalkan oluşturur ve su geçirmez bir dalış elbisesi görevi görür. Tüm bu özellikler sayesinde kutup ayısı, 37 derecelik vücut sıcaklığını suyun içinde veya buzun üzerinde mutlaka korur.

Saydığımız tüm bu özellikler, yeryüzündeki bir canlının yaşamını devam ettirebilmesi için çok büyük öneme sahiptirler. Yeryüzündeki varlıkların çok detaylı ve kusursuz yapıları, bunların tesadüfen meydana gelemeyecekleri, hatta tüm bunlara insanın bile güç yetiremeyeceği gerçeğini açıkça ortaya koyar. Her şeyi kusursuz yaratan Allah'tır. Kutup ayısının soğuktan korunma sisteminde de bu gerçek açıktır. Bu canlıyı buzulların içine yerleştiren de, onu bu şartlara göre korunaklı donanımlarda yaratan da Allah'tır. Bu gerçek insana sürekli olarak, tüm varlıkların durumlarını ve davranışlarını mutlak iradesiyle takdir eden, Mukaddir olan  Allah'ın büyüklüğünü hatırlatmaktadır.

Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Casiye Suresi, 13)


Bir Çift Gözdeki Üstün Detaylar

Bu satırlara baktığınız anda gözünüzden beyninize saatte 500 km hızla bir elektrik akımı ilerlemeye başlar. Bu akım, 600 bin sinir arasından herhangi biri ile beyne iletilir. Akım iletildiğinde, siz de karşınızdaki satırları okumaya başlarsınız.


Göz, 600 bin sinirle beyne bağlanır. Aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenler ve saatte 500 km'lik bir hızla beyne gönderir. Göz, Allah'ın üstün kudretinin ve gücünün en önemli tecellilerindendir.

Göz, 600 bin sinirle beyne bağlanır. Aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenler ve saatte 500 km'lik hızla beyne gönderir. Tek bir noktaya baktığınızda, aslında birbirinden farklı yüzlerce detay görürsünüz. Göz, bunların hepsinden gelen mesajları ayırt eder, hepsini değerlendirir ve her birini beyne iletir. Elinizdeki kitap size oldukça yakınken, aynı anda arka planda gördüğünüz manzara oldukça uzaktır. Ama her birini aynı netlikte görürsünüz. Baktığınız yerdeki tek bir detay bile ihmal edilmez, tek bir nokta bile bulanık değildir. Karşınızdaki manzara ne kadar fazla detay içerirse içersin, o manzara içinde hareket eden küçük bir karıncanın bile görüntüsü beyninize mutlaka ulaşır.

Hiçbir kamera, hiçbir televizyon bu netliği sağlayamamıştır. Hiçbir teknoloji ile göz vesilesiyle sağlanan mükemmelliği ve görüş hızını elde etmek mümkün değildir. İnsan, kendisine doğuştan verilmiş olan bu nimetten mahrum kalsa, etrafını tekrar görebilmek için yine bu kusursuz sisteme ihtiyaç duyacaktır. Bu da, ancak Allah'ın dilemesiyledir.

İnsan için, henüz anne karnında küçük bir embriyo iken yaratılmış bu özel nimet, Müstean olan yani Kendisi'ne her an ihtiyaç duyulan ve Kendisi'nden her an yardım beklenen Allah'ın bir ikramıdır.

De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)


Tat Alma Hücrelerindeki Üstün Detay

10 gün önce tadıp beğendiğimiz bir yemeğin tadını hatırlayabiliriz. Bu yemeği tekrar yesek, daha önce aldığımız aynı tadı alır ve aynı zevki duyarız. Çünkü yemeğin tadı bize tanıdıktır. Ancak ilginç olan, dilimizde bulunan tat hücrelerinin 10 gün öncekilerle aynı olmamasıdır.


Günler içinde yenilenen dilimizdeki tat hücreleri, geçmişteki hücrelerin bilgisiyle donatılırlar. Bu nedenle 10 gün önce yediğimiz yemeğin tadı bize hala tanıdıktır. Çünkü, her bir hücreyi ve onun içindeki bilgileri üstün kudreti ile yaratan Yüce Rabbimiz'dir.

Tat hücreleri, vücut sıcaklığının oldukça üstünde veya altındaki gıdalarla, asitli besinlerle her gün muhatap olurlar. Sıcak bir çay, buzlu bir meyve suyu, koyu bir kahve veya ekşi bir greyfurt suyu onları belli ölçüde yıpratır. Yıpranan ve zamanla görevlerini tamamlayan tat hücrelerinin yerini almak üzere tat tomurcuğunda yeni hücreler olgunlaşır ve eskilerinin yerini alırlar.

İnsanın farkında bile olmadığı bu işlemler o kadar hızlı gerçekleşir ki, bazen akşam yemeğinde kullandığımız tat hücreleri kahvaltıdakilerden farklıdır. Ama yine de sofrada yediğimiz yemeklerin tatlarını ilk defa algılıyor olmayız. Hiçbir zaman bir elmanın lezzetine şaşırmayız. Çünkü yeni oluşan her hücre, geçmişteki hücrelerin sahip olduğu bilgiyle donatılır.

Bedenimizdeki tüm diğer hücreler de sürekli yenilenir, ama hiçbir zaman burnumuzun şekli veya saçımızın renginde bir değişme olmaz. Yeni üretilen hücreler yerleşmeleri gereken yeri şaşırıp vücudun herhangi başka bir yerinde şekil bozukluğuna sebep olmazlar.

Ömrünü tamamlayan tat hücreleri eğer yenilenmese, tat alabilmek için yapılabilecek pek bir şey olmazdı. Yediğimiz şeyin lezzetli bir yemek veya bir tahta parçası olması bir şeyi değiştirmezdi. "Tatlı"nın neye benzediğini unutur, zehirli veya bozuk bir yiyeceğin farkına bile varamazdık. Çünkü bu üstün işleve ve bu güzel nimete vesile olan, özel olarak yaratılmış tat hücreleridir. Onları mükemmel bir hafıza ve üstün bir yenilenme sistemi ile yaratan ise, tüm varlıkların Yaratıcısı ve hakimi olan Yüce Allah'tır. Bu ve bunun gibi binlerce nimet, kullarına karşı iyiliği bol olan Allah'ın bir ikramıdır. Allah, karşılıksız bağışlayan ve rahmeti bol olandır.

Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü Kendisi'ne ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır. (Sebe Suresi, 1)


Sahip Olduğumuz En Büyük Nimetlerden Biri: Su



Su, bir insan bedenini canlı tutabilmek için özel olarak yaratılmıştır. Bedenin her noktasını dolaşabilir, 100 trilyon hücrenin her birine besin taşır, oksijen ve enerji verir. Suyun sahip olduğu akışkanlık değeri, tüm bunları gerçekleştirebilmek için özel olarak belirlenmiştir. Bu özel yaratılış, Allah'ın üstün detay sanatıdır.

Yeryüzünün 3/4'ünü, insan bedeninin ise yaklaşık %70'ini su oluşturmaktadır. Su, insanın sahip olduğu her hücreye girer, içindeki her damarda dolaşabilir. 100 trilyon hücrenin her birine besin taşır, oksijen ve enerji verir. Su, yaşam için benzeri olmayan bir nimettir.

Bedenin hayatta kalabilmesi için vücudun her yerini dolaşabilme yeteneğindeki su, eğer şu an olduğundan daha akışkan olsaydı, canlıların yapıları suyun tahrip edici etkisi ile karşılaşacak ve buna pek uzun bir süre dayanamayacaklardı. Hassas moleküler yapıların su tarafından desteklenmesi mümkün olmayacak, canlı hücresinin son derece narin olan yapısı yaşamını sürdüremeyecekti. Eğer su şimdikinden daha az akışkan olsaydı, protein ve enzimler gibi makromoleküllerin ve küçük organellerin kontrollü hareketleri sona erecek, hücre bölünmesi imkansız hale gelecekti. Hücrenin tüm yaşamsal faaliyetleri fiili olarak donacaktı. Hücreler birer birer ölecek ve sonuçta organizma için de ölüm kaçınılmaz olacaktı.

En küçük bir molekülden okyanuslardaki balinalara kadar yeryüzündeki her şey suya muhtaç olarak yaratılmıştır. Su ise, tüm yeryüzü, canlılar, canlı bedeni ve bedenin içindeki en küçük moleküle kadar her şeye fayda getirebilmek için çok özel bir akışkanlık değeri ile var edilmiştir. İnsan bedenindeki hücrelere ulaşabilecek aynı özelliklerde bir başka sıvıyı üretmek günümüz teknolojisiyle mümkün olmamıştır.

Allah, insanın var etmeye gücünün yetmeyeceği muhteşem detayları, insan için büyük bir gereksinim haline getirmiş ve bolluk içinde ona ikram etmiştir. Bunun hikmetlerinden biri, düşünüp kavrayabilen insanlara Allah'ın kudretini hatırlatmak ve verdiği nimetlere şükretmelerini sağlamaktır. İnsanı yaşatan unsurlardan sadece bir tanesinin üzerinde düşünmek, bütün varlıklar üzerine hakim olan Allah'ın büyüklüğünü takdir edebilmek için başlıbaşına vesiledir.

Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 65)


İnsan Beyni ve Sahip Olduğu Üstün Enerji


Beyin, loş bir lambayı aydınlatacak kadar enerji kullanmaktadır. Beyinde hafızaya kaydedilen her an, 100 milyar sinirin saatte 400 km hızla yaptığı 1000-500.000 arasındaki bağlantı vesilesiyledir. Bu müthiş iletişim, bunların tümünü yaratan Alllah'ın denetimindedir.

Beyin, yaklaşık olarak %80 su, %10 yağ ve %8 proteinlerden meydana gelir. Geri kalan bölümünü ise, karbonhidrat, tuz ve diğer mineraller oluşturmaktadır. Beyindeki her sinir, elektrokimyasal sinyaller alarak işler. Sinir ağları, çok sayıdaki bağlantılarını zayıflatarak veya güçlendirerek anıları saklarlar. Ve bunun sonucunda da hafıza oluşur. Alışılmadık durumlarla karşılaşılması, örneğin ilk defa bakılan bir portre, hücrelerin kendi aralarında farklı düzenlemelere girmelerine neden olur. İlgili sinirler aniden bağlantılarını güçlendirir ve karşılaşılan durumu tanımlamaya çalışırlar. Kaydedilen veriler, ikinci deneyimde, işlemin daha hızlı gerçekleşmesini sağlar. Dolayısıyla aynı portreye ikinci defa bakıldığında portre artık tanıdık gelecektir. Yaşam boyu tekrarlanan işlemler, genel bir görüntü olarak beyinde saklanır. Beyinde hafızaya kaydedilen her an, 100 milyar sinirin saatte 400 km hızla yaptığı 1000-500.000 arasındaki bağlantı vesilesiyledir.

Bu müthiş kapasiteye sahip olan beyin, loş bir lambayı aydınlatabilecek kadar enerji kullanmaktadır. Vücut ağırlığının sadece 50'de biri olan beyin, vücudun tüm oksijen ve glikoz ihtiyacının 1/5'ini tüketmektedir. Beyin öylesine önemlidir ki, kalpten çıkan ilk kan ona gönderilir, herhangi bir sebeple bedende kalan az miktarda kan ise, öncelikle onu hayatta tutmaya çalışır. Kalp, damarlar ve tüm diğer organlar, adeta bu gerçeği bilirler.

Beyinde meydana gelebilecek en küçük bir hasar, insanı sakat bırakabilir veya öldürebilir. Beyin öylesine hassastır ki, elektrik sinyallerinin tek bir sinire ulaşamaması, insana dış dünyayı hissettiren duyularından bir tanesini kaybettirebilir. Beyindeki tek bir nokta bile tesadüfen oluşamayacak, tesadüfen değişemeyecek kadar kusursuz bir donanım ve organizasyona sahiptir.

İnsan beynindeki bu mükemmellik insana verilmiş büyük bir nimettir. Bu büyük nimet, kullarına karşı iyiliği çok olan (Berr), kusursuzca var eden (Bari) ve kudret sahiplerinin üzerinde olan (Mütekebbir) Allah'ın üstün yaratma sanatıdır.

O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Mümin Suresi, 13)

 

Atomdaki Hayranlık Uyandırıcı Detay

 

Atom, çekirdeğinde birbiri ile yapışık haldeki proton ve nötronlar ile çekirdeğin çevresinde hızla dönen elektronlardan oluşur. Çekirdek, nötronun yüksüz olması ve protonun artı yüklü olması sebebiyle artı yüklüdür. Elektron ise, protonun taşıdığı artı yük oranında eksi yük taşımaktadır.

Eğer proton ve elektronun elektriksel yükleri eşit olmasaydı evrendeki tüm atomlar, protondaki fazla artı elektrik nedeniyle, artı yüklü hale gelecek ve birbirlerini iteceklerdi. Bunun sonucunda ise insanlar da dahil olmak üzere yeryüzündeki her şey, tüm denizler, dağlar, Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenler ve evrendeki bütün gök cisimleri aynı anda sayısız parçaya ayrılıp yok olacaktı.

İnsan sakin yaşamı boyunca, ne birbirini çekmekte olan atomaltı parçacıklarının, ne çekirdek etrafında hızla dönen elektronların, ne de bunların içindeki hassas denge ve güçlerin farkındadır. Bir atomun, ayrılan en küçük parçasında bile öyle nefes kesici detaylar vardır ki, tüm bunları insandan, insanın bildiği her türlü dünyevi güçten çok daha büyük bir gücün, mutlak irade sahibi olan Allah'ın var edip yarattığı açıktır.

İnsan, oldukça hassas ve inceliklerle dolu bir sistemin içinde yaşamasına rağmen hiçbir zaman zorluk ve endişe içinde değildir; çünkü bu hassas sistem, kusursuz şekilde yaratılmıştır. Buna rağmen çoğu insan sahip olduğu bu nimetlerin farkında değildir. Eğer bu nimetlerden biri elinden alınsa, insan o zaman ne kadar aciz olduğunu ve o güne kadar büyük bir rahmetle kuşatıldığını anlayabilir. Ancak imtihan olarak yaratılan dünya hayatında önemli olan, insanın nimet ve rahmet içindeyken şükredici olması, Allah'a yönelmesidir. Bu dünya hayatının yaratılma amaçlarından biri, hangi insanların nimetleri hakkıyla takdir edebileceğini, hangilerinin gaflet içinde nankörlük edeceğini belirlemek içindir. Aklını kullanan ve iman eden bir insan için yapılması gereken, bütün bu nimetleri Yüce Allah'ın dışında bir gücün veremeyeceğini bilmek ve bunu sürekli olarak tefekkür etmektir.

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Muhteşem Isı Reseptörlerini Kullanan Sivrisinekler


Sadece 10 cm büyüklüğündeki böbreklerin insan bedeninde kesintisiz olarak yaptıkları işlemler, dev diyaliz makineleri ile zorlukla gerçekleştirilebilmektedir.

Etrafta bir canlının varlığını anlayabilmek için o canlının ısı yayması sivrisinekler için yeterlidir. Çünkü sivrisinekler oldukça hassas ısı reseptörlerine sahiptirler. Çevrelerindeki her şeyi ısılarına göre farklı renklerde algılarlar. Bu algılama ışığa bağlı olmadığı için bir sivrisinek için karanlık bir odada kan damarlarını seçebilmek hiç de zor değildir. Sivrisineğin ısı reseptörleri 0.05 C derece kadar küçüklükteki ısı farklılıklarını bile hissedebilecek kadar hassastır. 1

İnsan, böyle bir yeteneğe sahip değildir. Allah bu üstün yeteneği, insandan kat kat küçük bir sivrisineğe vermiş ve bununla yön bulmasını, kendisine yiyecek sağlamasını ve tehlikelerden korunmasını sağlamıştır. Büyüklüğü 1 cm'yi bile bulmayan bir canlıda bu üstün algı sistemini var edecek Allah'tan başka hiçbir güç yoktur. Yeryüzünde, ısıya göre hareket edebilecek böylesine küçük ve kusursuz bir mekanizma meydana getirip sonra ona can verebilecek hiçbir irade yoktur. Bunun, kör tesadüflerin bir eseri olarak kendi kendine gelişmiş olduğunu iddia etmek ise kuşkusuz son derece mantıksızdır.

Tarafsız düşünebilen mantıklı her insan, herhangi bir tesadüfi olayın, değil mükemmel yapıdaki kompleks sistemleri oluşturmak, aksine onu bozup yıkıma uğratacağını bilir. Bu gerçek apaçık ortadadır. Sivrisinekte üstün nitelikteki ısı algılama sistemini yaratan, her şeye şekil ve suret veren, onları her an kontrolü altında tutup gözetleyen, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.

Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır. (Nisa Suresi, 131)

Üstün Hafızasıyla Fındıkkıran Kuşu

Şu ana kadar tespit edilmiş, hafızası en güçlü kuş, fındıkkıran kuşudur. Bu kuş, Kuzey Amerika'da büyük kayalık dağların çevresinde ve Büyük Kanyon'da yaşar. Besin maddesi ise çam fıstığıdır. Ancak bu fıstıklar, sadece Eylül ayının birkaç haftasında yenilebilir durumdadırlar. Dolayısıyla, kuşun diğer zamanlar için fıstıkları saklaması gerekmektedir. Bunun için yer belirler. Çam ağaçları ile kuşun fıstıkları saklamak için belirlediği yer arasında kimi zaman 20 km'yi aşan uzaklıklar olabilmektedir. Fındıkkıran kuşu, çamlardan topladığı fıstıkları, saklamak amacıyla belirlediği yerlere gömmeye başlar. Fıstığı tek hamlede sert toprağın içine sokar ve bazen de işaret için üzerine bir taş bırakır. Hareketli geçen 3 hafta boyunca fındıkkıran kuşu sürekli olarak fıstık toplar. Uçtuğu sırada yer şekillerini, uğradığı ağaçları, kaya yamaçlarını mucizevi şekilde hatırlar ve bunları kafasında canlandırdığı haritaya ekler. Fındıkkıran kuşunun, bu kısa ve verimli dönem boyunca Büyük Kanyon'un yüzlerce kilometrelik alanına dağıtarak gömdüğü 100 bin fıstığın yerini ezberlemesi gerekmektedir.

Fındıkkıran kuşu, önündeki aylar boyunca beslenebilmek için ezberlediği haritaya ihtiyaç duyacaktır. Eğer gömdüğü fıstıkların nerede olduğunu hatırlayamazsa hayatta kalamaz. İşaretleri birer fotoğraf şeklinde hatırlaması da zordur, çünkü kar manzarayı değiştirmiştir. Dolayısıyla bıraktığı işaretler de yok olmuştur. Ama bu durum, kuşun kafasını karıştırmaz. Gömdüğü yaklaşık 100 bin fıstığın %90'ını bulur. 1

Bir kuşun, yemesi gereken besinin yılın belli bir döneminde sona ereceğini, bu nedenle hayatta kalması için bunları saklaması gerektiğini bilmesi kuşkusuz imkansızdır. Ona, besin maddesini, kış için belirli yerlere gömmesi gerektiği öğretilmemiştir. 100 bin fıstığı gömdüğü yerleri tek tek aklında tutması gerektiğini bilmesi mümkün değildir. Ancak bu canlı, bunların tümünü mükemmel şekilde yapar. Çünkü yeryüzündeki her varlık gibi o da Allah'ın ilhamıyla hareket eder. Bir yıl boyunca, hakkında hiçbir belirti olmayan binlerce fıstığı hiç zorlanmadan bulabilmesi için ona tüm bunları yapmasını ilham eden, onu yaratıp var eden Allah'ın gözetimine ve yardımına ihtiyacı vardır.

Yarattığı varlıklar üzerinde gözetici olan ve onlara sınırsızca, hesapsızca ve bilinemeyecek yerlerden sürekli olarak rızık veren Allah'ın yaratması gözler önündedir. Küçücük bir kuşta sergilenen bu detay, Allah'ın büyüklüğünü ve Yüceliğini bir kez daha en güzel şekli ile sergilemiştir.

Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)


Bize Nimet Olarak Verilmiş Hayranlık Uyandırıcı Bir Detay: Deri

Bize düzgün bir görüntü veren, bedenimizin içinde süren olağanüstü hareketliliği gizleyen ve dış dünya ile bağlantımızı sağlayan en önemli duyulardan birini, "hissetmeyi" sağlayan kusursuz bir kılıftır deri. İçinde algılayıcı sinirler, dolaşım kanalları, havalandırma sistemleri, ısı ve nem ayarlayıcıları gibi sayısız faktör görev yapar. Deri; hem sağlam, hem de esnektir. Bir başka deyişle, bir arada olması neredeyse mümkün olmayan iki özelliğe birlikte sahiptir.

Deri, vücutta 2m2'lik bir alanı kaplar ve ağırlığı 3 kg'dır. Deri hücreleri ortalama bir hafta yaşarlar. Sonra ölür ve yenilenirler. İnsanın yaşamı süresince 20 kg deri hücresi üretilir. Derinin her cm2'sinde temasları algılamayı sağlayan ve bulundukları yere göre değişik görevler üstlenen duyu hücreleri bulunmaktadır. Örneğin kaynar suya eliniz değdiğinde, alıcılar devreye girer ve ilk olarak sıcağı sonra da acıyı hissetmenizi sağlarlar. Derinin üzerindeki alıcıların 30.000 tanesi sıcaklığı algılarken, 3.500.000 tanesi de acıyı hisseder.

Deri, bir insanı sarıp kuşatan mükemmel bir kılıftır.

Dış etkenlerden olumsuz etkilenmeyen, müthiş bir esnekliğe sahip olan, her mm2'sinden vücuttaki sinirlere, oradan da beyne mesaj iletebilen, sürekli olarak yenilenen ve sinir ve damar ağından oluşan bir insanın suretini mükemmel kılan bu özel eser, açıkça bir mucizedir. Allah bu mucizeyi her insanda var eder. Allah, bu mucizenin en küçük parçasına bile his verir. Allah bu mucizeyi o kadar kusursuz yaratmıştır ki, günümüz teknolojisi ile bir benzerinin yapılması imkansızdır.

Allah yarattığı bu kusursuz kılıf ile bizleri korur, bizlere dokunma nimetini verir ve bizlere güzel suretler bağışlar. Bu mükemmel nimet ve kusursuz detay, Allah'ın üstün ilmi ile insana özel olarak yaratılmış ve ikram edilmiştir.

Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin Suresi, 64)


Hücrenin İçindeki En Temel Detay: Protein

Hücrenin yapı taşlarından olan protein, aminoasitlerin sıralı dizilimi sonucunda oluşur. Bir proteinin oluşması için pek çok temel şart vardır. Bunlardan bazıları:

Aminoasitlerin peptid bağı adı verilen oldukça özel bir bağ ile bağlanmaları,

Tümünün "sol-elli" olması,

Ve özel bir dizilim ile bir araya gelmeleri gerektiğidir.

100 aminoasit uzunluğundaki küçük bir protein zincirinde bile bütün aminoasitlerin tesadüf eseri sol-elli olması, yine tesadüf eseri özel belirlenmiş bir sıralama ile bir araya gelmesi, üstelik yine tesadüfi olarak birbirine peptid bağı ile bağlanmış olması hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu ihtimallerin hiçbirinin tesadüfen mümkün olamayacağını gören bilim adamları bu konuda bir hesaplama yapmışlar ve böyle bir ihtimalin yaklaşık 10190'da 1 olduğunu tespit etmişlerdir. (Bu sayı 10 sayısının yanına 190 sıfır gelmesiyle oluşur). Böyle bir ihtimalin gerçekleşebilmesi için Dünya'nın yaşı kadar uzun bir süre verilse bile, bu proteinin tesadüflerin eseri olarak oluşması imkansızdır. Nitekim matematiksel olarak da 1050'de bir ihtimalin "sıfır" olarak kabul edildiğini de göz önünde bulundurduğumuzda, bu gerçek çok daha açık bir şekilde ortaya çıkar. Çünkü 10190 sayısı, yaklaşık 4 tane 1050 sayısından oluşmaktadır. (1050.1050.1050.1040=10190)

Proteinler, hücrelerin hem inşaat malzemesini hem de çok karmaşık makinelerini oluştururlar. Tüm bedeninizin, daha geniş bir ifadeyle tüm canlılığın temelidirler. Tek bir proteinin kendi kendine, tesadüflerin eseri olarak oluşma ihtimali imkansızken, bu mükemmel yapının hücrenin temelini oluşturması, bu kadar çok proteinin bir araya gelmiş ve sürekli olarak yeniden üretiliyor olması, evrim teorisini temelinden geçersiz kılan oldukça önemli bir gerçektir.

Allah, kendi kendine oluşması imkansız olan bu mükemmel hammaddeyi insanlara tanıtarak Kendi yaratma sanatının üstünlüğünü göstermektedir. İnsan, kendisini oluşturan sayısız proteinin varlığını sadece birkaç saniye düşünerek, Allah'ın her an bir mucize yaratmakta olduğu gerçeğini tüm açıklığıyla görebilir. Kendisine verilmiş bu büyük nimet karşılığında yapması gereken ise yalnızca şükredici olmaktır.

Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir. (Cin Suresi, 28)

    

© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.