|
BAL ARISI
"Rabbin
bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda
ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece
Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda
yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar,
onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz
düşünen bir topluluk için gerçekten
bunda bir ayet vardır." (Nahl Suresi, 68-69)
Arıların ürettiği bal dediğimiz maddenin insan vücudu
için ne denli önemli bir besin maddesi olduğunu artık
hemen herkes bilmektedir. Fakat bu değerli besin maddesini
üreten arının olağanüstü özellikleri çok az kişi tarafından
bilinir.
Arıların besin kaynağı bilindiği gibi çiçek özleridir.
Ancak kış aylarında çiçek özü bulmaları mümkün değildir.
Bu sebeple, topladıkları çiçek özlerini vücutlarındaki
özel salgılarla birleştirerek, yeni bir besin maddesini
yani balı üretir ve bunu kış için depolarlar.
Burada dikkat çeken nokta, arıların, ihtiyaçlarının
çok üzerinde bal depolamalarıdır. Tabii akla gelen ilk
soru, arı için gereksiz zaman ve enerji kaybı gibi gözüken
bu "aşırı üretim"den niçin vazgeçilmediğidir. Sorunun
cevabı ise Allah'ın Kuran'da bildirdiği "vahiy"de gizlidir.
Arılar yaratılışları gereği sadece kendilerine değil
insanlara da bal yapmaktadırlar. Yani arılar da yeryüzündeki
birçok canlı gibi insanların hizmetine sunulmuşlardır.
Tıpkı her gün kendisine pek faydası olmamasına rağmen
en az bir yumurta veren tavuk veya yavrusunun ihtiyacının
çok üstünde süt üreten inek gibi...
KOVAN İÇİNDEKİ MÜKEMMEL ORGANİZASYON
Arıların kovan içi yaşantıları ve bal üretimleri de
son derece ilginç bilgiler içerir. Biz, fazla ayrıntıya
girmeden, arıların "sosyal yaşam"larını temel özellikleriyle
tanıyalım. Arıların yapmaları gereken çok sayıda "iş"
vardır ve mükemmel bir organizasyonla bu işlerin üstesinden
gelirler:
Nemin ayarlanması ve havalandırma:
Bala önemli derecede koruyucu özellik kazandıran
kovan içi nem daima belli bir sınırda olmalıdır.
Kovanın içindeki nemin normalin altında veya
üstünde olması durumunda bal, hem besleyici hem
de koruyucu özelliğini kaybedecek, yani bozulacaktır.
Aynı şekilde kovanın ısısı
da on ay müddetince tam 32o C olmak zorundadır.
Kovandaki ısı ve nemin devamlı olarak
gerekli sınırlarda tutulması için özel
bir 'vantilatör grubu' görevlendirilmiştir.
Sıcak bir günde arıların kovanlarını havalandırdıkları
kolayca görülebilir. Kovan girişi arılarla dolar, zemin
tahtasına adeta kenetlenir ve kanatlarıyla kovanı yelpazelerler.
Standart bir kovanda hava, bir taraftan girip öteki
taraftan çıkması için zorlanır. Kovanın içindeki ekstra
yelpazeciler de havayı dört bir tarafa sürerler.
Kovan içi havalandırma sisteminin bir diğer yararı
da, kovanı dumandan ve havadaki kirlilikten korumaktır.
Sağlık
sistemi: Arıların balın niteliğinin bozulmaması
için gösterdikleri çaba sadece ısı ve nem ayarı ile
sınırlı değildir. Kovanda, bakteri üremesine neden olan
bütün olayları kontrol altında tutmak için mükemmel
bir sağlık sistemi çalıştırılır. Bu sistem ilk olarak
bakteri üretmesi ihtimali olan maddelerin ortadan kaldırılmasını
hedefler. Sağlık sisteminin ana prensibi yabancı maddelerin
kovana girmesini engellemektir. Bu nedenle kovanın girişinde
daima iki nöbetçi bulundurulur. Bu tedbire rağmen içeri
yabancı bir böcek ya da cisim girmişse, bunun en kısa
zamanda kovandan uzaklaştırılması için arılar seferber
olurlar ve bunu hemen dışarı atarlar.
Kovan dışına atılamayacak büyüklükteki yabancı cisimler
için ise başka bir korunma mekanizması devreye girer:
Arılar bu yabancı cisimleri "mumyalar"lar. Arılar böyle
durumlar için "propolis (arı reçinesi)" adı verilen
bir madde üretir ve bununla mumyalama işlemini gerçekleştirirler.
Çam, kavak, akasya gibi ağaçlardan topladıkları reçinelere
bazı özel salgılar ekleyerek üretilen arı reçinesi kovan
içindeki çatlakların yamanmasında da kullanılır. Arılar
tarafından çatlak üzerine sürülen reçine hava ile temasa
geçtiğinde kuruyarak sert bir yüzey oluşturur, böylece
her türlü dış etkiyi engeller. Arılar pek çok işlerinde
bu maddeyi kullanırlar.
Bu noktada akla pek çok soru gelecektir. Propolisin
özelliği, içinde bakteri barınamamasıdır. Bu da propolisi
mumyalama işi için ideal bir madde haline getirir. Arılar
bu maddenin mumyalama için ideal bir madde olduğunu
nereden bilmektedirler? Belli seviyede bir kimya bilgisi
ile, laboratuvarlarda ve teknoloji kullanılarak üretilebilecek
bir maddeyi awrılar nasıl üretmektedirler? Bir böcek
öldüğünde bakteri üreyeceğini ve bunun mumyalama işlemi
ile önleneceğini nasıl bilmektedirler?
Arının bu konu hakkında ne bir bilgisinin, ne de vücudunda
bir laboratuvarın bulunmadığı açıktır. Arı sadece 1-2
cm.lik bir böcektir ve sadece kendisine Allah'ın ilham
ettiği şekilde davranmaktadır.
"Biz onlara (hayvanlara) kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar. Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?"
(Yasin Suresi, 72-73) |
EN AZ MALZEME İLE EN FAZLA DEPOLAMA
Bal arıları küçük balmumu parçalarına şekil vererek,
30.000 arının yaşayabileceği ve birlikte çalışabileceği
bir kovan inşa ederler.
Kovan, her bir yüzünde yüzlerce küçük hücre bulunan
balmumu duvarlı peteklerden oluşur. Bütün petek hücreleri
tamı tamına aynı büyüklüktedir. Bu mühendislik harikası,
binlerce arının birlikte çalışmasıyla yapılır. Arılar,
bu hücreleri, besin depolamak ve genç arıların bakımı
için kullanırlar.
Bal arıları, petek hücrelerini milyonlarca yıldır (100
milyon yıl öncesine ait arı fosili bulunmuştur) altıgen
şeklinde inşa ederler. Acaba neden sekizgen, veya beşgen
gibi geometrik şekiller değil de özellikle altıgen seçilmiştir?
Bu sorunun cevabını matematikçiler veriyor: "Birim alanın
maksimum kullanımı için en uygun geometrik şekil altıgendir."
Petekler altıgen yerine başka bir biçimde inşa edilseydi
kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece daha
az bal depolanabilecek ve kovandan daha az sayıda arı
yararlanabilecekti.
Derinlikleri aynı olduğu sürece üçgen ve dörtgen hücrelerde
de altıgen hücrelerdeki kadar bal depo edilebilirdi.
Ancak bu şekillerden çevresi en kısa olan altıgendir.
Aynı hacime sahip olmasına rağmen, altıgen hücreler
için kullanılan malzeme üçgen veya dörtgen için kullanılandan
daha azdır.
Bu durumda şu sonuca varılır: Altıgen hücre, en çok
miktarda bal depolarken, inşası için en az balmumu gerektiren
şekildir. Karmaşık geometri işlemleri ile ortaya çıkan
bu sonuç, elbette arılar tarafından hesaplanmış değildir.
Bu küçük hayvanlar, altıgeni, yaratılışlarının bir gereği
olarak, yalnızca kendilerine öğretildiği, bir başka
deyişle "vahyedildiği" için kullanmaktadırlar.
Arıların altı köşeli hücreleri her yönden kullanışlı
bir tasarımdır. Hücreler birbirine uygun ve duvarları
ortaktır. Bu, yine en az balmumuyla en fazla depolamayı
sağlar. Hücre duvarları oldukça ince olmalarına rağmen
kendi ağırlıklıklarının birkaç katını taşıyabilecek
güçtedirler.
Arılar hücrelerin yan yüzeylerinin yanında, dip taraflarını
da yaparken en çok tasarruf ilkesini göz önünde bulundururlar.
Petekler, sırt sırta vermiş iki sıralı bir dilim şeklinde
yapılır. Bu durumda iki hücrenin birleşim noktaları
problemi doğacaktır. Bu sorun, hücre tabanlarının, üç
eşkenar dörtgeni birleştirerek inşa edilmesiyle çözülmüştür.
Peteğin bir yüzünde üç hücre yapılması, tabanın öteki
yüzdeki bir hücre tabanının kendiliğinden yapılmış olması
demektir.
Taban eşkenar dörtgen şeklindeki balmumu plakalarından
oluştuğundan, bu yöntemle yapılan hücrelerin dibinde
aşağı doğru bir derinleşme görülür. Bu hücrenin hacminin,
dolayısıyla da depolanacak balın miktarının artması
demektir.
PETEK HÜCRELERİNİN DİĞER ÖZELLİKLERİ
Bal arılarının petek inşası sırasında dikkat ettikleri
bir başka özellik, hücrelerin eğimidir. Hücreler her
iki yana doğru 13'er derece yükseltilerek yere tam paralel
olmaları engellenir. Böylece bal, ağız kısmından akıp
gitmez.
İşçi bal arıları çalışırken birbirlerine halkalar şeklinde
asılarak salkım biçiminde toplanırlar. Bundaki amaç,
balmumu üretimi için gerekli olan ısının sağlanabilmesidir.
Karınlarındaki torbacıklar saydam bir sıvı üretirler.
Bu sıvı, dışarı sızar ve beyaz ince balmumu tabakalarını
sertleştirir. Arılar, balmumunu ayaklarındaki küçük
kancalarla toplarlar. Bu balmumunu ağızlarına koyarlar
ve yumuşayıncaya kadar ağızlarında işlerler ve peteklerde
onu şekillendirirler. Birçok arı birlikte hareket ederek,
balmumunun yumuşak ve işlenebilir halde kalması için
çalışma yerinin tam istenilen ısıda olmasını sağlarlar.
Peteğin inşasında çok ilginç bir nokta daha vardır:
Peteğin yapılmasına kovanın üst kısmından başlanır ve
aynı anda iki-üç dizi aşağı doğru örülür. Bir petek
dilimi her iki yana doğru genişlerken, önce içerdiği
iki sıranın tabanları birleşir. Bu iş gayet uyumlu ve
düzenli bir şekilde gerçekleşir. Öyle ki peteğin farklı
iki ya da üç parçadan meydana getirildiğini fark etmek
mümkün değildir. Aynı anlarda değişik uçlardan yapılan
petek dilimleri o kadar düzgündür ki, yüzlerce açı barındırmasına
rağmen tek parça bir yapı izlenimi verir.
Sizin yaratılışınızda
ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan
bir kavim için ayetler vardır."
(Casiye Suresi,
4) |
Bunun oluşabilmesi için, arıların başlangıç
ve birleşme noktaları arasındaki uzaklıkları
önceden hesaplayıp, hücrelerin boyutlarını
ona göre planlamaları gerekir. Binlerce arının
bu kadar hassas bir hesabı tutturabilmesi bilim adamlarını
hayretler içinde bırakmıştır.
İnsanların bile altından kalkamayacağı bu işi arıların
düzenleyebileceklerini düşünmenin akılcı olmadığı ortadadır.
O kadar ince bir hesap ve ayrıntılı bir organizasyon
vardır ki, bunu kendi kendilerine başarmaları mümkün
değildir. Öyleyse arılar bunu nasıl başarmaktadırlar?
Evrim taraftarlarının bu konuda söyleyecekleri tek şey,
olayın "içgüdü" sayesinde başarıldığıdır. Ama bu içgüdü
denilen, nasıl bir şeydir ki, aynı anda binlerce arıya
hitap etmekte ve onların kollektif bir iş yapmalarını
sağlamaktadır? Çünkü arıların her birinin kendi "içgüdüleri"
ile böyle bir işe yönlendirilmeleri yetmez; yaptıkları
işin birbiriyle uyumlu olması da gerekmektedir. Bu sebeple
aynı merkezden gelen bir "içgüdü" ile yönlendirilmelidirler.
Farklı noktalardan kovanı inşa etmeye başlayan, en sonunda
da hiçbir açıklık kalmadan ve tüm altıgenler eşit olacak
biçimde inşa ettiklerini birleştiren arılar, hiç şüphesiz
ki aynı merkezden "içgüdü"sel mesajlar alıyor olmalıdırlar!...
Yaptığımız açıklamada kullandığımız "içgüdü" kelimesi
aslında Allah'ın Yusuf Suresi'nin 40. ayetinde "Sizin
Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında
hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak
adlandırdıklarınızdan başkası değildir." hükmüyle haber
verdiği isimlerden başka bir şey değildir. Böylesine
apaçık gerçekleri örtbas edebilmek endişesiyle "kuru
isimler" üzerinde ısrar etmenin bir faydası yoktur.
Arılar, topluca tek bir yerden yönlendirilmekte ve böylece
asla kendi başlarına yapamayacakları işleri başarmaktadırlar.
Onları buna yönelten de ismi konulmuş fakat hiçbir tanımı
olmayan içgüdüler değil, Nahl Suresi'nde Allah'ın bildirdiği
üzere, "vahiy"dir. Bu küçük hayvanlar, kendilerini belirli
bir görev için yaratmış olan Allah'ın, kendilerine verdiği
"program"ı uygulamaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.
YÖNLERİNİ NASIL TAYİN EDİYORLAR?
Arılar
çoğu zaman yiyecek bulmak için uzaklara giderek geniş
alanları taramak zorunda kalırlar. Kovanlarının 800
m. ötesine kadar uzanan bir alan içerisinde, kır çiçeklerinden
bal özü ve çiçek tozu toplarlar. Çiçekleri bulan arı,
bunların yerini haber vermek üzere kovanına döner. Ancak
bu arı, kovandaki arkadaşlarına çiçeklerin yerini nasıl
anlatacaktır?
Dans yoluyla!... Kovana dönen arı bir çeşit dans yapmaya
başlar. Bu dans, diğer arıların, çiçeklerin yerini bulabilmeleri
için kullanılan bir anlatım yoludur. Arının yaptığı
tekrarlı dans, diğer arılara hedefe ulaşmak için gereken
doğrultu, yön, uzaklık gibi bütün bilgileri eksiksiz
olarak verir.
Dans, arının devamlı olarak çizdiği "8" şeklinden ibarettir
(üstte). Arı, sekizin ortasını, kuyruk kısmını titreterek
zig-zaglar halinde çizer. Zig-zaglı yolun Güneş-kovan
arasındaki doğrultuyla yaptığı açı, çiçek kaynağının
tam yönünü verir. (Aşağıda)
Kaynağın
yönünü bilmek de tek başına bir işe yaramaz. İşçi arılar
bal özü toplayabilmek için, ne kadar uzağa gitmeleri
gerektiğini de "bilmeli"dir. Kovana dönen arı, diğer
arılara, yine belirli vücut hareketleriyle çiçek polenlerinin
bulunduğu uzaklığı "anlatır". Bunu gövdesinin alt kısmını
sallayıp ani hava akımları oluşturarak belirtir. Diğer
arılar da antenleri ile bu akımları algılayarak gidecekleri
besin kaynağının uzaklığını tesbit ederler. Örneğin;
250 metre uzaklıktaki yeri "tarif etmek" için yarım
dakikalık bir süre içinde vücudunun alt kısmını 5 kez
sallar. Böylece belirtilen açı ve uzaklıkla hedefin
yeri kesin olarak belirtilmiş olur.
Ama
kaynağa gidiş-geliş süresi uzun süren uçuşlarda, arıyı
yeni bir sorun bekler: Besin kaynağını sadece Güneş'e
göre tarif etme yeteneğine sahip olan arı, kovana dönene
kadar, Güneş her 4 dakikada bir 1 derece yer değiştirir.
Buna göre arı, yolda geçirdiği her 4 dakika için arkadaşlarına
verdiği yönde bir derece hata yapacaktır.
Elbette arının böyle bir problemi de yoktur. Çünkü
gözü yüzlerce minik altıgen mercekten oluşur. Her mercek
tıpkı bir teleskopta olduğu gibi çok dar bir alanı görür.
Günün belirli bir anında Güneş'e doğru bakan bir arı,
uçarken sürekli olarak yerini bulabilir. Ayrıca arının
bu hesabı, zamana göre Güneş'in verdiği aydınlığın değişmesinden
faydalanarak yaptığı tahmin edilmektedir. Sonuçta arı,
Güneş ilerledikçe kovanda vereceği yönde düzeltme yaparak
hedefin yönünü hatasız olarak belirler.
ÇİÇEK İŞARETLEME YÖNTEMİ
Bal
arıları, bir çiçeğin nektarının daha önce başka arılarca
tüketildiğini konar konmaz anlar ve hemen çiçeği terk
ederler. Bu sayede hem vakit hem de enerji kaybından
kurtulurlar. Peki arı çiçek üzerinde inceleme yapmadan
nektarın tükendiğini nereden anlamaktadır?
Çünkü çiçekten faydalanan ve nektarı tüketen "arkadaşları"
o çiçeği, özel kokulu bir damla bırakarak işaretlerler.
Onlardan sonra gelen herhangi bir arı çiçeğe konar konmaz
önceden bırakılan kokuyu alır ve çiçeğin işe yaramaz
olduğunu anlayarak hemen başka bir çiçeğe yönelir. Böylece
birden fazla arının aynı çiçekle zaman kaybetmeleri
engellenmiş olur.
BAL MUCİZESİ
Allah'ın küçücük bir hayvan kanalıyla insanlara sunduğu
balın ne denli büyük bir besin kaynağı olduğunu biliyor
musunuz?
Bal,
fruktoz ve glukoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum,
potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve
fosfor gibi minerallere sahiptir. Nektar ve polen kaynaklarının
niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2,
C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır,
iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur. Balın
içeriğinde bunların dışında bazı hormonlar da vardır.
Bal, Kuran ayetinde vurgulandığı gibi, "insanlara şifa"
olma özelliği taşımaktadır. 20-26 Eylül 1993'te Çin'de
yapılan Dünya Arıcılık Kongresi'nde bilim adamlarının
bal hakkındaki yorumları da bunu doğrulamaktadır: "Kongre'de,
arı ürünleri ile tedavi konusu ağırlık kazandı. Özellikle
ABD'li bilim adamları bal, arı sütü, polen ve arı reçinasının
(propolis) birçok hastalığı tedavi ettiğini bildirdiler.
Romanyalı bir doktor balı katarakt hastaları üzerinde
denediğini ve 2094 hastadan 2002'sinin (%95) bal sayesinde
tam olarak iyileştiğini açıkladı. Polonyalı doktorlar
ise arı reçinasının hemoroid, deri hastalıkları, kadın
hastalıkları gibi birçok hastalığa iyi geldiğini tespit
ettiklerini bildirdiler." (Hürriyet Gazetesi, 19 Ekim
1993)
Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde arıcılık ve arı
ürünleri artık başlıbaşına bir araştırma dalı durumundadır.
Balın diğer yararları ise şöyle sıralanabilir:
Kolayca sindirilir: İçindeki
şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun glukoza)
dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek miktarda
asit içermesine rağmen en hassas mideler tarafından
bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların
ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
Süratle kana karışır:
Bal ılık suyla karıştırıldığında 7 dakika içinde kana
karışır. İçerdiği serbest şekerlerden dolayı beynin
çalışması kolaylaşır.
Kan yapımına destek olur:
Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin
önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine
de yardımcı olur. Kan dolaşımını hem düzenleyici, hem
de kolaylaştırıcı yönde etkisi vardır. Damar sertliğine
karşı önemli bir koruyucudur.
İçinde bakteri barınamaz:
Balın bakteri barınmasına olanak tanımayan özelliği
"inhibine etki" olarak adlandırılır. Yapılan deneyler
sulandırılmış balın bakteri öldürücü özelliğinin saf
bala göre iki kat arttığını göstermiştir. İlginç olan
ise, arı kolonisine yeni dahil olacak kurtçukların,
kendilerine bakmakla görevli arılarca -sulandırılmış
balın bu özelliğini bilirmişcesine- sulandırılmış balla
beslenmeleridir.
Arı Sütü: Arı sütü, kovandaki
işçi arıların ürettiği bir maddedir. Çok besleyici olan
arı sütünde şeker, protein, yağ ve birçok vitamin bulunur.
Vücudun kuvvetsiz düştüğü durumlarda ve doku yaşlanmalarından
ileri gelen bozukluklarda kullanılır.
Arıların ihtiyaçlarından çok fazla ürettikleri
balı, insanlar için ve insanlara uygun olarak yaptıkları
açıktır. Bu inanılmaz görevi "kendi başlarına"
yapamayacakları da...
"...Onların
(arıların) karınlarından türlü
renklerde şerbet çıkar, onda insanlar
için şifa vardır..."
(Nahl Suresi, 69)
|
|