II. BÖLÜM:
'İNSAN'
"İnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu düşünmüyor mu?"
(Meryem Suresi, 67) |
RAHİMLERDEKİ YARATILIŞ
Eğer
insan, aklını kullanıp "ben nasıl var oldum?" sorusuna
samimi bir cevap bulmaya çalışmazsa, genellikle "nasıl
oldumsa oldum!..." gibi bir mantığa kapılacaktır. Bu
mantığa kapılınca da zaten, ona bu tür konular üzerinde
bir daha düşünmeye pek zaman bırakmayacak bir hayat
tarzını benimseyecektir.
Oysa akıl sahibi insana düşen, nasıl var olduğu üzerinde
düşünmek ve hayatın anlamını buna göre belirlemektir.
Bunu yaparken de, kimilerinin yaptığı gibi, varacağı
sonucun "ben yaratılmışım" şeklinde çıkmasından korkmamalıdır.
Çünkü sözünü ettiğimiz insanlar, kendilerini bir Yaratıcıya
karşı sorumlu hissetmek istemezler. Yaratılmış olduklarını
kabul ettiklerinde, hayat tarzlarını, kurulu düzenlerini
veya bağlı oldukları ideolojilerini terk etmek zorunda
kalmaktan çekinirler. Ya da kendilerini Yaratana boyun
eğmekten kaçarlar. Bu psikolojiyi taşıyanlar, Kuran'da
Allah'ın bildirdiği gibi "vicdanları
kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla"
(Neml Suresi, 14) Allah'ı inkar edenlerdir.
Varlığını "zulüm ve büyüklenme"ye kapılmadan, akıl
ve vicdan ölçüsünde değerlendiren insan ise, kendinde
Allah'ın yaratışından başka birşey görmeyecektir. Varlığının,
kendisinin yaratmadığı ve kontrol edemediği binlerce
karmaşık sistemin uyumuna bağlanmış olduğunu fark edecektir.
"Yaratılmış" olduğunu kavrayacak ve Yaratıcımız olan
Allah'ı tanıyıp O'nun kendisini hangi amaca yönelik
olarak yarattığını anlamaya yönelecektir.
İnsan "yaratılmış" olduğunu izlerken, ona rehberlik
eden bir kaynak vardır: Kuran. Bu kitabı, Yaratıcımız
olan Allah ona ve diğer insanlara indirmiştir. Kuran
tüm insanlar için bir "yol göstericidir". Yaratılış
olayının aynen Kuran'da tarif edildiği gibi gerçekleşmiş
olması da, akıl sahibi insanlara önemli mesajlar vermektedir.
İleriki sayfalarda, akıl ve vicdan sahiplerine nasıl
"yaratıldıklarını" ve bu yaratılışın içindeki muhteşemliği
gösteren bilgilere yer verilmiştir.
İnsanın yaratılışının öyküsü, birbirinden çok uzak
iki ayrı yerde başlar. İnsan, kadın ve erkek bedeninde
birbirinden tümüyle bağımsız olarak oluşan, ama birbiriyle
tümüyle uyumlu olan iki ayrı özün birleşmesiyle hayata
adım atar. Erkek bedeninde oluşan spermin erkeğin isteği
ya da kontrolü ile oluşmadığı ortadadır, aynı kadın
bedeninde oluşan yumurtanın kadının isteği ya da kontrolü
ile oluşmadığı gibi. Onların bu olaylardan haberi bile
yoktur.
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik
etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz
meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa
yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
Aslında, çok açıktır ki, erkekten gelen öz de, kadından
gelen öz de, birbirlerine uyumlu olarak yaratılmışlardır.
Bu iki özün yaratılışı da, birleşmeleri de, gelişip
insan haline dönüşmeleri de gerçekte büyük birer mucizedir.
TESTİS VE SPERMLER
Yeni bir insan yaratılmasının ilk basamağı olacak spermler
erkek vücudunun "dışında" üretilir. Bunun sebebi üretimin
ancak vücut ısısının yaklaşık 2 0C altında gerçekleşebilmesidir.
Bu ısının sabitlenmesi için bir de testis üstüne yerleştirilmiş
özel deri çalışır. Bunun fonksiyonu soğukta büzüşerek,
sıcakta ise genleşip terleyerek gerekli olan ısıyı sabit
tutmaktır. Acaba bu hassas dengeyi erkeğin kendisi mi
"ayarlayıp" düzenlemektedir? Elbette ki hayır. Erkeğin
bundan haberi bile yoktur. Yaratılışı reddetmekte direnenler,
bunun ancak "insan vücudunun keşfedilmemiş bir fonksiyonu"
olduğunu söyleyebilirler. Bu "keşfedilmemiş fonksiyon"
sözü ise "kuru bir isimlendirme"den başka bir şey değildir.
Testislerin iç görüntüsü
ve spermler |
Testislerde dakikada ortalama 1000 adet üretilen spermler
erkekten kadının yumurtalarına doğru yapacağı yolculuk
için sanki oradaki ortamı "biliyormuşcasına" özel bir
dizayna sahiptirler. Sperm, baş, boyun ve kuyruktan
oluşur. Kuyruğu, spermin bir balık gibi ana rahminde
ilerlemesini sağlayacaktır.
Bebeğin genetik şifresinin bir bölümünü barındıracak
olan baş kısmı ise özel bir koruyucu zırhla kaplanmıştır.
Bu zırhın faydası anne rahminin girişinde fark edilir:
Buradaki ortam son derece asidiktir. Spermin, bu asidin
varlığını bilen "birisi" tarafından koruyucu zırhla
kaplandığı ise son derece açıktır. (Bu asidik ortamın
da nedeni annenin mikroplardan korunmasıdır.)
Erkekten rahme atılan sadece milyonlarca sperm değildir.
Meni birbirinden farklı sıvıların karışımından oluşur.
Allah Kuran'da, bu gerçeği şöyle vurgular:
"Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha
kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan
bir süre gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık
olan bir damla sudan yarattık..." (İnsan Suresi, 1-2)
Meni içindeki bu sıvılar spermlerin gerek duyduğu enerjiyi
karşılayacak olan şekeri içerir. Ayrıca baz özelliğiyle
ana rahminin girişindeki asitleri nötralize etmek, spermin
hareket edeceği kaygan ortamı sağlamak gibi görevleri
de vardır. Burada da yine iki ayrı ve bağımsız varlığın
birbiriyle kusursuz bir uyum içinde yaratıldığını görüyoruz.
Spermler yumurtaya varana kadar annenin vücudunda zorlu
bir yolculuk geçirirler. Kendilerini ne kadar savunurlarsa
savunsunlar, 200-300 milyon spermden yumurtaya ulaşanların
sayısı bini pek aşamaz.
YUMURTA
Sperm
yumurtaya uygun olarak düzenlenirken, çok ayrı ve farklı
bir ortamda da yumurta hayata tohum olmaya hazır hale
getirilmektedir... Kadının haberi bile yokken, yumurtalıklarda
oluşan bir yumurta önce karın boşluğuna bırakılır ve
hemen sonra ana rahminin fallop tüpü denen uzantılarının
ucunda yer alan kollar sayesinde yakalanır. Ardından
yumurta fallop tüpünün iç yüzeyindeki tüylerin hareketiyle
ilerlemeye başlar. Büyüklüğü ise bir tuz tanesinin ancak
yarısı kadardır. (solda)
Yumurta-sperm buluşmasının yeri fallop tüpüdür. Burada
yumurta özel bir sıvı salgılamaya başlar. İşte bu sıvı
sayesinde spermler yumurtanın yerini bulurlar. Dikkat
edelim: Yumurta "salgılamaya başlar" derken bir insandan
ya da şuurlu bir varlıktan söz etmiyoruz. Bu ufacık
protein yığınının, "kendi kendine" böyle bir şeye "karar
vermesi", daha da ötesi spermi kendine çekecek bir kimyasal
bileşim "hazırlayıp" salgılaması tesadüfle açıklanamaz.
Ortada açık bir tasarım vardır.
Özetle, vücudun üreme sistemi özellikle yumurtayla
spermi buluşturacak şekilde hazırlanmıştır. Ve kadın
üreme sistemi spermlere, spermler de kadın vücudundaki
ortama uygun olarak yaratılmıştır.
SPERM VE YUMURTA BULUŞMASI
Yumurtanın etrafını saran
spermler. |
VE BİRLEŞME ANI...
Uzun ve zorlu bir yolculuk geçiren spermlerden biri
yumurtayı döllemek için içeri giriyor... |
Yumurtayı dölleyecek sperm yumurtaya yaklaştığında, yine
yumurtanın salgılamaya "karar verdiği" (!) ve sperm için özel
olarak hazırlanmış bir sıvı, spermin koruyucu zırhını eritir.
Bunun sonucunda da bu kez spermin ucunda olan ve yine özel
olarak yumurta için hazırlanmış bulunan eritici enzim kesecikleri
açığa çıkar. Sperm yumurtaya ulaştığında bu enzimler yumurtanın
zarını delerek spermin içeri girmesini sağlarlar. Yumurtanın
etrafını kuşatan spermler içeri girmek için büyük bir yarışa
başlarlar. Ancak yumurtayı genelde tek bir sperm döller.
Allah'ın Kuran'da bu aşama ile ilgili olarak verdiği
bilgiler son derece dikkat çekicidir. Allah Kuran'da,
insanın sıvının yani meninin özünden meydana getirildiğini
şöyle bildirmektedir:
"(Allah) sonra insanın neslini bir
özden, değersiz bir sıvının özünden meydana getirdi."
(Secde Suresi, 8)
Yumurtayı dölleyecek sperm
yumurtaya yaklaştığında, yumurta birdenbire özel
bir sıvı salgılar ve bu sıvı spermin koruyucu zırhını eritir. Böylece spermin ucunda özel olarak hazırlanmış bulunan eritici enzim kesecikleri açığa çıkar. Sperm yumurtaya ulaştığında bu enzimler
yumurtanın zarını delerek spermin içeri girmesini
sağlar. |
Allah'ın ayette bildirdiği gibi, yumurtayı spermleri
taşıyan sıvının kendisi değil, içinde taşıdığı tek bir
sperm, hatta onun da "özü" olan kromozomlar döllemektedir.
Tek bir spermi içeri alan yumurtaya artık bir başka
spermin girmesi mümkün değildir. Bunun sebebi yumurtanın
etrafında bir elektriksel alan bulunmasıdır. Yumurta
çevresi (-) elektrik yüklüdür ve ilk sperm yumurtaya
girer girmez bu potansiyel (+) olur. Böylece dışarıdaki
spermlerle aynı elektrik yükünü taşıyan yumurta, bu
kez onları itmeye başlar.
Yani birbirinden ayrı ve bağımsız olarak oluşan iki
özün elektriksel yükleri de birbirleriyle uyum içindedir.
Sonunda spermdeki erkeğin DNA'sıyla kadının DNA'sı
birleşir. Artık annenin karnında yabancı, yeni bir hücre
(zigot), yeni bir insanın ilk tohumu vardır.

(Sol üst ve alttaki resim)
Tek bir hücreyle başlayan gelişim, hücrelerin sürekli
bölünmesiyle devam eder.
(Sağ resim) Hücre topluluğunun
ana rahmine asılmış hali.
|
RAHİME YAPIŞAN ALAK...
Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta üstte değindiğimiz
şekilde birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş
olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu tek hücre,
hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek
bir "et parçası" haline gelecektir.
Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez.
Rahim duvarına tutunur, sahip olduğu uzantılar sayesinde
toprağa yerleşen kökler gibi oraya yapışır. Bu bağ sayesinde
de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin
vücudundan alabilir.
Kuşkusuz böyle bir detay, çok iyi bir tıp bilgisi olmadan
bilinemez. Bundan 14 yüzyıl önce insanların böyle bir
bilgiye sahip olamayacağı da açıktır. Ama ne ilginçtir
ki, Allah Kuran'da anne karnında büyümeye başlayan zigottan
söz ederken, onu hep "alak" olarak tanımlamaktadır:
Yaratan
Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak'tan (asılıp tutunan
şeyden) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
(Alak Suresi, 1-3)
İnsan, "kendi başına ve sorumsuz"
bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla
su değil miydi? Sonra bir alak oldu, derken (Allah, onu) yarattı
ve bir "düzen içinde biçim verdi." Böylece ondan, erkek ve
dişi olmak üzere çift kıldı." (Kıyamet Suresi, 36-39)
ÜÇ KARANLIK BÖLGE
Çocuğun döllenmeden itibaren gelişimi üç bölge
içinde olmaktadır.
Bu üç bölge:
1. Fallop borusundaki bölge; bu bölge spermle
yumurtanın birleştiği ve yumurtalığın rahime bağlı
olduğu bölümdür.
2. Ceninin tutunarak gelişmeye başladığı rahim
duvarının içindeki bölme.
3. Ceninin özel bir sıvı dolu kese içerisinde
gelişmeyi sürdürdüğü bölge.
Kuran-ı Kerim'de Allah konuyla ilgili olarak şöyle
buyurmaktadır:
"...Sizi annelerinizin karınlarında,
üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir
başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır.
İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur.
O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?"
(Zümer Suresi, 6). |
Bu "alak" kelimesinin Arapçadaki anlamı ise, "bir yere
asılıp tutunan şey"dir. Hatta kelime asıl olarak bir
bedene yapışıp oradan kan emen sülükler için kullanılır.
Bu kelimenin, rahim duvarına yapışıp oradan yaşamı için
gerekli şeyleri emen zigotu tanımlamak için kullanılabilecek
en uygun kelime olduğu ise açıktır.
Allah'ın Kuran'da zigot hakkında verdiği bilgiler bununla
da bitmez. Döl yatağına tam anlamıyla tutunmuş olan
zigot gelişmeye başlar. Anne rahmi ise, zigotu saran
ve "amnion sıvısı" denen bir sıvı ile doludur. Bebeğin
içinde büyüdüğü amnion sıvısının dikkati çeken en önemli
özelliği, dışarıdan gelecek darbelere karşı bebeğin
güvenliğini sağlamasıdır. Kuran'da bu gerçeği de Allah
şöyle bildirmektedir:
"Sizi basbayağı bir sudan yarattık.
Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik."
(Mürselat Suresi, 20-21)
İnsanın oluşumu ile ilgili olarak verilen bilgiler, Kuran'ın
bu oluşumu en ince ayrıntısına kadar bilen bir kaynaktan geldiğini
göstermektedir bize. Bu durum, bizlere Kuran'ın Allah'ın sözleri
olduğunu bir kez daha ispatlar.
GÖZ
OLUŞURKEN...
 |
Bu
arada, zaman geçtikçe, başlangıçta jelatini andıran
ceninde büyük bir değişim görülür. İlk baştaki o yumuşak
yapının içinde vücudun dik durmasını sağlayacak sert
kemikler oluşmaya başlar. Öyle ki başlangıçta aynı yapıya
sahip olan hücreler farklılaşarak, kimi ışığa karşı
hassas göz hücrelerini, kimi sıcağı, soğuğu ya da acıyı
algılayan sinir hücrelerini veya ses titreşimlerini
algılayan hücreleri oluşturur. Bu farklılaşmaya hücreler
mi karar vermektedir? Kendi kendilerine, insan gözünü
ya da kalbini oluşturmaya karar verip, bu akılalmaz
işi onlar mı başarmaktadır? Yoksa onlar bu işe uygun
olarak mı yaratılmışlardır? Akıl ve vicdan kuşkusuz
ikinci seçeneği kabul edecektir.
Bütün bu anlatılan işlemlerin sonunda, bebek annesinin
karnındaki gelişimini tamamlamış ve dünyaya gelmiştir.
Bu haliyle anne karnındaki halinden 100 milyon kat büyük,
6 milyar kat da ağırdır... Burada anlatılanlar, başka
herhangi bir canlının değil, bizim hayata başlangıç
hikayemizdir. İnsan için, böylesine karmaşık, olağanüstü
bir olayın kaynağını bulmaktan daha önemli ne olabilir?
Bütün bu karmaşık işlemlerin "kendi kendine" oluştuğunu
düşünmek akıl dışıdır. Hiç kimse kendi kendini ya da
başka bir insanı veya herhangi bir maddeyi yaratma gücüne
sahip değildir. Anlatılan mükemmel sistemlerin hepsini
Allah yaratmaktadır. Hem de her anını, her saniyesini
ve her aşamasını...
"O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi
gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi
ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitaptadır.
Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır." (Fatır Suresi,
11)
"Akıtılan bir meniden" insana dönüşen vücudumuz milyonlarca
hassas denge içerir. Biz farkında olmasak da, vücudumuzda
yaşamamızı sağlayan son derece karmaşık ve hassas sistemler
vardır. Tüm bu sistemleri, insanın, kendisinin "yaratıldığını"
anlaması için, herşeyin tek sahibi, Yaratıcımız ve Rabbimiz
olan Allah var etmektedir.
İnsan Allah'ın yarattığı bir varlıktır. Yaratıldığına
göre, "kendi başına ve sorumsuz" bırakılacak değildir.
|
İNSAN YÜZÜNÜN
İLK GÜNLERİ VE SONRASI
|
"Sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel kıldı." (Mümin Suresi,
64) |
Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar?
Yoksa yaratıcılar kendileri mi? Yoksa gökleri ve yeri onlar
mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
(Tur Suresi, 35-36)
ANNE SÜTÜ...
EMME
REFLEKSİ
Bebekler anne karnından emme refleksini kazanmış
olarak doğarlar. Anne karnında parmak emme ile başlayan
emme talimleri doğum sonrası bebeğin beslenmesi
için büyük önem taşımaktadır. Çünkü bebeğin, tek
besin kaynağı olan sütü başka bir şekilde almasına
olanak yoktur. |
Spermden bebeğe dönüşen yeni insanın beslenmesi de
başlıbaşına bir mucizedir. Bebek için özel olarak hazırlanan
ve ne annenin ne de başkasının yapımına katkıda bulunmadığı
anne sütü, olabilecek en iyi besindir.
Anne sütü bileşimindeki maddeler sayesinde hem yeni
doğan yavru için mükemmel bir besin kaynağı, hem de
bebeğin ve annenin hastalıklara karşı direncini artıran
bir maddedir. Doktorlar suni olarak üretilen mamaların
ancak sütün yetersiz gelmesi halinde kullanılması, çocuğun
özellikle ilk aylarda kesinlikle anne sütüyle beslenmesi
gerektiği konusunda birleşmektedirler. Anne sütünü biraz
tanıyalım:
Anne sütünün
en ilginç özelliği, bebeğin gelişme dönemlerine göre
karışımının değişmesidir. Sütün kalori miktarı ve besin
dengesi, bebeğin erken veya zamanında doğmuş olmasına
göre de değişiklikler gösterir. Bebek erken doğumla
dünyaya gelmişse, anne sütünün içerdiği yağ ve protein
miktarı normal olgunluktaki bebeğinkine göre daha fazladır.
Çünkü erken doğan bebeğin yüksek kaloriye ihtiyacı vardır.
Bebeğin
ihtiyacı olan savunma sistemi elemanları, yani antikorlar
ve savunma hücreleri, anne sütünün içinde bebeğe hazır
olarak verilir, adeta paralı askerler gibi ait olmadıkları
bir vücut için savunma yapar ve bebeği düşmanlarından
korurlar.
Antibakteriyeldir.
Oda sıcaklığında altı saat tutulan sütlerde bakteriler
gelişerek sütü bozduğu halde, bu süre zarfında anne
sütünde bakteri oluşmaz.
Bebeği
damar sertliğinden korur.
Bebek
tarafından kısa sürede sindirilir.
Modern laboratuarlarda beslenme uzmanlarınca yapılan
mamaların hiçbirinin anne sütü kadar yararlı olmadığını
biliyoruz. Bu bebek mamalarından daha üstün olan bebek
sütünün, bir laboratuvarda değil, insan vücudunda ve
annenin haberi bile yokken kimin tarafından üretildiği
sorusu nasıl açıklanabilir? Açıktır ki, anne sütünü,
o süte ihtiyacı olan bebeği de yaratan Allah var etmiştir.
"...O'na mülkünde ortak
yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli
bir ölçüyle takdir etmiştir." (Furkan Suresi, 2) |