|
GİRİŞ
Evrim teorisi, İngiliz doğabilimci Charles Darwin tarafından
19. yüzyılın ortalarında ileri sürüldü. O dönemin bugüne
kıyasla en belirgin özelliği ise, bilim ve teknoloji
düzeyinin son derece geri olmasıydı. 19. yüzyılın bilim
adamları basit laboratuvarlarda, oldukça ilkel araçlarla
çalışıyorlardı. Kullandıkları araçlarla bakterilerin
dahi varlığını görmeleri mümkün değildi. Dahası, Ortaçağ'dan
beri süregelen pek çok batıl inanış, bilim adamlarını
hala etkisi altında tutuyordu.
Bu batıl inanışların biri, canlılığın temelde basit
bir yapıya sahip olduğu düşüncesiydi. Eski Yunan düşünürü
Aristo'ya kadar uzanan bu inanışa göre, canlılık bazı
cansız maddelerin ıslak bir ortamda tesadüfen yanyana
gelmeleriyle kendiliğinden başlayabiliyordu.
Darwin, teorisini geliştirirken bu inanışa, yani canlılı
ğın temelde basit bir yapıya sahip olduğu düşüncesine
dayandı. Darwin'in teorisini benimseyen ve savunan diğer
biyologlar da aynı şekilde düşündü. Örneğin Darwinizm'in
Almanya'daki en büyük destekçisi olan Earnst Haeckel,
o dönemin mikroskoplarında sadece koyu bir leke gibi
görünen canlı hücrenin çok basit bir yapıya sahip olduğunu
düşünüyordu. Hatta bir yazısında hücre için açıkça "jöle
dolu basit bir baloncuk" demişti.
İşte evrim teorisi, bu ve benzeri varsayımlar üzerine
kuruldu. Teoriyi ortaya atan Haeckel, Darwin ya da Huxley
gibi isimler, canlılığın çok basit bir yapıya sahip
olduğunu ve dolayısıyla bu basit yapının tesadüflerle
kendi kendine oluşabileceğini düşünüyorlardı. Ancak,
yanılıyorlardı.
Darwin'den günümüze kadar geçen bir buçuk yüzyıl içinde,
bilim ve teknolojide dev adımlar atıldı. Bilim adamları,
Haeckel'in "jöle dolu basit bir baloncuk" dediği
hücrenin gerçekte nasıl bir yapıya sahip olduğunu keşfettiler.
Ve hücrenin hiç de önceden sanıldığı gibi basit olmadığını
hayretle gördüler. Hücrenin içinde, Darwin zamanında
hayal bile edilemeyecek kadar kompleks bir sistem olduğu
ortaya çıktı.
Ünlü bir moleküler biyolog olan Profesör Michael Denton,
hücrenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlatmak için
şöyle bir benzetme yapar:
"Moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılan
yaşam gerçeğini kavrayabilmek için, bir hücreyi yaklaşık
bin milyon kez büyütmemiz gerekir. Bu durumda hücre,
New York ya da Londra gibi büyük bir şehri kaplayacak
boyutta dev bir uzay gemisine benzeyecektir. Hücrenin
yakınına gelip onu incelediğimizde, üzerindeki milyonlarca
küçük kapıyla karşılaşırız. Ve eğer bu kapıların herhangi
birinden içeri girersek, olağanüstü bir teknoloji ve
bizi şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle yüzyüze
geliriz.." (Michael Denton, Evolution: A Theory
in Crisis. London: Burnett Books,
1985, s. 242)
Bu kitapta da dev bir uzay gemisinden çok daha kompleks
ve harika sistemlere sahip, minyatür bir şahaser olan
hücredeki yaratılış mucizeleri tanıtılacaktır. Hücre
içindeki organellerin ve hücrede üretilen enzimlerin,
proteinlerin ve diğer tüm maddelerin, kendilerinden
beklenmeyecek şuurlu hareketleri gözler önüne serilecektir.
İnsan bedenindeki yaklaşık yüz trilyon hücrenin her
birinde sergilenen üstün akıl ve bilgiyle ilgili örnekler
anlatılacak; tüm bunların şuursuz tesadüflerin değil,
Allah'ın eseri olduğu bir kez daha hatırlatılacaktır.
Allah'ın yaratışının delilleri, O'nun üstün gü cünün,
aklının ve sanatının yansımaları aslında her yerdedir.
İnsan gözünü nereye çevirse, Allah'ın yaratışı ile karşılaşır
ve O'nu yücelterek tesbih eder.
Bu kitapta özellikle hücre üzerinde durulmasının nedenlerinden
biri canlılığın tesadüfen oluştuğunu iddia ederek, Allah'ı
inkar edenlere gerçekleri bir kez daha göstermektir.
Canlılık, tesadüfen oluşamayacak kadar kompleks ve detaylı
özelliklere sahiptir, üstün bir Akıl ve Güç tarafından
yaratıldığı apaçıktır. Bu kitabın bir diğer amacı da
Allah'ın yaratışındaki üstünlüğü anlatarak O'nun yüceliğini
tesbih etmektir.
|