ARI KOVANINDA
HAYAT
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler
vardır. (Casiye Suresi, 4)
Yirmi bin türden oluşan geniş birkaç familyaya sahip olan arılar,
hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık
bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan
ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim
adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Bu kitabın konusu olan balarıları ise diğer arılardan
farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç
kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine
yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç
yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak
birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve
işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur
ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür.
Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe
arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle
çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin
bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan
önemli maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri
vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları.
Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek
örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını
düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm
işleri ise işçi arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır.
Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının
teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir.
Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki
yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların
yavrulara gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili
davranışlar detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha
iyi anlaşılacaktır.
ARILARIN YAVRULARINA GÖSTERDİKLERİ
ÖZEN
Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine
göre daha fazla özen gerektirir. Özellikle yumurta,
larva, pupa gibi değişik evrelerden geçerek erişkin
hale gelen canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım
uygulanır.
Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler. Arı
yavruları, sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak
erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması
ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece
özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.
Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu işçi
arılara aittir. İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması
için peteklerin içinde özel olarak belirlenmiş bir bölgede
kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu hücrelere yumurtlamak
için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve uygunluğunu
kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak
ilerler.
Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından,
yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin
maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının
sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar
pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar, detaylı
metodlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım
uygularlar.
İŞÇİ ARILARIN LARVALARA UYGULADIKLARI
TİTİZ KONTROL
Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle
hücrelere yerleştirdiği arı yumurtaları yaklaşık 3 gün
içinde gelişirler. Bu sürenin sonunda hücrelerden beyaz
kurt şeklindeki arı larvaları çıkar.1
Yumurtadan çıkan bu canlıların gözleri, kanatları ve
bacakları yoktur. Dış görünüş olarak balarısına hiç
benzemezler.
İşçi
arılar bu yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli
ve özenli bir şekilde beslerler. Öyle ki tek bir larvanın
büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar
tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir.2
Larvalar yumurtadan çıktıktan sonraki ilk üç günleri
boyunca arı sütü ile beslenirler. Larva dönemi arıların
sürekli beslendikleri ve beden olarak en çok geliştikleri
dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme
sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına
kadar ulaşırlar.3
Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar
da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde olan
bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla kontrol
altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına
ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre
değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz.
Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin
ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından
hiç atlanmaz.
Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe
arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı
büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır. Ve yavru
arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına
göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen
dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.
 |
Kraliçe arının yumurtaları
bırakmasından 3 gün kadar sonra kurt şeklindeki
arı larvaları ortaya çıkar. Arı larvaları,
6 gün içinde ilk ağırlıklarının 1500 katına
ulaşır ve neredeyse bulundukları hücrelere
sığmaz olurlar (solda). Bu noktadan sonra
büyüme durur ve pupa aşaması başlar.(sağda)
|
 |
|
Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye
devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir
olay gerçekleşir. Larva yemek yemeyi keser ve bakıcı
arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış,
hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar.4
Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu
odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya adeta
hapseder.5
Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir geçiş yaparlar.
Pupa döneminin detaylarına geçmeden önce dikkatle incelenmesi
gereken nokta, koza örülen maddenin yapısıdır.
Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek
bezleri sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği;
hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir.
Diğer bir özelliği ise içerdiği "fibroin" isimli protein
sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon
önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma
yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde
larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.
Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal
maddelerin belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.
1-Elastik bir protein olan "Fibroin" % 53.67. (Bu bileşik,
glikol (% 66.5), alanin (%21), lösin (% 1.5), arjinin (% 1), tirozin
(% 10)'den meydana gelir.)
2-Jelatin yapısında yine bir protein olan "Serizin"
% 20.36. (Bu madde serin (% 29), alanin (% 46) ve lösin
(% 25)'den meydana gelmiştir.)
3-Diğer proteinler % 24.43
4-Mum % 1.39
5-Yağ ve reçine % 0.10
6-Renk maddesi % 0.05 6
Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü her
arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün
arı larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında
yukarıdaki formüle sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca
arı larvaları bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil,
sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde üretmeye
başlarlar. Bunlar göz önünde bulundurularak düşünülecek
olursa akla pek çok soru gelecektir. Örneğin larvaların
vücudundaki bu kimyasal madde nasıl ortaya çıkmıştır?
Gözü, kanadı, beyni, olmayan, bir et parçasından farksız,
henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl şartlarda bir yaşam
süreceğini bilmeyen bir larva kendi başına karar verip,
böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin kimyasal maddenin
koruyucu formülünü larvanın kendisi mi bulmuştur? Üretimini
larva kendi kendine mi başarmıştır? Bu kimyasal maddeyi
larvanın vücuduna kim yerleştirmiştir?
Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını;
hareket bile etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından
sağlanan, göremeyen, duyamayan, sadece çok basit yaşamsal
fonksiyonlara sahip olan larvanın kendisi sağlamış olamaz.
Böyle bir şeyin iddia edilmesi elbette ki bilimsellikten
ve akılcılıktan uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia
arı larvasının kimyasal madde oluşturabilecek bilgilere
sahip olduğu, matematiksel hesaplar yapabildiği gibi
çıkarımların kabul edilmesi demektir. Bu ise bilimsel
olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.
Yalnız burada vurgulanması gereken son derece önemli
bir nokta vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir canlı
olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü hiçbir canlının
kendi vücudunda var olmayan bir sistemi kendi kendine
oluşturması söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki
akıl sahibi yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın
çok basit formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini
sağlayacak sistemleri kendi vücudunda oluşturması mümkün
değildir. Bu durumda akıl ve bilinç sahibi insanların
yapamayacağı bir şeyi bir böceğin yapabileceğini iddia
etmek de kesinlikle akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.
"Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl meydana
gelmiştir?" sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle
ipeği oluşturan maddeleri tekrar hatırlayalım. Bunlardan
biri olan fibroin; glikol, lösin, arjinin ve tirozin
maddelerinin belirli oranlarda birleşmesiyle meydana
gelen bir maddedir. İpeği oluşturan maddelerden başka
biri olan serizin ise serin, alanin ve lösin'in çok
hassas yüzdelerde biraraya gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının
koza örerken kullandıkları ipeğin yapısındaki maddeler
sadece bu kadar değildir. Bundan başka mum, yağ ve reçine
gibi maddeler de ipeğin yapısında bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda maddenin
belirli oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir. Bir
deney yapalım ve ipeği oluşturan maddelerden en basit
yapılı olanını ele alarak bu maddenin kendi kendine
oluşmasını bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim,
ne gibi işlemler yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir.
Ve günlerce, aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl
boyunca beklense de, değil bu maddelerden tek bir tanesi,
bu maddeleri oluşturan atomlardan tek bir tanesi bile
tesadüfen oluşamayacaktır. Bu durumda koza örmede kullanılan
ipeği oluşturan maddelerin her birinin tesadüfen ortaya
çıktığını ve daha sonra yine tesadüfen biraraya gelerek
ipek oluşturduklarını iddia etmekse tamamen akıl ve
mantık ölçülerinden uzaklaşmak olacaktır.
İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan çıkıp, uçabilir
hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan
sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için
bütün mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması
gereklidir. Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine
yani, ölümüne neden olacaktır. Bu da arı neslinin zaman
içinde yok olması demektir. Bu durumda varılan sonuç,
arıların evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde
kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm sistemleriyle
birlikte var olduklarıdır. Bu da arıların bir Yaratıcı
tarafından yaratıldıklarını bize gösterir. Bu Yaratıcı
tüm evrene hükmeden, üstün bir aklın sahibi olan Allah'tır.
Arıların ne gibi özelliklere sahip olmaları gerektiğini
belirleyen ve bunların tümünü eksiksiz bir şekilde onlarda
var eden, larvaya nasıl koza öreceğini ilham eden, kısacası
arıların her hareketine hükmeden Allah'tır.
PUPA DÖNEMİ
İşçi arıların üzerine
mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte
larva, pupa dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin
içinde 12 gün boyunca kalır.7 Bu süre
içinde hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez.
Oysa hücrenin içindeki pupa sürekli büyüme halindedir.
Arı yumurtası kraliçe arı tarafından hücreye bırakıldıktan
tam üç hafta sonra hücrenin kapağı yırtılır ve içinden
uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar. Bundan sonra
pupanın dış yüzeyi ölü bir kabuk olarak hücrede kalır.
Pupadan çıkan balarısı yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne
bu hücrenin içinde geçirdiği gelişim evrelerinin sonucunda
başlar.8 Balarısı hücreden ne larvaya
ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir canlı olarak çıkar.
Balarısının, son aşamanın tamamlanması ile birlikte,
yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı sistemlerde
hiçbir eksik olmadan pupadan çıkması, üzerinde önemle
durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın,
yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur. Örneğin
uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları,
yapacağı işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına
karşı kullandığı iğnesi, salgı bezleri, balmumu üretmesini
sağlayacak sistemi, üreme sistemi, polen toplamaya yarayan
tüyleri kısacası bütün vücut sistemleri eksiksiz olarak
arının pupa evresini geçirdiği kozanın içinde gelişir.
 |
Bir arının tüm fiziksel
özellikleri, pupa evresindeki kapalı mekanın
içinde oluşur. Pupadan çıkan bir arının
kanatları, gözleri kısacası tüm vücut sistemi
dış dünyadaki yaşamı için hazırdır.
|
 |
|
Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya dönüştüğünü
sorular sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının pupa
dönemindeki büyüme evreleri ilk olarak nasıl ortaya
çıkmıştır? Bu süreci belirleyen kimdir ya da nedir?
Arının kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri gibi
tesadüfler midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç
müdür?
Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın içindeki
canlının dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek kendinde
gerekli değişimleri oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır.
Kendi kendine gelişen tesadüflerle bir canlıdaki göz,
sindirim sistemi, enzim, hormon gibi yapıların oluşması
kesinlikle mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan
herhangi bir müdahalenin yapılması ise söz konusu bile
değildir.
 |
Her balarısı, bulunduğu
hücrenin içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış
olarak çıkar. Ne tesadüfler ne de arının
kendisi böyle bir oluşumu gerçekleştiremez.
|
|
Pupa evresinde arının her organının eksiksiz bir şekilde,
tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını sağlayan
ne tesadüfler ne de arının kendisidir. Böyle kusursuz
bir oluşum ancak üstün bir güç sahibi tarafından gerçekleştirilebilir
ki, bu benzersiz gücün sahibi, yaratmada hiçbir ortağı
olmayan Allah'tır.
 |
Hücresinin
kapağını açarak dışarı çıkan bir arının
tüyleri ilk anlarda ıslaktır.
Bir
süre sonra bu tüyler kurur ve arı kovan
içindeki görevlerini yerine getirmeye başlar.
|
 |
|
İŞ BÖLÜMÜ VE KOVAN DÜZENİ
Bir kovanda sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen
arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına
rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde,
kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde
hiçbir kargaşa da yaşanmaz.
Arılar arasındaki düzen son derece dikkat çekicidir.
Bu nedenle bilim adamları kovandaki düzenin nasıl sağlandığı,
iş bölümünün neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık
bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket
ettiği gibi sorulardan yola çıkarak arılar üzerinde
çok detaylı araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri
sonuçlar araştırmacılar açısından son derece düşündürücü
olmuştur. Özellikle canlıların tesadüfen ortaya çıktığını
iddia eden evrim savunucuları bu sonuçlar üzerine teorilerinin
içine düştüğü çelişkileri sorgulamak zorunda kalmışlardır.
Evrim teorisinin temel iddialarından olan "yaşam mücadelesi"
kavramı evrimciler tarafından sorgulanan çelişkilerden
sadece bir tanesidir. Evrimcilere göre doğadaki her
canlı kendi çıkarlarını korumak için savaşır. Ayrıca
bu çarpık anlayışa göre bir canlının, yavrularına bakma
sebebi de neslini devam ettirme isteğinden, yani içgüdüsünden
başka bir şey değildir. Zaten evrimcilere göre açıklayamadıkları
tüm canlı davranışlarının sebebi "içgüdü"lerdir. Bu
içgüdülerin nasıl ortaya çıktığı sorusunun mantıklı
bir cevabı ise evrimciler tarafından verilememektedir.
Evrimciler içgüdünün doğal
seleksiyon denen evrim mekanizması ile kazanılmış bir
özellik olduğunu iddia ederler. Doğal seleksiyon, "bir
canlı için faydalı olan her türlü değişimin diğerlerinin
arasından seçilerek o canlıda kalıcı hale gelmesi ve
bu şekilde bir sonraki nesle aktarılması" anlamına gelmektedir.
Ancak dikkat edilirse burada kastedilen seçimin yapılması
için bir bilinç ve bir karar mekanizması gerekmektedir.
Yani bir canlının önce bir davranışta bulunması, ardından
bu davranışın kendisine uzun vadede çok ciddi yararlar
sağlayacağını tespit etmesi ve ardından da yine bilinçli
bir kararla bu davranışı sürekli hale getirerek "içgüdüleştirmesi"
gerekmektedir. Ancak kuşkusuz böyle bir karar mekanizması
doğadaki canlılardan hiçbirine ait olamaz. Değil kendileri
için yarar getirecek olan bir davranışı seçip sürdürmeleri,
onların kendi içinde bulundukları durumdan dahi haberleri
yoktur.
Örneğin bu içgüdü konusunu bir önceki bölümde incelediğimiz
koza örme örneği üzerinde düşünelim. Söz ettiğimiz gibi,
belirli bir vakit geldiğinde işçi arılar peteğin tepesini
kapatırken, larva da kendi etrafına kozasını örmektedir.
Ve Afrika'da yaşayan da, Avustralya'da hayatını sürdüren
de olsa tüm balarıları, milyonlarca yıldır aynı işlemi
yerine getirmektedirler. Yani bu, tüm balarılarının
sahip olduğu bir içgüdüdür. Peki ama arı larvaları ve
işçi arılar, larvalar için en uygun gelişme ortamının
kozanın içi olacağını nasıl tespit etmişlerdir? Bunları
kendi hesaplamaları ve seçimleri ile yapmaları mümkün
müdür?
İşte bu noktada evrimcilerin kendi içlerinde büyük
bir çelişkiye düştükleri açığa çıkmaktadır. Çünkü iddia
ettikleri gibi bir seçimi ancak üstün bir güç sahibi
yapabilir; ancak bilinçli bir varlık bu canlılara tam
ihtiyaçları olan özellikleri ve içgüdüsel davranışları
verebilir. Bunu kabul etmekse bir Yaratıcı'nın varlığını
kabul etmek demektir. Yani, doğadaki kusursuz tasarım
Allah'a aittir ve canlıların "içgüdü" olarak tanımlanan
tüm davranış biçimleri Allah'ın onlara ilhamıdır. Evrimciler
de aslında bu gerçeğin farkındadırlar. Arı gibi küçük
ve bilinçsiz bir canlının bu olağanüstü yeteneklere
kendi iradesiyle sahip olamayacağını onlar da bilirler.
Ama evrimciler Allah'ın üstün gücünü gördükleri, kendi
iddialarının imkansızlığının da farkına vardıkları halde
teorilerini savunmaktan vazgeçmezler.
Geçmişte de bu zihniyeti taşıyan insanlar yaşamıştır.
Hz. Musa döneminde bu kutlu peygamberin gösterdiği apaçık mucizeleri
görmezlikten gelen ve Allah'ın apaçık varlığını inkar
etmekte direnen insanlar olmuştur. Allah bu insanların
içinde bulundukları durumu Kuran'da şöyle haber vermiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm
ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık
sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir
bak. (Neml Suresi, 14)
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Bilim adamları, doğadaki canlıları incelediklerinde
bir değil, iki değil, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca
canlı türünün, birbirinden çok farklı yaratılış delilleri
ile karşılaşmışlardır. Ve bu yüzden de içgüdü iddialarının
anlamsızlığını defalarca itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Genetikçi Gordon Taylor'ın aşağıdaki sözü evrimcilerin
içinde bulundukları bu çıkmazı açıkça ortaya koymaktadır:
İçgüdüsel bir davranış ilk olarak
nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak
nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap
alamayız.9
Charles Darwin'in oğlu Francis Darwin, The Life and
Letters of Charles Darwin isimli kitapta babasının bu
konuda yaşadığı zorlukları şöyle anlatmıştır:
Çalışmanın 3. Bölümü'nde birinci kısım tamamlanıyor ve hayvanların
alışkanlıkları ile içgüdülerindeki varyasyonlardan söz
ediyor... Bu konunun yazının başlangıç kısmına dahil
edilmesinin sebebi, içgüdülerle hareket eden doğal seleksiyon fikrini imkansız olarak değerlendiren
okuyucuların aceleyle tüm teoriyi reddetmemesini sağlamak. Türlerin
Kökeni'nde yer alan "İçgüdüler Bölümü" özellikle teorinin
en ciddi ve en açık zorluklarını içeren konu".10
Evrim teorisinin içgüdüler karşısında içine düştüğü
durum Charles Darwin tarafından çeşitli şekillerde itiraf
edilmiştir. Örneğin Darwin hayvanlardaki içgüdülerin
teorisini yıktığını Türlerin Kökeni adlı kitabında şöyle
ifade etmektedir.
İçgüdülerin çoğu öylesine şaşırtıcıdır
ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya
yeter güçte görülecektir.11
Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde içgüdülerin
gelişemeyeceği hakkında şöyle söylemektedir:
Şu tahmin üzerimde ağır basıyor.
İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir değişime uğramıyorlar.
Kitabımda da belirttiğim gibi, içgüdü veya yapının hangisinin ilk olarak sezilemeyecek kadar küçük aşamalarla değiştiğini bilmek neredeyse imkansız.12
Teorinin kurucusu olan Darwin canlılarda görülen karmaşık
ve faydalı davranışların doğal seleksiyon yoluyla kazanılmış
olmasının imkansız olduğunu da çok defalar itiraf etmişti.
Ancak saçma olmasına rağmen bu iddiayı neden sürdürdüğünü
de şöyle açıklamıştı:
Sonunda, yavru guguğun üvey kardeşlerini
yuvadan atması, karıncaların köleleştirmesi… gibi içgüdüleri,
özellikle bağışlanmış ya da yaratılmış içgüdüler olarak
değil de, bütün organik yaratıkların ilerlemesine yol
açan genel bir yasanın, yani çoğalmanın, değişmenin,
en güçlülerin yaşamasının ve en zayıfların ölmesinin
küçük neticeleri olarak görmek, mantıklı bir sonuç
çıkarma olmayabilir, ama benim hayalgücüm için çok daha
doyurucudur.13
Evrim teorisinin savunucuları, üstün bir Yaratıcı'nın
varlığını kabul etmemek uğruna her türlü yola başvurabilmektedirler.
Nitekim teorinin kurucusu Charles Darwin, yukarıdaki
sözlerinde, içgüdülerin yaratılmış olduğunu kabul etmemenin
mantıksız olabileceğini, ama yine de hayalgücüne dayanarak
inkarda diretmenin kendisi için daha "doyurucu" olduğunu
ifade etmiştir. Buradan çıkan sonuç, yukarıda verdiğimiz
ayette geçen, "vicdanen kabul ettiği halde inkar etme"
saplantısının açık bir örneğidir.
Charles Darwin'in örnek olarak verdiği guguk kuşlarının
ve köleci karıncaların ortak özellikleri; amaçları doğrultusunda
bir taktik belirlemek ve bu taktiğe uygun planlar yaparak,
bunları eksiksiz uygulamaktır. Başka bir canlıyı kandırmak
için taktik belirlemek, karşı tarafın zayıf noktalarını
tespit ederek içten çökertecek planlar yapmak gibi özellikler
ancak akıl, planlama ve muhakeme yeteneği sonucunda
gerçekleşecek özelliklerdir. Oysa ne karıncalar ne de
guguk kuşları akla ve muhakeme yeteneğine sahip değildirler.
Bu konularda bir eğitimden geçmemişlerdir. Uyguladıkları
taktikleri başkalarından da öğrenmemişlerdir. Bu konuyla
ilgili bir bilgi birikimine de sahip değildirler. Hiçbir
şekilde düşünme yeteneği olmayan bu canlılar sahip oldukları
özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır.
Allah'ın kendilerine ilhamı sayesinde akıl ve muhakeme
gerektiren bu gibi işleri yapabilmektedirler.
DARWİN'İ ÇIKMAZA
SÜRÜKLEYEN CANLILAR
Balarılarının bilinçli davranışları
Darwin’i açmaza sürükleyen konulardan biridir.
Ama yalnızca balarıları değil birçok canlının
bilinçli davranışları, evrim teorisi tarafından
açıklanamaz. Örneğin dişi guguk kuşları yumurtalarını
farklı türde bir kuşun yuvasına bırakarak büyütürler.
Ve bu şekilde yumurtaların bakımını başka kuşların
üstlenmesini sağlamış olurlar. Yuvadaki diğer
yumurtalardan önce dışarı çıkan yavru guguk
kuşu –yuvaya sonradan dahil olmasına rağmen
–ilk iş olarak yuvadaki diğer yumurtaları aşağıya
atar. Bunu yaparken de yuvanın asıl sahibi olan
kuşun yuvada bulunmadığı zamanı seçer. Yavru
guguk bu şekilde kendisini garanti altına almış
olur. İşte Darwin’i zorda bırakan olaylardan
biri, yavru gugukların doğar doğmaz yaptıkları
bu bilinçli harekettir.
Aynı şekilde bazı
karıncaların başka karınca türlerinin larvalarını
kaçırarak köleleştirmesi de Darwin’i çıkmaza sürükleyen
hayvan davranışlarındandır. Köleci karınca olarak
adlandırılan bu karıncaların en önemli özellikleri
savaştıkları koloninin larvalarını çalarak, daha
sonra bu larvaları kendi işlerinde kullandıları
köleler haline getirmeleridir. Köleci karıncalar
bunu yaparken karşı koloninin salgıladığı alarm
kokusunu taklit ederek savaştıkları koloni üyelerinin
paniğe kapılmasını sağlarlar. Bu sayede saldırıya
uğrayan koloninin üyeleri kaçarken, köleci karıncalar
da köle olarak kullanacakları larvaları ve besin
depolarını ganimet olarak alırlar.
  
Yukarıdaki resimlerde
dişi guguk kuşu (ilk resim), yavru guguk diğer
yumurtayı yuvadan atarken (ikinci resim) ve yumurtanın
bırakıldığı yuvanın asıl sahibi kendisinden büyük
yavruyu beslerken (üçüncü resim) görülüyor.
En sondaki resimde
köleci karıncalar görülüyor. Hayvanlardaki şuurlu
davranışlar, canlıların tesadüfen ortaya çıktığı
düşüncesini savunmaya çalışan evrim savunucularını
zor durumda bırakmaktadır. Öyle ki bu konuda yaptıkları
açıklamalar, evrimin geçersizliğini ortaya koyan
birer itiraf niteliği taşımaktadır.
|
"İÇGÜDÜ" İDDİASINA BALARILARINDAN BİR
DARBE
Evrimciler ne kadar görmezlikten gelseler de doğadaki
canlıların davranışları, onların iddialarını yalanlamaktadır.
Balarıları da yaşadıkları sosyal düzenle, sahip oldukları
bilinçli davranışlarla evrimci iddialara darbe vuran
canlılardandır.
Arı kovanlarında asla evrimcilerin iddia ettikleri
gibi bir "yaşam savaşı"na rastlanmamaktadır. Tam tersine
arılar arasında son derece fedakar ve işbirliği içinde
davranışlar vardır. Kovandaki genel düzen dikkate alınarak
yapılacak bir karşılaştırma arıların akıllı, fedakar
ve disiplinli davranışlarının bu canlıların kendilerinden
kaynaklanmadığını, tesadüfen de oluşamayacağını anlamak
için yeterli olacaktır.
Sayı olarak bir kovandaki arıların sayısı kadar insanın
birarada, aynı mekanda yaşadığı ve bu kişilerin her
türlü ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıkları düşünülecek
olursa, arıların yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu
daha iyi anlaşılacaktır. Bir arı kovanındaki en alt
limiti dikkate alarak, 20.000 kişinin birarada kapalı
bir alanda yaşadığını varsayalım. Temizlik, beslenme,
güvenlik ve bunlara benzer daha pek çok konuda çok fazla
problem çıkacaktır. Tam anlamıyla bir düzen ancak kuvvetli
bir organizasyonla yapılan işbölümünden sonra sağlanacaktır.
Kısacası arıların kurduğu düzeni insanların kurması
oldukça zahmet gerektiren bir işlemdir. Oysa bir arı,
hücresinden ilk çıktığı andan itibaren bu düzeni nasıl
sürdüreceğini, düzendeki görevini, nerede, ne zaman,
nasıl davranması gerektiğini bilir. Üstelik bu canlıları
yönlendiren, onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren
başka arılar yoktur. Bu canlılar hiçbir eğitim de almazlar
ama son derece disiplinli bir şekilde görevlerini yerine
getirirler. Çünkü arılar bu özelliklerle birlikte Allah
tarafından yaratılmışlardır. Daha önce Nahl Suresi'nde
de gördüğümüz gibi Allah onlara yapacakları işi "ilham
etmiştir". Karanlık bir kovanda on binlercesi birarada
yaşayan arıların aralarındaki düzeni ve kusursuz disiplini
sağlayan, sonsuz bir güç ve ilim sahibi olan Allah'tır.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ
ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında
en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle
arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır.
Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama
ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar
sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden
çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar.
İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce,
yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi
4. Bal yapılması
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri
6. Kovanın havalandırılması
7. Kovanın güvenliği
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine
gibi malzemelerin toplanması ve depolanması
On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen, her bireyin
üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi
ile sağlanmaktadır. Peki kovanda nasıl bir düzen vardır?
Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve neye göre belirlenmektedir?
Bu soruların cevaplarını araştıran
Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi deney
sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin
yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre
işçi arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden
tamamen farklı görevler alırlar.14
Bu dönemler;
- Birinci dönem: 1. ve 2. gün
- İkinci dönem: 3-9. günler
- Üçüncü dönem: 10-16. günler
- Dördüncü dönem: 17-20. günler
- Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.
Çok sayıda arının yaşadığı
bir kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar
sorumludur. Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine
düşen sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri
ile sağlanır. On binlerce arıya nasıl davranacaklarını
ilham eden, herşeyden haberdar olan Allah'tır.
|
Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde sadece
yaş etken değildir. Her arının belli sorumlulukları
olmasına rağmen acil durumlarda arılar hemen görevlerinde
değişiklik yapabilirler. Bu, arı kovanı gibi kalabalık
bir topluluk için son derece önemli bir avantajdır.
Eğer arılar arasındaki görev dağılımı katı kurallara
bağlı olsaydı, beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında
koloni zor durumda kalabilirdi. Örneğin kovana büyük
bir saldırı olduğunda sadece gardiyan arılar savaşa
katılsalardı, diğerleri kendi işlerine devam etselerdi
elbette ki bu kovan açısından tehlikeli olurdu. Oysa
böyle bir durumda koloninin büyük bir bölümü savunmaya
katılır ve öncelikle kovan güvenli hale getirilir.
Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık konusunda
görev yapan bir kişinin, birdenbire mimarlık ya da mühendislik
yapar hale gelmesinden farklı değildir. Burada bir karşılaştırma
yapalım ve öncelikle insanlar için düşünelim. Değişik
konularda görev alabilen kişiler zeki olarak nitelendirilirler.
Bir insan için normal olan bu özellikler bir böcek için
söz konusu olduğunda elbette durum değişmektedir. Çünkü
insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da belli
bir tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim
kazanabilirler. Ama burada söz konusu olan arılardır.
Arıların yetenekleri ve bilgi birikimleridir. Bunun
olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Bu durumda şu soruyu
sormak gerekir: Arılardaki bilgi birikimi ve yeteneklerin
açıklaması nedir? Onlara kim tarafından verilmiştir?
Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi savunucularına
göre ya tesadüflerdir ya da "tabiat ana"nın onlara bir
hediyesidir. Evrimciler doğa ya da tabiat ana olarak
nitelendirdikleri gücün arıları usta birer mimar, usta
birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline getirdiğini
iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin,
ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu
"doğa " kavramı tesadüfleri kullanarak bir arı meydana
getiremez. Bir arının kanadını, arılardaki peteklerin
hepsini aynı ölçülerde altıgenlerden yapabilecek bir
yeteneği, arıların üreme sistemini kısacası arının tek
bir vücut parçasını bile yaratamaz. Çünkü doğanın kendisi
de Allah tarafından yaratılmıştır. Doğayı oluşturan
her parça tüm detaylarıyla birlikte Allah tarafından
tasarlanmıştır.
Arılar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah'ın
ilhamıyla hareket ederler. Yaptıkları bilinçli hareketlerin,
sahip oldukları yeteneklerin tek kaynağı budur.
İŞÇİ ARILARIN HAYATLARINDAKİ ÖNEMLİ
DÖNEMLER
Birinci Dönem: Kuluçka Temizleyicisi
Arılar
İşçi arılar dünyaya gözlerini açar açmaz şaşırtıcı
bir şekilde kovan içindeki işlere destek olmaya başlarlar.
Onlara yapacakları işi öğreten, yol gösteren eğitmenler
bulunmaz. Yumurtadan ilk çıktıkları andan itibaren bilinçli
bir şekilde hareket ederler. Her arının görevi bellidir.
Hiçbir karışıklık çıkmadan, on binlerce arı tam bir
uyum içinde hareket eder ve kovandaki düzeni kısa bir
süre içinde sağlar.
 |
Hücresine ilk çıktığında
arının vücudu adeta suya düşmüş gibi ıslaktır.
Tüyleri birbirine yapışıktır. Öncelikle
ayaklarıyla bu tüyleri düzene koyar. Bundan
sonra hemen temizliğe girişir. İlk olarak
kendisinin çıktığı hücreden başlamak üzere
kuluçka hücrelerini temizleyerek, kraliçenin
yeniden yumurtlayabileceği hale getirir.
|
|
Bir işçi arının kovandaki ilk görevi temizliktir. Pupadan
çıkan arı hemen temizliğe başlar. Öncelikle kendi hücresinden
başlayarak ilk iki gün boyunca kuluçka hücrelerini temizler.
Kraliçe arı sürekli yumurtladığı için yeni hücrelere
ihtiyaç vardır. Bu nedenle boşalan hücrelerin hemen
temizlenerek yeni yumurtalar için hazırlanması gerekmektedir.
İşçi arı temizleyeceği hücrenin içine girer bazen dakikalarca
içeride kalır. Bütün hücre duvarlarını yalayarak özenle
temizler. İşçi arılar kovandaki ilk iki günlerini temizlik
dışında kovanı tanımak için içeride dolaşarak da geçirirler.
Yaşamlarının daha sonraki bölümlerinde de işçi arılar
kovanın genel temizliğinden sorumlu olacaklardır.15
|
İşçi arıların en önemli
görevlerinden biri kovan temizliğidir. Yandaki
resimde larvaların boşalttıkları hücrelerin
kapaklarını açarak, kraliçenin yumurtlaması
için bu hücrelerin uygun olup olmadığını
kontrol eden ve temizlik işiyle ilgilenen
işçi arılar görülmektedir.
|
 |
|
İkinci dönem: Larva Bakıcısı
Arılar
İşçi arılar hayatlarının 3. gününden
itibaren larvaları besleme işini üstlenirler. Bu konuyla
ilgili her türlü detayla özenli bir şekilde ilgilenirler.16
Arı larvalarının bakımı diğer pek çok canlı türüne
oranla daha fazla özen ve dikkat ister. Burada önemli
olan nokta larvaların beslenme şekillerinin şartlara
göre değişiklik göstermesidir. Larvanın yaşı, ileride
kovan içinde ne gibi bir görevinin olacağı gibi etmenler
bu beslenme üzerinde rol oynar. Dadı arılar özel bir
beslenme listesine uyarak larvaların bakımını yaparlar.
Arılardaki larva bakımı, larvaların yaşlarına göre
iki aşamalı olarak gerçekleşir.
1) İşçi arılar hayatlarının 3.-5.
günlerini "larvalardan üç gününü doldurmuş olanları"
beslemekle geçirirler. Onları, polen ve balı karıştırarak
yaptıkları 'arı ekmeği' adı verilen besin ile doyururlar.17
3 günlük olmayan larvalar arı ekmeğini sindiremedikleri
için, onları da farklı bir yiyecekle beslerler.
 |
Kovanda bulunan larvaların
her birinin beslenme şekli, yaşlarına ve
kovan içinde alacakları göreve göre değişiklik
gösterir. Buna rağmen işçi arılar binlerce
arı larvasını hiç karışıklık çıkmadan bir
düzen içinde beslerler. Hücrelerdeki larvaları
gün boyunca ziyaret eden işçi arılar, larvalara
son derece özenli bir bakım uygularlar.
|
 |
|
2) Yumurtadan yeni çıkmış larvaların
besinleri işçi arıların salgıladığı bir tür süttür.
İşçi arılar gelişimlerinin 6. gününe girdiklerinde kafalarının
üzerinde bulunan bir çift bez faaliyete geçer. Dadı
bezi olarak adlandırılan bu organdan "arı sütü" veya
"royal jelly" (kraliyet jölesi) adı verilen bir sıvı
salgılanır. İşte bu sıvı 1-3 günlük arıların besinidir.
Arı sütü bilim adamlarını hayretler içinde bırakan çok
özel bir maddedir. Çünkü bir larvanın kraliçe veya işçi
arı olması tamamen işçi arıların salgıladıkları bu maddeye
bağlıdır. Bakıcılar, larvaları sadece yumurtadan çıktıkları
ilk 3 gün arı sütü ile beslerler. Larva -yukarıda da
belirttiğimiz gibi- daha sonra arı ekmeği verilerek
beslenir. Ancak kraliçe adayı olan larvalara hiçbir
zaman arı ekmeği verilmez. Kraliçelere diğer arılardan
farklı olarak larva dönemi boyunca (6 gün süreyle) arı
sütü verilir.18
Üçüncü Dönem: İnşaat İşçileri Görev Başında
10. günden itibaren arılar kovan
dışına çıkarak çevre hakkında bilgi edinirler. Bu onların
kovanı ilk terk edişleridir. Bu arada işçilerin karnındaki
balmumu bezleri gelişmeye başlar ve 12. günlerinde olgunlaşarak
balmumu üretecek hale gelirler.19
Dadı bezleri ise artık faaliyetlerini durdurmuştur.
12 günlük olan işçiler, arı yavrularını beslemeyi keserler
ve birbirine eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşaasına
koyulurlar. (Bu konu son derece önemli olduğu için kitabın
bundan sonraki bölümlerinde ayrıntılı bir biçimde incelenecektir.)
Besinle yüklü bir şekilde kovana
dönen arılar, topladıkları besinleri diğer arılara
dağıtır ya da peteklere depolarlar.
|
Arıların kovan içinde sürekli olarak petek inşa etmeleri
gerekmez. Ancak yaşadıkları yer ihtiyaçlarını karşılamadığında
veya başka bir yere göç ettiklerinde yeni petekler örerler.
Bunun dışında balmumunu genellikle petek tamiratında
kullanırlar ki, bu iş çok fazla vakitlerini almaz. Bu
dönemde arılar çok önemli üç iş daha yaparlar.
Bunlardan ikisi, dışarıdan getirilen
yiyecekleri diğer arılara dağıtmak ve petek hücrelerine
depolamaktır. Arılar kovana dönen nektar toplayıcılarından
balı alır, bunu aç arkadaşlarına bölüştürür veya duruma
göre bal odalarına depo ederler.20
Kovandaki Büyük Temizlik
İşçi arıların aynı dönemde yaptıkları
üçüncü iş ise kovan temizliğidir. Temizlik, kovan sağlığı
açısından çok önemlidir. Bu yaştaki arılar, hücrelerden
yeni çıkan arıların geride bıraktıkları parçaları, işi
biten petek kapakçıklarını, kovan içinde ölmüş olan
arıların cesetlerini ve buna benzer pek çok yabancı
maddeyi kovanın çıkışına sürükler ve metrelerce uçarak
kovandan uzağa atarlar.21
Arılar reçineyi yandaki
çizimlerde ve yukarıdaki resimde görüldüğü gibi
çenelerini kullanarak ağaçlardan kazır.
|
Ancak eğer kovan içinde bulunan şey
taşıyamayacakları kadar büyükse bunu "propolis" adı
verilen bir madde ile kaplarlar. Arılar propolisi bazı
ağaçların yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri yardımıyla
kemirdikleri reçineye ağız salgılarını ekleyerek üretir.
Daha sonra arka ayaklarındaki özel keselere yerleştirerek
kovana taşırlar. Arı reçinası da denen propolisin özelliği
içinde bakteri barınamamasıdır.22
Arılar propolisin antibakteriyel özelliğinden çok isabetli
bir şekilde yararlanırlar. Kovan içinde öldürdükleri
ve dışarı taşıyamayacakları kadar büyük olan böcekleri
propolisle kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar.
Son cümle dikkatle üzerinde düşünülerek okunduğunda
şaşırtıcı ayrıntılar taşıdığı görülecektir. Bu ayrıntıların
tam anlaşılması için arıların propolosi kullanma şeklini
ve yaptıkları işlemleri sırasıyla düşünelim. 
Öncelikle arılar bir canlı öldüğünde bedeninde bozulmaların
olacağını ve ortaya çıkan maddelerin kovandaki canlılara
zarar verebileceğini bilmektedirler. Ayrıca bu bozulmayı
engellemek için ölen canlının özel bir kimyasal işleme
tabi tutulması gerektiğinin de farkındadırlar. Mumyalama
işlemi için de bakteri barındırmama özelliğine sahip
bir madde olan propolisi kullanmaktadırlar.
Buraya kadar sıralanmış olan bilgiler ışığında düşünerek
şu soruları soralım: Acaba arılar bir canlıda meydana
gelebilecek bozulmaları ve bu bozulmanın zararlı etkilerini
nasıl yok edebileceklerini nereden bilmektedirler? Üstelik
sadece bunları bilmekle kalmayıp propolis gibi bir maddeyi
kullanıma geçirmeyi nasıl akletmiş olabilirler? Arılara
bunu öğreten kimdir? Bu maddeyi arılar nasıl keşfetmişlerdir?
Formülünü nasıl bulup, üretime nasıl geçmişlerdir? Bu
formülün bilgisini diğer koloni üyelerine ve kendilerinden
sonra gelen nesillere nasıl aktarmışlardır?
Mumyalama işlemi, antiseptik maddenin içeriği ve üretimi
veya nerelerde kullanılacağı gibi konularda arıların
bir bilgisinin olamayacağı ve vücutlarında bunları üretebilecekleri
bir sistemi de kendilerinin meydana getiremeyeceği açıktır.
Bütün bunları arılar kendi kendilerine akledemezler.
Her aşamasında belli bir akıl ve bilgi gerektiren bu
işlemleri arılar tesadüfen de öğrenmiş değildirler.
Çünkü tesadüfler, şuurlu ve akılcı hareketler ortaya
çıkaramazlar.
Bunlar, tüm bu işlemlerin nasıl yapılacağının arılara
başka bir Akıl tarafından öğretilmiş olduğunu gösterir.
Bu bilgilerin tümü arılara her şeyin yaratıcısı olan Allah tarafından
ilham edilmektedir. Yeryüzündeki herşey gibi arılar
da Melik (bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı)
olan Allah'a boyun eğmişlerdir:
Hak Melik olan Allah pek Yücedir. O'ndan
başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbi'dir. (Mü'minun
Suresi, 116)
Propolisin Çok Yönlü Kullanımı
Arı reçinesinin (propolisin) diğer
bir kullanım yeri ise kovan inşaatıdır. Arılar kovandaki
çatlak ve delikleri bu maddeyle sıvarlar. Ayrıca sıcaklığın
çok yüksek olduğu bazı volkanik arazilerde (İtalya'nın
güneyindeki Salerno arazileri gibi) peteklerin erimemesi
için, petek hammaddesi olan balmumuna reçine ekleyerek
balmumunun dayanıklılığını artırdıkları da gözlenmiştir.23
Kovan içinde değişik alanlarda kullanılan
propolisin toplanması ve taşınması gibi konularda arılar
arasında tam anlamıyla bir işbölümü vardır. Propolis
taşıyan arının kovana dönüşü polen taşıyan bir arınınkinden
farklıdır. Polen taşıyıcısı yükünü koymak için boş bir
hücre arar. Propolis taşıyıcısı ise hemen bu maddeye
ihtiyaç duyulan inşaat alanına gider ve topladığı maddeyi
diğer arılara gösterir. İşçiler propolise ihtiyaç duyduklarında,
taşıyıcının yanına giderler ve gereken miktarda maddeyi
torbanın içinden alırlar. Hemen balmumu ile karıştırarak
yapışkan bir tutkal haline getirirler ve inşaat işlemlerinde
kullanırlar. Burada dikkat çekici olan nokta propolis
taşıyıcısı arının inşaat işine karışmaması ve bu işle
uğraşan arkadaşlarının yükünü almalarını beklemesidir.24
Arı kolonilerindeki her üyenin belli bir işi vardır.
Herkes kendi göreviyle ilgilenir, sadece bir iş aksadığında
diğer arılar aksayan işlere destek olur. Bu nedenle
arı reçineyi hem toplayıp hem yamamakla veya mumyalamakla,
hem de mumyaladığını dışarı taşımakla uğraşmaz. Kovandaki
işçi arıların tümü bu işlerin her birini yapabilecek
yeteneklere sahip olsalar da, sadece kendi işlerini
en iyi şekilde yapıp, diğer işleri o konuda görevlendirilmiş
arkadaşlarına bırakırlar.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün)
işler Allah'a döndürülür.
(Al-i İmran, 109)
|
İşçi arıların hayatları incelenirken unutulmaması gereken
çok önemli bir nokta vardır. 5-6 haftalık yaşamları
boyunca işçi arılarda gerçekleşen görev değişikliklerinin
tümü vücutlarında meydana gelen değişimlere bağlıdır.
Bazı bezler etkisizleşirken, yeni bezler ortaya çıkmakta
ve farklı bir görev için harekete geçmektedir. Örneğin
arıların petek yapma dönemlerinde balmumu bezleri gelişir,
dadılık dönemlerinde ise larvalar için besin üreten
bezleri gelişir. Gardiyanlık dönemleri geldiğindeyse
işçi arıların vücutlarındaki salgı bezleri birdenbire
zehir salgılamaya başlar. Eğer tesadüfi bir gelişim
söz konusu olsaydı, pek çok problem yaşanırdı; daha
doğrusu tesadüfi bir gelişimle böyle düzenli bir sistemin
meydana gelmesi asla mümkün olmazdı. Örneğin larva besleme
döneminde işçi arıların vücudundan arı sütü yerine zehir
salgılanabilirdi. Bu durumda larvaların tümü ölür ve
arıların da soyu tükenirdi. Ama bütün bu görev değişimleri
sırasında hiçbir problem çıkmaz. Herşey çok kontrollü
bir şekilde, kusursuz bir düzen içinde gerçekleşir.
İşçi arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde yine
bir görev değişikliği yaşarlar.
Dördüncü Dönem: Kovan Bekçileri
Arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde
kovan girişinde nöbetçilik yaparlar. Vücutlarında bir
değişim olur; iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye
başlar. İşte bu dönemdeki arılar, kovan kapısında nöbet
tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler.
Gelen her canlı -arılar bile- kapıdaki nöbetçinin kontrolünden
geçerek içeri girebilir. Nöbetçi arının yerinden ayrılması
durumunda ise hemen başka bir işçi arı gelir ve kovan
kapısındaki nöbeti devralır.25
Arıların kovan bekçiliğini, sınır kapılarında giriş
yapmaya çalışanlara uygulanan kontrollere benzetebiliriz.
Bir ülkenin sınır güvenliği çok önemlidir. Bu nedenle
alınan güvenlik önlemleri son derece fazladır. Aynı
şekilde kovanlardaki güvenlik önlemleri de son derece
sıkıdır. Gardiyan arılar kovana yabancı girişine hiçbir
şekilde izin vermezler.
 |
Solda; Kovan kapısı önünde
bekleyen bir gardiyan arı.Sağda; Saldırı
kokusunu kovana yayan işçiler.
|
 |
|
Bütün arılar dış görünüş olarak birbirlerine çok benzemelerine
rağmen kovana giren yabancı arılar hemen teşhis edilir.
Bu ayrımı arıların nasıl yaptığını araştıran bilim adamları
şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Arıların birbirini
tanımasındaki en önemli etken kovan kokusudur. Her arı
kolonisinin kendine özgü, diğer kovanlardan onları ayıran
bir kovan kokusu vardır. Arılar birbirlerini bu koku
sayesinde ayırt ederler. Kovan kokusunu taşımayan canlılar
kovan için tehlike demektir. Bu nedenle kovandan olmayan
her canlı, hiç ayrım yapılmadan, kapıdaki nöbetçilerin
saldırısına uğrar.
Başka bir kovana girmeye çalışan arılar farklı kokuları
nedeniyle nöbetçiler tarafından hemen teşhis edilirler
ve yine nöbetçiler tarafından kovandan dışarı atılırlar
ya da öldürülürler.
Yabancı bir canlı, kovan girişinde göründüğü zaman,
nöbetçi arılar hemen sert tepkiler vermeye başlarlar.
Kovan dışından olduğu tespit edilen davetsiz misafire
karşı nöbetçiler zehirli iğnelerini kullanırlar. Nöbetçi
arıların ilk hamlesinin hemen ardından genelde diğer
kovan üyeleri de saldırıya katılırlar.
Kovandaki kitlesel saldırıyı ateşleyen
sinyal, yabancıya saldıran nöbetçi arının iğnesinden
salgılanan kokulu bir kimyasaldır. Bazı durumlarda saldırıyı
başlatan kokuların salgılanmasının yanısıra huzursuz
olan hayvandaki karakteristik duruş ve uçuş tipleri
de kovandaki diğer arılar için alarm sinyali anlamına
gelir. Alarm sinyallerinin yayılmasının ardından yüzlerce
arı kovan kapısına birikir. Nöbetçi arıdan yayılan koku
ne kadar kuvvetli olursa, arılar da o kadar heyecanlı
ve savaşçı olurlar.26
|
Kovan saldırıya uğradığında
gardiyan arılar hemen kokulu bir madde salgılar
(yanda). Bu koku ve arıların duruş biçimi
tüm kovanı harekete geçirir. İşçi arılar
kendi hayatları pahasına savunur.
|
 |
|
Arıların anlaşmasında son derece önemli bir yeri olan
bu özel kokular, arılar ilk ortaya çıktıklarından beri
kullanılmaktadır. Arılar Allah'ın kendileri için yaratmış
olduğu özel tasarımlara sahip bedenlerinde bu kokuları
üretmekte ve bu yolla aralarındaki iletişimi sürdürebilmektedirler.
İşçi Arıların Fedakarlığı
Gardiyanlık yaptıkları bu dönemde
işçi arılar aslında kendi hayatlarını riske atmaktadırlar.
Çünkü düşmana saldıran arı, iğnesini geri çekemediği
zaman ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Balarılarının
iğnesi bir kirpinin dikeni gibi küçük oklara sahiptir.
Bu yapısı nedeniyle iğne birçok hayvanın etinden geri
çekilemeyebilir.
 |
Bir balarısı soktuğu zaman,
iğnesindeki çengeller kurbanın etine saplanır
ve sonuçta tüm iğne takımı yerinden sökülür
ve arı ölümcül şekilde yaralanır. Saldıran
arı ayrıldıktan sonra bile, kaslar çengelleri
daha da içeri sokacak ve yaranın içine zehir
pompalayacak şekilde kasılmaya devam edecektir.
Sağdaki resimde arınının bıraktığı iğne
görülmektedir.
|
 |
|
|

Yandaki çizimde, kaslar, zehir kesesi gibi yapıların
bulundugu, arının iğne takımı görülüyor
|
Nöbetçi arılar iğnelerini ancak başka bir arıyı ya
da bazı hayvanları soktuklarında geri çekebilirler ve
kendilerine bir zarar gelmez. Ama özellikle insanları
soktuktan sonra uçmaya çalışırken arıların iğneleri
soktukları yerde takılı kalır ve arının karnının arka
tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış kısmında, zehir salgısı
ve onu kontrol eden sinirler vardır. İç organlarındaki
bu tahribat sonucunda arı ölür. Ölen arıdan kopan salgı
bezinin başka bir özelliği de, arının vücudundan ayrılmış
olmasına rağmen soktuğu canlının yarasına belli bir süre daha
zehir pompalamaya devam etmesidir.27
Kovanın
korunması bütün koloniyi ilgilendiren önemli bir sorumluluktur.
Nöbetçi arılar da bu sorumluluğu kendi hayatlarını tehlikeye
atarak yerine getirirler. Kovandaki her arı, zamanı
gelip de nöbetçilik görevini devraldığında aynı şekilde
hareket eder ve kendi canı pahasına da olsa kovanı korur.
Arıların bu fedakar tavırları, evrim savunucularının
doğada bir "yaşam savaşı" olduğu, her canlının yalnızca
kendi soyunu korumaya çalıştığı yönündeki iddialarını
yalanlamaktadır.
Arıların Fedakar Davranışlarının Gerçek Nedeni
Evrim teorisinin "hayatta kalma mücadelesi" tezine
göre fedakarlık, açıklanması imkansız bir davranıştır.
Evrimcilerin iddiaları canlıların kendilerini korumak
ve hayatta kalabilmek için savaştıkları doğrultusundadır.
Oysa doğanın sadece savaşan bireylerden oluştuğunu söylemek
mümkün değildir. Çünkü canlılar arasında yardımlaşma,
fedakarlık gibi pek çok davranış vardır. Bu durum karşısında
bazı evrimciler canlıların tüm neslin devamı için kendilerini
feda ettiklerini, yani bu işten çıkarları olduğu için
fedakarlık yaptıklarını iddia ederler. Elbette bu iddia
kendi içinde pek çok çelişkiyi barındırmaktadır.
Örneğin nöbetçi arılar çoğu zaman kendilerinden çok
daha büyük olan eşekarısı gibi canlıların üzerine hiç
düşünmeden atılırlar ve savaşırlar. Arıların bütün bunları
kendi kendilerini düşünerek yaptıklarını ve bundan bir
çıkarlarının olduğunu iddia etmek cevaplanması gereken
bazı soruları da beraberinde getirecektir. Arılar bunu
yaparken acaba "kolonideki yavruların korunması" gibi
bir mantık yürütebilirler mi? Arıların geçmiş-gelecek
gibi kavramları, bunlara yönelik kaygı ve beklentileri
olabilir mi? İşçi arıların kovan savunması yaparken
ölmelerinde ne gibi bir çıkarları olabilir?
Elbette ki arıların mantık yürütmesi söz konusu değildir.
Arıların bu işten hiçbir çıkarları da yoktur. Zaten
çıkarları olsa bile kendi hayatlarını tehlikeye atmalarının
bir anlamı yoktur. Nöbetçi arılar sadece kovanı koruma
görevi kendilerine verildiği için böyle yaparlar.
Hiçbir akla ve şuura sahip olmayan canlıların bir plan
belirleyip, ona göre hareket etmesi, örnek yardımlaşmalar
sergilemesi, özveride bulunması tesadüfen meydana gelecek
davranışlar değildir. Bunların o canlıya öğretilmiş,
diğer bir deyişle Allah tarafından ilham edilmiş olması
gerekir.
Bu kitabın konusu olan arılar da yeryüzündeki diğer
canlılar gibi Allah'ın ilhamıyla hareket eder. Evrendeki
tüm canlılar, atlar, kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler,
kaplanlar, filler Allah'a boyun eğmişdir. Yaptıkları
her hareketi Allah'ın ilhamıyla yapmaktadırlar. Allah
Hud Suresi'nde canlılar üzerindeki hakimiyetini bize
şöyle bildirmektedir:
...O'nun alnından yakalayıp denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru
bir yol üzerindedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır).
(Hud Suresi, 56)
Beşinci Dönem: Besin Toplayıcısı Arılar
İşçi balarılarının hayatlarının son
dönemlerindeki görevleri besin toplamaktır. İhtiyaçları
olan tüm besin maddelerini çiçeklerden temin ettikleri
polen (çiçek tozu) ve nektar (bal özü) sayesinde karşılarlar.
Polen protein yönünden zengin bir maddedir, nektar ise
hem enerji kaynağıdır, hem de balın ana maddesidir.
Arılar kışın besin bulamayacakları için kovanlarına
bal depo ederler. Kış için ayrıca polen depo edilmez,
yalnız yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yavru arılara
yetecek kadar polen biriktirilir.28
BALARILARINDA SAVUNMA STRATEJİSİ:
DÜŞMANI YOK ETMEK İÇİN ISI KULLANMA
 Avrupa'dan getirilen balarıları için, Japonya'daki eşek arıları
tam bir baş belasıdır. Yağma için kovana saldıran
30 eşek arısı, üç saat içinde tam 30.000 balarısını
öldürebilir. Ancak yerli balarıları yaban arılarına
karşı mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip
olarak yaratılmışlardır. Bir eşek arısı, yeni
bir arı kolonisi keşfettiğinde, bunu hemcinslerine
duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu balarıları
da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen
girişe toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında
500 balarısı havalananıp hemen eşek arısınının
etrafını sararlar. Bedenlerini hızla titreştirmeye
başlarlar. Bu hareket arıların vücut ısılarınının
artmasına neden olur. Bu esnada eşek arısı adeta
bir fırında pişiriliyormuşçasına ısınır ve sonunda
kavrularak ölür.
Bu türden bir saldırının, ısıya duyarlı filmle
çekilmiş fotoğrafında, görünen beyaz bölgelerdeki
sıcaklık 50 C'ye kadar çıkmaktadır. Balarılarının
dayanabildiği bu sıcaklık eşek arıları için ölüm
demektir.
Nature,
Vol, 377, No.654. s.334-336, September 1995
|
Arılar çiçeklerden topladıkları poleni
doğrudan doğruya kullanmaz, "arı poleni" veya "arı ekmeği"
adı verilen bir maddeye dönüştürürler. Bu dönüşüm çiçeklerden
toplanan polenlere nektarla birlikte bazı enzimlerin
eklenmesiyle sağlanır. Elde edilen bu madde sadece beslenme
için kullanılır.29
|

Polen toplamaya çıkan arıların Mantis, Yusufçuk
ve örümcek gibi pek çok tehlikeli düşmanı vardır.
|
Polen ve nektar toplama görevi 21 günlük işçi arılara
düşmektedir. Bu aşamada artık balmumu yapmaya yarayan
mum bezleri mum salgılamayı durdurur. İşçi arılar kovan
dışına çıkarak yeni ve tehlikeli görevlerine başlarlar.
Çiçekler arasında dolaşma görevi tehlikelidir çünkü
arıların bütün düşmanları (örümcekler, yusufçuklar gibi)
dışarıdadır.
Aynı zamanda arılar, kovan ve yiyecek kaynağı arasında
sürekli uçuş halinde oldukları için de bu görev oldukça
yorucudur. Uçuş kasları yıpranan arılar kısa bir süre
sonra ölürler.
Arıların vücutları polen ve nektar toplamak için tasarlanmış
özel sistemlerle donatılmıştır. Arılar, nektarı bal
kesesine doldurmak için yutar. Polenler ise nektar gibi
yutulmaz, kümeler halinde arıların arka bacaklarının
yan taraflarına yapışık olarak açıkta kovana taşınır.
Arıların Polen Sepetleri
Arıların arka bacaklarının dış tarafı
çok hafif bir çukur oluşturacak şekilde bir tasarıma
sahiptir. Vücutlarının bu bölümü adeta polenleri taşımaya
yarayan bir kaşık gibidir. Ayrıca bacaklarının çevresinde
uzun tüyler vardır. Bu bölüme "polen kesesi" adı verilir.
Arıların karınlarının alt tarafı ise tamamen yumuşak
tüylerle kaplanmıştır. Çiçekten polen toplarken bunların
üzerine de çiçek tozları yapışır. İşçi arıların bacaklarındaki
fırçayı andıran tüyler ise karınlarının altına yapışan
çiçek tozlarını fırçalayarak, bunları polen keselerinde
biriktirebilmelerine yarar.30
Besin toplayıcılığı yapma zamanı gelen bir balarısı,
uçuşa çıkmadan önce enerji kazanabilmek için kursağını
bir miktar bal ile doldurur. Bundan başka topladığı
polenleri sepete yerleştirmek için de kursağındaki bu
baldan kullanır. Polen toplayan arı çiçeğin erkek organı
üstüne konduğunda, burada bulunan polenleri çenelerini
ve ön ayaklarını kullanarak kazır ve onları yapışkan
hale getirmek için de kursağındaki bal ile ıslatır.
Arı bu işleri yaparken polenlerin bir kısmı da vücudundaki
kılların arasına bulaşır. Bu nedenle arının görüntüsü
kimi zaman una bulanmış gibi olur.
Polenleri, polen kesesine fırçalama
işini -bu işlem süpürme olarak da tanımlanabilir- arı
uçarken yapar. Bir çiçekten başka bir çiçeğe doğru uçarken
bir yandan da arka bacağında bulunan fırçasıyla vücuduna
ve arka bacağına yapışmış olan polenleri biraraya toplar.
Sonra aynı işlemi diğer bacağıyla da yapar. Yani arı
bir sağ bir sol ayağını kullanarak polenleri toplar
ve bacağının dış tarafında bulunan sepetçiğe doğru iter.
Bu şekilde polenler birikir. Arı bu işlemi sepetçik
doluncaya kadar devam ettirir. En sonunda burada irice
ve yoğun bir çiçek tozu topağı oluşur, artık arının
polen kesesi dolmuştur. Polenlerin düşmemesi için de
arı, ara sıra bacağıyla sepetçiğin dış tarafından vurarak,
polenleri sepete iyice yerleştirir ve kovana doğru yola
çıkar. Kovana vardığında ise polenleri, özel olarak
ayrılmış olan polen hücrelerinden birine yerleştirecektir.31
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine
rızkı genişletir-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi
bilendir.
(Şura Suresi, 12)
|
Pek çok böcek çiçeklerden polen taşır
ama hiçbiri arılar kadar verimli sonuç alamaz. Bunun
en önemli nedeni arıların polen toplamaya son derece
elverişli olan vücut yapılarıdır. Polen toplama işi
yoğun bir çalışma gerektirir, çünkü arının uzun süre
çalışıp toplayarak kovana taşıdığı polen paketi ancak
bir çifttir. Oysa tek bir petek gözünün polenle dolması
için ortalama 20 çift polen paketine gereksinim vardır.
Bu da arıların hiç durmadan hareket halinde olması demektir.32
 Arılar arka ayaklarında Allah tarafından
yaratılmış olan özel sistemleri kullanarak polen
taşırlar. 1-Arı polen fırçasını kullanarak taraklarda
birikmiş olan polenleri kazır ve bir bölgede depolar.
2-Polenler daha sonra sepetin içine doğru itilir.
3-Son olarak toplanan polen arının ağzından çıkan
bir miktar bal ile nemlendirilerek, yapışkan bir
top haline getirilir ve sepete konur.
|
Arılar çiçeklerden iki ayrı madde toplar. Bu iki maddenin
hem içerikleri, hem toplanış biçimleri, hem de kullanım
alanları birbirinden çok farklıdır. Çiçeklerdeki nektarı toplayabilmek için de arılar polen taşımak için
kullandıklarından daha farklı bir sisteme ihtiyaç duyar.
Çünkü çiçeklerin yapılarına göre nektarların bulunduğu
yer de değişiklik gösterir. Bazı çiçeklerin nektarları
çiçek yapraklarının üzerinde serbestçe görülecek şekildedir
ve bu bölgeye böcekler kolayca ulaşabilir. Ancak bazı
çiçek türlerinin nektarları ulaşılması daha zor olan,
çiçeğin boru şeklinde uzayan dip tarafında bulunur.
Bu yüzden böceklerin daha diplere inmesi ve nektarı
çiçeğin o bölümünden çıkarması gerekir.
Bu durum pek çok böcek için sorun
yaratırken arılar için bir problem oluşturmaz, çünkü
arıların derinlerdeki bal özüne ulaşmalarını sağlayan
boru biçiminde "proboscis" adı verilen bir organları
vardır. Proboscis arının çiçeklerden kolay nektar toplamasını
sağlar.
 |
Arılar özel ağız yapıları,
tüylü vücutları ve polen keseleri sayesinde
diğer böceklerden çok daha verimli bir şekilde
polen toplar.Resimlerde polen ile keselerini
doldurmuş arılar görülmektedir.
|
 |
|
Bundan başka bal ve su gibi maddeleri de bu organları
ile toplar. Uzun bir burun olarak nitelendirilebilecek
olan proboscis, arılar arasındaki besin değişiminde
de rol oynar. Bu organ aynı zamanda kraliçe arının salgısının
yalanmasında ve diğer arılara aktarılmasında da kullanılır.
İşçi arılar proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda,
ağızlarının alt bölümünde bulunan boşlukta, z harfi
görünümünde olacak şekilde içeri doğru katlarlar. Nektar,
polen ya da su toplamak istediklerinde ise tekrar açarlar.33

|
Arılar kusursuz vücut
tasarımları sayesinde, diğer böceklerin
ulaşamayacağı kadar derinlerde bulunan nektarları
dahi çiçeklerden kolaylıkla toplar. Allah,
arıları görevlerine uygun özelliklerle birlikte
yaratmıştır.
|
 |
|
Arı bir çiçeğe konunca nektar damlacıkları
önce emme hortumundan sonra da yemek borusundan geçerek
"bal midesi" adı verilen bölüme akar. Arılar taşıyabilecekleri
kadar bal özünü buraya doldurur ve kovana döner. Bu
arada balarılarının yaklaşık 50 mm3'lük bir kapasitesi
olan bal keselerini tamamen nektarla doldurabilmeleri
için 100 ile 150 arasında çiçeği ziyaret etmeleri gereklidir.
34
 |
Bir işçi arının proboscis'i
(burnu), arının türüne göre 5.3-7.2 mm uzunluğunda
olabilir. Bazı çiçeklerin nektarları diğerlerine
oranla daha derinlerde bulunur. Bu nedenle
arıların bu gibi çiçeklerin tabanlarından
nektar çekebilmeleri için uygun özelliklere
sahip olan uzun burun yapıları büyük bir
avantajdır. Sol üstü çizim resimlerde arı
proboscis'inin açık ve kapalı hali görülmektedir.
Yandaki şekilde de görüldüğü gibi arılar
proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda
"z" şeklinde içeri doğru katlarlar.
|
|
Arılar arasındaki iş bölümü nektar
toplanması ve yerleştirilmesi işlerinde de açıkça görülmektedir.
Şöyle ki nektar yüküyle dönen toplayıcı arı bunu hücrelere
yerleştirmekle uğraşarak hiç vakit kaybetmez. Bunun
yerine bu işle görevlendirilmiş olan arılara nektarı
ağız yoluyla aktarır. Midesinde kendisine enerji verecek
kadar bal bırakır ve hemen besin kaynağına doğru uçar.
Kendisine nektar aktarılan görevli de duruma göre nektarı
başka arılara verebilir veya depolayabilir. Bu işlem
kovandaki arıların o andaki gıda ihtiyacına bağlıdır.
35
 |
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde)
kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların
tümü O'nu tespih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.
(Haşr Suresi, 24)
|
Diğer Görevler...
Balarıları besin toplamaya başladıktan ve yetişkin
bir arı olduktan sonra her işi yapabilir. Bunun için
sadece arıların 3 haftalık olması yeterlidir.
Daha önce arıların büyüme dönemleri
boyunca vücutlarında çeşitli değişikliklerin meydana
geldiğinden ve bu değişikliklerle doğru orantılı olarak
kovan içindeki görevlerinin değiştiğinden bahsetmiştik.
Arıların vücutlarında dönem dönem gerçekleşen bu değişiklikler
geri dönülmez değişiklikler değildir. Kovandaki ihtiyaçlar
doğrultusunda arıların organları eski fonksiyonlarını
tekrar kazanabilir. Örneğin bir saldırı ya da bir yangın
sonucunda kovanda herhangi bir tahribat meydana geldiğinde,
bunu telafi etmek için artık balmumu üretmeyen yetişkinler
birdenbire balmumu üretmeye başlayabilir. Benzer şekilde,
larvaların beslenmesinde bir aksaklık ihtimali belirirse
bu defa dadılık yapan arıların dışında da, dadı bezleri
faaliyete geçen arılar olabilir. Bundan başka bal stoğu
yetersiz olduğunda da daha fazla arı nektar toplamaya
çıkabilir veya kovanın acil olarak serinletilmesi gerekiyorsa
diğer arılar o sırada yaptıkları işleri bırakıp, hemen
bu işe yönelebilir. Kovan büyük bir saldırıya uğradığında
arıların çoğu savunmaya katılır, yüzlerce işçi arı kovan
girişine birikir ve saldırı hep birlikte geri püskürtülür.36
Kısacası her arı o anda kovanda ne gibi ihtiyaçların
ortaya çıktığını ve buna bağlı olarak nerede, nasıl
davranması gerektiğini çok iyi bilir. Şimdiye kadar
ele alınan konularda da görüldüğü gibi arıların tüm
hareketlerine bir "bilinç" hakimdir. Arılar üstlerine
düşen görevleri son derece başarılı bir şekilde yerine
getirmektedir.
Bu bilgiler doğrultusunda düşünüldüğünde çok önemli
bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Arıların her türlü özelliklerini
(hem davranışsal, hem de fiziksel olarak) kendi iradeleri
ile ya da tesadüfen kazandıklarını iddia etmek akla,
mantığa ve bilime uymayan bir iddiadır. Arıların tümünün
aynı dönemlerde aynı şekilde hareket etmesi, kovandaki
düzenin arılar ilk ortaya çıktığından beri hiç değişmeden
devam etmesi gibi detaylar arıları yöneten aklın açık
göstergelerindendir. Arıların sahip oldukları bilgilerin
tümü bu canlılara üstün bir akıl sahibi tarafından verilmektedir.
Arılara neler yapmaları gerektiğini, hangi dönemde ne
gibi görevlerde bulunacaklarını ilham eden bu aklın
sahibi, sonsuz bir ilmin sahibi olan Allah'tır. Allah
herşeyi bir düzen içinde yaratandır.
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların
tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr
Suresi, 24)
KOVANDAKİ ISININ AYARLANMASI
Bazı canlılar yaşadıkları ortamın sıcaklığını dengede
tutabilmek için kendi vücut ısılarını kullanırlar. Vücut
sıcaklıklarıyla bu ayarlamayı yapabilenler memeli hayvanlar
ve kuşlardır. Diğer pek çok canlının (kertenkele, yılan,
kurbağa, balık, salyangoz, solucan, ıstakoz, böcek vs.)
vücut ısıları ise yaşadıkları bölgenin ısısına göre
değişiklik gösterir.
Bu bilgiler göz önüne alındığında
arı kovanlarındaki 35°C'lik değişmeyen ısı son derece
dikkat çekicidir. Çünkü arılar da vücut sıcaklıklarında
değişiklik yapamayan canlılardandır. Bu nedenle kovan
içindeki sıcaklığı vücut sıcaklıkları ile dengeleyemezler.
Ancak hareket etmelerinin sonucunda ortaya çıkan ısı
ile kovandaki ısı dengesini sağlarlar.37
İşçi arıların kovan içindeki en önemli görevlerinden
biri de kovandaki ısının ayarlanmasıdır. Balarıları,
bulundukları ortam (ağaç kovuğu, kaya arası vs.) ve
dışarının ısısı ne olursa olsun kovandaki ısıyı her
zaman kontrolleri altında tutarlar. Bahar sonundan sonbahara
kadar kovan ısısı 34.5°C-35.5°C arasında korunur. Balarıları
ısı değişikliklerinden etkilenen canlılardır. Balmumu
üretimleri, balın oluşumu gibi işlemlerin tümü belirli
bir sıcaklıkta gerçekleştirilir. Kovandaki ısı değişikliğinden
en çok etkilenenlerse yavru arılardır. Bu nedenle kuluçka
odalarının sıcaklığına özellikle çok dikkat edilir.
Gün içinde gerçekleşen sıcaklık değişikliklerine göre
arılar kovan ısısını korumak için çeşitli çalışmalar
yaparlar. Örneğin havanın daha soğuk olduğu sabahın
erken saatlerinde işçiler petek çevresinde kümelenir
ve vücut sıcaklıkları ile yumurtaları ısıtırlar. Gün
ilerledikçe ve hava ısınmaya başladıkça arılar tarafından
örülen küme yavaş yavaş dağılır. Eğer sıcaklık artmaya
devam ederse işçilerin bir bölümü ısıyı düşürmek için
kanatlarını yelpaze gibi sallamaya başlar. Hava akımını
kovanın girişine ve peteklerin üzerine doğru yönlendirerek
kovan ısısını düşürmeye çalışırlar.
Çok sıcak günlerde
ise arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi kullanırlar.
Yiyecek toplayan arılar kovan ısısı çok yükseldiğinde
polen veya nektar yerine kovana, yakındaki su kaynaklarından
aldıkları su damlalarını getirir ve bunları kuluçka
hücrelerinin üzerine serperler.38
Daha sonra kanatlarıyla hava akımı oluşturarak bu damlaların
içerisindeki suyu buharlaştırırlar. Bu soğutma sistemiyle
kovanın ısısı kısa sürede eski haline döner.39
Bu konuyla ilgili olarak yapılan bir deneyde, sıcaklığın
50 °C'ye yükseldiği bir günde kovan tam Güneş'in altına
konulmuş, arıların yakındaki bir su kaynağından sürekli
su taşıyarak kovan içi sıcaklığını yaklaşık 35 °C'de
sabit tuttukları gözlenmiştir.
Arılar kış aylarında
ısınmak için de yazın kovanı soğuturken kullandıklarına
benzer bir yöntem kullanırlar. Kovan ısısı düştüğünde
arılar önce sıkıca birbirlerine kümelenirler. Kalınlığı
soğuğun şiddetine göre 2.5 cm ile 7.5 cm arasında olan
bu arı kümesi, bir kabuk gibi peteği kaplar. Ana kümeye
dahil olmayan arılar iç taraftadır, birbirlerine yakın
olmalarına rağmen dışarıdakiler kadar sıkışık değildirler.
Bu arılar sürekli hareket ederek dışarıdaki arılar için
ısı açığa çıkarırlar. (Her bir arının 10 °C sıcaklıkta,
dakikada 0.1 kalori ısı üretebildiği bilinmektedir.)
Arılar daha çok ısı elde etmek için daha fazla hareket
ederler. Dışarıdakiler ise büzülerek vücutlarının soğuğa
daha az temas etmesini sağlarlar. Kümenin dışında yer
alan arıların karınlarına depoladıkları besin bir süre
sonra biter. Bunun üzerine iç kısımdaki arılarla diğerleri
arasında yer değişimi yaşanır. Arılar arasındaki bu
değişim, gerekli olan sıcaklık elde edilene kadar devam
eder.40 Arılar bu yöntemi kullanarak
hava sıcaklığı -30 °C'ye düştüğünde bile kovan ısısını
yaklaşık olarak 35 °C'de tutabilmektedirler.41
Şu ana kadar anlaşıldığı gibi, kovan ısısının ayarlanmasında
arıların kullandıkları çözümler son derece etkili ve
pratiktir. Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta,
arıların bu çözümleri nasıl keşfettikleri ve kovanın
ısısını nasıl doğru olarak tespit ettikleri konusudur.
Bir böceğin sıcaklık konusunda bu kadar hassas ölçümler
yapabilmesi son derece şaşırtıcıdır.
Öncelikle sıcaklık ölçümü yapabilmesi için arının vücudunda
bir ısı ölçerin bulunması şarttır. Bu durumda termometre
hassaslığındaki bu organın arının vücudunda nasıl oluştuğu
sorusunun cevabının verilmesi gerekecektir. Arılar bu
sisteme tesadüfen sahip olamayacaklarına ve kovan ısısının
kaç derecede olacağını, ısının nasıl korunacağını tesadüfen
keşfedemeyeceklerine göre bütün bunları arılarda var
eden bir güç vardır.
Arıların bütün bunları kendi kendilerine yapmaları
imkansızdır. Arılardaki ısı ölçüm sisteminin tasarımı
ve bunun vücutlarına yerleştirilmesi, kovanı ne zaman
ve nasıl ısıtıp soğutacakları gibi bilgilere arılar
kendiliklerinden ulaşmış olamazlar.
Tüm bunlar bizi tek bir sonuca ulaştırır. Arılara,
yaptıkları her hareket Yaratıcımız olan üstün güç sahibi
Allah tarafından ilham edilmektedir. Sahip oldukları
sistemlerin tasarımı da benzersiz sanatını bize yarattığı
canlılarda tanıtan Allah'a aittir.
|
BÖCEKLERİN VERİMLİ
UÇUŞLARI
Evrimci bir çizgiye sahip olan "New Scientist"
Dergisi'nde yayınlanan 12 Ekim 1996 tarihli bir
yazıda böceklerin uçuşlarının dikkate değer bir
şekilde etkisiz ve verimli olmayan uçuşlar olduğu
ve sarfettikleri enerjinin sadece % 6'sını mekanik
enerjiye dönüştürdükleri ifade ediliyordu. Enerjinin
geri kalanının ise ısı olarak kaybolduğu iddia
ediliyordu.
Bunun üzerine Arizona State Üniversitesi'nden
Jon Harrison ve ekibi aynı konuda araştırmalar
yaptılar. Buldukları sonuçlar son derece şaşırtıcıydı.
Böceklerin uçuşlarındaki düşük verimin aslında
son derece önemli nedenleri vardı. Bu araştırmanın
sonuçları Science Dergisi'nde (1996, vol. 274,
s.88) yayınlandı. Bu deneylerde bir arı kovanının
bulunduğu yerdeki çevre ısısı değiştirilerek,
arıların vücut ısıları, kanat çırpma ve metabolizma
hızları ölçüldü. Isı 20 dereceden 40 dereceye
yükseldikçe arıların kanat çırpma frekansı % 16,
metabolizma hızları ise % 50 azaldı ve göğüs ısısı
da buna bağlı olarak sabit kaldı. Arıların düşüş
gösteren kanat çırpma frekansları uçuşta bir sorun
yaşanmasına neden olmadı. Bütün bunların sonucunda
ısı yükseldikçe arının uçuşunun daha etkili ve
verimli bir hale geldiği anlaşılmış oldu. Neticede
arıların kaslarının sıcak olan günlerde daha çok
verimli olduğu ortaya çıktı.
Bunun üzerine Harrison, arıların uçuşlarının
soğuk havalarda neden daha az verimli olduğu konusunu
araştırdı. Etkisiz ve verimli olmayan uçuşlarda
açığa çıkan ısının arıları soğuk günlerde sıcak
tutmaya yardımcı olduğu sonucuna vardı. Bu, kovanın
ısı düzeninde çok önemli bir yer tutmaktaydı.
Yapılan bu detaylı araştırmalar sonucunda ortaya
çıkan sonuç arıların kanat kaslarının iki önemli
görevi olduğuydu. Bunlardan biri arıların uçmalarını
sağlamak, diğeri ise ihtiyaçları olan ısıyı oluşturmaktı.
Kanatlardaki bu tasarım sayesinde arı, çevre koşullarına
göre hem uçuş etkinliğini hem de ısı üretimini
ihtiyacı doğrultusunda değiştirebiliyordu.
Bu örnekte görüldüğü gibi, bilim adamları doğadaki
bir canlı üzerinde araştırma yaparken o canlıda
tesadüfi oluşumlar, hatalı tasarımlar ararlarsa,
doğru bir sonuca ulaşamazlar. Bunları ararken
de çok büyük bir zaman kaybına uğrarlar. Oysa
bugün kesin olarak görmekteyiz ki, doğada kusursuz
tasarımlar vardır. Tüm canlılar, tam ihtiyaçları
olan özelliklere sahiptirler. Kuşkusuz bu noktada
karşımıza çıkan Allah'ın sonsuz kudreti ve ilmiyle
doğadaki tüm canlıları kusursuzca var ettiğidir.
İşte insanlar bu bakış açısıyla araştırma yaptıklarında,
yani kusursuzluğu araştırdıklarında, çok daha
çabuk sonuca ulaşabilir, doğadaki üstün yaratılış
sanatına çok daha yakından şahit olabilirler.
|
İŞÇİ ARILARIN ÖLÜMÜ
Koloninin tüm yükü üzerlerinde bulunan işçi arılar,
doğdukları andan itibaren hiç durmadan çalışırlar. Bu
yoğun tempo nedeniyle kovandan çıkıp yiyecek toplamaya
başladıktan sonra ancak 3-4 hafta kadar yaşayabilirler.
İşçi arının ölümüne yol açan nedenlerden
en önemlisi yiyecek arama işidir. Bu zor işin sonucunda
arının beslenme ve balmumu bezleri zarar görür. Ayrıca
işçi arı tüylerini kaybeder ve sonunda (toplam olarak
yaptığı yaklaşık 800 km.lik bir uçuştan sonra) uçma
kasları da tükenir. İşçi arılar genellikle kovandan
uzakta ve görev başında iken ölürler.42
Sonbaharda yumurtalardan çıkacak yeni bireyler koloninin
bakımını üstleneceklerdir. Bu arıların doğumu kışa denk
geldiği için kovan dışına çıkmaz ve kendilerinden önceki
arıların depoladıkları yiyecekler ile beslenirler.
Koloniyi oluşturan arıların ömürleri kısa olsa da koloniler
oldukça uzun süre hayatta kalır. Öyle ki aynı koloni
(orman yangını ve kuraklık gibi olağanüstü durumlar
hariç) 20 yıl ve bazen daha da fazla süreyle varlığını
koruyabilir.
ARILAR BİR ANDA ORTAYA ÇIKMIŞLARDIR
Arıların yaşamı incelenirken özellikle dikkat edilmesi
gereken nokta, kovandaki tüm işlerin sayıları ortalama
40 ila 80 bin arasında değişen arılar tarafından yapılması
ve bu sayıya rağmen kovanda en ufak bir karışıklığın
ve düzensizliğin yaşanmamasıdır. Kalabalığa rağmen ne
larvalar aç kalır, ne savunma aksatılır, ne de kraliçeye
hizmet geciktirilir. Arılar hayatlarının her aşamasında
son derece akılcı davranıp, üstlendikleri her işi en
başarılı şekilde tamamlarlar.
National Geographic Society tarafından yayınlanan The
Marvels of Animal Behaviour adlı kitapta işçi arıların
faaliyetleri şöyle anlatılır:
İşçi arıların hareketleri son
derece tutarlıdır ve amaçsız bir şekilde hareket etmezler.
Örneğin, bir arı yeni yumurtalar için hücreler hazırlarken,
diğeri kraliçeye hizmet için petekler arasında dolaşır,
bir üçüncüsü bal toplar, bir başkası ise kovan kapısında
nöbet tutar. Her işçi kesin olarak neyi nasıl yapacağını
bilir, kusursuz bir disiplinle hareket eder.43
Daha önceki bölümlerde de değindiğimiz gibi işçi arılar,
kovandaki işleri gerçekleştirmek için kimi zaman özel
sıvılar, kimi zamansa o iş için tasarlanmış organlar
kullanırlar. Bir arının yaşamını devam ettirebilmesi
için şu anda sahip olduğu özelliklerin tümünün aynı
anda var olması zorunludur. Kovanı savunmak için gerekli
olan zehirli iğneler, nektarı çiçeklerden toplamak için
kullandıkları uzun dil, çiçek tozlarının vücutlarına
yapışmasını sağlayan tüyler, bacaklarına monte edilmiş
fırça benzeri tüyler ve daha pek çok yapı, arılar ilk
ortaya çıktıklarından beri mevcuttur. Bundan başka arılarda
evrimcilerin içgüdü olarak nitelendirdikleri davranışların
da ilk ortaya çıktıkları anda var olması gereklidir.
Bir arı, larvaları nasıl besleyeceğini, kraliçeye nasıl
bir ihtimam göstermesi gerektiğini, petekleri hangi
açı ile yaparsa balın rahatlıkla depolanabileceğini,
balmumundan nasıl tasarruf yapacağını, kovanı nasıl
koruyacağını, propolisi nasıl toplayacağını, yiyeceğin
yerini diğerlerine nasıl bildireceğini doğduğu anda
bilmek zorundadır. Kısacası arıların sahip oldukları
tüm yeteneklerin ilk ortaya çıktıkları anda var olması
gereklidir.
|
(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten
göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve
yardımcınız yoktur.
(Bakara Suresi, 107)
|
Arıları arı yapan özelliklerden tek bir tanesinin olmaması
durumunda bile ortaya aksaklıklar çıkacak ve bu canlılar
yaşamlarını sürdüremeyeceklerdir. Bütün bunlar bize
arıların, evrimcilerin iddia ettikleri gibi, zaman içinde
gerçekleşen gelişimlerle ortaya çıkmadıklarını gösterir.
Arılar, vücutlarındaki sistemlerden sadece birinin eksikliği
halinde bile hayatlarını sürdüremezler. Örneğin, iğneleri
olmasa kendilerini savunamaz, bacaklarının arkasındaki
polen sepetleri olmasa kovana besin taşıyamaz, dilleri
kısa olsa nektara ulaşamaz, balmumu salgılamasa petek
öremez. Larva bakımını ve petek örmeyi bilmese neslini
devam ettiremez. Zehir bezleri gelişse ama kovanı korumayı
bilmese bir işe yaramaz. Kısacası, arıların tüm vücut
sistemlerinin ve tüm yeteneklerinin aynı anda ve eksiksiz
bir şekilde ortaya çıkması gereklidir. Böyle bir şeyin
tesadüfen oluşması ise imkansızdır.
Bütün bunlar arıların bir anda, şu anki halleri ile
ortaya çıktıklarını gösterir. Arılar bir Yaratıcı tarafından
yaratılmışlardır. O benzeri olmayan gücün sahibi olan Yaratıcı arılarda yarattığı kusursuz
yapılar ile bize Kendisi'ni tanıtmaktadır.Bu Yaratıcı üstün güç sahibi Rabbimiz olan Allah'tır. . Tüm evrenin Yaratıcısı olan Allah çok üstün,
sınırsız ve benzersiz bir Aklın sahibidir. Allah her
türlü yaratmayı bilen, herşeyden haberdar olandır:
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır,
bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır
diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan
türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle
orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. Bu,
Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların
yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkca
bir sapıklık içindedirler. (Lokman Suresi, 10-11)
KOVANIN DEVAMLILIĞINI SAĞLAYAN KRALİÇE
ARI
Arı kovanında kısa bir gözlem yapılacak olunursa işçi
arıların kendilerine göre daha büyükçe olan bir arıya
özel bir ihtimam gösterdikleri görülecektir. Beslenmesi,
temizliği, güvenliği gibi tüm ihtiyaçları diğer arılar
tarafından karşılanan bu arı, koloninin devamlılığını
sağlayan kraliçe arıdır. Bir kovanda yaşayan işçi arıların
sayısı on binlerle ifade edilirken, sadece bir tane
kraliçe bulunur. Kraliçenin varlığı arılar için hayati
bir öneme sahiptir. Çünkü yumurtlayarak koloninin devamını
sağlayan, kraliçe arıdır. Bundan başka kolonideki disiplin
de kraliçenin salgıladığı bir madde ile sağlanır.
Kraliçe bütün hayatı boyunca yumurtlamaktan başka bir
işle meşgul olmaz. Sürekli kovanın içindedir, hiç dışarı
çıkmadan, baharın başlangıcından yazın sonuna kadar
her gün durmadan yumurtlar. Kraliçenin tüm bakımını
da işçi arılar yaparlar. Kraliçe kovan içinde dolaşırken
bir grup işçi arı da onun etrafında kümelenir ve kraliçeyi
sürekli besler, antenleri ile sıvazlar ve yalayarak
temizliğini yaparlar. Kısacası kraliçe kendisiyle ilgili
hiçbir konuyla ilgilenmez. Çünkü kovan içindeki görevi
sadece yumurtlamaktır.
FARKLI BİR ARI: KRALİÇE
Kraliçenin ayrıcalığı daha larva
aşamasındayken başlar. Kraliçeler diğer peteklerden
farklı özelliklere sahip olan bir yerde yetiştirilirler.
Kraliçenin büyütüldüğü bu yer, petekten aşağıya doğru
sarkan özel hazırlanmış hücrelerdir. Bu hücreler kraliçenin
diğer arılara göre daha büyük boyutta olması nedeniyle
normal petek hücrelerine göre daha büyükçe inşa edilir.44
Önceki bölümlerde de vurguladığımız
gibi kraliçe arının oluşmasını sağlayan yumurtanın,
işçi arıların oluşmasını sağlayan yumurtalardan hiçbir
farkı yoktur. 6 gün süren larva dönemindeki beslenme
farklılığı sebebiyle kraliçe, normal bir dişi arı olarak
değil de, görünüm ve işlev olarak diğerlerinden daha
farklı bir arı olarak ortaya çıkar. Diğer işçilere sadece
3 gün süreyle arı sütü verilirken, kraliçeye çok değerli
olan bu besinden bütün larva dönemi boyunca (6 gün)
verilir.45
Kraliçeye verilen arı sütünün içeriği
ve miktarı da özel olarak ayarlanır. Yapılan incelemeler
sonucunda larva dönemi boyunca kraliçe arıya 10 mg.
arısütü verilirken, diğerlerine sadece 3 mg. verildiği
tespit edilmiştir. Sadece bu besleme farklılığı sebebiyle
birbirinden çeşitli morfolojik (yapısal) farklılıklara
sahip olan iki canlı, kraliçe ve dişi işçi arılar meydana
gelir.46
KRALİÇE VE DİĞER ARILAR ARASINDAKİ
FARKLAR
Kraliçe arı genel yapı ve dış görünüş olarak diğer
arılardan farklıdır. Örneğin işçi arılar da kraliçeler
gibi dişi olmalarına rağmen işçi arıların yumurtalıkları
gelişmemiştir, yani işçi arılar kısırdır. Bir kraliçe
kafa ve thorax (gövde kısmı) olarak işçilerden çok da
fazla büyük değildir. Bununla birlikte işçi arıların
tam aksine kraliçenin çene kemiği balmumu hücrelerini
yapmak için uygun bir yapıya sahip değildir. Ve kraliçe
arı, işçilerin polen sepetlerini oluşturan sert tüylerinden
de yoksundur. En önemlisi de kraliçe arı aynı yumurtadan
çıkmasına rağmen sadece beslenme farklılığı sebebiyle
diğer arılar gibi sadece 5-6 hafta değil, (kışa denk
gelenler birkaç ay) 4-5 sene kadar yaşar.
Bunlar kraliçe ve diğer arılar arasındaki genel farklılıklardan
sadece birkaç örnektir. Yan sayfadaki tabloda ise bu
konu detaylı olarak anlatılmaktadır.Tablo incelenirken
unutulmaması gereken nokta; arıların beslenme şekilleri
ve sürelerindeki farklılık ile erkek, kraliçe ve işçi
arıların ortaya çıktığıdır.
|
Özellikler
|
İşçi
|
Kraliçe
|
Erkek
|
|
Duyumsal
özellikler
|
|
|
|
| Bileşik gözlerdeki ufak gözcük
sayısı |
4000-6900 |
3000-4000 |
7000-8600 |
| Beynin optik lobu |
Orta |
Küçük |
Büyük |
| Antene ait levha
organı sayısı |
3000 |
1600 |
30000 |
| Antene ait yüzeyin
bağıl oranı |
2 |
1 |
3 |
| |
|
|
|
| |
|
|
|
|
Salgı
bezleri
|
|
|
|
| Hypopharyngeal (larva besleme) |
Var |
Yok |
Yok |
| Çene salgıları bezleri |
Büyük |
Çok büyük |
Küçük |
| Kafa salgıları (dudakla ilgili
bezler) |
Büyük |
Büyük |
Yok |
| Balmumu bezleri |
Var |
Yok |
Yok |
| Nasanov (yön bulma ile ilgili)
|
Var |
Yok |
Yok |
| Dufour (savunma ile ilgili) |
Küçük |
Çok |
Yok |
| Koshevnikov (koku salgılayan
bez) |
Var |
Var |
Yok |
| |
|
|
|
|
Üreme
ve iğne
|
|
|
|
| Yumurtalık ve testis |
Küçülmüş yumurtalık |
Büyümüş yumurtalık |
Testis |
| Spermatheca kesesi |
Gelişmemiş |
Büyük |
Yok |
| İğne kancaları |
Güçlü |
Çok küçük |
İğne yok |
| İğne tabakaları |
Gevşek olarak tutulmuş |
Sıkı olarak tutulmuş |
Yok |
| |
|
|
|
| |
|
|
|
|
Ağız
bölümünün yapısı
|
|
|
|
| Çene |
İnce |
Sağlam |
Küçük |
| Çene oluğu |
Var |
Yok |
Yok |
| Hortum |
Uzun |
Kısa |
Kısa |
| |
|
|
|
| |
|
|
|
|
Bacak
ve kanat özellikleri
|
|
|
|
| Polen baskısı ve
tarak |
Var |
Yok |
Yok |
| Polen sepeti |
Var |
Yok |
Yok |
| Kanat sensilla |
Orta |
En az |
En çok |
|
KRALİÇENİN İLK GÜNLERİ
Kraliçe de larva döneminden sonra diğer arılar gibi
pupa aşamasından geçer ve yumurtanın bırakılmasından
16 gün sonra pupasından çıkar. Görünümü işçi arılardan
oldukça büyük, erkek arılara göre ise daha uzundur.
Kovan güvenliği açısından -her türlü ihtimal göz önünde
bulundurularak- işçi arılar aynı anda sadece tek bir
tane değil, birkaç tane kraliçe adayı yetiştirirler.
Kraliçeye herhangi bir zarar gelmesi durumunda hemen
yeni bir kraliçe yetiştirilmeye başlanır. Yeni kraliçenin
yaptığı ilk şey, içinde bal olan şapkasız bir hücre
bulana kadar petekleri dolaşmaktır. Kraliçe bulduğu
baldan yer ve hızla diğer petekleri dolaşmaya başlar.
Amacı rakip kraliçeleri bir an önce bularak saf dışı
etmektir. Yeni kraliçe, yumurtadan çıkmamış diğer kraliçe
adaylarını bulduğu anda imha eder. Alt çenesiyle kraliçe
pupasının bulunduğu hücreyi yırtar ve içerideki rakibini
sokar. Ya da sadece hücrenin kapağını açık bırakarak
imha işleminin tamamlanmasını diğer işçilere bırakır.
Eğer kovanda başka bir yetişkin kraliçeye
rastlarsa iki arı birbirlerine saldırır ve biri diğerini
sokana kadar mücadele ederler. Sokulan arı ölür. Bu,
aslında kovanda sıkça yaşanan bir olay değildir. Çünkü
sadece eski kraliçe çok yaşlı ise veya yeni bir koloni
kurmak için kovandan henüz ayrılmamışsa kraliçeler karşı
karşıya gelir. Genelde kovandaki yeni kraliçe ortaya
çıktığında eski kraliçe kovanı çoktan terk etmiş olur.
Kraliçenin rakiplerini öldürmek için bu kadar ısrarlı
davranması kovanın düzeni açısından çok önemlidir. Çünkü
kovan disiplininin sağlanması için bir kovanda yalnızca
bir kraliçenin bulunması şarttır.47
Kovanın yeni kraliçesi hücresinden
çıkar çıkmaz hemen eski kraliçenin yerini tutamaz. Çünkü
henüz yumurtlamaya başlamamıştır. Yumurtlayabilmek için
kraliçenin öncelikle çiftleşmesi gerekir. Ancak çiftleşme
hiçbir zaman kovan içinde gerçekleşmez. Kraliçe bir
süre sonra kovan dışına çıkar ve çiftleşmek için erkek
arılar arar.48
Kraliçe arının kovan dışına çıktığı iki durum vardır.
Çiftleşme uçuşu ve "oğul verme" zamanı. Bu iki dönem
dışında kraliçe kovandan dışarıya çıkmaz.
Çiftleşme uçuşuna çıkmadan önce kraliçe
kovan içinde sürekli dolaşır. 5. ve 6. günlerde sık
sık kovan kapısına gider. Bir hafta dolduğunda ise kovanın
konumunu öğrenmek ve çevreyi tanımak için kısa mesafeli
uçuşlara çıkar. Bu uçuşlar bir dakika ile başlar. Günler
geçtikçe uçuş süresi yarım saate kadar çıkar. 49
KRALİÇENİN ÇİFTLEŞME UÇUŞU
Kraliçe çiftleşmek için kovandan bir grup arıyla birlikte
yola çıkar. Bir süre sonra beraberindeki arılardan ayrılır
ve erkek arıların toplandığı alanlara doğru tek başına
uçar. Bu alana belli bir oranda yaklaştığında erkek
arıların kendisini bulmalarını sağlayan bir tür feromon
salgılamaya başlar.
Erkek arıların kraliçeyi fark etmeleri
ile gerçekleşen ve "çiftleşme uçuşu" adı verilen bu
uçuş, kraliçe arı pupasından çıktıktan 10 gün sonra
gerçekleşir.50 Kraliçe arıların üreme
organları, yumurtaları üreten iki yumurtalık ve çiftleşme
uçuşu sırasında erkeğin spermatozoasının yerleştiği
"spermatheca" adı verilen vücudunun arka tarafındaki
bir kesecikten oluşur. Bu kesecik koloninin yeni elemanları
olan arıların hayatında oynayacağı rol nedeniyle son
derece önemli bir göreve sahiptir. Erkek ve dişi arıların
çiftleşmesi havada iken gerçekleşir. Döllenmeden sonra
kraliçe arı kovana geri dönerken erkek arılar genellikle
hayatlarını kaybederler.
Çiftleşme
döneminde kraliçenin 3-12 arasında uçuş yaptığı ve her
defasında başka bir erkek arıyla çiftleştiği tespit
edilmiştir. Tek bir erkek arının spermleri bu keseyi
doldurmaya yetmediği için kraliçe birden fazla erkek
arıdan sperm alır.51 Döllenmeden sonra
erkek arılardan gelen bütün spermler sperm kesesinde
biriktirilir. Kraliçe, 4-5 senelik ömrü boyunca çiftleşme
uçuşu sırasında edindiği bu spermleri kullanacaktır.52
Döllenmiş bir kraliçe arının keseciğinde (spermatheca'da)
ortalama olarak 6 milyon sperm bulunur.53
Diğer pek çok canlıdaki üreme hücrelerinin aksine erkek
arıların spermleri kraliçenin vücudunda bozulmadan senelerce
muhafaza edilebilecek bir yapıya sahiptir. Bu da arının
vücudundaki kusursuz tasarımın başka bir yönüdür.
Spermler kraliçe arının vücudunda biriktirilir. Ancak
spermler yumurtlama sırasında kendileri gidip de dölleme
yapamazlar. Yumurtaların döllenmesini her aşamasında
kontrol eden kraliçedir. Kraliçe arı bu keseden kendi
isteğine göre sperm bırakarak döllenmeyi düzenler. (Son
derece mucizevi olan bu işlem kitabın ilerleyen bölümlerin
dedetaylı olarak incelenecektir.)
YILDA BİR MİLYON YUMURTA...
Kraliçe arı çiftleşme işleminden yaklaşık 2-3 gün sonra,
işçi arılar tarafından hazırlanmış olan hücrelere yumurta
bırakmaya başlar. İlkbahar başlangıcından sonbahar ortalarına
kadar süren yumurtlama işlemini, kraliçe arı hayatının
sonuna kadar hiç durmadan devam ettirir .
Bir kraliçe yumurtlama
dönemi boyunca, günde 1500-2000 yumurta yumurtlar.54
Bu sayı gerekli olan hallerde 3000'e kadar çıkabilmektedir.55
Kraliçenin yumurtlama süratinin ortalaması alınacak
olunursa her dakikaya bir yumurta isabet ettiği görülecektir.
Bir yılda, tek
bir kraliçe arının 1.5 milyondan fazla yumurta
bıraktığı tespit edilmiştir.56 Kraliçenin
ömrü dikkate alındığında bu, tek bir kraliçe arının
milyonlarca yumurta bırakması demektir. Bundan başka
kraliçe arının bir gün boyunca bıraktığı yumurtaların
toplam ağırlığı kraliçenin kendi vücut ağırlığına eşittir.
Kraliçe arı yumurtlayacağı zaman,
ilk olarak başını petek hücresinin içine sokar ve hücreyi
kontrol eder. Hücrenin boş olduğuna ve yumurtayı bırakması
için uygun özelliklere sahip olduğuna kanaat getirdikten
sonra vücudunun arka kısmını hücrenin içine doğru sarkıtır.
Daha sonra uzun yumurtasını hücrenin dibine dikkatli
bir şekilde bırakır. Yumurtlama işlemi biter bitmez
de hemen başka hücrelere doğru yönelir. Bu işlemleri
kraliçe arı günde en az 1500 defa tekrarlar. Yaptığı
işlemin yoruculuğuna rağmen aynı titizliği ve dikkati
istisnasız her yumurta bırakışında gösterir.57
KRALİÇE, DİĞER ARILARIN CİNSİYETLERİNİ
NASIL BELİRLER?
Daha önceki bölümlerde kraliçenin
kovan içindeki arıların cinsiyetini belirleyebildiğinden
bahsetmiştik. Kraliçe, cinsiyet denetimini spermlerin
muhafaza edildiği kesenin ağzını açıp kapayarak sağlar.
Bu kese ince bir kanal aracılığıyla yumurtlama borusu
ile birleşir. Kraliçe, dişi bir yumurta yumurtalamak
istediği zaman, kaslarını bükerek yumurta geçit kanalına
bağlı olan kesecikte depolanmış spermlerden çok az miktarını
tüpe doğru çeker ve orada yumurta ile buluşup döllenmeyi
sağlar. Eğer keseden
sperma çıkarmazsa yumurta döllenmemiş olur. Kraliçenin
denetiminde olan bu işlem neticesinde kraliçenin döllendirdiği
yumurtalardan dişi arılar, döllendirmediği yumurtalardan
ise yalnızca erkek arılar çıkar.58
Kraliçe arının nasıl olup da böyle
bir sisteme sahip olduğunu ve cinsiyeti neye göre belirlediğini
araştıran bilim adamları son derece şaşırtıcı sonuçlarla
karşılaşmışlardır. Buna göre cinsiyet belirleme işleminde,
kraliçe arının yumurtalar üzerindeki denetimine rağmen
gerçekte yumurtanın cinsiyetini belirleyenler işçi arılardır.
Kraliçeyi onlar yönlendirirler. Çünkü işçiler hangi
tip hücre hazırladılarsa kraliçe arı ona uygun bir yumurtlama
gerçekleştirir. Eğer kraliçenin yumurtlamak için başına
geldiği hücre 5.2 mm.lik standart bir dişi hücresiyse,
kraliçe döllenmeyi gerçekleştirip buraya içinden dişi
arı çıkacak yumurtayı bırakır. Eğer kraliçe dişilerinkine
göre 1 mm. daha büyük olarak inşa edilen hücrelere rastlarsa
buralara döllendirmeye tabi tutmadığı yumurtalarını
bırakır. Diğer bir deyişle, işçiler kaç tane erkek arı
odası inşa ederlerse kraliçe balarısı da o kadar erkek
arı yumurtası bırakır.59
Hücrelerin sayısını ayarlayanlar
da işçi arılardır. Kovandaki ihtiyaca göre ne kadar
işçi, ne kadar erkek hücresi gerektiğine ya da kovan
içinde bala veya polene ne kadar yer ayrılacağına işçi
arılar karar verirler.60
Görüldüğü gibi işçiler ihtiyaca göre kovandaki hücre
sayısını belirlemekte, bu sayıya göre hücre boyutlarını
hazırlamakta ve kraliçeyi bu şekilde yönlendirmektedirler.
Bu şaşırtıcı durum karşısında akla birtakım sorular
gelecektir. Bir böceğin milimetrik hesaplar yaparak,
kendi kendine hücre büyüklüğü belirlemesi mümkün müdür?
Peki ya bir böceğin başka bir böceğin hareketlerini
yönlendirmesi mümkün müdür? Elbette ki bunlar mümkün
değildir. Arılar son derece küçük beyinleri olan canlılardır.
Düşünme, muhakeme yapma, hesap yapabilme gibi özelliklere
sahip değildirler. Bu durumda arıların yaptıkları hareketlerin
kontrolünün başka bir güç tarafından sağlandığı ortaya
çıkmaktadır. İşte bu gücün sahibi herşeyi yaratmış olan
Allah'tır. İşçi arıların kraliçeler üzerindeki denetimlerinin
nedeni her iki canlının da Allah'ın ilhamıyla hareket
ediyor olmalarıdır. Allah her iki canlıya da nasıl hareket
edeceklerini öğretendir.
İşçi arıların kraliçe üzerindeki denetimlerinin bir
delili de kraliçe arının yeni kraliçeler için yumurta
bırakmasıdır. Bu, son derece şaşırtıcı bir durumdur.
Çünkü kraliçe arı kendisinden başka bir kraliçenin kovanda
bulunmasına asla tahammül edemez. Buna rağmen kovanda
işçiler tarafından özel olarak inşa edilmiş kraliçe
hücreleri bulduğunda bunların içine yumurta bırakır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır.
Kraliçe hücreleri de erkek arılarda olduğu gibi, işçi
hücrelerine oranla daha büyüktür. Bu durumda kraliçe
arının her iki hücreyi birbirine karıştırma riski ortaya
çıkmış olur. Oysa kraliçe bu yanılgıya hiçbir zaman
düşmez. Kraliçe arı her zaman doğru hücreye doğru yumurtayı
bırakır. Örneğin kraliçe hücrelerine daha büyük olan
erkek arıların çıkacağı yumurtadan değil de dişi arıların
çıkacağı yumurtadan bırakır.
|
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tespih etmiştir. O, üstün
ve güçlü (Aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Hadid Suresi, 1)
|
Şimdi burada durup bir düşünelim. Arıların hayatında
şu ana kadar incelediğimiz tüm detaylar son derece şuurlu
davranışların, kusursuz sosyal düzenlerin, bu düzenlere
tam uygun olan tasarımların varlığını göstermektedir.
Bir arının kovan ölçülerindeki milimetrik değişiklikleri
kendi kendine tespit edip, bu değişikliklere göre yumurtanın
cinsiyetine karar veremeyeceği açıktır. Öncelikle şunu
düşünmek gerekir: Bir kolonide kaç işçi arı, kaç erkek
arıya ihtiyaç olduğunu, ne zaman yeni bir kraliçenin
var olması gerektiğini tespit eden kimdir? Petekleri
inşa eden arıların aklı ve bilinci mi bu düzeni sağlamaktadır?
Ya da şunu düşünelim: Kraliçe arı dediğimiz canlı, birkaç
cm.lik, beyni basit sinir düğümlerinden oluşan bir varlıktır.
Bu canlının kendi iradesi ve aklıyla, petek hücrelerinin
ne için inşa edildiğini kavraması ve bunları hiçbirbirine
karıştırmadan, en uygun yumurtlamayı yapması nasıl mümkün
olmaktadır? Tüm bunların sonucunda karşımıza çıkan,
arılar üzerinde kusursuz bir denetimin varlığıdır. Ama
bu denetim on binlerce işçi arıdan birkaçının veya kraliçe
arının denetimi değildir. İşte bu denetim Allah'ın ilhamıdır.
Arılar da diğer tüm canlılar gibi Allah'ın ilhamıyla
hareket ederler ve buraya kadar söz ettiğimiz kusursuz
düzeni sürdürebilirler. Nitekim Allah onların vücut
sistemlerini de tam olarak yaşadıkları hayata uygun
şekilde yaratmıştır. O, herşeyin Yaratıcısı'dır…
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?
Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin)
yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona
yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi,
117)
KRALİÇENİN OTORİTE SALGISI
Normal şartlar altında işçiler kraliçe hücresi inşa
etmez. Kovandaki kraliçenin varlığı bunu engeller. Yalnız
istisnai durumlarda bu değişir. İşçilerin başlarında
bir kraliçe varken hangi sebeple yeni bir kraliçe hücresi
hazırlama ihtiyacını duyduklarını anlamak için kraliçe
salgısının incelenmesinde fayda vardır.
Kovandaki işçi arıların tümü dişidir, buna rağmen üreme
organları gelişmediği için kraliçe gibi yumurtlayamazlar.
Bu ilginç durumun nedeni uzun yıllar bilim adamları
için bir merak konusu olmuştur. Daha önce larva dönemindeki
beslenme farklılığı nedeniyle dişi larvaların kraliçe
veya işçi olarak dünyaya geldiğinden söz etmiştik. Aslında
ilk doğduklarında işçi arıların da üreme organları vardır.
Ama bunlar bir türlü gelişip yumurtlamaya elverişli
hale gelemezler. Bunun sebebini araştıran bilim adamları
sonunda aradıkları cevabı bulmuşlardır.
Cevap, kraliçenin salgıladığı bir
sıvıda gizlidir. Bu sıvının özelliği bir yandan kraliçenin
hayatta ve sağlıklı olduğunu diğer arılara bildirirken,
diğer taraftan da kolonideki tüm dişileri kısırlaştırmasıdır.
Koloni fertlerinin birbirini tanımasını sağlayan da
yine bu salgıdır.61 Kraliçenin alt
çene bezlerinden çıkan ve sütü andıran bu salgının formülü
şöyledir:
Salgının arılar üzerindeki başka bir etkisi de; kovan
içinde bu madde bulunduğu müddetçe işçi arıların kraliçe
hücresi hazırlamamalarıdır.
Kovandaki disiplini sağlayan bu maddedir.
Bu nedenle kovan içindeki işlerin tam yürümesi için
kraliçe arının her gün kovandaki arıların tümüne yetecek
kadar salgı üretmesi gerekmektedir. Bu miktarın arı
başına ortalama 0.1 mg olduğu tespit edilmiştir.62
Kraliçenin yaydığı bu kokunun (kraliçe kokusu) kovan
içindeki bütün arılara yayılması gerekmektedir. Kraliçe
kovandaki düzenin sağlayıcısıdır ama elbette ki on binlerce
arının her biriyle tek tek ilgilenmesi mümkün değildir.
Kraliçe kokusunun kovanda yayılması kraliçenin sürekli
olarak etrafında bulunan ve bakımını sağlayan bir düzine
kadar arı aracılığıyla olur. Bunlar sıvıyı kraliçenin
vücudundan yalayarak alır ve yiyecek transferi sırasında
bu kokuyu başka arılara bulaştırırlar. Bilindiği gibi
arıların besin aktarımı ağız yoluyla olur. İşte bu besin
aktarımları sırasında kraliçenin salgıladığı koku da
hızla koloni üyeleri arasında dağıtılmış olur. Bu sayede
her kovan için farklı olacak şekilde kovandaki arı kolonisinin
tüm bireylerine sinmiş olan ortak bir koku oluşur.
Salgıda oluşacak herhangi bir azalma
işçi arıları harekete geçirir. Çünkü kraliçe salgısının
azalması, kraliçenin yaşlandığının veya koloninin çok
fazla büyüdüğünün işareti sayılır. Her iki durumda da
işçi arıların almaları gereken bazı önlemler vardır.
63
KRALİÇE ARI YAŞLANINCA...
Kraliçe arının yaşı ilerledikçe gücü
de zayıflar ve bunun sonuçları kovan içinde görülmeye
başlar. Örneğin kraliçenin yumurtlaması yavaşlar ve
en önemlisi salgıladığı özel sıvı azalır. Bu belirtiler
işçi arılar için de bir işarettir. Bilindiği gibi işçi
arıları yeni kraliçe yetiştirmekten alıkoyan kraliçenin
salgıladığı bu sıvıdır. Bunun azalmasıyla birlikte işçiler
hemen yeni kraliçe hücreleri inşa etmeye başlar ve yeni
kraliçeler yetiştirmek için harekete geçerler. Kovandaki
şartlar normal seyrinde ilerlediği sürece bir arı topluluğunun
beklenmedik bir anda kraliçesiz kalması söz konusu değildir.
Çünkü şartlar aniden değişip de koloninin kraliçesiz
kalma tehlikesi ortaya çıktığında, işçi arılar hemen
var olan larvalardan birkaç tanesini kraliçe besini
ile beslemeye başlarlar.64
Burada yine son derece önemli bir nokta vardır. Daha
önce belirttiğimiz gibi kraliçe arı olarak yetiştirilen
larvaların hücreleri normal şartlarda diğerlerine oranla
daha geniş hazırlanır. Oysa ani durumlarda kraliçe arı
olarak yetiştirilmek zorunda kalınan larvaları daha
büyük boyutlarda bir hücreye taşımak gibi bir imkan
yoktur. Bu arıların hücreleri normal boyutlardadır.
Aslında bu, yeni yetiştirilen kraliçelerin gelişiminde
problem yaratabilecek bir durumdur. Ama arılar açısından
bu bir sorun oluşturmaz.
İşçi arılar ani durumlarda kraliçe
olarak yetiştirilmek üzere seçilmiş olan larvaların
bulundukları hücrelerin çevresindeki diğer hücreleri
yırtmaya başlarlar. Amaçları normal hücreleri genişleterek
kraliçe hücresi haline getirmektir. Her yeni kraliçe
hücresi için birkaç tane işçi hücresi bozulur. Tabi
bu arada bu hücrelerdeki larvalar da ölürler.65
Ancak bu kaybın kovan açısından bir önemi yoktur, çünkü
işçi arıların bu hareketi tüm bir arı kolonisinin devamının
sağlanması bakımından gereklidir. Arılar birkaç işçi
arı yerine bir kraliçe arı adayının yaşamasını tercih
ederler. Kraliçe hücresinin bu şekilde hazırlanmasından
sonra, yeni kraliçe adayları, işçiler tarafından arı
sütü ile beslenecektir.
Özel olarak yetiştirilen kraliçe, bir süre sonra hücresinden
çıkar ve rakiplerini yok etme işlemlerine başlar.
Kraliçe arı hücresinden ilk çıktığı andan kovanı terk
edene kadar ne yapacağını çok iyi bilmektedir. Kraliçe
arının belli bir amaca yönelik şuurlu hareketlerinin,
bu amacına ulaşması için gerekli olan her türlü donanıma
eksiksiz sahip olması gibi detayların tek bir açıklaması
vardır. Arılar Allah'ın kendilerine ilham ettiği bir
şuura sahiptir ve O'nun dilemesiyle bu hareketleri yapmaktadırlar.
ERKEK ARILAR
Her arının çok fazla görevinin olduğu
arı kolonilerindeki tek istisna erkek arılardır. Erkek
arılar ne kovanın savunmasına, ne temizliğine, ne de
besin toplamaya bir katkıda bulunurlar. Erkek arıların
kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı döllemektir.66
Çiftleşme organları dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin
hemen hemen hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların
kraliçe arıyı döllemekten başka bir iş yapması mümkün
değildir. Dişi arılar ve erkek arılar arasında çok belirgin
farklılıklar vardır. Bu farklardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Dişi arıların polen keseleri vardır, erkeklerinse
yoktur.
-Dişi arıların zehirli iğnesi vardır, erkeklerde ise
yoktur.
-Dişi arıların ayaklarında polen toplamaya yarayan
fırçalar, karınlarında tüyler vardır, erkeklerde bunlar
yoktur.
-Dişi arıların balmumu bezleri vardır, erkeklerde yoktur.
-Dişi arılar petek inşa eder, erkekler edemezler.
-Dişi arılar yön bildirme dansı gibi yeteneklere sahiptir,
erkeklerin ise böyle yetenekleri yoktur.
-Dişi arılar besin toplayabilir, erkekler toplayamaz.
-Dişi arılar dadılık yapar, erkek arılar yapamazlar.
Kış mevsiminde kovanda yalnızca dişi
arılar bulunur. Çünkü erkek arılar kış gelmeden ya kovandan
atılır ya da öldürülür. Ancak kış mevsiminin bitmesiyle
birlikte işçi arılar erkek petek hücreleri inşa etmeye
başlar. Kraliçe arı da bu hücrelerin içine erkek arıları
oluşturacak yumurtalarını bırakır. Mayıs ayı başlangıcında
da erkek arılar hücrelerinden çıkmaya başlar.67
Genelde bu aylar eski kraliçenin yeni koloniler kurmak
için kovandan ayrıldığı ve kovanlarda yeni kraliçelerin
yetiştirildiği aylardır. İşte bu dönemde yeni kraliçenin
yumurtlayabilmesi için çiftleşme uçuşuna çıkması gerekmektedir.
Bu da işçilerin erkek arı yetiştirme nedenlerinden bir
tanesidir.
Erkek arılar son derece beceriksiz olmalarına rağmen
kraliçeyle çiftleşene kadar işçi arılar tarafından hep
el üstünde tutulurlar. Kovanda bulunan 400-500 erkek
arıdan sadece birini beslemek için, 5-6 işçi arının
hiç durmadan çalışması gerekmektedir. Yani bir kovandaki
işçi arılardan 2-3 bin tanesinin belli bir dönem için
tek görevi erkeklerin bakımını sağlamaktır.
Aslında kraliçe arının çiftleşmesi için en fazla 10
erkek arı yeterlidir. Buna rağmen bir arı topluluğunda
yüzlerce erkek arı yetişir. Kovanda yapılacak işlerin
çokluğuna rağmen işçi arıların bir bölümü tüm vakitlerini
erkek arıların bakımına harcarlar. Bu, son derece önemli
bir görevdir. Çünkü kraliçe arı çiftleşme uçuşu için
dışarı çıktığında mutlaka erkek arı bulmak zorundadır.
Arıların yusufçuk gibi düşmanlarının olduğu ve erkeklerin
kendilerini savunabilecekleri zehir ve iğne gibi silahlardan
yoksun oldukları düşünülürse çok sayıda olmalarının
önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Hiçbir işe yaramamalarına rağmen erkek arılara belli
bir dönem için işçi arılar tarafından özenli bir bakım
uygulanması, bütün kovanın güvenliği açısından alınmış
oldukça önemli bir tedbirdir. Elbette ki bu tedbirin
alınmasının çok önemli bir amacı vardır. Amaç kovanın
devamlılığının sağlanması, kraliçenin çiftleşmesinin
riske atılmamasıdır. Bu durumda akla arıların bu önemli
kararı nasıl aldıkları sorusu gelecektir. Arılar bu
stratejiyi oturup topluca mı belirlemişlerdir? Yoksa
bunun böyle olması gerektiğini tesadüfen keşfetmişler
ve bunun iyi bir strateji olduğunu bir şekilde anlayarak
devam ettirmeye mi karar vermişlerdir?
Elbette ki arılar bunların hiçbirini kendi kendilerine
yapamazlar ve böyle bir kararı veremezler. Arıların
karar verme mekanizmaları, strateji belirleyip daha
sonra da bunu uygulamaya geçirecek bilinçleri yoktur.
Onlar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah'a boyun
eğmişlerdir.
Erkek arıların sayısı kısıtlı olsa döllenme işleminin
gerçekleşmesinde çeşitli problemler ortaya çıkabilirdi.
Örneğin erkek arılardan bir kısmı kraliçeyi bulamayabilirdi
ya da çok fazla sayıda olan düşmanlara yem olabilirlerdi.
Bu da kraliçenin sperm kesesini yeteri kadar dolduramamasına
ve dolayısıyla kovanda yeteri kadar arı üretilememesine
neden olabilirdi. Oysa böyle olmaz. Her zaman kovanda
yeteri kadar erkek arı bulunur. Allah'ın kendilerine
ilham ettiğini uygulayan arılar kovanda gezinen ve hiçbir
işle ilgilenmeyen erkek arılara çiftleşme döneminin
sonuna kadar bakarlar.
ERKEK ARILARDAKİ TASARIM, ÇİFTLEŞME
VE SONRASI
Erkek arılar, doğduktan 2 hafta kadar
sonra kovan dışına çıkarak kraliçe arıyı aramaya başlarlar.
Erkek arıların çiftleşme döneminde kraliçenin salgıladığı
maddenin yeni bir işlevi daha ortaya çıkar. Erkek arılar
çiftleşme uçuşuna çıkan kraliçeyi işte bu madde sayesinde
bulurlar. Erkek arıların kovandaki dişi arılara (işçi
arılar ve kraliçeye) göre anatomik yönden bazı üstünlükleri
vardır. Örneğin erkeklerin gözleri işçilere göre daha
fazla (8-10 bin) parçadan oluşur. Antenlerindeki koklama
organlarında ise çok daha fazla (2.600 tane) gözenek
vardır.68 Ayrıca kanatları da işçilere
göre daha kuvvetlidir.
Dikkat edilecek olunursa erkeklerin diğer arılara göre
farklı olan tüm özellikleri belli bir amaca yönelik
tasarlanmış özelliklerdir. Bu amaç erkek arıların kraliçeyi
kolay bulabilmeleridir. Erkeklerin kraliçeyi aramaları
sırasında uzun süre yükseklerde uçabilmelerini ve kraliçenin
kokusunu çok uzaklardan algılayabilmelerini sağlayacak
sistemlere ihtiyaçları vardır. Ve erkek arılarda, kovandaki
diğer bütün arılardan farklı olarak bu özellikler mevcuttur.
|
Peki onlar, Allah'ın dininden
başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde
her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim
olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.
(Al-i İmran Suresi, 83)
|
Her canlının kendisi için gerekli olan özelliklere
sahip olması evrende var olan kusursuz düzenin göstergelerinden
yalnızca bir tanesidir. Böyle bir düzenin tesadüfen
oluşamayacağı kesin bir gerçektir. Her canlıyı ihtiyacı
olan özelliklerle birlikte yaratan üstün güç sahibi
olan Allah'tır. Tüm evrene hakim olan bu düzen Allah'ın
sınırsız yaratma gücünün delillerinden yalnızca bir
tanesidir.
ERKEK ARILARI BEKLEYEN SON
Kraliçe arı ile erkek arının buluşması
genellikle yükseklerde gerçekleşir. Erkek arılar 4.5
metreden alçakta kraliçeye yaklaşamazlar. Çiftleşme
ile birlikte erkek arının sperm keseciği dahil olmak
üzere tüm erkeklik organları vücudundan kopar ve erkek
arılar çiftleşmeyi gerçekleştirir gerçekleştirmez ölürler.69
Kraliçeyle çiftleşmeyi başaramayan diğer erkeklerin
de çok fazla ömrü kalmamıştır. Erkek arılar yalnız ilkbaharda
ve yaz başlangıcında yaşar sonra işçi arılar tarafından
imha edilirler. Çiftleşme uçuşunun zamanı geçip, yazın
sıcaklarıyla beraber çiçeklerin nektarları da azalmaya
başlayınca işçilerin erkeklere karşı davranışları da
tamamen değişir. İşçi arılar, erkek arılara çiftleşme
döneminde büyük bir özenle baktıkları halde, bu dönemin
sona ermesiyle birlikte erkeklerin kanatlarını yolmaya
ve onlara saldırmaya başlarlar. Eğer erkek arılar birşey
yemek isterlerse, işçi arılar onları kuvvetli çeneleriyle,
antenlerinden veya bacaklarından tutarak kovan kapısına
sürükler ve dışarı atarlar.
Kovan dışına atılan erkek arılar
çok kısa bir süre içinde açlıktan ölürler. Çünkü kendi
besinlerini kendileri bulma kabiliyetinden yoksundurlar.
Bunun için ısrarla tekrar kovana girmek isterler. Fakat
yine işçi arıların ısırmaları ve hatta ölümlerine sebep
olacak zehirli iğneleri ile karşılaşırlar. Erkek arılar
işçi arılara oranla daha iri olmalarına rağmen bu saldırıya
karşı koyamazlar.70 Erkek arıların
kovandan çıkarılmasından, gelecek senenin ilkbaharına
kadar geçen süre boyunca dişi arılar (kraliçe ve işçiler)
kovanda kendi kendilerine kalırlar.
Şimdi burada erkek arıların durumunu, evrimci iddiaları
göz önünde bulundurarak değerlendirelim. Biraz önce
anlattığımız gibi, erkek arılar çiftleşme uçuşunun ardından
kısa süre içinde ölürler. Bu, evrimci iddialarla açıklanması
mümkün olmayan bir davranıştır. Erkek arının ölümü göze
alarak soyunu devam ettirmek üzere çiftleşme uçuşuna
çıkması, "yaşam mücadelesi" kavramıyla taban tabana
zıttır. Eğer evrimin doğada var olduğunu iddia ettiği
mekanizmalar var olsaydı, erkek arılar şu ana kadar
çoktan kendi lehlerinde olacak bir evrimsel süreç geçirirlerdi.
Oysa milyonlarca yıldır erkek arılar, sonunun kendileri
için ölüm olacağını bilerek çiftleşme uçuşuna çıkmaktadırlar.
|
Göklerin ve yerin yaratılması
ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun
ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların
hepsini toplamaya güç yetirendir.
(Şura Suresi, 29)
|
Kısacası evrim teorisinin herhangi bir iddiası ile,
balarıları arasında yaşanan böylesine bir fedakarlık
örneğinin açıklanması mümkün değildir. Bir canlının
kendi can güvenliğini bir kenara bırakıp, içinde yaşadığı
grup üyelerinin güvenliğini ve rahatını sağlamaya çalışmasının
tek bir açıklaması olabilir: Arı kovanında yaşanan düzen,
üstün akıl sahibi bir tasarımcı tarafından belirlenmiş
ve bu tasarımcı kovandaki her arıya birbirinden farklı
görevler vermiştir. Kovanda yaşayan arılar, kendilerine
verilen bu görevlere uygun davranır ve gerekirse bu
uğurda kendilerini feda ederler. Önemli olan grubun
düzeninin devamıdır; bunun için gereken fedakarlık da,
bilinç ve muhakemeden yoksun arıların iradesiyle değil,
onları yöneten iradenin isteğiyle gerçekleşebilir. Yani
erkek arılar kendilerini yaratmış olan Allah'ın emrine
uyarak çiftleşme uçuşuna çıkmakta ve ölümleri pahasına
kovanın varlığının sürdürülmesini sağlamaktadırlar.
KOVANDA NÜFUS PLANLAMASI
Kovandaki özel sistem sayesinde binlerce dişi arı,
hiçbir işe yaramayan erkek arılara kış boyunca bakmak
yerine, kovan içindeki ve dışındaki daha faydalı işlerle
uğraşırlar. Arı kolonisinin devamı için kış aylarında
ayakta kalmak çok önemlidir. Daha fazla birey, daha
fazla besin stoğu gerektirecek, bunun için daha fazla
petek üretilmesi ve dolayısıyla daha çok çaba gerekecektir.
Üstelik erkekler dişilere göre oldukça iridir ve bakımları
da o oranda zahmetlidir.
Arılar gerekli durumlarda sadece erkekleri imha etmekle
kalmaz eğer yiyecek stokları yetersizse yumurtaları
ve larvaları da imha edebilirler. Bu, arıların koloninin
sayısını düşürmek için uyguladıkları bir yöntemdir.
Arılar kovanda nüfus planlaması yaparken
kademeli olarak ve denetimli bir şekilde larva veya
pupa aşamasındaki yeni bireyleri de yok edebilirler.
Bu yöntemle nüfuslarını 1/5 oranında azalttıkları gözlenmiştir.71
Buraya kadar anlatılan konularda da görüldüğü gibi
arıların hayatında kusursuz bir denetim ve düzen söz
konusudur. Arıların her türlü ihtiyaçlarını karşılayabildikleri
kovan düzeni, arıların Allah tarafından yaratıldıklarının
bir göstergesidir. Allah yarattığı tüm canlıları bir
hikmet üzerinde yaratmaktadır. Akıl sahibi insanlara
düşen de bu canlılar üzerinde düşünüp hikmetleri görebilmek
ve sonuç çıkarabilmektir.
|