|
ARILARIN HABERLEŞME
YÖNTEMLERİ
Hak Melik olan Allah
pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın
Rabbi'dir. (Mü'minun Suresi, 116)
Bilim adamları, on binlerce arının yaşadığı kovanlardaki
düzenin nasıl sağlandığı sorusunun cevabını bulabilmek
için yıllardan beri pek çok araştırma yapmışlardır.
Bu konuyla ilgili pek çok akademik çalışma da sürdürülmüştür.
Örneğin arılar konusunda en önde gelen uzmanlardan olan,
Münih Üniversitesi profesörlerinden Avusturyalı zoolog
Karl von Frisch The Dance Language and Orientation of
Bees (Arıların Dans Lisanları ve Yön Bulmaları) adlı
350 sayfalık kitabını sadece arılardaki haberleşme konusuna
ayırmıştır.
SAĞIR ARILAR NASIL ANLAŞIR?
Arılar çoğu zaman yiyecek bulmak için uzaklara giderek
geniş alanları taramak zorunda kalırlar. Yeni bir besin
kaynağı bulan arı, koloninin diğer üyelerine haber vermek
üzere hemen kovana geri döner. Kısa bir süre sonra koloninin
diğer üyeleri besin kaynağının etrafında uçmaya başlayacaktır.
Arılar sağırdırlar ve bu nedenle
birbirleriyle sesli bir iletişim kuramazlar.72
Buna rağmen yiyecek kaynağının yerini koloninin diğer
üyelerine hiç şaşırmadan bulacakları şekilde tarif edebilirler.
Tarif yöntemleri ise alışılmışın dışındadır.
Arıların buldukları yerleri birbirlerine nasıl haber
verdiklerini araştıran bilim adamları son derece şaşırtıcı
bir durumla karşılaşmışlardır. Arılar tarif etmek istedikleri
yeri "dans ederek" diğerlerine anlatırlar. Yiyecek kaynağının
bulunabilmesi için kaynağın kovana uzaklığı, doğrultusu,
zenginliği gibi gerekli olabilecek her türlü bilgi bu
dansta gizlidir.
Hak Melik olan Allah pek yücedir, O'ndan başka
ilah
yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbi'dir.
(Müminun Suresi, 116)
|
Yiyecek kaynağını keşfeden arı kovana döner ve diğer
arıların dikkatini çekecek şekilde sürekli olarak belli
hareketleri tekrarlamaya başlar. Arının genel davranışlarından
yiyecek kaynağı ile ilgili tüm bilgiler elde edilebilir.
Örneğin polen toplamış olan bir arı kovana döndüğünde
sadece yükünü arkadaşlarına devredip geri uçarsa bu,
"arının faydalandığı kaynak bilinen bir kaynaktır veya
verimsizdir" anlamına gelmektedir. Suyun kısıtlı olduğu
zamanlarda ise bu dans su kaynağının yerini göstermek
için de kullanılır.73
ARILARIN DANSLARI
Arı dansının iki ayrı şekli vardır. Dansın biçimi,
yiyecek kaynağının uzaklığına göre değişiklik gösterir.
"Daire dansı" olarak adlandırılan
dans en sık rastlanan danstır ve kaynağın uzaklığını
ve yönünü belirtmez. Yalnızca işçilere yuvanın yakınlarında
15 metreden daha yakın mesafede bir kaynak olduğunu
bildirir. Bu dans sırasında yakında bir kaynak keşfeden
işçi arı ilk önce yuvanın içindeki işçilere nektar verir
ve ardından dansa başlar. Diğer arılar daha sonra bu
dansa eşlik ederler. Dansçı tekrar tekrar küçük daireler
çizer. Her 1-2 turdan sonra, bazen de daha sık aralıklarla
ters döner. Saniyelerce ya da bir dakika kadar süren
bu dansta 20 kadar tur olur. Sonra tekrar dansçı ile
yuvadaki arılar arasında bir nektar değişimi olur. En
sonunda dans sona erer. Dans eden arı başka bir besin
aramak üzere yuvayı terk eder. Karl von Frisch yaptığı
bir deneyde dansçı ile ilişki kuran 174 işçiden 155'nin
5 dakika içinde besin kaynağını doğru bulduklarını göstermiştir.74
 |
Arılar besin kaynağından
döndüklerinde peteğin üstünde dans ederler.
Yanda yiyecek kaynağı yakın olduğunda
arıların yaptıkları dans görülmektedir.
Bu dans iki paralel çizgi şeklindedir. Arı
iki yarım daire çizerek başlangıç noktasına
geri dönmektedir.
|
|
Arılar dans ederek yaptıkları tariflerini karanlık
bir kovanda, peteklerin üzerindeyken yaparlar. Bu, aralarında
kusursuz bir iletişim olan arıların yeteneklerinin daha
iyi anlaşılması bakımından unutulmaması gereken önemli
bir detaydır. Arılar çevrelerinde toplanan diğer arılara,
yiyecek kaynağı hakkında gerekli olabilecek tüm bilgileri
karanlıkta verirler. Peteklerin üzerinde yaptıkları
hareketler karanlık olmasına rağmen diğer arılar tarafından
doğru olarak algılanır ve hemen uygulamaya geçirilir.
|
Tüm yaşamını arılarla
ilgili yaptığı çalışmalara vermiş olan Karl
Von Frisch, arılar konusundaki araştırmaları
ile Nobel Ödülü almış bir bilim adamıdır.
|
 |
|
 |
|
Üstteki resimde arıların
yiyecek kaynağının uzaklığı hakkında bilgi
vermek için yaptıkları, dalgalı çizgilerle
gösterilen 8 dansı görülmektedir.
|
|
Arılar yuvadan 15 metre kadar uzaklıktaki besin kaynakları
için daire dansını kullanırken, 25-100 metre arasındaki
besin kaynakları için de bir geçiş dansı olan sallanma
dansını kullanırlar. Bundan başka balarıları yuvadan
100 metreden daha uzak kaynaklar için kaynağın uzaklığını,
yönünü ve niteliğini bildiren kuyruk dansı ile iletişim
kurarlar. Bu dans aynı zamanda "8 rakamı dansı" olarak
da adlandırılır.
Arılar besin kaynağından kovana döndüklerinde peteğin
üzerinde bu dansı yaparlar. Bu dansta işçiler adım atarken
bir yandan da karınlarını titretirler. Hareketlerinin
karakteristik şekli 8 rakamına çok benzer. Tipik bir
kuyruk dansında arı kısa mesafe için dümdüz bir hat
üzerinde hareket eder. Vücudunu saniyede yaklaşık olarak
13-15 defa bir yandan diğer yana doğru sallar.
Arının düz olarak geçtiği bu yolun, kovanı yukarıdan aşağıya
doğru kesen (hayali) dikmeye yaptığı açı, besin kaynağının
Güneşe olan açısını verir. Dans ederken yere tam dik gelen
üst kısım sembolik olarak Güneşi göstermektedir. Eğer arı
kovanıyla besin kaynağını ve kovanla Güneşin hemen altındaki
ufuk çizgisini birleştiren bir çizgi çizilirse, iki çizgi
arasında oluşan açının sallanma dansının açısıyla aynı olduğu
görülür. Arılar tıpkı bir inşaaat mühendisi gibi bölgeleri
üçgenlere bölme işlemini yapabilmektedirler.75
|
Yukarıdaki
resimde pek çok faklı arı türü tarafından kullanılan
orak şekilli geçiş dansları görülmektedir. |
Kuyruk dansında yapılan sallanma hareketi boyunca arının
karnı en önemli organdır. Kaslara ve iskelete ait titreşimlerden
kaynaklanan bir vızıltı sesi çevreye yayılır. Arı düz
olarak aldığı her yolun sonunda bir dönüş yapar ve başlangıç
noktasına doğru yarı dairesel şekilde döner. Daha sonra
tekrar düz bir hat üzerinde ilerler ve tam ters yöne
doğru bir dönüş yapar. Çember dansında olduğu gibi kuyruk
dansı da dansçının durması ve midesindeki balı yakınlardaki
işçilere dağıtmasıyla sona erer. Dansı izleyenler 0.1-
0.2 saniye süren kısa süreli bir titreşim çıkarırlar.
Bu titreşim dansçının durmasına ve vızıldayan arıyla
besin değişimine sebep olur. Hem nektar hem de polen
toplayıcıları aynı şekilde dans ederler.
Bu dansı izleyen işçiler besin kaynaklarının
yerini rahatlıkla tespit edebilirler. Uzaklığı belirten
dansın özelliklerinden biri de, her 15 saniyedeki dönüş
sayısıyla ölçülen dans temposu ve düz bir hat boyunca
yapılan sallanma hareketleri ve vızıldamalardır. Dansın
temposu, daha uzaktaki besin kaynakları için yavaşlar,
yakındaki besin kaynakları için hızlanır. Yine , daha uzak mesafedeki kaynaklar için düz hatta geçirilen süre artar.76
 |
1- Eğer
besin kaynağı tam Güneş yönünde veya tam aksi
yönde ise dansın orta kısmı yere dik gelecek şekilde
olur.
2- Dansın
düz olarak verilen doğrultusu, yerçekimi doğrultusu
ile 80 derecelik bir açı yapıyorsa bu, yiyecek
kaynağının Güneş'in 80 derece sağında olduğunu
gösterir.
3-Arı
düz yolu yukarı doğru alıyorsa yiyecek kaynağı
tam Güneş yönünde, aşağı doğru alıyorsa kaynak
Güneş'in tam aksi yönünde demektir.
|
Ancak kaynağın yönünü bilmek tek başına bir işe yaramaz.
İşçi arıların balözü toplayabilmeleri için, ne kadar
uzağa gitmeleri gerektiğini de bilmeleri gereklidir.
Kovana dönen arı, diğer arılara, yine belirli vücut
hareketleriyle çiçek polenlerinin bulunduğu uzaklığı
da anlatır.
Dans boyunca diğer işçiler,
tarifi yapan arının etrafında kümelenir ve her hareketini
takip ederler. Ayrıca dansçının titreşen karnına antenleri
ile dokunurlar. Bu hareket çok önemlidir, çünkü arının
havada oluşturduğu kesintili akım besin kaynağının uzaklığını
bildirir. Arının gövdesinin alt kısmını sallaması sayesinde
hava akımları oluşur. Diğer arılar da antenleri ile
bu akımları algılar ve gidecekleri besin kaynağının
uzaklığını bu sayede tespit ederler.77
Örneğin arı 250 m. uzaklıktaki bir yeri tarif etmek
için yarım dakikalık bir süre içinde vücudunun alt kısmını
5 kez sallar. Yaptıkları bu danslarla arıların 9-10
kilometreye kadar varan bir alandaki besinlerin yerlerini
birbirlerine bildirdikleri gözlenmiştir.
Arılara gerekli olan bilgilerden bir tanesi de kaynakta
bulunan besinin niteliği ile ilgilidir. Bu bilgiyi de
dansı yapan toplayıcı arının üzerine sinen koku sayesinde
edinirler.
Toplayıcı arılardan elde edilen bu bilgiler doğrultusunda
diğer arılar kolaylıkla besinin yerini bulurlar. Besin
kaynağının başına çok fazla arı toplanması kovanda dans
eden arıların sayısı ile de doğrudan bağlantılıdır.
Tek bir arının dansı ile tüm kovan harekete geçmez.
Öncelikle koloniden bir grup arı öncü olarak gider.
Bu öncü grup uçuştan döndüğünde onlar da dans ediyorsa
daha fazla arı hedefe doğru yönelir. Buldukları kaynak
ne kadar iyi ise, o kadar daha uzun süre dans ederler
ve daha fazla takipçi arı toplarlar. Böylece koloninin
toplayıcı takımının dikkati daima en verimli besin kaynağına
doğru yönelmiş olur.
|
Hiçbir 8 dansı aynı değildir.
Yanda yiyecek Güneş'in 80 derece solunda
iken yapılan çok sayıda dansın yönü gösterilmiştir.
Arıların dans ederken oluşturdukları üçgenler
saat yönünde yapılan dansların yönünü, dairelerse
saatin ters yönündeki dansların yönünü gösterir.
|
 |
|
Bulunan besin kaynağının verimsiz olması durumunda
da arılar dans ederler. Yalnız buradaki tek fark arıların
dansının isteksiz olması ve daha kısa sürmesidir. Bu
durum kovandaki diğer arılara da yansır, dansçıların
başına toplanan arılar kısa bir süre içinde dağılırlar.
Bu durumda yeni bir ekip besin aramak için çıkar.
 |
Yiyecek arayan arılar
kaynağın yerini doğrudan tarif etmek için
yiyeceğin merkezine düz bir yoldan uçmak
zorunda degildir. Yandaki deneyde Karl van
Frisch, arıların binanın diğer tarafındaki
yiyecek kaynağına binanın etrafından dolaşarak
ulaşmalarını sağlamıştır. Ancak arılar besin
kaynağının yerini, kesik çizgilerle gösterilen
düz güzergah üzerinde yaptıkları dans ile
tarif etmişler ve diğer arılar da dümdüz
yolu izleyerek besin kaynağına ulaşmışlardır.
|
|
Şimdi burada durup biraz düşünelim. Yukarıda detaylarıyla
ele aldığımız dansı gerçekleştiren canlılar balarılarıdır.
Yani insanların sokağa çıktıklarında, bahçelerinde yürürken,
balkonlarında otururken sık sık rastladıkları, birkaç
santim büyüklüğündeki böceklerdir. Burada ilginç bir
çelişki vardır. İnsanlar balarılarını sıradan, her yerde
bulunan böcekler olarak değerlendirirler ama buraya
kadar anlattıklarımız ancak çok keskin bir bilinçle
gerçekleştirilebilecek olaylardır. Arıların dansla yaptıkları
tarifi bir insanın yapmasını istesek, bu kadar başarılı
olması mümkün olmaz. Çünkü bir insan akıl ve bilinç
sahibi olmasına rağmen, böylesine ince hesapları teknik
ölçüm aletleri olmadan yapabilecek bir yeteneğe sahip
değildir.
 |
Arılar, eğer buldukları
kaynak çok zenginse çoşkulu bir şekilde
dans ederler. Eğer kaynak yakındaysa soldaki
'yuvarlak dans' adı verilen danslarını yaparak
kaynağın yerini tarif ederler. Daha uzaktaki
kaynaklar içinse sağdaki 8 şekilli danslarını
yaparlar ve buna titreşim hareketlerini
de eklerler.
|
 |
|
O halde arılara bu bilinçli davranışları öğreten kimdir?
Arılar bu davranışları diğer arılardan öğrenmezler,
yaşamlarında böyle bir eğitim dönemine rastlanmaz. Onlar
tüm bunları zaten bilerek, zamanı geldiğinde uygulayabilecek
şekilde dünyaya gelirler. Ve bu durum yeryüzünün her
yerinde, milyonlarca yıldır yaşayan tüm balarıları için
geçerlidir.
 |
Arıların çevreyi tanımak
için yüzey şekillerinden yararlandıklarını
kanıtlamak amacıyla yapılan bir deneyde
yiyecek aramaya çıkan arılara önce üst sol
köşedeki yiyecek kaynağı tanıtılmıştır.
Daha sonra, arılar gösterilen kaynaktan
yiyecek toplamak üzere kovandan ayrılır
ayrılmaz yakalanıp sağ alttaki noktaya getirilmiş
ve burada tekrar serbest bırakılmışlardır.
Yiyecek kaynağı doğrudan gözükmüyor olsa
bile, arılar doğru yöne doğru, yani daha
önce tanıtılan yiyecek kaynağına doğru gidebilmişlerdir.
|
|
Bu durumda vicdan sahibi bir insanın asla inkar edemeyeceği
büyük bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu görürüz:
Tüm canlıların Yaratıcısı olan Allah, balarılarını da
kusursuzca var etmiş ve onlara böylesine bilinçli davranışları
öğretmiştir. Balarıları Nahl Suresi'nde haber verildiği
gibi Rabbimiz'in kendilerine ilhamı ile hareket etmektedirler.
Arıların dans ederek yaptıkları tarifin öneminin tam
olarak anlaşılması için kovan içinde arıların yaptıkları
hareketlerin ve ortamın düşünülmesi gerekmektedir. Evrimci
bir yazar olan Marian Stamp Dawkins, Hayvanların Sessiz
Dünyası adlı kitabında arıların bu tarifi nasıl yaptıklarından
şöyle bahsetmektedir:
Arıların sorunu danslarını içerisi
karanlık olan, ne yiyeceğin ne de Güneş'in görülebildiği
bir kovan içinde yapmalarıdır. Sadece bu da değil. Arılar
düşey konumdaki bir peteğin üstünde dans ederler.78
|
Cüce balarıları olarak
adlandırılan bir balarısı türü kovanlarını
her zaman açıkta yaparlar. Besin kaynağı
bulduklarında da, genellikle arılar ile
kaplı kovanlarının tepesinde dans ederler.(yanda)
Bu arılar da 8 danslarını doğrudan yiyecek
kaynağının yönünün belirtecek şekilde yaparlar.
Eğer arılar herhangi bir şekilde yuvanın
kenarlarında veya arka kısmında dans etmeye
zorlanırlarsa, danslarına tekrar yön vererek
kaynağın yönünü gösterirler.
|
 |
|
Şimdi gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Tarifi yapan
arılar düşey konumda dans etmelerine rağmen, bu bilgiyi
kullanarak besin aramaya çıkacak olan arılar yatay düzlemde
hareket edeceklerdir. Yani arılara hangi yönde uçmaları
gerektiği konusunda verilecek olan bilginin aslında
yatay düzlemde olması gerekmektedir. Eğer arılar düşey
düzleme uygun olarak yapılan bir tarife göre hareket
ediyor olsalardı, dümdüz yukarı uçarak yiyecek aramaları
gerekirdi ki, bu durumda yiyecek bulmaları hiçbir şekilde
mümkün olamazdı.
Dawkins kitabında konuya şöyle devam etmektedir:
…Bu yüzden arılar yiyeceğin yerini
o yönü işaret ederek ya da oraya dönük dans ederek belli
edemezler. Kovandan yiyeceğe doğru olan uçuş rotasını,
kovanın içinde iken yerçekimine göre belirledikleri
(dışarıya çıktıktan sonra Güneş'e göre belirleyeceklerdir)
bir düzlem üstünde gösterirler. Öteki arılar da dışarı
çıktıklarında bu bilgiyi Güneş'e uyarlarlar. Eğer yiyecek
tam Güneş yönündeyse dansçı arı sallantılı düz uçuşunu
peteğin önünde tam dikey pozisyonda yapar. Eğer yiyecek
Güneş'in 40 derece batısındaysa, dikey çizginin 40 derece
solunda uçar. Böylece dansçı arı yiyeceğin bulunduğu
yerin açısını Güneş yerine, dikey çizgiye göre gösterir
ve karanlık kovanın içindeki arkadaşlarına Güneş'e çıktıklarında
hangi yöne uçacakları konusunda bilgi verir.79
Burada anlatılanların üzerinde durup düşünelim. Arılar
karanlıkta ve farklı bir düzlemde olmasına rağmen yapılan
tarifi tam olarak anlamakta ve hedefi her zaman doğru
olarak bulmaktadırlar. Tarifi yapan arının belirlediği
bir dikey çizgiye göre yaptığı hareketler, açı hesaplaması
yapmayı bilen diğer arılar tarafından tam olarak anlaşılmaktadır.
Marian Stamp Dawkins bu durum karşısındaki düşüncelerini
şöyle ifade etmektedir:
Arıların bunu (açı hesaplamasını)
doğru olarak yapmaları, birbirlerine gerçekten bilgi
aktardıklarının bir göstergesidir. 80
Görüldüğü gibi tüm arılar açı hesaplaması yapabilmektedir.
Bu durumu Dawkins, arıların birbirlerine bilgi aktarmaları
olarak yorumlamıştır. Ancak burada cevaplanması gereken
önemli sorular vardır. Arılar bu hesaplama yöntemini
nasıl keşfetmişlerdir? Güneş'e bakarak, arı gibi bir
canlının yatay-düşey ayrımı yapabilmesi, yaptığı tarife
kendi kendine açı ekleyebilmesi ve bunu her seferinde
doğru yapması mümkün müdür? Bundan başka arılar yorum
yapabilme becerisini nasıl elde etmişlerdir? Güneş'i
pusula kullanmayı nasıl öğrenmişlerdir?
Arıların düzlem farkı, açı ölçme, hesap yapma gibi
matematiksel işlemleri kendi kendilerine yapamayacakları
çok açık bir gerçektir. Arılardaki tüm bu yeteneklerin
tek nedeni vardır. Arılar üstün bir güç tarafından yönetilmektedirler.
Tüm evrene hükmeden bu güç Allah'a aittir. Allah arılara
sahip oldukları tüm yetenekleri verendir.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir.
O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış,
ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir
etmiştir.
(Furkan Suresi, 2)
|
ARILAR BULUTLU HAVALARDA NASIL YÖN
BELİRLER?
Yiyeceğe doğru uçarken arılar bir yandan da Güneş'i
gözlemler. Öncü arının yaptığı dansta gösterilen yönü
ve açıyı kullanabilmeleri için bu gereklidir.
Arıların yaptıkları işin ne kadar
olağanüstü olduğu açıkça ortadadır. Ancak arılar bununla
da kalmayıp daha da olağanüstü bir şey yaparlar. Hava
bulutlu da olsa Güneş'i pusula gibi kullanabilir, bunu
da ultraviyole ışık dalgalarını kullanarak yaparlar.
Ultraviyole ışık dalgaları bulut örtüsü çok yoğun olmadıkça,
bulutların içerisine işleyebilecek özelliktedir. Bu
nedenle işçi arılar Güneş'in yönünü belirlemek için
bu ışık dalgalarını kullanırlar. Güneş'ten yayılan doğal
ışık polarize olmuştur, yani ışık dalgalarının titreşiminin
yönü, Güneş gökyüzünde hareket ederken düzenli bir şekilde
değişir. Bu polarizasyon şekilleri insanlar tarafından
görülemez, fakat arılar ve diğer birçok canlı tarafından
algılanabilir. Güneş'in görülmemesi ya da gökyüzünün
bulutlu olması bu canlılar için bir engel oluşturmaz.
Arılar bulutlara rağmen göğü bir bakıma parsellenmiş
gibi düşünür ve Güneş'in o anda olması gereken yerini
hesaplayabilirler.81 Kuşkusuz bu özellik
de, Allah'ın üstün tasarımının örneklerinden biridir.
Balarıları da bu sayede yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
|
ARILARIN HAFIZASI
Kovandaki arıların, toplayıcı
arıların yaptıkları dansı izledikten sonra otomatik
olarak uçuşa geçmedikleri de tespit edilmiştir.
Arılar dansta verilen bilgileri değerlendirmekte
ve harekete geçip geçmemeye karar vermektedirler.
Bu konuyla ilgili olarak yapılan
bir deneyde arı kovanı yakınlarındaki bir gölün
ortasına bir kayık bırakılmış ve içine besin koyulmuş.
Bir süre sonra bu besin, arılar tarafından farkedilmiştir.
Arılar hemen gidip kovandaki arkadaşlarına besinin
yönünü ve yerini bildiren danslarını yapmışlar
ama uzun süre dansetmelerine rağmen kimse onlara
itibar etmemiş ve kovandan ayrılmamıştır. Daha
sonra kayık kıyıya çekilmiş. Yine bazı arılar
besini bulup geri dönerek dansa başlamışlar, bu
sefer arılar kovandan ayrılarak kayığa doğru
yönelmişlerdir. Bilim adamlarının bu olaydan çıkardıkları
sonuç şöyledir: Arılar çevreyi tanımakta ve orada
bir göl olduğunu bilmektedir. Gölde besin olmayacağı
için de arkadaşlarının dansını dikkate almamışlardır.
James and
Carol Gould, The Animal Mind, s.106
|
ARILAR YAPTIKLARI TARİFTE TAM İSABET
KAYDEDERLER
Arıların, dansçı arıyı seyretmelerinden bir süre sonra
kovandan ayrılarak hedefe yöneldiklerini söylemiştik.
Ancak arılar, burada gözardı edilmemesi gereken çok
önemli bir sorunla karşı karşıyadırlar. Arılara verilen
tarifteki açıda, çıkış noktası olarak Güneş alınmıştır.
Ancak Güneş sabit bir cisim değildir. Bilindiği gibi
Güneş her 4 dakikada 1 derece yer değiştirir. Arı eğer
sürekli aynı açıyla yol alacak olsa Güneş'in hareketi
sebebiyle hedeflediği yere asla varamayacaktır. Her
4 dakikalık yolda 1 derecelik bir hata yapacak, uzun
mesafelerde ise sapma telafi edilemez boyutlara ulaşacaktır.
Çok kısa mesafelerde, örneğin 200
metre mesafede bu bir problem olmaz. Çünkü arının bir
dakikada katettiği yol yaklaşık saatte 13 km=dakikada
216 metre kadardır.82
Bu durumda akla, "ya hedef 4 dakikadan fazla bir uzaklıkta
ise ne olur?" sorusu gelecektir.
Arıların 10 km
çapında bir alanda besin toplayabildiklerini belirtmiştik.
Arı 10 km yol katetmek için yaklaşık 45 dakika uçmak
zorundadır.83 Ancak Güneş 45 dakika
içinde yaklaşık 11 derece yer değiştirecektir. Eğer
arı kovana haber veren arının, tarif ettiği açıyla yol
alsa Güneş yer değiştirdikçe yiyecek kaynağından uzaklaşacaktır.
Tabi burada hemen kovandan 10 km uzağa gitmiş olan arının
dönerken yine aynı şekilde Güneş'in konumuna göre besin
kaynağının yerini aklında tuttuğunu da belirtmekte fayda
vardır. Üstelik bu arı yüklü olarak geri döneceğinden
sürati daha da azdır (9 km/saat).84
Dolayısıyla arı geri dönene kadar Güneş 16.5 derece
dönecektir. Bu durumda arının Güneş'e göre yapacağı
tarifin hatalı olması da ihtimal dahilindedir. Hem dans
eden arının yapacağı 16.5 derecelik hata hem de yola
çıkanın 11 derecelik yanılgısı birbirine eklendiğinde
arının 10 km.lik bir mesafede yiyecek kaynağından 27.5
derece kadar uzak bir noktaya gitmesi söz konusu olacaktır.
Üstelik toplayıcı arı bu kadar uzağa gittiğinde eğer
yiyecek bulamazsa dönecek gücü de kalmayacaktır. Çünkü
arılar gittikleri yerden daha fazla besinle dönmek için
kursaklarına sadece kendilerine bildirilen uzaklıkta
kullanacakları kadar bal alırlar. Bu bal bittiğinde
güçleri de tükenir ve nektara ulaşamadıysalar enerjileri
kalmadığı için geri dönemezler.
|
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur;
çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur,
herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli
bir ölçüyle takdir etmiştir.
(Furkan Suresi, 2)
|
Ancak durum böyle olmaz. Milyonlarca yıldır arıların
yaptıkları tüm tarifler -Güneş'in dönmesine ve açısının
değişmesine rağmen- diğer arılar tarafından anlaşılmakta
ve arılar besin kaynaklarına ulaşmakta zorluk çekmemektedirler.
Bu da bize arıların Güneş'e göre açı hesaplaması yaparken
yanılmadıklarını gösterir. Bu durumu matematiksel olarak
ifade etmek gerekirse arılar Güneş'in her 4 dakikada,
1 derece kaydığını hesaba katmaktadırlar. Yaptıkları
bu hesaplama sonucunda da kaynağın yerini akıllarında
doğru olarak tutabilmekte ve diğerlerine tam olarak
tarif etmektedirler. Güneş'e göre açı hesaplaması yapan
diğer arılar da bu tarifi anlamakta ve tarif edilen
besin kaynağını bulmaktadırlar.
Yukarıdaki paragraf dikkatli bir şekilde düşünerek
tekrar okunduğunda aslında arılarla ilgili olarak yapılan
bu tarifte bir olağanüstülük olduğu hemen anlaşılacaktır.
Şu anda cümleleri her zamanki gibi alışkanlıkla değil
de teker teker, tarif edilenleri göz önüne getirmeye
çalışarak, akıl, mantık ve vicdan kullanarak düşünmekte
fayda vardır. Bugün Güneş'in kaç dakikada ne kadarlık
bir açı değiştirdiğini bile bilen insan sayısı azdır.
Ama balarıları bunu çok iyi bildikleri gibi, dakika
hatta saniye şaşırmadan tam isabetli bir matematiksel
hesap yapmaktadırlar. Peki bir arı, konusunda uzman
olmayan bir insanın bile yapamayacağı böyle bir hesaplamayı
kendi iradesiyle yapabilir mi? Elbette yapamaz; bu yetenek
arıya Allah tarafından verilmiştir. Aksini iddia etmek
aklın ve mantığın tüm kurallarını çiğnemek olur. Arıların
sözde "evrimsel bir süreç" içinde böyle bir hesaplamayı
kendi kendilerine öğrendiklerini iddia eden bir insan,
arıların yine sözde "evrimsel bir süreç" içinde yüzlerce
yıl sonra günümüzün en tanınmış matematik profesörlerinden
daha iyi denklem çözebileceklerini de iddia etmelidir.
Peki bunu iddia eden bir insan olabilir mi? Tabii ki
olamaz; bunu iddia eden insanın akli yeteneklerinden
şüphe etmek kaçınılmazdır.
|
ARILARIN UZAKLIK HESAPLAMALARI
  
Arıların yiyecek aramaya çıkarken
yanlarına belli miktarda besin almaları ile ilgili
çeşitli deneyler yapılmıştır. Bunlarda bir tanesinde
belli bir uzaklığa konan şekerli su kabını bulan
arılar kovanlarına geri dönmüş (1) ve arkadaşlarına
yiyecek yatağının yerini tarif etmişlerdir. Bu
tarif üzerine yola çıkan ilk arılar kaynaktan
besin alarak geri dönmüşlerdir. Daha sonra deneyi
yapan bilim adamları besin kaynağını biraz daha
uzağa koymuşlardır. Bunun üzerine ikinci gelen
arılar tarif edilen yerde yiyeceği bulamadıkları
ve yakıtları da bittiği için geri dönememişlerdir
(2) Ancak yapılan şekerli su ve bal takviyesi
ile yola çıkacak gücü bulabilmişlerdir. (3-4)
Arıların yanlarına sadece kaynağa ulaşacak kadar
yiyecek almalarının nedeni dönerken daha fazla
polen toplayabilmektir.
Kaynak: Moody
Science Classic, City of the Bees,
Moody Video A Ministry of Moody Bible Institute
820 N. LaSalle Boulevard Chicago, IL 60610-3284
|
ARILAR HESAPLAMA YAPMAYI NEREDEN ÖĞRENMİŞLERDİR?
Buraya kadar anlatılanlarda da görüldüğü gibi arılar
çok farklı şekillerde hesaplamalar yapmakta ve bu hesaplamaları
yaparken de Güneş'i kullanmaktadırlar. Bir böceğin dünyanın
ve Güneş'in hareketlerini ve bunların sonuçlarını kendi
kendine bilmesi ve buna göre hareket etmesi hiçbir şekilde
mümkün değildir. Arıların her seferinde bu hesaplamaları
tesadüfen tutturmaları da imkansızdır. Bütün bunlara
rağmen -konuyla ilgili tüm bilim adamlarının da hemfikir
oldukları gibi- arılar bu hesaplamayı hatasız bir şekilde
milyonlarca yıldan beri yapmaktadırlar.
Bir insan kaybolduğunda -eğer bu konuda özel bir eğitim
almamışsa- yönünü bulabilmesi için pusula gibi aletlere
ihtiyacı olacaktır. Bu kişinin Güneş'in açısına göre
bir hesaplama yaparak yönünü bulması ise neredeyse imkansızdır.
Oysa bir arı Güneş'in hareketine rağmen gördüğü herhangi
bir yeri hatasız bir şekilde kovandaki diğer arılara
tarif edebilir.
Arıların bu olağanüstü özellikleri nasıl ortaya çıkmıştır?
Arılar bu hesaplamayı yapmayı nasıl öğrenmişlerdir?
Bu soruların cevapları son derece önemlidir. Öncelikle
arıların yön tayin etme ve bunu başka arılara tarif
edebilme yeteneklerine ilk ortaya çıktıkları andan itibaren
sahip olmaları gerekmektedir. Bu, arıların beslenme
ve barınma ihtiyaçlarını giderebilmeleri, dolayısıyla
soylarını devam ettirebilmeleri için mutlaka gerekli
olan bir yetenektir.
Bu yeteneğin evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman
içinde gerçekleşen çeşitli değişimlerle ortaya çıkması
mümkün değildir. Nitekim evrim teorisini savunan bilim
adamları da arıların dans ile haberleşme yeteneklerinin
nasıl ortaya çıktığı sorusu karşısında oldukça zor durumda
kalmaktadırlar. Örneğin günümüzün tanınmış evrimcilerinden
biri olan Richard Dawkins, arı dansının evrimi ile ilgili
olarak kendisine sorulan soru karşısında açıkça "afallamış"tır.
Dawkins'in arıların dansı ile ilgili sorular karşısında
vermeye çalıştığı cevap şöyledir:
"Bir fikir ileri sürmek durumunda…
Belki de dans bir çeşit… Tahmin etmek pek de zor değil…
Bunun neden olduğunu kimse bilmiyor, ama bir şekilde
oluyor…
Modern arı dansının daha basit bir başlangıçtan
evrimleşmesine dair birtakım makul dereceli ara aşama
bulduk. Size anlattığım hikaye gibi… bu doğru bir hikaye
olmayabilir. Ama buna benzer bir şey mutlaka olmuştur."85
Dawkins'in bu soru karşısında verdiği cevaptaki mantık
bozukluğundan da anlaşılacağı gibi arıların dansını
tesadüflerle, ara açıklamalarla ifade etmek ancak hayali
bir hikaye olarak anlatılabilir.
Güneş'ten faydalanarak açı hesabı yapmak, tesadüfen
elde edilecek bir yetenek değildir. Ancak arıların dans
etmeyi öğrenmeleri veya açı hesaplayabilmeleri de yeterli
değildir; bunun dışında bunları diğerlerine tarif ettiklerinde
onların da bunu anlayabilmeleri gerekmektedir. Bunlar
düşünüldüğünde "tesadüf" gibi bir ihtimalin akla getirilmesinin
bile son derece saçma olduğu hemen görülmektedir. Ne
kadar beklenirse beklensin bir canlıda böyle bir hesap
yeteneğinin kendi kendine oluşması kesinlikle mümkün
değildir.
Arı, düşünme özelliği olmayan bir canlıdır. Buna rağmen
baştan beri belirttiğimiz gibi, yaptığı her hareket
benzersiz bir aklın ve şuurun varlığını gösterir. Evrenin
her noktasında olduğu gibi arılarda da tecelli eden
bu akıl ve şuur herşeyi kusursuz yaratan Allah'a aittir.
ARILARIN GÖZLERİ
Arıların Güneş'ten faydalanabilme özelliklerini fark
eden bilim adamları yön tayinleri konusunda araştırmalar
yapmaya başlamışlardır. İlk olarak arıların göz yapısı
incelenmiş ve gözlerinin bu hesaplamaların yapılmasını
sağlayacak bir tasarıma sahip olduğu bulunmuştur.

Solda, bir
arı gözünün kesiti görülmektedir. Uzun çizgiler halinde
görülen ommatidia'lar (küçük gözler) görülmektedir.
Her biri ayrı bir göz gibi görme işlemi yapabilen
bu bölümler bir kutudaki kamışlar gibi biraraya toplanmışlardır.
Bu gözlerin her biri diğerinden biraz daha farklı
bir yine doğru bakar. İkinci resimde bu bölümlerden
birinin (ommatidium) kesiti görülmektedir. |
Arıların çok özel
bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde "ommatidia"
adı verilen, 6.900'er adet birbirinden ayrı görme işlemi
yapan bölüm vardır. Bu bölümlerin her biri kendi başına
bir göz gibi hareket eder. Bunlar bir kutudaki kamışlar
gibi biraraya toplanmışlardır. Ayrıca her biri dışta
küçük konveks ve şeffaf bir lensle biter.86
Bu lensler de gözün cam gibi elips biçimindeki dış
kabuğunu oluştururlar. Arıların başlarının iki yanında
bulunan birleşik gözlerinin dışında, kafalarının üzerinde
de 3 basit gözleri bulunur. Kafa üzerinde yer alan bölümlerin
ışığın şiddetinin ölçülmesi için kullanıldığı tahmin
edilmektedir. Arı gözünün insan gözüne göre iki üstünlüğü
vardır. Bunlar, ultraviyole ışınlarını görme ve daha
önce de belirtildiği gibi ışığın polarizasyonunu ayrıştırmadır.87
Arı gözünün bir başka özelliği de, mor
ötesi ışınları algılayabilecek şekilde olmasıdır.
Böylece çiçek yapraklarından yansıyan ışıklar,
uçuş yapan arıya polenlerin koordinatlarını
tam olarak bildirirler.
|
 Gözlerindeki özel yapı sayesinde yiyecek
aramaya çıkan arı, karşısına çıkan çiçekleri
havaalanını aydınlatan pist ışıklarında
olduğu gibi kolaylıkla görür. (sağdaki resim)
|
|
İşte bu özellikler, arıların Güneş'in yerini ve açısını
tespit etmelerini sağlayan özelliklerdir. Bu sayede
arılar, Güneş ilerledikçe kovanda diğer arılara yapacakları
tarifin yönünde düzeltme yaparak hedefin yönünü hatasız
olarak belirleyebilirler.
ÇİÇEK İŞARETLEME YÖNTEMLERİ
Toplayıcı arı kovana geri dönmeden
önce besin kaynağına özel bir koku bulaştırır. Her işçi
arının vücudunda istediği zaman kullanabileceği bir
koku kesesi vardır. Bu kese arının sırtında ve vücudunun
arka tarafında içeriye doğru katlanmış bir deri kıvrımından
oluşur ve normal zamanlarda dışarıdan görülmez. Arı
istediği zaman bunu dışarı çıkarır ve kesenin kokusu
üzerinde bulunduğu çiçeğe ve çevreye yayılır. Bu koku
Melisa çiçeğinin kokusuna benzer ve insanlar tarafından
da kolaylıkla algılanabilir. Arılar ise kendi kovan
arkadaşlarının kokularına karşı fazlasıyla hassastırlar
ve çok uzaklardan bu kokuyu duyabilirler.88
Balarılarının çiçekleri işaretlemeleri sayesinde, diğer
arılar bir çiçeğin nektarının daha önce başka arılarca
tüketildiğini konar konmaz anlar ve hemen o çiçeği terk
ederler. Bu sayede hem vakit, hem de enerji kaybından
kurtulurlar.
ÇİÇEKLERİN DÖLLENMESİ VE ARILAR
Arılar bir kere
uğradıkları ve nektar ya da polen topladıkları çiçekleri
koku bırakarak işaretlerler. Bu sayede kendilerinden
sonra buraya gelen arılar boş yere hem enerji hem
de vakit kaybetmemiş olurlar. |
Çeşitli çiçeklerle dolu bir çayırda bal toplayan arılar
bir müddet izlenecek olursa ilginç bir durum dikkat
çekecektir. Arılar her seferde sadece tek bir çiçek
cinsi arasında gidip gelirler. Bir çiçekten diğerine
uçarken başka cins çiçeklere dikkat bile etmezler.
Bazen günlerce aynı tür çiçekleri bu şekilde ziyaret
eden arıların bu davranışları hem kendileri hem de çiçekler
açısından faydalıdır. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz.
Bir çiçeğe ilk defa konan bir arı o çiçeğin yapısını
tanımadığı zaman ufak bir nektar damlasını bulmak için
çok uzun bir süre uğraşmak zorunda kalabilir. Arı ancak
aynı çiçeğe beşinci veya altıncı kere konduktan sonra
sürat ve beceri kazanır ve hedefine kolayca ulaştığı
için zamandan kazanmaya başlar.
Bu durumun çiçekler açısından faydalı olan yönü ise, arıların tek
çiçek türünü tercih etmeleri sayesinde süratli ve güvenilir
bir döllenmenin sağlanıyor olmasıdır. Çünkü bir çiçeğin
poleni başka çiçekleri dölleyemez ve ancak arıların
aynı çiçekler arasında yaptıkları turlar sırasında çiçekler
döllenmiş olur. Arılar aynı tür çiçekleri bulmak için
kokudan faydalanırlar.
Burada kısaca çiçeklerdeki döllenme
olayının nasıl gerçekleştiğine değinmekte fayda vardır.
Bilindiği gibi arılar çiçekleri nektar ve polen toplamak
için ziyaret etmektedirler. Ancak arılar polen toplamaya
çalışırken, çiçekler için hayati önemi olan bir işlevi
yerine getirir ve onların döllenmelerine aracılık etmiş
olurlar. Çiçeklerdeki döllenme olayının gerçekleşebilmesi
için çiçeğin dişi tohumunun erkek tohumlarla (polenlerle)
birleşmesi gerekir. Yani çiçeğin bir miktar poleni yapışkan
olan başçık üzerine gelerek buradan dişi tohumla birleşmelidir.
Çiçekler genel olarak erkek organlarındaki polenleri
kendi başçıkları üzerine kendileri ulaştıramazlar. Ancak
böcekler sayesinde gerçekleşen birleşme ile döllenme
olur ve yeni çiçekleri oluşturacak tohumlar meydana
gelir. 89
Görüldüğü gibi çiçekler ve arılar arasında çok önemli
bir bağlantı vardır. Her iki canlı da birbirlerini cezbedecek
şekilde Allah tarafından tasarlanmışlardır. Örneğin
böcekler tarafından döllenmesi gereken çiçekler, böcekleri
kendilerine çekecek nektarları salgılarlar ki gerçekte
arıları çeken bu nektarlardır. Ayrıca çiçekler kokuları
veya canlı renkleriyle de böceklerin dikkatini çekerler.
Arılar ve çiçekler arasındaki bu ilişki insanlar açısından
da son derece önemlidir. Çünkü arıcılığın tarımsal önemi
çok büyüktür. Birçok meyve ağacı ve çiçek büyük ölçüde
arılar aracılığı ile döllenir. Bu nedenle kimi uzmanlar
arıların bu konudaki desteğini, bal üretiminden daha
önemli bir katkı olarak değerlendirirler. Bu bilgiler
düşünüldüğünde akla hemen Nahl Suresi'ndeki balarısı
ile ilgili ayetler gelmektedir. Allah bu ayetlerde arıların
tüm meyvelerden yemelerine dikkat çekmiştir:
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda,
ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin
sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için
bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için
gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
|
BOMBUS
ARILARI
Çiçeklerin döllenmesinde
Bombus arılarının önemi çok büyüktür. Bombusların
diğer arılara göre daha tüylü olan vücutlarındaki
tüyçükler mikroskobik çengelerle kaplıdır.
Bu çengeller, arı çiçeğin etrafında dolaştıkça
yapıkan polen tanelerini toplamasını kolaylaştırır.
Bombus daha sonra orta bacakları ile polenleri
sepetçiğine boşaltarak depolar.
David Attenborough,
The Trials of Life, s. 59
|
 |
|
Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki, arılardan başka
böcekler de çiçekleri döllerler. Fakat arılar hem sayılarının
çokluğu, hem çalışkanlıkları ve hem de vücut yapılarının
uygunluğu yüzünden poleni, diğer böceklere oranla daha
fazla miktarlarda taşırlar. Tarımın büyük bölümü arıların
yaptıkları tozlaşmaya bağlıdır. Böcekle tozlaşmanın
% 80'i balarılarının görevidir. Bu tozlaşma olmasa,
meyve ve sebze üretiminden elde edilen verimde önemli
bir düşüş kaydedilirdi.
Yeryüzündeki hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a
ait olmasın, Onun karar (yerleşik) yerini de bilir.
(Bunların) Tümü
apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
(Hud Suresi, 6)
|
ÇİÇEKLER VE ARILAR ARASINDAKİ UYUM
Çiçeklerin döllenmesinde son derece önemli
bir role sahip olan arıların dölleyemedikleri çiçekler
de vardır. Örneğin arılar kırmızıyı algılayamadıkları
için bu renge sahip olan çiçekleri dölleyemezler. Defne,
kırmızı karanfil, yabani keten gibi içinde başka renk
barındırmayan kırmızı renkli bazı bitkiler başka böcekler
tarafından döllenirler. Bu çiçek türlerinin renklerinin
dışında arılar tarafından döllenmelerini engelleyen
başka bir ilginç özellikleri daha vardır. Bu çiçeklerin
nektarları çiçeğin oldukça derinlerindeki bölgelerde
bulunur. Bu çiçekleri döllemek isteyen böceklerin çiçeğin
iç kısımlarındaki bu bölgeye ulaşabilmeleri için özel
organlara sahip olması gerekmektedir. Böceklerin aynı
zamanda kırmızı rengi algılamaları gerektiği de unutulmamalıdır.
Yani bu bitkileri dölleyecek böceklerin her iki özelliğe
de aynı anda sahip olması gerekmektedir; çiçeklerin
derinliklerine ulaşacak özel bir organ ve kırmızıyı
görebilecekleri gözler. Gerçekten de doğada kırmızıyı
renk olarak algılayan sadece iki böcek türü vardır:
Eşek arıları ve gündüz kelebekleri ve üstelik bu böceklerin
her ikisinin de derinlerdeki nektarlara ulaşabilecekleri
uzun hortumları vardır.90
Böyle bir uyumu tesadüflerle açıklamaya çalışmak elbette
ki anlamsız olacaktır. Hiçbir tesadüf iki farklı türdeki
canlıya, birbirlerine tam uyumlu olacak şekilde fiziksel
özellikler kazandıramaz. Bu uyum her iki canlının da
tek bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kanıtlar.
Bütün canlıların denetimi elinde olan Allah her iki
canlıyı da birbirine uyumlu yaratmıştır.
ÇANAK ORKİDELERİ
VE ARILAR
Arılar ve çiçekler arasındaki
uyumun örneklerinden biri de Çanak orkideleri ve
arılar arasında görülür. Orkidenin çanak kısmında
bulunan kokulu sıvı arıları çiçeğe çekmeye yarar.
Kokuya aldanarak gelen arı, çiçeğin kaygan bölümünden
bu sıvının bulunduğu bölüme doğru düşer. Arının
buradan kurtulmak için tek çıkış yolu vardır. Dar
bir tünel. Bu tünelin tavanında ise çiçeğin polenleri
bulunur. Arı kurtulmaya çalışırken polenler de arının
sırtına yapışır. Bir süre sonra arı çiçeğin tuzağından
kurtulur. Başka bir orkideye gittiğinde ise sırtına
yapışmış olan polenleri bırakır, bu sayede çiçek
döllenmiş olur. Arı da dişi arıları cezbetmek için
kullanacağı kokulu sıvıyı elde etmiştir. Bu iki
canlı arasındaki uyum, her iki canlıdan da haberdar
olan tek bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını
kanıtlayan bir delildir.
Natural History, March 1999,
s.72-74 |
|