|
EŞSİZ DAĞITIM
SİSTEMİ: BİTKİ GÖVDESİ
En küçük otsu bir bitkiden dünyadaki en yüksek ağaçlara
kadar her bitki topraktan kökleri vasıtası ile aldığı
mineralleri ve suyu en uçtaki yaprakları da dahil olmak
üzere her yere dağıtmak zorundadır. Bu, bitkiler için
son derece önemli bir ihtiyaçtır çünkü su ve mineraller
bitkinin en fazla ihtiyaç duyduğu maddelerdir.
Fotosentez işlemi de dahil olmak üzere bitkiler tüm
faaliyetlerinde suya sürekli ihtiyaç duyarlar. Çünkü
bitkiler,
- hücrelerinin canlılığını ve gerginliğini,
- fotosentez işlemini,
- topraktaki erimiş besinlerin alınmasını,
- bitki içinde bu besinlerin değişik yerlere taşınmasını,
- ve sıcak iklimlerde, yapraklarının üzerinde serinletici
etki yaparak sıcaktan zarar görmemeleri gibi son derece
hayati işlemlerini sadece suyu kullanarak yerine getirirler.
Peki toprağın derinliklerinde saklı duran su ve madensel
tuzlar bitki tarafından nasıl alınır? Ayrıca bitkiler
kökleri vasıtasıyla topraktan emdikleri bu maddeleri,
gövdelerinin farklı bölgelerine nasıl iletirler? Bu
zor işlemleri yaparken ne gibi yöntemler kullanırlar?
Bu soruların cevapları verilirken unutulmaması gereken
en önemli nokta hiç kuşkusuz ki, suyu metrelerce yukarıya
çıkarmanın oldukça zor bir iş olduğudur. Günümüzde bu
işlem çeşitli hidrofor sistemleri kullanılarak gerçekleştirilir.
Bitkilerdeki taşıma ve dağıtma işlemleri de bir nevi
hidrofor sistemi ile sağlanır.
Bitkilerdeki, bu hidrofor sisteminin varlığı yaklaşık
200 yıl önce keşfedilmiştir. Fakat bitkilerde suyun
yerçekimine aykırı olarak çalışan bu hareketi sağlayan
sistemi kesin bir şekilde açıklayabilen bilimsel bir
kanun hala belirlenememiştir. Bu konuda bilim adamları
sadece çeşitli teoriler öne sürmekte ve bu teorilerin
içinde en akla yatkın ve tatmin edici görünenini geçerli
saymaktadırlar.
 |
Yandaki resimde bir ağaçtaki
su taşıma sisteminin genel olarak hangi
bölümlerden oluştuğu görülmekterir. Su,
mineralleri bitki dokularına taşıma konusunda
ve fotosentez üretiminde nakilci sıvı olarak
görev yapar. Bitkideki her bölümün farklı
görevleri vardır. Hepsi gerekli yerlere
gönderecekleri maddeler içermektedirler.
Toprakta bulunan su kökler vasıtasıyla alınır
ve Ksilem dokuları kanalıyla kök tüylerinden
yapraklara iletilir ve fotosentezde kullanılır.
|
|
Bütün bitkiler gerekli olan maddeleri topraktan alabilecekleri
bir dağıtım şebekesi ile donatılmışlardır. Bu şebeke
topraktan temin edilen mineralleri ve suyu, gerekli
miktarlarda olacak şekilde ihtiyaç duyulan merkezlere
en kısa zamanda iletir.
Bilimadamlarının bulgularına göre, bitkiler bu zor
işi başarmak için birden fazla metod kullanırlar.
Bitkilerde suyun ve besinlerin taşınması birbirinden
farklı özelliklere sahip yapılar sayesinde gerçekleşir.
Bu yapılar özel olarak tasarlanmış taşıma ve dağıtma
kanallarıdır.
a) Ksilem
hücreleri b) Pholoem hücreleri Aynı ağaçta bulunmalarına
rağmen birbirinden çok farklı yapılara sahip olan
taşıma boruları
|
Üstteki resimde bir yaprak
sapının enine kesiti görülmektedir. Bitkide depolama
işlemi yapmak ve taşınan maddeleri gereken yerlere
iletmek için değişik hücreler vardır. Ayrıca kambiyum
katmanı da yeni Ksilem ve pholem hücreleri üretir.
|
SUYUN TAŞINMASI
Taşıma işleminin yapılacağı bitkinin
büyüklüğü ne olursa olsun, taşıma sistemini oluşturan
borular yaklaşık olarak 0.25 mm (meşede)-0.006 mm. (ıhlamurda)
genişliğe sahip, kimileri ölü, kimileri de canlı bitki
hücrelerinden oluşan68, bu saydıklarımızdan
başka herhangi bir özelliğe sahip olmayan odunumsu dokulardır.
İşte bu yapılar bitkiler için gerekli olan suyu metrelerce
yukarıya taşımak için gerekli olan en uygun tasarıma
sahiptirler.
Bu taşıma sisteminin faaliyete geçmesi yaprakların
su kaybetmesi ile başlar. Yaprakların alt kısmında ve
bazı bitkilerde üst yüzde bulunan ince gözeneklerde
(stomalar) meydana gelen işlemler nedeniyle bitkilerde
taşıma sistemleri harekete geçer.
Eğer dışarıdaki havanın nemliliği %100'den az olursa su, yaprakta
meydana gelecek buharlaşma nedeni ile bu gözeneklerden
dışarı verilir. Hatta dışarıdaki nemlilik %99 bile olsa,
bu durum yapraktaki suyun dışarı çıkması için değerlendirilecek
bir potansiyel haline gelir ve yaprak süratle su kaybetmeye
başlar. İşte bu şekilde bitkilerin, topraktan aldıkları
suyun yapraklardan buharlaşmasıyla oluşan su eksilmesini
hemen gidermeleri gerekmektedir.
Görüldüğü gibi yapraklardaki mekanizmalar nemdeki %1
gibi oldukça küçük bir oynamayı tespit edebilecek hassasiyete
sahiptirler. Bu çok önemli bir özelliktir. Yapraklarda
gerçekleşen diğer olaylar da incelendiğinde çoğu günümüz
teknolojisiyle bile tam olarak çözülememiş işlemlerle
karşılaşılacaktır. Çok küçük bir alanda gerçekleşen
bu mucizevi işlemler akla yine pek çok soru getirecektir.
%1'lik nem değişikliğini dahi hissederek gereken işlemleri
başlatacak mekanizmaya bitkiler nasıl sahip olmuşlardır?
Bu mekanizmanın tasarımı kime aittir? Milyonlarca yıl
öncesinden günümüze kadar kusursuz bir şekilde işleyen
böyle bir teknoloji nasıl ortaya çıkmıştır?
Bu mekanizmayı tasarlayan, meydana getiren bitkilerin
kendileri değildir. Böyle bir yapının yaprağa yerleştirilmesinde
herhangi başka bir canlının müdahalesinin olması da
söz konusu değildir. Kuşkusuz ki bitkilere sahip oldukları
tüm özellikleri veren, bu sistemleri milimetrenin yüzde
biri hatta binde biri gibi ölçülerle ifade edilen alanlara
yerleştiren üstün bir akıl vardır. Bu aklın sahibi tüm
alemlerin Hakimi olan her şeyi kontrol altında tutan
Allah'tır.
SU TOPRAKTAN METRELERCE YÜKSEKLERE
NASIL TAŞINIYOR?
Topraktan yapraklara sıvıların nasıl
iletildiği sorusu üzerine üretilen teorilerin en fazla
kabul görenlerinden biri "kohezyon teorisi"dir. Kohezyon
kuvveti, ağacın "ksilem" (iletim demetleri) adı verilen
odun boruları ile sağlanan bir kuvvettir. Bu kuvvet,
odun borularındaki suyu oluşturan moleküller arasında
bulunan çekim kuvveti sayesinde ortaya çıkar. Odun boruları,
suyun taşınmasını sağlayacak olan iki tipte hücreden
oluşurlar. Bu hücrelerin bir türü (tracheids hücreleri)
belli bir ebata ve şekle ulaştıklarında sitoplazmalarını
yitirerek ölürler. Bunun çok önemli bir nedeni vardır.
Suyun borularda taşınması sırasında, herhangi bir engelle
karşılaşmadan rahatça hareket etmesi gerekir. Bunu sağlamak
için sitoplazmanın tam anlamıyla boş bir boru oluşturması
şarttır. Sitoplazmanın kalın selüloz hücre çeperini
bırakarak yok olmasının nedeni budur. Yaşayan tüm bitkilerin
ksilem boru hatları tamamıyla ölü hücrelerden oluşmaktadır.69
Bu sistemdeki bazı hücrelerse oyuklu bir yapıya (oyuklu
tracheids) sahiptirler. Bunlar uzun hücrelerdir ve kalın,
güçlü çeperleri vardır. Ayrıca yanlarındaki hücreler
ile birleşecekleri yerlerde küçük deliklere (oyuklara)
sahiptirler. Hücrenin oyuk bölgesi, birbirlerine kolay
bağlanabilmeleri için, bir sonraki hücrenin oyuğu ile
uyumludur. Bu uyum sayesinde hücre uzantıları gövde
boyunca bir seri boru hattı meydana getirirler. Hücre
çeperlerindeki delikler iki hücrenin birbiri ile birleştiği
yerlerdir. Bu yapı, suyun akışı için boru hattının dayanıklılığını
artırır.
 |
Yandaki resimde bir ağaçta
suyun ve besinin borular vasıtasıyla nasıl
taşındığının şematik anlatımı görülmekterir.
Ağacın yüksekliği ne olursa olsun borulan
suyu ve besinleri en uçtaki yapraklara kadar
taşıyabilecek güce ve dayanıklılığa sahiptirler.
Bilim adamlarını çok yakın bir zamanda çözebildikleri
bu sistem ağaçlar ilk ortaya çıktıklarından
beri işlemektedir.
|
|
Buraya kadar saydığımız tüm özellikler bitkilerde taşımanın
güvenli bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli olan
alt yapının ilk basamaklarıdır. Bu hücrelerin oluşturduğu
borular öncelikle suyun emilmesi sırasında oluşacak
basınca dayanıklı olmalıdır. Yukarıda da görüldüğü gibi
bu sağlamlık hücreler arasındaki oyuklar yoluyla sağlanmıştır.
Daha sonra maddelerin taşınma sırasında bir engelle
karşılaşmasının önlenmesi gerekir, çünkü katedecekleri
yolda karşılacakları herhangi bir engel birbirine çok
bağlı olan bu sistemde aksaklıklar oluşmasına neden
olacaktır. Bu ihtimal de sitoplazmanın ölümü ve boş
borular oluşturması ile önlenmiştir.
Ksilem (odun) borularının hücre çeperleri
oldukça kalındır çünkü su, emilme yoluyla ve belli bir
basınç altında, ağacın içinde bulunan bu boru-yolda
ilerleyecektir. Borular oldukça güçlü olan bu negatif
basınca karşı koymak zorundadırlar. Ksilem borularında
bir nevi su kolonu oluşur. Bu kolonun gerilme kuvveti,
bilinen en yüksek ağacın en üst noktasına kadar suyu
taşıyabilecek güçte olmalıdır ki bitki hayatını sürdürebilsin.
Su, bu güç sayesinde Mamut ağacında olduğu gibi 120
m. yükseğe kadar çıkabilir..70
Ksilem borularına suyun topraktan
gelişi ise kökler vasıtasıyla gerçekleşir. Bu noktada
kökün iç tabakasının önemi ortaya çıkmaktadır. Kökteki
hücrelerin protoplazmaları vardır. Hücrenin çevresini
oluşturan bu protoplazmalar; büyük bölümü sudan, kalan
bölümüyse karbon, hidrojen, oksijen, azot, kükürt, bazen
de fosfor içeren proteinler, nişasta ve şeker gibi karbonhidratlar,
yağlar ve çeşitli tuzlardan oluşan yapılardır.71
Ve özel bir yarı geçirgen zar ile kaplanmışlardır. Bu
da belirli iyonların ve bileşimlerin kolaylıkla dışarı
çıkmalarını sağlar. Kökün bu özel yapısı suyun alımını
kolaylaştırmaktadır.
BESİN TAŞINMASI
Besinlerin taşındığı soymuk boruları (Phloem) sistemi
de iki farklı tür hücreden oluşur. Bu hücreler besinlerin
taşındığı temel (eleyici) hücreler ve bağlantı hücreleridir.
Her iki hücre de uzundur ve yapı olarak ksilem sistemindeki
hücrelerden tamamiyle farklıdırlar. Bu farklılık hücrelerin
yapısı incelendiğinde net bir şekilde görülmektedir.
Phloem sistemindeki hücrelerin her ikisi de oldukça
ince bir hücre çeperine sahiptir. Ayrıca bunlar canlı
hücrelerdir. Ksilem sistemindekiler ise ölüdürler.
 |
TAŞIMA
SİSTEMİNİ GÖSTEREN AĞAÇ KESİTİ
Ağaçlardaki
taşıma sistemlerinin en önemli özelliklerinden
biri, bu zor işlemde taşınan maddelere uygun
yapıda hücrelerden oluşan taşıma kanalının
görev almasıdır. Yandaki şematik anlatımda
da görüldüğü gibi su ve besin farklı kanallar
yoluyla taşınarak yapraklara iletilir. Bitkilerdeki
bu sistemin önemli bir özelliği de hem odun
borularının (ksilem sistemi) ve hem de soymuk
borularının (phloem sistemi) her sene yeni
baştan oluşmasıdır. Kök-yaprak bağlantısını
oluşturan tüm elemanlar hiçbir aksama olmadan
her sene yenilenmektedir.
|
|
Soymuk (phloem) borularını oluşturan temel (eleyici)
hücreler üzerindeki araştırmalar bunlarda çekirdek bulunmadığını
ortaya koymuştur. Buna karşın, bağlantı hücrelerininse
oldukça yoğun sitoplazmaları ve dışarı doğru çıkık bir
çekirdekleri vardır.
Görüldüğü gibi bitkilerin taşıma sistemlerindeki borular,
yapı, şekil ve oluşum olarak birbirlerinden tamamen
farklıdır. Bu farklılığın nedeni, hücrelerin yerine
getirdikleri görevler ile bağlantılıdır. Hücre çekirdeği,
hücreyle ilgili tüm bilgilerin saklandığı bir merkezdir.
Böyle bir merkezin hücre içinde bulunmaması ise oldukça
olağan dışı bir durumdur. Temel (eleyici) hücrelerin
çekirdekleri yoktur, çünkü bu hücrelerdeki bu tip organeller
besin maddelerinin akışını engelleyebilirler.
Bitkilerdeki taşıma sistemlerinde çok detaylı bir tasarım
söz konusudur. Her hücrenin görevi ve buna bağlı olarak
da yapısı çok farklıdır. Bu detaylar karşısında akla
çok küçük alanlara yerleştirilmiş olan bu düzenlerin
nasıl ortaya çıktığı sorusu gelecektir.
Böyle bir sistemin tesadüfen oluşması mümkün değildir.
Bu sistem özel olarak hazırlanmış bir tasarımın sonucudur.
Böyle kompleks ve benzersiz bir sistemin neden tesadüfen
oluşamayacağını sorular sorarak inceleyelim:
Bahsettiğimiz oluşum yani hücre çekirdeğinin sadece
bu hücre türünde yok olması nasıl bir zamanlama ile,
ya da nasıl bir yöntemle ayarlanmış olabilir? Tesadüfler
sadece belli hücrelerin çekirdeklerini kaybetmeleri
gerektiğine nasıl karar vermiş olabilirler? Karar verdiklerini
farzedelim, bu durumda söz konusu yapının, binlerce,
milyonlarca yıl tesadüfleri bekleyerek oluşması mümkün
müdür? Bu sorunun mutlaka cevaplandırılması gerekecektir.
Bu kesinlikle mümkün değildir. Düşünelim ve bunu görelim.
Bir bitkideki soymuk borularının eğer çekirdekleri olsaydı
ne olurdu? Bu durumda oluşan ilk tıkanmada bitki yavaş
yavaş ölürdü. Bu da bitkinin yok olması, dolayısıyla
bir süre sonra da bu türün yok olması anlamına gelirdi.
Bu sistemin yeryüzünde bulunan diğer tüm bitki türlerinde
de oluşması gerektiğini göz önüne alacak olursak, bitkilerdeki
taşıma mekanizmalarının tesadüfen oluşamayacağı gerçeği
daha net görülecektir. Görüldüğü gibi soymuk borularının
bitkiler ilk ortaya çıktıkları andan itibaren bugünkü
özellikleriyle eksiksiz var olması zorunludur. Bitkilerde
zamanla gelişme diye bir şey söz konusu değildir.
Bununla birlikte böyle karmaşık ve kusursuz bir sistemdeki
dengenin bir kere sağlanmış olması da yetmeyecektir.
Çünkü, ağaçlarda ve büyük bitkilerde odun boruları (ksilem
sistemi) ve aynı zamanda da soymuk boruları (phloem)
sistemi her sene yeni baştan oluşmaktadır. Sistem; tüm
yapıları, kendine has özellikleri, özel hücre yapıları,
sistemin işleme hızı gibi detaylarıyla birlikte hiçbir
aksama olmadan her sene yenilenmektedir.
Dahası, gıdaların taşınmasında suyun taşınmasının aksine
canlı hücreler kullanılmaktadır. Peki, bu ayrımın sebebi
nedir?
Aynı bitkinin gövdesi içinde yer alan iki sistemdeki
bu fark çok önemlidir, çünkü besin taşınmasında (phloem
sisteminde) minerallerin bitki içinde iletilebilmeleri
için direkt olarak hücreler görev yaparlar, bu yüzden
hücrelerin canlı olmaları gerekir. Ksilem sistemindeki
hücrelerse suyun taşınmasında sadece bir boru görevi
görürler, suyun yapraklara iletimini sağlayansa içerideki
basınçtır. Besin taşınmasında canlı hücrelerden oluşan
bir sistemin kurulmasının nedeni işte budur.
Bitkilerin su taşımalarında
olduğu gibi, besinleri taşımalarında da sadece teoriler
geçerlidir. Botanikçiler bu sistemin nasıl çalıştığıyla
ilgili oldukça yoğun araştırmalar yapmışlardır. Yapılan
araştırmalarla ortaya çıkan sonuçlardan en kabul göreni
"toplu akış hipotezidir".72 Bu hipoteze
göre yaprakların iç dokularında besin olarak üretilen
şeker, aktif taşıma yoluyla taşıyıcı kanalda canlı olan
özel hücrelere iletilir. Bu taşıyıcı kanalı oluşturan
hücrelere yani çekirdeğini kaybeden hücrelere gelen
şekerli çözelti, kanal boyunca bitkinin şeker yoğunluğu
az olan diğer bölgelerine taşınır.73
Bu paragrafı bir de cümleler üzerinde detaylı düşünerek inceleyelim. Bitkiyi oluşturan hücreler şekerin az olduğu bölgeleri tespit edip, gerekli gördükleri yere şeker taşımaktadırlar. Üzerinde düşünülecek olursa hücrelerin böyle bir işi yapmalarında olağanüstü bir durum olduğu rahatlıkla görülecektir. Bu olay nasıl gerçekleşmektedir? Böyle bir kararı hücrelerin kendi kendilerine almaları ve şeker yoğunluğunun miktarını yine kendi kendilerine tespit etmeleri mümkün müdür? Elbette ki bu mümkün değildir. Şuursuz hücreler böyle bir tespit yapamazlar. Diğer hücrelerin nelere ihtiyaçları olduğunu bilemezler. Bitkilerdeki bu hücreler de evrendeki tüm canlılar gibi Yaratıcımız olan Allah'a boyun eğmişlerdir ve O'nun ilhamı ile hareket etmektedirler. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
...O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur... (Hud Suresi, 56)
EVRİMİN BESİNLERDEKİ TAŞIMA SİSTEMLERİYLE
İLGİLİ ÇIKMAZLARI
Evrimciler bitkilerdeki tüm bu sistemlerin milyonlarca
yıllık bir zaman süreci içinde, kontrolsüz tesadüfler
sonucunda, bu mükemmel hallerine ulaştıklarını iddia
ederler. Ve evrimcilere göre bu işlemlerin tamamlanmasını
bekleyen bitkilere nedense hiçbir şey olmamıştır. Her
tesadüf yerinde gerçekleşirken, geçiş aşamalarında bitki
besin üretemediği için ölmemiş, susuz kalıp kurumamış
ve bütün bunlara milyonlarca yıl dayanmıştır.
Bu bölümde bitkilerin sahip olduğu kompleks sistemlerden
sadece taşıma sisteminin yapısı genel hatlarıyla incelenmiştir.
Bu konu bile kendi başına evrim teorisinin anlamsızlığını
kanıtlamak için yeterlidir. Evrimcilerin bu konulardaki
iddiaları evrimin mikrobiyolojik çöküşü bölümünde detaylı
olarak ele alınacaktır.
Buraya kadar saydığımız tüm özellikler bitkilerde su
ve besin taşımanın güvenli bir şekilde gerçekleşmesi
için gerekli olan alt yapının genel hatlarıdır. İnce
ayrıntılarına girmeden genel hatlarıyla incelediğimiz
bu kompleks mekanizmalar hiç kuşkusuz ki eşsiz ve üstün
bir aklın eseridir. Suyun taşınmasında bu iş için özel
seçilmiş hücrelerin oluşturduğu borular vardır ve bunlar
suyun emilmesi sırasında oluşacak basınca dayanıklı
olmalıdır. Ayrıca bu yapının suyu kolay iletebilmesi
için sitoplazması olmamalıdır. Besin taşıyan hücreler
ise tam aksine canlı olmak zorundadırlar ve besini iletebilmek
için de bir sitoplazmaya sahip olmalıdırlar. Peki öyleyse
bitkilerdeki su ve besin taşıma işlemini en ince ayrıntısına
kadar sağlayan bu mekanizmaları kim oluşturmuştur? Bitkiler
mi? Suyu taşıyan kanallardan, fotosentez yapan yapraklardan,
dallardan, kabuklardan oluşan bitkiler suyun fiziksel
özelliklerini, basınç sistemlerini ve bunlara benzer
diğer ayrıntıları bilmeden kendi kendilerine taşıma
işlemine uygun alt yapıyı nasıl kurabilirler? Yine besin
taşıyan kanallar şekerin yapısını bilmeden bu maddeyi
en iyi şekilde taşıyacak sistemi nasıl bulabilirler?
Bu gibi sorular çoğaltılabilir, ne var ki hepsinin
tek bir cevabı vardır. Bitkilerin böyle kusursuz sistemleri
"kurmaları", "tasarlamaları" veya "bulmaları" gibi bir
şey söz konusu bile değildir. Bitkilerin bir iradeleri
yoktur. Bilim adamlarının dahi "anlayabilmekte" güçlük
çektikleri bu kusursuz sistemleri oluşturanlar bitkilerin
kendileri değildir. Tesadüfler de değildir.
Tüm bu sistemleri tam gereken şekilde bitkinin hücrelerine
yerleştiren, bitkiyi de, suyu da, besini de yaratan
Allah'tır. Her şeyi eksiksiz yaratan ve yarattıklarını
da en güzel, en kusursuz yapan Rabbimiz bize Kendisi'ni
tanıtmaktadır.
BESİNLERİN DAĞITILMASI
Köklerin topraktan aldığı mineralleri dağıtması işlemi de gövdeye düşmektedir. Gövde, mineralleri ihtiyaç duyulan bölgelere en uygun şekilde dağıtmak durumundadır. Örneğin kalsiyumun yaprak sapında daha fazla bulunması gerekir çünkü sap, yaprakları ve çiçekleri taşıdığı için dayanıklı ve sert bir yapıya sahip olmalıdır. Tohumda ise, sapa oranla daha az miktarda kalsiyum bulunur.
İnsan vücudundan bir örnek vermek
gerekirse magnezyumun insan vücudundaki görevi kasların
güçlenmesini, protein sentezini, hücrelerin büyümesini
ve yenilenmesini sağlamaktır. Yani magnezyum, büyümenin
ve hücrenin motorudur. Bitkilerde de magnezyum, bitkinin
büyüme noktalarında depolanmıştır ve oluşacak klorofilin
yapısında yer almak için bekler. Bitkilerde yer alan
başka bir element olan fosfor da aynı magnezyum gibi
büyüme noktalarında ve bitkinin çiçek, meyve gibi kısımlarında
daha fazla bulunur.74
Bitkilerde bulunan bu kusursuz taşıma sistemi, üstün bir yaratılışın ürünüdür. Günümüzde dahi tam olarak nasıl bir plan üzerine gerçekleştiği keşfedilememiş olan bu olağanüstü işlem, çok üstün bir akla ve bilgiye sahip olan Rabbimiz'in yaratmasıdır.
Hiç kuşkusuz yeryüzündeki tüm canlıların Yaratıcısı ve onların her türlü ihtiyacından haberdar olan Allah'tır.
|