|
CANLILARIN “AİLE” İÇİNDEKİ FEDAKARLIKLARI
Hayvanların bir kısmı, yaşamları boyunca veya çok uzun bir süre
diğer aile üyeleriyle birlikte kalırlar. Örneğin penguenler
ve kuğular ölene kadar aynı eşle birlikte yaşayan canlılardandır.
Dişi filler ve kaplanlar ise anneleri ve hatta anneanneleri
ile birlikte kalırlar. 24
Memelilerde genellikle erkekler kendilerine bir aile
kurarlar. Bu ailede dişiler ve yavrular bulunur. Ancak
aile sahibi olmak özellikle yetişkin hayvanlara önemli
sorumluluklar getirir. Erkek, tek başına yaşayan türdeşlerine
kıyasla çok daha fazla avlanmalıdır. Ayrıca kendini
kolaylıkla koruyabilecekken, artık koruması ve kollaması
gereken başka bireyler de vardır. Üstelik savunmasız
yavruları korumak, çoğu zaman önemli fedakarlıklar gerektirir.
Hayvanların aile kurabilmek ve sonra da aile bireylerine
bakabilmek için büyük çaba harcamaları, hayatlarını
tehlikeye atmaları, rahatlarını kaçırmaları üzerinde
düşünülmesi gereken bir konudur. Hayvanlar neden zor
olanı seçmektedirler?
Hayvanların bu tercihleri Darwin'in "güçlü olan
yaşar, zayıf olan ise ezilerek yok olur" tezini
tamamen geçersiz kılmaktadır. Çünkü ilerleyen sayfalarda
çok fazla örneğini göreceğimiz gibi, doğada zayıflar
ezilmemekte, aksine çoğu zaman güçlüler tarafından "ölmek
pahasına" korunmaktadırlar.
AİLE BİREYLERİNİN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI
|

Penguenler avlanmaya giderlerken,
yavrularını birarada bırakırlar. Böylece yavrular
birbirlerine sokularak soğuktan korunurlar. Peki
penguenler döndüklerinde yavrularını nasıl tanırlar?
Allah, penguenleri birbirlerini seslerinden tanıyabilme
yeteneği ile yaratmıştır. Bu sayede birbirinin
tıpatıp aynısı olan penguenler, yavrularını ve
eşlerini kolaylıkla tanıyabilirler.
|
Toplu olarak yaşayabilmeleri için her şeyden önce,
bir aileye mensup canlıların birbirlerini tanıyabilmeleri
gereklidir. Nitekim oldukça geniş alanlarda, çok kalabalık
koloniler halinde yaşayan canlılar dahi kendi yavrularını,
eşlerini, anne-babalarını veya kardeşlerini tanıyabilirler.
Her türün birbirini tanıma yöntemi farklıdır. Örneğin
yerde yuva yapan kuşlar, yavrularının hem sesini, hem
de görüntüsünü tanırlar. Bunlardan biri olan Ringa balığı
martıları ise yavrularını çok büyük koloniler içinde
yetiştirir. Ancak buna rağmen, yavruları görüş alanlarında
olmasa dahi, onların ihtiyaç içindeki seslenişlerine
hemen karşılık verebilirler, kesinlikle onların sesini
diğerleri ile karıştırmazlar. Yavrularının bulunduğu
alana yabancı bir yavru girdiğinde hemen ayırt ederek
onu o bölgeden uzaklaştırırlar.
25
Memeliler ise yavrularını genellikle kokularından
tanırlar. Yavru doğar doğmaz anne onu koklar ve bundan
sonra yavrusunu kesinlikle diğer yavrularla karıştırmaz.
26
Bu konuda en başarılı canlılardan biri penguenlerdir.
Birbirlerinin aynısı olan bu canlıların arasında, dikkatli
bir gözle bakıldığında dahi, ayırım yapabilmek neredeyse
imkansızdır. Bu yüzden penguen ailesinin üyelerinin
birbirlerini hiç güçlük çekmeden tanıyabilmeleri oldukça
şaşırtıcıdır. Özellikle de dişi penguenin 2-3 ay boyunca
eşi ve yavrusu için yiyecek aramaya gidip, dönüşte her
ikisini de tanıyabildiği düşünülürse…
|

Birçok memeli hayvan yavrusunu
doğduktan hemen sonra yalayarak temizler ve bu
sırada onun kokusunu da tanımış olur. Bu sayede
yavrusunu diğer hayvanların arasından rahatlıkla
ayırt edebilir.
|
Anne penguen 2 veya 3 ay sonra geri döndüğünde, yüzlerce
penguen arasından yavrusunu ve eşini kolaylıkla bulur.
Daha da ilginç olanı, yetişkin penguenler denize avlanmaya
gitmeden önce kolonideki tüm yavruları toplarlar ve
onları sanki bir çocuk yuvasındaymış gibi birarada bırakırlar.
Bu davranışları dondurucu soğuğa karşı bir önlemdir.
Birarada duran yavrular sıkıca birbirlerine yaklaşırlar
ve böylece ısınırlar. Ancak bir sorun vardır? Yetişkin
penguenler avlanmadan döndüklerinde yüzlerce yavru arasından
kendi yavrularını nasıl bulacaklardır? Bu, penguenler
için bir sorun değildir. Her penguen döndüğünde sesinin
en yüksek tonuyla bağırmaya başlar ve her yavru annesini
veya babasını sesinden tanıyarak onların yanına gider.
27
Kuşkusuz binlerce penguen arasında birbirlerini ayırt
etmelerini sağlayacak en uygun yöntem seslerinden tanımalarıdır.
Peki nasıl olmuş da görünümleri tıpatıp aynı olduğu
halde birbirlerini ayırt edebilmek için penguenlerin
her biri farklı farklı seslere sahip olmuşlardır? Dahası
penguenler birbirlerinin seslerini ayırt etme yeteneğini
nereden kazanmışlardır? Hiçbir penguen bu özellikleri
ve yetenekleri kendi iradesiyle akletmiş ve kazanmış
olamaz. Bunların, penguenlere "verilmiş" olması
gereklidir. Peki bu özellik ve yetenekleri onlara veren
kimdir? Evrimcilere göre "doğa" vermiştir.
Acaba doğanın hangi öğesi hayvanlara böyle bir bilinci
kazandırabilir? Kutup bölgesindeki buzlar mı? Kayalıklar
mı? Elbette cevap bunların hiçbiri olamaz çünkü evrimcilerin
birçok güç ve yetenek atfettikleri doğa taştan, kayalardan,
ağaçlardan, buzlardan oluşan, ve kendisi de yaratılmış
olan bir varlıklar bütünüdür. O halde yukarıdaki sorunun
cevabı açıktır: Penguenlerin her birini farklı bir ses
ve diğerlerinin sesini tanıma yeteneği ile yaratan ve
böylece yaşantılarını kolaylaştıran, her şeyi "kusursuzca
var eden" Allah'tır.
YAVRULAR İÇİN İNŞA EDİLEN KONFORLU
YUVALAR
Hayvanların, özellikle de yavruların korunmasında "yuvalar"ın
önemli bir fonksiyonu vardır. Bu nedenle birçok canlı
türü şaşırtıcı teknikler kullanarak, çok sayıda mimari
detaylara sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların inşasında
çok farklı teknikler kullanılır. Hayvanlar çoğu zaman
bir mimar gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi
çalışır, bir mühendis gibi teknik çözümler getirir,
bazen de bir dekoratör gibi yuvalarını dekore eder,
süslerler. Çoğu zaman bu usta müteahhitler yuvalarını
hazırlayabilmek için gece gündüz hiç durmadan çalışırlar.
Eğer eşleri varsa, işbölümü yaparak birbirlerine yardım
ederler. En çok özen gösterilen yuvalar ise, yeni dünyaya
gelecek yavrular için hazırlanan yuvalardır.
Yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası
olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir.
İlerleyen sayfalarda örnekleri verilecek olan bu yuvaların,
hayvanlarınkendi zekalarıyla tasarlanamayacakları çok
açıktır. Çünkü hayvanların bu yuvaları inşa etmeden
önce birçok aşamayı planlamış olmaları gerekir. Öncelikle
yumurtalarının veya yavrularının güvenliği için bir
yuvaya ihtiyaçları olduğunu belirlemeleri gerekir. Daha
sonra ise yuva için en uygun yeri tespit etmelidirler,
çünkü hiçbir canlı yuvasını rastgele bir yere yapmaz.
|
Çulhakuşları, büyük
bir çaba harcayarak, topladıkları çeşitli malzemelerle,
bir dala astıkları küre şeklinde yuvalar kurarlar.
|
Yuvanın yapısı ve kullanılan materyaller de bulunulan
ortama göre "özel olarak" seçilir. Örneğin
deniz kuşları su kenarlarında yaşadıkları için, ani
su baskınlarına karşı suya gömülmeyen ve suda yüzebilen
otlardan oluşan özel yuvalar kurarlar. Kamışlıkların
bulunduğu alanlarda yaşayan kuşlar ise, rüzgarda sallandığında
yuvadaki yumurtaların düşmemesi için geniş ve derin
yuvalar yaparlar. Bunun yanı sıra çöl kuşları, yuvalarını
sıcaklığın çevreye göre en az 10 derece daha düşük olduğu
çalılıkların tepesine kurarlar. Çünkü aksi takdirde
yer seviyesinde 45 derece olan sıcaklık, yavrular için
adeta bir fırın etkisi yaratacak ve kısa sürede ölmelerine
sebep olacaktır.
Yuvaların inşa edildiği yer konusunda yapılan seçim
hem bilgi, hem de zeka gerektirmektedir. Oysa bir hayvanın
su baskını ihtimalinden veya yüksek ısının yavrularına
vereceği zarardan haberdar olması ve bu tür tehlikelerden
nasıl kurtulacağını hesaplaması mümkün değildir. Ortada
bilinci, aklı ve bilgisi olmayan canlılar, ama aynı
zamanda da bilinçli, akıllı ve bilgiye dayalı davranışlar
vardır. Diğer bir deyişle bilincin, aklın ve ilmin sahibi
olan Allah'ın kusursuz yaratışı vardır.
Canlılar için yavrularının yaşamı çok önemlidir ve
yumurtladıktan veya doğum yaptıktan itibaren tek uğraşıları
yavrularıdır. Yavruların korunmasına çok büyük bir itina
gösterirler. Sözgelimi çulhakuşu, yavrularını korumak
için bir tek yuva yapmakla yetinmez, etrafa çok sayıda
"sahte yuva" kurar. Bunun sebebi, yavruların
büyüdüğü asıl yuvayı, sahte yuvalar arasında gizlemek
ve düşmanın dikkatini farklı yuvalara çekmektir. Bu
elbette ki çulhakuşunun kendi zekasından kaynaklanması
mümkün olmayan son derece ince planlanmış bir yanıltma
taktiğidir. Düşmanlardan yuvayı korumak için başvurulan
en yaygın yöntemlerden bir diğeri de yuvayı kuru yaprakların
ya da dikenli bir ağaçlığın içine gizlemektir. Bazı
türler de, bir kovuğun içinde anne ve yumurtaları varken,
onları korumak amacıyla ya bu kovukların girişini çamurla
kapatır ya da salgılarını ve toprağı karıştırarak oluşturdukları
sıvayı kullanıp, girişe kare şeklinde bir duvar örerler.
Birçok kuş türü, bitki liflerini, ot ve çalı-çırpı
gibi malzemeleri örerek, yavrularının rahat büyümeleri
için çok sağlam ve hayli ilginç yuvalar yapar. İlk kez
yavrulayacak olan genç bir kuş, bir yuvanın nasıl yapıldığını
o güne kadar hiç görmediği halde, daha ilk denemesinde
kusursuz bir yuva inşa edebilir.
Kuşkusuz tüm bunlar söz konusu canlıların kendi başlarına
sahip olabilecekleri yetenekler değildir.Öyle ise kuşlara
ve diğer canlılara kusursuz denilebilecek yuvaları inşa
ettiren güç nedir? Canlılar sahip oldukları bu yetenekleri
nasıl kazanırlar?
Canlıların bu yetenekleri hakkında dikkat edilmesi
gereken bir detay daha vardır: Her canlı doğduğu andan
itibaren kendi türünün kullandığı yuvanın kurulması
ile ilgili tüm bilgilere sahiptir. Bir hayvan türü,
dünyanın neresinde olursa olsun yuvasını aynı şekilde
inşa eder. Bu, canlıların yuvalarını inşa etme yöntemlerini
rastgele elde etmediklerinin, bu bilgilerin ve yeteneklerin
tümünün hayvanlara tek bir güç tarafından verildiğinin
açık delillerindendir. Onlara bu bilgileri ilham eden
ve onları üstün yeteneklerle birlikte var eden sonsuz
ilim ve güç sahibi Allah'tır.
|
Allah sizi topraktan
yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi
çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiç
bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene,
ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da
mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu,
Allah'a göre kolaydır.
(Fatır Suresi, 11)
|
Hayvanların yuvaları incelendiğinde görülen mimari
üstünlüklerin yanı sıra, anne ve babanın yuva yapımı
için gösterdikleri olağanüstü fedakarlıklar da dikkate
değerdir. Örneğin kuşlar yavruları için yuvaları büyük
bir özenle hazırlarken, kendilerine daha sıradan yuvalar
inşa ederler. 28
Yuvaların yapım aşamaları düşünüldüğünde ise bu hayvanların
ne kadar büyük zahmetlerle bu yuvaları inşa ettikleri,
ne kadar çok enerji harcadıkları ve nasıl bir özveride
bulundukları daha iyi anlaşılacaktır. Bir kuşun, inşa
ettiği en sıradan yuva için bile yüzlerce kez uçuş yaparak
çalı çırpı toplaması gerekir. Çünkü gagasında her seferinde
sadece bir veya iki parça taşıyabilir. Ancak bu durum
kuşu yıldırmaz ve büyük bir sabırla gerekli malzemeyi
taşımaya devam eder. Bu esnada asla bıkıp usanmaz, malzemeyi
yorulduğu için eksik tutmaz, hiçbir detay için üşenmez.
Darwin'in doğal seleksiyon iddiasına göre bu canlıların
sadece kendilerini düşünmeleri gerekirdi. Eğer güçlülerin
yaşayabildiği, amansız bir mücadelenin sürdürüldüğü
bir ortam olsa, bu canlılar güçsüz canlıları yaşatabilmek
için kendilerini neredeyse "perişan edecek"
kadar çabalarlar mı? Veya daha bu güçsüz canlılar dünyaya
gelmeden onlar için en güvenlikli ortamı hazırlamalarının
açıklaması ne olabilir? Bu soruların hiçbirine ne Darwin'in
doğal seleksiyon tezi, ne evrim teorisi, ne de ateist
herhangi bir düşünce cevap veremez. Bu soruların tek
ve açık bir cevabı vardır; bu canlılara fedakarlık,
sabır, sebat, çalışkanlık, azim gibi özellikleri veren
Allah'tır.Allah onlara bu duyguları ilham eder ki, güçsüz
olanlar güçlü olanlar tarafından korunsun, doğadaki
denge devam etsin, bu canlıların nesilleri kendileri
için belirlenen zamana dek yok olmasın ve insanlar için
Allah'ın sanatının, gücünün, ilminin, yaratmadaki üstünlüğünün
canlı birer delili olsunlar.
İlerleyen sayfalarda mimarlık ve dekorasyon yetenekleri
ile tanınan bazı canlılardan örnekler verilecektir.
Özellikle kuş yumurtaları ve yavruları, bir yuvada korunmaya
en çok muhtaç olan canlılardandır. Bu nedenle Allah
kuşlara tam ihtiyaçlarına uygun yuvalar yapmalarını
ilham eder.
KUŞLAR MUHTEŞEM YUVALARINI NASIL
YAPARLAR?
Kuşlar, yuva yapma konusunda en usta canlılar olarak
bilinirler. Kuş türlerinin kendilerine özgü yuva teknikleri
vardır ve hiç şaşırmadan bu kusursuz yapıları inşa ederler.
Kuşların yuva inşa etmelerinin en önemli nedeni, yumurtalarının
ve daha sonra bu yumurtadan çıkan yavruların son derece
savunmasız olmalarıdır. Özellikle anne kuş yavruları
için avlanmaya gittiğinde yavrular tamamen savunmasız
kalırlar. Ancak ağaç tepelerine, ağaçlardaki oyuklara,
yamaçlara veya otların arasına büyük bir ustalıkla gizlenen
yuvalar, bu yavrular için önemli bir sığınak görevi
görürler.
Kuş yuvalarının bir özelliği de yavruları soğuktan
korumalarıdır. Yavrular tüysüz doğarlar ve aynı zamanda
pek hareket edemedikleri için kaslarını hiç çalıştıramazlar.
Bu nedenle yavruların donmamaları için soğuktan izole
edilmiş yuvalara ihtiyaçları vardır. Özellikle "örgü
yuvalar", yapıları itibariyle bu sıcaklığı yavrulara
sağlayabilirler. Bu yuvaların yapımı ise oldukça detaylı
ve zordur. Dişi kuş yuvayı çok uzun bir sürede büyük
bir itinayla örerek oluşturur. Aynı zamanda, yuvanın
içini tüy, lif ve kıllarla doldurur, böylece yuvanın
izolasyonunu arttırmış olur.
29
Her türden yuva için malzeme temini son derece önemlidir.
Kuşlar gün boyunca yapacakları inşaat için gerekli malzemeyi
toplarlar. Kuşların gagaları ve ayakları çeşitli malzemeleri
taşımak vekullanmak için özel tasarlanmıştır. Yuvanın
kuruluşu dişiye aittir ama yuvanın kurulacağı bölgeyi
erkek seçer.
Kuşlar bu mimari şaheserleri çamur, yaprak, sarmaşık,
tüy ve kağıt gibi maddelerden yararlanarak yaparlar.
Kuş yuvalarının özellikleri, kullandıkları malzemelere
ve yapıcıların uyguladığı tekniklere bağlıdır. Yuvalar,
kullanılacak olan malzemenin elastikiyeti, dayanıklılığı
ve sertliği göz önünde bulundurularak yapılır. Malzeme,
sıkıştırmaya ya da gerilmeye elverişli olmalıdır. Ayrıca
değişik türden malzemelerin birlikte kullanılması, yapının
sahip olduğu koruyucu özellikleri artırır. Sözgelimi
çamurla bitki liflerini karıştırmak yuvadaki çatlakların
yayılmasını önler.
Kuşlar topladıkları malzemelerle önce inşaatın harcını
oluştururlar. Bu şekilde yuva yapan kuşlardan biri uçurum
kırlangıçlarıdır. Uçurum kırlangıçları yuvalarını uçurum
kenarlarına, bina veya avlu duvarlarına çimento ile
yapıştırırlar. Bu çimentoyu elde ediş yöntemleri ise
oldukça pratiktir. Gagalarıyla çamur veya kil parçaları
toplarlar ve bu malzemeleri inşaat alanına taşırlar.
Çamuru yapışkanımsı salyalarıyla karıştırıp, uçurumun
yüzeyine sürerler ve üstünde yuvarlak bir açıklık bırakarak
düzgün bir çömlek şeklinde biçim verirler. Çömleğin
içini çim, yosun ve tüyle doldururlar. Bu yuvaları çoğunlukla
sarkan bir kaya çıkıntısının altına inşa ederler ki,
yağmur yağdığında çamuru yumuşatmasın ve yuvayı yıkmasın.
30
Bazı Güney Afrika kuşları (Anthoscopus) ise, iki bölüme
ayrılmış olan özel yuvalar kurarlar. Bu yuvalarda kuluçka
odasının asıl girişi gizlenmiştir. Yuvanın diğer girişi
ise ortada bir yerdedir. Bu ayrıntı, avcı hayvanlar
için hazırlanmış olan bir aldatmacadır.
31
Bunun yanı sıra Amerikan sarıasmagiller cinsinden bir
tür kuş, yuvasını yabanarısı topluluklarının yanına
kurar. Çünkü bu arılar, yılanları, maymunları, siyah
papağanları ve özellikle de bu kuşlar için ölümcül tehlikesi
olan bir tür sineği, kendi yuvalarının yanına yaklaştırmazlar.
32 Sarıasmagil kuşu da
bu sayede yavrularını bu tehlikelerekarşı korumuş olur.
TERZİ KUŞLARIN 'DİKTİKLERİ' YUVALARI
Hindistan terzi kuşunun gagası bir dikiş iğnesi gibidir.
İplik olarak kullanmak üzere örümcek ağından ipek, tohumlardan
pamuk ve ağaç kabuklarından da lif elde eder. Halen
bir ağaca bağlı olup gelişmekte olan yaprakları seçer
ve kenarları üstüste gelecek şekilde bu yaprakları çekerek
şekle sokar. Bunun ardından sivri gagasıyla her bir
yaprağın kenarına bir delik açar. Topladığı örümcek
ağı veya bitki liflerini bir terzinin iğne iplik kullanması
gibi gagasıyla deliklerden geçirir ve düşmelerini engellemek
için her ilmiği düğümler. Aynı işlemi diğer uçta da
yaparak iki yaprağı birbirine "dikmiş" olur.
Bir çift yaprağı ya da tek bir yaprağı kendi etrafında
döndürmek için yarım düzine kadar düğüme ihtiyaç olabilir.
Daha sonra kuş bu keseyi çimlerle doldurup döşer.
33 Ayrıca bu yapraklarla
kaplı kesenin içinde, dişisinin yumurtalarını koyacağı
gizli bir yuva daha diker. 34
DOKUMACI KUŞLAR:
Dokumacı kuşların yuvaları, bugün kuş bilimciler ve
diğer doğa bilimciler tarafından, kuşların yaptığı en
ilginç yapılar olarak gösterilmektedir. Bu kuşlar, doğada
buldukları bitki liflerini ve ip olarak kullanabilecekleri
her türlü uzun bitki sapını "dokuma" şeklinde
örerek kendilerine çok sağlam yuvalar inşa ederler.
Dokumacı kuş ilk iş olarak kullanacağı malzemeyi toplar.
Yeşil ve taze yapraklardan kendine ince uzun şeritler
keser veya yaprakların orta damarlarını alır. Özellikle
taze yaprakları seçmesinin ise bir nedeni vardır: kuru
yapraklardan alacağı malzemeyi kontrol edebilmesi ve
bunları dokumada kullanması çok zordur, ancak taze yaprak
lifleri ile bu işlemler çok kolay gerçekleşir. Kuş öncelikle
çatallı bir dala, bir yapraktan kopardığı uzun birlifin
ucunu sararak işe başlar. Bir ayağı ile lifin ucunu
dalın üzerinde tutarken, diğer ucunu gagasıyla idare
eder. Liflerin düşmelerini engellemek için onları düğüm
atarak birbirlerine bağlar. İlk olarak bir çember oluşturur;
bu yuvasının girişidir. Daha sonra ise gagasını mekik
gibi kullanarak yaprak liflerini diğer liflerin üzerinden
ve altından sırayla geçirir. Dokuma işlemi sırasında
her lifinne kadar çekilmesi gerektiğini de hesaplayabilmelidir.
Çünkü eğer dokuması gevşek olursa yuva hemen çöker.
Ayrıca yuvanın son halini zihninde canlandırabilmelidir
ki, duvarların ne zaman kavisleneceğine veya dışarı
doğru çıkıntı verileceğine karar versin.
35
|

Üst resimde yuvasının yapımını bitirmek üzere
olan dokumacı kuş var.
|
Girişi dokuduktan sonra yuvanın duvarlarını dokumaya
başlar. Bunun için baş aşağı durur ve içeriden çalışmaya
devam eder. Gagasıyla bir lifi diğerinin altına sokar
ve sonra hassas bir şekilde dışarıda kalan ucunu tutar
ve sıkıca çeker. Böylece son derece muntazam bir dokuma
oluşturur. 36
Görüldüğü gibi dokumacı kuş yuvasını yaparken hep birkaç
aşama sonrasını hesaplayarak hareket etmektedir. Önce
yuvası için en uygun malzemeyi toplar, yuvayı dokumaya
rastgele bir yerden başlamaz. Önce girişi oluşturur
ve oradan duvarlara devam eder. Nerede kavis vereceğini,
nereyi genişleteceğini çok iyi bilir. Üstelik bunları
yaparken son derece ustaca, akılcı ve yetenekli tavırlar
sergiler, davranışlarındahiçbir acemilik belirtisigörülmez.
Aynı anda iki işi yapabilecek kadar (bir yandan ayağı
ile düşmemesi için yaprak lifini tutup diğer yandan
lifin öbür ucunu gagasıyla idare eder) yeteneklidir.
Hiçbir hareketi rastgele değil, aksine oldukça şuurlu
ve amaca yöneliktir.
Dokumacı kuşların başka bir türü ise, yağmurun etkisini
göz önünde bulundurarak "tavanı akmayan" çok
sağlam bir yuva inşa eder. Bu kuş, çevreden topladığı
bitki liflerini, ağzında bulunan bir salgıyla karıştırarak
özel bir harç imal eder. Bu salgı bitki liflerine esneklik
ve su geçirmeme özelliği kazandırır ve böylece yuva
için mükemmel bir sıva malzemesioluşur.
Yuva tamamlanana kadar geçen süre içerisinde bu işlemleri
defalarca tekrar eden dokumacı kuşların gösterdikleri
bu becerileri, tesadüfen, bilinçsizce kazandıklarını
iddia etmek hiç kuşkusuz ki imkansızdır. Bu kuşlar evlerinin
yapımında -hiç zorlanmadan- aynı anda bir mimar, bir
inşaat mühendisi ve bir şantiye ustası gibi çalışırlar.
İlginç yuvalar inşa eden kuşların başka bir örneği
de Afrika'da yaşayan dokumacı kuş türlerinden biridir.
Bu kuşlar, apartman gibi bölmelere ayrılmış, çok karmaşık
yuvalar yaparlar. Bu yuvaların yüksekliği 3 m'yi, genişliği
ise 4,5 m.'yi bulur ve içinde yaklaşık 200 çift kuşu
barındırabilir. 37
Basit bir yuva yapmak varken, bu kuşlar neden hep zor
ve daha zahmetli olanını tercih ederler? Bu kuşların,
kendi başlarına, bu derece karmaşık yapılara sahip yuvalar
inşa etmeleri tesadüflerle açıklanabilir mi? Elbetteki
açıklanamaz. Doğadaki her canlı gibi, bu kuşlar da Allah'ın
ilhamı ile hareket ederler.
KIRLANGIÇ YUVALARI
Bazı kuşlar yuvalarını yerin altına gizlerler. Örneğin
kıyı kırlangıçları nehir veya sahil şeridi boyunca,
dik toprak setlerinin yanlarında uzun tüneller kazarlar.
Tünelleri yukarı eğimli olarak açarlar vebu sayedeyağmur
yağdığında yuvalarını sel basmaz. Her tünelin sonunda
da çim ve tüylerle kaplanmış küçük birer odacık bulunur.
Güney Amerika'da yaşayan bulut kırlangıçları yuvalarını
şelalelerin arkasındaki kayalıklarda kurarlar. Ancak
şelalenin arkasına geçmek bir kuş için neredeyse imkansızdır.
Örneğin yırtıcı kuşlar, balıkçıllar, martı veya karga
gibi kuşlar şelaleyi yararak arka tarafına geçemezler.
Aslında, hızla akan tonlarca suyun içinden geçmeye çalışan
bir kuşun havada parçalanması beklenir. Ancak, bu kırlangıçlar
çok küçüktürler ve o kadar hızlı uçarlar ki, şelaleyi
bir ok gibi keserek arka tarafına geçebilirler. Burası,
bu kuşlar ve yumurtaları için son derece güvenlikli
bir yerdir, çünkü onlardan başka hiçbir canlı şelalenin
arka tarafına geçmeye çalışmaz.
Ancak bu kırlangıçların yuvaları için malzeme toplama
konusunda bir sorunları vardır. Ayakları o kadar küçüktür
ki, diğer kuşlar gibi yere konup ayakları ile malzemeleri
kavrayamazlar. Bunun yerine havada uçan tüy, kuru ot
gibi bazı malzemeleri yakalarlar ve bunları yapışkan
salyaları ilekayaların üzerine yapıştırırlar.
38
Hint Okyanusu kıyılarında yaşayan bir kırlangıç türünün
üyeleri ise yuvalarını mağaralarıniçine yaparlar. Bu
mağaraların girişleri her dalga geldiğinde tamamen kapanır.
Bu nedenle mağaraya girmeden önce, köpüklü dalgalar
üzerinde, dalgaların geri çekilmesini bekleyerek, fazla
hareket etmeden uçarlar ve dalga çekilip mağaranın ağzı
açıldığında içeri uçarlar. Kırlangıçlar, yuvalarını
kurmadan önce, suyun mağara duvarında bıraktığı izlere
bakarak, suyun ulaştığı en yüksek seviyeyi tespit ederler.
Ve yuvalarını bu seviyenin üstünde bir yere kurarlar.
39 Afrika'da yaşayan uzun bacaklı
sekreter kuşları ise yuvalarını yüksek ve dikenli ağaçların
ortasına kurarak düşmanlarından korunurlar. Amerika'nın
güneybatısında yuva kuran ağaçkakanlar, dev kaktüs bitkilerinin
dikenli gövdesinde yuva deliği açarlar. Bataklık çalıkuşları
ise tuzak yuvalar hazırlarlar. Dişi çalıkuşu, yavruları
için bir yuva hazırlarken, erkek çalıkuşu bataklığın
çevresinde hızla koşarak, asıl yuvadan dikkati başka
yönlere çekecek çeşitli tuzak yuvalar inşa eder.
40
ALBATROS KUŞLARININ YUVALARI:
|
 
Albatroslar, yumurtalarının
ve yavrularının korunması için son derece özenli
yuvalar kurarlar. Dişi albatroslar çiftleşme yerine
gelmeden haftalar önce erkek albatroslar gelerek
buradaki yuvaları tamir ederler.
|
Yeni doğan küçük yavrulara olan düşkünlük, hemen her
cins kuşta görülmektedir. Bunlardan biri de albatros
kuşlarıdır. Albatroslar, her zaman kendi doğdukları
yerde çiftleşirler. Bu nedenle üreme zamanlarında koloniler
halinde toplanırlar. Dişiler gelmeden haftalar önce,
erkekler gelip burada daha önceden bulunan yuvaları
tamir ederler; bu sayede dişiler ve yavrular için mükemmel
bir konfor sağlamış olurlar. Yumurtalara olan düşkünlük
ise albatros kuşlarında hayli dikkat çekicidir. Çünkü
albatroslar, özenle hazırlanan yuva içerisindeyumurtaların
üzerinde hiç kımıldamadan yaklaşık 50 gün boyunca dururlar.
Ancak yavrulara karşı gösterilen özen sadece yumurtaların
korunması ve bakımı ile sınırlı kalmaz. Nitekim albatroslar
çoğu zaman yalnızca yavrularına yiyecek bulabilmek için
gerekirse bir seferde 1,5 kilometredenfazla yol katedebilirler.
41
BOYNUZLU KUŞLARIN YUVALARI:
|

Her kuş türünün kendine
özgü bir yuva şekli vardır. Flamingolar da kendileri
gibi estetik yuvalar inşa ederler.
|
Üreme mevsimi boynuzlu kuşlar için yoğun bir faaliyetin
başlangıcıdır. Bu dönemde, yavruların sağlıklı doğup
büyümeleri için erkek ve dişi boynuzlu kuşlar, kendilerinden
beklenmeyen bir performans gösterirler. Bunun için yapılacak
ilk iş, dişiye ve doğacak olan yavrulara güvenli bir
yuva kurmaktır.
İşe, erkek boynuzlu kuş başlar ve yuva yapmak için
ağacın üzerinde bir delik bulur. Dişi olanı bu deliğin
içine girer ve erkek de deliğin girişini çamurla kapatır.
Yalnız bu yuvanın yapımında çok önemli bir ayrıntı vardır.
Erkek boynuzlu kuş, dişi ile yavruların güvenliğini
sağlamak ve onları dışarıdan gelebilecek hayati tehlikelere,
özellikle yılanlara karşı korumak için çamurla kapadığı
bu delikte, küçük bir pencere bırakır.
Dişi yumurtaların üzerinde üç ay boyunca yatar ve kapalı
olduğu yuvasından bir kez bile
çıkmaz. Bu nedenle erkek boynuzlu kuş, eşi için yiyecek
bulur ve ona bu delikten yiyecek verir. Yavrular doğduğunda
onlarıda yine bu delikten besler.
42
|
 
Boynuz gagalı kuş dişisini
ve yumurtalarını ağaç deliğine yerleştirir ve
onlara bakar.
|
Her iki kuş da yavruları için son derece sabırlı ve
özverili davranırlar. Dişi kuş üç ay boyunca ancak kendisinin
sığabildiği kadar küçük bir delikte hiç kıpırdamadan
yumurtalarının üzerinde otururken, erkek kuş onları
asla kendi hallerine bırakmaz. Şimdiye kadar anlatılan
örneklerde de görüldüğü gibi her kuş türünün kendine
özgü bir yuva inşa etme tekniği vardır. Ve bu tekniklerin
her biri bilinci, aklı ve düşünme yeteneği olmayan bir
hayvandan beklenemeyecek kadar karmaşıktır; her biri
bir tasarım ve plan gerektirir.
Bir düşünelim: karşımızda bilinci ve aklı olmayan,
şefkat, merhamet veya fedakarlık gibi erdemleri planlı
olarak gösterecek akıl ve iradeden yoksun canlılar vardır.
Ama aynı zamanda bu canlılarda akıl, bilinç, plan ve
tasarım ürünü eserler, son derece şefkatli ve fedakarca
davranışlar açıkça görülür. Öyle ise bu davranışların
ve eserlerin kaynağı nedir? Bu canlılar bu davranışları
kendi iradeleri ile yapma yeteneğinden yoksunsalar,
demek ki bunları onlara yaptıran, bunları onlara öğreten
bir "güç"olmalıdır. İşte bu güç yerin, göğün
ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah'a aittir.
|
 
Çıplak kafalı kaya kuşu çamurdan yapılmış yuvasında
otururken görülüyor. (sol üstte) Ebabil kuşunun
yavrularını korumak için yaptığı yuva. (sağda
üstte)
|
FARKLI CANLILARIN İNŞA ETTİKLERİ YUVALAR: BOMBUS ARILARI
|

Fedakar bombus arısı
|
Bombus arılarının yuva yapımında gösterdikleri fedakarlık
da bir hayli ilginçtir. Genç kraliçe arı, yumurtlama
işlemine az bir süre kala koloni oluşturmak için uygun
bir yer aramaya başlar. Yer bulduktan sonra ise sıra,
yuvanın yapımı için gerekli olan tüy, ot ve yaprak gibi
malzemelerin bulunmasına gelir.
İlk olarak yuvanın ortasına, tenis topu büyüklüğünde
bir odacık yapar. Bu odacık, çevreden toplanan malzemelerin
birbirine bağlanmasıyla oluşturulur. Sıra, yuvaya besin
sağlanmasına gelmiştir. Kraliçe dışarıya çıkar çıkmaz,
yuva üzerinde daireler çizerek havada dönmeye başlar.
Bu sırada yönü daima yuvasına dönüktür. Böylece yuvasının
yerini ezberlemiş olur. Balözü ya da çiçek tozları toplayarak
yeteri kadar besini olduğuna inandığında yuvasına geri
döner ve bunları odanın ortasına boşaltır.
Balözünün besin olarak kullanılmayan kısmını atmaz.
Bunları kurutarak odanın yapıldığı malzemenin birbirine
yapışmasında ve aynı zamanda buranın izolasyonunda kullanır.
Balözüyle beslenen kraliçe bir süre sonra balmumu salgılamaya
başlar. Topladığı çiçek tozlarından küçük topakçıklar
yapar ve üzerlerine, ilk işçileri oluşturacak bireylerin
gelişeceği 8 ya da 16 yumurta bırakır. Yumurtalarının
çevresini çiçek tozları ile sıkıca kapatır.
Yeni yumurtalar topakçıkların üzerine gelişigüzel değil,
son derece itinalı bir şekilde ve belli bir simetri
ile bırakılır. Ancak yavruların doğması kadar doğduktan
sonra beslenebilmeleri de önemlidir. Bu nedenle genç
kraliçe, balmumundan bal çanakları yaparak, bunların
içerisini balözleriyle doldurur. Yavrular 4-5 gün süren
bir kuluçka döneminden sonra yumurtadan çıktıklarında,
kendileri için hazırlanmış olan çiçek tozu ve balözüyle
beslenmeye başlarlar.
Dikkat edilirse balözlerini aynı bir inşaat işçisi
gibi kullanan, aynı zamanda da koloniyi oluşturacak
genç bireylerin sağlıklı büyümesini ve yaşamasını sağlayan,
akıl ve şuur sahibi bir canlı değildir; boyu birkaç
cm.'yi aşmayan küçük bir arıdır. Bu durumda akla ilk
gelen soru, kraliçe arının neden böylesine büyük bir
fedakarlığa katlandığıdır. Çünkü kraliçe arının, yeni
doğan yavruları besledikten sonra kazanacağı herhangi
bir şey yoktur. Üstelik yerine yeni bir kraliçe geldiğinde,
büyük bir fedakarlığa katlanarak oluşturduğu kolonisinden
de ayrılmak zorundadır. O halde bu derece özveri göstermesinin
ve yeni nesilleri oluşturmak için hummalı bir çalışma
içerisine girmesinin tek bir nedeni vardır: Tüm canlılar
gibi bombus arıları da, ancak Allah'ın ilhamı sonucu
bu özveriyi göstermekte ve yeni nesiller oluşturmaktadırlar.
Yani evrimcilerin iddia ettiği gibi doğadaki canlılar
bencilce bir hayatta kalma tutkusuna sahip değillerdir.
43
KUTUP AYILARININ BUZDAN SIĞNAKLARI
Antarktika'nın soğuk ikliminde yaşayan dişi kutup ayıları,
eğer hamilelerse veya yavruları varsa kendilerine kar
yığınlarının altında yuva yaparlar. Aksi takdirde yuvada
yaşamazlar.Yavrular genellikle kış ortasında doğarlar.
İlk doğduklarında tüysüz, kör ve çok küçüktürler. Kış
ortasında doğan bu son derece savunmasız ve bakıma muhtaç
yavruların yaşayabilmeleri için bir yuvalarının
olması şarttır.
Tipik bir yuva, 2 metre uzunluğundaki bir tünelle,
çapı yaklaşık yarım metre olan yuvarlak bir alandanoluşur.
Yüksekliği de yaklaşık yarım metre kadardır. Ancak burası,
sıradan ve basit birkaç işlem ile yapılmış bir barınak
değildir. Her yerin kar ve buzla kaplı olduğu böyle
bir ortamda kar yığınlarının altı, son derece profesyonel
bir şekilde kazılmış ve yavruların yaşamı için gerekli
olan önemli detaylar göz önünde bulundurulmuştur.
Bu yuvaların genellikle birden fazla odası vardır ve
kutup ayıları bu odaları yuvanın girişinden daha yüksek
seviyede hazırlarlar. Böylece odalardaki sıcak havanın
girişten dışarı çıkması engellenmiş olur. Yuvanın üzerine
ve girişine kış boyunca kar yığılır. Kutup ayısı ise
bu kar yığınının içinde sadece hava girecek kadar dar
bir kanalı açık bırakır. 44
Anne ayı barınağının tavanını kimi zaman 75 cm'den
başlamak üzere 2 m'ye kadar varan bir kalınlıkta inşa
eder. Tavanın kalınlığı iyi bir yalıtkan görevi görür.
Yani yuvadaki mevcut olan ısıyı korur. Yuvadaki sıcaklık
da bu sayede sabitlenmiş olur.
45
Norveç Oslo Üniversitesi'nden araştırmacı Paul Watts,
bu yuvalardan birinin tavanına bir cihaz yerleştirerek
ısıyı dikkatlice ölçmüş ve hayli ilginç bir durumla
karşılaşmıştır. Bu uzun çalışma esnasında dışarıdaki
ısı -30 dereceye kadar düşerken, yuva içindeki ısı 2
ya da 3 derecenin altına hiç düşmemiştir. Anne ayının
karın kalınlığına göre değişen yalıtım özelliğini nasıl
bilebildiği ise, bilimadamları tarafından hayli merak
konusu olmuştur.Bu ılık ve korumalıortamda anne ayı
enerji depolar ve vücudundaki yağ rezervlerini de kış
uykusu dönemine göre ayarlar.
Ancak bunlardan çok daha ilginç bir durum söz konusudur.
Anne ayı kış uykusuna girdiği bu dönemde hiç enerji
harcamamak ve yavrularının daha iyi beslenmesini sağlamak
için metabolizmasını düşürür. 7 ay boyunca metabolizmasındaki
yağı, proteine çevirir ve yavrularının beslenmesini
sağlar. Bu nedenle 7 ay boyunca kendisi hiç beslenmez.
Kalp atışı oranını dakikada 70'den 8'e kadar indirebilir
ve metabolizmasını yavaşlatır. Bu dönemde yemek yemediği
gibidoğal ihtiyaçlarını da karşılamaz. Böylelikle yavrularını
doğuracağı dönemde fazla enerji harcamamış olur.
TİMSAHLARIN YUVALARI
|

Dişi timsahın yumurtaları
için inşa ettiği yuvası
|
Florida Everglades'de yaşayan dişi timsah, yumurtaları
için çok farklı bir yuva hazırlar. Önce çürümüş bitkileri
çamurla karıştırır ve bu bitkilerden yaklaşık 90 cm.
yüksekliğinde bir tepecik yapar. Tepeciğin üzerinde
bir çukur oluşturur ve bu çukurun içine birkaç düzine
olan yumurtalarını yerleştirir. Yumurtaların üzerini
ise yine topladığı bitkilerle örter. Sonra yumurtaları
için tehlike oluşturabilecek hayvanlara karşı yuvayı
gözetlemeye başlar. Yumurtalar çatlamak üzereyken yavrularının
seslerini duyan timsah, yuvanın üzerindeki bitkilerden
oluşanörtüyü kaldırır. Yavrular hızla yukarı doğru tırmanırlar
ve anne timsah yavrularını ağzına alarak onları suya
kadar ağzının içindeki kesede taşır.
46
DEMİRCİ KURBAĞASININ YUVASI
Amfibiyan ebeveynler arasında en usta yuva kurucularından
biri küçük Güney Afrika demirci kurbağasıdır. Yuva,
erkek kurbağa tarafından su kenarında inşa edilir. Erkek,
çamurda bir delik açana kadar daire şeklinde döner.
Deliğin duvarlarını iterek genişletir. İşini tamamladığında
sağlam bir çamurdan duvarla çevrili, 10 cm. derinliğinde
bir su havuzu inşa etmiş olur.
Demirci kurbağası bu havuzda oturur ve bir dişinin
ilgisini çekene kadar burada çiftleşme çağrısında bulunur.
Bu çağrı üzerine gelen dişi kurbağa, su dolu yuvaya
yumurtalarını yerleştirir; yumurtaları erkek döller
ve her ikisi de yumurtalar çatlayana kadar onları gözlerler.
Yumurtadan çıkan tetarlar duvarla çevrili, balıklardan
ve böceklerden korunmuş havuzlarında rahatlıkla yüzerler.
Büyüdüklerinde ise özenle hazırlanmış bu "çocuk
odasının" duvarından tırmanarak dışarı çıkarlar.
47
DENİZALTININ MİMARLARI
Balıkların da yuva yaptıkları pek bilinmez. Ancak şaşırtıcı
sayıda çok tatlı su balığı, gölcüklerin, göllerin veya
ırmakların dibinde yuvalar kurarlar. Bu yuvalar genellikle
çakılların veya kumun içinde açılan bir çukur şeklindedir.
Örneğin som balıkları ve alabalıklar yumurtalarını bu
açtıkları çukura koyduktan sonra çukuru kapatırlar ve
yumurtaları kendi kendilerine çatlamaya bırakırlar.
Yumurtalar açık bir yuvada savunmasız kaldıklarında
ise, ebeveynlerden biri veya ikisi nöbet tutar. Birçok
balık türünde yuvanın yapılmasını ve yumurtaları gözetlemeyi
erkek tek başına üstlenir. Balıkların bazılarının yuvaları
ise daha kapsamlıdır. Kuzey Amerika ve Avrupa boyunca
gölcük ve nehirlerde bulunan erkek dikenli balıklar,
birçok kuşunkinden çok daha özenle hazırlanmış yuvalar
yaparlar.
Bu balık türü, su bitkilerinin parçalarını toplar,
böbreklerinden salgılanan yapışkan bir sıvıyı fışkırtarak
bitki parçalarını birbirlerine yapıştırır. Yuvaya uzun
düzgün bir yığın biçimi vermek için çevresinde sürtünerek
yüzer. Sonra bu yığının ortasından hızla geçerek, ön
ve arka girişi olan ve arasından suyun aktığı bir tünel
oluşturur. Bir dişi yuva alanına girdiğinde, dikenli
balık zikzak şeklinde bir kur dansı yapar. Dişiyi tünel
şeklindeki yuvasına götürür ve burnuyla yuvanın girişini
işaret eder. Dişi yumurtalarını bıraktıktan sonra erkek
yumurtaları döllemek için yuvanın ön girişinden içeri
girerken, dişiyi arka çıkıştan dışarı iter. Yuva birkaç
dişi tarafından yumurtayla doldurulduğunda erkek nöbet
tutar ve tünelin içine tatlı su akışını sağlar. Ayrıca
yuvanın kırılıp giden bölümlerini onarır. Yumurtalar
çatladıktansonra, birkaç gün daha nöbet tutmaya devam
eder. Daha sonraalt kısmını yavru dikenli balıklar için
"çocuk odası" olarak bırakarak, yuvanın tepesini
koparır. 48
HAYVANLAR BUNLARI NASIL BAŞARIRLAR?
Bir düşünün; mimarlık bilgisi olmayan, hayatında hiç
inşaat yapımında çalışmamış biri ortada ne malzeme,
ne inşaatı nasıl yapacağını anlatan biri, ne de inşaatın
planı yokken, kendi kendine kusursuz bir bina inşa edebilir
mi? Elbette ki hayır. İnsan bilinçli ve akıl sahibi
bir varlık olmasına rağmen ondan böyle bir şeyi beklemek
çok zordur.
Peki insandan bile beklenmeyen bu zeka ve yetenek gerektiren
davranış, hayvanlardan beklenebilir mi? Önceki sayfalarda
örnekleri verilen hayvanların birçoğu değil bir beyne,
gelişmiş bir sinir sistemine bile sahip değildirler.
Ancak yuvalarını inşa ederken plan ve hesaplar yaparlar,
fizik kurallarını uygularlar, dokumacılık veya terzilik
gibi yetenekgerektiren teknikleri kullanırlar. Üstelik
bu hayvanlar kendilerinin ve yavrularının ihtiyaçlarını
en pratik şekilde çözümlerler. En doğal ve ulaşılabilir
yollardan kendilerine harçhazırlar, yapılarının izolasyonunu
yine en kolay malzemelerdensağlarlar. Peki bir kuş veya
bir kutup ayısı izolasyonun ne anlama geldiğini bilebilir
mi? Veya yuvasını ısıtması gerektiğini akledebilir mi?
Bu özelliklerin hiçbirinin bu hayvanlardan kaynaklanmayacağı
açıktır. O halde bu canlılar tüm bu yeteneklere nasıl
sahip olurlar?
Ayrıca bu canlılar yuvaları inşa ederken büyük bir
özveri ve sabırla çalışırlar. Çoğu zaman ise bu yuvalarda
kendileri değil, sadece yavruları yaşar. Bu canlıların
davranışlarında görülen aklın, bilginin ve özverinin
kaynağının tek açıklaması vardır; bunların tümü, bu
hayvanlara Allah tarafından ilham edilen özelliklerdir.
Allah, hayvan türlerinin neslinin devam etmesi için
bu canlıları fedakar ve çalışkan olarak yaratmış, onlara
korunma, avlanma, beslenme, üreme yöntemlerini ayrı
ayrı ilham etmiştir. Onlara yuvalarını inşa ettiren,
kusursuz planlar yaptıran, onları koruyan ve barındıran
sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah'tır. Evrimcilerin
iddia ettiği gibi ne "tabiat ana" ne de tesadüfler
bu canlıları son derece karmaşık yuvaları inşa etmeleri
için programlayamaz. Tüm canlılar Yaratıcıları'nın ilhamına
uydukları için kendilerinden kesinlikle beklenmeyecek
davranışlar sergilerler.
Allah, Kuran'da "Dağlarda,
ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin." (Nahl Suresi, 68) ayeti ile
balarısına yuvasının yerini ilham ettiğini bildirmiştir.
Balarısında olduğu gibi canlıların tamamına yuvalarının
yerini, inşaat tekniğini, kullanacağı malzemeleri Allah
ilham etmektedir.
SOYUN DEVAMI VE YAVRULARI KORUMAK UĞRUNA GÖSTERİLEN
FEDAKARLIKLAR
Birçok hayvan türü üreyebilmek, yumurtalarını veya
yavrularını koruyabilmek için büyük fedakarlıklarda
bulunur ve zorluklara katlanır. Hatta kimi zaman bu
uğurda "ölümü göze alan" canlılar vardır.
Yumurtlamak için kilometrelerce uzağa göç edenler, çok
detaylı ve uğraşılı yuvalar inşa edenler, çiftleşme
veya yumurtlama sonrası ölenler, yumurtalarını haftalarca
ağızlarında taşıyıp bu esnada beslenemeyenler, yumurtalarının
başında haftalarca nöbetbekleyenler…
Aslında bu fedakarlıkların her biri önemli bir amaca
hizmet etmektedir: Canlı türlerinin soylarının devamı…
Zayıf ve güçsüz yavrular ancak yetişkin ve güçlü olanlar
tarafından bakılıp korunurlarsa hayatta kalabilirler.
Doğduğu anda terk edilen bir ceylanın veya herhangi
bir yere bırakılankuş yumurtalarının kuşkusuz kendi
başlarına yaşama şansı hemen hemen yok gibidir. Ancak
canlılar, hiçbir üşengeçlik, bıkkınlık ya da çekimserlik
göstermeden bu güçsüz yavruların bütün sorumluluğunu
üzerlerine alırlar. Her biri Allah'ın kendilerine ilham
ettiği görevlerini eksiksizce yerine getirir.
İlginç olan bir diğer nokta da şudur: Yavrularına ve
yumurtalarına en itinalı bakımı ve korumayı gösteren
canlılar, en az üreyen canlılardır. Örneğin kuşlar her
yıl az sayıda yumurta üretirler ve bu yumurtalarını
büyük bir titizlikle korurlar. Aynı şekilde memeli hayvanlar
da genellikle bir veya iki yavru sahibi olurlar ve çok
uzun süre yavrularının bakımını ve korunmasını üstlenirler.
Ancak bir kerede binlerce yumurta bırakan bazı balıklar
veya böcekler, veya her yıl birkaç kez çok sayıda yavrulayan
fareler gibi bazı canlılar ise yumurtalarına veya yavrularına
aynı itinayı göstermezler. Ancak çok sayıda oldukları
için bunlardan bir bölümünün yaşaması bile neslin devamı
için yeterlidir. Aksi takdirde ise, yani çok fazla yavrulayanların
her yavruyu büyük özverilerle yaşatması durumunda, dünyanın
ekolojik dengesinde önemli bozulmalar olabilirdi.
Örneğin çok fazla üreyen çayır fareleri için böyle bir
durum söz konusu olsa, çayır fareleri tüm dünyayı istila
edecek kadar fazla üreyebilirlerdi.
49 Kuşkusuz ekolojik dengenin
korunmasında önemli bir faktör olan üremenin, bu canlılar
tarafından denetlenmesi ve bilinçli bir şekilde
kontrol altında tutularak dengelenmesi imkansızdır.
Bu canlıların hiçbiri bilinçli varlıklar değillerdir.
Dolayısıyla ne soylarının devamı için üremeleri gerektiğini
hesaplamaları, ne de ürerken doğanın dengesini düşünerek
buna uygun davranış belirlemeleri bu canlılardan beklenemez.
Doğanın dengesinin bu şekilde korunuyor olması, her
bir canlının kendisine yüklenen sorumluluğu eksiksizce
ve istisna yapmadan yerine getirmesi, her birinin tek
bir İradenin kontrolünde hareket ettiğinin önemli bir
göstergesidir. Doğada hiçbir canlı başıboş ve denetimsiz
değildir. Hepsikendilerini var eden Allah'a boyun eğmiş
olarak hareket ederler.
Allah Kuran'da Kendisi'nin izni olmadan hiçbir canlının
üreyemeyeceğini, yaşayacak ve ölecek olanı da Kendisi'nin
belirlediğinişöyle haber vermektedir:
Allah, her dişinin neyi yüklendiğini
(neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip
neyi eklediğini bilir. O'nun katında
her şey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, 8)
… O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve
tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz
da… (Fussilet Suresi, 47)
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder,
dilediğine de erkek armağan eder. Veya erkekler ve dişiler
olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır.
Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir. (Şura Suresi,
49-50)
YUMURTALARA VE YAVRULARA GÖSTERİLEN OLAĞANÜSTÜ ÖZEN
|

Her canlının çekindiği
piton yılanı yavrularına karşı çok şefkatlidir.
|
Birçok canlı yumurtalarını ve yavrularını koruyabilmek
için büyük zahmetlere katlanır; onları gizler, kırılmamaları
için özenle bir yere yerleştirir, onları ısıtır veya
aşırı sıcaklıktan korur, tehlike anında bütün yumurtalarını
başka bir yere götürür, haftalarca başında nöbet bekler,
hatta ağzında taşır… Birçok kuş, balık ve sürüngende
bu fedakar ve şefkatli davranışlarıgörmek mümkündür.
İnsanlar için oldukça tehlikeli olabilen piton yılanı
bile yumurtalarına karşı son derece düşkün ve koruyucudur.
Dişi piton bir seferde yaklaşık 100 yumurta yumurtlar
ve daha sonra kendisini yumurtalarının üzerine sarar.
Bu hareketinin amacı hava çok sıcak olduğunda yumurtaların
üzerine gölge yaparak onları serinletmek, hava sıcaklığı
çok fazla düştüğünde ise vücudunu titreterek onları
ısıtmaktır. Yumurtalarına sarılı olduğu sürece onları
diğer tehlikelerden de korumuş olur. Böylelikle hayati
tehlikeler, dişi pitonun yavrularına olan bu hassasiyetiyle
ortadan kalkar. 50
Yumurtalarını ağızlarında taşıyan balıklar ise hayli
ilginçtirler. Bu tür balıklar "ağızda kuluçka yapan
balıklar" olarak adlandırılırlar. Bunlarınbir kısmı
ise yumurtalar çatladıktan sonra da yavrularını ağızlarında
taşımaya ve korumaya devam ederler. Örneğin kedibalıkları,
küçük bilye büyüklüğündeki yumurtalarıyla ağızları dolu
olarak haftalarca yüzerler. Bazen de yumurtaları ağızlarında
çalkalar ve böylelikle onlara oksijen sağlamış olurlar.
Yumurtalar çatladıktan sonra yavrular birkaç hafta daha
erkek kedibalığının ağzının içinde kalırlar. Bu süre
içinde erkek kendi vücut yağı ile yaşar ve hemen hemen
hiçbir şey yemez. 51
Yumurtalarını ve yavrularını ağzında taşıyan bir diğer
canlı türü ise kurbağalardır. Örneğin, Rhinoderma kurbağası
yumurtalarını içinde taşır. Çiftleşme döneminde dişiler
yumurtalarını yere bırakırlar ve erkek kurbağalar yumurtaları
korumak için çevrelerinde kalabalık yaparlar. Yumurtalar
çatlamaya hazır olduklarında, içindeki tetarlar kıpırdanmaya
ve kıvranmaya başlarlar. Jelatinle-kaplı yumurtalar
titredikçe her bir erkek ileri atılır, olabildiğince
fazla yumurta kaparak ağzına alır. Bu yumurtaları ağızlarının
yanlarında alışılmamış şekilde şişkin duran ses keselerinedoldururlar
ve yavrular burada gelişirler. Bir gün erkek kurbağa
üst üste birkaç kez hıçkırır ve birdenbire esner. Tümüyle
gelişmiş yavru kurbağalar esneyen erkek kurbağanın ağzından
dışarı çıkar. 52
|

Birçok kuş türü kalabalık koloniler halinde yaşar.
Örneğin yukarıdaki resimde görülen alanda metrekareye
70 yumurta düşmektedir. Ancak buna rağmen kuşlar
yumurtalarını veya yavrularını kaybetmezler ve
avlanmaktan döndüklerinde onları hemen bulurlar.
|
Avustralya'da yaşayan bir başka kurbağa cinsi de yumurtalarını
yutar ve onları bu kez ayrı bir kesede değil,midesinde
saklar. Ancak yavrular dış dünyadan korunurlarken, aynı
zamanda mide içerisinde büyük bir tehlike ile karşı
karşıyadırlar. Çünkü bilindiği gibi mide, içindeki yumurtaları
eritebilecek güçte sıvılar salgılar. Dolayısıyla, yavruların
mideye girmesiyle mide her zamanki gibi güçlü sıvısını
salgılayacak ve yavruları eritecektir. Ancak bu duruma
daha en başından tedbir alınmıştır. Dişi kurbağa yavrularını
yuttuğunda, mide özsuyunun salgılanması durur ve böylece
yavruların sindirilmesi engellenmiş olur.
53
Bazı kurbağa türleri ise yavrularının kurtuluşunu güvence
altına almak için farklı yollar kullanırlar. Örneğin
Pipa kara kurbağası yumurtladıktan sonraerkek kurbağa
perdeli ayaklarıyla yumurtaları toplar ve özenle dişisinin
sırtına yerleştirir. Yumurtalar deriye yapışır. Altlarındaki
deri şişmeye ve üzerindeki yumurtalar da deriye gömülmeye
başlar. Yumurtaların üzerinde ince bir zar oluşur. 30
saat içinde yumurtalar gözden kaybolur ve dişi kurbağanın
sırtı eskisi gibi dümdüz şekle girer. Derisinin altında
yumurtalar gelişir. On beş gün sonra, dişi kurbağanın
sırtı tetarların hareketleriyle kıpırdamaya başlar.
24. günde, yavru kurbağalar deride delikler açıp dışarı
çıkar ve yüzerek, kendilerine suyun içinde gizlenebilecekleri
güvenli yerler ararlar.
Avrupa'da yaşayan ebe kara kurbağası, yaşamının büyük
bölümünü karada, sudan uzakta olmayan toprak oyuklarında
geçirir. Karada çiftleşir. Dişi, yumurtalarını yere
bırakınca, erkek onları döller. Yarım saat sonra, erkek
kurbağa yumurtaları ipe dizer gibi birbirine yapıştırır
ve sonra bunları arka ayaklarının üzerine de yapıştırır.
Daha sonraki birkaç hafta nereye gitse, seke seke yumurtalarını
da yanında taşır. Sonunda yani yavrular yumurtadan çıkacağı
zaman suya atlar. Yumurtaların yapışık olduğu arka ayaklarını,
tüm tetarlar çıkana kadar suda tutar. Daha sonra karadaki
oyuğuna döner. 54
Bu örneklerde gözden kaçırılmaması gereken önemli bir
nokta bulunmaktadır. Yukarıda söz edilen kurbağaların
davranış şekilleri ile fiziksel özellikleri tam bir
uyum içindedir. Kurbağalardan birinin içinde yumurtalar
için hazırlanmış özel bir kese bulunmaktadır. Kurbağanın,
içinde var olan böyle bir özellikten haberdar olması
imkansızdır. Ama sanki bu kesenin varlığından haberdarmış
gibi yumurtalarını yutar. Diğer kurbağa türü ise mide
özsuyunun yumurtalarına zarar vereceğini bilemeyecek
ve bu salgıyı durdurmayı düşünemeyecek kadar düşünme
ve akıl yeteneğinden yoksun bir canlıdır. Kaldı ki böyle
bir şey düşündüğünü farzetsek bile, hiçbir canlı kendi
iradesiyle midesindeki bir salgıyı durduramaz. Diğerinin
sırtı ise yumurtalarını taşıyabilmesi için benzeri olmayan
bir özelliğe sahiptir. Bu canlıların hem fiziksel özellikleri
hem de davranış şekilleri tesadüfler sonucu gelişemeyecek
kadar karmaşıktır.
Bu özelliklerin her birinde bir tasarım ve plan vardır.
Çok açıktır ki, bu kurbağaların ve diğer tüm canlıların
fiziksel özellikleri ve davranışları birbiriyle son
derece uyumlu olarak üstün akıl ve ilim sahibiAllah
tarafından yaratılmışlardır. Her yavrunun üzerinde,
sonsuz merhametli ve şefkatli olan Allah'ın koruması
vardır.
|

Küçük yağmur kuşu, sıcak havalarda yumurtalarını
serinletebilmek için göğüs tüylerini suya batırır
ve bu ıslak tüylerle yumurtalarının üzerinde kuluçkaya
yatar. Böylece yumurtalar için gerekli serinliği
elde etmiş olur.
|
Allah'ın koruma ve şefkat duyguları ilham ettiği canlılar
şüphesiz burada anlatılanlarla sınırlı değildir. Örneğin
karıncalar, termitler veya arılar gibi topluluk halinde
yaşayan canlılarda da en büyük ilgi odağı yumurtalar
ve larvalardır. Karıncalar, yumurta ve larvalarını yeraltındaki
yuvalarında hazırladıkları odalara yerleştirirler. İşçi
karıncalar, nem ve ısı değişikliğine göre larvaların
ve yumurtaların odalarını sık sık değiştirirler. Bu
nedenle işçi karıncalar genellikle ağızlarında taşıdıkları
larvalarla odalar arasında mekik dokurlar. Eğer yuvaları
başka canlıların saldırısına uğrarsa işçi karıncalar
ilk iş olarak bu odaları boşaltırlar ve larvaları yuvanın
dışında bir yerde gizlerler.
55
Kuşların yumurtalarına gösterdikleri ihtimam örnekleri
ise son derece çarpıcıdır. Örneğin küçük yağmurkuşu
bir yer çukuruna 4 tane yumurta bırakır. Hava sıcaklığı
çok yükseldiğinde, göğüs tüylerini suya batırır ve geri
geldiğinde ıslak olan tüylerini yumurtalarına değdirerek
onları serinletir. 56
Aslında yumurtası olan canlıların çok büyük kısmı
yumurtalarının bulunduğu ortamın ısısını uygun şekilde
ayarlar. Örneğin suda yüzen yosunlardan yuva yapan dalgıç
kuşları, yumurtalarının üzerini yuvayı yaptıkları malzemeyle
örterler. Bu şekilde yumurtaların bulunduğu yerde herhangi
bir sıcaklık kaybı olmaz. 57
|
 Albatros
(solda) ve kırlangıç (sağda) kuşları da kuluçkada
yatarken yumurtaların ihtiyacı olan herşeyi yaparlar.
Bu örneklerde görüldüğü gibi kuşlar yumurtalarına
büyük bir özen gösterirler. Yumurtalarının korunması
için yuvalar hazırladıkları gibi bir an bile onları
yalnız bırakmazlar. Şüphesiz bu koruma duygusunu
onlara ilham eden esirgeyici ve koruyucu olan
Allah'tır.
|
Kuğular ise yumurtalarının üzerinde oturarak onları
sıcak tutarlar. Dişi kuğu her yumurtanın eşit ısınması
için belirli aralıklarla yumurtaların üzerinden kalkarak
yerini değiştirir. 58
Kum kuşu ise yumurtalarını ısıtmak için çok farklı
bir teknik kullanır. Dişi kum kuşu yuvaya yumurtaları
bıraktıktan sonra yumurtaların bakımını erkek kuş üstlenir.
Erkek yumurtaların üzerine oturur ve yuvanın üstüne
göğüs tüylerini döker. Böylece hayvanın altındaki çıplak
deri kanla dolar. Bu kanın sıcaklığı, üç haftadan fazla
süre kuluçkaya yatan erkeğin yumurtalarını ısıtması
için yeterli olacaktır. Yavrular yumurtadan çıktıktan
sonra, erkek bir buçuk hafta daha yavrularla ilgilenir
ve sonra dişiyle görev değişimi yaparlar.
59
|

ATHENE KUŞU
Birçok kuş yumurtalarını tehlikelerden koruyabilmek
için farklı yeteneklerini de kullanır. Örneğin
Athene cunicularia isimli bir tür gece kuşu, derinliği
3 m.'yi bulan bir yeraltı yuvası yapar ve buraya
6-12 yumurta bırakır. Erkek, dişiye kuluçka döneminde
yardımcı olur. Kuşların her ikisi de, gelebilecek
tehlikelere karşı, yuvanın girişinde nöbet beklerler.
Şayet avcı bir kuş yuvaya girmeye kalkarsa, kuşlardan
biri yılanların tıslama sesini mükemmel bir şekilde
taklit ederek, saldırganı yuvadan uzaklaştırır.
61
|
Yuvalarda sıcaklığın ayarlanması yumurtaların gelişimi
açısından çok önemlidir ve bu önem tüm canlıların yumurtaları
için geçerlidir. Hayvanlarınbu konuda hassas olmaları
ve ısı ayarını yapabilmek için çeşitli yöntemler kullanmaları
oldukça ilginçtir. Çünkü bir kuşun, bir yılanın veya
bir karıncanın sıcaklığın önemi ile ilgili bilgiye sahip
olması ve ardından sıcaklığı gerekli ayarda tutmanın
yöntemini kendi başına bulması imkansızdır. Bu bilgilerin
gerçek sahibi ise bu canlıların dışında bir varlıktır.
Her şeyin Yaratıcısı olan Allah, her canlıda sayısız
özellik yaratarak sonsuz ilmini "düşünen insanlara"
göstermektedir.
Allah'ın ilhamı ile hareket eden bu canlılar çoğu zaman
yorulmak bilmeyen bir çaba içerisindedirler. Özellikle
bazı kuşlar art arda birkaç yuva hazırlamak zorundadırlar
ve birinde bakıma muhtaç yavruları varken diğerlerinde
de kuluçkada yatmaları gerekir. Örneğin küçük yağmurkuşu
ve dalgıç kuşlarında, dişi ve erkek, günlerini ikinci
yuvanın kuluçkası ile ilk yuvadaki yavruların
bakımı arasında geçirirler.
Bundan daha ilginç olanı ise, su tavuğu ve pencere
kırlangıcı türlerinde, ilk yuvadaki yavruların, ikinci
yuvada yeni doğmuş olanların büyümelerine yardımcı olmalarıdır.
Birçok arı kuşu çifti de, başka çiftlere yardım ederler.
Bu tür yardımlaşmalar, kuşlar arasında çok sık görülür.
60 Canlıların sadece kendi yavrularına
değil, başka yavrulara da yardım etmeleri kuşkusuz evrim
teorisi için çok daha zorlu bir engel oluşturur.
Hayvanların bu fedakarlıklarının her biri, evrim teorisinin
iddiasını temelinden sarsmaktadır. Evrimcilerin öne
sürdükleri gibi tesadüfler sonucunda oluşmuş, her canlının
sadece kendisini düşündüğü bir doğada böylesine üstün
özelliklerin bulunmaması gerekir. Ancak doğada birbirlerine
yardım eden kuşlar gibi sayısız fedakarlık, yardımseverlik
örnekleri bulunmaktadır. Bu da doğanın tesadüflerin
değil, bu özelliklerin sahibi üstün bir gücün eseri
olduğunun açık bir delilidir.
İMPARATOR PENGUENLERİNİN BENZERSİZ
SABRI
|

İmparator penguenleri
her üreme mevsiminde kilometrelerce yol katederek
üreme alanlarına göç ederler.
|
Yumurtalarını koruma konusunda büyük bir azim, görülmemiş
bir sabır ve şaşırtacak derecede dayanıklılık gösteren
diğer canlı türü ise imparator penguenleridir. Antarktika'nın
zorlu koşullarında yaşayan İmparator penguenleri, Mart
ve Nisan aylarında (bu Antarktika'da kışın başlangıcı
demektir) üremek ve yavrularını yetiştirebilmek için
uygun olan bölgelere birkaç kilometrelik bir yolculuk
yaparlar. 25.000 kadar penguen burada biraraya gelir
ve çiftleşirler. Mayıs veya Haziran ayında dişi penguenbir
yumurta yumurtlar. Çift yumurtaları için yuva yapamaz,
çünkü çevrelerinde kardan ve buzdan başka hiçbir şey
bulunmamaktadır. Ancak yumurtalarını buzun üzerine de
bırakamazlar, çünkü yumurta soğuğa dayanamayarak hemen
donar.
Bu nedenle imparator penguenleri yumurtalarını ayaklarının
üzerinde taşırlar.Yumurtladıktan sonraki birkaç saat
içinde, erkek dişinin yanına gelir ve her ikisi göğüs
göğüse gelecek şekilde dururlar. Böylece erkek dişiden
yumurtayı devralır. Her ikisi de yumurtayı buzun üzerinde
tutmamaya özen gösterirler. Erkek önce ayak parmaklarını
yumurtanın altına sokar ve sonra
parmaklarını kaldırarak yumurtayı ayağının üzerine yuvarlar.
Yumurtasını kırmamak için de bu işlemleri son derece
dikkatli ve özenli yapmak zorundadır. Bu zorlu işlemin
ardından, yumuşak tüyleri ile yumurtanın üzerini örter.
Yumurta üretmek dişi penguenin vücudundaki besin deposunun
tamamına yakınını tüketmiştir. Bu kaybını telafi etmek
için hemen yiyecek bulmaya denize geri dönmelidir. Bu
yüzden kuluçkaya erkek penguen yatar.
Ancak bu, diğer kuşlarınkinden çok daha zorlu ve sabır
gerektiren bir kuluçka dönemidir. Penguenler yumurtalarını
bir an bile ayaklarının üzerinden indiremezler. Bu nedenle
hareket kabiliyetleri yok gibidir. Sadece ayaklarını
sürükleyerek birkaç metre ilerleyebilirler. Küçük kuyruklarını
üçüncü ayak gibi kullanır ve topuklarının üzerinde durarak
dinlenirler, bu esnada ayak parmaklarını yukarı doğru
dikerler ki değerli yumurtaları buza değip donmasın.
Penguenin tüyleriyle örttüğü ayakları dışarıdan 80 derece
daha sıcaktır ve bu sayede yumurtası dondurucusoğuğu
kesinlikle hissetmez.
Kış ilerledikçe çok şiddetli tipiler başlar, rüzgar
saatte 120-160 km hızla eser. Bu öldürücü kış şartlarında
erkek penguenler aylarca hiçbir şey yemeden ve neredeyse
hiç kıpırdamadan yavruları için benzersiz bir fedakarlıkta
bulunurlar. Bu zor koşullarda donmaktan kurtulmak için
önemli bir dayanışma örneği göstererek birbirlerine
daha da yaklaşırlar. Aralarına soğuk girmesini engellemek
için gagalarını göğüslerine yapıştırırlar, böylece enseleri
dümdüz olur ve birbirine yapışan penguenler arada hiç
boşluk kalmayacak şekilde tüyden bir tavan luştururlar.
Çemberin dışında kalanlar kuzey kutbunun bütün sertliğini
göğüslemek zorundadırlar. Ancak bu çok uzun sürmez,
çünkü sürekli olarak yer değiştirirler ve dönüşümlü
olarak çemberin dışına geçerler. Böylece birbirlerini
de kollamış olurlar. Hiçbiri çemberin dış kısmına geçme
konusunda çekimser davranmaz. Binlerce penguenin aralarında
hiçbir çatışma çıkmadan, aylarca, olabilecek en zor
koşullarda bile birlikte yaşamaları ve dayanışma içinde
olmaları son derece ilginçtir. Bilinç ve akıl sahibi
insanların bile menfaatleriyle çatışabilecek böyle bir
ortamda penguenlerin bu kadar uyumlu, ince düşünceli
ve fedakar tavırlar göstermeleri çok ender karşılaşılabilecek
bir durumdur. Tüm bu güç koşullara rağmen, penguenlerin
hayatları pahasına yumurtalarını bırakmamaları ise evrim
teorisinin, "zayıfların ezilerek yok olduğu"nu
iddia ettiği doğa anlayışını tamamen yıkmaktadır. Çünkü
doğa, zayıfların ezilerek yok oldukları bir savaş meydanından
çok, zayıfların
güçlüler tarafından her türlü zorluğa rağmen korunarak
bakıldıkları bir yerdir.
Son derece çetin geçen bu 60 günün sonunda yumurtalar
çatlar. 60 gündür, tek bir şey yemeden soğuğa karşı
direnen erkek penguenler, yumurtalar çatladıktan sonra
bile kendilerini değil yavrularını düşünürler. Yeni
doğan yavrunun besine ihtiyacı vardır. Erkek penguen
yutağından az da olsa süt salgılar ve bunu yavrusuna
içirir. İşte tam bu kritik günlerde dişiler görünür.
Dişiler döndüklerinde seslenmeye başlarlar ve erkekler
de onlara karşılık verir.Eşler birbirlerini çiftleşme
sırasında öğrendikleri seslerinden tanırlar. 3 ay boyunca
ayrı kalmalarına rağmen bu sesi hemen tanıyabilmeleri
de Allah'ın onlara verdiği özel bir yetenektir.
Dişinin kursağı tamamen avladığı yiyeceklerle doludur. Bu depoladığı
yiyecekleri yavrusunun önüne boşaltır ve yavru ilk gerçek
yemeğini yer. Dişinin geri dönmesiyle erkeğin bir an
önce yavruyu terk ederek kendi işine döneceği düşünülebilir.
Ancak böyle olmaz, erkek 10 gün kadar daha yavruya bakar.
Onu ayağının üzerinde korumaya devam eder. Sonrasında
ise, yaklaşık 4 aylık açlık döneminden sonraki ilk yemeğini
yemek üzere denize döner.
Erkek penguen denizde avlandıktan 3–4 hafta sonra geri
döner ve yavruya bakma görevini dişiden devralır. Bu
kez dişi tekrar avlanmak için denize geri döner.
Yavru penguenler ilk dönemlerinde vücut ısılarını kendileri
oluşturamazlar ve yalnız bırakıldıklarında birkaç dakika
içinde donarak ölürler. Bu nedenle erkek ve dişi penguen
yavruya yiyecek bulma ve onu soğuktan koruma görevlerini
gerçek bir işbölümü yaparak dönüşümlü olarak üstlenirler.62Ve
görüldüğü gibi bu konuda o kadar hassastırlar ki kendi
yaşamlarını bile bu uğurda tehlikeye atmaktan çekinmezler.
Dişi ve erkek penguenlerin büyük bir dayanışma ve işbölümü
içinde yumurtalarını ve yavrularını, ölümü ve en zor
koşulları göze alarak korumaları, her ne pahasına olursa
olsun yavrularını bir an bile yalnız bırakmamaları onlara
Allah tarafından ilham edilmektedir. Bilinci ve aklı
olmayan bir canlıdan beklenen, bu şartlara dayanamayarak
yumurtayı birkaç saat içinde terk etmesi ve kendi başının
çaresine bakmasıdır. Ancak penguenler Allah'ın onlara
ilham ettiği koruma duygusu sayesinde, saatlerce veya
günlerce değil, aylarca yumurtalarını korurlar.
ERKEĞİN HAMİLE KALDIĞI TEK CANLI TÜRÜ: DENİZATLARI
Erkek denizatları dişilerinden
aldıkları yumurtaları saklayabilecekleri bir kuluçka
kesesine sahiptirler.
Dişi, embriyolarını erkeğin kuluçka kesesinin
içine bırakır. Erkek de, bu yumurtalar gelişip minik
birer denizatı olana kadar onları kesesinin içindeki
plasenta benzeri sıvı ile besler ve kuluçka kesesinin
iç dokusunda bulunan kılcal damarlar aracılığıyla yumurtalara
oksijen sağlar. Erkeğin hamilelik süresi yaklaşık 10
ile 42 gün arasıdır. Bu süre boyunca dişi her sabah
eşini ziyaret eder. Bu ziyaretler ve selamlaşma davranışları,
dişiye eşinin doğum zamanı hakkında fikir verir ve bu
zaman içinde dişi, yeni yumurtlama için hazırlanır.
63
ATERİNA BALIKLARININ TEHLİKELİ
YOLCULUĞU
Aterina balıkları diğer balıklardan farklı olarak yumurtalarını
karada toprağın içine gömerler, çünkü yumurtaları ancak
böyle bir ortamda gelişebilir. Ancak aterinalar için
karaya kısa süreliğine bile çıkmak ölüm demektir. Ama
bu tehlikeye rağmen bunu yaparlar çünkü eğer yapmazlarsa
bu, nesillerinin sonu olacaktır.
Allah'ın ilhamı ile hareket eden bu balıklar, en uygun
zaman ve en uygun koşullarda karaya çıkarlar. Aterinalar
yumurtalarını kuma gömmek için dolunay vaktini beklerler.
Çünkü dolunay olduğunda, dalgalar kabararak tüm kumsalı
kaplar. Aterina balıkları, yaklaşık üç saat süren denizin
kabarma vaktini kollar ve onları kıyıya ulaştıracak
olan en yüksek dalganın içine kendilerine atarlar. Karaya
bu yolla çıkmayı başaran dişi aterinalar suyun dışında
kaldıkları bu kısacık zaman aralığında, ustaca kıvrılıp
bükülerek kumun yaklaşık 5 cm derinliğine yumurtalarını
bırakırlar.
Ancak tehlike bununla bitmez, aterina balıkları denize
geri dönebilmek için, deniz geri çekilmeden önce yumurtalarını
kuma gömmek zorundadırlar. Geri çekilme vaktini kaçırmaları
durumunda ise karada kalıp yaşamlarını kaybedeceklerdir.
Görüldüğü gibi bu balıklar yumurtalarının en sağlıklı
şekilde gelişebilmesi için büyük bir fedakarlıkta bulunmakta
ve kendilerini çok büyük bir riske sokmaktadırlar. Aynı
zamanda da son derece akılcı hareket etmektedirler.
64
Bir Aterina balığının yumurtlamak için göze aldığı
tehlikeler ve sergilediği akılcı davranışlar üzerinde
düşünüldüğünde,bu balığın dışında bir aklın ve şuurun
varlığı açıkça görülür. Yumurtlamak için yüzlerce kolay
yöntem varken Aterina balığı yumurtalarını kuma gömmeyi
tercih eder. Bu balığın, evrim teorisinin iddia ettiği
gibi yumurtalarını kuma gömmek şeklinde bir alışkanlığı
tesadüfler sonucundaedindiğini varsayalım. Bu durumda
ne olur? Balık daha ilk aşamada kuma ulaşarak yumurtalarını
gömme çabası sırasında ölür. Deneme yanılma yoluyla
en uygun zamanı bulmasına kesinlikle izin vermeyecek
koşullarla karşı karşıyadır ve bu durumdabalığın neslinin
devam etmesi imkansızdır. Çok açıktır ki, Aterina yumurtalarını
kumun içinde yetişebilecek şekilde yaratan Allah, balıklara
kuma ulaşacakları en uygun zamanı da ilham etmekte ve
böylece onların yaşamalarını ve üremelerini sağlamaktadır.
YAY YÜZGEÇ BALIĞININ YUMURTALARI İÇİN HAZIRLADIĞI YOSUNDAN
EV
Dişi yay yüzgeç balığı, Mayıs'tan Haziran ayına kadar
olan dönemde yumurtlar. Bu dönemde, kuyruk dibindeki
koyu renkli beneği daha belirgin bir hal alır. Bir göl
ya da akarsuyun kenarında yosunlu bir yer seçerek, kendisine
daire biçiminde bir yuva yapar. Erkek balık da, yuva
yapımı sırasında, döne döne yüzerek bitkileri aşağı
doğru bastırır. Dişi, yumurtaları bırakınca yumurtalar
bitkilerin saplarına ve yapraklarına yapışırlar. Erkek
balık da yumurtaların başında nöbet tutmaya başlar.
Daha sonra da yine döne döne yüzerek bir su akımı oluşturur
ve böylelikle yumurtaları havalandırır. Ayrıca erkek
yay yüzgeç balığı yavrularını, boyları 10 santimetre
oluncaya kadar korur. 65
|

|
Yumurtalarını
Havalandıran
Horozbina Balıkları Dişi horozbina balığı, yumurtalarını
kayalardaki yarıkların içine ya da denizin dibinde
duran şişelerin iç yüzeylerine yapıştırır. Daha
sonra ise erkek balık, bu yumurtaların başında
nöbet tutmaya başlar. Balık, kuyruğunu sallayarak
yumurtaların etrafında bir su akımı oluşturur
ve böylece onların yeterli oksijen almalarını
sağlar. 66
|
|
 AKINTIYA KARŞI GÖÇ
EDEN SOM BALIKLARI
Som Balıklarının
Zorlu Üreme Yolculuğu:Som balıkları hayatlarının
ilk beş yılını açık denizlerde geçirirler ve bu
süre içerisinde vücut kaslarını geliştirip, yağ
depolayarak büyük ve güçlü bir balık olana kadar
dolaşırlar. Bu beş yılın sonunda, erginliğe erişen
som balıklarının artık vücutlarında depoladıkları
her kaloriye ihtiyaçları vardır. Çünkü doğdukları
tatlı sulara geri dönmeleri ve orada yumurtlamaları
gerekmektedir. Som balıkları, yumurtlama alanına
ulaşabilmek için çok uzun bir yol katederler.
Ve bu yolculuk sırasında, akıntıya karşı yüzerler,
hatta çağlayanlarda yukarı doğru atlayarak ilerlerler.
Som balıkları, tuzlu sudan tatlı suya geçtikleri
andan itibaren beslenmeyi bırakırlar ve son yolculuklarını,
enerjilerinin tamamına yakınını kullanarak tamamlarlar.
Sonunda üreme işi gerçekleştikten sonra, çok fazla
zarar görmüş bedenlerindeki dokuları tükenmiştir
ve hemen ardından ölürler. Som balığının bu, kendini
feda eden davranışının tek açıklaması vardır:
Bu balık Allah'ın kendisi için düzenlediği sisteme
itaat etmektedir. Üremek için doğduğu tatlı sulara
dönmesi, bunun için belirlenmiş bir vakti hesaplaması
ve çok zorlu koşullara rağmen yolculuğundan vazgeçmemesi…
Bunların hiçbirini bu balıklar kendi iradeleri
ile gerçekleştiremezler. Ve hiçbir balık kendi
kararıyla bu kadar planlı ve üstün bir fedakarlık
gösteremez. 67
|
ÜREMEK İÇİN UZUN YOLLAR KATEDEN BİR DİĞER CANLI: GRİ
BALİNA
Her yılAralık ve Ocak aylarında gri balina Kuzey Buz
Denizi'nden yola çıkar ve Kuzey Amerika'nın güneybatı
sahillerinden geçerek Kaliforniya'ya doğru yüzer. Amacı
doğurmak için ılık sulara ulaşmaktır. İlginç olan ise,
gri balina bu yolculuğu sırasında hiçbir şey yemez.
Ancak önceden tedbirini almış ve uzun yaz günleri boyunca,
kuzeyin besin yönünden zengin sularındaki yiyeceklerle
kendine enerji depolamıştır. Gri balina, Batı Meksika'nın
tropikal sularına ulaşır ulaşmaz doğum yapar. Yavrular,
annelerinin sütleriyle beslenir ve yağ takviyesi yaparlar,
böylece diğer gri balinalarla Mart ayında Kuzey Denizi'ne
doğru yapacakları göç için güç kazanmış olurlar.
68
SİHLİD BALIKLARININ İTİNALI BAKIMI
Dişi ve erkek sihlid balıkları yumurtaları ve yavrularıyla
yakından ilgilenirler. Balıklardan biri, yumurtaların
bulunduğu yerin yukarısında durur ve devamlı olarak
kuyruk ve yüzgeçleriyle onları yelpazeler. Dişiyle erkek
birkaç dakikada bir nöbet değiştirirler. Yelpazelemenin
amacı yumurtaların iyi gelişebilmeleri için daha fazla
oksijen sağlamaktır. Bu çalışma ayrıca mantar sporlarının
yumurtaların üzerine yerleşerek gelişmelerini de önler.
Sihlidlerin yumurtalarıyla ilgilenmelerinin temelinde
yumurtaların temizliğinin sağlanması vardır. Bunun için
döllenmemiş yumurtaları da yiyerek geriye kalan sağlıklı
yumurtaların hastalanmasını önlerler. Daha sonraki evrede
ise yumurtaları bulundukları yerlerinden alarak kumda
kazdıkları oyuklardan birine götürürler. Taşıma işlemini
ise her seferinde ağızlarına birkaç yumurta alarak yaparlar.
Biri çukura giderken, diğeri nöbet bekler. Daha sonra
yine aynı işlem tekrarlanır. Yavrular yumurtadan çıktıkları
zaman dişiyle erkek onları dikkatle korur. Genellikle
yumurtadan yeni çıkan yavrular hep birarada kalırlar,
gruptan biri ayrıldığında dişi ya da erkek bu yavruyu
ağzına alarak tekrar diğerlerinin yanına götürür.
69
Temizlik konusunda hassas olan tek canlı, Sihlid balıkları
da değildir. Örneğin dişi kırkayak, yumurtalarını herhangi
bir mantar tehlikesine karşı korumak için onları sık
sık yalar. Daha sonra onların etrafında bükülerek, yavrular
yumurtadan çıkana kadar onları düşmanlarından korur.
70
Dişi ahtapot ise yumurtalarını bir kaya oyuğuna koyarak
onları sürekli izler. Dokunaçlarıyla da düzenli olarak
temizler ve temiz su ile onları durular.
71
DEVEKUŞUNUN FEDAKARLIĞI
Afrika kıtasına ulaşan güneş ışınları, kimi zaman canlılar
için öldürücü olabilir.Bu nedenle birçok canlı bu öldürücü
ışınlardan korunmak için kendisine gölgelik mekanlar
arar. Güney Afrika devekuşu ise kendinden çok yumurtalarını
ve yavrularını düşünerek onları güneş ışığından korur.
Bunun için onların üzerinde durur ve sık sık geniş kanatlarını
açarakgüneş ışığının yumurtalarına ve yavrularına gelmesini
önler. 72
Ancak dikkat edilirse, bu hayvan güneşin ışınlarına,
"kendi vücudunu" maruz bırakmaktadır. Bu da
onun fedakarlığının çarpıcı bir delilidir.
YAVRULARINI BÜYÜK BİR ÖZENLE İPEKTEN KESESİNDE TAŞIYAN
KURT ÖRÜMCEĞİ
Dişi kurt örümceği yumurtalarını küre ya da mercek
biçiminde ipek bir kozanın içine bırakır. Bunu sırf
yumurtalarını saklamak amacıyla hazırlamıştır. Dişi
bu kozayı karnının arka ucuna yapıştırır ve her yere
bununla gider. Koza yerinden koptuğu takdirde dişi dönerek
alır, tekrar karnına yapıştırır.
Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra bir süre daha kozada
kalır; zamanı gelip de koza yarılınca dişinin sırtına
tırmanırlar. Dişi onları bu şekilde taşır. Bazı cinslerde
yavrular o kadar çoktur ki, küçük örümcekler kat kat
yığılarak dişinin sırtını kaplar. Bilindiği kadarıyla
yavrular bu sürede besin almazlar.
Farklı bir cins olan mucize kurt örümceği ise Haziran
ya da Temmuzda yumurtalar çatlayacağı zaman kozayı vücudundan
koparır ve üzerine bir çadır örer. Çadırın yanında nöbet
bekler. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra ipek çadırın
içinde bir süre kalarak gelişmelerini tamamlarlar. O
arada iki defa kabuk döker, sonra dağılırlar.
73
Örümcek gibi bir hayvanın sadakat, ilgi, şefkat ve
sabır gibi özellikleriiçeren davranışlar göstermesi
elbette ki son derecedüşündürücüdür.
BÖCEKLERİN YUMURTA BAKIMI
|

Avustralya'da yaşayan
bu kokulu böcek yumurtalarını büyük bir itinayla
korur. Onları bir dalın etrafına birbirlerine
yapıştırarak sarar ve kesinlikle başlarından ayrılmaz.
|
Su üstünde yaşayan bazı böceklerin işi oldukça zordur:
Yumurtalarını suyun üstüne bırakırlarsa yumurtalar kurur,
su altına bırakırlarsa yumurtadan çıkan yavrular boğulurlar.
Bu durumda erkek böcekler sorumluluğu üzerlerine alırlar
ve su üstüne bıraktıkları yumurtaları sürekli nemli
tutarak havalandırırlar.
Lethoceruscinsi dev su böceklerinin dişisi yumurtalarını
suda yüzen bir dal üzerine bırakır. Erkek böcek sık
sık suya dalar ve yüzeye çıkınca dala tırmanarak sularını
yumurtaların üzerine damlatır; ayrıca saldırgan böcekleri
yumurtalardan uzak tutar. Fakat belostoma cinsi dev
su böceklerinin (sıklıkla yüzme havuzlarında görülür)
dişisi, yumurtalarını bir çeşit tutkalla erkeğin sırtına
yapıştırır. Erkek böcek, su üstünde yüzmek ve bu yumurtaları
havalandırmak zorundadır. Arka ayaklarını öne arkaya
oynatarak ya da bir dala tutunarak, saatlerce bacakları
üzerinde yalanıp yumurtaların üzerine su serper.
Benzer olarakbledius türü kınkanatlılar, bembidion
türü toprak kınkanatlıları ve heterocerus türü bataklık
kınkanatlıları, gelgitlerde yumurtalarını suda boğulmaktan
ilginç bir biçimde korurlar: Dar boyunlu bir şişeyi
andıran yumurta depolarının ağzını sular yükselirken
tıkar ve sular alçalırken açarlar.
75
|
Arizona Sycamore Kanyonu'nda dev su böceğinin
(Abedus berberti) erkeği, döllediği yumurtaları
sırtında taşır. Bu yumurtalar onun sırtına dişisi
tarafından yapıştırılır. Babanın yavrulara özen
gösterdiği böceklerden olan bu erkek, yumurtaları
ıslatmak ve havalandırmak için her türlü çabayı
gösterir. 76
|
Böceklerin dahi yumurtaları için bu kadar büyük bir
titizlik göstermeleri ve onları akla uygun olarak korumaları
çok açık ve kesin olan yaratılış gerçeğini bir kez daha
göstermektedir.
YABAN ARISININ HİÇGÖRMEYECEĞİ
YAVRUSU İÇİN GÖSTERDİĞİ FEDAKARLIKLAR
Kazıcı yaban arısı olarak bilinen bir yaban arısı türü,
larvası için önce yerde meyilli bir oyuk açar. Burada
belirtmeliyiz ki, yaban arısı gibi küçük bir canlının
toprağı kazarak bir oyuk açması oldukça zordur. Bunun
için önce çenesiyle toprağı kaldırır ve ön ayakları
ile çıkardığı toprağı arkasına atar.
Bu yaban arısının önemli bir yeteneği daha vardır;
açtığı oyuğun çevresinde kesinlikle bir iz bırakmaz,
çok usta bir kamuflaj ustasıdır. Bunun için önce kazdığı
toprak parçalarını çenesinin altına yerleştirerek parça
parça taşır ve yuvanın uzağında bir yere, bir yığın
oluşturmayacak şekilde dağıtarak atar. Böylece yuvası
için tehlike oluşturan böceklerin dikkatini çekmemiş
olur.
Açtığı çukur, yaban arısının vücudu kadar olduğunda
oyuğun içinde, bir yumurtayı ve yiyeceğini alacak büyüklükte
bir çocuk odası oluşturur. Sonra çukuru geçici olarak
kapar ve böcek avlamak üzere uçar.
|
O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir,
'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakimdir.
(Haşr Suresi, 24)
|
Yaban arısının her türü, tırtıl, çekirge veya cırcır
böceği gibi bir böceğin avlanmasında uzmanlaşır. Yaban
arısının avlanma şekli bilinenden çok farklıdır. Çünkü
yaban arısı, yumurtası için avlandığında avını öldürmez,
onu iğnesiyle sokarak felç eder ve yuvasına taşır. Daha
sonra avının üzerine tek bir yumurta bırakır. Felce
uğrayan böcek ise yumurta çatlayıp da larva beslenmek
isteyene kadar taze kalır.
Yumurtasının yiyeceğini ve kalacağı yerini ayarladıktan
sonra yabanarısı için sıra yumurtanın güvenliğini sağlamaya
gelmiştir. Bu kez yuvanın girişini büyük bir dikkatle,
toprak ve çakıl taşı yığınlarıyla kapatır. Daha sonra
çenesiyle bir çakıl taşını alarak bunu çekiç gibi kullanır
ve çakılları ufalayarak toprağı düzleştirir. Son olarak
dikenli bacaklarıyla toprağı tırmıklar; yuvanın giriş
tamamen gizlenene kadar burayı itinayla süpürür. Yuva
tamamen gizlenmiştir ancak yine de yaban arısı bununla
yetinmez ve ek bir önlem olarak yuvanın yakınlarına
iki veya üç tane boş tuzak çukur kazar. Bu kapalı ve
korunmuş yuvanın içerisindeki larva kendisi için hazırlanan
yiyecekle bir yetişkine dönüşecek ve yuvadan tek başına
çıkabilecektir. 77
Yaban arısı için yavrusu hiçbir zaman görmeyeceği bir canlıdır. Ama
buna rağmen onun için yorucu ve sabır gerektiren bir
hazırlık yapmış ve her türlü ihtiyacını önceden hazırlamıştır.
Gösterdiği tüm davranışlar son derece fedakarca, ince
düşünceli ve ileri görüşlüdür. Bildiğimiz anlamda bir
beyne bile sahip olmayan bir canlının tüm bunları kendinden
yapmadığı, ona bunların her birinin akıl ve ilim sahibi
bir Güç tarafından yaptırıldığı ise açıktır.
Daha önceki konularda da belirtildiği gibi evrimciler
canlıların bu şekilde davranmak için programlandıklarını
söylemektedirler. Evrim teorisine göre bu programın
sahibi, cansız ve şuursuz doğada meydana gelen yine
şuursuz tesadüflerdir. Canlıların sahip oldukları son
derece karmaşık ve olağanüstü özellikler düşünüldüğünde,
bu iddianın ne kadar akıl ve mantık dışı olduğu açıkça
görülmektedir. Tüm canlıların Allah'ın ilhamı ile hareket
ettikleri, akıl ve vicdan sahibi her insanın kolaylıkla
görebileceği apaçık ve kesin bir gerçektir.
HERŞEY YAVRULAR İÇİN
Yavrular çoğu zaman
bakıma ve korunmaya muhtaç olarak doğarlar. Genellikle
kör veya tüysüz olan, henüz avlanma yeteneği bulunmayan
yavrular eğer ebeveynleri veya sürülerindeki diğer yetişkinler
tarafından korunup kollanmazlarsa kısa sürede açlıktan
veya soğuktan ölürler. Ancak Allah'ın ilhamı ile hareket
eden canlılar, yavrularını canla başla korur ve beslerler.
YAVRULARIN TEHLİKELERDEN KORUNMALARI
Canlılar, yavrularının korunmaları söz konusu olduğunda
oldukça tehlikeli ve yırtıcı olabilirler. Aslında, bir
saldırı veya tehlike sezdiklerinde, daha çok yavrularını
alıp o bölgeden hızla uzaklaşmayı tercih ederler. Kaçmak
için fırsat bulamadıklarında ise, tereddüt etmeden kendilerini
saldırganın önüne atarlar. Örneğin yarasalar ve kuşlar,
yavrularını yuvalarından alan araştırmacılara saldırmaları
ile ünlüdürler. 79
Zebralar gibi iri memeli hayvanlar ise, sürülerinesırtlan
gibi düşmanları saldırdığında hemen gruplara ayrılarak
tayları ortalarına alırlar ve hızla kaçmaya başlarlar.Yakalandıkları
takdirde, sürünün yetişkinleri, bu yırtıcı hayvanlara
karşı taylarını cesurca korurlar.
Zürafalar ise saldırıya uğradıklarında buzağılarını
vücutlarının altına iterler ve ön ayakları iledüşmanlarına
sertçe vururlar. Geyikler ve antiloplargenellikle ürkek
ve heyecanlı hayvanlardır ve yavruları olmadığı zamanlarda
hızla kaçmayı tercih ederler. Ancak, yavrularını tehdit
eden tilki ve kurtlara karşı sivri vekeskintoynaklarını
kullanmakta tereddütetmezler.
Daha küçük ve zayıf memeliler ise genellikle yavrularını
korumak için onları gizlerler veya güvenli bir yere
taşırlar. Ancak buna fırsatları kalmadığında düşmanlarını
yavrularından uzaklaştırmak için saldırganlaşabilirler.
Örneğin son derece ürkek bir hayvan olan tavşan, yavrularına
saldıran bir düşmanı uzaklaştırmak için büyük riskleri
gözealır. Yavrularına bir saldırı olduğunda, hemen yuvasına
koşar ve güçlü arka ayaklarıyla düşmanına birkaç çift
sert tekme atar. Bu cesareti çoğu zaman yırtıcı bir
hayvanı bile geri kaçırmak için yeterli olabilmektedir.
80
Ceylanlar ise, yırtıcı hayvanlar yavrularını kovalamaya
başladığında, hemen yavrularının arkasına geçer. Çünkü
yırtıcı hayvanlar, avlarını genellikle arkadan yakalar.
Anne ceylan mümkün olduğunca yavrusuna yakın hareket
eder. Eğer yırtıcı hayvanlar yakınlaşırlarsa, anne onları
uzaklaştırır. Yavrusu takip edilen bir ceylan, toynakları
ile çakalları tekmeleyebilir. Veya saldırganları yavrularından
uzaklaştırmak için kasten hayvanların yakınında koşar.
81
Bazı memeliler ise renkleri nedeniyle doğal olarak
kamufle olurlar. Ancak kimi zaman yavruların annelerinin
yönlendirmesine ihtiyacı olabilir. Bu hayvanlardan biri
de karacalardır. Anne karaca yavrusunun kamuflaj özelliğini
onun adına bir avantaj olarak kullanır. Yavrusunu çalılıkların
arasında bir yere gizler ve onun kalkmadan oturmasını
sağlar. Yavru karacanın kahverengi derisinin üzerindeki
beyaz benekler güneş ışığı ile karışır ve uzaktan bakıldığında
yavru karaca kesinlikle fark edilemez. Üzerindeki beyaz
benekler çalıların arasında yere vuran güneş ışınlarının
yansıması gibi algılanır. Birkaç metre öteden geçen
bir düşman bile yavru karacayı seçemez. Anne karaca
ise yavrunun gizlendiği yerin hemen ilerisinde durarak
onu gözler. Ancak kesinlikle dikkatleri yuvaya çekecek
bir davranışta bulunmaz, son derece temkinli davranır.
Sadece beslemek için yavrusunun bulunduğu yere gelir.
Ormana geri dönmeden önce ise, yavrusunu burnu ile iterek
tekrar yere oturtur. Yavru ara sıra ayağa kalkacak olsa
bile, duyduğu en küçük bir seste hemen geri oturacaktır.
Yavru annesinin yanında koşabilecek duruma gelene kadar
bu şekilde gizlenir. 82
Bazı hayvanlar ise yavrularını tehdit eden hayvanlara
gözdağı vererek onları yuvalarından uzaklaştırma yoluna
giderler. Örneğin baykuşlar ve diğer bazı kuşlar yavrularının
yanına yaklaşan düşmanlarını korkutup kaçırmak için
kanatlarını olabildiğince açarlar ve böylece olduklarından
daha iri görünürler. Bazı kuşlar ise yılan tıslamasını
taklit ederek saldırganları kaçırırlar. Mavi baştankara
kuşu oldukça yüksek bir sesle tıslar ve aynı zamanda
kanatlarını açarak yuvanın duvarlarına vurur. Yuvanın
içi karanlık olduğu için saldırgan neyle karşı karşıya
olduğunu tam olarak kavrayamaz ve hemen uzaklaşır.
83
Kuş sürülerinde de yetişkinler, yavruların tamamını
koruma görevini üstlenirler. Özellikle martılar bu kuş
sürüleri için tehlike oluştururlar. Yetişkin bir veya
iki kuş güç gösterisi yaparak martıları kaçırabilirler.
Genellikle yetişkin kuşlar yavru kuşları nöbetleşe olarak
korurlar ve görevlerini devrettiklerinde daha uzak sularda
beslenmek için o bölgeden ayrılırlar.
84
Geyikler, eğer yavrularına saldırmak üzere olan düşmanları ile baş
edemeyeceklerini anlarlarsa, kendilerini hiç çekinmeden
düşmanlarının önüne atarlar ve kendilerini av olarak
gösterip düşmanın onları kovalamasını sağlarlar. Böylelikle
düşmanı yavrularından uzaklaştırırlar. Birçok hayvan
aynı taktiği kullanır. Örneğin dişi kaplan kendilerine
doğru avcı bir hayvanın yaklaştığını gördüğünde, yavrularının
yanından ayrılır ve hemen düşmanının dikkatini kendi
üzerine çeker. Rakunlar ise düşmanlarının geldiğini
gördüklerinde yavrularını en yakındaki ağacın üzerine
taşırlar ve daha sonra hızla ağacın üzerinden aşağı
inerek düşmanlarının arasına dalarlar. Onları uzun süre
peşlerinden sürükler ve yavrularından yeterince uzaklaştırdıklarına
kanaatleri geldiğinde, düşmanlarını atlatarak hemen
sessizce yavrularının yanına dönerler. Elbette ki bu
davranışları her zaman yüzde yüz başarıyla sonuçlanmayabilir.
Yavrular kurtulsa bile, ebeveynler yavruları uğruna
ölüme gidebilirler. 85
Bazı kuşlar ise "yaralı taklidi" yaparlar
ve böylelikle düşmanlarının dikkatini yavrularının üzerinden
dağıtarak kendi üzerlerine çekerler. Bir düşmanın yaklaştığını
gören dişi kuş sessizce yuvasından uzaklaşır. Düşmanının
önüne geldiğinde yerde çırpınmaya ve bir kanadını yere
vurmaya başlar. Bu esnada da acı dolu çığlıklar atar.
Kuş yerde çaresizce çırpınıyor gibi görünür. Ancak her
zaman tedbirli davranır ve düşmanın erişebileceği mesafenin
ilerisinde durur. "Yaralı" kuşu kolay bir
av olarak gören yırtıcı hayvan avını yakalamaya çalışırken,
yuvadan bir hayli uzaklaştırılmış olur. Hayvan kuşun
yuvasından yeterince uzaklaştığında, dişi kuş bir anda
taklit yapmayı bırakırve saldırgan hayvan tam kuşa yetişmişken
dişi kuş aniden havalanır ve kaçar. Bu "tiyatro
gösterisi" genellikle son derece ikna edicidir.
Köpekler, kediler, yılanlar ve hatta diğer kuşlar bile
bu oyuna kanarlar. Toprağın üzerinde yuva yapan kuşların
birçoğu yavrularını düşmanlarından bu şekilde korurlar.
Örneğin anne ördek yavrularının yanına bir avcı hayvan
yaklaştığında, sudan havalanmayı başaramıyormuş gibi
yaralı taklidi yaparak gölün çevresinde kanat çırpar.
Ancak daima peşindeki saldırganla arasındaki mesafeyi
korur. Saldırganı sahilde gizlenen yavrularından yeteri
kadar uzaklaştırdığında da hemen havalanır ve yavrularının
yanına döner.
Kuşların "yaralı kuş" senaryosuna bugün bile
bilim adamları hiçbir açıklama getirememektedirler.
86 Bir kuş böyle bir senaryo
hazırlayabilir mi? Bunun için son derece bilinçli bir
varlık olması gerekir. Her şeyden önce "taklit",
zeka ve yetenek gerektirir. Ayrıca bir hayvanın kendisini
tereddütsüzce düşmanının önüne atabilmesi ve kendini
kovalatması için son derece cesaretli ve gözü kara olması
gerekir. Daha da ilginç olanı bu kuşlar bu davranışı
başkalarından görerek yapmazlar.
87 Bu savunma taktiğine ve yeteneğe
doğuştan sahiptirler. Kuşkusuz burada anlatılanlar hayvanlar
dünyasında yaşanan bilinçli ve fedakarca davranışların
yalnızca az bir kısmıdır. Yeryüzündeki milyonlarca çeşit
canlı, kendine özgü bir koruma sistemine sahiptir. Ancak
bu sistemlerden ziyade, bunlardan çıkan sonuç önemlidir.
Örneğin bir kuşun kendi bilinci ve iradesi ile yavrusunu
korumak için ölümü göze aldığını iddia etmek akla ve
mantığa uygun mudur? Elbette değildir. Burada söz konusu
olan akılsız, bilinçsiz, şefkat, merhamet gibi duygulara
sahip olması mümkün olmayan hayvanlardır. Ve bu hayvanların
böylesine bilinçli, şefkatli, merhametli hareket etmesini
sağlayan, onları bu özellikleri ile yaratan göklerin
ve yerin Rabbi olan Allah'tır. Allah, bu canlılara ilhamıyla
Kendi sonsuz şefkat ve merhametinin örneklerini sergilemektedir.
BÖCEKLER DE YAVRULARINI TEHLİKELERDEN KORURLAR
Böceklerde de, anne babanın yavruları koruyarak onlara
özen gösterdiklerini ilk olarak 1764 yılında İsveçli
doğabilimci Adolph Modeer keşfetmişti. Adolph Modeer,
Avrupa kalkan böceğinin dişisinin aç ve susuz olarak
yumurtalarının üzerine oturduğunu ve düşmanları geldiğinde
uçarak kaçmak yerine onlara saldırdığını görmüştü.
88
Ancak birçok bilim adamı ilk başlarda böceklerin yavrularına
özen göstermesini kabul etmek istemiyordu. Bunun nedeni
ise Delaware Üniversitesi'ndenevrimci böcek bilim uzmanı
profesör Douglas W. Tallany tarafından şöyle açıklanmaktadır:
Böcekler, yavrularını korurken o derecebüyük tehlikelerle
karşı karşıyadırlar kibazı böcek bilim uzmanları bu
özelliğin evrim sürecinde nasıl olup da kaybolmadığını
merak etmektedirler. Birçok böceğin yaptığı gibi çok
fazla sayıda yumurta yapmak bundan çok daha kolay bir
strateji olurdu. 89
Douglas W. Tallany bir evrimci olmasına rağmen evrimin
çıkmazlarından birini kendisi sorgulamaktadır. Gerçekten
de evrim teorisinin iddiasına göre böceklerin kendi
hayatlarını tehlikeye atan davranışları elenmiş olmalıydı.
Ancak doğada böyle bir eleme gerçekleşmemiştir. Böcekler
de dahil olmak üzere canlıların büyük bir kısmı yavruları
için, hatta kimi zaman birbirleri için ölümü göze almaktan
çekinmezler.
Yavruları için ölümü göze alan bu küçük canlılardan
biri, ABD'nin güneydoğu kesiminde, at ısırgan otlarının
üzerinde yaşayan, dantel böcekleridir. Dişi dantel böceği,
yumurtalarını ve yumurtadan çıktıktan sonra larvalarını
"ölümü pahasına" korur. Larvaların en önemli
düşmanlarından biri kız böcekleridir. Bu böcekler, keskin
ve sert gaga benzeri ağızları ile fırsat bulduklarında
larvaların tamamını yerler. Dişi dantel böceğinin ise
onlara karşı koyabileceği hiçbir silahı yoktur. Tek
yapabildiği sürekli kanat çırparak ve sırtlarına tırmanarak
kız böceklerini kaçırmaya çalışmaktır.
Bu esnada ise larvalar yaprağın orta damarını bir otoyol
gibi kullanarak saptan kaçar ve kıvrılmış genç bir yaprağın
içine gizlenirler. Eğer anne kurtulabilirse, larvalarını
izler ve onların gizlendiği yaprağın sapında bekçilik
yapar. Böylece büyük ihtimalle kendisini takip edecek
olan düşmanının yolunu kesmiş olur. Bazen anne, kızböceklerini
bir süreliğine kovar. Bu durumda larvalarının yanlış
bir yaprağa gitmelerini gövdesiyle önlerinde durarak
engeller ve onları güvenlikli bir yaprakta gizler. Ancak
anneler çoğunlukla böceklerin saldırıları esnasında
ölürler. Ama onların bu fedakarlığı larvalara kaçıp
saklanmaları için zaman kazandırmıştır.
90
|

|
Dantel böceği larvalarını diğer
böceklerin saldırılarına karşı korurken.
|
 |
|

|
Brezilya'da ve Yeni Gine'de
yaşayan bu iki böcek türü yavrularının üzerine
yatarak onları düşmanlarından korumaya çalışırlar.
91
|
 |
|

|
Brezilya tosbağa kınkanatlısının (Acromis
sparsa) larvaları, annelerinin koruyucu vücudu altında
simetrik bir halka oluştururlar. Anne, yavruları
yumurtadan çıkmadan evvel onlara bekçilik etmeye
başlar ve larvalarına çobanlık ederek onları besin
kaynaklarına götürür. Yavrulardan biri uzaklaşsa
veya kaçmaya kalksa onu hemen geri getirir.
92 |
YAVRULARIN BESLENMESİ
Korumasız yavruların tehlikelerden korunmalarının yanısıra
yaşayabilmek için beslenmelerinin de anne ve babaları
tarafından sağlanması gerekmektedir. Yavrularını yırtıcı
hayvanlardan korumak için sürekli tetikte bekleyen anne
babalar aynı zamanda da yavrularının beslenmesi için
her zamankinden çok daha fazla avlanmalıdırlar. Örneğin
dişi ve erkek kuş gün boyunca yavrularını ortalama olarak
saatte 4-12 kez beslerler. Beslemeleri gereken bir çok
yavruları olduğunda yüzlerce kez yuvadan uçarak besin
aramaları gerekir. Örneğin yavrusunu gagasında taşıdığı
böceklerle besleyen büyük bir baştankara kuşu günde
ortalama 900 kez yuvaya yiyecek getirir.
93 Memelilerde ise dişiler ek
bir problemle karşı karşıyadırlar; yavrularına gereken
enerjiyi sadece sütleriyle verebilirler. Süt verme dönemindeki
anneler isenormalde aldıkları gıdadan daha fazlasını
almalıdırlar. Örneğin fok, tek yavrusunu doğumundan
itibaren yaklaşık 10 ila 18 gün emzirir. Yavru bu süre
içerisinde kilo alır. Bu dönem içinde anne ise aldığı
gıdanın büyük kısmını yavrusunun sütü için harcadığından
beslenemez ve kilosunun büyük kısmını kaybeder.
94
Beslemeleri gereken yavruları olan anne ve babalar,
normal zamanda harcadıklarından üç ile dört kat daha
fazla enerji harcarlar. 95
Lozan Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada yavruların
beslenmesinin ve bakımının anne baba kuşlara nelere
mal olduğu saptanmıştır. Lozan Üniversitesi biyologlarından
Heinz Richner ve öğrencileri, baştankara kuşları üzerinde
bir deney yapmışlar ve "baba" olmanın zorluklarını
ortaya koymuşlardır. Deney sırasında Richner, bir yuvadaki
yavruları diğer yuvalara taşıyarak babanın beslemek
zorunda olduğu yavrularının sayısını sürekli değiştirmiştir.
Deney sonucu ise şöyledir: Daha çok yavru beslemek zorunda
kalan babalar, iki kat daha fazla çalışıyor ve bu yüzden
erken ölüyorlardı. "Çok çocuklu" babalarda
asalaklara (parazit) bağlı hastalıkların oranı %76,
normal babalardaysa %36 idi. 96
Bu bilgiler, bir kuşun yavrusu için katlandığı zorlukları
ve gösterdiği fedakarlığı daha iyi kavrayabilmek açısından
önemlidir.
DALGIÇ KUŞUNUN YAVRUSUNA YEDİRDİĞİ TÜYLER
Dalgıç kuşları yavruları için yüzer yuva görevi görürler.
Yavrular anne babalarından birinin sırtına çıkarlar.
Ve iyice yerleştikten sonra dalgıç kuşu yavrularının
düşmelerini engellemek için kanatlarını hafifçe yana
doğru açar. Dalgıç kuşu onları beslemek için gagasındaki
yiyeceği başını arkasına döndürerek yavrularının ağzına
verir. Ancak onlara yapılan ilk ikram yiyecek değildir.
Anne veya baba ilk olarak ya suyun üzerinden topladıkları
ya da göğüslerinden kopardıkları tüyleri yavrularına
yedirirler. Her yavru oldukça fazla miktarda tüy yutar.
Peki bu ilginç ikramın sebebi nedir?
Yavruların yedikleri bu tüyler sindirilemez ancak yavrunun
midesinde birikirler. Bir kısmı bağırsağa açılan noktada
keçeleşir. Balıkların kılçıkları veya diğer besinlerin
sindirilemeyen kısımları burada birikir ve böylece bu
maddelerin yavrunun midesinin ve bağırsaklarının hassas
duvarlarını zedelemesi engellenmiş olur. Kuşların bu
tüy yeme alışkanlıkları ömürleri boyunca sürecektir.
Ancak ilk yedirilen tüyler kuşkusuz yavruların sağlığı
için alınan önemli bir tedbirdir.
97 
Bazı kuş türlerinde ise anne kuş, yavrusuna balık
avlamak için hızla suya dalar ve balığı kuyruğundan
yakalar. Kuşun, balığı kuyruğundan yakalamasının önemli
bir sebebi vardır. Çünkü, kuyruğundan yakalanan balık,
yavruya kılçıkların diziliş yönünde verilir. Bu da yavru
kuşun balığı yutarken kılçıkların yönünde yutmasını
ve dolayısıyla kılçıkların hazmının kolaylaşmasını sağlar.
Şayet kuş, balığı kuyruğundan değil, herhangi bir yerinden
tutarsa bu, balığı kendisinin yiyeceğini gösterir.
98
YAVRUSUNU BESLEYEBİLMEK İÇİN KİLOMETRELERCE
YOL KATEDEN GUACHARO KUŞU
Bu kuş cinsi, yavrularını yerden 20 m. yükseklikteki
bir yuvaya yerleştirir. Her gece yaklaşık 5-6 defa yavrularını
besleyeceği meyveleri aramaya çıkar. Bu meyveleri bulduğunda
ise, meyvelerin yumuşak iç kısımlarını önce kendisi
öğütür, daha sonra öğüttüğü kısmı yavrularına verir.
|
Guacharo Kuşu
|
Gece gruplar halinde besin arayışına çıkan Guacharolar'ın,
sırf yavrularına besin bulmak amacıyla katettikleri
mesafe ise son derece olağanüstüdür: Bu kuşlar, gecede
yaklaşık 25 km. yol katetmektedirler.
99
Guachoralar gibi birçok hayvan yavrularına verecekleri
besini önceden hazırlarlar. Örneğin pelikanlar bir çeşit
balık çorbası yaparlar. Yelkovangil cinsinin anneleri
de yedikleri plankton ve küçük balıkları karıştırarak
yavruları için zengin bir yağa dönüştürür. Güvercinler
kursaklarında yağ ve protein yönünden çok zengin "güvercin
sütü" adı verilen özel bir salgı üretirler. Memelilerin
sütünden farklı olarak, bu süt hem anne hem de baba
tarafından üretilir. Birçok kuş buna benzer besinleri
yavruları için hazırlar. 100
Kuş yavruları, anne babalarına son derece muhtaçtırlar.
Tek yapabildikleri gagalarını sonuna kadar açarak anne
veya babalarının kendilerine yiyecek getirmesini beklemektir.
Örneğin genç ringa balığı martıları ağızlarını annelerinin
gagalarındaki kırmızı bir noktaya doğru uzatırlar. Hatta
gözleri henüz açılmamış bir ardıç kuşu, anne ya da babasının
geldiğini düşündürebilecek en küçük bir titreşimde bile
boynunu yukarıya doğru uzatıp ağzını açar. Yaşamlarının
bu döneminde yavruların ağızları, parlak sarı renkli
şiş kenarları ile yiyeceklerin nereye bırakılması gerektiğine
açıkça işaret eder gibidir. Ağız kenarları son derece
hassastır; herhangi bir nedenle yavru ağzını açık tutmayı
kesecek olsa, gagasının kenarına en ufak bir temas bile
onun uyarılıp gagasını açmasına neden olur.
|

Pelikan gibi birçok kuş türü yavruları için kursaklarında
hazırlarlar. Daha sonra yavrularının yanına döndüklerinde
resimde görüldüğü gibi yavru pelikan annesinin
kursağındaki bu besinleri yiyerek yaşamını sürdürür.
|
Yavruların ağızlarının rengi ve hassaslığı, özellikle
oyuk içinde yuvaları olan kuşlar açısından son derece
önemli bir kolaylıktır. Böylelikle yetişkinlerin, oyuğun
karanlık bir köşesinde bulunan yavruların ağızlarını
bularak, yiyeceklerini vermeleri kolaylaşır.
Gouldian ispinozlarının yuvası böyle karanlık bir oyuğun
içindedir. Yavruların ağız köşelerinin her bir tarafında
ışığın gelişiyle parlayan, dikkat çekici yeşil ve mavi
renklerde, yuvalarının derinliklerine süzülerek ulaşan
ışığı yansıtan büyük yumrular vardır. Bu yumrular karanlıkta
birer ışık kaynağı gibi parlarlar.
Renkli ağızlar bazı kuşlarda annelerine yavruların
yerlerini belirtmenin ötesinde anlamlar da taşır. Renkler
aynı zamanda yuvadaki yavrulardan hangisinin yakın zamanda
beslendiğini, hangisinin beslenmeye ihtiyacı olduğunu
da belirtirler. Genç kenevir kuşlarının ağızları, boğazlarının
hemen altındaki kan damarlarından ötürü kırmızı renklidir.
Yavrulara besin verildiği zaman ise bu kanın büyük kısmı,
sindirilen besinleri toplamak üzere mideye gider. Dolayısıyla
hala aç olan yavruların ağızları en kırmızı renkli olanlardır.
Ve bu konuda yapılan deneylerle ortaya konmuştur ki
ebeveyn kuşlar hangi yavruya besin vermeleri gerektiğini
belirlemede bu renk farklılığını kullanmaktadırlar.
101
Kuşların fiziksel özellikleri ile davranışlarının ve
bulundukları ortamın son derece uyumlu olması tüm canlıların
ve içinde yaşadıkları doğanın tek bir Yaratıcı'nın eseri
olduğunun açık bir delilidir. Hiçbir tesadüf böyle kusursuz
bir uyumu meydana getiremez.
YAVRULARINA SU TAŞIYAN ÇÖL TAVUKLARI
Doğada, tüm canlıların sahip oldukları fiziksel özellikler,
yaşadıkları ortamla son derece uyumludur. Bunun bir
örneği de çöl tavuklarıdır. Çöl tavuklarının belli bir
yerleşim yerleri yoktur. Yumurtlama zamanı yaklaştığında
kumun sığ bir yerine çoğunlukla 3 yumurta bırakırlar.
Yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz, yuvadan ayrılırlar
ve kendileri için yiyecek olarak tohum toplamaya başlarlar.
Yiyeceklerini kendi başlarına bulabilirler ancak uçamadıkları
için su ihtiyaçlarını gideremezler. Dolayısıyla su onlara
getirilmelidir ve bu görevi erkek üstlenir.
|
Yeryüzünde hiç
bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın.
Onun karar (yerleşik) yerini de ve
geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü
apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
(Hud Suresi, 6)
|
Bazı kuş türlerinde yetişkinler yavrularına suyu kursaklarında
taşıyarak getirirler; fakat erkek çöl tavuğu suyu çok
uzak bir mesafeden getirmek zorundadır ve bu nedenle
kursağında taşıyabileceği suyun tamamına, yaptığı uzun
yolculuk sırasında kendisinin ihtiyacı vardır. Aksi
takdirde yaşamını sürdüremez.Ancak su taşımak için eşsiz
bir fiziksel özelliğe sahiptir. Kuşun göğsündeki ve
alt kısmındaki tüyler, iç yüzeyde ince bir lif katmanıyla
kaplıdır. Bir su birikintisine ulaşan kuş, altını kuma
ve toza sürter, böylece tüylerini temizlediği sırada
kalmış olabilecek suyu tutmayı engelleyici yağlardan
kurtulmuş olur. Sonra suyun kenarına gider. Önce kendi
susuzluğunu giderir. Sonra suyun içine girer, kanat
ve kuyruğunu havaya kaldırarak vücudunu ileri geri hareket
ettirir; böylece tüm tüyleri tamamen ıslanmış olur.
Tüylerin üstündeki ince lif katmanı bir sünger gibi
suyu çeker.
Tüyleriyle vücudu arasında taşıdığı sıvı yük, buharlaşmaya
karşı sıkı koruma altındadır. Fakat yine de 20 milden
fazla uçması gerektiği takdirde, taşıdığı suyun bir
kısmı buharlaşır. Kuş nihayet kumda tohum arayan yavrularının
yanına ulaştığında, yavrular ona doğru koşarlar. Baba
çöl tavuğu vücudunu yukarı kaldırdığında, yavrular da
sanki süt emen memeliler gibi suyu babalarının vücudundan
içerler. Yavruları tüm suyu emdikten sonra kuş tekrar
kumun üzerine sürtünerek kendini kurutur. Erkek kuş
bu işi yavruların ilk tüy dökme dönemi tamamlanana ve
kendi sularını kendileri temin edene kadar en az iki
ay daha her gün sürdürür. 102
|

|
(Solda)
Çöl tavukları, önce su içip, sonra yavrularına
su taşımak için tüylerini suda ıslatıyorlar.(Sağda)
Anne leylek yavrularını serinletmek için kursağında
onlara su taşıyor.
|
 |
Çöl tavuğunun bu davranışında düşünülmesi gereken birçok
nokta bulunmaktadır. Bu kuş yaşadığı ortama en uygun
özelliklere sahip olmakla birlikte, ne yapması gerektiğini
de çok iyi bilmektedir. Çünkü onu yaratan Allah, ona
ne yapması gerektiğini de
ilham yoluyla bildirmektedir.
|

|
Arı kuşları
yavrularını kelebek benzeri böceklerle beslerler.
Ancak böceklerin yavrularına zarar vermelerini
engellemek için, onu önce bir dala hızla çarparak
öldürürler. 103
(Yanda üstte) Arı kuşlarının yiyecek bekleyen
yavruları.
(Yanda altta) Yavrularına yiyecek götüren arı
kuşu.
|
 |
|
Anne baba kuşlar
vakitlerinin büyük kısmını yavruları için avlanmakla
geçirirler. Allah hepsini çeşitli yollardan rızıklandırmaktadır.
Bu resimlerde yavrularının yumurtadan çıkışına
yardım ettikten sonra onlar için suya dalarak
balık avlayan Yalıçapkını kuşu görülüyor.
a. Yalıçapkını yumurtalarıyla.
b. Yalıçapkını yavrularına bakarken.
c. Yalıçapkını avlanmak üzere suya dalarken.
d. Yalıçapkını avını avlarken.
e. Yalıçapkını avını yavrularına götürürken.
f. Yalıçapkını yavrularını beslerken.
|
BÖCEKLERİN YAVRULARINI BESLEMELERİ
Birçok böcek türü de larvalarını ve yavrularını beslerler.Örneğin,
oyucu böcekler, bir çukurda saklı larvaları tohumlarla
beslerler. Sıçrayıcı ağaç böcekleri ise ağacın kabuğunda
spiral biçimi yarıklar açarak besleyici sıvılar taşıyan
borucukları ortaya çıkarır ve miniklarvaları borulardan
beslerler. Tahta kurtlarının işi oldukça zordur; sert,
sindirilemeyen ve azot miktarı çok az olan odunu yavrularına
bir şekilde yedirmeleri gerekir. Odun böcekleri ve odun
yiyici kınkanatlılar, bu sorunu şöyle çözmüşlerdir:
Odunu önce kendileri kemirerek sindirim sistemlerinde
yumuşatırlar; sonra yumuşamış odunu, yine vücutlarındaki
selüloz parçalayıcı tek hücreli hayvanlar ve sindirim
sularıyla karıştırarak dışarı çıkarır ve yavrularına
verirler. Ağaç kabuğu kınkanatlıları ise kabuk altında
odun çiğneyerek açtıkları tüneller içine yumurtlarlar
ve buralara, selülozu larvaların çiğneyebileceği şekle
çeviren mantar türlerini getirirler.
105
Allah her canlıya rızkını farklı şekillerde vermektedir.
Yukarıda örnekleri verilen böcekler de Allah'ın izniyle
rızıklarını bulan canlılardır. Allah, anne veya babalarını
vesile ederek, bu minik canlıları da rızıklandırmaktadır.
Allah, Kuran'da her canlının rızkını Kendisi'nin verdiğini
şöyle bildirmektedir:
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı
vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir,
bilendir. (Ankebut Suresi, 60)
YAVRULARIN TAŞINMALARI
Genelde güçsüz ve çelimsiz olan yavrular, yer değiştirirken
veya tehlike anlarında genellikle anne veya babaları
tarafından taşınırlar. Her canlının yavrusunu taşıma
yöntemi birbirinden farklıdır; kimi sırtında, kimi ağzında,
kimi de kanatlarındaki özel keselerde yavrularını taşır.
Yavrular bu taşınma esnasında hiç zarar görmezler ve
hemen güvenli bir ortama ulaştırılırlar.
|
Allah,
her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir.
(Zümer Suresi, 62)
|
Özellikle tehlike anlarında anne babaların yavrularını
taşıyarak olay yerinden uzaklaştırmaları önemli bir
fedakarlık örneğidir. Çünkü yavrunun herhangi bir şekilde
taşınması hayvanın hızını ve hareket kabiliyetini önemli
ölçüde azaltır. Ancak canlılar buna rağmen, tehlikeli
bir durumda yavrularını asla terk etmezler.
Canlılar arasında en yaygın taşıma yöntemi sırtta taşımadır.
Örneğin maymunlar yavrularını her yere taşıyabilirler.
Anne maymun yavrusuyla çok rahat hareket edebilir çünkü
yavru maymun annesinin karnındaki ve arkasındaki tüyleri
elleri ve ayaklarıyla sıkıca kavrar. Tehlike anında
anne maymun sırtında yavrusunu taşıdığı halde bir ağaca
zıplayabilir, bir dal boyunca koşarak diğer bir ağaca
atlayabilir.
Kangurular ve diğer keseli hayvanlar, yardıma muhtaç
yavrularını göbeklerindeki tüyle-kaplı keselerinde taşırlar.
Yavru bir kanguru beş ay annesinin kesesinde yaşar.
Bu keseden çıktığında bile hep annesinin yakınında durur.
Eğer bir tehlike sezerse annesine doğru koşar ve baş
aşağı olarak kesenin içine atlar. Anne kanguru güçlü
arka bacakları ile yavrusunu da taşıyarak kaçar.
|
YAVRULARINI
NASIL TAŞIYORLAR?
Bir çok canlı türü yavrularını tehlikelerden "taşıyarak"
uzaklaştırır. Her birinin yavrusunu taşıma yöntemi
farklıdır. Aslanlar yavrularının canını hiç acıtmadan
enselerinden ısırırlar. Yavru kanguru ise tehlike
anında başaşağı olarak annesinin kesesine atlar.
|
|
|
Sincaplar yavrularını sarkık göbeklerinden dişleriyle
kaldırırlar. Bir anne sincap yuvası bozulursa, yavrularını
oldukça uzun bir mesafe de olsa taşır. Her defasında
bir yavrusunu taşır vehepsinin güvenle tahliye olduğuna
ikna olana kadar eski yuvasına geri dönüp, bakar.
Yavru fareler, yuvalarında annelerinin meme uçlarına
sıkı sıkıya yapışırlar ve genellikle saatlerce bırakmazlar.
Eğer aile tehdit edilirse, anne yavrularını hemen alarak
güvenli bir yere kaçabilir. Yavrular meme uçlarını ağızlarıyla
o kadar sıkı kavrarlar ki, anne birini bile kaybetmeden
bacakları arasında bütün yavruları sürükleyebilir. Tehlike
geçtiğinde anne, arkada kalmış yavru olması ihtimaline
karşı, birkaç kez eski yuvasına dönerek kontrol eder.
Yarasalar gece boyunca böcek veya meyve aramak için
uçarken, yavrularını da taşırlar. Bir yavru yarasa annesinin
meme uçlarını süt dişleriyle kavrar ve pençeleriyle
tüylerini sıkıca tutar. Bazı yarasalar üç veya dört
kadar yavruya sahiptir ve bütün yavrular annenin vücuduna
asılıyken bile, yarasalar uçmayı başarırlar.
Yavrusunu uçarken taşıyan birçok kuş türü bulunmaktadır.
Bir çulluğun yerdeki yuvası tehdit edildiğinde, anne
çulluk bacakları arasında sıkı sıkıya tutunan bir yavruyu
hızlıca havaya kaldırabilir. Su tavukları, bataklık
atmacaları ve baştankaralar güvenli bir ortama doğru
yavrularıyla uçarken, onları gagalarında taşırlar. Kırmızı-kuyruklu
doğanlar, yavrularını tıpkı yakaladıkları avlarını taşır
gibi pençeleriyle kavrayarak havada taşırlar.
Dalgıç kuşları ise yavrularını sırtlarında taşırlar
ve bir düşman gördüklerinde, hızla suya dalarlar ve
yavruları arkalarında asılı dururken, suyun altında
yüzerler. Yumurtalarını ve tetarlarını sırtlarında taşıyan
tropik kurbağalar ve kara kurbağaları yavrularıyla birlikte
güvenli bir ortama zıplayabilirler.
Daha da ilginci, bazı balıklar yavrularını güvenli
bir yere ağızlarında taşırlar. Bir erkek dikenli balık,
su otlarından oluşan yuvasının etrafında devriye gezerken,
yumurtadan yeni çıkmış yavrusunu da korur. Eğer bir
yavru dikenli balık yuvasından yüzerek uzaklaşırsa,
babası da arkasından gider. Yavruyu ağzının içine çeker
veyuvaya getirdiğinde geri çıkarır.
Karıncalar gelişen yumurta ve larvaları, bir çocuk
odasından diğerine ağızlarında taşırlar. Her sabah,
bakıcı karıncalar kolonideki larvaları yuvanın yukarısındaki
toprak tepede, güneşle ısınan bir çocuk odasına taşırlar.
Güneş gökyüzünde hareket ettikçe, larvalar tepenin bir
tarafından diğerine gidip gelirler. Bakıcılar akşamları
larvaları gün içinde ısının biriktiği yuvanın dibinde
bulunan çocuk odalarına götürürler. Çocuk odalarının
girişleri, gece serinleyen havayı dışarıda tutmak üzere
bloke edilir. Bir sonraki sabah, girişler yeniden açılır
ve larvalar yeniden yukarı taşınırlar.
   
Koalalar yavrularını bir
yıl gibi bir süre sırtlarında taşırlar.
106 Maymunlar ise sırtlarında
yavruları olduğu halde daldan dala atlayabilirler.
Ayı yavruları içinse annelerinin sırtı hem korunaklı
hem de rahat bir mekandır.
|
Eğer yuvaları istila edilirse, karıncalar her ne pahasına
olursa olsun larvaları korumak için harekete geçerler.
Bazı karıncalar mücadele bölgesine hücum ederler ve
düşmana saldırırlar. Diğerleri yardıma muhtaç larvaların
hayatlarını kurtarmak üzere, çocuk odalarının başına
giderler. Olgunlaşmamış karıncaları çenelerine alırlar
ve onları yuvanın dışına taşıyarak, savaş sona erene
ve düşmanlar gidene kadar saklarlar.
107
Görüldüğü gibi böceklerden aslanlara, kurbağalardan
kuşlara kadar tüm canlılar yavrularını bir şekilde taşıyarak
koruma altına alırlar. Bunların her biri son derece
zahmetli ve anne babanın hayatını tehlikeye atan davranışlardır.
Bir hayvanın bu kadar güçlü bir koruma duygusunasahip
olması nasıl açıklanabilir? Buraya kadar detaylarıyla
incelediğimiz gibi, canlıların her biri yavruları yeterli
olgunluğa erişene kadar onların her türlü sorumluluğunu
üstlenirler. Onların her türlü ihtiyacını hiç eksiksiz
olarak karşılarlar. Ve doğadaki tüm canlılarda bu korumanın
ve fedakarca davranışların örneklerini görmek mümkündür.
Açık olan gerçek bir kez daha karşımıza çıkmaktadır:
Bu canlıların her biri Allah'ın koruması altındadırlar.
Allah her birine davranışlarını ilham eder ve onlar
da buna eksiksiz uyarlar. Her biri kendilerini Yaratan
Allah'a boyun eğmişlerdir. Kuran'da bu gerçek şöyle
bildirilir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. (Rum
Suresi, 26)
|