|
CANLILAR ARASINDAKİ DAYANIŞMA VE İŞBİRLİĞİ
Kitabın bu bölümüne kadar genellikle canlıların yavrularına
karşı gösterdikleri fedakarlıklardan ve şefkatli tavırlardan
söz edildi. Ancak doğada, fedakarlık,işbirliği, dayanışma
gibi özellikler sadece yavrular söz konusu olduğunda
ortaya çıkmaz. Canlıların birçoğu aralarında büyük bir
dayanışma içerisindedirler. Hatta, zaman zaman türler
arasında dahi dayanışma, işbirliği gibi davranışlar
görmek mümkündür. Özellikle sürüler veya koloniler halinde
yaşayan canlılar, toplu yaşamanın birçok avantajına
sahiptirler.
Evrimcilerin, tüm doğanın kıyasıya bir mücadele içinde
olduğu, hayatta kalabilmek için tüm canlıların birbirleriyle
rekabet etmek zorunda oldukları iddialarını, hayvan
topluluklarının yaşantıları kesin olarak geçersiz kılmaktadır.
Canlılar, çoğunlukla rekabetin değil, dayanışmanın,
işbirliğinin, birbirinin çıkarlarını kollamanın ve fedakarlığın
avantajlarını kullanmaktadırlar.
Aslında evrimciler de doğada görülen bu açık gerçeğin
farkındadırlar ancak bunu evrim teorisi ile bağdaştırmanın
yollarını ararlar. Örneğin ünlü evrimci Peter Kropotkin,
Doğu Sibirya ve Mançurya'da yaptığı incelemelerde, hayvanlar
arasındaki karşılıklı yardımlaşmanın birçok örneğini
tespit etmiş ve hatta bu konu üzerine bir kitap yazmıştır.
Kropotkin kitabında canlılar arasındaki dayanışma için
şunları söylemektedir:
Yaşam mücadelesi kavramı üzerinde çalışmaya başladığımızda,
bizi ilk şaşırtan karşılıklı yardımlaşma örneklerinin
çokluğu oldu. Çoğu evrimci tarafından kabul edildiği
gibi sadece nesil yetiştirmek için değil, aynı zamanda
bireylerin güvenliği ve yiyecek sağlanması için de bu
yardımlaşma örneklerini görmekteyiz. Hayvanlar aleminin
büyük bölümünde karşılıklı yardımlaşma bir kuraldır.
Karşılıklı yardımlaşma, hayvanlar aleminin en alt kademesindeki
hayvanlarda bile görülebilmektedir…
108
|

Geyik ve zebra sürüleri
genellikle birarada yaşarlar. Birbirlerinin düşmanlarını
ise çok iyi tanırlar. Örneğin eğer zebralardan
biri geyiklere saldırmak üzere olan bir düşmanı
fark ederse geyik sürüsünü hemen tehlikeye karşı
uyarır.
|
Bir evrimci olmasına rağmen Kropotkin, doğada gördüğü
açık deliller karşısında, evrimin temel iddiasına tamamen
ters bir yorumda bulunmuştur. Sonraki sayfalarda anlatılacak
olan bazı örneklerde de görüleceği gibi canlılar ve
hatta türler arasındaki dayanışma ve işbirliği, bu canlıların
güvenlikleri ve besin kaynakları açısından son derece
önemlidir. Doğadaki bu denge ve düzen, Allah'ın kusursuz
yaratışının açık delillerindendir. Öyle ki doğada gerçekleşen
olaylara tanık olanlar, şuursuz canlıların böylesine
şuurlu ve akılcı davranışlarda bulunmalarını hayretle
ve hayranlıkla karşılamaktadırlar. Bu kişilerden biri
olan, fizyoloji ve tıp alanında tanınmış ünlü bilim
adamı Kenneth Walker, Doğu Afrika'da çıktığı av sırasındaki
gözlemlerini şöyle aktarmaktadır:
Yıllarca önce Doğu Afrika'da avlanmaya çıktığımda hayvanlar
arasında gözlemlediğim dayanışmanın birçok örneği hala
belleğimde canlıdır. Ahti düzlüklerinde değişik zebra
ve ceylan sürülerinin tehlikelere karşı birbirlerini
uyarmak için belli yerlere nöbetçi koyduklarına tanık
oldum. Zebra avlamaya çıkmamıştım; ama ceylan avlamam
da hemen hemen olanaksızdı. Çünkü ne zaman birine yaklaşmak
istesem, nöbet tutan zebra tehlikeyi fark eder, ceylanları
uyarırdı. Gene zürafalarla filleri de çok kez birlikte
bulurduk. Fillerin kocaman kulakları, son derece keskin
işitme duyuları vardır; ancak görme duyuları zayıftır.
Zürafalar ise adeta gözetleme kulelerine yerleştirilmiş
bekçiler gibidir.
Güçlerini birleştirdiklerinde görünmeden ya da duyulmadan
ne fillere ne de zürafalara yaklaşmaya olanak vardır.
Daha ilginç (daha doğrusu son derece garip) bir işbirliği
gergedanlarla, derilerine gömülen kene türünden parazitleri
ayıklamak için sırtlarında tırmanıp oturan kuşlar arasında
idi. Bu kuşlar her zaman tetikte bekler, yaklaştığımı
çok uzaktan fark eder etmez hırçın çığlık ve gagalamalarla
konuğu oldukları hayvanı uyarırlardı. Gergedan kaçmaya
koyulduğunda kuşlar bir katardaki yolcular gibi hayvanın
sırtına asılıp yerlerinden ayrılmazlardı.
109
Kenneth Walker'ın bu tespitleri aslında her zaman karşılaşabileceğimiz
fedakarlık ve işbirliği örneklerinin çok az bir kısmıdır.
İnsan etrafında gördüğü tüm canlılarda bunlara benzer
davranışlara şahitlik edebilir. Ancak önemli olan insanın
gördüğü bu şaşırtıcı örnekler üzerinde düşünmesidir.
Tesadüfen meydana gelmiş, doğada "yaşam mücadelesi"
veren bir canlının böylesine özverili davranışlar göstermesinin
bir anlamı var mıdır? Daha doğrusu böyle bir canlıdan
böylesine akılcı ve fedakarca davranışlar beklemek mümkün
müdür?
Elbette değildir. Tesadüfen oluşmuş, şuursuz bir canlı
"akıl" alametleri gösteremez. Başkalarını
koruması gerektiğini düşünemez. Bu canlıların tüm özelliklerinin
tek açıklaması, onları yönlendiren, onlara bunları ilham
eden Allah'ın varlığıdır.
İlerleyen sayfalarda daha detaylı olarak inceleyeceğimiz
örnekler de, Allah'ın canlılar üzerindeki hakimiyetini
açıkça gözler önüne serecektir.
CANLILAR TEHLİKELERE KARŞI BİRBİRLERİNİ UYARIRLAR
Topluluk halinde yaşamanın en büyük avantajlardan biri
tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır.
Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi
biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak
yerine vargücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır.
Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır.
Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiklerinde
çevrelerindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını
dikerler. Ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.
110
Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiklerinde hemen
öterek alarm verirler. Sarı asma kuşu gibi türler alarm
verirlerken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden
bir ses çıkartırlar. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık
gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının
yönünün anlaşılmamasıdır. 111
Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır.
Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün
dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü
belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır.
Koloniler
halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek
bütün koloniyi uyarır.Ancak, tehlikeyi haber veren böceğin
salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker.
Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek
ölümü de göze almış olur. 112
Çayır köpekleri büyük koloniler şeklinde yaşarlar.
Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık
30 hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki
hayvanların tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında
ve girişlerde bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü
görebilecek şekilde arka ayakları üzerinde dikilmiş
nöbet tutan hayvanlar bulunur. Nöbetçilerden biri, bir
düşman görürse, ıslık şeklinde bir dizi havlama sesi
çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından yinelenir
ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm haline
geçilmesini sağlar. 113
Burada
öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır.
Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle uyarması
elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi bu hayvanların
her birinin birbirlerini "anlıyor" olmasıdır.
Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan
kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer
canlılar onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrarlar
ve buna göre önlem alırlar. Oradan uzaklaşmaları gerekiyorsa
uzaklaşır, saklanmaları gerekiyorsa saklanırlar. Burada
düşünülmesi gereken şey şudur: Bu hayvanlar bu işareti
gördüklerinde kaçmaları gerektiğini anlıyorlarsa bu
hayvanların daha önceden bunu kendi aralarında konuşarak
kararlaştırmaları gerekir ki, tek komutta hemen uygulamaya
geçirsinler.
Bu
tabii ki hiçbir akıl sahibi insanın kabul edemeyeceği
bir olaydır. Öyleyse kabul edilmesi gereken şey, ki
bu gerçek olandır: Bütün bu hayvanlar tek bir Yaratıcı
tarafından yaratılmışlardır ve O'nun ilhamı ile hareket
etmektedirler.
Diğer bir örnek olarak üzerlerinde yaşayan kuşların
attığı çığlıkların tehlikeyi haber verdiğini gergedanların
anlayıp, buna tepki verdiklerinden söz ettik. Burada
gözardı edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz
konusudur. Şüphesiz bir canlının tehlikeye karşı diğer
canlıları uyaracak bir hareketi "akletmesi"
ve diğerleriyle anlaşıp bunu uygulamaya geçirmesi mümkün
değildir. Şu durumda karşımıza çıkan bu şuurlu ve akılcı
hareketlerin tek bir açıklaması vardır: Bu canlıların
her birinin sahip oldukları yetenekler, sergiledikleri
davranışlar kendilerine öğretilmektedir. Tüm bunları
söz konusu canlılara öğreten ve uygulatan, herşeyin
Yaratıcısı olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz
şefkat ve merhamet sahibi olan Allah'tır.
CANLILAR TEHLİKELERE BİRLİKTE KARŞI KOYARLAR
|

Çayır köpekleri daima tetiktedirler ve tehlike
anlarında çığlıklar atarak çevrelerindeki tüm
hayvanları uyarmalarıyla tanınırlar.
|
Sürü halinde yaşayan hayvanlar tehlike anında birbirlerini
uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar.
Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı
kuşlar bölgelerine girdiklerinde topluca bu hayvanların
çevresini sararlar. Bu arada çevredeki diğer kuşları
da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük
kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler,
yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır.
114
Bir arada uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü
üyeleri için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde
uçan sığırcıklar aralarında geniş bir mesafe bırakarak
uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde aralarındaki
boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün ortasına
dalmasını zorlaştırırlar, doğan bunu yapsa bile kanatlarını
sakatlar ve avlanamaz. 115
Memeli hayvanlar da sürülerine bir saldırı olduğunda,
toplu olarak hareket ederler. Örneğin zebralar düşmanlarından
kaçarken yavrularını sürünün ortasına alırlar. Bu konuyla
ilgili şöyle bir örnek verebiliriz: İngiliz bilim adamı
Jane Goodall Doğu Afrika'daki incelemeleri sırasında,
düşmanlarından kaçan bir zebra sürüsünden üç zebranın
geride kalarak yırtıcı hayvanlar tarafından çevrelerinin
sarıldığını görmüştür. Gruplarından üç üyenin tehlike
altında olduğunu fark eden diğer zebralar hemen geri
dönerek toynakları ve dişleri ile düşmanlarını kaçırarak
diğer zebraları kurtarmışlardır.
116
|

Ceylan ve geyikler ilginç zıplama dansları ile
diğerlerini tehlikelere karşı uyarırlar.
|
Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında
sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile
taylar önde koşarlar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek
koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları
kovaladığı bile olur. 117
Yunuslar da hep grup halinde gezerler ve en büyük
düşmanları olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı
koyarlar. Yunuslar, köpekbalıkları yavrularını tehdit
edecek şekilde yaklaştıklarında iki yetişkin yunus gruptan
ayrılarak köpekbalığının dikkatini kendi üzerlerine
çekerler. Köpekbalığının dikkati başka yöndeyken diğer
grup elemanları bir anda köpekbalığının çevresinin sararlar
ve hepsi birden köpekbalığına darbeler indirmeye başlarlar.
118
Ama bundan daha ilginç bir başka davranışları daha
vardır. Yunus aileleri genellikle ton balığı sürüleriyle
birlikte yüzer ve onlarla beslenirler. Bu nedenle ton
balığı avcıları da yunus sürülerini takip ederler ve
uygun gördükleri yerde ağlarını atarlar. Ancak ton balıkları
için atılan ağlara bazen yunuslar da takılırlar. Yunuslar
nefes alan canlılar oldukları için ağa takıldıklarında
nefes alamadıkları için panik olup şoka girerler ve
denizin dibine doğru inmeye başlarlar. Ailelerine olan
bağlılıklarından dolayı, diğer yunuslar da hemen ağa
takılan yunusun yardımına giderler. Tüm aile üyeleri
ağa takılan yunusla birlikte suyun dibine iner ve onu
kurtarmak için yukarı doğru itmeye çalışırlar. Ancak
bu çabalarının sonucunda genellikle çoğu solunum yapamadıkları
için ölürler. Üstelik bu, sadece tek bir yunus ailesine
ait bir davranış değildir; tüm yunus aileleri benzer
durumlarda aynı özveriyi gösterirler.
119
|
 Her
biri 350-400 kg ağırlığındaki yetişkin misk öküzleri
omuz omuza vererek yavruları ve düşmanları arasında
bir siper oluştururlar. Saldırı anında misk öküzleri
geri geri gelerek bir daire oluştururlar ve yanda
görüldüğü gibi yavruları ortalarına alırlar. Böylelikle
yavrulara kesin bir koruma sağlanır.
|
Gri balinalarda ise bir dişi yaralandığı zaman, bir
ya da birden fazla erkek balina ona yardım ederler.
Dişiyi solunum yapabilmesi için su yüzeyinde tutar ya
da onu katil balinaların saldırısından korurlar.
120
Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında
kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar.
Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri
giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin
merkezindedirler ve annelerinin uzun tüylerinin altında
saklanırlar. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak
onları tam bir koruma altına alırlar. Saldırganların
üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları
koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner.
121
|

Sürü halinde yaşamak yavrular
için daima bir avantajdır. Örneğin tehlike anlarında
sürüdeki yetişkinler yavruları aralarına alarak
kesin bir koruma sağlarlar.
|
tehlike durumları dışında, avlanma sırasında gösterdikleri
işbirliği konusunda da oldukça çarpıcı örnekler bulunmaktadır.
Örneğin pelikanlar balık avlamaya daima kalabalık bir
sürü halinde giderler. Uygun bir koy seçtiklerinde ise,
sahile karşı yarım bir daire oluştururlar ve sığ suda
gezinerek bu daireyi daraltırlar. Bu dairenin içine
giren tüm balıkları yakalarlar. Dar nehirlerde ve kanallarda
iki gruba bile ayrılırlar. Gece olduğunda da hepsi dinlenme
yerlerine çekilirler ve hiç kimse onları körfezdeki
pozisyonları ya da dinleme yerleri konusunda kavga ederken
göremez. 122
Canlıların birbirleriyle bu derece içiçe yaşam sürmeleri,
birbirlerini kollamaları, birlikte hareket etmeleri
her insanın üzerinde düşünmesi gereken konulardır. Çünkü
başta da belirttiğimiz gibi burada söz konusu olan canlılar,
şuurlu, zeki insanlar değil, aklı, bilinci olmayan zebralar,
kuşlar, böcekler, yunuslar ve diğerleridir.
Elbette canlıların bu işbirliklerini kendi iradeleriyle
gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan
için mümkün değildir. Akıl sahibi bir insanın bu gerçekler
karşısında varması gereken sonuç şudur: Doğadaki herşey
sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı'nın eseridir.
O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri,
bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah'tır.
O, üstün kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet
sahibidir. Ve ardından kendisine Kuran'da bildirilen
şu ayetler üzerinde düşünmelidir:
Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin
Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde
büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Casiye Suresi, 36-37)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır."
(Sad Suresi, 66)
BİRBİRLERİNİ KOLLAYAN AFRİKA KUŞLARI
Sürüler halinde hareket eden Afrika kuşları da birbirleriyle
son derece uyumludurlar ve oldukça çarpıcı bir yardımlaşma
örneği gösterirler. Bu kuşların temel besin kaynaklarını,
üzerlerine kondukları ağaç dallarında bulunan meyveler
oluşturur. Dalların uç kısımlarında bulunan meyvelerden
beslenmek ise ilk bakışta bu kuşlar açısından oldukça
zordur. Çünkü meyveler, dalların en uç bölümünde yer
aldığından, sürünün ancak meyvelere yakın olan kısımlarına
konabilen üyeleri bunlardan beslenebilecek, geri kalanları
ise, hem dal üzerinde konabilecekleri yeterli yer bulunmadığından
hem de meyve sayısının az miktarda olmasından dolayı
aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. Ancak
durum hiç de sanıldığı gibi olmaz.
|

Sürü halinde yaşamak yavrular
için daima bir avantajdır. Örneğin tehlike anlarında
sürüdeki yetişkinler yavruları aralarına alarak
kesin bir koruma sağlarlar.
|
Birlikte hareket ederek ağaca yönelen Afrika kuşları,
sanki aralarında anlaşma sağlamışlar gibi dalların üzerine
sırayla konarak, yanyana gelecek şekilde dizilirler.
Dalın ucunda bulunan meyvelere en yakın yere konmuş
olan kuşlar, kopardıkları meyveyi sıra ile yanlarındaki
diğer koloni üyelerine vererek, meyvenin ağızdan ağıza
taşınmasını ve böylece dalın en dip kısmında bulunan
diğer Afrika kuşlarına ulaştırılmasını sağlarlar. Bu
hayvanların böylesine üstün bir fedakarlığı gösterebilecek
bir akla ve iradeye sahip olmadıkları düşünüldüğünde
akla ilk gelen, sıranın en başında bulunan kuşun, topladığı
meyveyi yalnızca kendisine ayırabileceği ve böylece
sürünün tüm beslenme düzeninin de bozulabileceği ihtimalidir.
Ancak tüm sürüdeki kuşların buldukları meyveleri öncelikle
kendilerine ayırmaları beklenirken, bu hayvanlar hiç
görülmedik bir düzen ve disiplin içerisinde, sürünün
beslenmesi için olabilecek en uygun yöntemi uygularlar.
Dal üzerindeki bu sıralanışta kuşlardan hiçbiri bu düzeni
bozacak bir tavır içerisinde bulunmaz. Ancak yapılan
bu yardımlaşma, yine de tüm sürünün bir kerede beslenmesine
olanak sağlamaz. Çünkü kuşların üzerine kondukları daldaki
meyveler, genelde sürünün içerdiği sayıdan çok daha
azdır. Bu yüzden kuşlar her ne kadar topladıkları meyveleri
ağızdan ağıza geçirmek suretiyle birbirlerine nakletseler
de, sürünün bir bölümü yeterli meyve olmadığından aç
kalacaktır. Halbuki Afrika Kuşları dala her yeniden
konuşlarında,dalların meyvelere yakın olan kısımlarına
bu sefer sıranın en sonunda kalmış ve yeterince beslenememiş
olanları konar ve dağıtım işine ilk önce onlar başlar.
123
DOĞUM SIRASINDA YARDIMLAŞAN HAYVANLAR
Özellikle memeli hayvanlar doğumları esnasında tehlikeye
son derece açık bir durumdadırlar. Hem anne hem de yeni
doğan yavrular avcı hayvanlar için kolay birer avdırlar.
Ancak genellikle bu canlılar doğum yaparlarken yanlarında
sürülerinden biri yardımcı olarak bulunur.
Örneğin dişi antilop yavrulayacağı zaman, sürünün dışında
çalılıkların arasında bir mekanı tercih eder. Doğum
esnasında ise yalnız değildir. Yanında sürüde bulunan
bir başka dişi ona yardım etmek için hazır bulunmaktadır.
Doğum esnasında yardımlaşmalarıyla ünlü olan diğer
canlılar ise yunuslardır. Yunus yavrularının doğar doğmaz
su yüzeyine çıkmaları gerekir. Bu nedenle dişi yunus
doğum esnasında yavruya yardım ederek onu burnuyla su
yüzeyine doğru iter. Doğumdan hemen önce, anne yunusun
hareketleri ağırlaşır. Bu nedenle doğum anında dişi
yunusun yanında, ona doğumda yardımcı olmak üzere topluluktaki
iki dişi yunus daha bulunur. Yardımcı yunuslar, doğumdan
önce ona bir zarar gelmemesi için anne yunusun iki yanında
yüzerler. Görevleri, doğumdan önce hareketleri ağırlaşan
ve bu nedenle herhangi bir tehlikeye karşı koyabilecek
bir güce sahip olmayan anneyi korumaktır. Özellikle
de doğum sırasında akan kanın kokusu yüzünden bulundukları
yere gelebilecek köpek balıklarına karşı anneyi büyük
bir dikkatle çevrelerler.
İlk iki hafta yavru annesinin yanından hiç ayrılmaz.
Küçük yunus doğduktan kısa bir süre sonra yüzmeyi başarır
ve bu süre zarfında da yavaş yavaş annesinden uzaklaşmaya
başlar. Ancak yeni doğum yapmış olan anne yunus, yavrunun
hızlı ve atak hareketlerine ayak uyduramayacağı ve onu
yeterince koruyup gözetemeyeceği için bu durumda yine
devreye yardımcı dişi yunus girer ve yavruya mükemmel
bir koruma oluşturur. 124
|

Fil yavrularına genellikle anneleriyle birlikte
teyzeleri veya anneanneleri de bakar..
|
Anne file de doğum öncesinde yardımcı olmak üzere her
zaman için topluluktaki diğer dişi fillerden biri hazır
bulunur. Sık çalılık ve ağaçların arasında ustalıkla
saklanan anne ve ona doğumda yardımcı olacak olan dişi
fil, yavru fili yıllar boyu korumaya devam ederler.
Dişi fil, yanında yavrusu varken çok dahasaldırgan ve
tetiktedir. 125
Fillerin ve diğer canlıların doğum öncesinde aralarında
nasıl anlaştıkları, yardımcı olacak olan hayvanın doğum
vaktinin geldiğini ve arkadaşının yardıma ihtiyacı olacağını
nasıl tespit edebildiği elbette ki sorulması gereken
sorulardır. Hayvanların hiç birinde bunları kendi akıl
ve iradeleriyle başaracak bir yetenek yoktur. Ayrıca
dünyanın her yerinde, söz gelimi filler, bu şekilde
birbirlerine yardımcı olurlar. Aynı şey yunuslar ve
diğerleri için de geçerlidir. Bu, hepsinin tek bir Yaratıcı
tarafından yaratıldıklarının ve aynı Yaratıcı'nın her
an denetimi altında olduklarının açık bir göstergesidir.
BAŞKALARININ ÇOCUKLARINA BAKICILIK
YAPANLAR
Memeli grupları çoğunlukla yakın aile bağları kurarlar.
Örneğin tipik bir kurt sürüsü bir erkek ve bir dişiyi,
yeni doğan yavruları ve belki de önceki doğumdan olan
bir veya iki genci içerir. Bütün yetişkinler yavruları
savunmada yardımcı olurlar. Bazen sürüdeki dişilerdenbiri
"bebek-bakıcılığı" için gece boyunca yuvada
kalır. Böylelikleyavruların annesine, sürünün geri kalanı
ile beraber ava gitmesi içinfırsat tanır.
Afrikalı av köpekleri de her biri yaklaşık on hayvandan
oluşan benzer sürüler içinde yaşarlar. Erkekler ve dişiler
yavruların korunması ve beslenmesi konusunda işbölümü
yaparlar. Hatta yavrulara bakmak için adeta yarışırlar.
Bir avı öldürdükten sonra, avlarını sırtlanlardan korumak
amacıyla yetişkinler, yavruların etrafında daire oluştururlar
ve ilk olarak yavruların beslenmesine izin verirler.
126
|

Çakal yavrularının birçoğu büyüdükten sonra da
annelerinin yanından ayrılmazlar. Ve bir sonraki
yıl annelerinin yeni yavrularına bakıcılık yaparlar.
Yandaki resimde kardeşiyle ilgilenen genç çakal
görülüyor.
|
Babun sürüsünde ise genellikle grubun lideri hasta
veya yaralı babuna yardım eder. Yetişkin babunlar, anne
veya babası olmayan bir yavruyu evlat edinebilirler.
Öksüz yavrunun sürünün içinde kendileriyle birlikte
yürümesine ve gece yanlarında kalmasına izin verirler.
Sürü yer değiştirirken eğer annesinin sırtında taşıyamayacağı
kadar küçük bir yavru varsa anne yavrusunu elinden tutarak
yürütmek zorunda kalır. Ancak yavru çabuk yorulduğu
için sık sık durulması gerekir. Bu da sürüden geri kalmalarına
neden olur. Bunu fark eden grup lideri hemen geri döner,
anne babunun yanında ilerlemeye ve yavru durdukça onlarla
durmaya başlar. 127
Çakallar genellikle sütten kesildikten sonra da anneleriyle
kalırlar ve annelerinin kendilerinden sonra doğurduğu
yavrulara bakarlar. Yardımcı çakal yavrulara yiyecek
getirerek ve vahşi hayvanları yuvadan uzak tutarak yavrulardan
birçoğunun hayatta kalmasına yardımcı olur.
128
Kardeşlerine bakan canlıların tek örneği çakallar değildir.
Su tavuğu ve pencere kırlangıcı türlerinde de ilk yuvadaki
yavrular, ikinci yuvada yeni doğmuş olanların büyümelerine
yardımcı olurlar.
Birçok arı kuşu çifti ise, başka bir çifte yavrularının
bakımında yardımcı olurlar. Bu tür yardımlaşmalar, kuşlar
arasında çok sık görülür. 129
Canlıların kendilerine ait olmayan yavrulara bakmaları,
onların sorumluluklarını üstlenmeleri evrimcilerin iddialarını
tamamen geçersiz kılan delillerden biridir. Daha önce
de belirttiğimiz gibi evrimciler fedakarlıkta bulunan
hayvanların, genlerini bir sonraki nesle aktarma kaygısıyla
hareket ettiklerini, dolayısıyla fedakarlık gibi görünen
davranışların aslında bencilliklerinden kaynaklandığını
iddia ederler. Ancak bu bölümde de görüldüğü gibi hayvanlar
sadece kendi genlerini taşıyan canlılara değil, diğer
ihtiyaç içindeki canlılara da yardımda bulunmaktadırlar.
Yani daha önce üzerinde durduğumuz evrimcilerin"Bencil
Gen" teorisi de diğerleri gibi bilimsel bir değer
taşımamaktadır. Akla ve bilince sahip olmayan bir canlının
genlerini bir sonraki nesle aktarma kaygısı taşıması
zaten imkansızdır. Canlının genlerinin böyle bir kaygı
için programlandığını iddia etmek ise, bu programı gerçekleştiren
bir aklın ve bilincin varlığını kabul etmektir.
Açıktır ki doğada karşımıza çıkan her canlı ve bu canlıların
sahip olduğu özellikler üstün bir Yaratıcı'nın varlığını
açıkça göstermektedir. İşte o Yaratıcı, üstün şefkat
ve merhamet sahibi olan Allah'tır.
KOLONİLERDEKİ FEDAKAR YAŞAM
Karıncalar, arılar ve termitler disiplin, itaat, iş
bölümü, dayanışma ve fedakarlık üzerine kurulu bir organizasyon
içerisinde yaşarlar. Bu minik canlılar, kendi hayatlarını
hiçe sayarak, larvadan çıktıkları andan ölene kadar
bütün enerjilerini larvalarını ve kolonilerini korumak
ve beslemek için kullanırlar. Birbirleriyle yiyeceklerini
paylaşırlar, bulundukları ortamı temizlerler ve hatta
gerektiğinde diğerleri için canlarını verirler.
Herkes ne iş yapması gerektiğini çok iyi bilir ve onu
kusursuzca yerine getirir. Her biri için kolonisindeki
diğer canlılar ve özellikle savunmasız larvalar birinci
plandadır. Arıların, termitlerin ve karıncaların arasında
bir tek bencil harekete rastlamak mümkün değildir. Bu
yüzden de koloni halinde yaşayan bu canlılar kusursuz
bir düzen içinde hayat sürerler ve büyük başarılar elde
ederler.
Peter Kropotkin, kitabında karıncaların ve termitlerin
karşılıklı yardımlaşma sonucunda ne kadar büyük bir
başarı kazandıklarıyla ilgili bir tespitini şöyle dile
getirmektedir:
Termit ve karıncaların muhteşem yuva ve binalarının,
şayet insanlarınki ile aynı ölçülerde olsaydı, çok daha
üstün olduğu görülecekti. Asfaltlanmış yolları ve yer
üstü tonozlanmış galerileri, geniş holleri ve tahıl
ambarları, tahıl alanları, hasat etme işlemleri, yumurta
ve larvalarının bakımındaki akılcı metodları, ... ve
son olarak cesaretleri ve üstün akılları, tüm bunlar,
yoğun ve yorucu yaşamlarının her aşamasında uyguladıkları
karşılıklı yardımlaşmanın doğal bir sonucudur.
130
Bu bölümde karınca kolonilerinde ve arı kovanlarında
görülen bazı fedakarlıklara ve işbirliklerine yer verilecektir.
KARINCA KOLONİLERİNDE YAŞANAN
BAZI FEDAKARLIKLAR
1. Karınca kolonilerinin en önemli özelliklerinden
biri karıncaların birbirleriyle yiyeceklerini paylaşmalarıdır.
Aynı koloniden iki karınca karşılaştığında eğer biri
aç veya susuzsa ve diğerinin kursağında çiğnenmiş ve
yarı sindirilmiş yiyecek varsa, ihtiyacı olan karınca
yemek talebinde bulunur. Ve kursağı dolu olan karınca
bunu hiç bir zaman geri çevirmez, yiyeceğini diğeri
ile paylaşır. Karıncalar larvalarını da kursaklarındaki
yiyeceklerle beslerler. Hatta çoğu zaman kendilerine
diğerlerine ikram ettiklerinden daha az yiyecek ayırırlar.
131
2. Karınca yuvalarında mükemmel bir işbölümü vardır
ve her bir karınca üzerine düşen görevi büyük bir özveri
ile yerine getirir. Bu karıncalardan biri de kapıcı
karıncalardır. Bu karıncalar yuvanın girişlerini korumakla
görevlidirler. Yuvaya sadece kendi kolonilerinden olan
karıncaları alır ve diğerlerini kabul etmezler. Kapıcı
karıncaların başlarının büyüklüğü yuvanın girişi ile
aynıdır ve bu özel tasarlanmış kafa yapılarıylayuvanın
girişini tıkarlar. Kapıcılar gün boyunca hiç kıpırdamadan
kapının girişinde beklerler. 132
Dolayısıyla bir tehlike durumunda düşmana
ilk karşı koyması gerekenler kapıcı karıncalar olur.
3. Karıncalar midelerindeki yiyeceği paylaşmalarının
yanısıra, buldukları besin kaynaklarını da mümkün olduğunca
çok karıncaya haber vermek için çaba gösterirler. Davranışlarında
sadece kendilerini düşünen bir mücadele yoktur. Besin
kaynağını ilk keşfeden karınca kursağını doldurarak
yuvaya döner. Dönerken karnının ucunu kısa aralıklarla
yere sürer ve kimyasal bir işaret bırakır. Bununla da
yetinmez, yuvaya döndüğünde kısa süren hızlı bir tur
atar. Bunu 3 ila 6 kez yapar. Bu hareket yuva arkadaşlarının
onunla bağlantıda olmalarını sağlar. Böylece kaşif karınca
besin kaynağına geri dönerken arkadaşları da onu izlerler.
4. Yaprak kesici karınca kolonisinin orta boylu işçileri
günlerinin tamamını yaprak taşımakla geçirirler. Ancak
yaprak taşırken son derece savunmasızdırlar. Özellikle
de bir sinek türüne karşı. Bu sinek türü yumurtalarını
karıncanın kafasına bırakır. Karıncanın vücudunda zamanla
gelişip yumurtadan çıkan sinek larvası hayvanın beynine
kadar ilerleyerek ölümüne neden olabilir. İşçi karıncalar
yaprak taşıdıkları zamanlarda bu tehlikeli düşmanlarına
karşı kendilerini koruyamayacak durumdadırlar. Ancak
onların yerine bu görevi üstlenen başkaları vardır.
Aynı kolonide yaşayan küçük boylu karıncalar taşınan
yaprakların üzerine yerleşirler ve sineğin saldırısı
sırasında bu küçük koruyucular yaprağın üzerinden düşmana
karşı mücadele verirler. 133
5. Bazı karıncalar, yaprak bitlerinin yüksek oranda
şekerli madde içeren sindirim artıkları ile beslenirler
ve bu nedenle bu karıncalara bal karıncaları denir.
Bal karıncaları yaprak bitinden emdikleri bu şekerli
besini yuvalarına taşırlar ve burada son derece ilginç
bir yöntemle depolarlar. Genç işçi karıncalardan bazıları
"canlı kavanoz" görevi görürler. Balı yutan
işçiler yuvaya dönünce, ağızlarından balı geri çıkararak
balı saklayacak olan genç işçilerin ağızlarına boşaltırlar.
Bal taşıyıcı karıncalar, vücutlarının alt kısmını şişirerek
bal kesesi olarak kullanırlar. Bazen büyüklükleri bir
üzüm tanesi kadar olabilir. Her odada 25-30 kadarı,
ayaklarıyla tavana yapışır ve yer değiştirmezler. Eğer
herhangi biri düşecek olursa, işçiler tarafından hemen
eski pozisyonuna döndürülür. Canlı kavanozların taşıdıkları
bal, karıncanın yaklaşık 8 katı ağırlığındadır. Kışın
ya da kurak mevsimlerde, sıradan işçiler bal kavanozlarını
ziyaret ederek günlük besin ihtiyaçlarını karşılarlar.
İşçi karınca ağzını kavanoz görevi gören karıncanın
ağzına yerleştirir ve balı taşıyan karınca bal kesesindeki
kaslarını kasarak ufak bir damla bal damlatır. Kuşkusuz
karıncaların kendi iradeleriyle böyle bir depolama sistemi
geliştirmeleri imkansızdır. Dahası kavanoz görevi gören
karınca büyük bir fedakarlıkta bulunmaktadır. Kendi
ağırlığının 8 katı ağırlığında bir yük taşıyarak uzun
bir süre ters asılı durmak önemli bir fedakarlıktır
ve bu karıncaların bundan bekledikleri hiçbir karşılık
yoktur. Büyük bir sabırla ters asılı olarak beklerler
ve kolonideki karıncaların tek tek beslenmelerine yardımcı
olurlar. Bu metodun ve bu metoda uygun vücut yapısının
tesadüfler sonucunda oluşamayacağı kesin bir gerçektir.
Ve nesiller boyunca her bal karıncası kolonisinde bu
görevi gönüllü olarak üstlenen karıncalar bulunmaktadır.
Bu, tüm bal karıncalarının Rableri olan Allah'ın ilhamı
ile hareket ettiklerinin çok açık bir delilidir.
6. Karıncaların zaman zaman uyguladıkları bir savunma
metodu da, gerektiğinde kolonilerini korumak uğruna
intihar ederek, düşmanlarına zarar vermeye çalışmaktır.
Birçok karınca türü bu intihar saldırılarını çeşitli
şekillerde gerçekleştirir. Bu karıncaların en ilginç
olanlarından biri Malezya'nın yağmur ormanlarında yaşayan
karınca türüdür. Bu karıncanın çenesinden vücudunun
arkasına doğru uzanan zehirle dolu bir salgı bezi bulunur.
Eğer karınca düşmanları tarafından sarılırsa, karın
kaslarını şiddetli bir şekilde kasarak salgı bezlerini
yırtar ve zehiri düşmanın üzerine püskürtür ve ölür.
134
7. Dişi ve erkek karıncalar üreyebilmek için ayrı ayrı
fedakarlıkları göze alırlar. Çiftleşme uçuşundan kısa
bir süre sonra kanatlı erkek karınca ölür. Dişi karınca
ise kendine uygun bir yuva arar ve bulduğunda buraya
girerek ilk iş olarak kanatlarını koparır. Daha sonra
girişi kapatarak haftalarca, bazen aylarca yiyeceksiz
ve yalnız başına kalıp, kraliçe karınca olarak ilk yumurtalarını
bırakır. Bu zaman içinde kanatlarını yiyerek yaşar.
İlk yumurtadan çıkan larvaları kendi salyasıyla besler.
Bu, kraliçe karıncanın tek başına özveride bulunarak
geçirdiği bir dönemdir. Bu şekilde kolonisini kurmaya
başlar.
8. Eğer yuvaları istila edilirse, karıncalar her ne
pahasına olursa olsun yavrularını korumak için harekete
geçer. Yuvadaki asker karıncalar hemen saldırının yapıldığı
bölgeye hücum eder ve düşmanla savaşır. İşçi karıncalar
ise yardıma muhtaç larvaların hayatını kurtarmak üzere,
çocuk odalarına koşar. Larvaları ve genç karıncaları
çenelerindeyuvanın dışına taşırlar ve düşmanları gidene
kadar onları bir yere saklarlar.
135 Böyle bir tehlike anında
karınca gibi bir hayvandan beklenen kendi başının çaresine
bakması ve kendine gizlenecek bir yer aramasıdır. Ancak
ne asker karıncalar, ne kapıda nöbet tutan karıncalar
ne de işçi karıncalar kendi hayatlarını düşünmezler.
Her biri bir diğeri için kendi hayatını ortaya koyar.
Bu, olabilecek en üst seviyede bir fedakarlıktır. Ve
milyonlarca yıldır bütün karıncalar bu şekilde davranırlar.
Buraya kadar anlattıklarımız kuşkusuz hayvanlar aleminde
yaşanan son derece şaşırtıcı davranışlardandır. Ancak
önemle dikkat edilmesi gereken, bu şaşırtıcı davranışları
gerçekleştiren canlıların son derece küçük karıncalar
oluşudur. Karıncalar insanların her gün görmeye alışık
oldukları, çok fazla önemsemedikleri canlılardır. Ancak
onların farkında olmadığımız bu davranışlarını incelediğimizde
karşımıza çıkan akıl, gözardı edilemeyecek derecede
büyüktür. Gözle görülemeyecek kadar küçük sinir bağlantılarından
oluşan bir beyne sahip olan bu varlıklar, kendilerinden
hiç beklenmeyen, adeta şuurlu olaylar gerçekleştirirler.
Çünkü bu canlılar milyonlarca yıldır, hiç şaşırmadan,
tek bir tanesi dahi disiplini bozmadan kendilerine emredileni
kusursuzca uygularlar.Onlar Yaratıcıları olan Allah'a
teslim olmuşlardır ve O'nun ilhamı ile hareket ederler.
Karıncalar gibi tüm canlıların Allah'a olan teslimiyetleri
Kuran'da şöyle bildirilir:
… Oysa göklerde ve yerde her ne varsa
-istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na
döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)
ARI KOVANLARINDAKİ FEDAKARLIKLAR
|

Kraliçe arıya bakan arılar
|
Karıncalarda görülen uyum ve dayanışmanın bir benzeri
de arı kovanlarında yaşanır. Özellikle işçi arıların
gösterdikleri fedakarlıklar işçi karıncalarla büyük
benzerlikler gösterir. Her iki türün işçileri de yuvalarındaki
kraliçe ve kendilerine ait olmayan larvalar için ölene
kadar durmaksızın çalışırlar.
Bir arı kovanında kraliçe, kraliçeyi döllemekten sorumlu
olan erkekler ve işçi arılar bulunur. Kovanın tüm faaliyetleri
belirttiğimiz gibi işçi arılara aittir. Peteklerin inşası,
kovanın temizliği ve güvenliği, kraliçenin ve erkek
arıların beslenmeleri, larvaların bakımı, yumurtaların
büyüyeceği odaların yetişecek arıya (işçi, kraliçe,
erkek) göre inşası, bu odaların hazırlığı, temizlenmesi,
yumurtaların gelişeceği uygun ısının ve nemin sağlanması,
arı larvalarının ihtiyaca göre beslenmesi (arı sütü,
bal ve polen karışımı), nektar, çiçek tozu, su ve reçinenin
toplanması…
Bir işçi arının yaşamı boyunca geçirdiği evreleri ve
bu dönemlerde sergilediği fedakarca davranışları şöyle
sıralayabiliriz:
|
İşçi arılar larvalara bakıyorlar
|
1. Bir işçi arının ömrü yaklaşık 4-6 haftadır. İşçi
pupadan çıktıktan sonra 3 haftadan biraz daha kısa bir
süre boyunca kovanın içinde çalışır. İlk işi gelişmekte
olan arılara dadılık etmektir. İşçi depolardan aldığı
bal ve çiçek tozları ile beslenir ancak aldığı besinin
büyük kısmını larvalara yedirir. Bunu kısmen besini
geri çıkartarak, kısmen de başındaki belirli bazı salgı
bezlerinden salgıladığıpeltemsi maddeyi onlara vererek
yapar.
Burada bir an durup düşünmek gerekir. Pupadan yeni
çıkmış bir canlı yapması gereken görevi nasıl bilir
ve bunu neden asla itiraz etmeksizin tüm balarıları
uygularlar? Olması gereken, pupadan çıkan bir balarısının
hiçbir şuur alameti göstermeden, fedakarlıkta bulunmadan
kendi yaşamını sürdürmeye çalışmasıdır. Ama böyle olmaz,
arı kendinden beklenmeyecek bir disiplin ve sorumluluk
anlayışıyla dadılık görevini yerine getirir.
|

Kanatlarıyla kovanı havalandıran
arılar
|
2. İşçi arı yaklaşık 12 günlük olduğu sırada balmumu
bezleri de gelişir. Arı o zaman içinde larvaların büyütüldüğü
ve besinin depolandığı, altıgen hücrelerden oluşan kovanı
onarma ve eklemeler yapma işine başlar.
|

Petekleri temizleyen arılar
|
3. İşçi arı 12 günlükten 3 haftalık oluncaya kadar
yuvaya dönenlerin getirdikleri balözü ve çiçektozlarını
alır. Balözünü bala çevirerek depo eder. Aynı zamanda
kovanın temizlenmesi ile ilgilenir. Ölü arıları ve diğer
çöpleridışarı taşır.
4. 3 haftalıkken artık kovan için gerekli olan balözü,
çiçektozu, su ve reçineyi toplamaya gidebilecek durumdadır.
Yeterli olgunluğa erişmiş olan işçiler balözü veren
çiçek aramak için dışarı çıkarlar. Besin sağlamak çok
yorucu bir iştir. Bir işçi arı 2-3 hafta çalıştıktan
sonrabitkinleşir ve ölür.136 Ancak asıl önemli
olan şudur; bir arı kendi ihtiyacının çok üzerinde bal
üretir. İşte bu, açıklanması gereken bir durumdur. Yalnızca
kendi yaşamını sürdürme mücadelesi içinde olan, şuursuz
bir canlının böyle zahmetli bir çalışmayı ısrarla, asla
vazgeçmeden sürdürmesi kesinlikle evrimci safsatalarla
açıklanamaz.
Burada karşımıza çıkan Allah'ın bir
başka ayetidir. Daha önce de bildirdiğimiz gibi Allah
Nahl Suresi'nde balarısına bal üretmesini "vahyettiğini"
bildirir. İşte balarılarının gösterdikleri üstün fedakarlık
örneğinin tek sebebi budur. Onlar Rablerinin kendilerine
olan emrini yerine getirmektedirler. Bu gerçek karşısında
insana düşen ise Nahl Suresi'ndeki ayetin devamında
haber verilir; "… Şüphesiz düşünen bir topluluk
için gerçekten bunda bir ayet vardır." (Nahl Suresi,
69)
|

Kovanın kapısında nöbet
tutan arılar
|
5. İşçi arıların besin aramaya çıkmadan önce yaptıkları
çok önemli bir görevleri daha bulunmaktadır: Nöbetçilik.
Her balarısı kovanının önünde nöbetçi arılar bulunur.
Görevleri, kovana girmeye çalışan yabancılara karşı
koymak ve onları geri püskürtmektir. Kovanın kokusunu
taşımayan herhangi bir canlı, diğer arılar ve larvalar
için bir tehlike ve bir düşman olarak kabul edilir.
Bir yabancı, kovan girişinde göründüğü zaman, nöbetçi
arılar çok sert tepkiler verirler. Kanatlarının hızlı
vızıltısı hemen yakındaki diğer arıları uyarır. Nöbetçiler
yabancıya karşı zehirli iğnelerini kullanırlar. Bu zehir
aynı zamanda kovanda yayılan bir koku içerir ve kuvvetli
bir tehlike sinyali olarak etki eder. Bunun üzerine
arılar savaşmaya hazır olarak kovanın girişine gelirler.
Eğer nöbetçi arı düşmanını sokarsa, yaraladığı yerden
zehir enjekte ederek, daha fazla koku salar. Koku ne
kadar kuvvetli olursa, arılar da o kadar heyecanlı ve
savaşçı olurlar.
Bir arı kovanını korumak aslında intihar anlamına gelebilir. Bir
balarısının iğnesi, bir kirpinin dikeni gibi küçük oklara
sahiptir. İğne birçok hayvanın etinden geri çekilemeyebilir.
Arı uçmaya çalışırken iğne deride takılı kalır ve arının
karnının arka tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış kısmında,
zehir salgısı ve onu kontrol eden sinirler vardır. Arı
bu yaralanmadan dolayı ölürken, kovanın geri kalanı
bundan fayda sağlar. Ölen arıdan kopan salgı bezi, kurbanının
yarasına zehir pompalamaya devam eder.
Küçücük bir canlının dünyaya geldiği andan itibaren
hiç durmadan ve yorulmaksızın başkaları için çalışması,
onlara büyük bir itina göstermesi ve hattaonlariçin
ölümü göze alması nasıl açıklanabilir? Dahası dünyanın
her yerinde ve milyonlarca yıldır tüm balarıları ve
karıncalar aynı fedakarlıkları göstermektedirler. Kısacık
ömürlerine sayısız fedakarlığı sığdıran bu canlıların
üstün bir Yaratıcı olan Allah'ın ilhamı ile hareket
ettikleri apaçık bir gerçektir.
"Ben gerçekten,benim de Rabbim,
sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun,
alnından yakalayıp-denetlemediği hiç bir canlı yoktur.
Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru
yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
|