ALLAH'IN GÜZELLİKLERİNDEN
BİR DEMET
-3-
|
|
YAVRU KOALALAR
Yavru koalalar bir aylık olduklarında
sadece sütle değil aynı zamanda annelerinden aldıkları
yarı sindirilmiş okaliptüs yaprağıyla da beslenirler.
En ilginç olanı bu tür bir beslenmenin sadece
iki-üç günde bir gerçekleşmesi ve akşam üstleri
olmasıdır; diğer zamanlarda annenin sindirim sistemi
normal şekilde çalışır. Yavru koalanın annesinin
hazırladığı yiyeceğe ulaşması için kafasını sadece
keseden çıkarması yeterli olacaktır.
Dr. Z. Veselovsky, Are Animals
Different?, s.133
|
|
SU İÇMEYEN HAYVANLAR
Pek çok hayvan genellikle yemek yedikleri
zaman bir şeyler içerler, fakat hiç su içmeyen
birtakım hayvanlar da vardır. Bu canlılar ihtiyaçları
olan suyun tamamını yiyeceklerinden alırlar. Örneğin
çöl tarla kuşları, alakargalar, Avustralya'nın
Aborijin dilinde "su-içmeyen" anlamına
gelen koalalar bu canlılardan en bilinenleridir.
Su temin etmekte zorluk çeken hayvanlar çöllerde
veya ağaç tepelerinde yaşayan hayvanlardır. Bu
hayvanlar su buldukları zamanlarda çok fazla miktarlarda
su içerler.
Dr. Z. Veselovsky, Are Animals
Different?, s.175
|
|
KAFUR BÖCEKLERİ
Kafur böcekleri (Camphor böceği)
suyun üzerinde çok büyük bir hızla hareket ederek
adeta kayak yaparlar. Bu böcekler vücutlarının
arka bölümlerinde veya karın bölgelerinde bir
sıvı üretirler. Bu, böceğin arkasındaki suyun
yüzey gerilimini azaltan özel bir sıvıdır. Önünde
bulunan yüzeyi güçlü bir şekilde ittiğinde böcek
ileriye doğru sürüklenir. Böceğin vücudu sanki
küçük bir motorun desteğiyle yönetilerek hızla
hareket etmesini sağlamaktadır. Hatta böcek karnını
bir taraftan diğer bir tarafa hareket ettirerek
rotasını da istediği gibi ayarlayabilmektedir.
Tonny Seddon, Animal Movement,
s.23
|
|
YILANLARIN DUYMASI
 İnsanların
duyduğu seslerin tümü dış kulaklar tarafından
alınır. Sesler, önce orta, daha sonra iç kulak
yoluyla titreşimler göndererek kulak zarını titretirler.
Bizler bu sayede duyarız. Yılanların başlarının
dışında özel bir kulak bölümleri yoktur. Fakat
iç kısımlarında kulak bölümleri vardır. Sesler
yılanın vücuduna kaslardan geçerek gelir. En sonunda
ise çenelerindeki kemiklere gider. Bu kemikler
içteki kulak bölümlerine bitişiktir. Yılanların
duyması bu sayede gerçekleşir.
Ranger Rick, Şubat 1996, s.45
|
|
KUŞLARIN
YUVALARI
Kuşların yuva yaparken kullandıkları
malzemeler büyük farklılıklar gösterir. Çimler
ve dallar kuşların en çok kullandıkları malzemelerdir.
Güney Amerika'nın fırıncı kuşu yuva yaparken çamur
kullanır. Soldaki resimde görülen Güneydoğu Asya'nın
kırlangıçları kendi salyalarından oluşturdukları
maddelerle yuvalarının temelini oluştururlar.
Yuva mekanları da çeşitlilik gösterir. Kartallar
yuvalarını ağaçların tepelerinde kurarken sağda
resmi görülen büyük-ibikli grebe kuşunun yuvası
ise yüzen bir saldan oluşur.
Dr. Z. Veselovsky, Are Animals
Different?, s.106-107
|
|
ARI YİYİCİ KUŞLAR
Yaklaşık
40 gram ağırlığında olan kuşlar için büyük tropik
bir arının iğnesi ölümcül olabilir. Oysa bazı
kuşlar arı yiyerek beslenirler. Arı-yiyiciler
arının zehirli etkisinin üstesinden iki yolla
gelirler. Öncelikle arının kuvvetli iğnesine karşı
belli bir yere kadar bağışıklıkları vardır. İkinci
olarak da kuşlar tehlikeli türlerle tehlikesiz
olanlar arasındaki farkı ayırt edebilirler ve
aslında arıların sokan türleriyle çok nadiren
uğraşırlar. Bir arıyı yakalayan kuş, öncelikle
böceği gagasının ucunda silkeler, sıkıca tutacak
şekilde kendini ayarlar ve sonra da dala doğru
böceği sertçe çarptırarak bayıltır. Daha sonra
arının vücudunun arka kısmını pürüzlü ağaç kabuğuna
sürter bu işlem keskin iğneyi ve ona bağlı zehirli
keseleri koparıp atar. Bütün bu işlemlerden sonra
kuş arının zehirinin yok olduğuna kanaati gelince
arıyı olduğu gibi yutar. Bir kuşun arının zehirini
nasıl etkisiz hale getireceğini kendi kendine
bulmuş olması mümkün müdür? Peki ya bu zehire
karşı bağışıklık kazanmasını sağlayacak maddeyi
vücudunda kendi kendine oluşturması mümkün müdür?
Bunları bir kuşun bilmesine imkan yoktur. Kuşun
arıyı avlamasındaki planın üstün bir aklın ürünü
olduğu kesin bir gerçektir. Kuşa bütün bunlar
Rahman ve Rahim olan Allah tarafından ilham edilmektedir.
Martyn Bramwell, Birds, The Aerial
Hunters, s.38-39
|
|
TEHLİKELİ SÜNGERLER
Antarktika okyanusunun
derinliklerinde yaşayan birçok omurgasız hayvan
yiyeceklerini, suda bulunan besinleri süzerek
elde ederler. Bu canlılardan süngerler Antarktika
denizlerinde yaşayan, en büyük canlı grubudur.
Süngerlerin de renkli denizyıldızları ve denizhıyarları
gibi düşmanları vardır. Fakat süngerler çeşitlerine
göre kendilerini düşmanlarından koruyacak çok
değişik özelliklere sahiptirler. Dikenli süngerler,
koruma olarak karşı tarafın cesaretini kıran,
uzun dikenlere sahiptirler. Tehlikeyle karşılaştıklarında
hemen dikenlerini ortaya çıkarırlar. Kırmızı,
yeşil süngerler ve kaktüs süngerleri ise denizyıldızlarını
ve diğer hayvanları caydıracak kimyasal bir sıvı
salgılarlar.
Int. Wildlife, Kasım-Aralık 1997,
No.6, s.6
|
|
KÜREK BURUNLU KERTENKELE
Çöllerde yaşayan kürek burunlu kertenkele
kuyruğunu ve ayaklarını serinletmek için sıcak
kumun üzerinde dans eder gibi hareket eder. Sonra
kuyruğundan destek alarak çapraz bir şekilde bir
ön ayağını, bir arka ayağını havaya kaldırır.
Birkaç saniye sonra ayaklar değişir. Kertenkele,
aerodinamik biçimli burnu ve vücudu sayesinde
kum tepeciklerinin içinde adeta yüzebilir. Büyük
ayakları kumların arasında çok hızlı bir şekilde
koşmasına olanak sağlar. Allah bu canlıyı benzersiz
bir yöntemle sıcaktan korumaktadır.
Int. Wildlife, Kasım-Aralık 1997,
No.6, s.53
|
|
DİŞİ ACI BALIKLAR
Dişi acı balıkta (Rhodeus) üreme
mevsiminde uzun bir yumurtlama borusu oluşur.
Daha sonra bu boruyu kullanarak yumurtalarını
tatlı su midyelerinin içine bırakır. Dişinin yumurtaları
midyeye yerleştirmesinden sonra gelen erkek balık
da spermlerini akıtır. Midyede güvenlik içinde
döllenen yumurtalardan çıkan yavru balıklar büyüdükten
sonra midyenin içinden çıkarlar. Bu arada midyenin
larvaları da yavru Rhodeus'ların derilerine tutunarak
başka bir yere taşınırlar. Allah'ın özel olarak
yarattığı bu birliktelik sayesinde her iki canlı
da ihtiyaçlarını karşılamış olurlar.
Dr. Maurice Burton, Balıklar,
s.29
|
|
VATOZLAR
Vatozlar, okyanus
dibini temizleyen balıklardandır. Yüzgeçleri olmayan
bu balıkların derilerinin üstü ince bir zımpara,
altı ise ıslak bir kadife gibidir. Vatozların
savunma mekanizmaları kuyruklarının ucunda bulunan
dikenlerdir. Rahatsız edildiğinde vatoz düşmanını
sokar. Bu sırada dikenlerindeki zehir serbest
kalır. Son derece etkili olan bu zehir canlılar
için öldürücü olabilir.
Ranger Rick, Aralık 1990
|
|
TEMİZLİKÇİ KARİDESLER
Temizlikçi karideslerin görevi, okyanustaki
balıkları temizlemektir. Birçok temizlikçi karides
çeşidi vardır. Resimde görülen karidesin kırmızı
ve beyaz çizgileri bir deniz feneri gibi hareket
ederek, temizlenmeye ihtiyacı olan balığın karidesi
bulmasına yardımcı olur. İki uzun beyaz anteni
olan karides balığın üzerine yerleşir yerleşmez
balık, sabırla derisinin ya da yarasının üzerindeki
parazitlerin yenmesini bekler. Temizlikçi karides,
rahatsızlık verici parazitleri almak için balığın
ağzının içine bile girebilir. Bu temizlik ekibi
balığın tamamen temizlendiğinden emin olana kadar
görevini sürdürür.
Ranger Rick, Aralık 1990, s.5
|
|
YÜZME KESESİ OLMAYAN BALIKLAR
Balıkların
suda rahat hareket etmelerini sağlayan pek çok
sistemleri vardır. Balıklar suda batmadan durmak
istediklerinde yüzme keselerini şişirirler. Cankurtaran
yeleğine benzetilebilecek olan bu yapı bütün balıklarda
bulunmaz. Örneğin derin deniz balıkları ve orkinos
gibi iri balıklardaki yağlı et, onları batmaktan
korur. Bu yüzden yağ kesesine ihtiyaçları yoktur.
Köpek balıklarınınsa oldukça yağlı bir karaciğerleri
vardır. Bu da suda sabit durmak istediklerinde
köpek balıkları için yeterli bir donanımdır. Bunlardan
başka pisi balığı gibi deniz dibinde yaşayan balıklar
suda durmaya gerek duymazlar. Bu yüzden pisi balıklarında
da yüzme kesesi yoktur. Bu örneklerde de görüldüğü
gibi Allah bütün canlıları en uygun sistemlerle
yaratmıştır.
Dr. Maurice Burton, Balıklar,
s.22
|
|
BOWER KUŞLARININ SÜSLÜ YUVALARI
Bower kuşları
yuvalarını süslemeleri ile tanınırlar. Avustralya'nın
büyük gri bower kuşunun (Chlamydera nuchalis)
çalı içinde yaptığı yuva, 300-400 salyangoz kabuğuyla,
yaklaşık 5000 bin beyaz taş, cam ve kemik parçasıyla
bezenmiştir. Resimde görülen bower kuşu ise yuvasını
mavi renkli eşyalarla süsler. Bowerlarda erkekler
bütün güçlerini dekorasyona harcarken, dişi de
yuvanın kurulması ve yavrunun yetiştirilmesi ile
ilgilenir.
Dr. Z. Veselovsky, Are Animals
Different?, s.113
|
|
TERMİTLER
Termitler
yüksekliği 7 metreye ulaşan yuvalar yaparlar.
Yuvanın duvarlarında herhangi bir sebeple delik
açıldığında hemen yuva içinde alarm verilir. Yuva
içerisindeki nöbetçiler başlarını duvarlara vurarak
tehlike uyarısıyla durumu koloninin bütün üyelerine
bildirirler. Bunun üzerine kanatlı termitler yuvanın
daha güvenli bölgelerine çekilirler. Kral ve kraliçenin
bulunduğu odanın girişleri de hızla örülen duvarlarla
kapatılır. Yıkılan kesim hemen asker termitler
tarafından sarılır. Onları duvar malzemesi taşıyan
işçiler izler. Birkaç saat içinde yıkılmış olan
bölümün üzeri bir yığınla kapatılır. Sonra içerideki
bölmelerin inşaatı başlar. Görüldüğü gibi termitler
arasında kusursuz bir haberleşme vardır. Burada
unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır.
Bütün bu düzeni kuran, gökdelenler inşa eden,
güvenlik önlemleri alan termitler kör canlılardır.
Nöbetçilerin uyarılarının bütün termit kolonisi
tarafından algılanması, işlerin düzenlenip karışıklık
çıkmadan yürütülmesi, kuşkusuz ki kör termitlerin
kendi kendilerine sağladıkları bir düzen sonucunda
oluşmaz. Önlerini dahi görmeyen termitler arasındaki
bu kusursuz haberleşmeyi sağlayan, yuvada yaşayan
milyonlarca termit içinde, her bireyin kendine
düşen görevi yapmasını sağlayan hiç kuşkusuz ki
her şeyden haberdar olanAllah'tır.
Bilim ve Teknik Dergisi Ocak 1986,
s.10
|
|
SÜRÜNGENLERİN GÖZLERİ
Sürüngenlerin
en önemli duyusu görmedir. Bazı sürüngenlerde
göze ek olarak birtakım özel organlar bulunur.
Örneğin kum kertenkelesinin alt gözkapağı saydamdır
ve kertenkelenin gözlerini kumdan korur. Burun
delikleri de kuma gömülürken korunmak için yukarıya
doğru dönüktür. Yalnızca gece avlanan geckoların
gözbebekleri büyüktür, gündüzleri gözbebeği parlak
ışıktan korunmak için çizgi şeklini alır. Bundan
başka yılanlarda gözkapağı yokmuş gibi gözükür.
Aslında yılanların gözkapakları vardır, fakat
hareketsizdir ve gözleri saydam bir tabaka ile
örtülüdür. Bazı yılan türlerinin de başlarının
iki yanında ısıya duyarlı çukurlar vardır. Bunlarla
diğer hayvanları hiç görmeden bile kolaylıkla
hissedebilirler.
Dr. Maurice Burton, Sürüngenler
, s.18-19
|
|
SU ÖRÜMCEKLERİ
Su örümcekleri mecbur kalmadıkça
sudan çıkmazlar. Sadece şiddetli yağmurlarda su
yüzeyinde kırılmalar meydana geldiği zaman geçici
olarak kıyıya sığınırlar. Su örümceklerinin ayaklarının
ucunda suyu itme özelliğine sahip, balmumuna bulanmış
kıllardan oluşan kadifemsi sık bir örgü vardır.
Örümceğin ayağının, balmumunu eriten etere batırılmasıyla
yapılan bir deneyde, örümceğin su üzerinde yürüme
yeteneğini yitirdiği görülmüştür. Su örümceğinin
yürüyüşü son derece ustacadır. Daha kısa olan
ön ayakları, özellikle avını yakalamaya yarar.
Orta ayaklar hareketi sağlar, arka ayaklarsa dümen
vazifesini görür. Su örümceği, bir sıçrayışta
bir metre kadar ileriye fırlayabilir. Hatta göz
açıp kapayıncaya kadar, bir ayağını öne, diğer
ayağını arkaya atarak geri dönüş yapabilir. Suya
düşen böceklerin yarattıkları dalgalar su örümceği
tarafından hemen algılanır. Suda oluşan en ufak
bir titreşim örümceği harekete geçirmeye yeter.
Su örümcekleri suya batmalarını engelleyecek ayakları,
sudaki titreşimleri algılayan duyu organları ile
Allah tarafından kusursuz bir biçimde yaratılmışlardır.
Bilim ve Teknik Dergisi, Mart
1986, s.21
|
|
AĞUSTOS BÖCEKLERİNİN SESİ
Bir ağustos böceği (Cicadella viridis),
türdeşleri gibi çok gürültücü bir böcektir. Gövdesinin
arka kısmında hava kesecikleri üzerine yerleşmiş
sağlı sollu iki plak vardır. Ağustos böceği, taş
kadar sertleşmiş bu plakları çalarak o çok iyi
bilinen sesini çıkarır. Plak, bağlı olduğu kas
tarafından çekilip bırakılınca, boş bir teneke
kutunun çıkardığı sese benzer bir ses oluşur.
Böceğin yaptığı bu çekme-bırakma işlemi saniyede
500 kez tekrarlanır. Göğüs kalkanının karın tarafında
bulunan uzantının açılıp kapanmasıyla ses yükselir
veya alçalır. İnsan kulağı, saniyenin onda birinden
daha kısa süreli açılıp kapanmaları, yani ses
kesiklerini fark edemediği için ağustos böceğinin
cızırtısı bize sürekli devam ediyormuş gibi gelir.
Bilim ve Teknik Dergisi, Ocak
1986, s.10
|
|
KARABATAKLAR
Birkaç
yüz kuştan oluşan karabatak sürüleri, göllerde,
toplu olarak balık avlarlar. Bir karabatak sürüsünün
tamamı sırayla kıyıya doğru yüzerken, kuşlar bir
yandan da birbiri ardınca dalış yaparlar. Bu dalışlardan
korkan balıklar da bu sayede daha kolay avlanacakları
sığ sulara itilmiş olurlar. Çok kalabalık olan
karabatak sürüleri aynı anda hangi yöntemi kullanarak
başarılı olacaklarını ve nasıl hareket etmeleri
gerektiğini sadece ve sadece Allah'ın ilhamı sayesinde
bilmektedirler.
Dr. Z. Veselovsky, Are Animals
Different?, s.116
|
|
DÖNER BÖCEKLER
Döner böcekler kınkanatlı
böceklerdendirler. Yeryüzünün hemen her yerine
dağılmış olan bu böcekler genellikle durgun su
birikintilerinin ve göllerin yüzeyinde daireler
çizerek ya da fırıldak gibi dönerek toplu halde
yaşarlar. Saldırıya uğradıklarında hızla suya
dalarak suyun altında yüzebilirler. İki çift bileşik
gözünden bir çifti suyun üstünde, diğeri ise suyun
altında kalabilir. Bu da böceğin aynı anda her
iki ortamı da görmesini sağlar. Döner böceklerin
dişileri silindir biçimindeki yumurtalarını su
altı bitkilerinin üstüne paralel sıralar halinde
bırakırlar. Uzun, dar gövdeli larvaların yalnızca
üç çift bacağı vardır, ama karın bölgelerinin
her birinden uzanan saçaklı solungaçlarıyla görünümleri
kırkayağa benzer. Karnının sol bölümündeki kancalarla
suda yüzen besinleri yakalayabilen larva, pupa
evresinde sudan çıkar ve yine bu kancaların yardımıyla
kıyıdaki bitkilere baş aşağı asılarak toz ve tükürük
salgısıyla kendine koruyucu bir kılıf yapar. Ayrıca
döner böcekler tehlike karşısında kendilerini
savunmak için pis kokulu ve sütümsü bir sıvı da
salgılarlar.
Ana Britannica Ansiklopedisi,
10. Cilt, s.347
|
|
| |
|
|
|
|