|
KUSURSUZ UÇUŞ MAKİNELERİ: KUŞLAR
Evrimciler, kuşların bir şekilde evrimleşmiş olmaları
gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden
geldiklerini iddia ederler. Oysa, kara canlılarından
tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir
vücut mekanizması kademeli evrim modeli ile açıklanabilir
durumda değildir. Her şeyden önce kuşu kuş yapan en
önemli özellik, yani kanatlar, evrim için çok büyük
bir çıkmazdır. Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların
evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder:
"Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle
gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir.
Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla
uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz
iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır." 16
Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl
olup da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda
meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin
ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma
(mutasyon) sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği
asla açıklanamamaktadır.
Ayrıca, bir kara canlısının kuşa dönüşebilmesi için
sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara
canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok
yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri
kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri
çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik
bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha
özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmalar,
yavaş yavaş, "birikerek" oluşamaz. Kara canlılarının
kuşlara dönüştüğü teorisi bu nedenle tamamen bir safsatadır.
KUŞ TÜYLERİNİN YAPISI
Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia eden evrim teorisi,
bu iki ayrı canlı sınıfı arasındaki dev farkları asla
açıklayamamaktadır. Kuşlar; içi boş hafif kemiklerden
oluşan iskelet yapıları, kendilerine özgü akciğer sistemleri,
sıcakkanlı metabolizmaları gibi özellikleriyle sürüngenlerden
çok farklıdır. Kuşlarla sürüngenlerin arasına aşılmaz
bir uçurum koyan bir başka özellik ise, tamamen kuşlara
has bir yapı olan tüylerdir.
Tüyler kuşları bu kadar ilginç kılan estetik unsurlardan
en önemlisidir. "Tüy gibi hafif" sözü tüyün o zarif
yapısındaki mükemmelliği açıklar niteliktedir.
Temelde protein yapısına sahip olan tüyler keratin
adı verilen bir maddeden yapılmıştır. Keratin, derinin
alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin besin ve oksijen
kaynaklarından uzaklaşarak ölmesi ve yerlerini genç
hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı
bir maddedir.
Kuş tüylerindeki tasarım hiçbir evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar komplekstir. Bilim adamı Alan Feduccia, “mekanik aerodinamik mükemmellik sağlayan” tüylerin, “büyüleyici bir yapısal kompleksliğe sahip” olduğunu söyler. 17
Bir evrimci olmasına rağmen Feduccia, ayrıca şunu da itiraf eder:
Tüyler uçuş için kusursuzca bir uygunluk içindedirler; çünkü hafiftirler, sağlamdırlar, aerodinamik şekle sahiptirler ve birbirine geçen kancalı girift yapıları vardır. 18
Tüylerdeki bu tasarım, Charles Darwin'i de çok düşündürmüş,
hatta tavus kuşu tüylerindeki mükemmel estetik kendi
ifadesiyle Darwin'i "hasta etmiş"ti. Darwin, arkadaşı
Asa Gray'e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta "gözü
düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi
zamanla bu probleme alıştırdım" dedikten sonra şöyle
devam ediyordu:
Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni
çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun
tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor.
19
TÜYCÜKLER VE ÇENGELLER
 Eğer bir kuş tüyünü mikroskop altına alır ve incelersek, karşımıza
olağanüstü bir tasarım çıkar. Tüylerin ortasında hepimizin
bildiği uzun ve sert bir boru vardır. Bu borunun her
iki tarafından yüzlerce tüy çıkar. Boyları ve yumuşaklıkları
farklı olan bu tüyler kuşa aerodinamik özellik kazandırır.
Ancak daha da ilginç olanı, bu tüylerin herbirinin üzerinde
de, "tüycük" denilen ve gözle görülemeyecek kadar küçük
olan çok daha küçük tüylerin bulunmasıdır. Bu tüycüklerin
üzerinde ise "çengel" adı verilen minik kancalar vardır.
Bu kancalar sayesinde her tüycük birbirine sanki bir
fermuar gibi tutunur. Bu muhteşem yaratılışı daha yakından
görmek için turna kuşunun tüylerinin yalnızca birisini
ele alalım. Bu tek tüyün üzerinde, tüy borusunun her
iki yanında uzanan 650 tane incecik tüy vardır. Bunların
her birinde ise 600 adet karşılıklı tüycük bulunur.
Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane çengelle birbirlerine
bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi birbirine
kenetlenmiştir. Birbirine çengellerle kenetlenen tüycükler,
o kadar bitişiktir ki, duman üflendiği takdirde bile
aralarından geçemez. Çengeller herhangi bir şekilde
birbirinden ayrılırsa, kuşun bir silkinmesi veya daha
ağır hallerde gagasıyla tüylerini düzeltmesi tüylerin
eski haline dönmesi için yeterlidir.
Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini
daima temiz, bakımlı ve her an kullanıma hazır tutmak
zorundadır. Tüylerin bakımı için kuyruklarının dibinde
bulunan yağ keselerini kullanır. Gagalarıyla bu yağdan
bir miktar alarak, tüylerini temizler ve parlatır. Bu
yağ, yüzücü kuşlarda, suyun içinde veya yağmur altındayken
suyun deriye ulaşmasına engel olur.
Dahası kuşlar tüylerini kabartarak, soğuk havalarda
vücut ısılarının düşmesini engeller. Sıcak havalarda
ise tüylerini vücutlarına yapıştırarak, vücutlarının
serin kalmasını sağlar. 20
TÜY TİPLERİ
Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan tüylerin her birinin
görevi farklıdır. Kuşun karnındaki tüyle kanat ve kuyruk
tüyleri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Büyük
tüylerden meydana gelen kuyruk tüyleri dümen ve fren
görevini yerine getirir. Kanat tüyleri ise, kanat çırpma
esnasında açılarak yüzeyi genişletecek ve kaldırma kuvvetini
artıracak bir yapıdadır. Kuşun kanadını aşağı doğru
çırpması sırasında, tüyler birbirlerine yakın duruma
gelerek, aralarından hava sızması engellenir. Kanatların
yukarıya doğru kalkışı esnasında ise tüyler iyice açılarak
aralarından havanın geçmesine elverişli bir pozisyon
alır. 21 Kuşlar,
uçabilme yeteneklerini koruyabilmek için belirli dönemlerde
tüy döker. Yıpranmış ya da yırtılmış büyük tüyler, görevlerini
tam olarak yerine getiremedikleri için hızla yenilenir.
|
KANATLARDAKİ SANAT
Tüylerin işlevleri çok çeşitlidir.
Kanatlarda bulunan telekler, hayvanın uçmasına
yarar.
Kuyruğu oluşturan kuyruk teleği
ise, bir dümen görevi görür ve kuşun yere konarken
fren yapmasını sağlar. Baş, gövde ve kanatlar
üzerindeki tüyler kuşları suya ve soğuğa karşı
korur.
Ayrıca kuşun havanın içinde
süzülmesini de kolaylaştırır. Kanattaki kıvrım
sebebiyle, hava tarafından uygulanan basınç üst
yüzeyde daha zayıftır, bu da kuşun yükselmesini
sağlar.
Eğer kanat fazla eğimli ise,
hava akımının üst kısma uyguladığı artan basınç,
aşağıya doğru bir güç oluşturur. Böylece kuş irtifa
kaybeder.
Albatros uzun ve dar kanatları
sayesinde okyanusların üzerinde uçabilir. Doğan
ise geniş kanatları sayesinde sıcak hava akımlarından
kolaylıkla yararlanabilir. Bunun yanınıda keçicağan
kuşunun dalgalı kanatları onun çok hızlı uçmasını
sağlar. Uçucu kuşların uzun süre havada kalabilmelerini
sağlayan şey, kanatlarındaki dalgalı yapıdır.
Kuşların çoğu uçabilir, fakat hepsi aynı şekilde
hareket etmez. Bazıları o kadar iyi birer uçucudur
ki neredeyse yerin hemen üzerinde uçabilir. Kanatların
biçimi ise bu uçuş tirleriyle bağlantılıdır.
|
UÇUŞ MAKİNESİNİN ÖZELLİKLERİ
Kuşları incelediğimizde, vücutlarının tüm özelliklerinin
uçuş için özel olarak tasarlandığını görürüz. Öz kütlenin
düşürülmesi ve böylece ağırlığın azaltılması için kemiklerin
içi boş olarak yaratılmış ve vücuda hava keseleri yerleştirilmiştir.
Dışkının katı olmayıp yarı sıvı olması vücutta gereksiz
su tutulmasını ve böylece ağırlığın artmasını engeller.
Tüyler de hacimlerine karşılık son derece hafif yapılardır.
Kuşlardaki bu özel yapıları sırayla inceleyelim.
1- İSKELET
Kuş kemiklerinin içi boş olmasına rağmen, iskelet,
hayvanın sahip olduğu kuvvete oranla fazlasıyla güçlüdür.
Örneğin 18 cm. uzunluğundaki kocabaş kuşu, bir zeytin
çekirdeğini kırmak için gagasıyla ona 68,5 kg.lık bir
basınç uygulayabilir. Kara canlılarınınkinden daha "derli-toplu"
bir yapıya sahip olan kuş iskeletinde omuz, kalça ve
göğüs kemerleri birbirine kaynaşmış bir şekilde birleşiktir.
Bu tasarım kuşa daha sağlam bir yapı kazandırmaktadır.
İskeletin bir başka özelliği, başta belirttiğimiz gibi
diğer bütün omurgalı canlıların iskeletinden hafif olmasıdır.
Örneğin bir güvercinin iskeleti, hayvanın vücut ağırlığının
toplamının sadece % 4.4'ünü oluşturmaktadır. Bir Fregat
kuşunun kemiklerinin toplamı ise 118 gr gelmektedir
ve bu miktar, hayvanın tüylerinin toplam ağırlığından
daha azdır.
2- SOLUNUM SİSTEMİ
Kara canlılarıyla kuşların solunum sistemleri de birbirlerinden
tamamen farklı prensiplerle çalışır. Bunun sebebi kuşların
oksijen ihtiyacının kara canlılarına göre çok daha fazla
olmasıdır. Örneğin, bir kolibri kuşunun oksijen ihtiyacı
bir insanınkinin neredeyse 20 katıdır. Dolayısıyla,
bir kara canlısının akciğeri, kuşun ihtiyacı olan yeterli
oksijeni sağlayamaz. Bu nedenle, kuşların akciğerleri
çok farklı bir tasarımla yaratılmıştır.
Kara canlılarının akciğerleri "çift yönlü" bir yapıya
sahiptir: Nefes alma sırasında, hava akciğerdeki dallanmış
kanallar boyunca ilerler ve küçük hava keseciklerinde
son bulur. Oksijen-karbondioksit alışverişi burada gerçekleştirilir.
Ancak daha sonra, kullanılmış olan bu hava, tam ters
yönde hareket eder ve geldiği yolu izleyerek akciğerden
çıkar, ana bronş yoluyla da dışarı atılır.
Kuşlarda ise hava akciğer kanalı boyunca "tek yönlü"
hareket eder. Akciğerlerin giriş ve çıkış kanalları
birbirlerinden farklıdır ve hava daimi olarak akciğer
içinde tek yönlü olarak akar. Böylece kuş, havadaki
oksijeni kesintisiz olarak alabilir. Böylece kuşun yüksek
enerji ihtiyacı karşılanmış olur. Ünlü bir biyokimyacı olan Michael Denton, Evolution: A Theory In Crisis (Evrim: Kriz İçinde Bir Teori) isimli eserinde bu konuyu şöyle açıklar:
"Kuşlarda ana bronş, akciğer dokusunu oluşturan tüplere
ayrılır. Parabronşi diye adlandırılan bu tüpler sonunda
tekrar birleşerek, havanın akciğerler boyunca tek bir
yönde devamlı akımını sağlayacak sistemi meydana getirirler...
Kuşlardaki akciğerlerin yapısı ve genel solunum sisteminin
çalışması tümüyle kendine özgüdür. Kuşlardaki bu "avien"
sistemi başka hiçbir omurgalı akciğerinde bulunmaz.
Bu sistem bütün kuş türlerinde aynıdır."
22
Kitabın devamında ise bu kadar mükemmel bir sistemin kademeli evrimle oluşamayacağını şu şekilde belirtir:
"Böyle tamamen değişik bir solunum sisteminin, azar
azar küçük değişiklerle standart omurgalı dizaynından
evrimleşmiş olduğu iddiası, düşünülmeden ortaya atılmış
bir tezdir. Solunum faaliyetinin bu evrim süresince
hiç aksamadan korunması, organizmanın hayatını sürdürmesi
için gereklidir. En küçük bir eksik fonksiyon ölümle
sonuçlanacaktır. Kuş akciğeri de, içinde dallanmış olan
parabronşlar ve bu parabronşlara hava sağlanmasını garanti
eden hava kesesi sistemi ile birlikte en üst düzeyde
gelişmiş olana kadar ve beraberce, iç içe geçmiş mükemmel
bir şekilde işlevini yapana kadar, bir solunum organı
olarak görev yapamaz." 23
Kısacası, kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçiş,
ara geçiş safhasında bulunan bir akciğerin hiçbir işlevselliğinin
olmaması sebebiyle mümkün değildir. Akciğeri çalışmayan
bir canlı ise birkaç dakikadan fazla yaşayamaz. Çünkü
mutasyonların kendisini tesadüfen kurtarmalarını bekleyecek
milyonlarca yılı yoktur.
Kuş akciğerinin bu benzersiz yapısı, uçuş için gerekli
olan yüksek miktarda oksijen ihtiyacını karşılamaya
yönelik, çok mükemmel bir tasarımın varlığını göstermektedir.
Yalnızca kuşlara özgü bu anatominin bilinçsiz mutasyonların
amaçsız bir sonucu olamayacağını görmek için, biraz
sağduyu yeterlidir. Açıktır ki kuş akciğeri, canlıların
Allah tarafından yaratıldıklarının sayısız delilinden
sadece biridir.
KUŞLARA ÖZEL AKCİĞER
Kuşlar, sözde ataları
olan sürüngenlerden çok farklı bir anatomiye
sahiptir. Kuş akciğerleri, kara canlılarına
tamamen ters biçimde işler. Kara canlıları
havayı aynı nefes borusundan alır ve verir.
Kuşlarda ise hava akciğere ön taraftan girerken
arka taraftan dışarı verilir. Uçuş sırasında
çok yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyan
kuşlar için böyle özel bir "tasarım" yapılmıştır.
Böyle bir yapının sürüngen akciğerinde evrimleşerek
ortaya çıkması ise imkansızdır. |

Kuş akciğerindeki
tek yönlü hava hareketi, hava kesecikleri
sistemiyle sağlanır. Akciğerin çevresinde
bulunan bu kesecikler önce havayı içlerine
toplar, sonra da düzenli olarak akciğerin
içine pompalar. Böylece akciğerin içinden
sürekli olarak temiz hava geçirilmiş olur.
Kuşların yüksek oksijen gerekisinimi için
böylesine kompleks bir solunum sistemi
yaratılmıştır.
|
|
3-DENGE SİSTEMİ
Allah tüm canlılar gibi kuşları da kusursuz bir biçimde
yaratmıştır. Bu gerçek, her detayda kendini belli eder.
Kuşların vücutları uçuştaki muhtemel bir dengesizliği
engellemek için özel bir tasarımla var edilmiştir. Hayvanın
uçuş sırasında öne doğru eğikleşmesini engellemek için,
kafası özel olarak hafif kılınmıştır: Ortalama bir kuşun
kafasının ağırlığı, vücut ağırlığının yalnızca %1' ini
oluşturur.
Tüylerin aerodinamik yapısı da kuşların denge sistemindeki
önemli bir özelliktir. Özellikle kanat ve kuyruk bölgelerindeki
tüyler, kuşa çok etkili bir denge sistemi sağlar.
Bu özellikler, bir doğanın (falcon pereginus) saatte
384 km. hızla avına dalarken, hiçbir şekilde dengesini
yitirmemesini sağlar.
4- GÜÇ VE ENERJİ PROBLEMİ
Bir olaylar zinciri şeklinde ortaya çıkan her bir süreç,
ister biyoloji, ister kimya veya fizik bilimlerini ilgilendirsin,
"enerjinin korunumu prensibi"ne uygun olarak gelişir.
Bunu özetle "belli bir işin yapılabilmesi için belirlenmiş
miktarda enerji gereklidir" şeklinde de anlatabiliriz
Görmedin mi
ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan
kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir.
Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz
bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
(Nur Suresi, 41)
|
.Enerjinin korunumu prensibinin çarpıcı bir örneğini,
kuşların uçuşunu gözlemlediğinizde bulabilirsiniz. Göçmen
kuşların, uçuşa başlamadan önce, yolculuklarını tamamlamalarını
sağlayacak miktarda enerji depolamaları şarttır. Buna
karşın, uçmanın bir diğer şartı da mümkün olduğunca
hafif olabilmektir. Uçabilmek için, bedeli ne olursa
olsun fazla kilolardan kaçınılmalıdır. Bu arada yakıtın
da mümkün olduğunca verimli olması şarttır. Yani yakıt
minimum ağırlıkta tutulurken, verdiği enerjinin maksimum
olması gereklidir. Bunların hepsi kuşlar için çözümlenmiş
olması gereken problemlerdir.
|

Serçenin kalbi dakikada 460 defa çarpar. Vücut
sıcaklığı ise 42 derecedir. Bir kara omurgalsına
ölüm getirecek olan bu vücut ısısı, gücü artıran
bir etken olarak kuşlar için hayati önem taşır.
Kuşların uçuş sırasında ihtiyaç duydukları büyük
enerji, bu hızlı metabolizma sayesinde sağlanmaktadır.
|
İlk adım en ekonomik uçuş hızının tespit edilmesidir.
Eğer kuş çok yavaş uçacak olsa, havada asılı kalması
için çok enerji sarf etmesi gerekecektir.
Çok hızlı uçacak olsa, bu sefer de meydana gelen hava
direncini aşmak için çok yakıt tüketmesi gerekecektir.
Bu durumda yakıtın en az tüketilmesi için ideal değerde
bir uçuş hızının gerektiğini görürüz. Bu arada şunu
da hatırlatmak gerekir ki, iskeletlerinin ve kanatlarının
aerodinamik yapılarındaki farklılar nedeniyle her kuş
için farklı bir ideal hız geçerlidir.
Bu enerji sorununu altın yağmur kuşu (Pluvialis dominica
fulva) üzerinde inceleyelim: Bu kuş, kışı geçirmek için
her yıl Alaska'dan Hawaii'ye göç eder. Durmaksızın yaptığı
uçuşu sırasında rotası üzerinde hiç ada bulunmaz. Dolayısıyla
kuşun uzun yolculuğu sırasında hiçbir dinlenme imkanı
yoktur. Varış, başlangıç noktasından 4000 km uzaktadır
ve bu mesafe aralıksız yaklaşık 250 bin kanat çırpışını
gerektirir. Yolculuğun tümü 88 saaten fazla sürer.
Kuşun yolculuğa başlarken ağırlığı 200 gramdır. Bunun
70 gramı, yolda yakıt olarak kullanılacak yağlardan
oluşur. Ancak kuş bilimciler, bir altın yağmur kuşunun
bir saat uçmak için harcadığı enerjiyi tespit etmiş
ve kuşun 88 saatlik uçuş için en az 82 gram yakıt harcayacağı
sonucuna varmışlardır. Yani kuşun 12 gramlık bir açığı
vardır ve hesaplara göre Hawai'ye varmadan yüzlerce
kilometre önce enerjisinin bitmesi ve denize düşmesi
gerekmektedir.
Onlar, üstlerinde
dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları
görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan
başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her
şeyi hakkıyla görendir.
(Mülk Suresi, 19)
|
Ama bu hesaba rağmen altın yağmur kuşları hiçbir zaman
denize düşmez ve her sene başarıyla Hawai'ye ulaşır.
Peki bu canlıların sırrı nedir?
Bu kuşları yaratan Allah, onlara uçuşlarını kolaylaştıracak
ve verimlileştirecek bir yöntem ilham etmiştir. Kuşlar
gelişigüzel bir şekilde değil, sürü halinde uçar. Uçarken
de hepsi belirli bir sıraya girer ve havada bir "V"
şekli oluşturur. Bu V şekli, karşılaştıkları hava direncini
azaltır. Bu uçuş düzeni o kadar etkilidir ki, kuşlar
bu sayede yaklaşık % 23'lük bir enerji tasarrufu sağlar.
Bu şekilde, yere indiklerinde fazladan 6-7 gram daha
yağları kalmış olur. Bu artan yağ ise gereksiz değildir;
rüzgarların ters yönden esmesi durumunda kullanılacak
yedek yakıttır. 24
Bu olağanüstü durum karşısında şu soruları sormak gerekir:
Uçuş için ne kadar yağ gerektiğini kuş nereden bilir?
Bu kadar yağı tam yolculuk öncesi nasıl ayarlayabilir?
Uçuş mesafesini ve tam olarak ne kadar yakıt tüketileceğini
nasıl hesaplar?
Kuş Hawai'nin Alaska'dan daha iyi koşullarda olduğunu
nereden bilir?
Kuşların bu bilgilere ulaşmaları, bunlara uygun hesaplar
yapmaları ve bu hesaplara uygun toplu uçuşlar gerçekleştirmeleri
imkansızdır. Bu ise, yaptıkları işlerin gerçekte kuşlara
"ilham edildiğini", bu canlıların üstün bir güç tarafından
yönlendirildiklerini gösterir. Nitekim Kuran'da "dizi
dizi uçan kuşlar"a dikkat çekilmekte ve bu canlıların
Allah'ın kendilerine ilham ettiği bir bilince sahip
oldukları haber verilmektedir:
SİNDİRİM SİSTEMİ
|
Kuşlar
uzun göçlerde tek başlarına değil, sürü halinde
uçmayı tercih ederler. Sürünün "V" şeklindeki
uçuşu, her kuşa %23'lük bir enerji tasarrufu sağlamaktadır
Bu olağanüstü durum
karşısında şu soruları sormak gerekir:
Uçuş için ne kadar yağ
gerektiğini kuş nereden bilir? Bu kadar yağı tam
yolculuk öncesi nasıl ayarlayabilir? Uçuş mesafesini
ve tam olarak ne kadar yakıt tüketileceğini nasıl
hesaplar? Kuş Hawai'nin Alaska'dan daha iyi koşullarda
olduğunu nereden bilir?
|
Uçmak çok fazla güç gerektirir. Bu nedenle kuşlar,
vücut kütlelerine oranla en fazla kas dokusuna sahip
canlılardır. Metabolizmaları da kasların harcadığı güçle
doğru orantıda ayarlanmıştır. Bir canlının metabolik
hızı, ısıdaki 10 derecelik bir artışla ortalama iki
katına çıkar. Bir serçenin 42 derecelik, bir ardıç kuşunun
43.5 derecelik vücut sıcaklıkları ise, metobolizmalarının
ne kadar hızlı çalıştığını gösterir. Bir kara omurgalısına
ancak ölüm getirecek olan bu vücut ısısı, enerji tüketimini
ve böylece gücü artıran bir etken olarak, kuşlar için
hayati önem taşır.
Kuşlar bu derece fazla enerji sarf ettikleri için, yedikleri besinleri
de çok iyi biçimde sindirecek bir yapıya sahiptir. Kuşların
sindirim sistemi, alınan besinin en verimli şekilde
değerlendirilmesini sağlar. Örneğin büyümekte olan yavru
leylek, yediği 3 kg. besinle 1 kg. ağırlık kazanır.
Bu oran, aynı besinlerle beslenen memelilerde 10 kg.'a
karşılık 1 kg. ağırlıktır. Kuşların dolaşım sistemi
de, yine yüksek enerji ihtiyacına uygun olarak yaratılmıştır.
İnsanın kalbi dakikada ortalama 78 kere çarparken, bu
sayı serçede 460, sinek kuşunda 615'tir. Aktif uçma
çok yüksek bir enerji gerektirdiği için, kan dolaşımı
da kara canlılarına göre çok daha hızlı gerçekleşmektedir.
Bu yüksek metabolik hız ve enerji sarfiyatı için gerekli
olan oksijen, özel "hava tipi" akciğerler aracılığıyla
vücuda alınır.
Kuşlar bu denli yüksek enerji harcarlar, ama bu enerjiyi
de çok yüksek verimle kullanır. Kara canlılarıyla karşılaştırıldığında,
enerji sarfiyatları kadar verimlilikleri de çok yüksektir.
Örneğin göç sırasında bir kırlangıç her kilometre 2.5
kilokalori harcarken, bu küçük bir memelide41kilokaloridir.
Kuşları kara canlılarından ayıran bu özelliklerin hiçbiri
mutasyonlarla ortaya çıkamaz. Eğer rastgele mutasyonlarla
bu özelliklerden herhangi birisinin meydana geldiği
farz edilse bile –ki bu imkansızdır- bu özellik dahi
tek başına hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Uçmak için
gerekli olan yüksek miktarda enerjiyi sağlayan metabolizmanın
oluşması, hava tipi bir akciğer olmaksızın hiçbir işe
yaramayacak, aksine yetersiz oksijen alımından dolayı
canlının boğularak ölmesine yol açacaktır. Öncelikle
hava tipi akciğerin oluşması durumunda ise, canlı gereğinden
çok daha fazla oksijen alacak ve bunun sonucunda zarar
görecektir. Bir başka imkansızlık iskelet yapısından
kaynaklanır: Kuş, bir şekilde hava tipi bir akciğere
ve metabolik adaptasyonlara sahip olsa bile, yine de
havalanamayacaktır. Zira canlı ne kadar güçlü olursa
olsun, bir kara canlısının ağır ve nispeten ayrık iskelet
yapısıyla havalanması mümkün değildir. Kanatların oluşması
ise, başta da değindiğimiz gibi, apayrı ve yine kusursuz
bir "tasarım" gerektirir.
Tüm bunlar bizi tek bir sonuca ulaştırır: Kuşların
kökenini, tesadüfi bir gelişimle ve dolayısıyla evrim
teorisiyle açıklamak imkansızdır. Yeryüzündeki binlerce
farklı kuş türü, bugün kuşların sahip olduğu tüm bedensel
özelliklere sahip olarak "bir anda" var olmuştur. Bir
diğer deyişle, Allah tarafından ayrı ayrı yaratılmıştır.
MÜKEMMEL UÇUŞ TEKNİKLERİ
Albatroslardan akbabalara kadar tüm kuşlar, rüzgardan yararlanmalarını
sağlayacak uçuş yöntemleri ile birlikte yaratılmıştır.
Uçmak çok fazla enerji gerektiren bir iştir. Bunun
için kuşlar, gelişmiş göğüs kasları, büyük bir kalp
ve hafif bir iskelete sahip bir bedenle yaratılmıştır.
Kuşlardaki üstün yaratılış örnekleri sadece bedenleri
ile sınırlı değildir. Çoğu kuşa uçmak için gerekli olan
enerjiyi azaltacak yöntemler de ilham edilmiştir.
Kerkenez, Avrupa, Asya ve Afrika'da çok bilinen yırtıcı
bir kuştur. Kerkenezin çok ilginç bir özelliği vardır:
Rüzgarla karşılaştığı zaman kafası görünmeyen bir el
ile tutuluyormuşçasına tamamen hareketsiz kalır. Gövdesi
rüzgara göre yalpalanmasına rağmen, kafası sabittir.
Bu sayede kuşun görüş yeteneği her türlü sarsıntıya
rağmen hep mükemmeldir. Bu yöntem savaş gemilerinde
kullanılan ve denizdeki çalkantılara rağmen silahları
hedefe bağlı tutan jiroskoba benzemektedir. Bu neden
kerkenezin kafası, bilim adamlarınca "jirostabilize
kafa" olarak adlandırılır. 25
ZAMANLAMA TEKNİĞİ
Kuşlar uçarak avlanma sürelerini azami verim alacak
şekilde düzenler. Kerkenezlerin ana besin kaynağı tarla
faresidir. Tarla faresi toprağın altındaki oyuklarda
yaşar ve beslenmek için her iki saatte bir yeryüzüne
çıkar. Kerkenezler de avlanmalarını tarla faresinin
beslenme vaktine göre ayarlar. Gündüz avlanmalarına
karşın, avlarını bekletir ve akşam karanlığında yerler.
Bu sayede gün boyunca boş mide ile uçar ve dolayısıyla
ağırlıklarını azaltmış olur. Bu yöntem uçuş için harcanan
enerjiyi azaltır. Kerkenezin bu sayede %7'lik bir enerji
tasarrufu yaptığı hesaplanmıştır.
26
RÜZGARDA SÜZÜLME
Kerkenezler avlanırken, harcadıkları enerjiyi rüzgarı kullanarak da
azaltır. Kanatları üzerindeki hava akımını artırmak
için rüzgarda süzülür ve eğer yeterli rüzgar varsa havada
kanatları açık şekilde "asılı" kalabilir. Hava akımının
yerden yukarıya doğru olması da onlara ayrı bir avantaj
sağlayacaktır.
Hava akımlarından yararlanarak enerji sağlayıp, bunu
uçarken kullanmaya "süzülme" denir. Kerkenez, bu yeteneğe
sahip birçok kuştan sadece biridir. Süzülebilme özelliği
bu türlerin havadaki üstünlüğünün bir işaretidir.
Süzülerek uçuşun başlıca iki yararı vardır.
Birincisi, yiyecek ararken ya da avlanma alanını diğer
kuşlardan korurken, havada kalabilmek için gerekli enerjiyi
azaltır. İkincisi, kuşa çok daha uzun uçuşlar yapabilme
olanağı verir. Süzülerek uçan bir martı, kanat çırparken
harcadığı enerjinin %70'ini tasarruf eder.
27
HAVA AKIMLARINDAN GELEN ENERJİ
Bir kuş, hava akımlarından farklı şekillerde enerji
elde edebilir: Bir yamaçtan süzülen kerkenezin ya da
denize inen sarp kayalıklardan aşağıya süzülen bir martının
yukarı çıkan hava akımını kullanarak yaptığı uçuşlar
"eğimli süzülme" diye adlandırılır.
Bir tepenin üzerinden kuvvetli bir rüzgar estiği zaman,
hava akımı hareketsiz dalgalar şekline dönüşür. Kuşlar
bu dalgaları kullanarak da dalga süzülmesi yapabilir.
Sümsükkuşu ve diğer deniz kuşları, adaların neden olduğu
bu çeşit hareketsiz dalgaları kullanır. Ender olarak
kuşlar, gemilerin üzerinde süzülen martıların yaptığı
gibi, daha küçük engellerin oluşturduğu havayı kullanarak
da süzülür.
Kuşun yukarı doğru süzülmesini sağlayan akımlar, daha
çok hava cephelerinde görülür.
Hava cepheleri; hava kütleleri arasındaki sınırlardır. Kuşların bu cepheleri kullanarak yaptığı süzülmeler "cephe süzülmeleri" olarak bilinir. Kıyı boyunca denizden esen rüzgarların oluşturduğu cepheler, ancak araştırma radarlarının bu cepheler içinde süzülen kılıç kırlangıcı sürülerini saptaması ile keşfedilmiştir. Kalan iki yöntem ise ısı dalgaları ile süzülme ve rüzgar değişimleri ile süzülmedir.
Isı dalgalarını kullanarak süzülme, genel olarak dünyanın ılıman kesimlerinde, özellikle kıtaların iç bölgelerinde görülür. Toprak güneşle ısındığı zaman, hemen üzerindeki hava tabakası da ısınır ve hafifleyerek bir ısı dalgası halinde atmosferde yükselir. Bu olay, toz fırtınası ya da ısınan havanın dönerek yükseldiği hortum şeklinde gözlenebilir.
AKBABALAR VE SÜZÜLME TEKNİĞİ
Akbabalar, yeryüzünü gözlerken elverişli bir yükseklikte süzülebilmek için, ısı dalgalarına dayalı özel bir yönteme sahiptir. Bir ısı dalgasından diğerine süzülerek gün boyunca çok geniş bir alan üzerinde uçar.
Sabah güneş doğarken ısı dalgaları yükselmeye başlar. Önce küçük akbabalar, daha zayıf olan ısı dalgaları ile yükselir. Hava ısındıkça, onları daha büyük akbabalar izler. Akbabalar, ısınan havanın yarattığı yukarıya doğru çekim alanında adeta yüzerek yükselir. En hızlı yükselen hava, ısı dalgasının merkezindeki havadır. Yerçekimi ile ısınan havanın kaldırma kuvvetini dengelemek için havada daireler çizer. Daha yükseklere çıkmak istediklerinde ısı dalgasının merkezine yaklaşırlar ve buradaki daha hızlı yükselen havayı kullanarak yükselir.
Isı dalgaları diğer avcı kuşlar tarafından da kullanılır. Leylekler de özellikle göç sırasında ısı dalgalarını kullanır. Orta Avrupa'da yuva yapan beyaz leylek, kışı Afrika'da geçirmek için yaklaşık 7000 km. uzağa göç eder. Eğer tüm yolu kanat çırparak geçmeye kalksa yolculuk boyunca dört yerde konaklaması gerekecektir. Ama beyaz leylek günün 6-7 saati ısı dalgaları arasında planör uçuşu yaparak yolculuğunu üç haftada, enerjisinin büyük bir kısmını tasarruf etmiş olarak tamamlar.
Su karadan daha yavaş ısındığı için, denizler üstünde ısı dalgaları oluşmaz. Bu nedenle göç eden kuşlar uzun deniz geçişlerinden kaçınır. Avrupa'dan Afrika'ya göç eden leylekler ve diğer yırtıcı kuşlar, ya İber Yarımadası üzerinden Cebelitarık Boğazı yoluyla ya da Balkanlar üzerinden İstanbul Boğazı yoluyla geçer.
Albatros, sümsükkuşu, martı ve öteki deniz kuşları ise, yüksek dalgaların oluşturduğu hava akımını kullanır. Dalga tepeleri üzerinde uçan bu deniz kuşları, yukarıya doğru sapan havanın kaldırma kuvvetini kazanır. Albatros dalgaların üstünde süzülürken sık sık rüzgara doğru keskin bir şekilde döner ve hızla yükselir. 10-15 metre yükseldikten sonra yeniden döner ve süzülmeyi sürdürür. Burada kuş, rüzgar değişiminden enerji kazanmaktadır. Deniz yüzeyine değen havanın hızı azalır. Bu yüzden, yükselen albatros daha hızlı hava akımı ile karşılaşır. Yeterli bir hıza ulaştıktan sonra yeniden döner ve dalgalar üzerinde süzülmeye devam eder. Yelkovankuşu gibi küçük kuşlar da dalgalar üzerinde süzülürken aynı tekniği uygulayabilir.

Kanat açıklığı 3
metreyi bulan albatros dünyanın en büyük
kuşlarından biridir. Böylesine büyük bir
gövdenin uçması için de büyük bir enerjiye
gereksinim vardır. Ancak Albatros eğimli
süzülme metoduyla kanat çırpmadan ustaca
uçabilir. Bu uçuş tekniği, canlıya büyük
bir enerji tasarrufu sağlamaktadır.
|
Skimmer kuşu, suyla temas ettiğinde
tüylerinin birbirine yapışmasını önleyen
yağdan yoksundur. Bu nedenle diğer su kuşları
gibi avlanmak için dalış yapmaz. Ancak alt
gagası üsttekinden daha uzun olarak yaratılmıştır
ve uçları dokunmaya karşı hassastır. Öte
yandan kanatları öyle tasarlanmıştır ki,
suyun hemen üstünde hiç kanat çırpmadan
uzunca bir süre süzülebilir. Alt gagasını
suya sokarak bu teknikle uçar. Gagasına
bir av temas ettiğinde ise hemen onu yakalar.
|

Yaban kazları 8000
metre yükseklikte uçabilir. Ancak atmosfer,
5000 metrede bile deniz seviyesine kıyasla
%65 daha seyrektir. Atmosferin bu denli
seyrek olduğu bir yükseklikte uçan kuş,
daha hızlı kanat çırpmak zorundadır. Ama
çok kanat çırpmak için de daha çok oksijen
yakması gerekir. Nitekim bu hayvanların
ciğerleri, yükseklerdeki seyrek oksijenden
maksimum oranda faydalanabilecek şekilde
yaratılmıştır. Memeli hayvanlarınkinden
farklı şekilde çalışan akciğerler, kuşların
seyrek havadan normalden fazla enerji almalarını
sağlar.
|
|
KUŞLARDAKİ
TASARIMLAR
Kuşlarda en gelişmiş duyular görme ve işitmedir.
Avcı kuşlarda daha ziyade görme duyusu güçlüdür.
Gece avlananlarda ise işitme duyusu daha hassastır.
|
Bazı
dalgıç kuşlar, örneğin balıkçıl veya
karabatak ise, suda görmeye elverişli
gözlerle donatılmıştır. Bu kuşların
korneaları yassıdır, böylece ışığın
kırılması azalır ve su altında net görüntü
elde eder.
Kuşların
çoğunda gözler çoğunlukla kafanın iki
yanındadır. Bu tasarım sayesinde geniş
bir görüş açısı kazanır.
Gece avlanan yırtıcı kuşların gözlerinin
kafalarının ön kısmında olması ise yine
kusursuz bir tasarımdır; çünkü bu kuşlar
geniş görüş açısından çok, "binoküler"
olarak adlandırılan, dar ama daha net
görüntü açısına ihtiyaç duymaktadır.
(İnsanlar da aynı görüntü açısına sahiptir.)
Kuşların ayrıca çok ilginç bazı duyuları
da vardır. Bu sayede havadaki titreşimleri,
hissedebilir, dünyanın manyetik alanını
algılayıp buna göre yön tayini yapabilir.
Ağaçkakan uzun dili ile ağaç göçdelerindeki
derin deliklerde yaşayan larvalara rahatlıkla
ulaşabilir. Kolibrinin ise ince ve çatallı
bir dili vardır. Bu yapı, çiçeklerdeki
nektarları rahatlıkla toplamasını sağlar.
Kuşların
kafatası da diğer tüm canlılarınki gibi
kusursuz bir tasarıma sahiptir. Görme,
işitme ve koku gibi algılar için kafatasında
özel boşluklar açılmıştır.
Kuş
kemikleri havalanmak için tasarlanmıştır.
İçleri oyuktur. Kas kuşakları ile sarılmıştır.
Böylece sağlamlıklarından hiçbir şey
yitirmeden mükemmel bir hafifliğe kavuşturulmuştur.
Kuşların göğüs kafesi, kanatlar kapandığında
sıkışmaması için eğilmez bir niteliktedir.
Yani kuş uçarken ve nefes alıp verirken,
göğüs kafesinin hacmi büyüyüp küçülmez.
|
  |
|
Kuşların
uçuşu, harika bir hareket şeklidir.
Uçarken kazandıkları hız, koşma ve yüzmeye
kıyasla çok daha yüksektir. Ayrıca,
mesafe başına harcadıkları enerji de,
koşmaya ve yüzmeye göre daha düşüktür.
|
 |
Kanat
açıklığı 55 cm.'i bulan beyaz kanatlı
baykuş, ideal bir gece avcısı olarak
yaratılmıştır. İri gözleri başının ön
tarafına yerleştirilmiştir. Bu yerleşim
avını tespitte büyük avantaj sağlar.
Gözleirin bir başka özellieği ise gece
görüş kapasitesinin yüksek olmasıdır.
Ayrıca beyaz kanatlı baykuşun kafası
kendi etrafında neredeyse 360 derece
dönebilir. Bu da hayvanın görüş alanının
son derece büyük olmasını sağlar. Kuşun
kulakları da son derece hassastır. Gece
çalıların içinde gezinen bir tarla faresinin
çıkarttığı sesleri tünediği daldan duyabilir.
Uçuşu sırasında kanatlarını hiç ses
çıkarmadan çırpabilir. Dalları ve avlarını
sıkıca kavramasını sağlayan güçlü pençeleri
olduğu da düşünülürse, baykuşun ideal
bir gece avcısı olarak yaratıldığı rahatlıkla
anlaşılabilir
|
 |
|
KUŞ YUMURTALARINDAKİ TASARIM
Kuşlardaki yaratılış mucizeleri kanatları, tüyleri ya da göç yetenekleriyle
sınırlı değildir. Bu canlılardaki olağanüstü tasarımlardan
biri de yumurtalarında ortaya çıkar.
Bize çok basit gibi görünen tavuk yumurtasının kabuğunda,
golf topu girintilerini andıran 15 bin kadar gözenek
bulunur. Daha küçük bazı kuşların yumurtaları ise, ancak
mikroskop altında görülebilen süngersi bir kabuğa sahiptir.
Bu girintili-çıkıntılı yapılar, kuş yumurtasına büyük
bir esneklik kazandırmakta ve darbelere karşı direncini
artırmaktadır.
Yumurta tam bir paketleme harikasıdır. Gelişmekte olan
civcivin gereksinim duyduğu tüm besin ve suyu sağlar.
Yumurtanın sarısı, protein, yağ, vitamin ve mineraller
içerirken, akı da bir su deposu işlevini görür.
Gelişmekte olan civcivin besine ve suya olduğu kadar
oksijen almaya ve karbondioksitini dışarı atmaya da
gereksinimi vardır. Civcivin ayrıca bir ısı kaynağına,
kemiklerinin gelişmesi için kalsiyuma, suyunun korunmasına,
bakterilerin bulaşmasına ve mekanik darbelere karşı
bir koruma sistemine gereksinimi vardır. Tüm bu gereksinimleri
yumurta kabuğu karşılar. Civciv, kabuk zarlarının iç
yüzeyinde bulunan bol damarlı bir katman aracılığıyla
oksijen alır ve karbondioksitini atar. Gaz alıp verme,
erişkin hayvanlarda olduğu gibi akciğerlerle değil,
kabuktaki küçük gözenekler yoluyla olur.
Yumurta kabukları, şaşırtıcı ölçüde sağlam olmalarına karşın, çok
da incedir. Bu özellik, kuluçkadaki ana ya da babanın
ısısının, yumurtanın içine kadar kolayca iletilmesini
sağlar.
GEREKLİ BİR KAYIP
Kuluçka dönemi sırasında, yumurtadaki suyun ortalama
%16'sı gözeneklerden dışarı buharlaşarak kaybolur. Biyologlar
eskiden bu su kaybının, yumurta kabuğunun hava geçirebilen
yapısı nedeniyle zorunlu, ama zararlı bir kayıp olduğunu
düşünüyorlardı. Oysa son araştırmalar, bu su kaybının
civcivin yumurtadan çıkması için gerekli olduğunu göstermiştir.
Civcivin yumurtadan çıkarken gagasındaki yumurta dişini
kullanarak kendisine bir delik açtığı ilk aşamada, fazla
oksijene ve başını oynatacak kadar bir boşluğa gereksinimi
vardır. Bu gereksinimler, yumurtadaki suyun kaybedilmesi,
dolayısıyla yer açılması ve bu açılan yerde daha çok
oksijen bulundurulmasıyla karşılanır.
Konunun daha da ilginç olan yönü, farklı yumurta kabuklarının
su kaybetme oranlarının da, ideal olan % 15- 20'lik
su kaybını sağlayacak şekilde ayarlanmış olmasıdır.
Örneğin, dalgıç kuşu yumurtasının su kaybetme oranı,
daha kuru ortamda kuluçkaya yatırılan aynı büyüklükteki
bir başka yumurtadan üç kat daha fazladır.

Yumurta, civcivi 20 günlük
kuluçka dönemi boyunca koruyacak kadar sağlam,
ama dışarı çıkmasına imkan sağlayacak kadar da
kırılgandır.
Civcivler, yumurtalarını kırmak
için kullandıkları özel bir "yumurta dişi"ne sahiptir.
İlginç olan, bu özel kırıcı dişin, civciv yumurtayı
kırmadan önce belirmesi ve sonra da yok olmasıdır.
Bir tavuk yumurtasının, yumurtalık
kanalında geçirdiği evreler. Yumurta kabuğunun
dölyatağında oluşumu, yaklaşık 15-16 saat sürmektedir.
Pek çok kuşun yumurtası kamufle
olmalarını sağlaycak renklerde yaratılmıştır.
Deniz kuşunun yumurtaları ise armut biçimindedir.
Bu, sarp kayalıklar için tasarlanmış ideal bir
şekildir. Darbe çemberler çizenbir yörünge izler.
|
YUMURTADAKİ DAYANIKLILIK TASARIMI
Bir yumurta kabuğunun, gaz, su ve ısı işlemini düzenlemesi
gerektiği kadar sağlam da olması gerekir. Kabuk, gelişmekte
olan civcivi dış darbelere karşı koruyacak ve kuluçkaya
yatan annenin ağırlığını kaldırabilecek kadar dayanıklı
olmalıdır.
Nitekim kuş yumurtalarına baktığımızda, son derece
dayanaklı bir biçimde tasarlandıklarını görürüz. Allah,
küçük ve büyük yumurtaları birbirinden farklı şekilde
yaratmıştır. Büyük kuşların yumurtaları genellikle sert
ve esnek olmayan bir yapıya sahiptir. Daha küçük kuşların
yumurtaları ise yumuşak ve esnektir.
Tavuk yumurtalarının kabukları sert ve gevrektir ancak
yuvada birbirleri üzerine yuvarlandıklarında kırılmaz.
Bu tür kabuk, aslında tüm iri yumurtalarda bulunmaktadır.
Bu sağlamlık, yumurtayı saldırganlardan korumaktadır.
Eğer bu sert ve gevrek kabukları küçük yumurtalarda
olsaydı çok çabuk kırılırlardı. Araştırmalar, küçük
yumurtalardaki kabukların gevrek değil, ama dayanıklı
ve esnek olduğunu göstermektedir. Olası bir darbede
esneyebilmeleri onları kırılmaktan kurtarır.
Bir kabuğun gevrek ya da esnek yapıda olması, sadece
civcivi korumak açısından değil, onun dünyaya geliş
biçimi açısından da belirleyici rol oynar. Sert ve gevrek
bir kabuktan çıkacak olan civcivin, kafasını ve bacaklarını
çıkarmadan önce yumurtanın basık ucunda sadece bir-iki
delik açması yeterlidir. Böylece delikleri birleştiren
bir takım çatlaklar oluşur ve civciv şapka biçiminde
bir kapağı kaldırmakla özgürlüğüne kavuşabilir.
28
|