| 2) GÖRÜNTÜNÜN
OLUŞUMU VE GÖRMEK
Göz
beynin dış dünyaya açılmasını sağlayan bir penceredir. Ancak
görme duyusunun oluşumunda göz yalnızca bir aracıdır. Görmenin
gerçekleştiği yer ise çok daha derinde, beynin içinde gizlidir.
Önce görmenin hangi aşamalar sonucunda gerçekleştiğini
hatırlayalım. Göze gelen ışık ışınları korneadan, gözbebeğinden
ve ardından da mercekten geçer. Saydam tabakanın bükümlü üst
yüzeyi ve mercek, ışınları kırar ve nesnenin (resmin) görüntüsü
ters çevrildikten sonra retinaya ulaşır. Işığa duyarlı hücreler
(reseptörler; koni ve çubuk hücreler) ışığı elektrik sinyallerine
çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak yollarlar. Retinadan
gelen görüntü orjinaline göre başaşağı durumda ve ters taraftadır.
Ancak beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar.
Bu elektriksel uyarılar beyne nesnenin çeşidi, büyüklüğü, rengi,
uzaklığı hakkında haber götürürler ve tüm bu dizi işlemler saniyenin
onda biri kadarlık bir sürede gerçekleşir.16
Görme gerçekleşirken bir saniyede meydana
gelen işlem sayısı şu an mevcut hiçbir bilgisayarın yapamayacağı
kadar yüksektir. Bu kadar hızlı olmasının yanısıra görmenin
en şaşırtıcı ve mucizevi yanı ağ tabakaya düşen ters görüntünün
beynin optik merkezinde düzeltilmesidir.17
BEYNİN GÖRMEDEKİ ROLÜ
Lens tarafından retinada odaklanan görüntü
elektrik sinyallerine dönüştürüldükten sonra saniyenin binde
biri gibi bir zaman diliminde, optik sinirler aracılığıyla
beyne ulaştırılır. Her iki gözden ayrı ayrı elde edilen sinyaller,
bakılan cisme ait bütün özellikleri içerir. Beyin de iki gözden
gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir. Nesnenin
biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta olduğunu saptar.
Kısacası nesneleri gören göz değil beyindir.18
Gözlerden gelen elektrik sinyalleri beynin arka kabuğunda
yer alan primer görme alanına ulaşır. Bu merkez 2.5 milimetre
kalınlığında ve birkaç santim genişliğindedir. Altı tabaka
halinde yüz milyon nöron (sinir hücresi) içerir. Uyarı önce
dördüncü tabakaya gelir, burada analiz edildikten sonra diğer
tabakalara dağılır. Bu merkezde her nöron bin kadar nörondan
uyarı alır ve bin kadar nörona uyarı gönderir. Şuursuz bir
hücrenin doğuştan bin farklı hücre ile bilgi alışverişi yapabilecek
bağlantılara sahip olması ve işlem yapabilmesi elbette tesadüflerin
sonucunda kazanılmış özellikler değildir. Hücreler bu özellikleri
ile birlikte yaratılmışlardır.
(Şekil 2.1) Görme, gözde
değil beyinde oluşur. Göz yalnızca beyne
elektrik sinyalleri gönderen bir aracıdır. Tıpkı
bir kameranın görüntüyü sinyaller halinde televizyon
ekranına aktarması gibi. Fakat bu görüntü ancak
televizyon ekranına bakan biri olduğunda anlam
kazanır. Bakan-gören biri olmazsa televizyonda oluşan
görüntünün hiçbir anlamı olmaz. Burada önemli olan
nokta, gözden beyne elektrik sinyalleri gönderilmesi ve
beyinde bir görüntünün oluşması değildir.
Önemli olan beyinde oluşan görüntüyü kimin-neyin-gördüğüdür.
"Bakan" ve "gören" göz olamaz, çünkü göz yalnızca
bir aracıdır. Gören, beynin kendisi de olamaz,
o da yapısı yağ ve protein olan bir "et"tir
ve o yalnızca elektrik şifrelerinin çözümlendiği
bir ekran gibidir. Göz ve beyin hücrelerden, bu hücreler
şuursuz atomlardan oluşmuştur. O halde
şu soru büyük önem kazanmaktadır. Beyinde oluşan
görüntüye "bakan" ve görüntüyü "gören" kimdir? |
Son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışan beyin aslında
tıpkı diğer organlar gibi milyonlarca küçük hücreden oluşmuş
bir canlılar topluluğudur. İnsan beyninin yüzeyinde her milimetrekarede
100.000 dolayında sinir hücresi bulunur. Beyinde toplam olarak
yaklaşık 10.000.000.000 (10 milyar) sinir hücresi vardır. Yani
beyin 10 milyar küçük canlının oluşturduğu bir organdır. Bu
canlılardan bir kısmı gözden gelen mesajları yorumlayarak, birbirleri
ile koordinasyon halinde görme olayını gerçekleştirirler.
İlerleyen sayfalarda görmenin daha detaylı teknik ayrıntılarına
değinilecektir. Hangi tip hücrelerin gelen sinyalleri nerelere
dağıttığı, görme merkezinde kaç hücre bulunduğu gibi bilgiler...
Bu bilgiler beynin temel çalışma prensiplerini tarif eder.
Göz dibinde ışık ışınlarının odaklanması, bu ışınları elektrik
sinyallerine çeviren mükemmel bir sistemin varolması, her
iki gözde oluşturulan elektrik sinyallerinin beynin belirli
bölümlerine aktarılması, her iki gözden gelen sinyallerin
birbirleriyle çakıştırılması ve buna benzer pek çok karmaşık
ara işlem, görme olayının yalnızca fiziksel ve teknik yönünü
oluşturur. Ancak bütün bu teknik ayrıntılar hiçbir zaman olayın
metafizik sonucunu, yani bu işlemlerin nasıl olup da "görüntü"
denen soyut bir kavram olarak algılandığını, algılanan bu
görüntünün "kim" tarafından bilinçli bir şekilde
yorumlanıp anlam kazandığını açıklayamazlar. Ancak şuuru açık
ve önyargısız düşünebilme kabiliyetine sahip olan bir kişi,
görme olayında fiziğin sınırlarının çoktan aşıldığını ve metafizik
bir boyuta girildiğini farkeder.
Çok önemli sırları gizleyen bu konuyu daha kapsamlı olarak
incelemek üzere şimdilik bir kenara bırakalım ve mevcut sistemin
yaratılışı ve işleyişindeki mucizeleri incelemeye devam edelim.
Yalnız bütün bu teknik ayrıntılar okunurken unutulmaması gereken,
bu olağanüstü özelliklere sahip olmak için hiçbir şey yapmamış
olmanızdır. Yine unutulmaması gereken, bu kusursuz sistemin
anne karnındaki tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda meydana
gelmiş olması ve anlatılan bütün olayların siz bu yazıyı okurken
de sizin kontrolünüz dışında süratle devam etmesidir. Detaylara
inildikçe, böyle bir sistemin tesadüfen, kendisini yaratan
bir akıl ve güç olmadan, kendi kendine oluşmasının imkansızlığını
her insan hemen kavrar. Bu apaçık deliller karşısında gerçekleri
gören kimselerin vicdanları kabul ettiği halde inkara sapmalarının
psikolojisi bir ayette şöyle açıklanmaktadır:
Ayetlerimiz (delillerimiz, mucizelerimiz)
onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki:
"Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul
ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar
ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına
bir bak. (Neml Suresi, 13-14)
KAYIP VE SORUMLULUK SAHİBİ
HÜCRELER
Retinadan çıkan bir milyon hücreye sahip sinir demeti, görmeyle
ilgili bilgiyi elektrik sinyali halinde yüz milyon hücreye sahip
görme korteksine taşır. Bu demetteki her sinir uzantısı doğrudan
doğruya ağ tabakadan başlamakla birlikte, ışığa duyarlı alana
direkt bağlı değildir. Diğer bazı hücreler, görsel bilgilerin
kaydedilip görme siniri üzerindeki hücrelere geçirilmesini sağlar.
Bu arada çok ilginç bir ayrıntı karşımıza çıkar. Beyinle göz
arasında sinir lifleriyle doğrudan kurulan bağlantılarda kimi
zaman kopukluklar yaşanmaktadır. Bunun nedeni bir milyon hatta,
her saniye gelen on milyon sinyalden bazısının görme merkezine
ulaşamadan beyinde farklı bir bölgeye gitmeleridir. Bu görüntüde
kopukluk olmasını gerektirir ancak böyle bir durum söz konusu
olmaz. Gözdeki kusursuz sistem sayesinde hiç kopukluk olmadan
biz görmeye devam ederiz.
İlginç olan, yanlış adrese giden uyarıların, ulaştıkları yer
ile görme merkezi arasındaki hücrelerin yaptıkları aracılık
sayesinde tekrar görme merkezine taşınmasıdır. Acaba bu adreslere
"yanlış" demek mümkün müdür?
Gerçekte değildir. Çünkü görünüşte yapılan bu hata bizlere son
derece büyük bir mucizeyi gösterir. Şuursuz bazı hücreler görevleri
olmadığı halde, görme sinyallerini beynin ilgili bölümüne gönderirler.
Böyle bir sistemde normalde olması gereken, yanlış yere ulaşan
sinyallerin beynin karanlıkları içinde kaybolup gitmesidir.
Ama böyle olmaz, yerine ulaşamayan sinyal kaybolmaz. Ulaştığı
yerdeki hücreler, sanki bu sinyalin bir görme sinyali olduğunu,
gözden geldiğini, görme merkezine gitmesi gerektiğini bilir
gibi hareket ederler. Hiçbir mecburiyetleri olmadığı halde gerekli
bağlantı ve organizasyonu kurarak uyarının beyindeki görme merkezine
gitmesini sağlarlar. Bu sayede, aslında kesik ve parça parça
olması gereken görüntüde hiçbir bozulma olmaz.
Acaba aracılık yapan hücrelere bu eşsiz sorumluluk anlayışını
kim vermiştir? Evrimcilerin tesadüfen oluştuğunu varsaydıkları
bir organı oluşturan milyarlarca hücrenin her biri bu sorumluluk
anlayışına yine tesadüfen mi sahip olmuştur? Dahası böyle bir
sorumluluk örneği sergileyebilmek için herşeyden önce bu hücrelerin
kendi esas görevlerinin haricinde vücutta süregiden diğer işlemlerden
de haberdar olmaları, kendi sorumlulukları dışındaki gelişmeleri
de an an takip ederek bunları telafi edecek bir kabiliyete sahip
olmaları gerekir.
Görme üzerine 20 yıl araştırma yapmış olan David H. Hubel ile
Torsten N. Wiesel yaptıkları çalışmaları anlattıkları bir makalede
şöyle söylemişlerdir: Bu geniş
alana yaygın ve onsuz olunamaz organı anlayabilmek, şimdi de
acıklı bir biçimde yetersiz kalmaktadır.19
Görüldüğü gibi insanın, beyni anlamak için yüzyıllardır sürdürdüğü
çaba "acıklı bir biçimde" yetersizdir. O halde tekrar
düşünelim: Mevcut teknoloji ve bilgi birikimiyle, yapısını dahi
çözemediğimiz, son derece karmaşık ve akıl almaz işler başaran
beyin nasıl oluştu? Bu kadar üstün bir yapı kendi kendine, milyarlarca
hücre ve bu hücreleri oluşturan trilyonlarca proteinin tesadüfen
biraraya gelip her birinin özel anlamı olan trilyonlarca bağlantıyı
rastlantılar sonucunda kurmaları ile mi oluştu?
Evrim için daha da içinden çıkılamayan problem, beyni oluşturan
milyarlarca hücre ve hücreleri oluşturan milyonlarca proteinin
tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşma ihtimalinin bulunmamasıdır.
15 SANTİMETRE İÇİNDE
BİR HAYAT
İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü beynin içinde,
karanlık ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana
gelir. Görme merkezinin toplam büyüklüğü ise 15 cm2'dir. İnsan
hayatına ait herşey, çocukluğu, okuduğu okullar, evi, işi,
ailesi, oturduğu semt, vatandaşı olduğu ülke, üzerinde yaşadığı
dünya ve içinde bulunduğu evren, aynada gördüğü kendi vücuduna
ait görüntü, hayat boyu gördüğü her ayrıntı, kısacası tüm
hayatı, 15 cm2'lik bir et parçası üzerinde oluşur.
Eğer görme alanı denilen bu küçücük et parçası olmasa insan
bu sayılanlardan hiçbirisini göremez, bunların yapılarının
nasıl olduğunu hayalinde bile canlandıramazdı. Gözün bütün
mükemmel ayrıntıları ile var olması da görmeye yetmeyecek,
beyin ve beyindeki görme merkezi olmasa, göz hiçbir işe yaramayan,
anlamsız, su dolu bir top olarak duracaktı. Beyin ve görme
merkezinin görme olayındaki kaçınılmaz rolleri dikkate alındığında
gözün bunlar olmadan tek başına hiçbir anlamı ve fonksiyonu
olmadığı daha iyi anlaşılır.
BEYNİN GÖRMEDEKİ ROLÜ
Beynin görme ile ilgili yaptığı görevler incelendiğinde göz
ile ne kadar uyumlu bir yapıda yaratıldığı daha iyi anlaşılır:
• İki ayrı gözün retinasından gelen sinyallerin üstüste çakıştırılması.
•Bu görüntülerin karşılaştırılarak derinliğin algılanması.
• Çizgi ve sınırların farkedilmesi.
• Görme merkezinde renk analizi.
• Beyinde parlaklığın algılanması. (Beynin parlaklık düzeyini
nasıl farkettiği hakkında çok az şey bilinir. Bununla beraber
bunun kısmen parlaklığın görme alanındaki çizgi, sınır, hareket
eden cisimler ve zıt renklerin neden olduğu görme kontrastlarının
şiddetini artırmasından ileri geldiği sanılmaktadır.)20
• Gözbebeği çapının kontrolü.
• Göz hareketlerinin kaslarla kontrolü.
•Retinadan gelen görüntünün parçalanıp tekrar birleştirilmesi
ve görsel hafızayla tamamlanması.
• Görüntünün ters çevrilmesi. • Kör noktaya düşen görüntünün,
boşluk olarak kalmaması için doldurulması.
BEYNİN HARİTASI
(Şekil 2.3) Beyindeki görme
merkezinde iletişimi sağlayan bağlantılar
görülüyor. |
Brodman adında bir bilim adamı hücreyle ilgili incelemelerine
dayanarak beyin kabuğunun bir haritasını çıkartmıştır. Bu harita
evrimin ne kadar çürük bir iddia olduğunu bir kere daha kanıtlar.
Çünkü bu harita görmenin tesadüflerle oluşamayacak kadar karmaşık
bir algı mekanizması olduğunu gösterir.
Brodman haritası beyin fonksiyonlarında esas alınır. Örneğin
görme ile ilgili bölgenin birincisi Brodman'ın 17. alanıdır.
Bu bölüme optik sinir vasıtası ile son bilgiler ulaşır. Bunun
hemen önünde yer alan ve 19. Brodman alanlarında ise görme ile
ilgili daha önceki bilgiler bulunur. Birincil görme alanı olan
Brodman'ın 17. alanına ulaşan bilgiler 18. ve 19. alanlarda
işlenmeye devam eder. Görme alanının sağ üst bölümünden gelen
görsel bilgiler sol yarım kürede, soldan gelenler ise sağ yarım
kürede işlenir. Bu şekilde uyarılar çaprazlamaya uğradığından,
beyin kabuğunun her yanı, karşıt görsel alandan gelen bilgileri
işler.
Yaratılıştaki mucize, sanat ve harikalıkları gözler önüne seren
bu tip gelişmeler kaydedildikçe, evrimci bilim adamları konuyu
tam aksine bir yerden ele alırlar. Örneğin yukarıda yapılan
açıklamalar, evrimciler tarafından, beynin sırrının çözüldüğü,
bilimin beynin varoluşunu açıkladığı şeklinde yorumlanır. İnkar
edenlerin Allah'ın böyle apaçık mucizeleri karşısındaki kayıtsız
tutumları ve tersine işleyen mantıkları Kuran'da şöyle tarif
edilir:
(Şekil 2.4) Beyinin mevcut
yapısının ayrıntısıyla
gözler önüne serilmesi yaratılmış bir
mucizenin daha iyi görülmesi demektir. Yoksa beyni görevlerine
göre bölümlere ayırıp karmaşık latince
adlar vermek, beynin varlığının
sırrını çözmez. Kaldı ki beyin hakkında
araştırma yapan bir insan da, bu araştırmayı
yaparken Allah'ın kendisine verdiği ve yoktan
var ettiği Allah'a ait olan bir beyni kullanmaktadır.
Kendi beynine sahip olmak için hiçbir çabası olmamış,
doğduğu gün onu yaratılmış
bulmuştur. |
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine
bir ayet (mucize, delil) gelse, kesin olarak ona inanacaklarına
dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler (mucizeler,
deliller), ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse
de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?
Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi
tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır
bir durumda terkederiz. (En'am Suresi, 109-110)
Küfredenlerin bu şekilde gerçekleri ters yüz etme alışkanlıklarından
başka ayetlerde de bahsedilir:
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını
size haber vereyim mi? Onlar, gerçeği ters yüz eden,
günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar
(şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
(Şuara Suresi, 221-223)
Bilim adamları beyindeki mevcut sistemin yapısını keşfetmiş
ve bunu detaylı olarak izah etmişlerdir. Bu sistemin keşfedilmesindeki
her aşama o sistemin harikalığını, mükemmelliğini ve kendi
başına, rastlantılar sonucu varolamayacağını yani yaratılışı
ortaya koyar. Bu da Allah'ın yaratmada hiçbir ortağının olmadığını
anlamamızda vesile olur.
KÖR NOKTA VE BEYNİN TAMAMLAYICI
İŞLEVİ
Bu yazıya bakıyor ve sayfayı tam olarak gördüğünüzü sanıyorsunuz.
Ama hiç de öyle değil, sayfanın küçük bir noktası var ki o
noktayı göremiyorsunuz. O noktanın bulunduğu alan düşünüldüğünde,
siz o alanı göremeyen bir körsünüz. Bu, deneylerle ispatlanmış
bir gerçektir. Kaldı ki bu körlük yalnızca bu sayfa için değil,
hayatınız boyu gördüğünüz bütün görüntüler için geçerlidir.
Bugüne kadar gördüğünüz görüntülerin her bir karesinde aslında
küçük bir noktayı görememiştiniz, çünkü az önce de belirtildiği
gibi, gözünüz bir nokta için hep kördü.
Bu körlüğün sebebi, gözü beyne bağlayan sinirlerin gözün
bir noktasında bulunmamasıdır. Retinanın bu küçük bölümünde
koni ve çubuk hücreleri yoktur. Bu yüzden burası ışığa duyarlı
değildir ve retinanın bu bölgesinde görüntü okunmaz.
Peki göz içinde böyle kör bir nokta bulunduğu
halde nasıl olur da etrafımızdaki herşeyi eksiksiz görürüz.
Bunun sebebi beynin tamamlayıcı özelliğidir. Kör nokta yüzünden
eksik kalan nokta, çevresindeki fona uygun olarak tamamlanır.
Yani beyin, bu noktayı olabilecek en uygun renge boyayarak
kamufle eder.21
Kör noktanın varlığının farkına varılmaması ve görmede bir
eksiklik olmamasının nedeni budur.
Konuyu daha iyi kavrayabilmek için şekil 2.5'teki testi yapabilirsiniz.
Sağ gözünüzü kapayın ve kitabı 50 cm.'lik
mesafeden gözünüze doğru yakınlaştırın. Baştan itibaren gözünüzü
sadece artıya odaklayın. Yakınlaştıkça belirli bir süre için
soldaki kırmızı noktanın yok olduğunu ve yerinin fondaki desenle
doldurulduğunu göreceksiniz. İşte o noktada siz bir körsünüz
fakat bunu hissetmezsiniz. Çünkü beyin kör noktayı, orada
olması gerektiğini düşündüğü en iyi tahminle, yani arkadaki
fon ile doldurur. Bu tahminin nasıl oluşturulduğu ise psikologların
ve nörologlarının çözmeye çalıştığı başlıca sorulardan biridir.
Bazı çevreler kör noktanın varlığını şöyle açıklarlar: Her
iki gözde de kör leke, görme eksenine göre farklı yerde bulunduğundan,
iki gözle görmede, bir noktadan gelen ışınlar, bir gözde kör
noktaya düşerken, diğer gözde duyarlı tabakada toplanırlar.
Bunu savunanlar yeterli açıklamayı yapamadıkları gibi; tek
gözle baktığımızda nasıl eksiksiz görüyoruz sorusuna da net
bir cevap verememişlerdir.22
Buradan ulaşılan sonuç gördüğünüz görüntülerin tamamiyle gerçek
olmadığı, beynin sizi var olduğuna inandırdığı bir illüzyon
olduklarıdır. Yani gerçek olduğuna inandığınız bir görüntü
aslında gerçek olmayabilir. Tıpkı rüyanızda, gerçek sandığınız
olayların ve içinde bulunduğunuz ortamın gerçek olmadığı,
beyninizde yaratılmış bir illüzyon olduğu gibi. Bir sonraki
deneyi yaparak konuyu daha iyi anlayabiliriz (şekil 2.6).
Soldaki artı işaretine bir dakika boyunca gözünüzü ayırmadan
bakın. Daha sonra gözünüzü sağdaki artıya odaklayın ve bir
süre bekleyin. Sağdaki şemanın da renklendiğini göreceksiniz.
Evet ortada renk yoktur ama beyniniz sizi aldatır. Yani gerçekte
olmayan birşeyleri var zannedersiniz.
PARÇALANAN GÖRÜNTÜ
Retina üzerinde oluşan görüntünün her parçası, kafatası içerisinde
elektriksel şifreler olarak dolaşır. Görme siniri boyunca
giden elektriksel uyarıların yorumu beynin arka tarafında
bulunan oksipital lobdaki görme korteksi tarafından gerçekleştirilir.
Başlangıçta çok açık seçik olan "ağ tabaka bilgileri",
anlaşılmaz elektrik sinyalleri olarak görme merkezine ulaşır.
Oradaki sinir hücreleri bu karmaşıklığı çözecek, bunlardan
bir anlam çıkaracak ve her birimiz için belirgin üç boyutlu
görüntüler haline getirecektir. Beynin görme alanı çok karmaşık
şifreler çözen son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışır.
Milyarlarca elektrik sinyali anında okunarak yorumlanır.
(Şekil 2.5) |
Beyin iki bölümlü bir organdır. Her bölümdeki oksipital lob,
gözlerden sadece birinden bilgi alır. Görüş alanının sağ yanındaki
bilgiler sol oksipital loba, sol yanındaki bilgiler de sağ oksipital
loba gider.
Colin Blakemore adlı bilim adamı çalışma sistemi
tam olarak anlaşılamamış bu sistem için şöyle demiştir: "Beyin
görsel bilgiyi aldıktan sonra parçalayıp ne yapar? Eğer daha
sonra yeniden bunları biraraya getirip görüntüyü oluşturacaksa,
hangi amaçla parçalar?"23
Gözün içindeki mekanizmalar, göz-beyin bağlantısı, sinir hücreleri
ve elektrik sinyallerinden meydana gelen bu sistem insan aklının
alamayacağı bir karmaşıklığa sahip olmasına rağmen herşey son
derece düzenli işler, hiçbir kargaşa ve kaos yaşanmaz.
24 Çünkü vücudumuzda en basitinden en
akılalmaz karmaşıklıktaki işleme kadar gereken herşeyin en kusursuz
şekilde yapılmasını sağlayan bir tasarım vardır. Sonsuz bir
kudret sahibi olan Allah tarafından yaratılmış olan bu sistem
sayesinde yaşamımızı -hastalık durumları dışında- hiçbir sıkıntı
çekmeden sürdürürüz.
NE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMEK
İnsan hafızası gördüğü görüntülerin bir kısmını depolar.
Depolardaki dosyalar daha sonra kullanılmak üzere sık sık
açılır. Örneğin, bir çocuk ilk defa kalem gördüğünde hafızasında
kaleme ait bir dosya açılır. Çocuk bir süre sonra tekrar kalem
gördüğünde daha önce açılan kaleme ait dosyadan çıkarılan
görüntü, otomatik olarak yeni görüntü ile kıyaslanır. Bu sayede
çocuk gördüğü şeyin kalem olduğunu anlar.
Aslında bu sistem sadece bebekler ya da çocuklar için geçerli
değildir. Bütün insanların beyinleri -buna sizin beyniniz
de dahil- günlük hayatta bu işlemleri otomatik olarak yapar.
Bir görüntü ile karşılaşıldığında, bu görüntü hemen hafızadaki
arşiv görüntülerle karşılaştırılır. Arşivdeki bilgilerle yapılan
kıyas sonucunda yeni görüntünün ne olduğuna karar verilir.
Eğer çağrışım alanındaki bu işlemler yapılmasaydı kendi çocuğunuzu
bile tanıyamazdınız.
Çağrışım alanı hareket kavramının algılanmasını
da sağlar. Hareket halinde bir cisim gördüğümüzde, hafıza
işlemi devreye girerek o hareketi alıkoyar ve bir sonraki
hareketle karşılaştırır.25Tıpkı bir film
şeridi gibi hareketler ardarda kaydedilir ve bir fotoğraf
serisi oluşur. Nesnenin bulunduğu yer bir an önceki bulunduğu
yere göre kıyaslanarak hareket olgusu zihinde oluşturulur.
(Şekil 2.6) |
Buraya kadar anlatılan bilgileri gözden geçirelim. Hafızaya
birtakım görüntülerin kaydedildiği, daha sonra bunların tekrar
kullanılmak üzere geri çağırıldığından bahsedildi. Peki bu görüntüler
nereye ve nasıl kaydedilirler? Daha sonra bu görüntüler nereden,
kimin kontrolünde, nasıl çıkarılırlar?
Bilgisayar, hafızasına kaydedilecek bilgiyi bir disk üzerinde
saklar ki bu diskin kapasitesi ile sınırlıdır. Oysa beyin, böyle
bir diske sahip olmadığı halde bir et parçasının içinde milyonlarca
görüntüyü saklar. Daha da ilginci şu ana kadar beyinde bir hafıza
merkezi de bulunamamıştır.
Bilgisayar diski, mühendisler tarafından tasarlanmış, fabrikalarda
üretilmiş, her parçasında onu yapan insanların aklının görüldüğü
bir parçadır. Biri ortaya çıkıp demirin, plastik ve camın kendi
kendilerine birleşerek, tesadüfen son derece gelişmiş bir bilgisayar
oluşturduklarını söylese, hatta bu bilgisayarın günümüz bilgisayarlarının
atası olduğunu iddia etse ciddiye alınmaz bile. Oysa bilgisayardan
çok daha üstün olan beynin ve kameralarla karşılaştırılamayacak
kadar gelişmiş bir gözün varlığı, bazı insanlar tarafından tesadüfle
izah edilmeye çalışılır. Ve gerçekte sadece bir aldatmacadan
ibaret olan bu izahlar insanlara bilimsellik kılıfı altında
sunulmaya çalışılır.
Bunun tek bir sebebi vardır. Bilgisayarı yapan bir aklın olduğunu
kabul etmek, bunun tesadüfen değil de, bir fabrikada, insanlar
tarafından üretildiğini söylemek insana hiçbir yükümlülük getirmez.
Ama beyni ve gözü yaratan bir gücün varlığı kabul edilirse o
zaman iş değişir. Yaratılış kabul edilirse, yaratan ve yaratanın
emir ve yasakları, yani dini de kayıtsız şartsız kabul edilmek
zorunda kalınacaktır. Bu yüzden kurdukları din dışı sistemlerin
devamını sağlamak isteyen kimseler, yaratılışa karşı her dönem
evrim teorisi gibi saçma bir varsayımı desteklemişlerdir. Yaptıkları
propagandalarla, konu ile ilgili yeterli bilgisi olmayan kimseler
evrimi kabul edilmiş bir gerçek olarak görürler. Oysa evrim,
doğruluğu hiçbir şekilde ispatlanamadığı gibi tam tersine, geçersizliği
ve tutarsızlığı bilimsel bulgularla defalarca kanıtlanmış bir
ideoloji ve inançtır. GÖRSEL HAFIZA
Görme yani bakılan nesnenin algılanması
sadece göz ve görme merkezi sayesinde gerçekleşen bir algı
değildir. Beynin gördüğü nesneyi algılaması ve yorumunu yapabilmesi
için hafızanın yardımına ihtiyacı vardır.26
Beynin bunu başarabilmesi için "görme asosiyasyon alanları"nın
birlikte çalışmaları gereklidir. Asosiyasyon alanının görevi,
algıların daha üst düzeyde yorumunu hafıza yardımıyla sağlamaktır.
Geçen yarım yüzyılda nörofizyoloji alanındaki birçok ilerlemeye
karşın beynin belki de en önemli fonksiyonu olan hafıza henüz
açıklanamamıştır. Bu konuda bilinenler, bilinmeyenler dağının
yanında bir hiç kalır.
Görmenin "asosiyasyon" bölgesi olan kısmının tahrip
olması veya bu bölgede tümör bulunması körlüğe sebep olmaz.
Birincil görme alanının impulslarıyla bu alan harekete geçer
fakat kişinin gördüğünü yorumlama yeteneği önemli ölçüde azalır.
Böyle bir kişi genelde kelimelerin anlamlarını
tanıma yeteneğini yitirir. Bu duruma kelime körlüğü (dislekzi)
adı verilir. Hasta karşısındaki cismi görür ama anlam veremez.
Örneğin şahıs yemek tabağını mükemmel şekilde görebilir, fakat
bu görme bilgisini bir çatalı doğrudan yemeğe götürmede kullanamaz.
Ancak tabağı eliyle yokladıktan sonra çatalı düzgün bir şekilde
kullanabilir.27
Sağlıklı bir insanın böyle bir rahatsızlığı kafasında canlandırması
bile oldukça zordur. Bir cismi gördüğü halde ne işe yaradığını
bilememek, üstelik bu problemle cismi her gördüğünde tekrar
karşılaşmak insanı son derece aciz bir konuma sokar. Beynin
küçücük bir bölümünün tahrip olmasının böyle bir zorluğun
başlamasına neden olacağı düşünülürse, beynin yaratılışındaki
kusursuz incelik daha iyi anlaşılır.
İKİ GÖZ, TEK GÖRÜNTÜ (BİNOKÜLER
GÖRME)
(Şekil 2.7) Her gözün gördüğü
görüntü retinada ortadan ikiye ayrılır. (yukarıdaki
şekilde bu iki kısım siyah ve yeşil
renklerle gösterilmiştir) Bu bölümlerden gelen
sinyaller ayrı ayrı yollardan beyne ulaşır
ve burada tekrar birleştirilir. Yukarıdaki
şekilde görüldüğü gibi bu görüntülerin parçalanması
ve tekrar birleştirilmesi için mükemmel bir geometrik
uyumun yanısıra sonsuz işlem gerekmektedir.
Daha da ilginci beynin parçalanan görüntüyü tekrar orjinaline
uygun olarak birleştirmesi ve görüntüde bir kayma,
karmaşa, kopukluk bulunmamasıdır. Bütün
bu olup biten olaylar insanın iradesi dışında
gerçekleşir. Böylesine özel ve planlı işlemler
yapan kusursuz bir yapının kendi kendine,
tesadüfen oluşması söz konusu bile olamaz.
Çünkü sistem, ancak yapının eksiksiz ve kusursuz
olarak bir defada var olması sonucunda çalışabilir.
Görüldüğü gibi, evrimin temeli olan 'zaman içinde
gelişme süreci' teorisinin hiçbir geçerliliği
yoktur. Daha da önemlisi yukarda görülen sistemin anne
karnında yoktan var olmasıdır. |
Her insan kendisini iki gözle doğmuş olarak bulur ama hiçbir
zaman bunun nedenini merak etmez. Niçin herkes iki gözlüdür?
İnsanlar tesadüfen mi iki göze sahip olmuşlardır? Yoksa bunun
özel bir sebebi mi vardır?
Aslında her göz tek başına görebilir ve her birinde ayrı ayrı
görüntü oluşur (şekil 2.7). Gözler arasındaki aralık 5 cm.'den
biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler
birbirlerinden farklıdır. Her gözden gelen görüntü iki boyutludur.
İki gözden gelen bilgiler beyinde üç boyutlu tek bir görüntü
haline getirilir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki
mesafe algılanır.
İki gözün gördüğü görüntüler birbirinden farklıdır, ancak birbirlerini
tamamlarlar. Bu iki görüntü arasındaki küçük farklılıkları algılayıp
yorumlamamız görüntünün üç boyutlu olmasını sağlar. Eğer iki
gözde ayrı ayrı oluşan görüntüler beyinde tam olarak birleştirilmeseydi
dünyayı çift ve iki boyutlu görecektik.
Görüntüler arasındaki fark çok basit bir deneyle ispatlanabilir.
Bir ağacın dallarına önce iki gözünüzle sonra tek gözünüzle
bir süre bakın. Daha sonra iki gözünüzü tekrar açın, dallar
daha derin gözükecektir.
Bir başka deney daha yapabiliriz. Tek gözünüzü kapadıktan sonra
bir dikiş iğnesine iplik geçirmeye çalışın. Göreceksiniz ki
bunu başaramayacaksınız. Çünkü tek gözle derinlik algısı olmayacağından,
iğne ile iplik arasındaki küçük mesafe farkını algılayamayacak
ve ipliği deliğe geçiremeyeceksiniz.
(Şekil 2.8) Yandaki şekillerde
a) Gözler P noktasına odaklandığında
P noktası tek görüntü olarak oluşur. Po noktası
odaklama doğrultusunun dışında kaldığından
görüntüsü de çift oluşur. b) Gözler F noktasına
odaklandığında, bakılan cisim ile
göz arasındaki P noktasının görüntüsü
çift oluşur. c) Odaklanan F noktasından daha
uzaktaki P noktasının görüntüsü çift olur.
Görüldüğü gibi iki gözün arasında geometrik
açıdan kusursuz bir uyum vardır. İki
gözün her birinin yapısı tesadüflerle oluşamayacak
kadar karmaşıkken, birbirinden bağımsız
iki organın aralarında nasıl olup da
bu kadar hassas matematiksel bir ayar olduğu evrim
tarafından açıklanamaz. |
Cisimlerin gözümüze zaman zaman çift göründüğü de olur. Eğer
insanlar çift görmenin farkına varamıyorlarsa, bunun nedeni
dikkatin, bakılan cismin dışına yönelmemesidir. Örneğin, iki
kalemi arka arkaya tutup, gözümüzü uzaktakine odaklarsak,
yakındakini çift; yakındakine odaklarsak uzaktakini çift görürüz.
Eğer gözün odaklama yeteneği olmasa, görüntü sürekli çift
olacak ve sağlıklı görüntü oluşamayacaktı.
Birbirlerinden bağımsız olarak gören gözlerin görüntülerinin
tek bir görüntü haline getirilmesi, bunu yaparken iki boyutlu
görüntülere üçüncü bir boyut katılması son derece ince hesaplar
gerektiren bir işlemdir. Eğer gözler tesadüfen oluşmuş organlar
olsalardı, bu derece büyük bir uyum nasıl gerçekleşirdi? Hangi
tesadüf saniyede milyonlarca farklı şifreyi değerlendiren
hatta bu şifreleri birbirleriyle birleştiren kusursuz bir
mekanizma yaratabilir? Eğer gözler arasında bir uyumsuzluk
olsaydı, gönderdikleri sinyaller birbirlerine karışacak ve
karmakarışık bir görüntü ortaya çıkacaktı. Ama böyle bir karmaşa
söz konusu değildir. Birbirleriyle uyum içinde yaratılan iki
gözün gönderdikleri sinyallerin, yine büyük bir uyum ile yaratılan
beyin tarafından değerlendirilmesi sonucunda ortaya kusursuz
bir görüntü çıkar. Böyle bir sistemin varlığını tesadüflerle
açıklamaya imkan yoktur. Allah'ın yaratışındaki kusursuzluk
bir ayette şöyle ifade edilir:
O, biri diğeriyle "tam
bir uyum" (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır.
Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir "çelişki ve
uygunsuzluk" göremezsin. İşte gözü çevirip-gezdir; herhangi
bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (Mülk
Suresi, 3)
UZAKLIĞIN BELİRLENMESİ
Uzaklığın belirlenmesinde beyin özel bir yöntem kullanır. Boyutları
daha önceden bilinen bir cismin uzaklığı, retina üzerine düşen
görüntünün büyüklüğünden tespit edilir. Örneğin bir insanın
retinadaki görüntüsünün büyüklüğünden ne kadar uzakta olduğu
aşağı yukarı hesaplanır.
İnsan hiçbir zaman böyle hesapların kendi
beyninde otomatik olarak yapıldığını fark etmez. O sadece baktığı
cismin uzak ya da yakın olduğunu fark eder.28
Eğer böyle hızlı çalışan bir hesap sistemi olmasaydı, uzaklık
yakınlık kavramları devamlı karışacağından hayat son derece
güçleşirdi. Hiçbir aracı kullanamaz, yolda bile yürüyemezdik.
Dış dünya perspektifi olmayan karmaşık şekiller yığını haline
gelirdi. Buraya kadar verilen örneklerde de görüldüğü gibi Allah
insana bildiği ve bilmediği pek çok nimet vermiştir. Allah kullarına
karşı sonsuz şefkat sahibi ve merhametli olandır.
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde
onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi.
Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac
Suresi, 65) |