|
VÜCUDUMUZUN İKİ
HAKİMİ: HİPOTALAMUS VE
HİPOFİZ
Koltuğunuzda rahat rahat oturup bu satırları okuyabilmenizi,
vücudunuzun iç dengesini sizin adınıza düzenleyen sistemlere
borçlusunuz. Örneğin içinde bulunduğunuz ortamda ısı
kaç derece olursa olsun vücut ısınızın hep 36.5-37.5
derece arasında sabit tutulması gereklidir. Vücut ısısının
ani bir şekilde düşmesi veya yükselmesi ölümle sonuçlanır.
Sağlıklı bir insanın vücut ısısı ise vücudundaki sistemler
sayesinde bir gün içinde en fazla 0.5 derece fark eder.
Aynı şekilde damarlardaki kan basıncı, kanın içinde
bulunan su miktarı, hücrelerin çalışma hızları gibi
etkenler de hassasiyetle ölçülmeli ve mevcut denge her
an korunmalıdır.
Vücuttaki bu dengelerin yapay bir şekilde sağlanmaya
çalışıldığını düşünelim. Öncelikle insan bedeninin birçok
noktasına çok hassas termometreler, damarların içine
kanın yoğunluğunu ölçen özel aletler, damarların yüzeyinde
kan basıncını ölçen alıcılar ve hücrelerin çalışma hızlarını
kontrol eden mini laboratuvarlar yerleştirilmedir. Ardından
vücudun her noktasına yerleştirilen bu binlerce mikro
aletten gelen bilgiler çok gelişmiş bir bilgisayara
aktarılmalı ve gerekli değerlendirmeler her saniye yapılmalıdır.
Bu değerlendirmelerin yapılması da tek başına yeterli
değildir. Aynı zamanda, mevcut verilere göre hangi tedbirlerin
alınacağının belirlenmesi ve alınacak tedbirlerin uygulamaya
konulması için hangi hücrelere, nasıl bir emir verilmesi
gerektiğinin de bilinmesi gerekir.
Şüphesiz günümüz teknolojisi ile insan bedeninin derinliklerine
binlerce termometre, mini laboratuvar, basınç ölçer
gibi aletler yerleştirmek henüz imkansızdır. Ancak mümkün
olan en mükemmel tasarıma sahip özel bir sistem, insan
vücudunun derinliklerine doğuştan yerleştirilmiştir.
Binlerce farklı alıcı vücudun mevcut ısısı, damarlardaki
kan basıncı gibi bilgileri ölçer ve yapılan ölçümler
çok özel bir bilgisayara gönderilir. Bu bilgisayar,
beynin hipotalamus isimli bölgesidir.
BEDENİNİZİN GİZLİ YÖNETİCİSİ: HİPOTALAMUS
Hipotalamus hormon sisteminin genel yöneticisidir.
İnsan vücudunda iç istikrarın sağlanmasında hayati bir
önemi vardır. Hipotalamus her an beyinden ve vücudun
derinliklerinden kendisine ulaştırılan mesajları değerlendirir.
Ardından vücut ısısının sabit tutulması, kan basıncının
düzenlenmesi, su dengesi ve hatta uyku düzenliliğinin
sağlanmasına kadar birçok işlevi yerine getirir.
|

Vücutla ilgili istihbaratın
pek çoğu hipotalamus adlı organa gelir. Hipotalamus
bunları yorumlar, gereken kararları alır ve bunları
hücrelere uygulattırır. Yanda hipotalamusun beyne
göre konumu görülmektedir. Bir et parçasının hayati
kararlar almasını sağlayan, üstün güç sahibi olan
Allah'tır.
|
Hipotalamus beynin hemen alt bölümünde bulunur. Büyüklüğü
bir fındık tanesi kadardır. Vücuda ait istihbaratın
çok önemli bir bölümü hipotalamusa ulaştırılır. Beynin
duyu merkezleri de dahil, vücudun her noktasından hipotalamusa
istihbarat getirilir. Hipotalamus kendisine ulaşan bilgileri
yorumlar, alınması gereken tedbirlere, vücutta yapılması
gereken değişikliklere karar verir ve kararlarını ilgili
vücut hücrelerine uygulattırır.
Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur:
Hipotalamus şuursuz hücrelerden oluşmuş bir organdır.
Bir hücre insanın ne kadar uyuması gerektiğini bilemez.
Vücut ısısının ne olması gerektiğini hesaplayamaz. Ya
da elde ettiği verilere göre en ideal kararları verip,
bunu vücudun uzak bir ucundaki bir başka hücreye uygulattıramaz.
Ancak hipotalamusta bulunan hücreler, vücuttaki dengelerin
sağlanması için olağanüstü bir şuur gerektiren hareketler
yapar. Önümüzdeki sayfalarda şuursuz hücrelerin sergiledikleri
bu olağanüstü hareketleri detaylarıyla inceleyeceğiz.
Hipotalamusun önemli bir özelliği, vücudun diğer kontrol
ve denetleme sistemi olan sinir sistemi ile hormonal
sistem arasında bir köprü oluşturmasıdır. Çünkü hipotalamus
yalnızca hormonal sistemi değil, sinir sistemini de
aynı ustalıkla kullanır.
Hipotalamusun vücut üzerindeki hakimiyetine yardımcı
olan çok önemli bir yardımcısı vardır. Aldığı kararları
gerekli yerlere bu yardımcısı sayesinde bildirir. Örneğin
vücutta kan basıncı düştüğünde ilk olarak istihbarat
birimleri harekete geçer ve bu basınç değişikliğini
hipotalamusa bildirirler. Hipotalamus da basıncın yükselmesi
için ne gibi bir tedbir alınması gerektiğine karar verir.
Kararını yardımcısına bildirir.
Yardımcısı bu kararın uygulanması için vücudun hangi
hücrelerine emir verilmesi gerektiğini bilir. Bu hücrelerin
anlayabileceği dilde mesajlar yazar ve bu mesajları
hemen gönderir. Mesajı alan hücreler kendilerine gelen
emre itaat eder ve kan basıncını yükseltmek için gerekli
tedbirleri alırlar.
|

Hipotalamusun emrindeki
hormonal bezlerin vücut içindeki yerleri.
|
Hipotalamusun yardımcısı, hormonal sistem üzerinde
çok büyük bir etkisi olan hipofiz bezidir.
Hipotalamus ile hipofiz bezi arasında mükemmel bir
iletişim ve haberleşme sistemi kuruludur. Bu iki küçük
et parçası adeta iki şuurlu insan gibi haberleşirler.
Hipotalamusun hipofiz bezi üzerinde tam bir kontrolü
vardır. Hipofiz bezi hayati öneme sahip birçok hormonu
hipotalamusun denetiminde salgılar.
Örneğin gelişme çağındaki bir çocuğun hipotalamusu,
hipofiz bezine bir mesaj gönderir. Bu mesaj "büyüme
hormonu salgıla" emri taşır. Hipofiz bezi de tam
gerekli olduğu kadar büyüme hormonunu salgılar.
Benzer bir olay, vücut hücrelerinin daha hızlı çalışması
gerektiğinde yaşanır. Ancak bu sefer iki aşamalı bir
emir-komuta zinciri gerçekleşir. Hipotalamus hipofize,
hipofiz tiroid bezine bir emir gönderir. Tiroid bezi
de gerekli tiroid hormonunu salgılar ve vücut hücrelerinin
çalışma hızı artar.
Hipotalamus, böbrek üstü bezlerinin (ki bu bezler
çok önemli hormonlar üretirler) çalışması gerektiğinde
ya da üreme organlarının hormon üretmeleri gerektiğinde
yine hipofize bir emir gönderir. Hipofiz de yine kendisine
ulaşan emri, ilgili bölgelere iletir ve bu bölgelerde
gerekli hormonların salgılanmasını sağlar.
1.beyin
2.kafatası
3. hipotalamus
4. ön hipofiz lobu
5. arka hipofiz lobu
6. hipotalamus
7. serbest hormonlar
8. kapı toplardamarı
9. hormonlar
10. serbest hormonlar
11. ön lob
12. prolaktin
13. gonadotropik hormonu
14. tiroidi harekete geçiren hormon
15. ACTH
16. büyüme hormonu
17. süt üretimi
18. gonadlar
19. tiroid bezi
20. adrenal korteks
21. büyüme |
 |
Beynin
hemen altında bulunan ve bir fındık tanesi büyüklüğünde
olan hipotalamus, vücutta metabolizmanın düzenlenmesi,
böbrek üstü bezlerinin faaliyetlerinin yürütülmesi,
büyümenin kontrolü, süt üretimi gibi pek çok hayati
mekanizmayı kontrol eder. Bunu yaparken de emrindeki
diğer hormonal bezleri kullanır.Yukarıdaki şemada
hipotalamusa bağlı olarak çalışan hormonların
hangileri oldukları belirtilmiştir. Bu küçük et
parçalarının şuurlu insanlar gibi haberleşmeleri
ve ortaklaşa çalışmalar yürütmeleri düşünen insanlar
için Allah'ın yüceliğini kavramada bir vesiledir.
|
Hipotalamusun hipofiz bezini kontrol etmek için ürettiği
hormonları şöyle listeleyebiliriz:
- Büyüme Hormonu Salgılatıcı Hormon
- Tiroid Hormonu Salgılatıcı Hormon
- Kortikotropin Salgılatıcı Hormon
- Üreme Hormonu Salgılatıcı Hormon (GnRH)
Kimi durumlarda da hipotalamus, vücut hücrelerine
müdahale etmek için bizzat kendisinin ürettiği iki hormonu
kullanır. Bu hormonları depolanması için önce hipofize
gönderir. Sonra ihtiyaç duyulduğu anda hormonların hipofizden
salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar da;
- Vazopressin (Antidiüretik Hormon) ve
- Oksitosin Hormonu'dur.
Hipotalamusta üretilen bu iki hormon boyut olarak
oldukça küçüktür. Bir tanesi yalnızca 3 amino asit büyüklüğündedir.
Hipotalamus hormonları, diğer hormonlardan sadece küçük
olmaları ile farklılık göstermezler. Vücut içinde
katettikleri yol da diğer hormonlardan farklıdır. Hormonlar
genel olarak üretildikleri hormonal bezden hedeflenen
organa ulaşıncaya kadar oldukça uzun bir yol katederler.
Oysa hipotalamus hormonları yalnızca birkaç milimetrelik
bir kılcal damar yolculuğu yaptıktan sonra hipofize
ulaşırlar. Genel dolaşım sistemine hiç girmezler. Hipotalamus,
hipofiz bezini harekete geçiren hormonlar ürettiği gibi,
aynı zamanda gerektiği zamanlarda hipofiz bezinin hormon
salgılamasını durduran hormonlar da üretir. Böylece
hipofiz bezinin faaliyetlerini tümüyle kontrol altına
almış olur.
HORMON ORKESTRASININ ŞEFİ: HİPOFİZ
BEZİ
Hipofiz bezi nohut büyüklüğünde, 0.5 gram ağırlığında,
küçük, pembe renkli bir et parçasıdır. Beynin hipotalamus
bölgesine küçük bir sap ile bağlıdır. Bu bağlantı sayesinde
hipotalamustan doğrudan emir alır. Bu emir doğrultusunda
gerekli hormonu üretir ve vücutta ihtiyaç duyulan düzenlemenin
yapılmasını sağlar.
Bir
nohut büyüklüğündeki hipofiz bezi insan vücudu üzerinde
o kadar etkilidir ve o kadar harika işler başarır ki,
bu sebeple uzun yıllar bilimsel araştırmaların konusu
olmuştur ve halen de olmaktadır. Hatta bu küçük et parçası
bir anlamda bilim dünyasının "saygısını" kazanmıştır.
Birçok kaynakta hipofiz bezine, sahip olduğu olağanüstü
yetenekler göz önünde bulundurularak, ilginç "yakıştırmalar"
yapılmaktadır. Örneğin kimi kaynaklarda hipofiz bezi
"hormon orkestrasının şefi" olarak tanımlanmaktadır.
Bazı kaynaklarda da hipofiz bezine hormonal sistemin
"şahı" yakıştırması yapılmaktadır. Aynı zamanda
hipofiz bezi "olağanüstü biyolojik harika"
olarak da tanımlanmaktadır.
Bir nohut büyüklüğündeki hipofiz bezi, ürettiği 12
farklı hormon ve hormonal sistem üzerindeki hakimiyeti
ile bu yakıştırmaları hak etmektedir. Çünkü hipofiz
bezi yalnızca belirli doku hücrelerini etkileyen hormonlar
üretmekle kalmaz, aynı zamanda kendisinden çok uzakta
bulunan diğer hormonal bezlerin çalışmalarını da düzenler.
Hormonal bezlerin vücut hücrelerine belirli emirler
vererek bu hücrelerin faaliyetlerini düzenleyen organeller
olduklarını hatırlarsak, bu durumda hipofiz bezinin
önemi daha iyi ortaya çıkar. Çünkü hipofiz bezi yalnızca
birçok vücut hücresine emir vermekle kalmaz, aynı zamanda
vücut hücrelerine emir veren diğer hormonal bezlere
de emir verir. Bir anlamda yöneticilerin yöneticisi
gibi çalışır.
|

Hipofiz bezi küçük bir şef gibi hareket ederek
vücudumuzdaki düzeni sağlar.
|
Örneğin tiroid hormonunun salgılanması gerektiği durumlarda
tiroid bezine bir emir gönderir ve bu hormonun salgılanmasını
sağlar. Aynı şekilde böbrek üstü bezlerine, erkek bedeninde
testislere, kadın bedeninde yumurtalıklara ve süt bezlerine,
ihtiyaç duyulan hormonların salgılanması için emir gönderir.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken konu,
söz konusu hormonların veya bu hormonların etkilediği
hormonal bezlerin isimleri ve görevleri değildir. Üzerinde
durulması gereken konu, bir nohut büyüklüğündeki hipofiz
bezinin nasıl olup da kendisinden çok uzakta bulunan
bir başka hormonal beze emir verebildiğidir. İşte bu
nokta üzerinde tekrar tekrar birçok soru sorabiliriz.
Hipofiz bezi ve bu bezi oluşturan hücreler;
"Böbrek üstü bezinin görevini",
"Bu görevi nasıl yerine getirdiğini",
"Böbrek üstü bezinin harekete geçmesi için gerekli
olan işareti" nasıl bilebilirler?
Böbrek üstü bezindeki hücreler, hipofiz bezinden kendilerine
ulaşan emri nasıl anlayıp yorumlarlar ve bu emre niçin
itaat ederler?
Olayın detayına inildiği zaman mucizenin boyutlarının
daha da genişlediği görülür. Hipofiz bezinin ürettiği
hormon, tam olarak hedeflenen hücrenin üzerinde bulunan
alıcı antenlere uygun olarak tasarlanmıştır. Oysa hiçbir
hipofiz hücresi mesaj gönderilen hormonal bezi görmemiştir.
Hipofiz hücreleri böbrek üstü bezini oluşturan hücrelerin
alıcılarının nasıl bir tasarıma sahip olduğunu bilemezler.
Bu, bir insanın kendisinden binlerce kilometre uzakta,
başka bir ülkede bulunan bir evin, hiç görmediği kapısının
üzerinde bulunan kilide uygun bir anahtarı, bir seferde
hatasız bir şekilde yapmasına benzer. Hipofiz bezini
oluşturan hücreler hiç görmedikleri bu kilitlere uygun
anahtarı yapmayı nereden bilirler?
Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, bu sistemde
hataya yer olmadığıdır. Eğer üretilen anahtar hedeflenen
kapıyı açmazsa, yani üretilen hormon hedeflenen bölgede
görevini yapmazsa bunun sonucu ölümdür. Örneğin eğer
hipofiz bezinin ürettiği hormon böbrek üstü bezini hareket
geçirmezse sonuç ölüm olur.
Mevcut sistemin aslında ne kadar büyük bir mucize
içerdiğini daha iyi anlamak için şöyle bir uygulamaya
başvurulabilir. İnsan bir aynanın karşısına geçmeli
ve iki gözünün birleştiği noktaya bir parmağını koyarak
dikkatle bakmalıdır. İşte bu noktanın yaklaşık 5-6 cm
arkasında, kafatasının hemen içinde bir nohut büyüklüğünde
hipofiz denilen et parçası bulunmaktadır.
Ardından diğer elini belinin üzerine koymalıdır. Bu
elinin hemen altında, bel bölgesinde böbrekleri bulunur.
Böbreklerin hemen üzerinde bulunan ve yaklaşık 4-5 gram
ağırlığında ve bir ceviz büyüklüğündeki et parçası da
böbrek üstü bezleridir.
|
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı
fakir olan) muhtaçlarsınız;
Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır.
(Fatır Suresi, 15)
|
Şimdi dikkatlice düşünün: Bu iki et parçası kendi
aralarında haberleşmektedirler. Unutulmamalıdır ki haberleşen
iki şuurlu insan değil, iki tane hücre topluluğudur.
Üstelik haberleşme sistemleri ve bu haberleşme sonucunda
yapılacak üretim, insanoğlunun sahip olmadığı kadar
ileri bir teknolojiye sahiptir.
Bedeninizin derinliklerinde iki et parçasının birbirleri
ile haberleşip birbirlerini anlıyor olmaları, insanın
gözlerinin önüne serilmiş gerçek bir mucizedir.
Öte yandan bir insan eğer biyoloji eğitimi almamışsa,
beyninin hemen altında, kafatasının içinde böyle bir
organ bulunduğundan haberdar bile değildir. Günlük yaşamda
gördüğünüz insanların çoğu "hipofiz"in ne
olduğunu bilmezler bile. Bu satırları okuduğunuz şu
andan itibaren ilk karşılaştığınız insan sizinle konuşurken
beyninin altındaki küçücük bir et parçası, onun hayatta
kalması için sürekli bedenine mesajlar göndermekte ve
emirler vermektedir. Üstelik bu insanın bütün bu olan
bitenden hiç haberi olmamaktadır. Eğer bu et parçası
görevini yapmazsa bu kişi kısa sürede ölecektir. Bir
an için karşınızdaki insana bu bakış açısıyla bakacak
olursanız, aslında insanoğlunun kendisini yaratan Allah'ın
karşısında ne kadar aciz ve muhtaç olduğunu daha açık
bir şekilde anlayabilirsiniz.
HİPOFİZİN SALGILADIĞI HORMONLAR
Hipofiz hormonlarının isimlerine geçmeden önce bir
noktayı tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz. Bu kitabın
amacı, hormon sisteminde gerçekleşen ve bilim dünyasını
dahi şaşkına çeviren mucizevi olayları incelemek ve
Allah'ın yaratma sanatına daha yakından şahit olmaktır.
Bu yüzden hormonların isimleri değil, bu sistemin nasıl
işlediği üzerinde yoğunlaşmak çok daha yerinde olur.
Çünkü tıp ve biyoloji alanında sıkça kullanılan karmaşık
Latince ve Yunanca isimler birçok insanı biyolojiye
karşı soğutmuştur. Ve bu Latince ve Yunanca isimler
kimi zaman çok basit işleyen bir mekanizmayı bile anlamayı
zorlaştırır. Veya işleyişinde büyük mucizeler olan bir
olaydaki olağanüstülüğün fark edilmesini engeller. Hatta,
biyoloji veya tıp konusunda uzman kişilerin büyük bir
çoğunluğu bu kelimelerin "tılsımı" ile, her
an karşılaştıkları mucizelerin farkına dahi varamazlar.
Örneğin hipofiz bezinin yapısını ve işlevlerini çok
detaylı bilirler, ancak hiçbir zaman küçücük bir et
parçasının gösterdiği şuur ve aklın kaynağının ne olduğu
konusu üzerinde düşünmezler. Bu yüzden isimlerin üzerinde
fazla durulmaması gerektiğini ve bu tanımların tıp literatürüne
uzak okuyucuların gözünü korkutmaması gerektiğini tekrar
hatırlatalım. Nitekim aşağıda bu hormonların isimlerini
kısaca belirtecek, bunu takip eden sayfalarda bu hormonların
ne kadar büyük mucizelere vesile kılındığını inceleyeceğiz.
Hipofiz bezi ön ve arka hipofiz olmak üzere iki parçadan
oluşmuştur. Her iki parçadan da farklı hormonlar salgılanır.
ÖN HİPOFİZ BEZİ
 |
1.
hipotalamus
2. hipofiz sapı
3. arka lob
4. ön lob
5. ADH
6. böbrek tübülleri
7. oksitosin
8. rahim kasları
9. kemik
10. meme bezleri
11. testis
12. GH
13. prolaktin
14. yumurtalık
15. tiroid
16. adrenal korteks
17. ACTH
18. TSH
19. FSH, LH |
Hipofiz
bezinden vücudun her yerine sürekli olarak emirler
gider. Bu emirler sayesinde vücut içindeki kusursuz
organizasyonun önemli bir bölümü gerçekleştirilir.
|
Ön hipofiz bezinden şu ana kadar fonksiyonları tanımlanmış
6 ayrı hormon salgılanır. Bu hormonların bazıları, hormonal
sistemde yer alan diğer hormonal bezleri hedef alır.
Yani hormon sistemini yönetmek için tasarlanmış hormonlardır
ve "tropik hormonlar" olarak adlandırılırlar.
Tropik hormonların görevlerini daha sonraki sayfalarda,
etki ettikleri hormonal bezlerin yapı ve görevleri ile
birlikte inceleyeceğiz. Bu hormonların diğer kısmı da
vücut dokularını uyarırlar. Bu hormonların isimleri
şöyledir:
Diğer hormon bezlerini uyaran hormonlar (Tropik Hormonlar);
1) Tiroid uyarıcı hormon
2) Böbrek üstü bezini uyarıcı hormon (Adrenokortikotforik
hormon)
3) Folikül Uyarıcı Hormon (FSH)
4) Luteinleştirici Hormon (LH)
Vücut Dokularını Hedef Alan Hormonlar (Tropik Olmayan
Hormonlar);
5) Büyüme Hormonu (STH)
6) Prolaktin Hormonu
ARKA HİPOFİZ BEZİ
Hipofiz bezinin arka bölümü, hipotalamusun ürettiği
hormonların depolandığı yerdir. Gerekli durumlarda yine
hipotalamustan gelen emirle hormonlar salgılanır. Bu
hormonlar şöyledir:
1) Vazopressin (Antidiüretik Hormon)
2) Oksitosin
BÜYÜME MUCİZESİ: BÜYÜME HORMONU
Bir yaşını dolduran bir bebek, doğduğu güne oranla
yaklaşık olarak iki kat daha ağır, %50 daha uzundur.
1 yıl içinde olağanüstü bir hızla kilo alır, uzar ve
vücudu orantılı bir şekilde büyür. Yaklaşık 3 kg ağırlığında
50 cm boyunda yeni doğan bir bebeğin, yirmi-yirmi beş
sene içinde 80 kg ağırlığında 1.80 m uzunluğunda yetişkin
bir insan olmasını sağlayan nedir?
Bu sorunun cevabı, hipofiz bezinden salgılanan mucize
bir molekülde, büyüme hormonunda saklıdır.
Küçük bir bebeğin yetişkin bir insan olması için büyümesi
gerekir. Büyüme işlemi de iki farklı şekilde gerçekleşir.
Bazı hücreler hacimlerini artırırlar. Bazı hücreler
de bölünerek çoğalırlar. İşte bu iki işlemi de sağlayan
ve yöneten büyüme hormonudur.
50 cm boyundaki bir bebeğin
zaman içinde 180 cm boyunda yetişkin bir insan
olmasını sağlayan, bir heykeltraş ustalığında
çalışan büyüme hormonudur.
|
Büyüme hormonu hipofiz bezinden salgılanır ve bütün
vücut hücrelerine etki eder. Her hücre hipofiz bezinden
kendisine gelen mesajın anlamını bilir. Eğer büyümesi
gerekiyorsa büyür, bölünerek çoğalması gerekiyorsa çoğalır.
Altta görülen erişkin
kalbi, bebek henüz bir embriyo halindeyken büyüme
hormonunun denetiminde gelişir. Üstteki resimdeki
yumru şeklindeki kırmızı leke gelişmekte olan
kalptir.
|
Örneğin yeni doğmuş bir bebeğin kalbi yetişkin halinin
yaklaşık olarak 16'da biri kadardır. Buna karşın toplam
hücre sayısı yetişkin kalbindekilerle aynıdır. Büyüme
hormonu gelişme döneminde kalp hücrelerine teker teker
etki eder. Her hücre, büyüme hormonunun kendisine emrettiği
kadar gelişme gösterir. Böylece kalp de büyüyerek yetişkin
bir insan kalbi haline gelir.
Sinir hücrelerinin çoğalması da bebek henüz anne karnındayken,
6. ayın sonunda biter. Bu aşamadan doğuma ve doğumdan
yetişkinliğe kadar olan devrede sinir hücrelerinin sayıları
sabit kalır. Büyüme hormonu sinir hücrelerine de hacimsel
olarak büyümelerini emreder. Böylece sinir sistemi büyüme
çağının bitimiyle beraber son halini alır.
İnsan yüzünü kusursuz
bir simetri ve uyum ile inşa edenler, büyüme hormonuna
itaat eden hücrelerimizdir. Hücreler kendilerine
gelen emri eksiksizce uygular, birbirleriyle orantılı
olacak şekilde büyürler. Aksi takdirde insan yüzündeki
simetrinin oluşması mümkün olmaz, burun fazla
büyürken elmacık kemikleri gelişmeyebilirdi. Veya
gözbebekleri gelişirken göz çukuru küçük kalır
ve bu da gözün işlev görememesiyle sonuçlanırdı.
|
Vücutta bulunan diğer hücreler –örneğin kas ve kemik
hücreleri- gelişme dönemi boyunca bölünerek çoğalırlar.
Bu hücrelere ne kadar bölünmeleri gerektiğini bildiren
yine büyüme hormonudur.
Bu durumda şu soruyu sormamız gerekir:
Hipofiz bezi nasıl olur da hücrelerin bölünmesi veya
büyümesi için gerekli olan formülü bilir? Bu, son derece
mucizevi bir olaydır. Çünkü nohut büyüklüğünde bir et
parçası, vücutta bulunan bütün hücrelere hükmetmekte
ve bu hücrelerin hacim olarak genişleyerek veya bölünerek
büyümelerini sağlamaktadır. Sorulması gereken bir başka
soru da şudur: Bu et parçasına bu görevi kim vermiştir?
Bu hücreler niçin bir ömür boyu, diğer hücrelere bölünmelerini
emreden bir mesaj göndermektedir?
İşte bu noktada Allah'ın yaratmasındaki kusursuzluk
ve mükemmellik bir kez daha ortaya çıkar. Küçücük bir
bölgede bulunan hücreler, trilyonlarca hücrenin bir
düzen içinde bölünmelerini ve büyümelerini sağlamaktadır.
Oysa bu hücrelerin insan bedenini dışarıdan görmelerine,
bedenin ne kadar büyümesi ve ne aşamaya geldiğinde durması
gerektiğini bilmelerine imkan yoktur. Bu şuursuz hücreler,
vücudun karanlıkları içinde, ne yaptıklarını dahi bilmeden
büyüme hormonu üretmekte ve üretimi durdurmaları gerektiği
zaman da durmaktadırlar. Öyle kusursuz bir sistem yaratılmıştır
ki, büyümenin ve bu hormonun salgılanmasının her aşaması
kontrol altındadır.
Büyüme hormonu vücuttaki
bütün organların birbirleriyle orantılı büyümesini
de sağlar. Örneğin karın boşluğundaki organların
ve gögüs kafesinin gelişimi birbiriyle orantılıdır.
Eğer göğüs kafesinin büyümesi durduğu halde, kalp
büyümeye devam etseydi, göğüs kafesi kalbi ezerdi.
Bu ise insanın ölümü ile sonuçlanırdı.
|
Büyüme hormonunun bazı hücrelere hacim olarak büyümelerini,
bazı hücrelere de bölünerek çoğalmalarını emretmesi
ise ayrı bir mucizedir. Çünkü her iki hücreye ulaşan
hormon birbirinin kopyasıdır. Ancak emri alan hücrenin
genetik şifresine ne şekilde hareket etmesi gerektiği
yazılmıştır. Büyüme hormonu büyüme emrini verir. Bunun
ne şekilde yapılacağı o hücrenin içinde yazılıdır. Bu
da insan vücudunun her noktasının yaratılışındaki kudret
ve ihtişamı bir kez daha ispatlar.
Burada çok önemli bir detay daha vardır: Büyüme hormonunun
bütün vücut hücreleri üzerinde etkili olması da son
derece büyük bir mucizedir. Eğer bazı hücreler büyüme
hormonuna itaat ederken, bazı hücreler de bu hormona
isyan etseler sonuç felaket olur. Örneğin kalp hücreleri
büyüme hormonunun emrettiği şekilde büyürken, göğüs
kafesi hücreleri çoğalmayı ve büyümeyi reddederlerse
ne olur? Büyüyen kalp küçük kalan göğüs kafesi içinde
sıkışır ve sonuç ölüm olurdu.
Ya da burun kemiği büyürken burun derisi büyümesini
durdurursa, burun kemiği burun derisini yırtarak dışarı
çıkardı. Kasların, kemiklerin, derinin ve organların
birbirleriyle uyumlu bir şekilde büyümeleri, her hücrenin
teker teker büyüme hormonuna itaat etmesi sayesinde
kusursuz bir şekilde sağlanır.
 |
1.kemik
gövdesi
2.kemik ucu
3.kıkırdak
4.epifiliz tabakası
5.kemikleşen kıkırdak
6.kemik
7. kemikleşme merkezleri
8. atar damar
9.ikincil kemikleşme merkezi
10.ilik boşluğu 11.kemik dış zarı
12.ilik boşluğu
13.atar damar
14.eklem kıkırdağı |
Kemik hücrelerinin her
biri vücudun hangi bölgesinde, nasıl bir şekil
alacaklarını ve ne kadar büyüyeceklerini çok iyi
bilirler. Büyüme hormonunun verdiği emirleri eksiksiz
yerine getirirler. Vücudumuzdaki hücreler arasındaki
bu iletişim sayesinde orantılı bir vücuda sahip
oluruz.
|
Büyüme hormonu, kemiklerin ucundaki
kıkırdak dokunun gelişmesi için de emir verir. Bu kıkırdak,
yeni doğan bir bebeğin kalıbı gibidir. O büyümedikçe,
bebek de büyüyemez.1 Burada bulunan
hücreler kemiği uzunlamasına büyütürler. Peki bu hücreler
kemiğin uzunlamasına büyümesi gerektiğini nereden bilirler?
Eğer bu kemik yana doğru büyüse bacak uzayamayacak,
hatta bacak kemiği bu bölgede deriyi yırtarak dışarı
çıkacaktır. Ancak herşey planlanmış ve bu plan her hücrenin
çekirdeğine yerleştirilmiştir. Böylece kemikler uzunlamasına
büyür.
Büyüme hormonunda görülen bir başka
mucize de bu hormonun salgılandığı dönem ve miktarıdır.
Büyüme hormonu tam olarak gereken miktarda ve en yoğun
olarak da büyüme çağında salgılanır. Bu, çok önemli
bir mucizedir. Çünkü ihtiyaç duyulandan biraz daha az
veya biraz daha fazla hormon salgılanması durumunda
oldukça sakıncalı sonuçlar ortaya çıkar. Eğer büyüme
hormonu az salgılanırsa cüceliğe, çok salgılanırsa devliğe
yol açar.2
İşte bu yüzden vücutta büyüme hormonunun
salgılanma miktarını düzenleyen çok özel bir sistem
yaratılmıştır. Bu hormonunun salgılanma miktarına hipofiz
bezinin yöneticisi sayılan hipotalamus karar verir.
Büyüme hormonu salgılanması gerektiği zaman hipofize
"büyüme hormonu salgılattırıcı hormon" (GHRH)
gönderir. Kanda gereğinden fazla büyüme hormonu bulunduğu
zaman da, hipotalamus hipofize bir mesaj (somatostatin
hormonu) göndererek, büyüme hormonunun salgılanmasını
yavaşlatır.3
Peki hipotalamusu oluşturan hücreler, kanda ne kadar
büyüme hormonu olması gerektiğini nereden bilmektedirler?
Nasıl olur da kanda bulunan büyüme hormonu miktarını
ölçer ve bu duruma göre bir karar verebilirler? Bu durumun
ne kadar büyük bir mucize olduğunu anlamak için şu örnek
üzerinde düşünelim:
Bir insanı özel bir cihaz yardımı ile milyarlarca
kez -insan bir hücre boyutuna inene kadar- küçülttüğümüzü
düşünelim. Bu insan özel bir kapsüle yerleştirilip hipotalamus
bölgesinde bulunan hücrelerden birinin yanına yerleştirilsin.

Büyüme hormonunun ihtiyaç
duyulandan biraz daha az veya biraz daha fazla
salgılanması durumunda oldukça sakıncalı durumlar
ortaya çıkar. Az salgılanması durumunda cücelik,
çok salgılanması durumunda ise devlik ortaya
çıkar. İşte bu nedenle Allah, büyüme hormonunun
salgılanma miktarını düzenleyen çok özel bir
sistem yaratmıştır.
|
 |
Bu kişinin görevi, önünden geçen kılcal damarın içinde
bulunan büyüme hormonu moleküllerini saymaktır. Eğer
bu molekül sayısında bir düşüş veya artış olursa bunu
da tespit etmektir. Bilindiği gibi kan sıvısının içinde
binlerce farklı madde bulunmaktadır. Moleküler yapılar
düşünüldüğü zaman bir insanın önüne konulan şeklin büyüme
hormonuna mı yoksa başka bir maddeye mi ait olduğunu
bilmesi (eğer bu konuda uzman bir bilim adamı değilse)
imkansızdır. Ancak hipotalamusa yerleştirdiğimiz insanın
milyonlarca molekül içinde büyüme hormonlarını mutlaka
tanıması gerekir. Ayrıca bu hormonun miktarını da her
an kontrol etmek zorundadır.
Bir insan için bile oldukça zor görünen bu görevi,
şuursuz hipotalamus hücreleri nasıl yapmaktadırlar?
Her an kanda bulunan büyüme hormonu miktarını nasıl
ölçmektedirler? Büyüme hormonunu diğer moleküllerden
nasıl ayırt etmektedirler? Bu hücrelerin molekülleri
tanımalarını sağlayacak gözleri, durum değerlendirmesi
yapacak bir beyinleri yoktur. Ancak Allah'ın kurduğu
kusursuz sistem içinde kendilerine emredilen görevi
hatasız bir şekilde yerine getirirler.
Büyüme hormonu yalnızca gelişme çağında
değil, yetişkin insanlarda da salgılanmaya devam eder.
Bu durumda yetişkinlerin de büyümeye ve uzamaya devam
etmeleri, insanların dev yaratıklar haline gelmeleri
gerekirdi. Ancak böyle birşey gerçekleşmez. İnsan belirli
bir büyüklüğe ulaştıktan sonra hücreler bölünmeye ve
büyümeye devam etmezler.4 Bilim adamları
hücrelerin niçin bölünme ve büyüme işlemine bir son
verdiklerini halen bilmiyorlar. Bu konuda bilinen tek
bir şey var; o da, hücrelerin çok özel bir sistem sayesinde
zamanı geldiğinde daha fazla büyümemeye ve bölünmemeye
programlanmış olduklarıdır. Bu durumda insanın bu kusursuz
programlamayı yapan gücü düşünmesi gerekir. Bu gerçek
bize Allah'ın yaratışındaki bir başka mucizeyi gösterir.

Bir insanın, vücudundaki
kılcal damarlarda bulunan büyüme hormonu moleküllerini
sayması ve bu molekülün sayısındaki düşüş veya
artışı tespit etmesi mümkün değildir. Ancak
hipotalamusu oluşturan hücreler kan sıvısının
içindeki binlerce farklı maddeden büyüme hormonunu
seçer ve gerekli tespitlerle birlikte vücutta
düzenlemeler yaparlar.
|
Trilyonlarca hücrenin, büyümelerini ve bölünmelerini
birbirleriyle uyumlu olarak aynı zamanda durdurmalarının
ne kadar önemli bir olay olduğunu anlamak çok zor değildir.
Eğer bu hücrelerden bazıları diğer hücreler gibi bölünmelerini
durdurmasalar, sonuç insan için oldukça kötü olur. Gelişme
durduğu zaman herhangi bir grup hücre, örneğin göz hücreleri
bölünmeye ve büyümeye devam etseler, göz, göz boşluğu
içinde sıkışarak patlar.
Trilyonlarca hücrenin birdenbire bölünme faaliyetlerini
durdurmalarından söz etmişken bir konuyu daha hatırlatmakta
fayda vardır. İnsan oğlunun on yıllardır savaştığı ve
halen yenemediği kanser hastalığı, tek bir hücrenin
durmaksızın kontrol dışı bölünmeye devam etmesi sonucunda
ortaya çıkar. Bu örnek mevcut sistemdeki dengenin hassasiyetinin
daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.
Yetişkinlikte büyüme hormonu, bazı
özel hücreler için etkili olmaya devam eder ve bu hücreleri
bölünerek çoğalmaya teşvik eder. Bu durum yine bir yaratılış
mucizesidir ve çok özel bir amaca hizmet etmektedir.
Bölünen hücreler artık büyümeye değil, vücudun onarımına
ve yenilenmesine hizmet ederler. Örneğin deri hücreleri
ve alyuvarlar durmaksızın bölünürler. Bunun için vücudumuzda
her dakika 200 milyon yeni hücre doğar.5
Bu hücreler yaşlanmış ve yıpranmış hücreler ile yer
değiştirirler. Böylece toplam sayı hep sabit tutulur.
Büyüme hormonu öyle özel bir tasarıma sahiptir ki,
hücre bölünmesinin ve büyümesinin sağlanması için birçok
faktörü de devreye sokar.
Yukarıdaki resimler, yetişkinlerde
büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda
meydana gelen bir hastalığı olan kadının 16, 33
ve 52 yaşlarındaki hallerini gösteriyor. Bu hastalıkta
özellikle çenede, ellerde ve burunda aşırı bir
büyüme meydana geliyor.
|
Hücrelerin bölünmeleri veya büyümeleri için öncelikle
hacimlerini artırmaları gerekir. Bu da ancak hücrede
protein üretiminin artmasıyla mümkün olur. İşte büyüme
hormonu da hücredeki protein üretimini hızlandıran bir
özelliğe sahiptir.
Bilindiği gibi protein üretimi oldukça karmaşık bir
sistem sayesinde gerçekleşir. Bilim adamlarının bu sistemin
yüzeysel detaylarını anlamaları bile yıllar süren araştırmalar
sonucunda mümkün olmuştur. Bu sistemin çalışmasını hızlandıracak
bir molekül üretmek için bu sistemin bütün detaylarına
hakim olmak gerekir. Büyüme hormonunun protein üretiminin
hızını artıracak bir tasarıma sahip olması, protein
üreten sistemin ve büyüme hormonunun Allah tarafından
birbirlerine uygun olarak yaratıldıklarının ve Allah'ın
emriyle hareket ettiklerinin bir delilidir.
Üstte büyüme hormonunun
resmi görülüyor. Gözle görülmeyecek kadar küçük
olan bu varlıkların, vücut içinde üstün bir şuur,
akıl ve sorumluluk hissiyle hareket ederek, insanı
en güzel suretine getirmeleri büyük bir mucizedir.
Bu mucizeyi yaratan ise, alemlerin Rabbi olan
Allah'tır.
|
Büyüme hormonu yalnızca protein sentezinin hızlanmasını
sağlamaz, aynı zamanda protein sentezi için gerekli
olan hammaddenin de hücreye girişini sağlar. Protein
sentezinin yapılabilmesi için gerekli olan başlıca materyal,
proteinin yapıtaşı olan amino asitlerdir. Büyüme hormonu
sanki bu bilgiden de haberdarmış gibi, hücre zarının
daha çok amino asit yakalaması için hücre zarını uyarır.
Protein sentezinin hızlanması için hücre metabolizmasının
da hızlanması gerekir. Bunun için büyüme hormonu diğer
hormonlarla işbirliği yapar. Büyüme sırasında salgılanan
tiroid hormonu hücrelerin metabolitik aktivitelerini
hızlandırır.
Bütün bu işlemlerin yapılabilmesi için elbette çok
önemli bir şeye daha ihtiyaç vardır; enerjiye. Buraya
kadar saydığımız bütün sistemler eksiksiz var olsalar
bile, enerji kaynağı olmadan bunların bir önemi yoktur.
Çünkü enerji olmadan büyüme faaliyetini gerçekleştirmek
imkansızdır. Ancak insan vücudu o kadar kusursuz ve
o kadar planlı yaratılmıştır ki, bu ihtiyaç da düşünülmüştür.
Büyüme hormonu bütün bu marifetlerinin yanında çok önemli
bir görev daha yapar. Yağ moleküllerinin serbest kalarak
kana karışmasını sağlar. Böylece bu moleküller birer
yakıt görevi görecek ve ihtiyaç duyulan enerji temin
edilmiş olacaktır.
Büyüme hormonu, hücreye
ulaştığında, hücre zarında kendisine uygun olan
alıcılara bağlanır. Alıcının harekete geçmesiyle,
büyüme hormonu da görevine başlamış olur.
|
Büyüme hormonunun vücut içindeki faaliyetlerini okurken,
bunları başaranın birkaç atomun bir araya gelmesiyle
oluşmuş, cansız, şuursuz, eli, gözü, beyni olmayan bir
molekül olduğunu unutmamak gerekir. Böyle cansız bir
maddenin, vücut içinde ne zaman nereye gideceğini, ne
zaman, nereyi, nasıl uyaracağını bilmesi olağanüstü
bir durumdur. Ayrıca, büyüme hormonunun mesaj taşıdığını
söylemek de gerçekleşen olayı ifade etmek için kullanılmaktadır.
Gerçekte, şuursuz atomların birbirlerine yazılı mesajlar
gönderemeyecekleri açıktır. Ancak, vücut içinde o kadar
mucizevi bir olay gerçekleşir ki, bazı moleküller birbirlerini
gördüklerinde hemen ne yapmaları gerektiğini anlar ve
onu yaparlar. Örneğin, bazıları büyüme hormonunu görünce
hemen bölünmeye başlar. Kimi bir anda daha fazla amino
asit almaya karar verir. Ve bunun için sadece büyüme
hormonunu görmesi yeter. Bu kadar şuurlu ve organize
bir hareket vücut içinde aralıksız olarak nasıl devam
edebilmektedir?
Bütün bu muazzam dengelerin zaman içinde, tesadüflerle
oluştuğunu iddia etmek bilimsel gerçeklerle ve akılla
çelişmektedir. Çünkü dengedeki tek bir eksiklik, bütün
sistemin yok olması anlamına gelir. Bir canlının yaşamını
devam ettirebilmesi için tüm sistem ve organların aynı
anda var olmaları gerekmektedir. Büyüme hormonu hakkında
buraya kadar anlatılan bütün detaylar ve birbiri içine
geçmiş bu hassas dengeler tek bir gerçeği göstermektedir:
İnsan tek bir seferde, kusursuz bir şekilde yaratılmıştır.
Allah, yaratışındaki üstünlük için Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
O Allah ki, yaratandır, (en güzel
bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret'
verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(Haşr Suresi, 24)
PROLAKTİN HORMONU
Hipofiz bezinden salgılanan bu hormon, kadınlarda
anne sütünün üretilmesi için göğüste bulunan süt bezlerini
uyarır. Üretimi hipotalamus bölgesinin kontrolü altındadır.
Bu hormonun görevini nasıl yaptığı detaylı olarak "Anne
Sütü Mucizesi" bölümünde açıklanacaktır.
OKSİTOSİN HORMONU
Bu hormon hipotalamus tarafından üretilir ve hipofizin
arka bölümünde depolanır. Gerektiği zaman hipotalamustan
gelen sinirsel bir emirle hipofiz tarafından salgılanır.
Görevi, süt kanallarının kasılmasını sağlamaktır. Oksitosin
hormonunun anne sütü üretimindeki görevi de "Anne
Sütü Mucizesi" bölümünde detaylı olarak açıklanacaktır.
 |
1. beyin
2. kafatası
3. hipotalamus
4. ön lob
5. arka lob
6. aksonlar
7. arka lob
8. hormonlar
Oksitosin hormonu,
hipotalamus tarafından üretilir ve hipofizin
arka bölümünde depolanır. Gerektiği zaman
hipotalamustan gelen sinirsel bir emirle
hipofiz tarafından salgılanır. Görevi,
süt kanallarının ve doğum yaklaştığı zaman
rahim kaslarının kasılmasını sağlamaktır.
Böylece doğumun kolay gerçekleşmesini
sağlar.
|
|
Oksitosin hormonunun anne sütü üretimi
dışındaki bir başka görevi de doğum yaklaştığı zaman
rahim kaslarının kasılmasını sağlamaktır. Böylece doğumun
kolay gerçekleşmesini sağlar. Doğum yaklaştığında oksitosin
üretimi hızla artar. Çok ilginçtir ki, aynı anda rahim
kasları, oksitosin hormonuna karşı olağanüstü bir duyarlılık
kazanır.6 Doğum sırasında, bazı kadınlara,
ağrının dinmesi ve doğumun daha kolay olması için damardan
oksitosin verilmektedir.
Oksitosin hormonunun üretiminin hatasız yapılabilmesi
için hipotalamusu oluşturan hücreler, kendilerinden
çok uzakta gerçekleşen doğum olayının bütün detaylarına
hakim olmak zorundadırlar. Doğumun zor bir olay olduğunu,
doğumun gerçekleşmesi için rahim kaslarının kasılmaları
ve bebeği dışarı doğru itmeleri gerektiğini bilmek zorundadırlar.
Ayrıca rahim kaslarının kasılmaları için bir kimyasal
üretilmesinin gerektiğini ve bunun da hangi formülde
olduğunu bilmelidirler. Hipotalamus hücrelerinin genlerine
oksitosin hormonunun üretim planını yerleştiren, dünyaya
yeni gelecek olan bebeği, anneyi, anne rahmini ve hipotalamus
hücrelerini yoktan var eden Allah'tır.
Allah'ın göklerde ve yerde gerçekleşen her olaya hakim
olduğu ve herşeyin O'nun kontrolünde gerçekleştiği Kuran'da
şöyle bildirilmiştir;
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. Yaratmayı
başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na
göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur.
O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Rum Suresi, 26-27)
ANNE SÜTÜ MUCİZESİ: PROLAKTİN VE OKSİTOSİN
HORMONLARI GÖREVDE
Yeni doğmuş bir bebeğin beslenme
ihtiyaçları yetişkin bir insanın beslenme ihtiyaçlarından
çok farklıdır. Ayrıca bebeğin savunma sistemi yetişkin
bir insanınkine göre zayıf olduğu için, savunma sisteminin
dışardan takviye edilmesi gerekmektedir. Yeni doğmuş
bir bebeğin bütün bu ihtiyaçlarına cevap verecek en
ideal besin "anne sütü"dür. Yapılan çalışmalar
anne sütü ile beslenen bebeklerin çok daha sağlıklı
olduklarını ve vücutlarının daha iyi geliştiğini göstermiştir.7
Anne sütünün bir başka mucizevi özelliği, gelişme
aşamalarında bebeğin değişen ihtiyaçlarına cevap verecek
şekilde, içerdiği besinlerin de değişmesidir. Bebek
maması üreten büyük şirketler milyonlarca dolar harcayarak
yaptıkları araştırmalarda, bir bebeğin sağlıklı gelişimi
için en ideal karışımı tespit etmeye çalışmışlardır.
Ancak ulaştıkları son noktada böyle bir karışımın mevcut
olmadığını, bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre her aşamada
özel bir karışımın hazırlanması gerektiğini tespit etmişlerdir.
Ardından en ileri teknolojilere sahip laboratuvarlarda
anne sütünün benzeri yapay mamalar üretme yoluna gidilmiştir.
Ancak hiçbir yapay besin anne sütünün yerini tutmamaktadır.
Ortada
gerçek bir mucize vardır. Annenin göğsünde bulunan birtakım
hücreler, hiç görmedikleri ve hiç tanımadıkları dış
dünyadaki bir varlığın, yeni doğmuş bir bebeğin bütün
ihtiyaçlarını hesaplamaktadırlar. Ardından bilim adamlarının
laboratuvarlarda yapamadığını başarmakta ve en mükemmel
besin karışımına sahip olan anne sütünü üretmektedirler.
Oysa annenin göğsünde bulunan süt bezlerini oluşturan
hücreler, tıpkı diğer hücreler gibi şuursuz ve akılsız
varlıklardır. Bu mükemmel karışımın formülünü hesap
etmeleri ve üretmeleri imkansızdır.
Peki anne sütünün üretimi nasıl başlar ve bu üretim
nasıl kontrol edilir? Bu sorunun cevabında yine birçok
yaratılış mucizesi gizlidir. Süt üretiminde hormonal
sistem ve sinir sistemi ortaklaşa görev yaparlar. Kusursuz
bir bilgi akımı ve planlama sonucunda bu üretim gerçekleştirilir.
Annenin göğsünde bulunan süt bezlerini harekete geçiren
çok özel bir hormon vardır. Bu hormon –daha önceki sayfalarda
da belirtildiği gibi- prolaktin hormonudur. Prolaktin
hormonu hipofiz bezinden salgılanır.
Ancak hamilelik döneminin başında prolaktin hormonunun
salgılanmasını kısıtlayan bazı faktörler vardır. Bu
faktörleri yokuş aşağı inen bir arabanın fren pedalına
basılması gibi düşünebiliriz. Araba aşağı doğru hareket
etme eğilimindedir, ancak frene basılı olduğu sürece
hareket edemez. Yani süt üretimi frenlenmiş olur.
Prolaktin hormonunun frenlenmesi çok yerinde bir karardır.
Çünkü bebek daha doğmadığı için annenin erken süt salgılamasının
bir yararı yoktur. Peki bu frene nasıl basılır? Prolaktinin
gereğinden erken salgılanması nasıl engellenmiştir?
Bu sorunun cevabı bir yaratılış harikasını bize tanıtmaktadır. Beynin hipotalamus
bölgesi, prolaktin hormonunun üretimini engelleyen bir
hormon salgılar. PIH (Prolaktin Inhibiting Hormon- Prolaktin
Engelleyici Hormon) olarak isimlendirilen bu hormon
prolaktin üretimini yavaşlatır, yani bir anlamda frene
basar.
Peki
frene basılmasına karar veren kimdir? Hamilelik döneminde
üretilen östrojen isimli bir hormon, hipotalamusun frene
basmasını, yani PIH üretmesini sağlar. Bebeğin doğumuyla
birlikte östrojen salgısı azalır. Östrojenin azalması
PIH'ın azalmasını sağlar. Bu işlem ayağın frenden yavaş
yavaş kalkmasına ve arabanın yokuş aşağı hareket etmesine
benzer. Böylece prolaktin üretimi yavaş yavaş artar.
Prolaktin hormonu da süt bezlerini anne sütü üretmeleri
için harekete geçirir.
Ortada gerçek bir yaratılış harikası bulunmaktadır.
Hamileliğin ilk aylarında süt üretimi bu tasarım sayesinde
engellenmiştir. Şimdi bütün bu sistem üzerinde dikkatli
bir şekilde düşünelim:
Prolaktin hormonunu üreten hipofiz hücreleri, süt
bezlerini nereden tanımaktadırlar? Süt üretmekle görevli
hücrelere "süt üret" talimatını hangi akıl
ve şuurla vermektedirler?
Doğum öncesinde prolaktin üretimini engelleyen hormonlar,
sütün henüz üretilmemesi gerektiğini, bir süre daha
beklenmesi gerektiğini nereden bilirler?
Bu hormonlar süt üretimini prolaktinin yaptığını ve
süt üretimini engellemek için prolaktin hormonunun üretiminin
engellenmesi gerektiğini nasıl öğrenmişlerdir?

1)Bebeğin süt emmesiyle
birlikte annenin göğüs bölgesinde bulunan bazı
sinir hücreleri hipotalamusa uyarı gönderir.
2) Bu uyarı üzerine hipotalamus, hipofiz bezine
prolaktin üretme için emir verir. 3-4)Hipofiz
bezinden salgılanan prolaktin hormonu da anne
sütünün üretilmesi için göğüste bulunan süt
bezlerini uyarır.
|
Anne sütünün üretimini en doğru zamanda teşvik eden
bir başka sistem daha vardır ki, bu sistem de insan
vücudunun ne kadar planlı bir şekilde yaratıldığının
bir başka delilidir.
Bebeğin süt emmesi, annenin göğüs bölgesinde bulunan
bazı sinir hücrelerinin hipotalamusa bir sinir uyarısı
göndermelerine neden olur. Bu uyarı hipotalamusu etkiler
ve hipotalamusun prolaktin üzerinde uyguladığı freni
kaldırmasını sağlar. Böylece prolaktin üretimi artar
ve süt bezleri süt üretmeleri için uyarılmış olurlar.
Bu nokta üzerinde bir kez daha düşünelim;
Annenin göğsünün içine doğuştan bazı algılayıcılar
yerleştirilmiştir. Bu algılayıcılar bebeğin emme refleksini
tanıyacak şekilde tasarlanmışlardır. Bu algılayıcılardan
çıkan elektrik kablolarının (sinir uzantıları) bir ucu
çok uzakta bulunan bir başka organa, beynin hipotalamus
bölgesine bağlanmıştır. Yani bebeğin emme refleksinin
başlamasını hipotalamus bölgesine bildirmek için özel
bir sistem var edilmiştir. Bu kablolar etten ve kemikten
oluşmuş insan bedenindeki trilyonlarca ihtimal içinde
en doğru yere bağlanmışlardır. Kazayla beynin görme
merkezine, mideye ya da bağırsaklara değil, tam olarak
olması gereken yere, yani hipotalamusa bağlanmışlardır.
Hipotalamusu oluşturan hücreler de kendilerine bu
elektrik sinyali ulaştığı anda, anne sütünün salgılanması
için gerekli olan işlemi başlatırlar. Ancak bu hücreler
herhangi bir akıl veya şuur sahibi değillerdir. Bu sinyalin
anne göğsünden geldiğini, bebeğin emme refleksini kendilerine
bildirdiğini, bu yüzden anne sütünün salgılanması gerektiğini,
sütün salgılanması için kendilerine önemli bir görev
düştüğünü, prolaktin üretimini artırmaları gerektiğini;
çünkü prolaktinin süt bezlerini hareket geçireceğini,
kesinlikle bilemezler. Öyleyse şuursuz hücrelere bu
şuurlu hareketleri yaptıran kimdir?
Kim anne göğsünün içine algılayıcılar yerleştirmiştir?
Kim bu algılayıcıların ürettikleri sinyalleri iletecek
kabloları döşemiştir?
Kim bu kabloların ucunu hipotalamusa bağlamıştır?
Kim hipotalamus hücrelerine bu sinyal geldiği zaman
hipofiz bezini etkilemeleri gerektiğini öğretmiştir?
Kim hipofiz bezini oluşturan hücrelerin içine, süt
bezlerini harekete geçirecek hormonun formülünü yazmıştır?
Kim, bu hormonun, kafatasının içinde bulunan hipofiz
bezinden, anne göğsüne ulaşmasını sağlayacak damar sistemini
var etmiştir?
Kim göğüs hücrelerini bu hormon geldiği zaman faaliyete
geçecek şekilde yaratmıştır?
Kim göğüs hücrelerine anne sütünün –bilim adamlarının
dahi taklit edemedikleri- o benzersiz formülünü öğretmiştir?
Bütün bu soruların elbette tek bir cevabı vardır:
Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah.
Bilim ve teknolojinin ilerlemesi sayesinde insan kendi
vücudunu daha yakından inceleme imkanı bulmuştur. Bu
imkan, insan bedeninde var olan sistemlerin ne kadar
büyük bir akıl ve planlama ile var edildiğini göstermiş
ve Allah'ın yaratma sanatını bütün detaylarıyla gözler
önüne sermiştir.
Allah'ın varlığını kabul etmeyen insanların bütün
bu olaylar karşısında her zaman olduğu gibi sığındıkları
tek bir aldatmaca vardır; tesadüf...
Bu insanlar, canlılardaki ve evrendeki kusursuz planlama
ve sanatın kökeni hakkında yalnızca tesadüfü savunurlar.
Ancak tek başına yukarıda yüzeysel detaylarını açıkladığımız
"anne sütü mucizesi" dahi bu tesadüf iddiasının
anlamsızlığını göstermeye yeterlidir.
Bu sistemde yer alan binlerce farklı elemanın tek
bir tanesinin bile, örneğin tek bir göğüs, hipofiz,
sinir ya da hipotalamus hücresinin veya tek bir hormonun
dahi tesadüfen oluşması bilimsel olarak imkansızdır.
Bu sistemin elemanlarının her biri görevlerini yapacakları
doğru noktada, varlıklarını devam ettirmek için ihtiyaçları
olan yan sistemlerle (dolaşım, solunum vs) birlikte,
bir anda var olmak zorundadırlar. Bunun ise tek bir
açıklaması vardır; bu sistem Allah tarafından yaratılmıştır.
Anne sütü mucizesindeki bir başka yaratılış delili
ise oksitosin isimli hormondur.
Yukarıdaki satırlarda anne sütünün üretilmesi için
var olan kusursuz tasarım anlatıldı. Ancak ortada bir
problem vardır: Süt bezlerinde sütün üretilmesi tek
başına yeterli değildir. Bebek anne sütünü, meme ucundan,
biberondan olduğu gibi kolayca kendi gücüyle ememez.
Sütün, süt bezlerinden göğüs ucuna ulaştırılması gereklidir.
Aksi takdirde şu ana kadar detaylarını anlattığımız
sistemin hiçbir önemi olmayacak, anne sütü süt bezlerinden
göğüs ucuna ulaşamayacak ve yeni doğmuş bebek besinsiz
kalacaktır. Peki süt göğüs ucuna, dolayısıyla bebeğe
nasıl ulaştırılır?
Tarih boyunca anne sütü emen trilyonlarca insan –ki
buna siz de dahilsiniz- bunu oksitosin hormonuna borçludur.
Oksitosin hormonu süt bezi kanallarının etrafında
bulunan kasların kasılmalarını sağlar. Kasılmalar sayesinde
süt, süt bezlerinden göğüs ucuna doğru hareket eder
ve bu bölgede hazır bekler. Böylece emzirme işlemi sırasında
süt kolaylıkla bebeğe ulaşmış olur.
Peki oksitosin hormonunu üreten hücreler, sütün kullanılabilmesi
için anne göğsünün ucuna ulaştırılması gerektiğini,
aksi takdirde bebeğin süt ememeyeceğini nereden bilirler?
Bu bilgiye sahip olsalar dahi, süt kanalındaki hücrelerin
kasılmalarını sağlayacak formülü nasıl bilebilirler?
Bu sorular bir insanın mevcut sistemdeki mükemmelliği
daha iyi kavrayabilmesi için kendi kendine sorması gereken
sorulardır. İnsan vücudundaki her hücrenin üzerinde
tecelli eden akıl ve şuur, kendilerini yoktan var eden
Allah'ın sonsuz ilmini yansıtmaktadır. Allah Kuran'da
gökte ve yerde olan her işi kendisinin düzenlediğini
şöyle bildirmiştir:
Gökten yere her işi O evirip düzene
koyar… (Secde Suresi, 5)
KANINIZDAKİ SU MİKTARINI AYARLAYAN
SİSTEM: ANTİDİÜRETİK HORMON
Vücudunuzda ne kadar su bulunması gerektiğini biliyor
musunuz? Her gün yediğiniz besinler ve içtiğiniz sıvılarla
vücudunuza kaç gram su aldığınızı ve bu suyun ne kadarını
vücudunuzdan atmanız gerektiğini hesaplayabilir misiniz?
Günün her saniyesi kanınızda kaç gram su bulunduğunu,
kan basıncınızı, dokularınızdaki su oranını hesaplayabilir
misiniz?
Eğer bu hesaplamaları teker teker yapma görevi bir
insana verilmiş olsaydı, başka hiçbir işle ilgilenmeden
bütün zamanını bu göreve ayırmak zorunda kalırdı. Bu
çok önemli bir görevdir; çünkü insan bedeni su kaybetmemek
zorundadır. Eğer su kaybı mevcut suyun %10'u gibi bir
rakama ulaşırsa bunun ardından ölüm gelir.

Su, insan vücudunun en çok ihtiyaç duyduğu maddedir.
Eğer vücuttaki su kaybı mevcut suyun %10'u gibi
bir rakama ulaşırsa, bu kayıp ölüm ile sonuçlanır.
Ancak insan hiçbir zaman bedenindeki su miktarını
ölçüp, buna göre tedbirler almaz. Çünkü bu görevi
kendisinin yerine üstlenmiş, kusursuz bir sisteme
sahiptir.
|
Ancak insanın, bedeninde bulunan su miktarını ölçmeye
ihtiyacı olmaz. Çünkü her insanın bedeninin derinliklerine,
vücudunda bulunan su miktarını ayarlayan ve düzenleyen
çok özel bir sistem yerleştirilmiştir. Eğer bu sistemin
detaylarını inceleyecek olursanız şaşırtıcı bir mühendislik
ve planlama harikası ile karşılaşırsınız.
Eğer terleme ya da su içmeme nedeniyle bir miktar
su kaybına uğrarsak, kandaki su yoğunluğu düşecektir.
Eğer vücudunuza özel bir sistem kurulmamış olsa, kanınızdaki
su yoğunluğu ne kadar düşerse düşsün, sizin bundan haberiniz
olmayacak ve bir süre sonra farkında olmadan susuzluktan
ölecektiniz. Peki kanınızdaki su miktarının düştüğü
nasıl anlaşılır ve gerekli tedbirler nasıl alınır?
Beynin hipotalamus bölgesine çok özel algılayıcılar
yerleştirilmiştir. Bu algılayıcılar her saniye, hatta
siz bu yazıyı okurken dahi, kanınızda bulunan su miktarını
ölçerler. Eğer kanda bulunan su miktarının düştüğünü
tespit ederlerse hemen alarma geçerler.
Bir an için hipotalamusta bulunan algılayıcı hücrelerden
birinin yerine yine bir insan koyduğumuzu varsayalım.
Bu insanın görevi, 24 saat hiç yorulmadan, uyumadan
kanda bulunan su miktarını ölçmektir. Ölene kadar da
başka hiçbir işle ilgilenmeyecek, tek görevi yalnızca
bu ölçümü yapmak olacaktır. Kuşkusuz böyle bir görevi
yerine getirmek insan için mümkün değildir. Peki bir
hücre topluluğu, bütün yaşamını, niçin bir sıvının içinde
bulunan su miktarını hesaplamaya adar? Elbette bu, söz
konusu hücre topluluğunun kendisine verilen bir görevi
yerine getirdiğini göstermektedir. Hipotalamus Allah'ın
ilhamı ile işlev görmektedir.

Su ve diğer atıklar, vücuttan, böbrekler, bağırsaklar,
ciğerler ve deri yoluyla atılır.
|
Bu konunun bir de farklı bir yönünü düşünelim. Kanda
bulunan su miktarının düştüğünü varsayalım. Bu durumda
algılayıcı hücrelerin yerine konan insanın yapması gereken
ne olacaktır? Eğer bu hücrelerin yerinde gerçekten bir
insan, örneğin siz bulunsaydınız, nasıl bir önlem alma
yoluna giderdiniz? Su içme imkanını göz önünde bulundurmadan,
kandaki su miktarını nasıl artırırdınız?
Muhtemelen –eğer bir biyoloji eğitimi almadıysanız-
aklınıza idrar sıvısında bulunan su moleküllerini arıttıktan
sonra kana geri kazandırmak gelmezdi. Böyle bir fikir
aklınıza gelse dahi uygulamaya koymak için ne yapmanız
gerektiğini bilemezdiniz.
Hipotalamusta bulunan algılayıcı hücreler, kandaki
su miktarının düştüğünü tespit ettikleri anda, dahiyane
bir yola başvururlar. Hipofiz bezinde saklı tutulan
antidiüretik hormon (ADH) çok özel bir mesajcı molekülü
kullanmaya karar verir. Bu mesaj, böbrekteki milyonlarca
mikro kanalcığın etrafında bulunan hücreler için yazılmıştır.
Ve bu hücrelere "idrar sıvısında bulunan su moleküllerini
yakalayın" emrini vermektedir.
Bu noktada şu sorular akla gelmektedir: Hipotalamusta
bulunan hücreler kendilerinden çok uzakta bulunan ve
hiçbir zaman görmedikleri böbrek hücrelerine emir vermeyi
nasıl akletmişlerdir? Böbrek hücrelerinin anlayacakları
ve itaat edecekleri bir mesaj yazmayı nasıl başarmışlardır?
Böbrek hücreleri bu emre niçin itaat ederler?

Eğer kanda bulunan su miktarını ölçme ve buna
göre önlem alma görevi insanın kendisine verilseydi,
bunun için insanın çok gelişmiş bir laboratuvara
ihtiyacı olurdu. Ve gece gündüz hiç aralık vermeden
kanındaki gelişmeleri gözlemlemek zorunda kalırdı.
Ancak insanların binbir güçlükle yapacakları (hatta
büyük ihtimalle yapamayacakları) bu görevi, küçücük
hücreler büyük bir ustalıkla yerine getirirler.
|
Bu haberleşme sistemi sayesinde idrarda bulunan su
moleküllerinin büyük bir bölümü arıtılır ve tekrar kana
karıştırılır. Sonuçta idrar miktarı azaltılmış ve vücuda
belli ölçüde su kazandırılmış olur.
Eğer gereğinden fazla su içmişsek bu sefer mekanizma
tam tersine işler. Kandaki su yoğunluğu yükselir. Bu
yükselme sonucu hipotalamusta bulunan algılayıcılar,
ADH hormonunun salgılanması işlemini yavaşlatırlar.
ADH hormonu azalınca böbreklerde suyun geri emilimi
de azalır. İdrar sıvısı artar ve kandaki su miktarı
dengede tutulmuş olur.
ADH hormonunun bir özelliği de kan
damarlarını kasabilmesi ve böylece kan basıncını artırabilmesidir.
Bu da çok özel tasarlanmış bir güvenlik-sigorta sistemidir
ve insanın özel bir yaratılışla var edildiğinin bir
başka delilidir. Bu güvenlik-sigorta sisteminin de çalışabilmesi
için yine geniş çaplı bir planlama yapılmıştır. Kalbin
kulakçık bölgesinin içine ve kalbe gelen damarların
içine kan basıncını ölçen çok özel alıcılar yerleştirilmiştir.
Bu alıcılardan çıkan kablolar da –sinirler- hipofiz
bezine bağlanmışlardır. Normal kan basıncı altında bu
alıcılar sürekli olarak uyarılmakta ve hipofiz bezine
durmaksızın bir elektrik akımı göndermektedirler. Bu
elektrik sinyallerinin hipofize ulaşması, ADH hormonunun
salgılanmasını engellemektedir. 8
Bu sistemi, kızıl ötesi ışınlar kullanarak yapılan
alarm sistemlerine benzetebiliriz. Eğer hırsız farkında
olmadan bu ışın demetlerinden birine temas ederse ışık
kaynağı ve alıcı arasındaki bağlantı kesilir ve alarm
çalmaya başlar.

Kalbin ve damarların içine yerleştirilen alıcılardan
hipofize sinyal ulaştığı sürece herşey yolunda
gidiyor demektir. Ancak kan basıncı düştüğünde
sinyal kesilir. Bu da hipofizin gerekli önlemleri
almasına neden olur. Bu sistemi, kızıl ötesi ışınlar
kullanarak yapılan alarm sistemlerine benzetebiliriz.
Kızıl ötesi ışın devam ettiği sürece sorun yoktur.
Ancak herhangi bir sebeple (resimde görüldüğü
gibi) ışının kesintiye uğraması, alarm durumuna
geçilmesini sağlar.
|
Tıpkı bu örnekte olduğu gibi; kalbin ve damarların
içine yerleştirilen alıcılardan hipofize sinyal ulaştığı
sürece herşey normal ve yolunda gidiyor demektir. Peki
alarmın çalışması nasıl gerçekleşir?
Ciddi bir kanama durumunda insan çok kan kaybeder
ve damarlarında bulunan kan miktarı azalır. Bu da kan
basıncının düşmesi anlamına gelir ki, düşük kan basıncı
hasta açısından çok tehlikelidir.
Kan basıncı düştüğü anda damarların ve kalbin içinde
bulunan reseptörlerin hipofize gönderdikleri sinyal
de kesilir. Bu da hipofizin alarm durumuna geçmesine
ve ADH hormonu salgılamasına neden olur. ADH hormonu
derhal kan damarlarının etrafında bulunan kasların kasılmasına
neden olur ve bu işlem kan basıncının yükselmesini sağlar.
Bu çok kompleks ve birbirine bağımlı çalışan ve birçok
parçadan oluşan sistemin, üzerinde düşünülmesi gereken
birçok detayı vardır.

Kandaki su miktarı düştüğünde, hipotalamusa uyarı
gelir. Bunun sonucunda hipotalamustaki sinir hücreleri,
ADH salgılanması için uyarıda bulunurlar. ADH
hormonu, gönderdiği mesajla böbreklerden daha
fazla suyun geri emilmesini sağlar. Kan yeteri
kadar sulandıktan sonra ADH salgılanması sona
erer.
|
ADH hormonunu üreten hipotalamus hücreleri, kendilerinden
çok uzakta bulunan damarların etrafındaki kas hücrelerinin
yapısını nereden bilmektedirler?
Kan basıncının artması için bu damarların kasılmaları
gerektiğini nasıl tahmin etmişlerdir?
Nasıl olur da bu hücrelerin kasılmalarını sağlayacak
kimyasal formülü üretebilirler?
Kalp ve hipofiz arasındaki iletişim ağını, kabloları
kim döşeyip böyle kusursuz bir alarm sistemi meydana
getirmiştir?
Şüphesiz ortada gerçek bir tasarım vardır. Ve bu tasarım
insanın şuursuz tesadüfler sonucunda değil, kusursuz
bir yaratılış ile var edildiğini göstermektedir. Evrimcilerin,
vücuttaki haberleşme ve alarm sisteminin tesadüfen var
olduğunu, hücrelerin kendi kendilerine bu sistemi aklettiklerini,
tasarladıklarını ve inşa ettiklerini iddia etmeleri
büyük bir mantık çöküntüsünün sonucudur. Böyle bir iddia,
bir arsaya yığılan çimento, tuğla, elektrik kablosu
gibi malzemelerin, çıkan bir fırtına sonucunda önce
tesadüfen bir gökdelen meydana getirdiklerini, sonra
ardından çıkan ikinci bir fırtına ile bu gökdelenin
içine elektrik sistemi döşediklerini, üçüncü bir fırtınada
ise, binanın içine mükemmel bir güvenlik sistemi kurduklarını
iddia etmeye benzer. Akıl ve sağduyu sahibi hiçbir insan
böyle mantıksız bir iddiayı kabul etmez. Ancak, evrimcilerin
iddiası bundan daha da mantıksızdır. Allah'ın varlığını
inkar etmek konusunda kesin bir kararlılık içinde olan
evrimciler, söylediklerinin ne kadar akıldışı olduğunu
göz önünde bulundurmaksızın evrim teorisini savunurlar.
Oysa Allah'ın varlığı ve gökten yere herşeyi mükemmel
bir tasarım ile yarattığı çok açıktır:
... Göklerde ve yerde her ne varsa
O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri
ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir
işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"
der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
ZAMAN AYARLAMASI VE CİNSİYET AYRIMI
YAPABİLEN HORMONLAR
Belki ilk okunduğu anda inanması
güç gelecektir ancak, bedeninizin içinde birçok saat
bulunmaktadır. Bilim adamlarının biyolojik saat olarak
da tanımladıkları bu kavram, bedenin farklı bölgelerine
yerleştirilmiş ve her biri kendi görevine göre zaman
ayarlı olarak programlanmış birçok mikro saatten oluşur.
Bu mikro saatlerden biri de beynin hipotalamus bölgesine
yerleştirilmiştir. 9
Herkes
insanların çocukluktan yetişkinliğe giden aşamada bir
değişim yaşadıklarını, ergenlik dönemi geçirdiklerini
ve bu dönemde insan vücudunda belirli değişimlerin yaşandığını
bilir. Ergenlik çağına geçiş kadınlarda 8-14, erkeklerde
10-16 yaşları arasında yaşanır.
Peki bugüne kadar yaratılmış milyarlarca insanın bedenine
yerleştirilen ve hiç zamanı şaşırmadan çalışan bu saat
nedir? Ve bir insanın ergenlik çağına geldiğini nasıl
olup da hiç yanılmadan anlayabilmektedir?
Beynin hipotalamus bölgesi doğumdan itibaren çok özel
bir işlemi yerine getirmek için yıllarca bekler. En
doğru zaman, yani çocukluktan ergenlik çağına geçme
zamanı geldiğinde hipotalamusun içinde adeta bir saat
alarmı çalar. Bu, hipotalamusun yeni bir göreve başlama
alarmıdır.
Aslında bu saat benzetmesi, bilim adamlarının mevcut
bir olayı açıklamak ve anlaşılır bir hale getirmek için
kullandıkları bir açıklamadır. Hipotalamus içinde elbette
bir saat yoktur. Ancak bir et parçası yıllarca bekleyip,
en doğru an geldiğinde harekete geçiyorsa, bunun için
en uygun benzetme hipotalamusun içinde bir saat olduğudur.
Peki hipotalamusu oluşturan hücreler
doğru zamanın geldiğini nasıl anlamaktadırlar? Bilim
dünyası, küçük bir et parçasında nasıl olup da böylesine
şuurlu ve programlı bir hareketin yapılabildiğini henüz
açıklayamamıştır.10 Bu olay büyük
bir mucizedir. Söz konusu sistemin detaylarının ilerleyen
yıllarda çözülmesi muhtemeldir. Elbette bu detayların
anlaşılması da Allah'ın yaratmasındaki kusursuzluğun
yeni bir delili olacaktır.

Beynin hipotalamus bölgesine yerleştirilmiş
olan "görünmez" saat sayesinde, hipotalamus
bir insanın ergenlik çağına geldiğini anlar. Ve
bu saat her insanda hiç durmadan ve bozulmadan
çalışmaktadır.
|
Söz konusu alarmın çalışmasıyla birlikte hipotalamus
özel bir hormon (GnRH) salgılar. Bu hormon da hipofiz
bezine iki hormonun salgılanması emrini verir. Çünkü
hormonların salgılanması için en ideal zaman gelmiştir.
Salgılanan hormonlar Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) ve
Luteinleştirici Hormon (LH)'dur.
Bu iki hormonun çok önemli görevleri ve mucizevi yetenekleri
vardır. Her ikisi de erkek ve kadın bedeninin farklılaşma
ve fiziksel olgunlaşma sürecini başlatırlar. Bu çok
önemli bir ayrıntıdır; çünkü FSH ve LH hormonları bu
değişimi sağlayacak bölgelere uygun olarak tasarlanmışlardır.
Ve iki hormon da ne yapmaları gerektiğini çok iyi bilircesine
hareket ederler.
FSH hormonu kadın bedeninde, yumurtalığın içinde bulunan
yumurta hücrelerinin olgunlaşmalarını ve gelişmelerini
sağlar. Bir başka görevi de, bu bölgeden çok önemli
bir başka hormonun, östrojen hormonunun salgılanmasını
sağlamaktır.
FSH hormonu yine aynı formülle erkek bedeninde de
salgılanır. Ancak bu sefer bambaşka etkilere yol açar.
Testis hücrelerini uyarır ve sperm üretimini başlatır.
LH hormonunun kadın bedenindeki görevi, olgunlaşan
yumurtanın serbest bırakılmasını sağlamaktır. Ayrıca
kadınlarda progesteron isimli bir başka hormonun salgılanmasını
sağlar.
LH hormonunun erkek bedeninde farklı bir görevi vardır.
Testislerde bulunan bir grup özel hücreyi (leyding hücreleri)
uyarır ve testosteron isimli hormonun salgılanmasını
sağlar.
|
Kadınlarda
Hormonal Düzenleme:
Hipofiz bezinden
salgılanan LH yumurtanın serbest hale gelmesini
ve progesteron isimli hormonun salgılanmasını
sağlar.
FSH adlı
hormon ise kadınlarda yumurtalığın içinde
bulunan yumurta hücrelerinin oluşumlarını
ve gelişmelerini sağlar.
|
Erkeklerde
Hormonal Düzenleme:
Hipofizden
salgılanan LH isimli hormon, testislerde
bulunan bir grup özel hücreyi (leyding hücreleri)
uyarır ve testosteron isimli hormonun salgılanmasını
sağlar. Erkeklerde
salgılanan FSH hormonu ise testis hücrelerini
uyarır ve sperm üretimini başlatır.
|
|
Bu hormonların farklı cinslerin bedenlerinde aynı
formül ile üretilmeleri ve her cinste birbirlerinden
tamamen farklı etkilere sahip olmaları elbette çok düşündürücüdür.
Erkek bedeni ve kadın bedeni arasındaki farkı, hormonlar
nereden bilirler? Nasıl olur da aynı formüle sahip bir
hormon, erkek bedeninde testosteron üretilmesini sağlarken,
kadın bedeninde progesteron hormonu üretilmesini sağlar?
Aynı formülle üretilen hormonlar erkek vücudunu tanıyıp
sesini, kaslarını bir erkeğe uygun olacak şekilde geliştirirken,
kadın bedenindekiler nasıl olup da kadının kimyasını
ve özelliklerini bilip ona göre değişiklikler yapabilmektedirler?
Aynı hormon ile farklı etkilerin ve farklı cinsiyetlerin
oluşmasını sağlayacak bu mükemmel genetik programı,
hücrelerin içine kim yerleştirmiştir?
Bu planlamayı yapan akıl kime aittir? Tesadüflere
mi, şuursuz hücrelere mi yoksa, hücreleri oluşturan
atomlara mı?
Bu aklın tesadüflere de, hücreye de, hücreleri oluşturan atomlara da ait olmadığı son derece açıktır. Erkek ve kadına özgü olacak şekilde ayarlanmış bu düzenlemeler bir planın varlığını bize göstermektedir. Allah, üstün güç sahibi Yaratıcımızdır.
|