|
DAYANIKLI BİR YAPI:
İSKELET SİSTEMİ
Şu
anda bir yerde oturuyor veya uzanmış olabilirsiniz.
Elinizde tuttuğunuz bu kitabı okumayı bitirdikten sonra,
muhtemelen ayağa kalkıp yürümeye başlayacak, belki de
eğilip yerden birşeyler alacak ya da kütüphanenin üst
rafına uzanıp elinizdeki kitabı oraya koyacaksınız.
Bütün bunları yaparken bir yandan da parmaklarınızla
sıkıca kavradığınız fincandaki çayınızı da yudumluyor
olabilirsiniz. Ancak her ne konumda bu satırları okuyorsanız
veya hangi işi yapıyorsanız yapın, tüm hareketlerinizi
kemiklerinize ve kemiklerin oluşturduğu güçlü iskelet
sistemine borçlusunuz. Eğer kemikler ve iskeletiniz
olmasaydı, bu yazıyı okuyamazdınız, değil yerinizden
kalkıp hareket etmek, koşmak, yürümek, elinizi kıpırdatmak
bile sizin için mümkün olmazdı. Çünkü vücudunuz, içi
boş bir çuval veya bir et yığını gibi yere serilirdi.
Organlarınız kendi ağırlığınız altında ezilir ve birkaç
saniyede yaşamınızı yitirirdiniz.
Günlük hayatta hiç düşünmeden yaptığımız ve çok basit
olarak nitelendirilebilecek hareketleri bile kemiklerimizin
fonksiyonel yapıları sayesinde gerçekleştiririz. Örnek
olarak bu kitabı okurken neler yaptığınızı düşünelim.
Bu sayfayı okuyabilmek için bir önceki sayfayı çevirdiniz.
Bunu yaparken ilk olarak işaret veya orta parmağınız
çalıştı. Baş parmağınız da size yardımcı oldu. İşaret
parmağınızı oluşturan üç parça kemik sırayla büküldü.
Aynı zamanda başparmağınızı oluşturan iki kemik havaya
kalkarak sayfanın çevrilmesini sağladı. Bütün bunlar
olurken elinizin bağlı olduğu bilek kemiği ve elinizdeki
diğer kemikler çeşitli açılarda büküldüler, esnediler.
Elbette kol kemikleri de sayfaya doğru uzanmanıza yardım
ettiler. Kısacası varlığının belki de farkında olmadığınız
bir mekanizmanın, yine siz hiç farkına varmadan, sizin
için birçok işlemi aynı anda yapması sayesinde bu kitabı
okumaya başladınız ve hala da sayfaları çevirmeye devam
ediyorsunuz.
Gülme, koşma, yürüme, oturma, kalkma, ayakta durma,
yatma, yazı yazma… Her insan bu işlemleri kemikleri
sayesinde yapar. Kemikleri sayesinde yürür, yine onlar
sayesinde ayakta durur, yatar, güler, kemikleri sayesinde
yemek yer… İnsan bedeninin çatısı 206 tane sert parçanın
biraraya gelmesiyle oluşmuştur. Bu parçalar adeta bir
yap-boz oyununun parçaları gibi birbirlerine tam olarak
uydurulmuş ve belirli uçlardan birbirlerine tutturulmuştur.
 |
Birbirine
Bağlı 206 Parçalı Bir Yapı: İskelet Bir
yetişkinin vücudunda 206 kemik olmasına
karşın, bu sayı çocuklarda 350 kemiğe kadar
ulaşır. Ancak ergenlik dönemine girerken
bu kemiklerin birçoğu birleşir ve kemik
sayısı 206'ya düşer. İnsan vücudunun ağırlığının
yaklaşık yüzde 20'sini kemikler oluşturur.
Yani 80 kilo ağırlığında bir insan, bedeninde
16 kilogram ağırlığında kemik taşır. Daha
doğrusu, bu 16 kilogramlık iskelet, 80 kilogramlık
bedeni taşır, ayakta tutar, hareket ettirir.
Bu dayanıklılık, iskeletin hayranlık uyandıran
özelliklerinden sadece bir tanesidir.
Kemiklerin en önemli özelliği ise insana
çok çeşitli şekillerde hareket imkanı sağlayabilmeleridir.
Bu özellik, uzun yıllardır türlü makine
ve robotlar üzerinde uygulanmaya çalışılmış,
ancak son derece kısıtlı sonuçlara ulaşılmıştır.
|
|
Kemikler ve kemiklerin biraraya gelerek oluşturduğu
iskelet; yapı, görev ve fonksiyon olarak incelendiğinde,
çok önemli bir yaratılış mucizesi ile karşı karşıya
olduğumuzu daha yakından fark ederiz. İnsan vücudunda
bulunan ve her biri farklı fonksiyonlara sahip olan
kemikler, Allah'ın yaratma sanatının yüceliğini bize
gösterirler. Bu benzersiz yaratılışa Allah pek çok ayette
dikkat çekmiştir.
"… Kemiklere de bir bak nasıl biraraya
getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?…" (Bakara
Suresi, 259)
Bir başka ayetinde Allah, ölümden sonraki sonsuz yaşamın
varlığına inanmayan bir inkarcıya, kemiklerin ilk yaratılışını
şöyle örnek göstermiştir:
Kendi yaratılışını unutarak Bize bir
örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri
kim diriltecekmiş? De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa
eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin Suresi,
78-79)
KEMİKLERİN YAPISI
Hemen hemen bütün kemiklerde, özellikle de vücuttaki
uzun kemiklerde iki farklı yapı bulunur. Kemiğin gövdesi
yoğun kemik dokusu içerirken, uçları ince bir kemik
katmanından, gözenekli kemik yapısından oluşur. Aslında
bu düzenleme, kemiklerin işlevini yerine getirebilmesi
açısından oldukça önemlidir. Çünkü kemik ancak böyle
bir dizayna sahip olduğu takdirde yoğun baskı altında
kalmadan hareket edebilir ve kendisine yüklenen ağırlık
ve gerginlik kemik gövdesinden eklemlere aktarılır.
Eğer her bölge aynı yapıda olsaydı; kemiklerde esneklik
ve sağlamlık gibi özellikler olmazdı.
 |
Vücudumuzu ayakta tutan
kemiklerin genel yapısı yanda görüldüğü
gibidir. Bu özel tasarım her insanda aynıdır.
Bu sayede her insanda kemikler aynı sağlamlığa
ve esnekliğe sahiptir. Kemikler Allah'ın
kusursuz yaratmasının örneklerinden biridir.
|
|
Kemik dokusu, kemik hücreleri ve bu hücrelerin salgıladığı
etraflarındaki ara maddeden oluşur. Kemik dokusunda
üç çeşit hücre bulunur. Kemiklerin yapımında rol alan
ve şekil almasını sağlayan, kemik içindeki boşlukları
oluşturan ve bu boşlukları birbirlerine bağlayarak iletişimi
kuran hep bu hücrelerdir.
KEMİKLERE DAYANIKLILIK KAZANDIRAN YAPI
Kemiğin iç yapısı, dayanıklılığı nedeniyle bir mikroskobik
harikadır. Vücutta oldukça büyük bir alan kaplayıp,
çok önemli işlevleri olan iskeletin bu kadar hafif,
ancak bir o kadar da dayanıklı olmasındaki sır, kemiklerin
yapısındadır. Bilimadamlarının bir "mühendislik harikası"
olarak adlandırdıkları kemiklerin içleri, hayranlık
uyandıracak bir tasarıma sahiptir. Hatta mühendisler
yirminci yüzyılın ikinci yarısında yapımı oldukça zor,
uzun ve masraflı olan gökdelen, köprü gibi büyük ve
yüksek yapılar için kemiğin yapısına benzeyen bir teknik
geliştirdiler. Kafes sistemi adı verilen bu yönteme
göre yapının taşıyıcı elemanları tek parça değil, birbiri
içine geçmiş kafes şeklinde çubuklardan oluşmaktaydı.
Ancak bilgisayarların yapabileceği karmaşık hesaplarla,
kemiklerin tasarımındaki bu yöntem kullanılarak, büyük
köprüler ve endüstriyel yapılar çok daha dayanıklı ve
daha ucuza inşa edildi.
 |
 |
|
Kemiklerdeki kafes yapının
sağlamlığı mühendisler için de esin kaynağı
olmuştur. Kemiğin yapısına benzeyecek şekilde
geliştirilen inşaat teknikleri sayesinde
çok daha dayanıklı ve ucuz yapılar inşa
edilmiştir.
|
|
Ancak burada gözardı edilmemesi gereken çok önemli
bir nokta vardır. Kemiğin içindeki sistem bu binaların
inşasında kullanılan teknikten çok daha komplekstir.
Kemikler birbirine zıt gibi görünen iki özelliğe aynı
anda sahiptir. Sağlamlık ve hafiflik... Mühendislerin
inşa ettikleri binalar ise kullanılan malzeme nedeniyle
aynı anda bu iki özelliğe birden sahip değildir. Kemiklerdeki
gözenekli ve boşluklu yapı ise onun hafif olmasına neden
olmaktadır. Ancak bunun yanında kemikler çok sağlam
ve dayanıklıdırlar.
Kemiğin yapısındaki hafiflik ve sağlamlık kriterlerinin
altını bir kez daha çizmekte fayda vardır. Çünkü bu
iki özelliğin birarada olması insana çok büyük kolaylıklar
sağlarken, tam aksi insan için öldürücü olabilirdi.
Kemikler bu özelliklerden yalnızca birine sahip olsalardı,
örneğin sağlam olup aynı zamanda ağır olsalardı, tüm
iskelet insanın taşıyabileceği ağırlığın çok üzerinde
olurdu. Bu ağırlık nedeniyle insanın hareket imkanı
azalır, günlük hayatı çok kısıtlanırdı. Ayrıca bu sertlik
ve gevrekliğin sonucu olarak en ufak bir darbede kemiklerde
kırılma ve çatlama olabilirdi.
Bunun tam aksi olsaydı yani kemikler yine hafif olup,
sert olmasaydı, bu durumda vücut şu an olduğu şekliyle
olmaz, pelte halinde bir deri kütlesine benzerdi. Bu
haldeyken beyin, kalp gibi hayati öneme sahip birçok
organ her an tehlikeye maruz kalırdı.
Üstelik insan vücudundaki kemikler bulundukları bölüme
göre farklı özelliklere sahip olurlar. Bütün kemikler
esnektir ve dayanıklıdır, ancak bunların oranı birbirinden
farklı olabilmektedir. Örneğin göğüs kafesinde, kalp
ve akciğer gibi hayati organları koruyacak kadar sağlam
olan kemikler, aynı zamanda sürekli olarak akciğerlere
havanın dolmasını ve boşalmasını sağlayacak şekilde
genişleme ve büzülme özelliğine de sahiptirler. Eğer
akciğeri koruyan göğüs kemikleri kafatası gibi sert
kemiklerden oluşmuş olsaydı, nefes almak neredeyse imkansızlaşır,
akciğer her nefes alışımızda bu sert kemikler arasında
sıkışır kalırdı. Buraya kadar sıralanmış özelliklerinde
de görüldüğü gibi kemiklerdeki tek bir özelliğin dahi
ayrıntılı olarak incelenmesi insanın önüne pek çok yaratılış
mucizesini çıkarmaktadır. Ancak kemiklerdeki özel yapılar
sadece bunlarla sınırlı değildir.
NASIL HAREKET EDİYORUZ?
Bir insanın hareket edebilmesi için iskelet sisteminin
yanısıra bir kas sistemine de ihtiyaç vardır. İskeleti
oluşturan tüm kemikler kaslara bağlıdır. Kas kasılırken,
kemikleri çeker ve onların hareket etmesini sağlar.
Böylece kas ve kemikler birlikte çalışarak yürümemizi,
oturmamızı, kalkmamızı ve daha birçok hareketi yapabilmemizi
sağlar. Yine günlük yaşamınızda yaptığınız hareketleri
düşünelim. Karnınız acıktı ve yemek yemek için elinizi
ağzınıza götürdünüz, size seslenen kişiye bakabilmek
için arkanıza doğru döndünüz, elinizdeki kitap yere
düştü almak için eğildiniz, sabah saatiniz çaldı, doğruldunuz
ve saati kapatmak için bir hamle yaptınız. Bir insan
günlük yaşamında bedenini kullanarak bu hareketleri
ve benzerlerini sayısız kere tekrarlar. Ve tüm bu hareketler
sırasında da kaslarıyla kemiklerini birlikte kullanır.
Daha doğru bir anlatımla bir insan ancak ve ancak kas-iskelet
sisteminin birbiriyle koordineli olarak çalışması sonucunda
yürüyebilir, konuşabilir, yemek yiyebilir, oturabilir,
yatabilir…
 |
 |
İskeletteki mükemmel yapı
sayesinde çok çeşitli şekillerde hareket
edebiliriz. Sağda dizlerin bükülme
ve uzama sırasında aldıkları şekil, altta
ise avucun önkolun ekseni etrafında ve içe
doğru dönmesi görülüyor.
|
|
Hareket etmemizi sağlayan kas sistemimiz kemiklerin
yapısını ve işlevlerini, aynı şekilde kemikler de kaslarımızı
çok iyi tanır adeta birbirlerinin dilinden anlarlar.
Oturmak istediğimizde dizin eklem yerinden bükülmesiyle
birlikte bacak kasları da harekete geçerek kasılır.
Biz de bu sayede hiç zorlanmadan otururuz, kalkarız.
Kas, kemiği öyle uygun bir şekilde sarar ki, kasın kasılabilmesi
için gerekli olan her türlü şart en uygun şekilde hazırlanmış
olur. Ne kas kemikten sıyrılır gider, ne de kemik kası
parçalar. Birbirinden tamamen farklı olan bu iki doku,
iki ayrı kompleks sistem birbirleriyle mükemmel bir
işbirliği içindedirler.
 |
Oynar
eklemlerimiz sayesinde hareket ederken hiç
zorlanmayız, acı hissetmeyiz. Çünkü eklemlerimizde
özel bir tasarım vardır. Eklemler arasında
bir boşluk bulunur. Bu boşluk da eklem sıvısı
ile doludur. İşte bu sıvı eklemleri yağlama
görevi yapar ve kemiklerimizin aşınmasını
engeller. Allah'ın yaratmada hiçbir ortağı
yoktur.
|
|
Peki bu işbirliği nasıl ortaya çıkmıştır? İnsan vücudundaki
biraz sonra detaylarıyla ele alınacak olan bu kusursuz
sistemler nasıl ortaya çıkmıştır?
Öncelikle bir insanın hayati fonksiyonlarını yerine
getirebilmesi için bir bütün olarak var olması yani
bir anda ortaya çıkması gerektiği açıktır. Bu nedenle
vücut sistemleri zaman içinde gelişen tesadüflerle kendi
kendine ortaya çıkmış olamaz. Bundan başka kas ya da
kemik gibi dokuların haberdar olma, bilme, tahmin etme,
işbirliğine gitme gibi özelliklere sahip olamayacağı
açıktır. Bu da bizi tek bir sonuca, yani insanın yaratıldığı gerçeğine götürmektedir. İnsanı ve diğer bütün canlıları yaratan, herşeyden haberdar olan, her canlının ihtiyacını
en ince ayrıntılarına kadar bilen Allah'tır. İnsanların
kemiklerini yaratan da onlara kasları giydirerek birlikte
uyum içinde çalışarak yürümemizi sağlayan da Allah'tır.
Allah her türlü yaratmayı bilir. Hiç kuşkusuz ki Allah
yarattığı herşeyi kusursuz yapandır.
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır
ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar.
Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı
bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri
yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini
güvende mi buldular? (Yusuf Suresi, 105-107)
KEMİKLER ARASINDAKİ MÜKEMMEL YAĞLAMA
SİSTEMİ
Kemikler vücut içinde bulundukları yere göre farklı
özelliklere sahip olurlar. Örneğin sürekli hareket halinde
olan bazı kemiklerimizin, hareketsiz bölgelerdeki kemiklere
göre daha farklı desteklere ihtiyacı vardır. Buna örnek
olarak eklemlerimizi verebiliriz. Omurgamızı meydana
getiren omurlar, bacaklarımızdaki, kollarımızdaki, el
ya da ayaklarımızdaki eklemler her hareketimizde birbirleri
üzerinde dönerler. Sürekli hareket halinde oldukları
için de destek sistemlere ihtiyaçları vardır. Bunu şöyle
bir örnekle açıklayabiliriz.
Herhangi bir mekanik alet çalışırken hareket eden parçaların
birbirlerine temas noktalarında sürtünme görülür. Sürtünmenin
gerçekleştiği bölgelerde kısa bir süre sonra aşınma
ve aşınma sonucunda parçaların bozulması söz konusudur.
Bunu engellemek için mekanik parçalar düzenli olarak
yağlanır. Basit bir kapı menteşesinden, üstün teknolojiye
sahip bir otomobil motoruna kadar her hareketli mekanik
sistemde yağlamaya ihtiyaç vardır. Ancak yağlama aşınmayı
tam olarak engellemez, yalnızca geciktirir. Örneğin
otomobillerin motoru her beş bin kilometrede bir yağlandığı
halde aşınmanın önüne geçilemez. Bu nedenle motor parçalarının
düzenli olarak değiştirilmesi gerekir.
Ancak insanların ve hayvanların eklem yerleri bir ömür
boyunca hareket ettikleri halde hiçbir şekilde bakıma
ya da yağlanmaya ihtiyaç duymazlar. Hatta bir insanın
ömür boyu yaklaşık 100 bin kilometre yol aldığını düşünürseniz
sözü edilen mekanik sistemin yaptığı işteki mucizevi
yön daha iyi anlaşılır.
Eklemlerimizin yardımı olmasaydı, hareket etmemiz mümkün
olmazdı. Çünkü tüm vücut hareketlerimiz eklemlerin birbirleri
üzerindeki hareketleri sayesinde gerçekleşir. Bir basketbol
maçı sırasında oyuncular vücutlarındaki tüm kemikleri,
eklemleri ve kasları kullanırlar. Ellerin topu kavraması,
koşmak, topu fırlatmak... Peki eklemlerin bu hareketler
sırasındaki görevleri nedir?
 |
Kolunuzu
ya da bacağınızı oynatırken neden acı duymadığınızı
hiç düşünmüş müydünüz? Sürekli bir sürtünmenin
olduğu kemiklerde normal şartlar altında
aşınmalar ve yıpranmalar olması ve acı oluşması
gerekirken böyle bir şey hiç olmaz. Çünkü
eklemlerin arasında sürtünmeyi engelleyici
eklem sıvısı vardır. Eklem sıvısı kayganlık
sağlayarak eklem yüzeyindeki aşınmayı ve
tahribatı önler. Biz de Rabbimizin vücudumuzda
yarattığı bu kusursuz tasarım sayesinde
rahatlıkla hareket ederiz.
|
|
Eklem, iki kemiğin birbirine yaklaştığı her yerde olabilir.
Eklemin görevi kemiklerin birbirlerine sürtünmemesi
için aralarındaki mesafeyi mümkün olduğunca uzak tutmaktır.
Ancak bu şekilde dizlerin, dirseklerin, bileklerin rahat
hareket ettirilmesi mümkün olmaktadır. Eğer eklemin
kendine has yapısı ve aradaki tampon bölge olmasaydı,
insanlar da tıpkı robotlar gibi kesik kesik aşamalarla
ve zorlukla hareket edebilirdi.
Eklemlerdeki bu özellik üzerinde bilim adamları uzun
yıllardır araştırmalar yapmaktadır. Özellikle de çalışma
sırasında ortaya çıkan sürtünmenin engellenmesi başlı
başına bir araştırma konusudur. Amaç ise insan vücudundaki
bu mükemmel sistemi robotlara da uygulayabilmektir.
Araştırmacılar yapılan incelemelerde ayak bileklerinde
sürtünmenin olmayışının ilk önceleri eklemde bulunan
sıvılardan kaynaklandığını düşündüler. Ancak daha sonra
anlaşıldı ki bu sıvının sürtünmeyi engelleyici bir gücü
yoktu. Araştırmalarını bu konuda daha da yoğunlaştırınca
bilim adamlarının karşısına üstün bir tasarım örneği
çıktı. Eklemlerin sürtünme yüzeyleri, ince ve gözenekli
bir kıkırdak tabakasıyla kaplanmıştı. Bu tabakaların
altında ise yoğun bir sıvı bulunmaktaydı. Kemik, eklemin
bir yerine baskıda bulunursa bu sıvı gözeneklerden dışarı
fışkırıyor ve eklem yüzeyinin yağ gibi kaymasını sağlıyordu.
Görüldüğü gibi insanın hareket edebilmesi için her
yönden eksiksiz bir tasarım vardır.
İSKELET SİSTEMİNİN ÜSTÜN YÜK KAPASİTESİ
İskeletin
bütün olarak mükemmel bir işleve sahip olmasının yanında,
iskeleti oluşturan kemikler de kusursuz bir iç yapıya
sahiptir. Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli
bir görevi üstlenen kemiklerimiz, bu işi rahatlıkla
yerine getirebilecek kapasite ve sağlamlıkta yaratılmışlardır.
Hatta bu yönde oldukça geniş bir güvenlik payının olduğu
ve vücudun karşı karşıya kalabileceği zor durumlara
uygun bir tasarım yapıldığı görülecektir.
Vücudumuzun en yüksek kapasitede yükü kaldırabilen
kemiklerinden biri uyluk kemiğidir. Uyluk kemiği, dikey
durumda 1 ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir.
Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın
üç katı kadar bir yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek
atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin
her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz
kalır. Vücuttaki kemikler hareket ettiğiniz, yattığınız,
oturduğunuz her an şiddetli bir ağırlık ve basınçla
karşı karşıyadırlar. Oturduğunuz yerden kalktınız ve
yürümeye başladınız ya da tam tersini yaparak bir yere
oturdunuz. İşte sizin hiç düşünmeden yaptığınız bütün
bu hareketler sırasında gerçekte vücudunuzda son derece
sistemli bir şekilde çalışan, kompleks iskelet tasarımı
harekete geçmektedir.
Kemiklerdeki tasarımın mükemmelliğinin
tam olarak anlaşılması için şöyle bir benzetme yapalım.
İnsanoğlunun kullandığı en sağlam ve kullanışlı malzemelerden
biri çeliktir. Çünkü çelik hem sağlam, hem de esnek
bir maddedir. Ancak kemikler katı çelikten daha sağlamdır.
Üstelik, bir parça kemik, çelikten 10 kat daha esnektir.
Kemikler çelikten ağırlık bakımından da üstün bir yapıya
sahiptirler. Bir çelik karkas insan iskeletine kıyasla
3 kat daha ağırdır.
Yalnızca çelik değil, insanoğlunun kullandığı herhangi
bir başka malzeme de kemiklerin yapısıyla karşılaştırıldığında
oldukça zayıf kalır. Aynı ağırlıktaki güçlendirilmiş
çimentoyla karşılaştırıldığında kemiklerin dört kat
fazla yük taşıyabildikleri görülecektir.
VÜCUTTAKİ CANLI BANKA: KEMİKLER
Çoğu insan kemiklerin cansız maddeler olduğunu
zanneder ancak kemikler dış tabakaları hariç canlı dokulardır.
Bu dokuların içinde mikroskobik damarlar, sinir ağları
ve kemik iliği bulunur. İnsan vücudundaki kemikler aynı
zamanda birer banka gibi çalışırlar. Kalsiyum ve fosfor
gibi hayati maddeleri depolarken, herhangi bir durumda
ihtiyaç olduğunda depoladıkları bu maddeleri vücuda
geri verirler.
Eğer vücutta kalsiyum bulunmasaydı ne olurdu?
Kalsiyum vücutta, çevreden toplanan uyarıların sinirlere
ulaşmasını sağlamak gibi son derece önemli bir görev
üstlenmiştir. Kalsiyum olmadan uyarılar sinirlere ulaşamaz.
Bu da insanın tamamen felç olması ve iç organlarının
çalışmaması anlamına gelir ki, bu ölümle sonuçlanacak
bir durumdur.
Kalsiyumun vücut için önemi bununla bitmez.
Bir yeriniz kesildiğinde, kısa bir süre sonra kesik
olan bölgede kan pıhtılaşır, kanama durur ve bu sayede
kan kaybından ölmeniz engellenir. Bu çok hayati bir
önlemdir. Eğer kan pıhtılaşmasaydı ne olurdu? Altı delinmiş
bir fıçının içindeki bütün suyun, fıçı boşalana kadar
bu delikten dışarı akması gibi, vücudunuzdaki küçücük
bir delikten bile bütün kanınız akar giderdi. Ancak
insan vücudunda kanın pıhtılaşmasını sağlayan mucizevi
bir mekanizma vardır. (Detaylı bilgi için bkz. Kanın
Pıhtılaşması bölümü) Bu mekanizma insanı mutlak bir
ölümden korur. İşte bu mekanizmayı harekete geçiren
en önemli faktörlerden biri de kalsiyumdur. Kemiklerde
depolanan kalsiyum olmasaydı, kanınız pıhtılaşmazdı.
KEMİK HÜCRELERİNİN KALSİYUM YAKALAMA
YETENEKLERİ
Kemik hücrelerinin birer kalsiyum ve fosfor deposu
olarak görev yaptıkları belirtildi. Burada üzerinde
durulması gereken yine çok önemli bir nokta vardır.
Gözü veya herhangi bir duyu organı olmayan bir kemik
hücresi, kanda bulunan binlerce değişik madde arasından
kalsiyumu ve fosforu kolaylıkla ayırt eder. Sonra hiç
şaşırmadan bu atomları yakalar.
Bir insan dahi önüne koyulan farklı element tozlarını
-eğer bu konuda bir eğitim almamışsa- ayırt edemez.
Bir masanın üzerine kalsiyum, fosfor, demir, çinko vs
gibi elementlerin toz olarak koyulduğunu ve bu karışımın
içinden kalsiyum taneciklerini ayırt etmenizin istendiğini
düşünürseniz, herhangi bir duyu organı olmayan, bu konuda
hiçbir eğitim almamış kemik hücresinin başardığı işin
zorluğu daha iyi anlaşılır.
Kemik hücresi aynı zamanda diğer
vücut hücreleri gibi son derece itaatli bir bireydir.
Kendisine "kalsiyum depola" emri söylenildiğinde (Kalsitonin
Hormonu) bu emre hemen itaat eder. Eğer kendisine "depoladığın
kalsiyumu bırak" denirse (Parathormon), bu emre de itaat
eder.69 Kemik hücresi yüksek şuur,
kabiliyet, sorumluluk ve disiplin anlayışıyla gece gündüz
görevine devam eder.
KAN HÜCRESİ ÜRETEN MAKİNA: KEMİK İLİĞİ
Kemiklerin ortalarında geniş bir boşluk vardır. Bu
boşluğun içerisinde, kan için gerekli maddelerin üretimini
sağlayan kemik iliği bulunur. İlik; yağ, su, alyuvarlar
ve akyuvarlardan oluşur. Bazı kemiklerde ise tamamına
yakını yağdan meydana gelen "sarı ilik" bulunur. Kırmızı
ilikte hem vücudu besleyen hem de enfeksiyonlara karşı
vücudun savunmasını yapan kan hücreleri üretilir ve
depolanır.
Kırmızı ilikte üretilen alyuvarların yapısındaki hemoglobin
molekülleri oksijeni akciğerlerden alarak tüm hücrelere
dağıtırlar. Eğer kırmızı ilikteki kan üretiminde biraz
azalma olsa vücuttaki hücreler oksijensiz kalarak ölürler.
Bu nedenle kemik iliğindeki üretimin sürekli olması
zorunludur. Bu kadar önemli bir görevde aksama olmaması
için vücutta çeşitli önlemler alınmıştır.
 |
Sarı
ilik, kırmızı iliğin yetersiz kaldığı durumlarda
devreye girer. Vücut savunmasına destek
vererek savunma yapan kan hücreleri üretir.
Kendisi de hücrelerden oluşan bir dokunun,
vücut için gerekli olan hücreleri tespit
etmesi ve bunları ihtiyaç olduğu miktarda
üretebilmesi, kuşkusuz Allah'ın ilhamı
ve kontrolü ile mümkün olabilir.
|
|
Bu önlemleri savaş zamanında düşman atağının seyrine
göre değiştirilen stratejilere benzetmek mümkündür.
Vücut, enfeksiyonlarla savaş halindeyken kırmızı ilikte
üretilen ve savunmaya göre planlanmış kan hücreleri
kullanılır. Fakat bu hücreler her zaman yeterli olmayabilir.
Bazen düşman, beklenenin üstünde bir performans göstererek
saldırıya geçer. İşte bu durumda vücut alarm verir.
Artık ciddi bir savunma yanında, saldırıya da geçilmelidir.
Bu aşamada sarı ilik devreye girer. Ancak başta da belirttiğimiz
gibi sarı ilik sadece yağlardan oluşmaktadır. Bu durumda
yağların savunmada nasıl bir görevi olabilir? Elbette
ki savunmada rol alan yağlar değildir. Vücuttaki asıl
görevi yağ depolamak olan sarı ilik, kırmızı iliğin
yetersiz kaldığı durumlarda acil durum sinyalini alarak
birdenbire savunma yapan kan hücreleri üretmeye başlar.
Amaç; düşmana karşı işbirliği içerisinde tek bir kuvvet
oluşturarak savaşı kazanmaktır.
Bu, tüm canlılığı tesadüflere bağlayan Darwinist mantığın
asla açıklayamayacağı, cevap bulamayacağı önemli bir
ayrıntıdır. Çünkü işbirliği yapmaya ve düşmana karşı
birlikte mücadele etmeye karar verenler akla, mantığa
ve beyne sahip olmayan kemik içi sıvılarıdır. Aynı zamanda
bu sıvılar o ana kadar kullanmadıkları bir özelliklerini
açığa çıkararak farklı görevler yapabilecek şekilde
hareket etmektedirler.
Bütün bunlar çok açık bir şekilde yaratılışı gösterir.
Allah'ın üstün yaratışının bu gibi örnekleri Allah'a
yönelmek ve O'nun yüceliğini, büyüklüğünü kavramak için
birer vesiledir.
Bildiği ve bilmediği pek çok üstün özellikle birlikte
yaratılan insana düşen ise kendisine her yönden kusursuz
bir vücut veren Allah'a şükretmektir.
KENDİ KENDİNİ TAMİR EDEN TAŞ BLOK
Kemikler taş kadar sert bir yapıya sahiptirler, ancak
bu özelliklerine rağmen kemikler de kimi zaman kırılır.
Ancak kırılan bölgedeki kemik bir süre sonra kendi kendini
tedavi eder.
Kemiklerin
daha az sağlam olduğunu -ki bunun için kemiklerin daha
az kalsiyum depolamaları yeterlidir- ve en küçük zorlanmalarda
bile kırıldıklarını varsayalım. Bir de bunun üstüne
kemiklerin, "kendi kendine kaynama" gibi bir özelliklerinin
bulunmadığını varsayalım. Kuşkusuz ki bu durum insan
için son derece acı ve sıkıntı verici olurdu. Kırık
kemikler kaynamadığı için sakat kalmalar, hatta hayati
bölgelerdeki kemiklerin sürekli kırılması sonucunda
ölümler meydana gelirdi.
Ancak insanoğlu bu noktada farkında bile olmadığı,
kimi zaman üzerinde hiç düşünmediği bir nimetle birlikte
yaratılmıştır. Öncelikle ciddi kazalar dışında kemikler
kolay kolay kırılmaz. Ayrıca herhangi bir nedenle kırılan
kemikler de kısa bir süre içinde kaynar.
Kemik kırıldığında kendisini hemen
tamir etmeye başlaması ve tamirden sonra eski halinden
daha sağlam olması son derece olağanüstü bir olaydır.
Bilim adamlarının çalışmaları insan vücudundaki kemikleri
oluşturan madde benzeri bir madde üretebilme yönündedir.
Ne var ki bugüne kadar hiçbir mühendis kemik kadar güçlü
ancak hafif ve verimli, kemik gibi devamlı büyüyen,
üstelik kendi kendini yağlayan, bir hasar oluştuğunda
da kendini tamir eden bir maddeyi geliştirememiştir.70
KEMİK HÜCRELERİNİN HAYATİ GÖREVİ
Vücutta birkaç çeşit kemik hücresi vardır ve bunların
hepsinin kemik içindeki görevleri birbirinden farklıdır.
Ama sonuca bakıldığında hepsinin ortak bir çalışma içerisinde
oldukları görülür. Kemiklerin yenilenmesini sağlayan
kemik yapıcı osteoblast hücreleridir. Osteoblast hücreleri
proteini mineralle sertleştirerek sürekli olarak kemiklerin
yenilenmesini sağlar. Osteoklast adı verilen bir başka
kemik hücresi ise kan ve kemik dokuları arasında besin
alışverişi sağlayıp, kemik içindeki atıkların dışarıya
çıkarılmasında rol alır.
Osteoklastların bir diğer görevi
de kemiğin iç yüzeyinde, kemik iliği boşluğunda ve gözenekli
kemik dokusundaki boşluklarda yıkıma yol açarak, kemiğin
biçiminin ve boyunun değişmesini ve giderek erişkin
boyutlara varmasını sağlamaktır. Bir yandan da dış yüzeylerde
etkinlik göstererek kemik yüzeyindeki çıkıntıların küçülmesini
sağlar. Böylece gövdenin kalınlığının her bölgede aynı
kalması sağlanır.71
Osteoklastların kemikte yaptığı yıkım sırasında osteoblast
hücreleri de boş durmaz ve iskeleti oluşturmak üzere
yeni kemik yapmaya başlar. Çocukluk döneminde osteoblastların
işi daha ağırdır, çünkü büyüme oldukça hızlı olduğundan
kemik yapımı yıkımdan daha fazla olmalıdır. Ancak iskelet
belli bir olgunluk düzeyine eriştikten sonra yapım ve
yıkım süreçleri birbirlerini dengelemeye başlar. Bu
dengeyle yalnızca kemiğin biçimi ve boyutları değişmez,
aynı anda kanda ve dokular arası sıvıdaki kalsiyum oranı
da ayarlanmış olur.
 |
Uzun
kemikler osteon adı verilen birimlerden
oluşur. (a)'da üç osteon görülüyor. Kemik
hücreleri ise kemik dokudaki boşlukların
(lakün) içinde bulunurlar. Şekilleri tam
bu boşluğa uyar. İnce sitoplazmik uzantıları
sayesinde kemik boşluklarını birbirine bağlayarak
komşu hücrelerle bağlantı kurarlar. (b)'de
ise iki tane kemik hücresi (osteosit) görülüyor.
Bütün detaylarıyla birlikte Allah tarafından
yaratılmış olan kemiklerdeki tasarım her
yönden kusursuzdur.
|
|
Her insanda kemiklerde bulunan bu hücreler aynı görevi
görürler. Bu hiç değişmez. Hepsi kemik yüzeyini nasıl
küçülteceklerini bilirler. Kafatasındaki kemiklerle
uyluk kemiği arasındaki farklılıkları bilerek kemiklere
nasıl şekil vereceklerini, ne zaman uzamasının duracağını,
incelik ve kalınlığının nasıl olacağını bilirler. Çocukluk
döneminden de haberdardırlar. Bu dönemde daha fazla
işleri olduğunu bilirmişçesine hareket ederler. Kalsiyum
oranının hangi dönemde ne kadar olması gerektiğinin
bilgisine de sahiptirler.
Görüldüğü gibi kemik hücreleri birbirlerini çok iyi
tanır ve planlı olarak hareket ederler. Ne zaman üretime,
ne zaman başka bir işleme geçmeleri gerektiğini çok
iyi ayarlarlar. Bu bir fabrikada yapılan üretim programına
benzetilebilir. Bu programlarda üretimin mükemmel olarak
işlemesi esastır. Program, hem gereğinden fazla üretim
yaparak malların depolarda birikmesini önlemeli, hem
de ihtiyacı karşılayamayacak şekilde az üretim olmasını
engellemeye çalışmalıdır. Fabrikalarda bu konuyla ilgilenen
planlamacılar vardır. Bu kişiler düzenli olarak günlük
veya haftalık programlar hazırlayarak fabrikada dengeli
bir üretimin yapılması için çalışırlar.
Kemik hücrelerinin kalsiyum oranını belli bir dengede
sabit tutmaya çalışmaları da işte buna benzer. Fabrikadaki
makinaların yerini kemikte üretim yapan osteoklast ve
osteoblast hücreleri alır. Bu hücreler öylesine dengeli
bir şekilde çalışırlar ki, osteoblast üretim yaparken,
osteoklast fazla üretimi engellemek için tam tersi işlem
yapar. Birbirleriyle olan haberleşmeleri mükemmeldir.
Hiçbir zaman denge bozulmaz ve bu sayede yeterli miktarda
kalsiyum her zaman için kemikte bulunur.
Kemik hücrelerinin, üretim planlama yeteneklerini,
denge koruyacak özelliklerini kendi akıl ve iradeleriyle
kazanmış olduklarını ya da bir gün bir tesadüfün isabet
etmesiyle bu özelliklerin kemik hücrelerinde var olduğunu
iddia etmek her yönden mantıkla çelişen, bilimsellikten
uzak bir iddia olacaktır.
Hücre planlama yapamaz. Karar veremez. Vücuttaki dengelerden
haberdar olamaz. İhtiyaçları hissedip önlem alamaz.
Hücre öğrenemez. Ancak insan bedenindeki trilyonlarca
hücrenin her biri şuurlu bir insan gibi davranmakta,
hatta insandan daha yüksek bir akıl göstermektedir.
Bu durum hücrelerin üstün bir güç tarafından yönetildiklerini
ve yönlendirildiklerini gösterir. Hücrelere neler yapacaklarını
ilham eden büyük bir kudret sahibi olan Allah'tır.
Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar
mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları
ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak
yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı
inkar ediyorlar. (Rum Suresi, 8)
İNSAN VÜCUDUNUN HAREKETLİ ANA İSKELESİ:
OMURGA
Omurganın yapısı birçok parçadan oluşur.
Öncelikle "omur" denilen 33 tane küçük yuvarlak kemik
birbirlerinin üzerine yerleştirilmiştir. Bu kemiklerin
içine de omurilik isimli -beyin ve tüm organlar arasındaki
koordinasyonu sağlayan- çok önemli bir iletişim ağı
döşenmiştir. Bu kemikler öyle bir yapıda birleştirilmişlerdir
ki, vücudun dik durmasını sağlayacak şekil ortaya çıkmıştır.
Bu 33 küçük kemiğin oluşturduğu büyük yapıya kaburgalar
ve iç organlar bağlanmıştır. Bütün bu aşamalardan sonra
ortaya yeryüzündeki en büyük mühendislik harikalarından
biri çıkmıştır.
Omurganın en önemli görevi yük taşımaktır. Vücudun
üst kısmının ağırlığı omurganın üzerine biner. Her adım
atışımızda omurgamızı meydana getiren omurlar birbiri
üstünde hareket eder. Omurgayı oluşturan 33 kemiğin
ağırlık altında hareket etmesinden kaçınılmaz olarak
sürtünme doğar. Sürtünmeden dolayı da aşınma meydana
gelecektir. Hayati bir iletişim ağını koruyan ve aynı
zamanda da oldukça büyük bir yük taşıyan omurga için
aşınma son derece önemli problemler çıkaracaktır. Peki
üst üste binmiş 33 diskten oluşan bir yapı, ezilme ve
sürtünmeye karşı nasıl korunmaktadır?
Bu sorunun cevabını bulabilmek için omurgayı incelediğimizde, omurganın
içine olabilecek en mükemmel koruma sisteminin yerleştirildiğini
görürüz. Omurgayı oluşturan kemiklerin arasına kıkırdak
yapılı birer disk yerleştirilmiştir. Bu diskler otomobil
tekerleklerindeki yükü emen amortisörler gibi çalışırlar.
Omurganın şekli de üzerine binen yükü taşımasına yardım
edecek şekilde yaratılmıştır. S şeklinde kıvrımlı bu
özel şekil yükün eşit dağıtılmasını sağlar. Her adım
attığınızda, vücut ağırlığınız nedeniyle yerden vücudunuza
doğru bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın
sahip olduğu amortisörler ve "kuvvet dağıtıcı" kıvrımlı
şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan
esneklik ve özel yapı olmasa, ortaya çıkan kuvvet direkt
olarak kafatasına iletilirdi ve omurganın üst ucu, kafatası
kemiklerini parçalayarak beynin içine girerdi.
Ancak böyle olmaz. Allah'ın insan vücudunda yarattığı
mükemmel mühendislik ile sağlıklı bir yaşam sürdürürüz.
İSKELETTEKİ MEKANİK DİZAYN
Kemiklerdeki kusursuz tasarımın bir başka örneği de
ayak kemikleridir. İnsanın bir ayağı 26 kemikten oluşur,
dolayısıyla vücut kemiklerinin dörtte biri ayaklarda
yer alır. Ayak, mekanik fonksiyonların kolaylaştırılması
için tasarlanmış çok özel bir yapıya sahiptir. Ayağın
yapısındaki mükemmelliği çeşitli mühendislik eserleri
ile örneğin ayaktaki taban yapısını köprü mühendisliği
ile kıyaslayabiliriz. Bu kavisli şekil vücut ağırlığına
karşı, kemiklere destek verecek özelliğe sahiptir.
Başka bir örnek olarak otomobilleri ele alabiliriz.
Bir otomobilin gaz pedalına basıldığında pedal kaldıraç
gibi çalışır. Aynı şekilde ayaklar da parmak ucunda
kalkma hareketi yapıldığında hidrolik bir kriko görevi
görürler. Zıplama hareketinde bedeni fırlatırken, koşma
hareketi yapıldığında bacaklar için birer yastık görevi
görürler. Bütün bu hareketler sırasında ayakta bulunan
dokulara, damarlara ya da kaslara hiçbir zarar gelmez.
Bu özel durumun öneminin tam olarak anlaşılması için
vücutta bulunan başka herhangi bir organınızı, örneğin
elinizi ve ayaklarınızı ağırlık kaldırma bakımından
kıyaslayalım. Her ayağa kalktığınızda ayaklarınızın
üzerine uygulanan ağırlığın aynısının ellerinize uygulanıldığını
varsayalım. Bunun için de elinizi masanın üzerine koyup
sonra üzerine 70-80 kilo ağırlığında bir yük yerleştirdiğimizi
varsayalım. Bu durumda çok kısa bir süre sonra dokularınız
ezilir, damarlarınız patlar, hatta kemikleriniz etinizi
parçalardı. Ancak bütün bir gün insan vücudunu taşıyan
ayaklarda ne damarlar patlar, ne de dokular ezilir.
Çünkü ayak özel olarak yük taşımak için tasarlanmış
bir organdır.
 |
Vücudun bütün ağırlığını
taşıyan ayak kemikleri. Ayakta ağırlık topuk
kemiği üzerine biner.
|
|
Ayak kemikleri üç tane
eğim meydana getirecek özel bir tasarımla
Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayaklarımızdaki
eğimler sayesinde rahatlıkla koşup, yürürüz.
|
|
Bu örnek de Allah'ın insanlar üzerindeki şefkatinin
delillerinden bir tanesidir. Allah insan için en rahat
edeceği, hiçbir sıkıntı duymayacağı, tüm ihtiyaçlarını
kolaylıkla karşılayacağı şekilde bir tasarıma sahip
olan bedeni yaratarak Kendisini bizlere tanıtmaktadır.
Görebilenler için Allah'ın ayetleri her yerde sergilenmektedir.
Önemli olan bu ayetler üzerinde düşünerek herşeyin hakimi
olan Allah'a yönelmektir.
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
|
EVRİMİN İKİ AYAKLILIK
ÇIKMAZI
İnsan mükemmel bir kemik yapısına ve kusursuz
bir iskelete sahiptir. Daha önce de belirttiğimiz
gibi bu yapı sayesinde rahatlıkla yürüyebilir,
hareket edebilir, koşabilir, istediği hareketi
yapabilir. Peki bu duruma evrimciler nasıl bir
açıklama getirmektedirler?
Evrimciler iki ayaklılığın maymunların dört ayaklı
yürüyüşünden evrimleştiğini iddia ederler. Bu,
pek çok yönden gerçekleşmesi mümkün olmayan bir
iddiadır.
Öncelikle insan ve maymunlar arasında çok büyük
anatomik uçurumlar vardır. İnsanın ve maymunun
yürüyüş şekilleri birbirlerinden çok farklıdır.
İnsan iki ayağının üzerinde dik durarak yürür.
Bu sadece insana özgü bir yürüyüş şeklidir. Diğer
canlılarsa öne eğik bir iskelet yapısına sahiptirler
ve dört ayakları üzerinde yürürler. İki ayakları
üzerine sadece ihtiyaç duyduklarında kalkarlar,
ki bu da onlara çok sınırlı bir hareket kabiliyeti
kazandırır.
Burada bir noktaya dikkat çekmekte fayda vardır.
Evrimciler bu iddiaları ile kendi içlerinde çelişirler.
Çünkü evrimin genel mantığına göre her zaman daha
iyi olana bir yöneliş vardır. Yani bir canlının
daha iyiyi ve daha avantajlı olanı bırakıp geriye
dönmesinin bir anlamı yoktur. Maymunlar için dört
ayaklı yürüyüş son derece avantajlıdır. Daha kolay,
daha hızlı ve verimli hareket sağlar. İnsan ile
hayvanların hareket kabiliyetlerini karşılaştıralım.
Bir insanın ağaçtan ağaca atlaması ya da çita
gibi saatte 125 km. hızla koşması mümkün değildir.
Bu açıdan bakıldığında evrim kendi içinde çelişmektedir.
Çünkü evrimin mantığına göre maymunların iki ayaklı
yürümeye yönelmesinin onlar açısından bir faydası
yoktur.
İnsanların iki ayaklı olmalarının evrimi geçersiz
kılmasının başka bir nedeni ise Darwinizm'in "aşama
aşama" gelişim modeline uymamasıdır. Bu iddiaya
göre dört ayaklı yürüyen bir canlı bir süre sonra
hem dört hem iki ayaklı yürümeye başlamış ve bu
şekilde yavaş yavaş iki ayaklı yürüyüşe ulaşmıştır.
Ancak böyle bir senaryonun gerçekleşmesi mümkün
değildir. Bu konuyla ilgili olarak paleoantropolog
Robin Crompton bir araştırma yapmıştır. Bunun
sonucunda elde ettiği sonuç ise bir canlının ya
tam dik ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebileceğidir.(
Ruth Henke, "Aufrecht aus den Baumen", Focus,
Cilt 39, 1996, s.178) Dik ya da dört ayak üzerindeki
yürüyüşün arasındaki bir yürüyüş biçimi, enerji
kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle
mümkün olmamaktadır.
Dört ayaklı yürümeye uygun eğik maymun iskeletinin,
iki ayaklı yürümeye uygun dik insan iskeletine
evrimleşmesinin imkansız olduğu, yapılan araştırmalarla
ispatlanmıştır. Gerçekte bunlardan haberdar olan
kimi evrimciler insanın ortaya çıkışını sır olarak
nitelendirmektedirler.
Örneğin evrimci paleoantropolog Elaine Morgan
insanın evrimiyle ilgili olarak dört önemli açıklayamadıkları
sırrın bulunduğunu şöyle itiraf etmektedir:
"İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en
önemli dört sır şunlardır: 1)Neden iki ayak üzerinde
yürürler? 2)Neden vücutlarındaki yoğun kılları
kaybettiler? 3)Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler?
4)Neden konuşmayı öğrendiler?
Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir:
1)Henüz bilmiyoruz. 2)Henüz bilmiyoruz. 3)Henüz
bilmiyoruz. 4)Henüz bilmiyoruz. Sorular çok daha
artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç
değişmeyecektir." (Elaine Morgan, The Scars of
Evolution, New York, Oxford University Press,
1994, s.5)
|
BEYNİ KORUYAN KAFES: KAFATASI
Kafatası beyni çevreleyen ve son derece güçlü bir koruma
sağlayan kemikten bir zırhtır. 8 ayrı kemiğin birleşmesiyle
oluşmuştur. Daha önce vücuttaki kemiklerin bulundukları
yere ve işlevlerine göre farklı özelliklerde olabileceklerinden
bahsetmiştik. Kafatasında da kendine özgü bir tasarım
söz konusudur. Kemiklerin birleşim noktaları diğer kemiklerden
daha farklı olarak girintili çıkıntılı bir yapıya sahiptir.
Çünkü kafatası kemiklerinin birleşim noktaları birbirlerine
oturabilecek şekilde tasarlanmıştır.
  |
Allah
insanı yaşamının her döneminde en üstün
özelliklere sahip olarak yaratır. Örneğin
yetişkin bir insanın kafatası sert ve güçlü
bir yapıya sahip olmak zorundadır. Ancak
cenin kafatası ile yetişkin kafatası aynı
sertliğe sahip değildir. Bu, doğum sırasında
kafatasının zarar görmesini engelleyen çok
önemli bir önlemdir. Allah herşeyi en hikmetli
şekilde yaratandır.
|
|
Yetişkin bir insanda oldukça sert
ve güçlü bir yapıya sahip olan kafatası, yeni doğmuş
bir bebekte bambaşka bir yapıya sahip olarak karşımıza
çıkmaktadır. Anne karnından çıkan bir bebeğin kafatası
henüz kemik halini almamış, yumuşak bir yapıdadır. Ayrıca
kafatasını oluşturan 8 kemik birbirlerine tam oturmamıştır.
Kemiklerin birleşim noktaları arasında boşluklar vardır.
İlk bakışta bebeğin sağlığı açısından bir dezavantaj
gibi görünen bu durum, aslında doğum sırasında bebeğin
hayatını kurtaran önemli bir özelliktir.72
Eğer kafatası tam olarak kemiksi sert bir yapıda olsaydı
ve arada boşluklar olmasaydı, doğum anında bebeğin kafasının
ezilme ihtimali çok yüksek olacaktı. Fakat bebeklerde
kafatası kemiklerini oluşturan kıkırdaksı yumuşak yapıdan
dolayı kemikler bir esneklik kazanarak, eğilme ve bükülme
özelliği taşımaktadırlar. Ancak sadece esneme tabii
ki yetersizdir. Kafatasının esneyebilmesi için bir de
alana ihtiyaç vardır. İşte bu alan da doğum sırasında
henüz tam olarak kapanmamış olan kafatası aralığıdır.
Kafatası kemikleri sıkışarak aradaki bu boşluğu doldurur
hatta birbirlerinin üzerine doğru çıkarlar ve kafanın
hacmi küçülür. Böylece bebek, baş hacminin yarısı kadar
olan doğum kanalından geçerek sağlıklı doğar.
Ya bunlardan biri olmasaydı? Mesela kafatası kemikleri
yine esnek olsaydı da arada boşluk olmasaydı ya da tam
tersi olsaydı, yani kemiklerin arasında boşluk olsaydı,
ancak kemikler esnek olmasaydı… Her iki durumda da bebeğin
beyni büyük hasar görürdü. Yani doğum anında bu iki
özelliğin de birarada bulunması şarttır. Fakat burada
unutulmaması gereken çok önemli bir detay daha vardır:
Anne vücudundaki leğen kemikleri.
Hamile kadınlarda leğen kemikleri, hamileliğin son
aylarına doğru gevşer ve birbirlerinden biraz ayrılır.
Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme
sayesinde bebek, başı ezilmeden doğabilir.
İnsan vücudundaki her özellik insanın sağlığını korumak
ve zarar görmesini engellemek için tasarlanmıştır. Burada
da açıkça görülen planın ve bu plan dahilinde gerçekleşen
tasarımın nasıl ortaya çıktığı sorusunun tek bir cevabı
vardır. Bu benzersiz tasarım evrendeki herşeyi yaratmış
ve belirli bir düzene koymuş olan Allah'a aittir. Allah
çok üstün bir aklın sahibidir. Allah'ın sonsuz aklını
görebilen ve bundan sonuç çıkarabilen kimseler gerçek
kurtuluşa ulaşacaklardır. İnsana düşen Allah'ın kendisi
üstünde yarattığı bu gibi nimetleri görebilmek ve buna
şükretmektir. Allah şükredenleri sever.
… Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük
ihsan (fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
(Yunus Suresi, 60)
|