|
BÖBREKLER VÜCUTTAKİ
SIVI DENGESİNİ NASIL AYARLAR?
Bu sorunun cevabı incelendiğinde bir kez daha Allah'ın
yaratmasındaki benzersizlik görülür. Vücuttaki dengelerin
korunması için insan vücudunda birbiri içine girmiş
ve kusursuz planlanmış bir sistem çalışmaktadır.
Eğer terleme ya da bir süre su içmeme
nedeniyle bir miktar su kaybına uğrarsak, kandaki su
yoğunluğu düşer. Kan beyinde dolaşırken hipotalamus
denen bölgedeki özel algılayıcılar harekete geçer ve
hormonal sistemin büyük şefi olan 'hipofiz bezi'ne bir
sinyal gönderir. Sinyali alan ve vücutta suyun azaldığını
anlayan 'şef', böbreklere özel bir mesaj (antidiüretik
hormon-ADH) gönderir. Bu mesaj borucuklardaki hücrelere,
"vücutta su sıkıntısı var, fazla suyu geri çekin" emrini
vermektedir. Borucuklar idrardan daha fazla su emerek
kana karıştırırlar ve bu şekilde vücuttaki kriz atlatılmış
olur.45
Eğer gereğinden daha fazla su içmişsek bu sefer yine
aynı emir komuta zinciri içerisinde bir haberleşme yaşanır.
Ancak bu sefer borucuklardaki hücrelere "vücutta fazla
su var, gereksiz yere su çekmeyin" emri ulaşır.
Beynin hemen altında bulunan hipofiz bezini oluşturan
hücrelerin yaptıkları işi tekrar düşünelim. Burada bulunan
hücreler kendilerinden çok uzakta bulunan böbrek hücrelerine
özel bir mesaj gönderirler. Böbrek hücreleri de kendilerine
ulaşan emre kayıtsız şartsız itaat ederler. Ardından
böbrek hücreleri idrar sıvısının içinden su moleküllerini
tek tek seçer ve bu karışık sıvının içinden tertemiz
su elde ederek vücuda kazandırırlar. Beyin hücreleri
ve böbrek hücreleri arasında bir iletişimin bulunması,
böbrek hücrelerinin idrar sıvısını arıtarak içinden
tertemiz su elde etmeleri şüphesiz bir akıl gösterisidir.
Yeryüzündeki bütün canlıların varlığını basit tesadüflerle
açıklamaya çalışan evrim teorisini, yalnızca bu sistemin
varlığı bile temelinden çökertmek için yeterlidir. Çünkü
boşaltım sisteminin çalışması için birbirinden bağımsız
birçok parçanın aynı anda var olması ve bunların her
birinin birbiriyle eksiksiz bir uyum içinde görev yapması
gerekmektedir.
Örneğin söz konusu sistemde hipofiz bezinden böbreklere
emir götüren "antidiüretik hormon"un eksikliğinde çok
ciddi bir hastalık ortaya çıkar. Bu hastalıkta günlük
idrar üretimi 1.5 litre olması gerekirken 25-30 litreye
çıkar ve ölümcül sonuçlar doğar.
|
VÜCUDUMUZDAKİ
SU DENGESİNİN KORUNMASI
Bir insanın spor yaparken kaybettiği su miktarıyla
dinlenirken kaybettiği su miktarı arasında büyük
fark vardır. Böbreklerin bu durumlarda süzdükleri
su miktarı farklı olmaktadır. Ancak bu miktarı
belirleyen böbrekler de değildir. Hipofiz bezi
vücudun ihtiyacına göre antidiüretik (ADH) hormon
adında kimyasal bir salgı göndererek böbrekleri
uyarır. Böbrek hücreleri bu emri aldıkları anda
kanı süzme işlemini yavaşlatır, hatta süzülen
atık sıvı içinden su moleküllerini geri almaya
başlarlar.
Hipofiz bezinin kandaki su miktarını düzenlemek
için başvurduğu bir başka yol daha vardır. Hipofiz
bezinden salgılanan antidiüretik (ADH) hormon
tükürük bezlerinin tükürük salgılama işlemlerini
yavaşlatır. Ve bunun ardından insan susuzluk hisseder,
bir bardak su içer.
Hipofiz bezinin su içmemizi sağlamak için sahip
olması gereken bilgileri düşünelim;
Öncelikle bu küçük et parçasının suyun önemini
bilmesi gereklidir.
Ayrıca hipofiz bezi insanın ağzı kuruduğu zaman
psikolojik olarak su içmeye ihtiyaç duyacağını
bilmelidir.
Hipofiz bezinin bilmesi gereken üçüncü nokta,
insanın ağzının kuruması için tükürük bezlerinin
çalışmamasının gerektiğidir.
Hipofiz bezi tükürük bezlerinin çalışmasının
nasıl durdurulacağını da bilmelidir.Yeryüzünde
bulunan milyarlarca insanın beyinlerinin altında
bulunan milyarlarca hipofiz bezi her gün, her
saniye bu insanların ne kadar su içmeye ihtiyaçları
olduğunu belirler ve bu insanları su içmeye zorlar.
Yalnızca bu sistem dahi insanın acizliğinin ve
yaratılmış olduğunun önemli bir delilidir.
İnsan acizdir çünkü kendi aklıyla vücudunda suyun
azaldığını anlayamamaktadır. Susama hissine ihtiyacı
vardır. Susama hissini insan için özel olarak
oluşturan varlık ise küçücük bir et parçasıdır.
Eğer bu et parçası olmasa insan susamayacak, vücudunun
suya ihtiyacı olduğunu anlayamayacak ve çoğu insan
susuzluktan bayılana kadar akıllarına su içmek
gelmeyecektir.
İnsan yaratılmıştır çünkü hiçbir tesadüf insanın
beyninin altına, o insana gerekli durumlarda psikolojik
baskı uygulayacak ve insanı su içmeye mecbur edecek
küçük ama son derece şuurlu bir et parçası yerleştiremez.
İnsanı suya muhtaç yaratan ve düzenli olarak su
içmesini sağlamak için gerekli her türlü önlemi
alan Allah'tır.
|
|
EĞER HİÇ SUSAMASAYDINIZ?….
Vücudumuzdaki suyun miktarında gün içinde gerçekleşen
en ufak değişimleri dahi algılayan sistemler vardır.
Bunların başında, beynimizin bir bezelye tanesi
büyüklüğünde olan hipotalamus denen bölümü gelir.
Hipotalamus, kanda su oranı azaldığında bunu hemen
algılar. Ve buna yönelik bir önlem olarak hipotalamusun
hemen altında yer alan 1 cm büyüklüğündeki hipofiz
adlı bez, "ADH" isimli bir hormon salgılar.
Bu hormon kan dolaşımı yolu ile uzun bir yolculuğa
çıkar ve böbreklere ulaşır. Böbreklerde aynen
bir kilidin bir anahtara uygunluğu gibi tam bu
hormona uygun olan özel alıcılar vardır. Hormonlar
bu alıcılara ulaştıkları anda böbreklerde hemen
su tasarrufu düzenine geçilir ve su atılımı çok
az bir düzeye indirilir.
Eğer hipofiz hormonu ve bu hormonun getirdiği
"su tüketimini azaltın" emrini anlayıp uygulayan
böbrek hücreleri olmasaydı, susuzluktan ölmemek
için günde 15-20 litre su içmek zorunda kalırdık.
Bu suyu sürekli olarak da dışarı atmamız gerekeceğinden,
uyumamız veya bir yerde uzun süre oturmamız mümkün
olmazdı.
Ancak böyle bir sistemin eksiksiz olması bile
hayatta kalmamız için yeterli değildir. Bizim
su içmemiz -dahası ne kadar su içmemiz- gerektiğini
bilmemiz gerekir. Allah bunun için insanı susama
hissi ile birlikte yaratmıştır. Vücudumuzda herşeyin
eksiksiz olduğunu ama sadece susamadığımızı varsayalım.
Doğduktan çok kısa bir süre sonra susuz kalıp
ölürdük. Susama hissimiz olmadığı için neden krize
girip ölüme doğru gittiğimizi de anlamazdık. Oysa
bir insan, doğduğu andan itibaren su içmesi gerektiğini
üstelik ne kadar içmesi gerektiğini bilir, çünkü
tam gerektiği oranda susarız. Bu sistem o kadar
mükemmel işler ki ne ihtiyacımızdan fazla ne de
eksik sıvı alırız, tam ihtiyacımız kadar su içeriz.
İşte bizi "bir damla sudan" yaratan Allah, tüm
bedensel ihtiyaçlarımız için de mükemmel sistemler
var etmiştir. Çünkü O, kusursuzca yaratandır:
"O Allah ki, yaratandır, (en
güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil
ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)
|
SODYUM KONTROLÜ
İnsanın varlığından bile haberdar olmadığı birçok maddenin
vücut içindeki miktarını böbrekler ayarlar. Örneğin
çoğu insan vücut dokularında veya kanında sodyum molekülleri
bulunduğunu bilmez. Ancak böbrekler bu maddenin kandaki
yoğunluğunu gece gündüz sürekli kontrol altında tutarlar.
Böbreklerde kandaki sodyum miktarından sorumlu algılayıcı
hücreler bulunmaktadır. Eğer sodyum miktarında bir düşüş
olursa sodyum algılayıcı hücreler durumu derhal böbreklerde
bulunan sodyum emici hücrelere haber verirler.
Bir hücrenin kendisini belirli bir maddenin miktarını
ölçmeye adaması oldukça şaşırtıcıdır. Şaşırtıcı olan
bir başka nokta hücrenin fark ettiği bir değişikliği
başka hücrelere haber verme bilincine sahip olmasıdır.
Sodyum emici hücreler kandaki sodyum miktarının azaldığını
öğrendikleri anda çok önemli bir faaliyete başlarlar;
 |
Allah insan vücudunu birbirine
bağlı çalışan mükemmel bir tasarımla yaratmıştır.
Örneğin vücut sıvılarının kontrolü beyindeki
bir mekanizma tarafından düzenlenir. Vücut
sıvıları azaldığında hipotalamustaki osmoreseptörler
(duyarlı alıcılar) ön hipofiz bezine bir
sinir uyarısı gönderir. (1) Bu uyarı üzerine
ADH adlı hormon salgılanır. (2) Bu hormon
kan vasıtasıyla böbreklere taşınır. Burada
idrar toplama keselerindeki hücreleri hareketlendirerek
hücrelerin aynı sıvıyı tekrar emmelerini
sağlar. Bu birbirine bağlı sistemin tesadüfen
ortaya çıkamayacağı akıl sahibi her insan
için açık bir gerçektir.
|
|
İdrar olarak vücuttan atılacak olan sıvının içine,
böbreklerdeki süzülme sırasında bir miktar sodyum karışmıştır.
Söz konusu hücreler idrar sıvısının içindeki sodyum
moleküllerini yakalar ve bu molekülleri vücuda geri
kazandırırlar. Böylece kandaki sodyum miktarı normale
döner.
Bu hücrelerin üzerine sodyum moleküllerini yakalamaları
için özel pompalar yerleştirilmiştir. Acil durumlarda
bu pompalar devreye girer ve idrar sıvısında bulunan
sodyum molekülleri vücuda geri kazandırılır.
Eğer böbreklerdeki bu geri emilim mekanizması olmasaydı
aşırı besin ve sıvı kaybından dolayı ölüm kaçınılmaz
olurdu.
Görüldüğü gibi insan vücudundaki bağlantılar kusursuzdur,
denetim mekanizmaları, acil durumlar için alınmış önlemler
benzersizdir. Kandaki hayati moleküllerde meydana gelen
herhangi bir eksiklik hemen ilgili bölümlerce tespit
edilir ve eksikliğin giderilmesi için gerekli çalışmalara
başlanır. İlgili hücrelere hemen bir mesaj gönderilir,
hücreler tıpkı şuurlu insanlar gibi bu emri anlar, itaat
eder ve gerekli tedbirleri alırlar. Çok kısa zaman dilimleri
içinde gerçekleşen bu kusursuz haberleşme sayesinde
insan sağlığı güvence altına alınmış olur.
Böbreklerde bulunan hücrelerin her birinin teker teker
ne yapacaklarını bilmeleri, diğer hücreler ile organize
olmuş bir şekilde hareket etmeleri, kendilerine ulaşan
mesajı okuyup anlayabilmeleri ve gerekeni yerine getirmeleri
gibi detaylar düşünüldüğünde tüm bu olaylar zincirinin
başlı başına bir mucize olduğu görülür.
Böyle bir sistemin, bu sistemi oluşturan parçaların
insan vücudunda tesadüfen oluşması ise kesinlikle imkansızdır.
Verilen örneklerde de görüldüğü gibi böbreklerdeki bu
sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia etmek, Darwinistler'in
mantık çöküntüsünü açıkça ortaya koymaktadır. Ancak
mikroskopla görülen ve proteinlerden oluşan hücrelerin
yaptıkları her hareket ayrı bir plan ve akıl gerektirmektedir.
Hücrelerde böyle bir aklın bulunuyor olması elbette
ki çok açık bir şekilde yaratılışı göstermektedir. Bu
sistem, Allah'ın sonsuz ilminin, aklının ve gücünün
göstergelerinden yalnızca biridir.
Bu gerçekleri gören kişinin durup düşünmesi ve hiç
vakit kaybetmeden davranışlarını herşeyin Yaratıcısı
olan Allah'ın hoşnut olacağı şekilde değiştirmesi gerekir.
Bu, hesap vermek için toplanacakları kıyamet gününde
her insanın kendisine fayda verecektir. Allah hesap
günü ile insanları şöyle uyarmaktadır:
Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim,
sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru
yol budur. İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler.
Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere.
Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler.
Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı
onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar
inanmıyorlar. (Meryem Suresi, 36-39)
DAMARLARINIZDAKİ BASINÇ VE BÖBREKLER
Böbreklerin çok önemli bir görevi de kan basıncını
yani tansiyonu ayarlamaktır. Kan basıncını belirleyen
en önemli faktörlerden biri damarların içinde bulunan
sıvı miktarıdır. Damarların içindeki sıvı ne kadar fazla
olursa tansiyon da o derece yükselir ve vücuttaki tüm
organlara zarar verir.
Vücudun damarlardaki fazla sıvıyı algılaması kalbin
ön odacıklarına yerleştirilmiş algılayıcılar sayesinde
olur. Kalbin içine giren fazla miktarda sıvıyla gerilmesi
sonucunda kalpteki algılayıcılar beyne durumla ilgili
sinyaller gönderirler. Beyin buna karşı böbreğe giden
damarların genişliğini ayarlayarak kanın süzülmesini
artırır.
Kalbin ön odacığında gerçekleşen basınç ölçümü ve bu
ölçümlere göre vücutta yapılan düzenlemeleri hayali
bir örnek üzerinde inceleyelim.
Hayalimizde bir oda canlandıralım. Bu oda dış dünyadan
tamamen tecrit edilmiş bir odadır. Odanın içinde bütün
ömrünü bu odada geçirmek zorunda olan bir insan yaşar.
Bu insanın aynı zamanda çok önemli bir görevi vardır.
Odanın duvarlarındaki hava basıncı her an değişmektedir.
Odanın içinde yaşayan insanın görevi ise her saniye
bu basıncı özel aletler yardımıyla ölçmektir. Ayrıca
yaptığı ölçümleri telefonla bir bilgi işlem merkezine
haber vermek zorundadır. Her gün binlerce kez rapor
vermeli, raporlarda hiçbir hata olmamalıdır. Eğer ölçüm
yapmayı unutursa, uyuya kalırsa veya hatalı bir ölçüm
yapacak olursa içinde bulunduğu oda, odanın içinde bulunduğu
bina ve bütün şehir yok olacaktır.
Elbette bütün yaşamını bir odanın duvarlarındaki basıncı
ölçmeye adamış, tek bir saniye uyumadan görevini yapan,
üstelik hiçbir hata yapmayan bir insan var olamaz. Böyle
bir olayı insan hayal dahi edemez. Ancak insan bedeninde
yaşanan gerçekler, insanın hayal gücünün sınırlarını
aşar. Çünkü kalbin ön odacığının duvarlarında bulunan
hücreler bütün yaşamlarını odacığın duvarlarındaki basıncı
ölçmeye ve bu ölçüm sonuçlarını beyne bildirmeye adamışlardır.
Hücrelerin böylesine önemli bir göreve sahip olmaları,
görevlerini büyük bir fedakarlıkla ömür boyu sürdürmeleri,
bu hücrelerin kalbin iç odacığına yerleştirilmiş olmaları,
ölçüm yapma kabiliyetine sahip olmaları ve yaptıkları
ölçümleri beyne bildirebilmeleri, hücrelerin özel olarak
yaratılmış olduklarını gösterir.
KALP LİFLERİNİN İÇİNDE SAKLI MESAJ
Kalp kası liflerinin derin bölgelerine, çok önemli
bir mesaj taşıyan özel moleküller yerleştirilmiştir.
Bu mesaj kalbi değil, çok uzaklarda bulunan başka bir
organı ilgilendiren bir bilgi içermektedir. Ancak mesajı
taşıyan moleküller, güçlü kalp kası lifleriyle çevrelendikleri
için normal şartlarda bu bölgeden ayrılamazlar.
Peki bu moleküllerin taşıdığı mesaj nedir ve bu moleküller
niçin kalp dokusunun derinliklerine yerleştirilmişlerdir?
Bu soruların cevabı incelendiğinde yine bir yaratılış
mucizesi ile karşılaşırız.
Bu molekül "atrial natriüretik faktör"
isimli bir hormondur. İçindeki mesajı okuyabilecek tek
yetkili de böbreklerdir. Mesaj böbreklere sodyumun vücuttan
atılmasını emreder.46
Burada insanın aklına; "Niçin böbreklere gönderilecek
bir mesaj kalbin derinliklerinde saklanıyor?", "Böbreklerin
sodyumu vücuttan atmalarıyla kalbin ne ilgisi var?"
gibi sorular gelebilir. Ancak Allah insan vücudunu birbiri
içine girmiş binlerce sistemle var etmiştir. Kalbin
derinliklerine böbreği ilgilendiren bir mesajın saklanması,
bu kompleks ve kusursuz sistemlerden yalnızca biriyle
ilgilidir.
Yüksek tansiyon, yani damarlardaki sıvı miktarının
artması, insan için oldukça tehlikeli bir durum oluşturur.
Eğer bir önlem alınmazsa sonuç ölümdür. Artan kan basıncı
kalbin daha fazla gerilmesine neden olur. Bu gerilmeyle
kas liflerinin de araları açılır ve liflerin içine hapsedilmiş
olan mesaj molekülleri serbest kalarak kana karışır.
Ardından bu mesaj kan yoluyla böbreklere ulaşır. Böbrek
kendisine ulaşan emre itaat eder ve vücuttaki sodyumu
atmak için harekete geçer. Sodyumla beraber vücuttan
atılan sıvı miktarı da artar. Böylece kan basıncı normal
düzeye iner ve kalp sağlıklı olarak atmaya devam eder.
TANSİYONUNUZ DÜŞÜNCE NE OLUR?
Kandaki basınç düzeyinin düzenlenmesinde böbreğin sahip
olduğu rol bu kadarla da bitmez. Tansiyonun düşük olduğu
durumlarda da böbrekteki çok özel yapıda bir hücre olan
JGA'dan "renin" adlı bir madde salgılanır. Ancak bu
maddenin doğrudan kendisinin tansiyon yükseltici etkisi
yoktur.
Bu madde üretildiği yerden çok daha
farklı bir yerden, karaciğerden salgılanan "anjiotensinojen"
adlı bir molekülle birleşerek "anjiotensin-1" molekülüne
dönüşür. Ancak bu oluşan hormonların da tansiyon üzerinde
çok ciddi bir etkisi yoktur. Kan dolaşımında bulunan
bu hormon daha sonra yine farklı bir organda, akciğerde
bulunan "ACE" adı verilen ve sadece "anjiotensin-1"
molekülünü parçalamaya yarayan bir enzim sayesinde daha
farklı bir molekül olan "anjiotensin-2" molekülüne dönüşür.47
 |
Tansiyon düştüğünde tekrar
normal seviyeye gelmesi için böbrekler harekete
geçer. Yanda böbreklerdeki tansiyon dengeleyici
sistem şematik olarak gösterilmektedir.
|
|
İşte damarlar üzerinde etki gösterip tansiyonu normal
seviyeye çıkaracak olan asıl hormon da son noktada üretilen
bu moleküldür. Bu molekül oluşmazsa kendinden önce üretilmiş
hiçbir hormonun tansiyon üzerinde bir etkisi olmayacaktır.
Anjiotensin-2 molekülü yine sadece kendisiyle birleşmek
üzere damar yüzeyinde bulunan algılayıcılarla birleştikten
sonra damarların büzülmesini ve tansiyonun yükselmesini
sağlar.
Anjiotensin-2 molekülünün tansiyonu
artırmak için yaptıkları bu kadarla da kalmaz. Anjiotensin-2
molekülü kan dolaşımı sayesinde böbreküstü bezlerinin
çok özel bir bölgesine iletilir. Bu bölgede bulunan
bazı hücreler sadece anjiotensin-2 molekülü ile birleştikten
sonra ürettikleri aldosteron adlı molekülün kana karışmasını
sağlar. Bu molekülün kana karışmasıyla birlikte kan
basıncı bu defa daha farklı bir mekanizma ile yükselmeye
başlar. Aldosteron molekülü, böbreğin toplama kanalları
üzerinde bulunan kendine özel algılayıcılarla birleşerek
idrarla atılmakta olan sodyum moleküllerinin, vücuda
geri emilmesini sağlar.48 Sodyum molekülleri
de kanın yoğunluğunu artırarak kan basıncının yükselmesini
sağlar.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta kuşkusuz
ki bu maddelerin etkilerinin birbirlerine bağlı oluşudur.
Böyle bir durumda sadece tek bir tanesinin bile rastlantılarla
oluşması mümkün olmayan böyle bir sistemin bütün elemanlarının
aynı anda, aynı bünyede rastlantılarla oluşması defalarca
imkansızdır. Rastlantıların böbreklere anlama kabiliyetini,
önlem almak için gerekli olan insiyatifi kazandıramayacağı
ise tartışılmazdır.
Sadece kan basıncının düzenlenmesinde kullanılan onlarca
madde ve bunların etki mekanizmaları düşünüldüğünde
bile karşılaşılan tasarım ve düzenin kendiliğinden oluştuğunu
iddia etmek şüphesiz evrim teorisine körü körüne bağlı
ve bunu bir inanç sistemi olarak benimsemiş kişilere
has bir davranıştır. Nitekim evrimciler de teorilerine
bütün doğrulara rağmen bir inanç olarak inandıklarını
çeşitli şekillerde itiraf etmişlerdir. Bunlardan biri
şöyledir:
Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim
boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı
ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya
tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması
gerekiyordu... Ama şu anda, yaratılışa inanmayı gerektiren
açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman
bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık
ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın
yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar
değil.49
Evrimcilerin de açıkça itiraf etmek zorunda kaldıkları
gibi tüm bilimsel veriler herşeyin hakimi olan bir yaratıcının
yani Allah'ın varlığını açık ve kesin olarak göstermektedir.
|
BÖBREKLERİNİZ
TIBBİ BİLGİLERE SAHİP OLABİLİR Mİ?
Böbreklerinize pompalanan kandaki alyuvar miktarı
böbrekler tarafından sürekli olarak ölçülür. Hassas
algılayıcılar ile tespit edilen veriler hemen
değerlendirilmeye alınarak gerekenler yapılır.
Böbrekten süzülen kan miktarında bir azalmanın
tespit edilmesi durumunda böbreklerdeki özel hücrelerden
"eritropoietin" adlı bir hormon salgılanır. Bu
hormon kan üretimini artırmaya yarar. Hormon,
etkisini böbrek dışında bir yerde kemik iliği
üzerinde gösterecektir. Kemik iliğinde bulunan
ana kan yapıcı hücreler bu hormonun alyuvar sayısının
azaldığını bildirmesi üzerine alyuvar yapımını
hızlandırarak kan dolaşımına daha fazla alyuvar
bırakılmasını sağlar. Bu sayede alyuvar dengesi
ayarlanmış olur. Görüldüğü gibi böbrek hücreleri
tespit yapmakta, verileri değerlendirmekte ve
gerekeni uygulamaya sokacak şekilde insiyatif
kullanmaktadır. Kemik iliğindeki hücreler de böbreklerden
gelen bir hormon ile gönderilmiş olan mesajı nasıl
çözeceklerini bilmekte ve bu mesaja göre harekete
geçmektedirler.
Üstelik bu işlemlerin tümü, milyarlarca insanın
her birinde aynı şekilde gerçekleşmekte, bu uyum
bütün insanlarda aynı şekilde sürmektedir.
Bütün bu işlemlerde hücreler çok açık bir akıl
gösterisinde bulunmaktadırlar. Bu durumda bu aklın
kaynağının ne olduğu sorusunun cevaplanması gerekmektedir.
Hücrelerin böyle bir akla kendi kendilerine ya
da tesadüfen sahip olduklarının iddia edilmesi
mümkün değildir. Hücrelere bu aklı yerleştiren,
nasıl davranmaları gerektiğini onlara ilham eden
herşeyi kontrolü altında tutan Allah'tır. Allah'tan
başka bir güç yoktur.
|
TAKLİT BÖBREK
Günümüz teknolojisinin sağladığı imkanlarla gerektiği
gibi işlememeleri durumunda, organlarımızın yerini tutabilecek
suni organlar ve cihazlar tıbbi kullanıma sunulmuştur.
Böbreklerin fonksiyonlarını kaybetmeleri ya da yetersiz
kalmaları durumunda da yerine vücudun arıtma sistemi
olarak çalışmak üzere diyaliz makineleri geliştirilmiştir.
Boyutları böbreklerle kıyaslanamayacak kadar büyük olan
bu makinelerde kan, belli düzeneklerden geçirilir ve
içerdiği üre, ürik asit gibi zararlı maddelerden ve
fazla sıvılardan arındırılır.
Bu alet basit difüzyon (bir maddenin çok yoğun bir
ortamdan, az yoğun bir ortama geçmesi) yöntemiyle çalışmaktadır.
Atardamardan alınan bir hortum ilk önce bir pompaya
gelir. Bu pompa kanı diyaliz aletine pompalar. Diyaliz
sıvısı oksijence zengin ve tuz konsantrasyonu yönünden
de kan plazmasına eşittir. Kan, diyaliz sıvısı içinde
bulunan diyaliz tüplerinden geçirilir. Kandaki üre gibi
artık maddeler difüzyonla diyaliz sıvısına geçerken,
alyuvar ve protein gibi gerekli maddeler diyaliz tüplerinde
kalır. Bu işlem esnasında diyaliz sıvısı alet içinde
hafifçe çalkalanır. Bu sayede kandaki artık maddeler
arındırılır ve kan geri dönecek hale getirilir. Eğer
besleme yapılmak istenirse diyaliz sıvısına glikoz ilave
edilir ve yine difüzyon yöntemiyle kana geçirilir. Temizlenmiş
kan bir hortumla toplardamara verilir. Bütün bu işlemler
sırasında diyaliz sıvısı sürekli yenilenir ve her defasında
vücut sıcaklığına eşdeğer bir sıcaklıkta tutulur. Aksi
halde, hasta çok fazla ısı kaybeder.
 |
Böbreklerin fonksiyonlarını
kaybetmeleri ya da yetersiz kalmaları durumunda
yerlerine diyaliz makineleri kullanılır.
Ancak diyaliz makinelerinin ne kullanım
rahatlığı, ne boyutları, ne de işlem hızları
vücuttaki gerçek arıtma sisteminin yani
böbreklerin yerini tutamaz. Allah'ın son
derece küçük bir alanda yarattığı bu mükemmel
tasarım sayesinde vücudumuzda gerçekleşen
işlemlerin hiç farkında bile olmayız.
|
|
Tam bir diyaliz işlemi 4-6 saat alır
ve diyaliz sıvısı pek çok defa değiştirilir. Bu işlem
çoğu hastaya haftada iki veya üç defa uygulanır. Ancak
diyaliz hiçbir şekilde böbreğin yerini tutmamaktadır.50
En etkili şekilde çalışan diyaliz makinelerinde bile
hastanın yaşamı ancak birkaç sene kadar uzatılabilmekte
ve hastaların çoğu belli bir zaman sonra hayatlarını
kaybetmektedirler.
İnsan vücudundaki herşey olabilecek en mükemmel şekilde
tasarlanmıştır. Teknoloji kullanılarak yapılan tüm araştırmalarda
ulaşılmaya çalışılan sonuç, insan vücudundaki tasarımın
bir benzerini üretebilmektedir. Ancak vücudumuzda olduğu
kadar küçük alanlara, aynı özelliklere sahip teknolojinin
yerleştirilmesi mümkün olmamaktadır.
Allah'ın insan vücudunda kurduğu sistem her yönden
benzersizdir. İnsana düşen bunu Allah'tan bir nimet
olarak görüp, yaşadığı her an için Allah'a şükretmektir.
Allah, kendisinde sükun bulmanız
için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var
etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir
fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır; herşeyin Yaratıcısıdır;
O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
İşte, Allah'ın ayetlerini inkar edenler böyle çevriliyorlar.
(Mü'min Suresi, 61-63)
|
5-10 CM'LİK
BİR BÖBREK Mİ, YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ BİR DİYALİZ
MAKİNESİ Mİ DAHA ÜSTÜN BİR TASARIMA SAHİPTİR?
|
BÖBREK
|
DİYALİZ
MAKİNASI
|
| Yalnızca 5-7 cm. yer tutar, |
Orta boy bir buzdolabı büyüklüğündedir, |
| Sessizce, hissettirmeden çalışır, |
Elektrikle çalışır, gürültülüdür, |
| Tüm yaşam boyunca hiç durmadan, bakıma
ihtiyaç duymadan çalışır, |
3-4 yılda yıpranır ve hurdaya döner, |
| Kanın kalitesini yoklar, kan
hücreleri üretilmesini emreder, |
Böbrek çalışmadığı için vücutta
kan üretilemez. Hasta kansız kaldığı için
sık sık kan nakli gerektirir. |
| Kendiliğinden, hiç sorun çıkarmadan çalışır, |
Steril hastane koşullarında uzman doktor
ve teknisyenler tarafından çalıştırılır, |
| Kandaki su miktarını ayarlar, tansiyonu
kontrol eder, |
Tüm hastalar yüksek tansiyon hastasıdır,
makineye bağlanınca tansiyon aşırı düşer. |
| Kanı temizler, insanı sağlıklı ve zinde
tutar, |
Hastanın nefesi daralır, titreme krizleri
gelir, kanamalar kolay ve sık olur, sık sık
kas krampları oluşur, |
| Vücudun ihtiyaçlarına tam uygun
bir filtre sistemidir, toplam 2.400.000 filtre
ünitesi 7 gün 24 saat boyunca çalışır, |
Basit bir filtredir. Kanı kabaca
süzdüğü için hastanın tahlilleri yapılır,
eksilen maddeler serumla tekrar verilir, |
| Çalışması için özel bir vakit
ayırmaya gerek yoktur, yaşam içinde kendiliğinden
çalışmasını sürdürür. |
İnsanı 3 günde bir 5 saat boyunca
yatağa bağlı tutar, hareket etme imkanı vermez. |
 Görüldüğü gibi böbrek, diyaliz makinesi
ile karşılaştırılamayacak bir üstünlüğe sahiptir.
Peki şunu düşünün; bir diyaliz makinesi tesadüflerin
eseri olabilir mi? Yüksek teknoloji ile üretilen
bu makine, kendiliğinden meydana gelmiştir diyen
birini görseniz hakkında ne düşünürsünüz?
Şimdi şunu düşünün; bir diyaliz makine tesadüfen
oluşamazken, onunla kıyas edilemeyecek kadar üstün
yapıya sahip bir böbrek tesadüfen oluşabilir mi?
Elbette oluşamaz. Tüm özellikleriyle birlikte
böbrek, üstün bir aklın ve gücün ürünüdür. Herşeyi
kusursuzca, bir düzen içinde yaratan Allah'ın
eserlerinden biridir.
|
|