|
BEDENİMİZDEKİ MUHTEŞEM
HABERLEŞME:
HORMONAL SİSTEM
Yüz trilyon hücrenizin her biri adeta
birbirlerinden haberdarmış gibi büyük bir uyum içindedir.
Siz bu yazıyı okurken kalbinizin bir dakikada kaç kez
attığı, kemiklerinizde depolanan kalsiyum oranı, kanınızdaki
şeker yoğunluğu, böbreklerinizin dakikada süzdüğü kan
miktarı ve bunlara benzer binlerce detayda söz konusu
uyum görülür.
Bütün bu sistemler göz önüne alındığında, insan vücudu
100 trilyon müzisyenin oluşturduğu dev bir orkestraya
benzetilebilir. Bu orkestra 24 saat eşsiz besteleri
seslendirir. Müzik kimi zaman hızlanır, kimi zaman yavaşlar.
Kimi zaman tempolu, kimi zaman sakin bir melodi seslendirilir.
Ancak orkestradaki müzisyenler, aralarındaki kusursuz
uyumu hiçbir zaman kaybetmezler. Peki bu eşsiz senfoniyi
idare eden kimdir? Nasıl olur da milyonlarca müzisyen
aynı anda ortak notaları, farklı müzik aletleriyle çalabilir?
İnsan vücudundaki 100 trilyon hücreyi birbirine hormonlar
bağlar. Hormonlar hücreler arasında mesaj taşımakla
görevli olan proteinlerdir. Vücudun büyümesi, üremenin
düzenlenmesi, vücuttaki iç denge, sinir sistemindeki
koordinasyon ve daha birçok işlem hormonların gereken
yerlere ulaştırdıkları mesajlar sonucunda gerçekleşir.
Hiç kimsenin vücuttaki bu mükemmel koordinasyona bir
müdahalesinin olması söz konusu değildir. Örnek olarak
yediğiniz besinlerin sindirimi sırasında salgılanmaya
başlayan sekretin hormonunu ele alalım. Belki de böyle
bir hormonun varlığından bile haberiniz yokken sizin
için bu hormon salgılanmaya başlanır ve bu sayede bağırsaklarınızın
asitten zarar görmesi engellenir. Bunu engellemeniz
ya da değiştirip başka bir yöntemle kendinizi koruma
altına almanız mümkün değildir. Bu, vücuttaki diğer
bütün organlar, enzimler, sistemler için geçerli olan
bir durumdur.
İnsanın kendi vücudunda olup bitenlerden haberi yokken
vücudunda her yönden mükemmel bir sistem kurulmuştur.
Vücudunuzdaki maddeler sizin için emirler verip, vücut
dengenizi sağlarken, sizi su içmeye ya da yemek yemeye,
hızlı hareket etmeye yöneltirken siz bu yönlendirmenin
farkına bile varmazsınız. Hayatta kalmanız vücudunuzdaki
hormonlar vasıtasıyla kontrol edilen emir-komuta sistemine
bağlıdır.
Peki bu sistem nasıl ortaya çıkmıştır? Denetimi nasıl
sağlanmaktadır? Hormonlar nerede, ne zaman harekete
geçmeleri gerektiğini nasıl bilmektedirler?
Hormonal sistemin tek bir anda bir bütün olarak ortaya
çıkması, ilerleyen sayfalarda verilecek örneklerde de
görüleceği gibi zorunludur. Bunun aksi bir durumu düşünmek
mümkün değildir. Yani hormonlar sahip oldukları özellikleri
zaman içinde kazanmış olamazlar. İnsan vücudundaki diğer
bütün sistemler gibi hormonal sistem de tek bir anda
ortaya çıkmış yani yaratılmıştır. Allah'ın varlığının,
gücünün sınırsızlığının delillerinden biri olan bu sistemin
detayları insanı bir kere daha Allah'ın yarattıkları
üzerinde düşünmeye teşvik etmektedir. Allah ayetlerinde,
yarattığı varlıklar üzerinde düşünmeyi ve Kendisi'ne
yönelip dönmeyi emretmiştir. Allah Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:
Sizin için gökten su indiren
O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı
onda otlatmaktasınız.
Onunla sizin için ekin, zeytin,
hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler
vardır.
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı
sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre
hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır.
Yerde sizin için üretip-türettiği
çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz
bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
Denizi de sizin emrinize veren
O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan
süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları)
yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar)
O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.
Sizi sarsıntıya uğratır diye
yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da
(kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.
Ve (başka) işaretler de (yarattı);
onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.
Yaratan, hiç yaratmayan gibi
midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi,
10-17)
VÜCUTTAKİ KONTROL SİSTEMİ
Uçaklarda, uzay mekiklerinde, hatta bazı modern otomobillerde
aracın o anki durum ve kapasitesini denetleyen kontrol
bilgisayarları vardır. Ancak insanların 20. yüzyılda
geliştirdiği bu sistemlerden binlerce yıl önce, söz
konusu denetim sistemlerinin en mükemmeli yeryüzünde
zaten mevcuttu. Hem de insanın kendi vücudunun içinde…
Bir kablo ağı boyunca uzanan sinir sistemi ve kimyasal
uyarıları değerlendiren hormonal sistem, insan vücudundaki
kontrol ve denetim mekanizmasını oluşturur. Bu sistemler
insanın hayal gücünün alamayacağı kadar yüksek bir teknolojiye
sahiptir.
Her iki sistem de büyük ölçüde klasik tepki prensiplerine
göre çalışır. Kontrol merkezinden gönderilen bir mesaj,
hedef organın aktivitesinin artırılmasına veya azaltılmasına
neden olur. Sürekli bilgi akışı sayesinde her an değerlendirmeler
yapılır ve bu değerlendirmelere göre yeni emirler gönderilir.
Her saniye milyonlarca bilgi işlenir.
 |
Solda erkek ve kadın bedenindeki
temel salgı bezlerinin yerleri, sağda ise
sinir sisteminin genel yapısı görülüyor.
|
 |
|
Sinir sistemi, bilgi akışını, bütün vücudu kaplayan
kablo ağı -sinirler- yoluyla sağlar. Birçok noktada
sinir sistemi ve hormon sistemi birlikte çalışır. Örneğin
adrenalin hormonunun salgılanması için sinir sisteminden
gelecek uyarılara ihtiyaç vardır.
Hormonal sistemde haberleşme ağı, kan dolaşımı sayesinde
kurulur. Hormonal bir bez, mesaj taşıyan molekülleri
doğrudan kana salgılar. Kan yoluyla bütün vücuda yayılan
bu mesajlar hedef organa ulaştığında bu organı harekete
geçirir. Bu demektir ki, hormonal sistem dolaşım sistemi
olmadan çalışamaz. Hormon ve sinir sistemi arasındaki
bağlantıyı da hatırlayacak olursak, hormon-sinir-dolaşım
sistemlerinin aynı anda var olmaları gerektiği gerçeği
ile karşılaşırız.
Hormonal sistem (endokrin sistem) ve sinir sistemi,
birlikte vücudun içinde bulunduğu sabit durumu korumak
için çalışırlar. Hormonal sistem; üreme, beslenme maddelerinin
hücreler tarafından kullanımında, tuz ve sıvı dengesini
düzenlemede rol oynar. Dokulardan ve bezlerden meydana
gelen bu sistemin, vücuttaki diğer organlarla dahası
bütün vücut hücreleriyle olan uyumu son derece dikkat
çekicidir. Hormonal sistemi oluşturan bezlerin kanalları
yoktur. Bezler çevrelerindeki dokulara hormonları bırakır
ve hormonlar kılcal damarlar tarafından emilip kan yolu
ile taşınırlar. Hormonları harekete geçiren, hedef dokuların
durumlarıdır. Çoğu zaman hormonlar sadece o dokuya özgü
olabilir. Örneğin erkeklik hormonu testosteron salgılandığında
yüzdeki kılların çıkmasına sebep olur, fakat kafa derisindeki
saçlara hiçbir etkisi olmaz. Bununla birlikte bütün
vücudu etkileyen hormonlar da vardır. Örneğin tiroid
hormonu, vücuttaki bütün hücreleri uyarır.
ANAHTARLAR VE KİLİTLER
Hormonlar genel olarak insan vücudunun iç ortamını
düzenlemek üzere programlanmış ve kodlanmış bir sinyal
grubu olarak tanımlanır. Bu sinyallerin her biri farklı
organ ve dokulardaki hücreleri uyarır. Bir hormon hedef
hücresine varıncaya kadar geçtiği birçok dokuda fark
edilmez. Peki hedef hücre kendi hormonunu nasıl tanır?
 |
Hormonlar ve hormonların
etkilediği algılayıcılar birbirleriyle anahtar-kilit
ilişkisi içindedirler.
|
|
Hedef hücrelerin yüzeylerinde bir anten (algılayıcı)
bulunmaktadır. Hormon bu anten ile tam olarak birleşir.
Anten ve hormon birbirlerine o kadar uygun yaratılmışlardır
ki, gönderilen hormon hiçbir zaman yanlış antene bağlanmaz.
Bu şekilde her hormon bir anahtara,
bu hormonun etkilediği algılayıcı da yalnızca o anahtarla
açılabilecek özel bir kilide benzer. Ancak hormon ve
hedef hücre arasındaki üç boyutlu uyum, anahtar ve kilit
arasındaki üç boyutlu uyumdan çok daha kompleks ve üstündür.
Sadece bir hormon kilide uyar ve o hücrenin genel yapısını
etkiler. İşte bu uyum sayesinde hiçbir zaman yanlış
bir organ ya da doku harekete geçirilmez.51
Hormon molekülünün hücrenin yüzeyinde bulunan antene
kenetlenmesiyle birlikte hücrenin içinde bir dizi zincirleme
reaksiyon gerçekleşir. Bu reaksiyonlar sonucunda hücre
kendisine emredilen görevi yerine getirir. Olay şöyle
gerçekleşir;
Örneğin gönderilen emir hücreye özel bir protein üretmesini
emrediyorsa, hücrenin içinde bulunan çeşitli enzimler
harekete geçer. Bu enzimler hücrenin bilgi bankası olan
DNA'ya giderek üretilmesi gereken proteine ait bilgiyi
bulur ve kopyalar. Böylece gerekli proteinin üretimi
başlamış olur.
Sistemin elemanları bir zincirin halkaları gibi çalışır.
Bu halkalardan herhangi birinin görevini yapamaması
zincirin kopmasına, yani bütün sistemin bozulmasına
neden olacaktır. Böyle bir aksaklığın sonuçları vücut
için çok ağır olur; hatta kimi zaman ölümle sonuçlanır.
HORMONAL SİSTEMİN ŞEFİ
0.5 gr ağırlığında, bir bezelye tanesi büyüklüğünde
küçük bir et parçası ve bu et parçasını oluşturan hücreler,
vücudunuzu sizin adınıza yönetir ve denetler. Hormon
sisteminin yönetim merkezi olan "hipofiz bezi" isimli
bu küçük organ, yeryüzünün en mükemmel orkestrasının
şefidir. Bu küçük şef, emirlerini hormon adı verilen
moleküller yardımıyla diğer hücrelere bildirir.
Hipofiz bezi, hormon sisteminin yöneticisi ve düzenleyicisidir.
Beynin hipotalamus isimli bölgesinin kontrolü altında
çalışır. Bu küçük et parçası hipotalamustan gelen bilgiler
sayesinde sizin hangi şartlarda neye ihtiyacınız olduğunu,
bu ihtiyacı gidermek için hangi organın hangi hücrelerinin
çalışması gerektiğini, bu hücrelerin kimyasal mekanizmalarını,
fiziksel yapılarını, üretilmesi gereken ürünleri ve
üretimin durdurulması gerektiği zamanı bilir. Bilmekle
kalmaz çok özel bir haberleşme sistemi sayesinde bu
ihtiyaçların karşılanması için gerekli yerlere bütün
emirleri verir.
Örneğin insan vücudu ergenlik döneminin sonuna kadar
gelişir. Bu dönem boyunca trilyonlarca hücre bölünerek
çoğalır, doku ve organların büyümesi sağlanır. Belirli
bir büyüklüğe ulaşıldığında dokularda büyüme faaliyeti
durur. İşte ne kadar büyümeniz gerektiğini bilen ve
bu büyüklüğe ulaştığınızda büyümenizi durduran, hipofiz
bezi denilen bu küçük 'şef'tir.
 |
Hipofiz ve merkezi sinir sistemi arasındaki
bağlantı görülüyor. En solda; hipofizin,
beyin (1), omurilik (2) ve beyincikle
(3) olan bağlantısı görülüyor. Sağda;
hipofizin damar ağı ve hipotalamus ile
ilişkisi:
A- Kılcal damar ağı. B- Sinüs kılcal
damarları
|
|
Hipofiz bezi tarafından salgılanan büyüme hormonu hücrelere
ne kadar bölünmeleri gerektiğini bildirir. Bu hormonun
salgılanmasının durmasıyla büyüme de durur.
Büyüme hormonu vücutta hangi bölgelerin genişlemesi
gerektiğini adeta bilir. Vücut da derhal hormonu tanıyarak
kendisinden beklenen hareketi yapar. Büyüme hormonu
kemiğe ulaştığında kemik hemen genişlemeye başlar. Ancak
büyüme hormonu kadında ve erkekte farklı yerlere farklı
şiddetlerde etki eder. Örneğin büyüme hormonu erkeğin
omuz hücrelerine gider ve bu bölgeyi genişletmesi gerektiğini
bilir. Ancak kadında bunu yapmaz.
Küçük bir bebeğin ses telleri dahi büyüme hormonu sayesinde
gelişir. Bu hormon sesin nasıl yapılacağını bilir ve
kadınların ses tellerini ince ses çıkartacak şekilde,
erkeklerin ses tellerini kalın ses çıkartacak şekilde
büyütür.
Hücrelerin büyüme hormonuna karşı olan itaatleri de
son derece dikkat çekicidir. Bütün organ ve dokular
bu sayede uyumlu bir şekilde büyürler. Örneğin burnu
kaplayan derinin gelişmesi ve büyümesi durduğu zaman,
burnun altında bulunan kemik dokusunun gelişmesi ve
büyümesi de durur. Kemik hiçbir zaman büyümeye devam
etmeye ve deriyi yırtıp dışarı çıkmaya kalkışmaz. Bütün
vücut organları birbirlerine uygun bir şekilde gelişir.
ŞEF'İN DİĞER GÖREVLERİ
Hipofiz bezi vücudunuzdaki karbonhidrat ve yağ metabolizmasını
da düzenler. Gerektiği zaman hücrelerinizde yapılan
protein sentezini artırır.Kan basıncınız düştüğü zaman
hipofizin salgıladığı moleküller, damarların etrafındaki
kasların büzülmesini sağlar. Milyonlarca kasın büzülmesi
ve damarların küçülmesi kan basıncını artırır.
Bu küçük şef kendisinden çok çok
uzakta olan böbreklerin bile çalışmasını düzenler. Vücudunuzun
suya ihtiyacı olduğu zamanları da bilen hipofiz bezi,
bu durumlar için özel bir hormon üretir (vazopressin).52
Anne sütü yeni doğmuş bir bebek için
hayati bir öneme sahiptir. Hipofiz bezi bebeğin bu ihtiyacının
da farkındadır. Doğuma az bir zaman kala, hipofiz bezinin
gönderdiği emir doğrultusunda (prolaktin hormonu) annenin
süt bezleri harekete geçer ve süt salgılanmaya başlar.
Yine doğum yaklaştığında hipofiz bezinin verdiği başka
bir emir doğrultusunda (oksitosin hormonu) dölyatağı
kası harekete geçer ve doğum olayına yardımcı olur.53
 |
Yanda hipotalamus ve hipofiz bezlerinin
beyindeki konumları görülüyor. Hipofiz
bezi birçok organı orkestra şefi gibi
yönlendirir. Ancak hipofiz bezinin harekete
geçmesini sağlayan da başka bir sistemdir.
Beynin hipotalamus isimli bölgesi, vücuttan
gelen yüzlerce bilgiyi değerlendirir.
Bu değerlendirme sonucunda nerede ne yapılması
gerektiğine karar verir. Bu kararı uygulamak
için de, hipofiz bezinin vücut üzerindeki
hakimiyetine ihtiyacı vardır. Hipotalamus,
hipofiz bezine gerekli talimatları gönderir
ve hipofiz bezi bunun üzerine harekete
geçer. (Eldra Pearl Solomon, İnsan Anatomisi
ve Fizyolojisine Giriş, s.135)
|
|
Derinin güneş altında bronzlaşması aslında hücrelerin
insanı güneşin zararlı etkilerinden korumak için aldığı
bir önlemdir. Hücrelere bu korunma emrini veren (MSH
hormonunu gönderen) de yine hipofiz bezidir.
Beyinde hipofiz bezinin bulunduğu bölgede birbirlerinden
farklı kimyasal yapılara sahip 20'den fazla hormon tespit
edilmiştir. Bu hormonların çoğu başka hormonların salgılanmasını
sağlayan uyarıcı özellikte hormonlardır. Hormonal sistemdeki
bu kusursuz uyum nasıl ortaya çıkmıştır? Hormonlar arasındaki
bağlantı nasıl kurulmuştur? Bir hormon diğerinin mesajını
nasıl anlamakta ve doğru tepkiyi vermektedir?
Birbirlerinden çok farklı kimyasal yapıya sahip olan,
ancak aynı zamanda da mükemmel bir koordinasyon içinde
çalışan bu 20 hormonun nasıl var olduğu hiçbir -sözde-
evrimsel mekanizmayla izah edilemez. Tesadüflerle hormonlara
bu özellikler kazandırılıp insan vücuduna yerleştirilemez.
Hiçbir tesadüfi sürecin, hormonları oluşturan maddeleri
üretmesi, hormonların içerdikleri mesajları belirlemeleri,
bu mesajların nereye gideceğini bilmelerini sağlayacak
bir sistemi hormonlara yerleştirmeleri mümkün değildir.
Hipofiz bezi hormonların toplu olarak salgılandığı
bölgelerden sadece biridir. Bunun dışında böbreküstü
bezi, pankreas, eşeysel bezler, tiroid bezleri gibi
bölgelerde hayatın devamı için son derece önemli hormonlar
salgılanır. Bu bölgelerden herhangi birinin bozulması
veya eksik çalışması durumunda hayatın sürdürülmesi
imkansız hale gelir. Hormonal sistemin oluşturduğu bu
bütünlük çok açık bir şekilde yaratılışı kanıtlamaktadır.
Hormonal sistemi bütün detaylarıyla birlikte yaratan,
herşeyden haberdar olan Allah'tır.
HORMONAL SİSTEMİN YÖNETİCİSİ
Hipofiz bezi yalnızca kendi görevlerini yerine getirmekle
kalmaz. Olağanüstü bir sorumluluk duygusuyla, diğer
hormonal bezlerin çalışmalarını da düzenler ve denetler.
Bu oldukça önemli bir ayrıntıdır. Çünkü bu ayrıntı
bezelye büyüklüğünde bir et parçasının akılalmaz bir
bilinçle hareket ettiğini gösterir. Hipofiz bezinin
neler yapabildiği incelendiğinde bu gerçek daha iyi
anlaşılır.
Hipofiz bezi tiroid, böbreküstü ve
eşeysel bezlerin çalışmalarını düzenler. Hipofiz bezi
beynin ara tabanında, tiroid bezi gırtlağın altında,
eşeysel bezler kadınlarda yumurtalıkta erkeklerde testislerde,
böbreküstü bezi de böbreklerin hemen üstünde bulunur.
Hipofiz bezi; tiroid bezinin gelişimini ve çalışmasını
düzenlemek için TSH hormonu, eşeysel bezlerin çalışmasını
düzenlemek için FSH ve LH hormonu, böbreküstü bezlerinin
çalışmasını düzenlemek için ACTH hormonu, süt bezlerinin
gelişimi ve salgılanması için LTH hormonu salgılar.54
İç salgı bezleri tarafından
cinsiyet hormonlarının salgılanmasını gösteren
şema
|
Hipofiz bezinin bu organlardan yalnızca biri üzerindeki
etkisini inceleyelim. Hipofizin gerekli durumlarda böbreküstü
bezlerini harekete geçirmek için ACTH hormonunu salgıladığını
belirttik. Hipofizden yola çıkan ACTH hormonu kana karışır
ve kan yoluyla böbreküstü bezlerine ulaşır. Mesajı okuyan
böbreküstü bezleri hemen gerekli hormonu üreterek vücutta
bir dizi kimyasal işlemin başlamasını sağlar.
Hipofiz bezinin bütün bunları yapabilmesi için neler
"bilmesi" gerekmektedir düşünelim. Hipofiz bezi;
"Böbreküstü bezinin görevini",
"Bu görevi nasıl yerine getirdiğini",
"Böbreküstü bezinin harekete geçmesi için gerekli olan
işareti" bilmek zorundadır.
Göz önünde bulundurulması gereken bir başka nokta da
moleküllerin kat ettikleri mesafedir. Hormon moleküllerinin
gözle görülmeyecek kadar küçük oldukları düşünüldüğünde,
bu moleküllerin beyinden böbreğe uzanan yolculuklarının
insana göre binlerce kilometre ile ifade edilebilecek
bir yolculuk olduğunu kabul etmek gerekir.
 |
Beynin tabanındaki hipofiz
(1) iki ayrı hormon salgılayarak böbreklerin
çalışmasını denetler. Bu hormonlardan ADH
böbrek tübüllerinin etkinliğini artırır.
ACTH ise böbreküstü salgı bezlerini (2)
uyarır. ACTH uyarısı ile bu bezlerin salgıladığı
hormonlardan biri böbreklerin etkinliğini
sağlar. Bunun üzerine kan, atardamardan
glomerüle (3) boşalır. Burada süzülen kanın
plazması proteinlerden ayrılarak en yakın
tübüle geçer (4). Bu tübül boyunca ve Henle
kulbunda (5) tübüldeki maddeler tekrar kan
tarafından soğurulurlar. Kanın maddeleri
soğurması en son tübüle (6) kadar sürer.
En son tübülde kan aynı zamanda bazı maddeleri
de tübüle boşaltır. Burada ADH suyun soğurulmasını
artırır, böbreküstü salgı bezinden salgılanan
hormon da tuzun soğurulmasını artırır. Böylece
böbreklerdeki işlem tamamlanmış olur. Allah,
böbreklerin çalışması için yarattığı bu
detaylı sistemle sanatının benzersizliğini
bize tanıtmaktadır.
|
|
Bu durumda ortaya cevaplanması gereken pek çok soru
çıkmaktadır: Nasıl olur da hipofiz bezi, kendisinden
binlerce km uzakta bulunan başka bir hormonal bezin
sorumluluklarını bilmekte, böbreküstü bezini harekete
geçirecek doğru kimyasal ve fiziksel formülleri tam
olarak üretmektedir? Hipofiz bezi böbreküstü bezinin
çalışmasını düzenlemek gibi bir sorumluluğu niçin üstlenmiştir?
Kimyasal maddelere haberleşme yeteneği kazandıran bu
akıl ortaya nasıl çıkmıştır? Görmeyen, duymayan, düşünemeyen
sadece moleküllerden oluşan maddeler böyle bir bilince
nasıl sahip olmuşlardır?
İnsan, bilinç sahibi olan, bu bilinci kullanabilecek,
geliştirebilecek, yeni yöntemler bulabilecek bir varlıktır.
Diğer canlılara göre sahip olduğu tüm üstün özelliklere,
zeka, öğrenme kabiliyeti, araştırma, sonuç çıkarma gibi
yeteneklere rağmen -eğer bu konuda özel bir eğitim almadıysa-
kendi vücudundaki hormonların nerelerden salgılandığını
bilmesi, bunların üretimini yapması mümkün değildir.
Hormonların çalışmasına müdahale etmesi, salgılandıkları
yerleri değiştirmesi, yenilerini eklemesi de imkansızdır.
Hormon salgılayan bezler ise birer hücre topluluğudur.
Bu hücreler cansız ve şuursuz atomların birleşiminden
oluşmaktadır. İnsanın yapamadığı işleri, bu şuursuz
atomlar topluluğu nasıl yapabilmektedir? Vücudun karanlık
derinliklerinde, birbirleriyle asla karşılaşması mümkün
olmayan organlar, nasıl böyle bir akıl ve şuur gösterisi
sergilemektedirler?
Bu durumda ortaya çok açık bir gerçek çıkmaktadır.
Hormonlar ve onları salgılayan bezler, çok üstün bir
güç tarafından bu özelliklere sahip olarak yaratılmışlar
ve insan vücuduna özel olarak yerleştirilmişlerdir.
Devamlılıklarının sağlanması için özel bir sistem kurulmuş,
bu sistem istisnasız bütün insanlarda var olacak şekilde
yaratılmış ve DNA'lara bu bilgiler kodlanmıştır.
Bu işlemlerin tümü benzeri olmayan bir akıl gerektirir.
Bu üstün akıl tüm evreni yaratmış olan, yüce Allah'a
aittir. Allah tüm alemlerin Rabbi olan, hiçbir ortağı
olmayandır.
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben
Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden
başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan
bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz
Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri haber verecektir." (En'am Suresi, 164)
HORMONAL İLETİŞİMİN DİĞER SANTRALLERİ
TİROİD BEZLERİ
Hormonal sistemin dağıtım santrallerinden
biri de tiroid ve paratiroid bezleridir. Tiroid bezi
sağlıklı bir yaşam sürebilmeniz için vücut metabolizmanızı
düzenler. Bunu, ürettiği özel bir hormon (tiroksin)
sayesinde yapar. Tiroksin hormonu vücuttaki bütün hücrelere
etki eden bir hormondur ve hücrelerin kullanacağı oksijen
miktarını belirler. Örneğin bir hücrede mitokondrinin
bulunduğu ortama tiroksin hormonu verildiğinde, oksijen
tüketimi ve enerji üretimi artar. Kandaki tiroksin yetersizliğinde
ise metabolizmanın yavaşlamasının yanısıra doku sıvısında
su ve sodyum miktarı artar. Kanda kolesterol miktarı
yükselir.55
 |
Tiroid bezi boynun alt
önbölgesinde, soluk borusunun ön tarafında
ve gırtlağın altında bulunur. Tiroid bezinden
vücudun enerji üretimi ile ilgili metabolizmasını
düzenleyen hormonlar salgılanır.
|
|
Tiroid bezinde tiroksin hormonunun üretilmesi ve salgılanması
da yine içiçe geçmiş bir sistem sayesinde çalışır. Tiroksin
hormonunun salgılanması, hipofiz bezinin ön lobundan
salgılanan "tirotropin" adlı başka bir hormon tarafından
düzenlenir.
Tiroid bezinden salgılanan başka
bir hormon da kalsitonindir. Kalsitonin hormonu, paratiroid
bezinden salgılanan parathormon (PTH) ile birlikte vücudun
kalsiyum-fosfat miktarının düzenlenmesinde önemli bir
rol oynar. Kalsiyum miktarının düzeni ise insan açısından
son derece hayatidir; bu madde, kemik oluşumu, kas ve
sinir sisteminin çalışması, kanın pıhtılaşması, hücre
zarından aktif taşımanın yapılması gibi son derece hayati
işlerde kullanılır. Bu nedenle kanda belirli bir düzeyde
kalsiyumun mutlaka bulunması gerekir. İşte bu yüzden
kemikler kalsiyum depolayan bir banka görevi görür.
İki farklı hormon da bu bankaya kalsiyumun yatırılmasını
ya da geri çekilmesini sağlar.56
Tiroid bezinin üzerinde bulunan paratiroid
bezinin ürettiği parathormon kandaki kemiklerde depo
edilen kalsiyumun kana geri verilmesinde rol oynar.
Bu hormonun salgılanması, hipofiz bezi ve sinir sisteminin
doğrudan etkisi olmadan, kandaki kalsiyum miktarına
göre otomatik olarak düzenlenir. Bu hormon kanda kalsiyum
miktarı düştüğünde bunu hemen tespit eder ve doğrudan
kemik hücrelerine etki ederek, kemikten kana kalsiyum
geçişini hızlandırır. Kandaki kalsiyum miktarı belli
bir seviyeyi geçtiğinde ise tiroid bezinden kalsitonin
hormonu salgılanır. Kalsitonin kandaki fazla kalsiyumun
kemiklerin yapısına geçerek orada depolanmasını sağlar.57
 |
Kalsiyumun kılcal damarlardaki
oranı azalınca, paratiroid bezlerinden,
parathormon (PTH) salgılanır. PTH, kemikten
kalsiyum salgılanması için bir uyarıdır.
Bu kusursuz kontrol sistemi sayesinde kandaki
kalsiyum seviyesi hemen yükselir.
|
|
İnsan vücudu için son derece önemli işlevleri olan
bu hormonun eksikliği ya da fazlalığı durumunda ne gibi
sorunlar ortaya çıkar?
Parathormonun azlığında, kandaki
kalsiyum miktarı azalır, buna bağlı olarak kaslarda,
özellikle de el ve yüz kaslarında kasılmalar yani tetani
görülür. Eğer bu nefes borusundaki kaslarda olursa nefes
almayı engeller ve ölüme yol açabilir. Hormonun fazlalığında
ise, kemiklerdeki kalsiyum depoları boşaltılarak kana
verilir. Bu durum kemiklerin kolayca bükülmesine ve
kırılmasına sebep olur. Böbrekler kandaki fazla kalsiyumu
atmaya çalışır fakat bu kalsiyum kristalleri böbrek
taşlarına da neden olabilir.58
 |
Canlılığın devamı için
vücutta belli bir miktarda kalsiyum olması
gerekir. Bu miktarı koruyan ise tiroid bezinden
salgılanan kalsitonin hormonu ve paratiroid
bezinden salgılanan parathormondur. Vücudumuzdaki
bir beze kandaki kalsiyum miktarını ölçecek
ve buna göre düzenlemeler yapacak şuuru
ve iradeyi veren, üstün güç sahibi olan
Allah'tır.
|
|
Bu örneklerde görüldüğü gibi, insanın yaşamını sağlıklı
ve rahat bir şekilde sürdürmesi, hormon sisteminin tam
olarak çalışmasıyla mümkündür. Nitekim yalnızca tiroid
bezinin çalışmasındaki küçük bir aksaklık pek çok hastalığa
neden olabilmektedir. Peki böylesine kusursuz bir sistemi
kuran ve işleten kimdir? Buraya kadar hep kandaki eksilen
maddeleri fark eden, bu eksikliğin miktarını tespit
ederek gerekli maddeleri üreten, bu maddelerin içeriğinin
ne olması gerektiğini çok iyi bilen ve gerektiği miktarda
maddeyi gerektiği sürece üreten, vücudun diğer organları
üzerinde de etkisi olan bir "irade"den söz ettik. Düşünülmesi
gereken nokta şudur: Böyle yüksek bir irade gösteren
varlık tiroid bezinin kendisi midir? Elbette böyle bir
şey mümkün değildir. Tiroid bezi dediğimiz şey bir hücreler
topluluğudur; bu topluluğun içinde bir şuur sahibi aramak
mümkün değildir. Bu irade, hormonlara aittir de diyemeyiz.
Hormon dediğimiz şey de moleküllerden oluşan bir maddedir.
O halde bu iradeyi nerede arayacağız?
İşte bu noktada karşılaştığımız tek sonuç, yaratılış
gerçeğidir. Vücut içindeki tüm bezlerin, hormonal sistemi
oluşturan tüm elemanların, bunların ürettikleri hormonların,
o hormonların içinde yer alan moleküllerin ve onları
oluşturan atomların tümü Allah'ın benzersiz yaratışının
birer ürünüdür.
BÖBREKÜSTÜ BEZLERİNİN ÖNEMİ
Hormonal sistemin üretim elemanlarından biri de böbreküstü
bezleridir. Böbreküstü bezlerinde üretilen önemli hormonlardan
bir tanesi adrenalindir. Adrenalin hormonunun çok ilginç
bir görevi vardır. Bu hormon acil bir durumla karşılaşan
insan bedeninde, çeşitli değişikliklerin oluşmasına
neden olur. Bu değişikliklerle insan bedeninde aniden
gelişen olaylara karşı bir nevi hazırlık yapılmış olur.
Bunu şöyle örneklendirebiliriz:
Bir tehlike ile karşı karşıya kalan (örneğin bir hayvanın
saldırısına uğrayan) bir insan düşünelim. İlerleyen
saniyelerde bu insanın bedeninin normal şartlara göre
çok farklı ihtiyaçları olacaktır. Hızlı koşması, kaslarının
daha hızlı çalışması, kan basıncının artması, kalbinin
daha hızlı atması gereklidir. Böylece daha hızlı koşabilecek,
daha çabuk kaçabilecek veya tehlike ile daha güçlü bir
şekilde mücadele edebilecektir. Peki bütün bunlar nasıl
gerçekleşecektir?
 |
Şekilde böbreküstü bezi
ve bu bezin bölümleri görülüyor. a)Bezin
dış kısmı korteks, iç kısmı ise medulladır.
Bu bölgelerin uyarılması ve salgıladıkları
hormonlar farklıdır. b)Böbreküstü bezinin
korteks (dış) kısmının hormon salgısının
düzenlenmesi şu şekilde gerçekleşmektedir:
Hipotalamus ve hipofiz hormonları kanla
böbreküstü bezinin kabuk bölgesine gelerek
buradan kortizol hormonları salgılanmasını
sağlar. Kortizol hormonunun vücuttaki
kan şekerini artırmak, karaciğerde glikojen
depolanmasını sağlamak gibi önemli görevleri
vardır. Beyinden gelen bir emirle böbreklerin
harekete geçmesi ve bununla vücut faaliyetlerinin
düzenlenmesini hücrelerin gerçekleştiremeyecekleri
açıktır. Elbette ki bu Allah'ın benzersiz
yaratmasıdır.
|
|
Tehlikenin ortaya çıkması ile birlikte vücutta alarm
düğmesine basılır. Beyin, böbreküstü bezlerine yıldırım
gibi bir emir gönderir. Böbreküstü bezinde bulunan hücreler
alarm durumuna geçer ve acil olarak adrenalin isimli
bir hormon salgılarlar. Adrenalin molekülleri kana karışır
ve vücudun çeşitli bölgelerine dağılır.
Adrenalin hormonunun bir amacı vardır. Bütün vücudu
topyekün alarm durumuna geçirmek ve insanın daha güçlü,
daha dayanıklı ve daha hızlı olmasını sağlamaktır.
Salgılanan adrenalin molekülleri damarlarda özel bir
düzenleme yaparlar. Adrenalin molekülleri acil durumda
önemli organlara daha çok kan gitmesini sağlar. Bunun
için kalbe, beyne ve kaslara giden kan damarlarının
etrafında bulunan hücreler adrenaline itaat eder ve
damarın genişlemesini sağlar. Böylece hayati organlara
daha çok kan gider.
Adrenalin molekülleri ihtiyaç duyulmayacak organlara
giden damarları da daraltırlar. Böylece bu organlara
daha az kan gitmesi sağlanır.
Adrenalin moleküllerinin etkisi kalbe, beyne ve kaslara
giden damarları açarken, karaciğere ve deriye giden
damarları daraltmaktadır. Böylece beden için ihtiyaç
duyulan ekstra destek sağlanmış olur. Hiçbir zaman yanlışlıkla
kalbe veya beyne giden damarlar daralıp karaciğere veya
deriye giden damarlar genişlemez. Adrenalin molekülü
ne yapması gerektiğini çok iyi bilir. Damar hücreleri
de adrenaline harfiyen itaat ederler. Bedeninizde bulunan
yüzlerce damarın çapı ve nereye ne miktarda kan ilettikleri,
gözünüzle görülmeyen bir hormonun aklı tarafından ayarlanmaktadır.
Deriye az kan pompalanmasının bir başka hikmeti daha
vardır. Bu sayede muhtemel bir yaralanmada kan kaybetme
riski en aza indirilmiş olacaktır. Aşırı heyecan karşısında
deride gözlemlenen soluklaşmanın nedeni de o anda deriye
daha az kan pompalanıyor olmasıdır.
Adrenalin molekülleri her organ için farklı bir anlam
taşır;
 Böbreküstü bezlerinden(adrenal korteks) salgılanan başka bir
hormon olan aldosteronun yokluğu mutlak ölümdür.
Vücuttaki mineral dengesini sağlayan bu hormonun
salgılanmaması durumunda dolaşım yetmezliği, kas
yorgunluğu, deride pigmentleşme gibi hastalıklar
ortaya çıkar. Kan şekeri düşer, enfeksiyon direnci
azalır. (Invitation to Biology, s.436) Kısacası
insanın sağlıklı yaşamı, resimde gördüğünüz (üstte)
atomların birleşip aldosteron isimli bu hormonu
oluşturması ile mümkündür. Bu işlemler sırasında
sergilenen şuur ve iradenin bu hormonu oluşturan
şuursuz ve cansız atomların eseri olduğunu iddia
etmek hiç kuşkusuz ki büyük bir mantık hezimetidir.
|
Damara gittiği zaman damarı genişleten adrenalin molekülü,
kalbe gittiği zaman da kalp hücrelerinin kasılmalarını
hızlandırır. Böylece kalp daha hızlı atar ve kaslara
ekstra güç için ihtiyaçları olan kan sağlanmış olur.
Adrenalin molekülü kas hücrelerine ulaştığı zaman da
kasların daha güçlü bir şekilde kasılabilmelerini sağlar.
Karaciğere ulaşan adrenalin molekülleri burada bulunan
hücrelere kana daha çok şeker karıştırmalarını emreder.
Böylece kandaki şeker miktarı artar ve kasların ihtiyacı
olacak ekstra yakıt sağlanmış olur.
Bütün bu özel ayarlamalar sonucunda metabolizma % 100
oranında bir güç artışı sağlar. Adrenalinin vücutta
yaptığı değişiklikler sayesinde insan daha hızlı düşünen
ve karar verebilen, daha güçlü mücadele edebilen, daha
hızlı koşabilen ve daha çok dayanıklılık gösterebilen
bir duruma gelir.
Adrenalin molekülleri bir insanın tehlike anında bedeninde
ne gibi değişikliklere ihtiyacı olduğunu çok iyi bilmektedir.
Dahası bu moleküller bütün vücudu ortak bir uyum içinde
tehlikeye hazırlamaktadırlar.
Kendisine adrenalin hormonu ulaşan her doku ve organ
ortak bir amaç için hareket etmeye başlamaktadır. Hiçbir
organ ortak amacın dışında veya tersine hareket etmemektedir.
Acil durumlar karşısında insan bedeninin vermesi gereken
tepkiler ve alınması gereken önlemler dahi insanın bilgisi
ve kontrolü dışında alınmış ve insan vücuduna yerleştirilmiştir.
Adrenalin hormonu ve vücut üzerindeki etkisi bu sistemlerin
birbirlerine uygun ve özel bir şekilde yaratıldığını
bir kez daha ispat etmektedir.
|
DARWINİZM'İ YALANLAYAN
HORMONLAR
Siz hiç farkında olmadığınız
halde, vücudunuzda her an binlerce emir gider
gelir ve yaşamınızı en uygun ve en kolay hale
getirir.
Örneğin, heyecanlandığınızda veya korktuğunuzda,
sinir hücreleriniz derhal sinyal sistemini uyarır
ve büyük bir hızla ve yolunu şaşmadan hedefe ulaşarak
böbreküstü bezlerinizi hareketlendirir. Mesajı
alan böbreküstü bezleri adrenalin hormonu salgılar.
Adrenalin hormonu ise kana karışarak, neredeyse
bütün vücudu alarma geçirir. Sindirim organlarının
hareketlerini engeller ve sindirme sürecini durdurur.
Böylece sindirime katılmayan önemli miktarda kan,
kasları beslemek üzere boşta kalmış olur. Aynı
zamanda kalbin ritmi hızlanır, kan basıncı artar.
Akciğerlerin bronşları genişleyip, oksijen girişini
ve kanın oksijenle beslenmesini hızlandırır. Kandaki
şeker miktarı artar. Bu da kaslara fazladan enerji
sağlar. Nihayet gözbebekleri genişler ve gözlerin
ışık uyarımlarına karşı duyarlılığı artar. Bütün
bu etkiler biraraya geldiğinde ise, bir insan
ister kaçma, ister savunma, isterse de saldırma
durumuna geçmek üzere olsun, her durumda büyük
bir performans göstermeye hazır duruma gelir.
Sinir hücreleri, cansız ve bilinçsiz atomlardan
oluşan yapılardır. Ancak bu atomlar, vücudun ihtiyaç
duyduğu durumları hemen anlayarak, vücudun ilgili
yerine derhal mesaj gönderirler. Mesajı alan yer
de aynı şekilde cansız atomların birleşmesinden
meydana gelmiştir. Buna rağmen kendisine gelen
mesajı hemen anlar ve harekete geçerek gerekli
hormonu üretir. Bu hormon ise, son derece şuurlu
bir şekilde ve üretiliş amacını gayet iyi bilerek
tüm vücudu dolaşır ve ilgili organları alarma
geçirir.
Bu kadar şuurlu, planlı, organize ve amaca yönelik
bir sistemin tesadüfen oluştuğunu düşünmek akla,
mantığa ve sağduyuya yüz çevirmektir. Darwinistler,
tüm bu sistemlerin ve organların tesadüfen oluştuğunu
iddia ederek, çocukların dahi gülecekleri bir
duruma düşmektedirler.
Evrimci ve ateist bir felsefeci olmasına rağmen,
Malcolm Muggeridge Darwinizm'in içinde bulunduğu
bu durumu şöyle itiraf eder:
"Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uygulandığı
alanlarda, geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük
espri malzemelerinden biri olacağına ikna oldum.
Gelecek kuşak, bu kadar çürük ve belirsiz bir
hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini
hayretle karşılayacaktır." (Malcolm Muggeridge,
The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans,
1980, s; 43)
|
KADIN VE ERKEK FARKINI OLUŞTURAN BEZLER
İnsan ergenlik çağına geldiğinde hipofiz bezi vücutta
bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini adeta fark
eder ve eşeysel bezlere bir dizi emir gönderir. Bu emir
üzerine eşeysel bezler harekete geçer. Kadın eşeysel
bezlerinde salgılanan bir hormon (östrojen) kadın vücudunu
olgunlaştırıp üreme organları ve vücut yapısının gelişimini
düzenlerken, başka bir hormon da (progesteron) kadını
gebeliğe hazırlar.
Erkek eşey bezlerinden salgılanan başka bir hormon
ise (testesteron) erkeklere özgü vücut yapısının ortaya
çıkmasını ve cinsel gelişimin düzenlenmesini sağlar.
Her iki bedenin hipofiz ya da tiroid bezlerinde üretilen
hormonlar birbirleri ile hemen hemen aynı özelliklere
sahiptir. Ancak eşeysel bezler ergenlik çağına gelindiğinde
birbirlerinden tamamen farklı hormonlar, üretirler.
Çocukluk döneminde de vücutta olan ancak salgılanmayan
cinsiyet hormonlarının vücut olgunlaştığı zaman harekete
geçmeleri de hep belli bir düzen ve zamanlamaya uygun
olmaktadır. Bu olay nasıl gerçekleşir?
 |
Progesteron kadın vücudunu
gebeliğe hazırlayan, testesteron ise erkeklere
özgü özelliklerin meydana gelmesini sağlayan
hormondur.
|
 |
|
Vücudunuzun içindeki bir molekül geçen zamanı yani
tarihi hesaplamakta ve belirlenmiş bir tarihte harekete
geçmektedir. Bir maddenin zaman hesaplaması yapması,
üstelik bütün insanlarda hemen hemen aynı zamanları
tutturarak harekete geçmesi insanı hayrete sürükleyen
bir olaydır. Bir hormonun tarih bilmesi mümkün müdür?
Elbette ki böyle bir şey mümkün değildir. Hormonları
belli zamanlarda harekete geçiren onları yaratmış olan
Allah'tır. Ne zaman salgılanıp ne zaman duracaklarını
belirleyen Allah'tır. Allah her türlü yaratmayı bilendir.
ÇOK HASSAS BİR ÖLÇÜ
Vücudumuz için vazgeçilmez ve hayati
bir göreve sahip hormonlar, acaba kanımızda ne kadar
yer tutmaktadır? 1 litre kanda 1 gramın milyarda biri
ile milyonda biri kadar hormon bulunur.59
Bu kadar az miktarda bulunmalarına rağmen hormonlar
insan vücudundaki hemen hemen bütün işlemlerde haberleşmeyi
sağlayıcı, harekete geçirici rol oynamaktadırlar.
Kanda akıl almayacak kadar küçük bir yer tutan hormonların,
gerektiği zaman gerektiği miktarda salgılanmaları ve
gerektiğinde hemen durdurulmaları son derece önemlidir.
Peki bu düzenlemeyi yapan kimdir? Hormonların fazla
salgılandığını fark edip, "dur" emrini kim vermektedir?
 |
Tiroid bezinin büyümesi
ile guatr (yanda) adı verilen hastalık ortaya
çıkar.
|
|
Salgılanan hormonların etki ettikleri organlar eğer
yapmaları gereken görevden daha fazlasını yaparlarsa
bu, vücut için tehlike anlamına gelir. İhtiyaçtan fazla
çalışan bir organ, kendisini harekete geçiren hormonları
üreten salgı bezine bir mesaj gönderir. Bu mesaj "benim
çalışmama artık ihtiyaç yok, beni çalıştıran hormonu
üretme" anlamına gelir.
Bu sistemin bozulduğu hastalıklardan biri, tiroid bezinin
fazla çalışması anlamına gelen hipertiroid hastalığıdır.
Eğer bu hastalık tedavi edilmezse insan yaşamını sürdüremez.
Görüldüğü gibi istisnai hastalık durumları dışında,
bu sistem kusursuz bir şekilde işler. Her organ kendisi
ile ilgili hormonu hangi salgı bezinin ürettiğini bilir.
Eğer bu bez kendisini ihtiyaçtan fazla çalıştırırsa
organ duruma müdahale eder. Hormon bezi ve ilgili organ
adeta iki insan gibi birbirleri ile iletişim kurar.
Bu sayede insan sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürür.
Ancak tüm bunlar gerçekleşirken insanın bu olayların
tek bir tanesinden bile haberi olmaz; sağlığı ile ilgili
bu hayati konularda kendisi bir çaba göstermek zorunda
kalmaz. Çünkü Allah, insanın sağlıklı yaşaması için
cansız ve şuursuz atomlardan oluşan molekülleri birer
vesile kılmıştır. Bu, Allah'ın tüm insanlar üzerindeki
sonsuz rahmetinin bir delilidir.
HORMONLARIN PAKETLENMESİ
Bir otomobil fabrikasında üretilen aracın farklı parçaları
-şase, kaporta, camlar, motor, koltuklar- farklı imalathanelerde
üretilip daha sonra biraraya getirilirler. Bazı hormonların
üretimlerinde de aynı planlama söz konusudur.
DNA'daki bilgiler doğrultusunda ribozomlarda üretilen
farklı parçalar endoplazmik retikulum bölgesinde biraraya
getirilirler. Daha sonra bu parça bir fabrikada olduğu
gibi farklı bir bölgeye -golgi cisimciğine- iletilir
ve burada hormon son ve kullanılabilir haline getirilir.
 |
Hormonlar, hem salgı bezleri
(a), hem de uyarı salgılayan hücreler (b)
tarafından salgılanır. Hormonlar genelde
kan tarafından taşınır ve hedef hücrelere
götürülür.
|
|
Hormon, mükemmel haliyle üretilmiştir ancak bu yeterli
değildir. Hormonun üç boyutlu mükemmel yapısını kan
yoluyla yapacağı uzun yolculuk boyunca koruyabilmesi
gerekir. Aksi takdirde hormon yolda bozulur ve hedef
hücreleri etkileyemez hale gelir. Ancak bu tehlikeye
karşı da gerekli tedbir alınmıştır. Golgi cisimciğine
getirilen hormon molekülü burada ince bir zardan oluşan
özel bir paketle kaplanır. Artık hormon molekülü yapacağı
uzun yolculuğa hazırdır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Üretimi
yapan hücreler hormonları kendileri kullanmayıp dış
ortama gönderirler. Bunlar, hücrenin tanımadığı ve hiçbir
zaman bilemeyeceği kadar uzaktaki bambaşka hücreler
tarafından kullanılırlar. Mesafe o kadar uzaktır ki,
hücrenin boyutu düşünüldüğünde ürettiği maddenin aldığı
yol, bizim boyutumuzda binlerce kilometre ile ifade
edilebilir. Hücre büyük bir özen ve zahmetle ürettiği
maddelerin nerede ve nasıl kullanıldığını bilmez. Ama
bu bilinmeyen amaç uğruna, ne işe yaradığını bilmediği
kompleks ürünleri bütün hayatı boyunca üretmeyi sürdürür.
 |
Her insanın vücudunda
bulunan aynı hormonlar hep aynı formüllere
sahiptir. Bu sayede her insanda aynı işlevleri
görürler. Bazen tek bir hormonun formülündeki
bir maddenin eksikliği dahi hormonun işlevlerini
yerine getirememesine neden olur. Örneğin
yeni doğan bebeklerde tiroid dokusu, hipofiz,
tiroid hormonu algılayıcıları ve diğer tüm
ilgili enzimler olmasına rağmen hormon üretimi
için gerekli olan iyot maddesi olmazsa bunların
hiçbiri işlev göremez. Tiroid hormonu diğer
organ ve dokuları da etkilediğinden en ufak
bir bozuklukta kalp başta olmak üzere tüm
hayati sistemler bozulmaya başlar. Eğer
böyle bir rahatsızlık doğuştan itibaren
mevcutsa bebeğin uzun süre yaşama
şansı yoktur.
|
|
Örneğin beynin hemen altında bulunan hipofiz bezindeki
hücrelerin ürettikleri özel bir hormon, böbrek faaliyetlerini
düzenler. Hipofizdeki bir hücre, böbreğin nasıl birşey
olduğunu, nerede bulunduğunu, ne gibi işlemler yaptığını
bilemez. Peki hiç bilmediği ve hayatı boyunca da bilemeyeceği
bir organ olan böbreğin yapısına tam uygun özelliklerde
bir maddeyi nasıl üretebilir? Nasıl olup da böbreğin
yapısına bu kadar hakim olabilir? Bu sorunun tek cevabı,
bütün bu kusursuzluğun hücrelerin iradeleri ile gerçekleşmesinin
kesinlikle mümkün olmadığıdır. Hücreler bu iş için özel
olarak Allah tarafından yaratılmışlardır.
İNSAN BU MÜKEMMEL SİSTEMİ KİME BORÇLUDUR?
Evrim teorisi, insan vücudunun milyonlarca yıllık bir
süreç içinde küçük aşamalar geçirerek bugünkü haline
geldiğini öne sürer. Bu, şu demektir: İnsan bedenindeki
organların bir kısmı, bir zamanlar yoktu, ancak daha
sonra evrimleşerek oluştu.
Böyle bir iddianın asla mümkün olmadığını görebilmek
için, hormonlardan verdiğimiz örneklere tekrar bakalım.
Örneğin insan vücudundaki kalsiyumun dengede tutulmasını
sağlayan sistemin çalışması için birbirinden bağımsız
birçok faktörün aynı anda var olması gerekmektedir.
Mevcut faktörlerden birinin -örneğin parathormonun-
eksikliği durumunda bütün sistem işe yaramaz bir hale
gelecektir. Bu durum diğer hormonal bezler ve onların
üretimleri için de geçerlidir. Örneğin böbreküstü bezlerinden
salgılanan bir hormonun (aldosteron) yokluğu mutlak
ölümdür. Öyleyse böbreküstü bezinin zaman içinde yavaş
yavaş geliştiği düşünülemez; çünkü bu bez olmadan insanın
yaşaması mümkün değildir.
Aynı şekilde pankreasa ve insüline sahip olmayan bir
insan bedeninin de yaşamını sürdürmesine olanak yoktur.
Pankreası olmayan bir yarı-insanın milyonlarca yıl önce
dünya üzerinde gezindiğini varsayalım. Başına ne gelirdi?...
Cevap basittir; yediği ilk şekerli gıda ile birlikte
şeker komasına girer ve oracıkta ölürdü.
Biz yine de bir kısmının çok "bilinçli" bir diyet yaparak
-aslında bu mümkün değildir, çünkü yediğimiz besinlerin
çok büyük kısmında şeker vardır- hayatta kaldığını varsayalım.
O zaman şu soruyla karşılaşırız: Acaba bu hayali "insan
ataları", pankreasa ve insüline nasıl sahip oldular?
Acaba günlerden bir gün bir tanesi çıkıp; "artık bu
şeker sorununu çözmemiz gerek, iyisi mi midenin altında
bir yere bir organ koyalım da bu organ kandaki şekeri
dengeleyen bir hormon salgılasın" mı dedi? Ve sonra
kendisini zorlayarak midesinin altında gerçekten de
bir pankreas mı oluşturdu? İnsülinin nasıl bir formüle
sahip olması gerektiğini hesaplayıp sonra da bu formülü
pankreasa mı öğretti?
Yoksa, günlerden bir gün, çok "başarılı" bir mutasyon
oldu da, bu pankreası olmayan hayali yarı-insanlardan
birinin DNA'sındaki bir bozulma sonucunda, ortaya birdenbire
tam teşekküllü bir pankreas ve insülin hormonu mu çıktı?
Ancak bu "mükemmel" mutasyon bile yeterli olamazdı.
Bir de, kandaki şeker oranını sürekli olarak kontrol
altında bulunduracak, gerektiğinde pankreasa insülin
salgılama komutu yollayacak, gerektiği kadar insülinin
salgılanmasından sonra da "dur" emri verecek bir karar
mekanizmasının beynin bir köşesinde bir başka "tesadüf"
sonucunda ve pankreasla aynı anda oluşması gerekirdi.
Bu bilim dışı senaryodan da açıkça anlaşıldığı gibi
vücuttaki diğer bütün sistemlerde olduğu gibi hormonal
sistemin de evrim teorisinin iddia ettiği gibi basamak
basamak oluşmasına imkan yoktur. Zaman içinde gelişen
tesadüflerin ya da herhangi bir diğer hayali evrim mekanizmasının
hücrelere, kandaki maddeleri analiz etme, bu analizlere
göre karar alma, başka organları durumdan haberdar etme
ve devreye sokma, haberleşirken özel mesajcılar (hormonlar)
kullanma gibi yetenekleri kazandırmasına imkan yoktur.
Bu kusursuz sistemi yaratan, her detayı olması gerektiği
şekilde belirleyen sonsuz ilim sahibi olan Allah'tır.
|
"HORMONLAR" DA
TÜM VARLIKLAR GİBİ ALLAH'IN
EMRİYLE HAREKET EDER
İnsan vücudunda onbinlerce farklı türde hormon
her an faaliyettedir. Kalbin atış hızından, kandaki
şeker miktarına, damarlardaki kan basıncından,
görme hücrelerine ulaşan ışığın şiddetine kadar
vücutta her an durmaksızın gerçekleşen binlerce
milimetrik ayar, hormonlar tarafından düzenlenir.
Hormonlar hücrelerde üretilir.
Hormonların üretiminde çoğu zaman "milimetrenin
binde biri" oranında bir fazlalık ya da eksiklik
vücuttaki bütün dengeleri alt üst edebilir. Ölüme
kadar varan sonuçlar doğurabilir.
- Peki, şuursuz hücreler ne
kadar hormon üretmeleri gerektiğini nereden bilir
ve bu hassas ölçüyü nasıl hesaplar?
Hormon dediğimiz şey, her çeşidi
farklı amino asit dizilimlerinden oluşan protein
molekülleridir. Bu moleküllerin gözleri, kulakları,
burunları, kısaca ortamı algılamalarını sağlayacak
duyu organları yoktur. Düşünmelerini, hesap yapmalarını
sağlayacak bir düşünce organları, akılları ve
bilinçleri de yoktur. Fakat bu moleküller adeta
görür, duyar, hesaplar ve düşünürmüşcesine vücut
içinde yollarını bulur, ulaşmaları gereken hücrelere
taşıdıkları mesajları iletirler. Kendi mikroskobik
büyüklüklerine oranla binlerce kilometrelik mesafeleri
hiç şaşırmadan, yollarını kaybetmeden kateder
ve varmaları gereken hücrelere ulaşırlar.
- O halde, bu bilinçten ve
algıdan yoksun moleküller, yönlerini nasıl bulurlar,
doğru hücrelere nasıl ulaşırlar? Ne ağzı ne dili
olmayan bu hormonlar ulaştıkları hücrelere taşıdıkları
mesajı nasıl aktarırlar? Taşıdıkları mesajı aktarmak
gerektiğini nereden bilirler?
Hücreler hormonların taşıdıkları
mesajları anlayıp hemen kendi içlerinde yapmaları
gereken işlemleri başlatırlar. Kendilerinden istenen
faaliyeti ya da üretimi ne eksik ne fazla tam
gerektiği kadarıyla yerine getirirler.
- Bir düşünün, aklı, şuuru,
gözü, kulağı olmayan bir hücre kendisine gelen
mesajı nasıl anlar? Anladı diyelim, ne yapması
gerektiğini, nasıl yapması gerektiğini nereden
bilir?
Tüm bunları anladığını ve bildiğini
varsayalım, neden derhal ve kusursuzca itaat etmek
zorunluluğu hisseder? Umursamazlık, sorumsuzluk
ya da gevşeklik göstermez, ertelemez veya unutmaz?
Bu soruların cevabını hormonların
içindeki atomlarda ya da hücrenin içindeki parçacıklarda
veya moleküllerde aramanın ne kadar akılsız ve
anlamsız bir çaba olacağı açıktır. Çünkü bunların
hiçbirinin tek bir an dahi ne yapması gerektiğini
hesaplayacak, doğru kararı verecek bir aklı ve
bilinci yoktur.
Bu soruların tek bir cevabı
vardır. Canlı cansız tüm varlıklar gibi bu yaratıklar
da kendilerini yaratan Allah'ın emirlerine uyarlar.
Evrenin her noktasına olduğu gibi, hücrelere de
hormonlara da moleküllere de atomlara da an an
ne yapmaları gerektiği Allah tarafından ilham
edilir. Bir Kuran ayetinde bu sır bize şöyle haber
verilmektedir:
Allah,
yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.
Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten
Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten
Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
|
|