|
YENİ BİR DÜNYAYA
DOĞRU
 |
ALLAH, SİZİ
ANNELERİNİZİN KARNINDAN HİÇ BİR ŞEU DEĞİLKEN
ÇIKARDI VE UMULUR Kİ ŞÜKREDERSİNİZ DİYE
İŞİTME, GÖRME (DUYULARINI) VE GÖNÜLLER VERDİ.
(NAHL SURESİ, 78)
|
|
Yeni bir dünyaya adım atacak cenin için bütün hazırlıklar
tamamlandığında, amniyon sıvısı da doğum için yeni faaliyetlere
başlar. Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturan
amniyon sıvısı, bu sayede rahmi bebeğin geçeceği büyüklüğe
ulaştırır. Bu keseler aynı zamanda ceninin doğum sırasında
rahimde sıkışmasını da engelleyecektir. Ayrıca doğum
başlangıcında keseler delinip de içindeki sıvılar aktığında
ise ceninin gideceği yol hem kayganlaşır hem de sterilize
olmuş olur. Bu şekilde doğum hem daha rahat hem de mikroplardan
doğal olarak arınmış bir şekilde gerçekleşir.51
Rahimde yapılan bu hazırlıkların yanısıra bebeğin
güvenli bir şekilde dünyaya gelebilmesi için pek çok
şartın da aynı anda gerçekleşmesi gereklidir. Örneğin
bebek dışarı çıkış için en uygun duruş pozisyonunu
almalıdır. Bunun için ayak hareketleriyle yavaş yavaş
dönmeye başlar ve sonunda başı annenin rahim boynuna
girer. Artık bebeğin hareket kabiliyeti kısıtlanmıştır
ve başını buradan çıkaramaz.52 Peki
ama henüz dünyaya gelmemiş bir bebek hangi pozisyonun
uygun olduğuna nasıl karar vermektedir. Doğum için
en uygun pozisyonu nereden bilmektedir? Üstelik doğum
zamanının geldiğini, anne karnındaki bir cenin nasıl
tesbit etmektedir? Elbette bunlar üzerinde düşünülmesi
gereken son derece önemli detaylardır. Henüz şuuru
tam oluşmamış bir varlığın böylesine şuurlu davranışlar
sergilemesi, onun kendi iradesiyle değil, Yaratıcısı
olan Allah'ın ilhamı ile hareket ettiğinin apaçık
bir göstergesidir.
Döllenen yumurtanın
anne bedeninde gelişimini sürdürebilmesi için güvenli
bir yere ihtiyacı vardır. Hücreler öyle bir yer
bulmalıdırlar ki, burada hem korunabilmeli, hem
beslenebilmeli hem de dokuz ay sonra doğum rahatlıkla
gerçekleşebilmelidir. Anne rahmi bütün bu işlemler
için çok uygundur. Zigot dokuz ay boyunca rahimde
konaklar. Dokuz ayın sonunda doğumun gerçekleşmesi
için gerekli olan işlemler başlar. Gerekli kontroller
yapılır ve bebek dış dünyaya çok hazır bir şekilde
adım atar. |
Bebeğin dünyaya geliş aşamasında daha pek çok mucizevi
tasarım örneği de görülmektedir. Örneğin sağlıklı bir
doğumun gerçekleşmesi için bebeğin kafatasının da doğum
kanalında zarar görmeyecek bir yapıya sahip olması gerekmektedir.
Bebeğin kafatasına baktığımızda tam bu ihtiyacı karşılayacak
şekilde 5 kemik tabakasından ve bunların arasındaki
"fontanel" adı verilen yumuşak bir dokudan oluştuğunu
görürüz. Bu yumuşak yapı kafatasının esnek olmasına
olanak tanır ve bu sayede doğum anında meydana gelen
basınçtan dolayı bebeğin beynine ve kafatasına bir zarar
gelmez.
Bebeğin doğumundan önce çok sıkı kontroller altında
hazırlıklar yapılmaktadır. Olası ihtimaller düşünülerek
önlemler alınmaktadır. Örneğin doğumun kolaylaşması
ve enfeksiyonların önlenmesi için amniyon sıvısı devreye
girmektedir.
Bu durum akla şu soruyu getirmektedir: Bütün hazırlıkların
tamamlandığını ve vaktin geldiğini kim kontrol etmektedir?
Gözlerin görmeye hazır olduğunu, akciğerlerin nefes
almaya hazır olduğunu, eklemlerin eksiksizce tamamlandığını,
beynin tam olarak oluştuğunu kim kontrol edip bebeğe
haber vermektedir?

Anne bedeninde bebeğin gelişimi için tasarlanmış
olan sistem kusursuz işler. Herhangi bir nedenle
gelişimlerini tamamlamadan doğan bebeklere, yanda
görüldüğü gibi özel bakım uygulanması gerekir.
|
Yeni oluşan ceninin vücudunda bunları kontrol edebilecek
bir mekanizma yoktur. Vücuttaki bütün kontrollerin merkezi
olarak kabul edilen beyin de ceninle birlikte gelişmekte
olan bir organdır. Kaldı ki beyin herşeyiyle eksiksiz
olarak var olsa da hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Çünkü o ana kadar anne karnında gelişmiş olan cenin,
dışarıdaki ortamdan tamamen habersizdir. Hiç görmediği
bir ortama uygun yapıda olup olmadığını tesbit etmesi
mümkün değildir. Doğumun zamanının geldiğini belirleyen
annenin kendisi de değildir. Annenin, ilk gününden itibaren
vücudundaki işleyişin tek bir aşamasına dahi müdahale
etme imkanı yoktur ki, bu aşamaların son bulması gerektiğine
karar versin.
Şüphesiz bu kontrolleri yapan ve her insanın dünya
hayatındaki yaşamına başlayacağı zamanı takdir eden
Allah'tır. İnsanı yaratan, onun sürdüreceği yaşamın
her anını bilen, hatta insan dünyaya gelirken dahi
ölüm gününü bilen yalnızca Allah'tır. Her insan için
Allah tarafından belirlenmiş bir vakitte ölüm gelecektir.
Bu gerçeklerden haberdar olan akıl sahibi her insanın
yapması gereken, kendi yaratılışı üzerinde düşünerek
Rabbinin sonsuz kudretine bir kez daha şahit olmak
ve tüm yaşamını Allah'ı razı edecek şekilde düzenlemektir.
Ey insanlar, eğer dirilişten yana
bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan
(embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir
çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek
için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar
rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz,
sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz).
Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz
de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi
için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir...
(Hac Suresi, 5)
DÜNYA HAYATINDAKİ İLK BESİN: ANNE
SÜTÜ
Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bebeğin vücudu
yeni bir hayata uyum sağlamak zorundadır. Bu uyumu kolaylaştıracak
her türlü yardımcı faktör gebelik süresi boyunca oluşturulmuştur.
Buna en açık örnek anne sütünün oluşum aşamalarıdır.
Anne bedenindeki
her detay bebeğin ihtiyacına uygun olacak şekilde
tasarlanmıştır. Örneğin anne sütü bebeğin doğumuyla
birlikte salgılanmaya başlar. Ancak hamilelik
döneminde çeşitli hormonların denetiminde sütün
oluşumu için gerekli bütün hazırlıklar yapılır.
Anne sütünde bebeğin ihtiyacı olacak her türlü
madde mevcuttur. Genel özellikleri düşünüldüğünde
anne sütünün yerini hiçbir maddenin tutamadığı
açıkça görülmektedir.
|
Hamilelik süresince annenin hormonları tarafından anne
sütünün oluşumu hazırlanır. Süt üretimi, temelde beyindeki
ön hipofiz bezi tarafından üretilen "prolaktin" denilen
bir hormona bağlıdır. Hamilelik süresince bu hormonun
faaliyete geçerek süt üretimini başlatması, plasenta
tarafından üretilen progesteron ve östrojen adlı hormonlar
tarafından engellenir. Ancak plasenta, doğumdan sonra
atılınca, progesteron ve östrojen hormonlarının kandaki
düzeyi düşer ve bunun üzerine sütün oluşumuna katkıda
bulunan prolaktin devreye girer. Hormonlar arasındaki
bu haberleşme sayesinde anne sütü gibi çok kıymetli
bir besin tam bebeğin ihtiyaç duyduğu anda hazır olur.
Kuşkusuz bu, çok muazzam bir bilgidir. Plasenta vücudun
içindeyken son derece hayati görevler üstlenmiştir,
ancak artık vücut dışına atılması zamanı da gelmiştir.
Bu da insan hayatı için çok önemli bir gelişimi beraberinde
getirmektedir. Görüldüğü gibi bir insanın yaratılış
aşamalarında her saniye meydana gelen tüm detaylar birbirini
tamamlayan, biri olmazsa diğeri olmayacak olaylardır.
Elbette tüm bunlar, her insanın üstün bir kudretle inşa
edildiğinin apaçık delilleridir.
Üstelik bu aşamalar bebek dünyaya geldikten sonra da
sürekli devam etmektedir. Annedeki süt üretimi de bebeğin
beslenme ihtiyaçlarına uygun biçimde artar. İlk günlerde
50 gram kadar olan üretim, altıncı ayda günde bir litreye
kadar yükselebilir. Anne sütünün formülünü çözmek için
çalışan bilim adamları, yaptıkları yoğun araştırmalardan
sonra buna imkan olmadığını fark etmişlerdir. Çünkü
standard tipte bir anne sütü yoktur. Her annenin bedeninde,
süt kendi çocuğunun ihtiyacına göre üretilmekte ve bu
süt bebeği hiçbir dış besinin besleyemeyeceği ölçüde
beslemektedir. Annenin sütündeki antikor, hormon, vitamin
ve minerallerin bebeğin ihtiyacına göre ayarlandığı
araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.
ANNE SÜTÜ İLE DİĞER BESİN MADDELERİ
ARASINDAKİ FARKLAR
Anne sütü yerine başka besin maddeleri kullanmak bebeğin
ihtiyacını tam olarak karşılayamaz. Örneğin diğer besin
maddelerinden hiçbiri bebeğin bağışıklık sistemi için
gerekli olan antikorları içeremez.
Bebekler için klasik bir besin maddesi olarak düşündüğümüz
inek sütüyle kıyasladığımızda anne sütünün üstünlüğü
daha iyi anlaşılmaktadır. İnek sütünde insan sütünden
daha fazla miktarda kazein bulunur. Kazein pıhtılaşmış
(mayalanmış) sütte bulunan bir proteindir. Bu madde
midede daha büyük parçacıklara ayrılır, yani sindirimi
zorlaştırır. Bu yüzden inek sütünün sindirimi anne sütüne
oranla daha zordur. Bu maddenin anne sütünde az miktarda
bulunuyor olması bebek için bir kolaylıktır.
Bu iki süt amino asitlerin bileşimi açısından da birbirinden
farklıdır. Bu farklı bileşim inek sütüyle beslenen bebeklerin
plazmasında toplam amino asit miktarının daha fazla,
bazı amino asitlerin aşırı yüksek, bazılarında ise yetersiz
düzeyde olmasına yol açar. Bunun da hem merkezi sinir
sistemi üzerinde olumsuz etkileri vardır, hem de fazla
protein içeriği böbreklerin yükünü artırmaktadır.
Anne sütünü farklı yapan bir diğer özellik de içerdiği
şekerdir. Anne sütünde ve inek sütünde laktoz isimli
aynı tip şeker bulunur. Ama insan sütündeki laktoz miktarı
(litrede 7 gr) inek sütünden (litrede 4.8 gr) daha fazladır.
Ayrıca inek sütünün pıhtılaşmış büyük parçacıkları ince
bağırsaktan çok yavaş geçerler. Bu da son derece gerekli
olan su ve laktozun büyük ölçüde ince bağırsağın ilk
bölümünde emilmesine neden olur. Anne sütünün pıhtılaşmış
parçaları ise incebağırsağı kolayca geçerler ve su ve
laktoz kalın bağırsağa ulaşır. Bu şekilde insanlar için
çok yararlı olan, içinde yararlı bakterilerin geliştiği
bir bağırsak yapısı oluşur. İnsan sütünde bol miktarda
laktoz bulunmasının ikinci faydası ise sinir sistemindeki
önemli yapılarının oluşumunda rol oynayan "serebrozit"
adlı maddenin birleşmesini sağlamasıdır.
Anne sütündeki ve inek sütündeki yağ miktarları da
hemen hemen aynı olmasına rağmen bu yağların nitelikleri
farklıdır. Anne sütündeki linoleik asit bebeğin besinlerle
alması gereken tek yağ asididir.
Anne sütünü farklılaştıran bir başka özellik de içindeki
tuz ve mineral oranıdır. İnek sütünde insan sütünden
çok daha fazla tuz ve mineral bulunur. Örneğin inek
sütünden hem kalsiyum, hem de fosfor oranı yüksektir.
Ama bunların birbirine göre oranı o kadar farklıdır
ki, bebeğin kalsiyum metabolizması bundan olumsuz etkilenir.
Dolayısıyla hayatının ilk günlerinde bebeğe inek sütü
verilmesi, kanındaki kalsiyum düzeyinin düşmesine ve
bazı bozukluklara yol açar.
Bundan başka insan sütünde demir % 50 oranında mevcuttur.
İnek sütünde ise bu oran daha düşük olduğu için inek
sütüyle beslenen bebeklerde demir eksikliğine bağlı
kansızlık ortaya çıkar.
Vitamin değeri de anne sütünü bebekler için vazgeçilmez
yapan bir diğer konudur. Anne sütü ve inek sütü içerdikleri
vitamin açısından da birbirlerinden oldukça farklıdır.
Her iki sütte de A vitamini aynı oranda olmasına rağmen
E, C ve K vitamini anne sütünde daha fazladır. D vitamini
de yine anne sütünde bebeğe yetecek kadar bulunur.
ANNE SÜTÜ BEBEĞİ HER AŞAMADA KORUR
Anne karnındaki korunmuş ve mikropsuz alandan çıkıp
dünyaya gelen bebek, dış dünyada birçok mikropla savaşmak
zorundadır. Anne sütünün en önemli özelliklerinden biri
de bebeği enfeksiyonlara karşı korumasıdır. Anne sütünden
bebeğe geçen koruyucu hücreler (antikorlar), bebeğin
daha önceden hiç tanımadığı mikroplarla adeta bilgisi
varmış gibi savaşmaya başlamasını sağlar. Özellikle
doğumdan sonraki ilk birkaç günde salgılanan ve "kolostrum"
adı verilen sütte bol miktarda bulunan antikorlar koruyucu
etkilerini doğrudan gösterirler.
Anne sütünün bebeğe hafif enfeksiyonlardan çok ağır
enfeksiyonlara karşı sağladığı bu koruma, özellikle
ilk birkaç ayda büyük önem taşır ve emzirmenin süresi
ile orantılı olarak yararı artar.
Anne sütünün bebeğe olan faydaları her geçen gün daha
fazla ortaya çıkmaktadır. Bilimin anne sütü ile ilgili
yeni keşfettiği gerçeklerden biri ise bebeğin anne sütü
ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı olduğudur.
Bilimin yeni keşfettiği bu önemli bilgiyi Allah bizlere
14 asır önce şöyle bildirmiştir:
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle
davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne
zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması,
iki yıl içindedir. "Hem
Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." (Lokman
Suresi, 14)
|