|
TOHUMLARIN DAĞITILMASI
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları
estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş
bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk
için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Bitkiler gibi hareketsiz, yerlerinde sabit duran canlıların,
tohumlarını diğer bitkilere nasıl ulaştırdıklarını,
tohum dağıtma işleminin nasıl gerçekleştiğini belki
bugüne kadar hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Oysa tohumlu
bitkiler ilk var oldukları dönemden itibaren hiçbir
yardıma, hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymadan tohumlarını
çeşitli şekillerde dağıtma imkanına sahiptirler.
Dağıtım işleminin aşamalarını genel olarak şöyle özetleyebiliriz:
Döllenen çiçeklerden tohumlar oluşur. Bunlar kimi bitkilerde
yere düşer, kiminde rüzgarla havalanır, kiminde de hayvanlara
takılır ve bu şekilde çevreye dağılır. Ancak bu özet,
bitki tohumlarının dağıtım sisteminin oldukça yüzeysel
bir tanımlamasıdır. Çünkü bu dağıtım işlemi detaylarına
inilerek incelendiğinde, bitkilerin ve hayvanların yaşamlarıyla
direkt bağlantılı pek çok ilginç olayın gerçekleştiği
görülecektir.
Öncelikle her bitkinin oluşturduğu tohum -önceki bölümde
gördüğümüz gibi- farklı bir şekle sahiptir. Bir tohumun
ya da meyvenin şekline bakarak nasıl yolculuk yaptığını
yani nasıl dağıtıldığını tahmin etmek mümkündür. Örneğin;
bazı ağaçların etli, yumuşak, cezbedici koku ve renklerde
meyveleri vardır. Sindirime dayanıklı kalın kılıflı
tohumları olan bu ağaçlar, bu cezbedici özellikleriyle
kuşları ve diğer hayvanları kendilerine çekerler. Bazı
tohumlarınsa iğneleri, çengelleri hatta olta ve dikenleri
vardır. Bu tohumlar kürklü hayvanlara takılarak taşınırlar.
Bazı tohumlar rüzgarda kümeler halinde, tüy ya da tüycükler
şeklinde seyahat ederler. Diğerleri kanatlara sahiptir
ya da küçük balonlara benzer şekilde şiştirler ve bu
sayede uçabilirler. Havada yolculuk yapan tohumların
yeterince hafif olmaları, ayrıca şekillerinin de havada
uçmaya uygun bir tasarımda olması gerekmektedir. Bazı
bitkiler ise üremek için sadece tohumlarını toprağa
düşürürler. Bazıları da tohumlarını kendi kendilerine
fırlatarak dağıtırlar. Bu fırlatma, tohum kabı içinde
büyüme sırasında oluşan gerilimin bir şekilde boşalmasıyla
sağlanır. Bazı bitkilerde ise tohum kabukları güneşte
kuruduktan sonra çatlayarak açılır ve toprak yüzeyine
düşer.
Buraya kadar genel hatlarıyla verilen örneklerde, tohumların
yayılmasında çok detaylı bir sistemin tasarlanmış olduğu
hemen görülmektedir.
Tohumların dağıtılmasında asıl olarak dikkati çeken
nokta çok farklı parçalara ve dağıtım şekillerine sahip
olmasına rağmen sistemin kusursuz şekilde işlemesidir.
Hayvanların taşıdığı tohumlar hep böyle taşınır ve bu
sistemde bir aksama meydana gelmez. Rüzgarla uçanlar
uygun şekilleri sayesinde hep uçarak hareket ederler.
Burada en çok dikkat çeken nokta ise, ilerleyen bölümlerde
verilecek örneklerde de görüleceği gibi hem hayvanların
hem de bitkilerin bu işlemler sırasında son derece şuurlu
bir şekilde hareket etmeleridir. Peki bu şuurun ve planın
kaynağı nedir? Elbette ki bir çiçeğin ya da ağacın,
bir kuşla ya da sincapla biraraya gelerek bir dağıtım
sistemi kurmaya karar vermesi, bu canlıların neler yapacaklarını
ve sistemin nasıl işleyeceğini ortaklaşa tasarlamaları
mümkün değildir. Bitkilerin kendileri de üremek için
plan hazırlayıp bu plana göre bir sistem kurmuş olamazlar.
Ama vakti geldiğinde her bitki üreme işlemlerini başlatır,
tohumunu oluşturur ve onu gerektiği gibi dağıtır. Diğer
bitkiler de aynı şekilde, aynı sırayla aynı sistemi
kullanarak hareket ederler. Bu, dünyanın her yerindeki
aynı tür bitkiler için değişmeden devam eder.
  
Ağır tohumlar genellikle
çok fazla özelliğe sahip değildir. Çengel, kanat
ya da suda batmamalarını sağlayacak bir yapıları
yoktur. Bu nedenle toprağa düştükleri yerde kalırlar.
Buna örnek olarak fındıkları, meşe palamutlarını
ve kestaneleri verebiliriz. Bu tohumların toprağa
düştükleri yer, genellikle yeşermeleri için hiç
de uygun bir zemin değildir. Bu tohumların birer
ağaç haline gelebilmeleri için aydınlık, kolayca
gelişebilecekleri ağaçsız bir bölgeye gitmeleri
gerekmektedir. Çok ilginçtir ki, alakargalar,
kargalar, ağaçkakanlar ve en önemlisi de sincaplar
bu gibi meyveleri severek yerler. Bu küçük hayvanlar
meşe ve kestane ağacı ormanlarının nesillerin
devamını sağlayan en temel faktörlerdir. Olgunlaşan
tohumları toplayan hayvanlar bunları değişik yerlere
saklarlar, ancak bir kısmını koydukları yerden
almayı unuturlar. İşte bu durum fındıklara yeşerme
ve birer ağaç haline gelme imkanı verir. Kuşkusuz
burada her iki canlı arasında kusursuz bir uyum
vardır. Bu canlıları birbirleriyle uyum içinde
yaratan Allah'tır.
|
BALİSTİK BİLGİSİNE SAHİP TOHUMLAR
Bazı bitkilerin tohumlarının yayılması için çok güçlü
olmayan etkiler bile yeterli olmaktadır. Bir yağmur
damlası üzerine düştüğünde ya da herhangi başka bir
kuvvet ile karşılaştığında tohumlarını havaya fırlatan
çiçekler vardır. Örneğin Akşam çuha çiçeği tohumlarını
kuruyken kapalı olan kapsüllerde saklar. Islanınca bu
kapsüller hemen açılır ve bir kupa şeklini alır. Bu
durumdayken tohumların dağılması için yağmur damlaları
yeterli olacaktır. Kına çiçeği ise bütün yol kenarlarında
görülebilen sarı, portakal rengi ve kahverengi benekli
çiçekleri olan bir bitkidir. Dokunulduğunda bir silahın
ateşlenmesine benzer bir şekilde tohumlarını etrafa
fırlatır.
Ancak burada çok ilginç bir nokta
söz konusudur. Bilindiği gibi, bitkiler durağan varlıklardır
yani hareket edemezler. Fırlatma gibi bir eylemin yapılabilmesi
içinse mutlaka bir enerjinin var olması gerekmektedir.
Bu enerji, içerisinde tohumların bulunduğu meyve yaprağındaki
değişimler sonucunda ortaya çıkar. Kapalı bir tohum
düşünün. Bu tohumun meyve yaprakları güneşte kuruduğunda
büzüşür. Bu enerji yaratan bir değişimdir. Aynı şekilde
tohum yağmurda ıslandığında şişen meyve yapraklarının
dokularında gerçekleşen değişim fırlatma mekanizması
için bir enerji kaynağı oluşturur.18
Bitkilerdeki bu gibi dağıtım işlemlerinde son derece
hassas dengeler üzerine kurulu mekanizmalar vardır.
Bitkinin harekete geçerek tohumlarını yaymaya başlamasındaki
zamanlama da çok önemlidir. Bu konunun önemini Akdeniz
salatalığının tohumlarını nasıl yaydığını detaylandırarak
görelim.
AKDENİZ SALATALIKLARINDAKİ ROKET SİSTEMİ
Akdeniz salatalığı benzeri bitkiler,
tohumlarının yayılması için kendi güçlerini kullanırlar.
Olgunlaşmaya başlamasıyla birlikte Akdeniz salatalıklarının
içleri yapışkan bir sıvıyla dolmaya başlar. Sıvıdan
kaynaklanan basınç gittikçe artar ve sonunda basınca
dayanamayan bitkinin sapı patlar. Sap patlarken, havaya
fırlatılan roketin arkasında bıraktığı ize benzer bir
şekilde içindeki sıvıyı da dışarıya fışkırtır. Bu sayede
sıvıyla birlikte salatalığın tohumları da toprağa dağılmış
olur.19
İlk bakışta sadece bir bitkinin olgunlaştığı için
patlaması olarak düşünülecek bu işlemdeki mekanizma
aslında çok hassastır. Öncelikle salatalığa sıvının
dolmaya başlamasıyla salatalığın ve tohumlarının olgunlaşmaya
başladığı dönemin aynı zamana denk gelmesi gerekmektedir.
Çünkü sistem daha önce çalışmaya başlasa, tohumlar
olgunlaşmadan patlayan salatalık hiçbir işe yaramayacaktır.
Bu da bitkinin üreyememesine yani bu türün yok olmasına
neden olacaktır. Fakat bitkide yaratılmış olan mükemmel
zamanlama sistemi sayesinde böyle bir tehlike oluşmaz.
Sistem tam gereken vakitte harekete geçer ve tohumlar
dağılmaya başlar.
Bu hassas zamanlama tohumunu patlatarak yayan bütün
bitkiler için geçerlidir. Bitkilerdeki bu sistemin
aksaklık çıkmadan işlemesi böyle bir sistemin nasıl
ortaya çıktığı sorusunu da beraberinde getirmektedir.
Öncelikle, açıkça görüldüğü gibi bitkinin üremesi için
sistemin bir bütün olarak var olması zorunludur. Her
birinin en başından itibaren aynı anda var olması gereken
bu mekanizmaların yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca
yıl süren değişimlerin sonucunda evrimleşerek geliştiğini
iddia etmek ise akıl ve mantık dışıdır. Çünkü salatalık
da, içindeki sıvı da, tohumlar da, tohumların olgunlaşması
da herşey aynı anda ortaya çıkmalıdır. Herhangi bir
aksaklık bitkinin tohumlarını yayamamasına ve bir süre
sonra da neslinin tükenmesine neden olur. Üstelik bu
sistemin hangi parçasını aradan çıkarırsanız çıkarın,
hep aynı sonuçla karşılaşırsınız.
Açıkça görüldüğü gibi tek bir tohumun dağıtım aşamasındaki
detaylar bile, bitkilerin tüm parçalarıyla birlikte,
eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını
göstermektedir. Bu ise kör tesadüflerle, rastgele ve
bilinçsiz doğa olaylarıyla gerçekleşmesi mümkün olmayan
bir durumdur. Açık olan gerçek şudur ki, bitkiler, herşeyi
yaratmış olan Allah tarafından eksiksizce yaratılmışlardır.
Üstün güç sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Akıl
sahibi her insana düşen ise bu gerçeği unutmadan yaşamak
ve her işinde Allah'a yönelmektir.
Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki,
O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi
kuşatmıştır. (Taha Suresi, 98)
DİĞER BİTKİLERDEN ÖRNEKLER
Çalı bitkisi de kendi
kendine açılma yöntemiyle üreyen bitkilerdendir. Ancak
bu bitkinin sistemi, Akdeniz salatalığının tam tersi
bir şekilde işlemektedir. Çalı bitkisi tohumlarının
içinde bulunduğu kabuğun patlaması, içindeki herhangi
bir sıvının yardımıyla değil, bitkide meydana gelen
buharlaşma sayesinde olur. Bu kabuğun güneşe bakan
yüzü, sıcaklık arttıkça gölgede kalan yüzünden daha
hızlı bir şekilde kurumaya başlar. Bu durum, iki taraf
arasında bir basıncın ortaya çıkmasına neden olur.
En sonunda kabuk ortadan ikiye ayrılır böylece içindeki
çok sayıdaki küçük siyah tohum değişik yönlere dağılmış
olur.20
Hura ağacı (Hura Crepitans)
ise Brezilya'ya özgü tropikal bir ağaçtır. Tohumları
bir düzine odacığın birleşmesinden oluşan bir kapsül
şeklindedir. Tohum kapsülleri güneş ışınlarının altında
büyük bir güçle patlarlar. Hura ağacı, tohumlarını
uzağa fırlatma konusunda en başarılı ağaçlardandır.
Öyle ki tohumlarını yayma vakti geldiğinde, onları
yaklaşık olarak 12 m. uzaklığa kadar fırlatabilir.
Bu patlamadan sonra etrafa hem tohumlar hem de ikiye
bölünmüş kabuklar saçılır.21
TOHUMLARINI RÜZGARLA DAĞITAN BİTKİLER
Hava yolu ile taşınan tohumların yeterince hafif olmaları
gerekmektedir ve şekilleri de uçmaya uygun şekilde dizayn
edilmiş olmalıdır. Örneğin; fındığın ya da hindistan
cevizinin büyüklüğünde ve ağırlığında bir tohumun uçmasına
imkan yoktur. Bu nedenle rüzgarla taşınan bütün bitkiler
çok hafiftirler; ya tüyümsü ya da kanat benzeri yapılara
sahiptirler.
Ayrıca uçan tohumların büyük bir çoğunluğu sonbaharın
başında yani rüzgarların en şiddetli estiği dönemlerde
olgun hale gelirler. Burada rüzgarların ortaya çıkışı
ile tohumların olgunlaşma döneminin tam bir uyum içinde
olması elbette ki dikkat çekicidir.
Tohumlarını rüzgarla dağıtan bitkiler
de diğerleri gibi kendi içlerinde farklı ve özel yapılara
sahiptir. Örneğin Kuzey Afrika çöllerinde meyveler ve
tohumlar ya kanatlıdır ya da hafif ve tüylüdür. Kuzey
Doğu Sudan'daki Nubian Çölü'ndeki ve Kuzey Amerika çöllerindeki
bitkiler, meyve ve tohumlarını esintilerle yayarlar.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki bitkilerse top gibi yuvarlak
olur ve kurak zamanda rüzgar tarafından sürüklenirler.24
Karahindiba, marul ve devedikeni, tohumlarını rüzgarla
dağıtan bitkilerden bazılarıdır. Tohumlarını rüzgarla
taşıtan bitkilere başka bir örnek olarak da yer kirazını
verebiliriz. Yer kirazı tohumları kağıt benzeri hava
dolu kesecikleri içindedir. Bu kesecikler küçük balonlar
gibi tohumların rüzgarda hareket etmesini sağlar.
Bu konuyla ilgili olarak verilen örnekler incelenirken
akılda tutulması gereken önemli bir nokta vardır. Bir
bitkinin üreme şeklini zaman içinde değiştirmesi, örneğin
hayvanlar tarafından toprağa gömülerek üreyen bir bitkinin
tohumunun, zamanla rüzgarla taşınacak kadar hafif hale
gelmesi mümkün değildir. Kayısı çekirdeği gibi ağır
bir tohumun aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, binlerce,
milyonlarca hatta milyarlarca yıl geçse de, rüzgarla
taşınacak kadar hafif bir tohum haline gelmesi, kenarlarında
kanat benzeri yapıların oluşması imkansızdır. Bu, hiçbir
yönden mantıkla ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan
bir iddia olacaktır. Çünkü doğada böyle bir değişimi
planlayacak ve uygulayacak bir şuur yoktur. Doğadaki
taş, ağaç, toprak, hayvanlar böyle bir planlama yapamazlar.
Bitkinin kendisi de doğanın bir parçasıdır ve tohumlarında
bilinçli düzenlemeler yapacak bir yeteneğe sahip değildir.
Bu gerçekler düşünüldüğünde tohumların ilk ortaya çıktıkları
andan itibaren şu andaki özelliklerine sahip oldukları
hemen anlaşılmaktadır. Bu da tohumların bir anda yaratılmış
olduklarının binlerce hatta milyonlarca delilinden biridir.
Tohumların, taşınmaya uygun yapılarında açık bir tasarım
vardır ve bu tasarım sonsuz ilim sahibi olan Allah'a
aittir.
Havada uçan tohumların uçuş prensiplerini
inceleyen mühendisler Zanonia tohumlarıyla
ilgili son derece şaşırtıcı bir sonuç elde etmişlerdir. Zanonia tohumlarındaki
yerçekimi merkezini inceleyen mühendisler eğer yerçekimi
merkezi geriye kaydırılmış olsaydı tohumların daha
yavaş bir şekilde hareket edeceğini tespit etmişlerdir.
Ancak Zanonina tohumları sahip oldukları kusursuz
şekil ve genel yapı sayesinde uzaklara rahatlıkla gidebilmektedir..25
TOHUMLARIN UÇMALARINI KOLAYLAŞTIRAN
ÖZEL TASARIMLAR
Rüzgarla taşınan bitki tohumlarının hareket kabiliyeti
sadece tohumun büyüklüğüne, yere olan mesafesine ya
da rüzgara bağlı değildir. En önemli etkenlerden biri,
kuşkusuz ki tohumların sahip oldukları özel şekiller
ve ek yapılardır. Uçan tohumları genel olarak kanatlı,
paraşütümsü, toz tohumlar ve tüylere sahip olan tohumlar
olarak gruplandırmak mümkündür.
PERVANE KANATLI TOHUMLAR
Hava yolunu kullanarak üreyen bitkilerden
Avrupa akçaağaçlarının tohumları helikopter pervanesine
benzer çok ilginç bir tasarıma sahiptir. Bu tohumların
sadece tek taraftan çıkan kanatları vardır. Bu kanatları
sayesinde uygun şiddette bir rüzgar olduğunda kendi
etraflarında dönerek hareket edebilirler. Olgunlaşan
her kanat zar gibi bir görüntüye sahiptir ve üzerinde
bulunan damarlarla tıpkı bir böcek kanadına benzer.
Kendi etraflarında dönecek şekilde hareket etmelerini
sağlayan bir dizayna sahip olmaları akçaağaç tohumlarının
düşüş hızını yavaşlatır. Eğer rüzgar yoksa tohumlar
yavaş yavaş ve helis şeklinde bir hareketle (kendi etraflarında
dönerek) yere düşerler. Akçaağaçlar yaşadıkları bölgeye
seyrek olarak dağıldıkları için, döllenme işlemlerinde
en büyük yardımcıları rüzgarlardır. Ufak bir rüzgar
esintisinde dahi kendi etraflarında dönme hareketi yapacak
bir tasarıma sahip olan helikopter tohumlar, bu özellikleri
sayesinde kimi zaman kilometrelerce süren uzun mesafeleri
bile aşabilirler.26
Terminalia calamansanai adlı bitki
ise "V" şeklinde kanatlara sahiptir. Bu özellik sayesinde
sakin bir hava akımında tıpkı kağıttan bir uçak gibi
rahatlıkla havada kayarak uçabilir.27
Akçaağacın tohumları bir çift kanat gibi
ağaçta asılı durur.
|

Terminalia bitkisi V şeklinde kanatlara
sahiptir.
|
|
PARAŞÜT TOHUMLAR
Kum otu (Scabiosa Stellata)
zarlı yapıya sahip olan uçan tohumlara bir örnektir.
|
İnsanların yüksekten atlamak için kullandıkları paraşütler
özel olarak tasarlanmış bir şekle sahiptir. Rüzgarı
içlerine almalarını sağlayan yapıları ile, kendilerini
kullanan kişiye havada hareket etme imkanı verirler.
Bazı tohumlarda da paraşütlere benzer bir yapı vardır.
Paraşüt tohumlar olgunlaştıklarında hemen ağaçtan
yere düşmezler. Onları daha uzağa götürecek kuvvetli
rüzgarların çıkmasını beklerler. Eğer böyle olmasaydı
ana bitkinin çok yakınına düşeceklerinden büyüme imkanları
daha az olurdu.
Paraşüt tohumların hızı, tohumun
büyüklüğüne ve yapısının gözenekli olup olmamasına bağlıdır.
Tohumun sahip olduğu paraşüt benzeri bölüm ne kadar
büyükse hızı o kadar yavaştır. Ayrıca ne kadar az gözenekliyse
havanın hareketlerine o kadar hassas olur. Tohumların
bu gözenekli yapısı da Silybum marianum bitkisinde olduğu
gibi basit ipekli olmasına, devedikeninde (Cirsium occidentale)
olduğu gibi tüylü olmasına veya kum otundaki (Scabiosa
stellata) gibi zarlı yapıda olmasına bağlı olarak değişir.28
Bu birkaç örnekte de görüldüğü gibi, paraşüt tohumlar
son derece detaylı tasarlanmış özelliklere sahiptir.
Tohumun hızının artması ve daha kolay hareket etmesi
için gerekli olan her detay bu tasarımda mevcuttur.

Alttaki resimde görülen
kedi otu (Cetranthus Ruber) ve yanda resmi görülen
Silybum Marianum gibi küçük tohumlu bitkilerde
genellikle paraşüt tohumlara rastlanır.
|
Bu tasarımın tesadüfen meydana gelemeyeceğini açıklamak
için şöyle bir örnek verelim. İnsanların kullandıkları
paraşütleri düşünün. Kuşkusuz bunların özel bir tasarıma
sahip oldukları konusunda hiç kimsenin bir tereddütü
ya da itirazı yoktur. Bir paraşütün kendi kendine ortaya
çıkamayacağını herkes bilir. Paraşütü ilk olarak düşünüp
tasarlayan bir kişi vardır. Paraşütü yapmak için kullanılacak
kumaşın ipliğini üreten, bu ipliği dokuyarak kumaş haline
getiren bir fabrika, sonra bu kumaşları birleştiren
insanlar vardır. Paraşütün havadayken açılmasını sağlayan
mekanizma özel olarak tasarlanıp yapılmıştır. Durup
dururken bir kumaşın paraşüt şeklinde biraraya gelemeyeceği
ve havada uçabilecek bir sistem kazanamayacağı çok açıktır.
Peki o halde paraşüt gibi yapıları olan -hatta bir
paraşütten çok daha kompleks mekanizmalara sahip- tohumlar
nasıl ortaya çıkmışlardır? Gözenekli yapılarının az
ya da çok olması gibi detaylar kim tarafından düşünülmüştür?
Bu soruya cevap olarak "bunlar tohumlardaki bilgilerde
kodludur" diyenler olabilir. Bu durumda söz konusu kişiler,
ilk tohumun nereden çıktığını, nasıl meydana geldiğini,
bu bilgilerin tohumun içine nasıl yerleştiğini açıklamalıdırlar.
Bu ilk tohum kendi kendine, tesadüflerle böyle bir bilgiye
sahip olmuş olamaz. Tohumun yapısını meydana getiren
kör ve şuursuz atomlar bir gün karar alıp "Biz tohum
denen bir cisim oluşturalım, içine dev ağaçların, birbirinden
ilginç bitkilerin, rengarenk çiçeklerin, son derece
lezzetli meyvelerin bilgilerini kodlayalım, daha sonra
bu tohumu yeryüzüne yayıp tüm dünyada milyonlarca çeşit
bitki oluşturalım" demiş olamazlar.
Böyle bir iddiada bulunmak elbette akıl ve mantık sahibi
bir insanın yapabileceği birşey değildir. Nasıl ki bir
paraşüt kendi kendine ortaya çıkamazsa paraşüt benzeri
tohumların da kendiliğinden ortaya çıkamayacakları,
bu kadar detaylı tasarımlara tesadüfen sahip olamayacakları
açıktır.
Nitekim evrimciler ne kadar çabalasalar
da tohumların ortaya çıkışlarına tesadüflerle açıklama
getirememektedirler. Evrimci bir yayın olan Grains de
Vie adlı eserde, paraşüt yapılı tohumların sahip oldukları
tasarım "anlaşılamamış bir konu" olarak ifade edilmektedir:
Evrimin nasıl olup da uçmaya böylesine incelikli olarak
adapte olmuş uygulama noktaları ortaya çıkarabilmiş
olması hala anlaşılabilmiş bir konu değildir. 29
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi evrimciler, kendi
hayal dünyalarında ürettikleri "evrim" gibi soyut, hayali
bir kavramı adeta müstakil bir güç olarak nitelendirmekte,
evrimin birşeyler yapma, düzenleme, tasarlama, meydana
getirme gücü varmışçasına ifadeler kullanmaktadırlar.
Oysa "evrim" bir güce sahip değildir. Evrimin temel
yönlendiricisi olarak kabul edilen tesadüf ise başıboş
bir süreçtir; kusursuz sistemler oluşturabilecek bir
güce sahip değildir.
Tohumlar, içlerine gerekli bilgileri yerleştiren, nasıl
bir ortamda yaşadıklarından ne gibi sistemlere ihtiyaçları
olacağından haberdar olan bir güç tarafından bu özellikleriyle
birlikte var edilmişlerdir. Bu, elbette ki hiçbir benzeri
olmayan bir güçtür ve tüm alemleri yaratmış olan Allah'a
aittir. Allah evreni yaratmış, kusursuz bir düzen içinde
herşeyi biçimlendirmiştir. Akıl sahibi her insana düşen
evrendeki düzeni gözlemleyerek Allah'ın yarattıkları
üzerinde düşünmektir. Allah ayetlerinde Kendisi'nden
başka ilah olmadığını ve kurtuluşun yalnızca Kendisi'ne
ibadet etmekte olduğunu şöyle buyurmaktadır:
"Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi
sanmıştınız?" Hak melik olan Allah pek Yücedir,
Ondan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.
Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir
kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa,
artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar
edenler kurtuluşa eremezler. (Mü'minun Suresi, 115-117)
TOZ GÖRÜNÜMLÜ TOHUMLAR
Haşhaşların ve aslanağızlarının meyvaları
rüzgarla sallandıkları zaman etrafa binlerce incecik
tohum serperler. Bu tohumlar öyle küçüktür ki, havada
uçan toz taneciklerine benzer. Bu bitkilerde tohumların
bulunduğu kapsüllerin üst kısımlarında gözenekler vardır.
Gözenekleri tuzluğun üst kısımlarındaki deliklere benzetmek
mümkündür. Öyle ki geçtiğimiz yüzyılın başında tuzluğu
icad eden R.H. France da bu bitkilerdeki ustalıkla yapılmış
sistemden esinlenmiştir.30
  
Üstteki 1. resimde görülen
aslanağzı ve tohum kesiti görülen haşhaş gibi
bitkilerin meyveleri rüzgarla sarsıldıkları zaman
etrafa binlerce incecik tohum bırakırlar. Yandaki
resimde ise haşhaş bitkisinin çiçeği görülmektedir.
|
Orkidelerinse üç tohum kabı olan
kapsülleri vardır. Bu kapsüller olgunlaştıkları zaman
etrafa incecik, küçük tohumlarını toz bulutları halinde
saçarak patlarlar. Tohumların hiçbir ağırlıkları yoktur.
Hiçbir besin depoları yoktur. Hatta embriyo henüz tam
olarak oluşmamıştır bile. Yeşerebilmek için orkide tohumlarının
çok özel şartlar bulmaları gerekmektedir. Bu, bir dezavantaj
değildir. Çünkü orkide tohumlarının sayısı inanılmaz
derecede çoktur.31
TÜY GÖRÜNÜMLÜ TOHUMLAR
Tıpkı paraşütlü tohumlar gibi tüylü
olanlar da doğrudan yere düşmezler. Ana bitkiden ayrılmak
için rüzgarın onları sallamasını beklerler. Bu tohumlara
örnek olarak filbaharını (Clematite) verebiliriz. Pampa
otu (Perbe de la pampa) gibi uzun tüylü olan bitkiler
de, bayrak gibi rüzgarda dalgalanırlar. Bu tüyümsü yapıları
ile tohumlar rüzgarla birlikte uzaklara taşınabilirler.32
  
Filbaharı (Clematite) bitkisinde (en baştaki resim)
döllenmeden sonra her meyve ile birlikte bu türe
özgü bir stilde şık tüyler ortaya çıkar. Üstteki
iki resimde ise pamuk bitkisinin tohumları görülmektedir.
|
TOHUMLARINI SUYLA DAĞITAN BİTKİLER

Kumsala ulaştığı için çimlenmeye başlayan hindistan
cevizi bitkisi.
|
Deniz ya da ırmak kenarında yetişen bitkiler, tohumlarını
suyu kullanarak dağıtırlar. Bu tür bitkiler suya dayanıklı
olmalarını sağlayan çok özel yapılara sahiptir. Su geçirmeyen
ve suda batmayan, uzun bir deniz yolculuğundan sonra
bile yeşerme özelliğini kaybetmeyecek kadar dayanıklı
olmalarını sağlayan bir tasarımları vardır.
Tohumlarını suyla dağıtan bitkilerin tohumlarındaki
su geçirmezlik özelliği kalın ve cilalı dış tabaka ile
sağlanmıştır. Suda batmazlık özelliği ise bazen bir
hava odası ile bazen havadar süngerimsi bir yapı ile,
bazen de küçük tohumlardaki gibi yüzey geriliminin kullanılması
ile sağlanır.
Hindistan cevizi, tohumlarını suyla
yayan bitkilerden biridir. Tohum, taşımanın güvenli
olması için sert bir kabuğun içine yerleştirilmiştir.
Bu sert kabuğun içinde uzun bir yolculuk için -su da
dahil olmak üzere- ihtiyaç duyulan herşey hazırdır.
Dış tarafı ise tohumun sudan zarar görmemesi için oldukça
sert bir dokumayla kaplanmıştır. Hindistan cevizi tohumlarının
en dikkat çekici özelliklerinden biri ise suda yüzebilmelerini
ve batmamalarını sağlayan hava boşluklarına sahip olmalarıdır.
Bütün bu özellikleriyle hindistan cevizi tohumları yüzlerce
kilometrelik geniş bir alan içinde okyanus akıntılarıyla
taşınabilme imkanına sahiptir. Tohum kıyıya ulaştığında
filizlenmeye başlar ve bir hindistan cevizi ağacı olarak
yetişir.33
Hindistan cevizleri, deniz akıntıları
ile yayılma konusunda en başarılı bitkilerdendir. Bu
büyük oval çekirdek dünyanın bütün tropikal kıyılarında
bulunur. Hindistan cevizinin batmamasını sağlayan asıl
neden lifli bir meyve olmasıdır. Çünkü hava, bitkinin
lifleri arasına hapsolmuştur.Hindistan cevizinin dış
kabuğu düz, cilalı ve su geçirmezdir. Bu özellikleri
ile bitki, deniz üzerinde aylarca yüzebilir.34
 
Hindistan cevizi ağacı oldukça büyük olan tohumlarını
su vasıtası ile dağıtır. Tohumların büyüklüğü
yolculuk sırasında gerekli olan yedek besin deposunun
miktarını belirler.
|
Tropikal enlemlerde seyahat eden tohumlardan başka
biri de büyük baklagil tohumlarından olan deniz fasulyeleridir.
Çok kalın ve su geçirmez olan dış kılıfları ve çok uzun
yaşayabilme özellikleri sayesinde bu tohumlar seyahat
eden bitkiler arasında en iyileridir. Tohumlarında ya
da tohumları içeren meyvelerin içinde bulunan hava odaları
sayesinde denizde batmazlar. Deniz fasulyelerinin tohumları
hindistan cevizininkiler kadar büyük değildir ve taşıma
işleminde sadece nehirleri kullanır.35
Bundan başka Caesalpinia bonduc adlı bitkinin tohumları
da deniz akıntıları sayesinde çok uzaklara kadar gidebilir.
Yuvarlak ve gri renkteki bu küçük tohum, kalın kılıfının
altında bulunan hava odası sayesinde suda batmaz. Yıllarca
denizde kalabilir ve bu süre boyunca yeşerme özelliğini
kaybetmeksizin dayanabilir.
Tropikal bir Afrika bitkisi olan Entada gigas tohumları
ise kalp şeklinde çok ilginç bir yapıya sahiptir. Tohumlar
çok büyük boyutlardaki etli kısmın içerisinde yetişir.
Su kenarları boyunca yetişen bu bitki şiddetli yağmurlarla
taşınarak Atlantik Okyanusu'na kadar ulaşır. Bu şekilde
yıllar süren yolculuklarına çıkan tohumlar, Avrupa'ya,
Meksika Körfezi'ne ve Florida'ya kadar giderler. Ve
ulaştıkları yerde yeni bir bitki olarak yetişirler.
Tohumlarını suyla yayan başka
bir bitki türü de Pancratium maritimum yani deniz zambağıdır.
Akdeniz'in ve Atlantik'in kumlu sahillerinde görülen
bitkinin yayılması, köşemsi yapıdaki siyah ve olağanüstü
hafif tohumları ile olur. Tohumların dış kılıfı yosun
gibi bir yapıya sahiptir.36
Nasturtium (tere) benzeri bitkilerin tohumları hidrofob
(su geçirmeyen) bir cila ile kaplıdır. Bu cila, onların
suyun yüzey gerilimini kullanmalarını ve dolayısıyla
batmamalarını sağlamaktadır. Bu sayede bitkilerin tohumları
ırmakları yüzerek geçebilmektedir.37
Suyu kullanarak tohumlarını dağıtan
bitkiler kendi ağırlıklarını azaltıcı ve yüzey alanlarını
artırıcı bir yapıya sahiptir. Havayla dolu, su üzerinde
yüzen bu yapı genellikle meyvelerde ve tohumlarda bulunur.
Yüzen dokunun birkaç değişik şekli olabilir. Havayla
dolu olan hücrelerde içi boşluklu süngerimsi bir yapı
olabildiği gibi hücre aralarındaki boşlukları yok edecek
şekilde tohumun içine hava hapsolmuş bir yapı da olabilir.
Tohumlar işte bu yapılar sayesinde yüzerler. Bundan
başka yüzen dokunun hücre duvarları, suyun içeriye girmesini
engelleyecek bir yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca bitkinin
bilgilerinin saklandığı embriyoyu korumak için de bir
iç katman vardır.38 Tohumlardaki bu
açık tasarım Allah'ın yeryüzünde yarattığı sayısız yaratılış
delilinden yalnızca bir tanesidir.
Bu bölümde verilen örneklerde de görüldüğü gibi,
su yoluyla üreyen bitkilerdeki en önemli özellik, tohumların
tam karaya ulaştıkları zaman açılmalarıdır. Aslında
bu son derece ilginç ve istisnai bir durumdur çünkü
bilindiği gibi bitki tohumları genellikle suya değdikleri
anda çimlenmeye başlarlar. Ama bu durum söz konusu bitkiler
için geçerli değildir. Tohumlarını suyla taşıyan bitkiler
özel tohum yapıları sayesinde bu konuda ayrıcalıklıdırlar.
Eğer bu bitkiler de diğerleri gibi suyu görür görmez
hemen çimlenmeye başlasalardı, soyları çoktan tükenmiş
olurdu. Oysa yaşadıkları şartlara uygun mekanizmaları
sayesinde bu bitkiler varlıklarını rahatlıkla sürdürebilmektedir.
Yeryüzündeki tüm bitkiler kendileri için en uygun yapılara
sahiptir. Her türe özgü istisnai özellikler akla, "nasıl
olup da her tür bitkinin ihtiyaçlarıyla yaşadıkları
ortamın özellikleri birebir uyumludur ve bu özellikler
nasıl ortaya çıkmıştır?" sorularını getirecektir.
Tohumlarını suyla dağıtan bitkileri örnek alarak düşünecek
olursak, bu bitkilerin tesadüfen ortaya çıkmış olamayacaklarını
bir kere daha bütün açıklığı ile görürüz. Bu bitkilerin
tohumlarının suda uzun süre kalabilmek için normalden
daha dayanıklı bir yapıya ihtiyaçları vardır; bu yüzden
kabukları oldukça kalındır ve embriyoyu sudan koruyacak
özel bir yapıları vardır. Böyle bir yapının tesadüflerle,
bitkinin kendi müstakil çabalarıyla var olamayacağı
açıktır. Ayrıca tohumların uzun yolculukları sırasında
normalden daha fazla besine ihtiyaçları olacaktır ve
tam gerektiği kadar besin, bu tohumların içine yerleştirilmiştir.
Elbette ki bu da tesadüfen ortaya çıkamayacak bir özelliktir.
Bir bitkinin yolculuk süresini ve besin ihtiyacını hesaplayıp,
gereken miktarı tohumunun içine yerleştiremeyeceği apaçık
bir gerçektir. Bu bitkilerin tohumları tüm diğer bitkilerin
aksine suda bulundukları süre içinde çimlenmez ancak
tam karaya geldikleri anda çimlenmeye başlarlar. Böyle
bir zamanlamanın da tesadüfen gerçekleşmesi olanaksızdır.
Bu hassas hesap ve ölçülerin tümü, tohumları yaratan,
onların her türlü ihtiyaçlarını ve özelliklerini bilen,
sonsuz akıl ve bilgi sahibi olan Allah tarafından kusursuzca
tasarlanmıştır. Allah herşeyi bir ölçü ile yarattığını
ayetlerinde şöyle bildirmektedir:
Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık,
onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü
belirlenmiş ürünler bitirdik. (Hicr Suresi, 19)
TOHUMLARINI BAŞKALARINA TAŞITARAK
DAĞITAN BİTKİLER
Otların içinde yürüdüğünüzde giysinize takılan,
köpeğinizin tüylerine yapışan tohumlar bu taşınma işlemi
için tasarlanmış özel yapılara sahiptir. İğneler, çengeller,
olta ve dikenler bu bitkilerin hareket eden cisimlere
yapışmasını sağlayan yapılardan birkaçıdır. Bazı türlerde
ise bunların yerine dikkat çekici koku, renk ya da lezzete
sahip meyveler vardır. Bu meyveler hayvanları cezbedebilmek,
tohumları taşımalarını sağlamak için süslenerek dizayn
edilmiş gibidirler. Renk, koku, şekil ve sunuş bakımından
kusursuzdurlar. Şeker, su, enerji ve mineral tuzlar
bakımından zengin olan meyveler hayvanlar için her yönden
caziptir. Bu meyveleri yiyen hayvanlar tohumların açığa
çıkmasını sağlayarak bitkilerin çoğalmasına büyük yardımda
bulunmuş olurlar. Bu sayede söz konusu bitkiler taşıyıcılar
vasıtasıyla çok geniş alanlara dağılabilirler.
Borneo'da yetişen boğazlayan
türü incir ağacı, bir tür yabanarısı ile ortak bir
yaşam sürdürür. İncir, yabanarılarının yumurtaları
için güvenli bir barınaktır. Buna karşılık yabanarıları
da polenlerini taşıyarak incirin döllenmesine yardımcı
olurlar.
İncirin
olgunlaşması ile birlikte incirin içine bırakılmış
olan yabanarısı larvaları da olgunlaşır. Haftalar
sonra yumurtalardan kanatsız ve kör olan erkek yabanarıları
çıkar. Erkek arılar çiçeğin dişi organının duvarlarını
açarak içeriye girer ve burada bulunan dişi yabanarısı
ile çiftleşirler. Erkek yabanarısının kısa hayatındaki
son görevi eşi için bir çıkış tüneli açmaktır. Erkekler
genellikle yüzeye çıkar çıkmaz ölür. Hamile dişi
yabanarısı yumurtalarını bıraktığı incirin içinde
bulunan erkek çiçekten aldığı polenleri taşıyarak
zincire başlar. Bulunduğu ağaçtan başka bir tanesine
doğru uçarak, olgunlaşmamış incirin alt kısmındaki
dişi organın bulunduğu yere girer. İncirin içindeki
labirentler boyunca ilerler. Yumurtalığının ulaştığı
her çiçeğin dişi organına bir yumurtasını bırakır
ve çiçeğin polenlerini her yere sürer. Dişi yabanarısı
da erkek gibi görevini tamamladığında ölür. Bir
süre sonra dişi yabanarısının bıraktığı yumurtalardan
yeni yabanarıları çıkar. Bunlar da polenlerle kaplı
olarak daha önce erkek yabanarısı tarafından açılan
tünelden dışarı çıkarlar. Ve üreme zincirine devam
etmek için başka bir incire geçerler. (National
Geographic, Nisan1 1997 s.41)
Yabanarısının böyle bir yöntemi kendi kendine bulması,
kendi iradesiyle bu zinciri oluşturmaya karar vermesi
ve bunu diğerlerine öğretmesi imkansızdır. İncirin
üreme sisteminin yabanarısı ile ortak yaşayacak
şekilde özel olarak tasarlandığı son derece açıktır.
Bu da sistemin Allah tarafından
yaratıldığını ve arıların Allah'ın ilhamı ile hareket
ettiklerini bir kez daha gösterir. |
KARINCALAR VE TOHUMLAR ARASINDAKİ
UYUMLU İLİŞKİ
Biraz önce de belirttiğimiz gibi, bazı bitkilerin üremeleri
hayvanlara bağlıdır çünkü tohumları hayvanlar tarafından
taşınır. Bu dağıtım şekli hayvanlar ve bitkiler arasında
dikkat çekici bir birlikteliğin ve uyumun var olduğunu
gösterir. Örnek olarak çevresi yağlı, yenilebilir bir
dokuyla kaplı olan bir tohumu ele alalım. İlk bakışta
alelade gelebilecek bu yağlı doku, gerçekte bitkinin
neslinin devamlılığı açısından çok önemli bir detaydır.
Çünkü bu özellik karıncaların söz konusu bitkiye ilgi
duymasına sebep olmaktadır. Bu bitkilerin üremesi pek
çok bitkiden farklı olarak karıncalar vasıtasıyla gerçekleşir.
Hemen her bitkide olduğu gibi bu türün tohumunun da
filizlenebilmesi için toprağın altına girmesi gerekmektedir.
Ayrıca tohumun iç kısmında bulunan ve filizlenmeyi gerçekleştirecek
olan bölümün de açığa çıkması gerekmektedir. Bitki bu
ihtiyaçlarını kendisi karşılayamaz ama bunları onun
için yapan karıncalar vardır. Bu bitkilerin tohumlarındaki
yağlı doku, taşıyıcı karıncalar için çok cazip bir yiyecektir.
Karıncalar bunları büyük bir istekle toplayıp yuvalarına
taşırlar. Böylece ilk aşamada hiç bilmeden tohumu toprağın
altına gömmüş olurlar.
Bundan sonra bitki için önemli olan
ikinci bölüm başlamaktadır. Karıncalar binbir zahmetle
tohumları yuvalarına taşımalarına rağmen sadece kabuğunu
yer, etli iç kısmını bırakırlar. Bu sayede hem karınca
besin elde etmiş, hem de bitkinin üremesini sağlayacak
bölüm toprak altına inmiş olur.40
Peki
karınca ve tohum arasındaki bu uyum nasıl ortaya çıkmıştır?
Karıncanın bunu bilinçli olarak yaptığı yani bitkinin
üremesi için neyin gerekli olduğunu bildiği ve buna
göre hareket ettiği gibi bir düşünce elbette ki mantıken
kabul edilemez. Ya da karıncanın bir gün tesadüfen tohumu
keşfettiği, bunu toprağın altına götürüp yediği, sonra
da buradan bir bitkinin çıktığını görüp bu işlemi devam
ettirdiği, çevresindeki karıncalara bunu öğrettiği,
kendinden sonraki nesillere de bir şekilde bunu yapmaları
gerektiğini haber verdiği gibi bir tez öne sürmek de
elbette ki akılcılıktan ve bilimsellikten tamamen uzak
olacaktır. Bitkinin de üremek için bu karınca türünün
hoşuna gidecek özellikleri bir şekilde öğrendiği ve
tohumunu bu özelliklere uygun hale getirdiği, karıncayla
aynı ortamda bulunmayı ayarladığı gibi bir iddia da
bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği olmayan bir safsata
olmaktan öteye gidemeyecektir.
Bu uyumun özel olarak ayarlanmış olması şarttır. Çünkü
yeryüzündeki bu bitkiye ait ilk tohum, üreyebilmek için
başka bir mekanizmaya sahip değildi. Ve eğer karıncaların
ilgisini çekemeseydi şu an bir varlığının olması da
söz konusu olamayacaktı. (Üstelik karıncalar var olmasa
hiçbir şekilde yaşama ihtimalleri olmayacaktı.) Ama
bu bitki vardır ve bu durumun bize gösterdiği gerçek
de açıkça ortadadır. Bu kusursuz uyumu sağlayan şuur
ne karıncaya ne de bitkiye aittir. Bu şuurun kaynağı,
her iki canlının sahip oldukları özelliklerden haberdar
olan, bu canlıları birbirlerine uyumlu şekilde yaratan
üstün bir sahibi olan Allah'tır. Allah her canlının
Kendisi'ne boyun eğmiş olduğunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. (Rum
Suresi, 26)
Agouti İLE BERTHOLLETİA'NIN
UYUMLU İLİŞKİSİ
Güney Amerika'da yetişen Bertholletia ağaçlarının kapsül
içindeki tohumları, orman zeminine düştükten sonra bir
süre bulundukları yerde kalır. Bunun sebebi hayvanların
ilgisini çekecek hiçbir özelliklerinin olmamasıdır.
Bu tohumların kokuları yoktur, dış görünüş olarak da
dikkat çekici değildirler, ayrıca kırılmaları da çok
zordur. Ancak bu ağacın üreyebilmesi için de bir şekilde
tohum olarak oluşturduğu kapsüllerin içindeki fındıkların
çıkarılıp toprağın altına gömülmeleri gereklidir.
Bu olumsuz gibi görünen özelliklerden hiçbiri Bertholletia
için sorun teşkil etmez. Çünkü bu olumsuzlukları aşacak
özelliklere sahip olan bir canlı vardır ve bu canlı
kendisiyle aynı ortamda yaşamaktadır.
Güney Amerika'da yaşayan bir tür kemirici olan Agouti,
bu kalın ve kokusuz kabuğun altında kendisi için bir
yiyecek olduğunu bilmektedir. Agoutilerin dişleri kesici
ve sivridir. Özel diş yapıları sayesinde tohumların
sert kapsüllerini kolayca kırarlar. Tek bir kapsül içinde
yaklaşık 20 civarında fındık bulunur. Bu da Agoutilerin
bir seferde yiyeceğinden çok fazladır. Agouti, çenesine
aldığı fındıkları taşır ve onları açtığı küçük deliklere
yerleştirdikten sonra üstünü örter. Agoutiler bu işlemi
fındıkları daha sonra yemek için yapmış olmalarına rağmen,
gömdükleri fındıkların çoğunu daha sonra bulamazlar.
Ve bu durum da Bertholletia ağacının işine yarar. Bu
sayede ağacın filizlerinden pek çoğu toprağın içine
filizlenmek üzere gömülmüş olur.41
Görüldüğü gibi Agouti'nin beslenme şekli ile Bertholletia
ağaçlarının üreme şekli, birbirlerine son derece uyumludur.
Bu uyum tesadüfen ortaya çıkmış bir uyum değildir. Bu
canlılar birbirlerini tesadüfen keşfetmemişlerdir. Bertholletia
ağacının böyle şuursuz bir tesadüfün gerçekleşmesini
bekleyecek zamanı yoktur; böyle bir lükse sahip değildir.
Çünkü bu ağacın, var olduğu ilk günden itibaren üreyebilmesi
Agouti'nin varlığına bağlıdır. Bu durumda bu iki canlı
birbirlerine uyumlu şekilde yaratılmışlardır.
Bu durumu şöyle bir örnekle netleştirebiliriz: Bir
eve girdiğinizi düşünün. Evin içinde bir televizyon
olsun ve yanındaki sehpada da bir televizyon kumandası
duruyor olsun. Kumandayı elinize aldığınızı ve bununla
televizyonu açtığınızı, kanallar arasında dolaştığınızı
düşünün. Bu durumda ne düşünürsünüz? Muhtemelen, "bu
kumanda bu televizyonu yönetecek şekilde tasarlanıp
üretilmiştir" dersiniz. Peki başka bir kişi odaya girse
ve şöyle dese: "Bu kumanda da televizyon da zaman içinde
tesadüfler sonucunda var olmuş, üstelik yine tesadüfler
sonucunda birbirlerine uyumlu hale gelmişlerdir." Bu
kişi hakkında ne düşünürsünüz? Muhtemelen bu insanın
akıl sağlığı hakkında ciddi şüpheler duyarsınız.
Oysa burada örnek verdiğimiz Bertholletia ağacı ile
Agouti isimli canlı arasındaki uyum bir televizyon ve
kumandası arasındaki uyumdan çok daha karmaşıktır. Her
iki canlının da tüm sistemleri birbirlerine fayda verecek
şekilde düzenlenmiştir. Ve elbette bir düzenleme varsa
bir Düzenleyici de vardır.
Bu canlılar tek bir Yaratıcı yani Allah tarafından
yaratılmışlardır. Doğada sayısız örnekleri olan bu
uyum hiç kuşkusuz ki çok üstün bir aklın ürünüdür.
Sonsuz akıl sahibi olan Allah, her iki canlıyı bu özellikleriyle
birlikte yaratmıştır:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki,
rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini
de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü
apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
|