|
ÖNEMLİ BİR AŞAMA:
FİLİZLENME
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar
vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar
da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde
(ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz.
Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için
gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Döllenmenin ardından oluşan tohumun bir bitkiye dönüşmesindeki
ilk aşama önceki bölümde incelediğimiz gibi taşınmadır.
Taşınmanın ardından da filizlenme safhası başlar. Bir
tohum olgunlaştığında genellikle hareketsizdir, hemen
filizlenmez. Çünkü tohumun filizlenmesi için pek çok
faktörün birarada olması gerekmektedir. Bir tohumun
filizlenebilmesi için uygun sıcaklık, nem ve oksijen
gereklidir. Bu şartlar biraraya geldiğinde, uyku halindeki
tohumlar canlanmaya başlar. Bu şartlardan herhangi birinin
eksik olması filizlenmeyi durdurur.
Bir tohumun filizlenmesi için öncelikle
suya ihtiyacı vardır. Çünkü olgun tohumlardaki embriyoların
suyu bulunmaz, metabolizmanın tekrar aktif hale gelmesi
için yani büyüme işleminin başlayabilmesi için hücrelerde
sulu bir ortama ihtiyaç vardır. Ayrıca büyüme için gerekli
enzimlerin etkinliğinin artması da suya bağlıdır. Bu
ihtiyaç tohumların ıslanması ile karşılanır. Tohumların
uyanması yani metabolizmalarının harekete geçmesi ile
birlikte kök ve filiz de büyür ve bu aşamada hücre bölünmesi
başlar. Bir yandan da belirli fonksiyonların özel dokular
tarafından gerçekleştirilebilmesi için hücre farklılaşması
olur.50
Bu
aşamada oksijene mutlaka ihtiyaç vardır. Tohum, içindeki
besinlerden oksijenli solunumla enerji ve ısı üretimine
başlar. Çünkü çimlenen tohumlarda yeni oluşan bitkinin
kısımlarının oluşabilmesi için enerjiye ihtiyaç vardır.
Uygun sıcaklık da, enzimlerin maksimum hızlarda çalışmasını
sağlar.51
Görüldüğü gibi, tohumun büyümek için enerjiye yani
besine ihtiyacı vardır. Fakat tohumun, topraktaki mineralleri
kökleriyle alacak hale gelene kadar beslenebileceği
bir kaynağı yoktur. Öyleyse tohum, büyümesi için gerekli
olan besini nasıl bulmaktadır?
Bu sorunun cevabı tohumun yapısında gizlidir. Daha
önceki bölümlerde de detaylı olarak ele alındığı gibi,
döllenme sırasında tohumla birlikte oluşan besin deposu,
bitki filiz verip toprak dışına çıkana kadar tohumlar
tarafından kullanılır. Tohumlar bir bitki olarak kendi
besinlerini üretir hale gelinceye kadar, bünyelerindeki
bu yedek besinlere ihtiyaç duyarlar.
UYKUDAN UYANAN TOHUMLAR
Yukarıda söz ettiğimiz şartlar biraraya
geldiğinde tohum içinde kimyasal bazı işlemler gerçekleşir.
Biraz önce de belirttiğimiz gibi tohum filizlenmeden
önce uyku halindedir. Embriyonun uyku halinde kalmasını
sağlayan ise bazı bitki hormonlarıdır. Bunların en
önemlisi absisik asittir. Ayrıca tohumların kabuğu
gaz alışverişini engelleyecek kadar sık ve sert dokulu
olduğundan embriyonun faaliyetini engeller ve uyku
halinde kalmasına neden olur. Tohum ıslatıldığında
ise, tohum örtüsü şişer ve embriyo hücrelerinde bulunan
enzimler faaliyete geçerek "giberellin" isimli
yeni bir hormon salgılamaya başlarlar. Bu hormon uyku
durumunda kalmayı sağlayan absisik asitin etkisini
ortadan kaldırır. Bu asitin etkisinin ortadan kalkması
ile de sindirim enzimleri (alfa-amilaz) faaliyete geçer.
Bu enzimler besin deposu içindeki nişastanın parçalanarak
şekere dönüşmesini sağlar. Ortaya çıkan şekerler embriyo
hücreleri tarafından solunumda kullanılır ve böylece
hücrelerin bölünmesi için gerekli enerji sağlanmış
olur.52
İnsanlar bir tohumu toprağa attıklarında genellikle
bu işlemlerden hiç haberdar olmazlar. Birkaç gün sonra
o tohumun filizlenmesine ve yavaş yavaş bir bitki haline
dönüşmesine ise doğal bir süreç olarak bakarlar. Oysa
yukarıda sıraladığımız işlemler, görüldüğü gibi son
derece komplekstir. Önce son derece uygun şartlar oluşmakta,
ardından birbiri peşisıra kimyasal işlemler gerçekleşmekte,
bir enzim diğerine etki ederek tohumun bitki haline
dönüşmesini sağlamaktadır. İnsanlar bu kusursuz sistemler
üzerinde biraz derinlemesine düşündüğünde, büyük bir
yaratılış gerçeği ile karşı karşıya olduğunu anlayacaktır.
Çünkü böyle içiçe, biri olmazsa diğeri aktif hale geçmeyen
sistemlerin kör tesadüfler sonucu ortaya çıkamayacağı
son derece açıktır. Üstelik bu kompleks sistem filizlenme
ile de son bulmamakta, daha da mucizevi işlemlerle devam
etmektedir.
Gereken koşullar sağlanıp da çimlenme başladığında
tohum topraktan suyu çeker ve embriyo hücreleri bölünmeye
başlar, daha sonra tohum kabuğu açılır. Filizlenme süresince
bitkinin tohumdan çıkan ilk bölümü kökçüklerdir. Bitkilerdeki
kök sisteminin ilk aşaması olan bu kökçükler sürekli
sürgün verir ve toprakta aşağı doğru büyürler. Kökler
büyüdükçe toprağı zorlamaya başlar ve yüksek derecede
bir sürtünmeyle karşılaşırlar ancak hiçbir zarar görmezler.
Çünkü yeni oluşan bitkinin köklerinin uç kısmındaki
hücreler daima aktif haldedirler. Ve en uçtaki hücreler,
kökün sert toprak parçaları arasında hareket ederken
korunmasını sağlarlar. Bu koruyucu tabakanın (kaliptra)
arkasındaki hücreler ise çok hızlı bölünme (mitoz bölünme)
özelliğine sahip olup, kökün günde yaklaşık 11 cm. kadar
uzamasını sağlarlar. Kökçükler gelişerek dallandıkça,
topraktan gerekli besini emebilecekleri yüzeyi artırmanın
yanında, bitkinin toprağa daha sağlam tutunmasını da
sağlarlar. Buna ilave olarak kökçüklerde oluşan emici
tüyler de bitkinin topraktan gerekli maddeleri emerek
alma kapasitesini artırmada büyük rol oynamaktadır.53
Kökçüklerin gelişmesini, sap ve yaprakları üretecek
olan tomurcukların gelişimi izler. Tohum toprak üstüne,
ışığa doğru yönelir ve sürekli güçlenir. Toprağın üstüne
çıkan filizin ilk gerçek yaprakları açıldığındaysa bitki,
fotosentez yoluyla kendi besinini üretmeye başlar.
Buraya kadar anlatılanlar, aslında herkesin çok iyi
bildiği, hatta sık sık gözlemlediği konulardır. Tohumların
toprağı yararak içinden çıkmaları herkes için çok alışılmış
bir görüntüdür. Ama tohumun büyümesi sırasında gerçekte
bir mucize gerçekleşmektedir. Ağırlığı ancak "gram"larla
ifade edilebilecek olan tohum, üzerindeki kilolarca
ağırlıktaki toprağı delerek yukarı çıkarken hiç zorlanmaz.
Tohumun tek amacı toprağın üstüne çıkıp ışığa ulaşmaktır.
Çimlenmeye başlayan bitkiler incecik gövdeleriyle sanki
boş bir alanda hareket ediyormuş ve üzerlerinde onca
ağırlık yokmuşçasına, oldukça rahat bir şekilde, yavaş
yavaş gün ışığına doğru yol alırlar.
Toprağın altındaki tohumun yüzeye çıkış yolu çeşitli
yöntemlerle kapatılarak, gün ışığına ulaşmasını engellemek
için deneyler yapılmıştır. Deneyler sonucunda ortaya
çıkan sonuçlar çok şaşırtıcı olmuştur. Tohum, önüne
çıkan her engelin etrafından dolaşacak kadar uzun filizler
çıkartarak ya da büyüdüğü yerde baskı yaratarak sonuçta
yine gün ışığına ulaşmayı başarmıştır. Tohumların filizlenme
işlemi hızlandırılmış görüntü şeklinde izlendiğinde
filizin kararlılığı ve yönünü şaşırmadan güneşe doğru
hareket etmesi çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Filizlenme sırasında hücreler
hızlı ve şiddetli bir şekilde bölünmeye başlar.
Büyüme suyun emilmesini hızlandırır ve artırır.
Filizlenme sırasında ortaya çıkan enerji çok kuvvetlidir,
o kadar ki normal hava basıncının tam tersine
olacak şekilde ve yaklaşık 100 katına eşit bir
kuvvet uygulayarak ortaya çıkar. Bu sayede genç
filizler kayaları yarabilecek, betondan evleri
çatlatabilecek kuvvette olurlar. (Grains de Vie,
s.82 )
Bitkiler büyüme süreçlerinde, geliştikleri yerde
büyük bir baskı yaratabilirler. Mesela yeni yapılmış
bir yolda yarıkların içinde yetişen bazı fideler
yarıkların daha da genişlemesine yol açabilirler.
Kısacası tohumlar gün ışığına çıkarken engel tanımazlar.
|
Çimlenmeye başlayan tohumların amaçları güneş ışığına
ulaşmak olduğu için filizler her zaman toprağın üstüne
çıkacak şekilde hareket ederler. Ancak çimlenen bir
tohumda iki yönde büyüme gerçekleşir. Filiz yukarıya
doğru yani yerçekimine ters yönde hareket ederek büyümektedir.
Kökler ise yerçekimine uygun hareket ederek toprağın
içlerine doğru ilerlemektedir.
Bir bitkinin iki ayrı organının birbirine tamamen zıt yönlere doğru
büyümeleri elbette ki düşündürücüdür. Nasıl olup da
hem kökler hem de filiz hangi yöne gideceklerini bilmektedir?
Bitkilerde büyümeyi yönlendiren uyarılar,
ışık ve yerçekimidir. Tohumdan çıkan ilk kök ve filiz
bu iki çeşit uyarıya karşı oldukça duyarlı sistemlerle
donatılmıştır. Filizlenen bitkinin köklerinde yerçekimi
sinyallerini algılayan hücreler bulunur. Yukarıya doğru
yükselen gövde kısmında ise ışığa duyarlı olan hücreler
bulunur. İşte bu hücrelerin ışığa ve yerçekimine duyarlı
olması da bitkinin parçalarını gereken yerlere doğru
yönlendirir. Bu iki uyarı türü, köklerin ve filizin
büyüme yönü eğer dikey değil de farklı bir yöne doğru
ilerliyorlarsa, yönlerini düzeltmelerini de sağlar.54
Filizlenmeye başlayan tohumla ilgili dikkat çeken bir
yön daha vardır. Bilindiği gibi, toprağın genel olarak
çürütücü, parçalayıcı özelliği vardır. Ancak toprağın
içindeki tohum ve milimetrenin yarısı inceliğindeki
kökler hiçbir zarar görmezler. Aksine toprağı kullanarak
sürekli gelişir ve büyürler.
Buraya kadar verilmiş olan bilgiler tekrar gözden geçirildiğinde
çok olağanüstü bir durumla karşı karşıya olunduğu hemen
görülecektir. Tohumu oluşturan hücreler birdenbire başkalaşmaya
başlamakta ve değişik şekiller alarak bitkinin değişik
bölümlerini oluşturmaktadır. Üstelik köklerde ve gövde
de görüldüğü gibi farklı yönlerde hareket etmektedirler.
 Gelin, kökün yerçekimiyle hareket ederek toprağın derinliklerine
gitmesini, gövdenin de toprağın üstüne doğru hareket
etmesini biraz daha derinlemesine düşünelim. Dıştan
bakıldığında son derece güçsüz bir görünüme sahip olan
bu yapıların farklı iki yöne doğru toprağı yararak yaptıkları
hareketler akla pek çok soru getirmektedir. Öncelikle
bu noktada göz önünde bulundurulması gereken çok önemli
bir karar anı vardır. Bu karar anını, yani hücrelerin
başkalaşmaya başladığı zamanı belirleyen, onlara gidecekleri
yönü gösteren kimdir ya da nedir? Nasıl olup da her
hücre hangi bölümde yer alacağını bilerek hareket etmektedir?
Nasıl olup da bir karışıklık çıkmamakta örneğin kök
hücreleri sadece toprağın içine doğru uzamakta, toprağın
üstüne çıkmaya çalışmamaktadır?
Bunlara benzer bütün soruların aslında tek cevabı vardır.
Bu kararı alan ve uygulayan, karışıklık çıkmaması için
gerekli olan sistemleri belirleyen ve bünyesinde bunları
oluşturan elbette ki bitkinin kendisi değildir. Bitkiyi
oluşturan hücreler de bunları yapamazlar. Bir hücrenin
tahmin ve karar yeteneği, şuuru, ışığı veya yerçekimini
ayırt edebilecek bir bilinci, zekası olamaz. Başka bir
canlının müdahalesiyle de bu sistemlerin oluşması mümkün
değildir. Örneğin, bir insana (bitkiler konusunda dünyanın
en bilgili uzmanı da olsa) yerçekimine duyarlı bir bitki
hücresi meydana getir deseniz, bunu başarması mümkün
değildir.
Bütün bunlar bize bitkilerin üstün ilim sahibi bir
güç tarafından yaratıldıklarını ve yönlendirildiklerini
gösterir. Yani bu kararı hücrelere aldırtan, onlara
görevlerine göre ne yöne gitmeleri gerektiğini gösteren
ve sahip oldukları tüm yapıları yaratan üstün bir akıl
sahibi vardır. Benzeri olmayan bu sonsuz aklın sahibi
tüm alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Allah kuru tahta
benzeri tohumlardan mucizevi işlemlerle çeşit çeşit
bitkiler yaratmakta ve bu bitkiler sayesinde de yeryüzüne
hayat vermektedir:
Biz gökten belli bir miktarda su indirdik
ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup)
giderme gücüne de sahibiz. Böylelikle, bununla size
hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik,
içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan
yemektesiniz. (Müminun Suresi, 18-19)
FİLİZLERİN KARARLILIĞI
Tohumun yarılıp içinden filizin çıkabilmesi için çok
yüksek miktarda kuvvet gerekmektedir. Bu kuvvetin büyüklüğü,
filizlerin asfalt kaldırımların kenarlarını çatlatarak
çıktıkları düşünüldüğünde çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu etkili gücün kaynağı her bitkiyi
oluşturan hücrelerin içinde bulunan hidrolik basınçtır.
Bitkinin büyümesi için mutlaka gerekli olan bu basınç
hücre duvarını esnetip, genişletme özelliğine sahiptir.
Eğer bu özellik olmasaydı bitkilerdeki hücre büyümesi
gerçekleşemezdi, yani tohum filizlenemezdi.55
Büyük bir güç kullanarak topraktan
çıkmaya çalışan filiz, daha önce de belirttiğimiz gibi
her zaman uygun bir ortama ulaşamayabilir. Güneş ışığını
engelleyecek bir cismin altında kalması durumunda bitkinin
fotosentez yapması zorlaşacaktır. Bu da bitkinin büyüyememesi
demektir. Bu nedenle toprağın altından çıkan her filiz,
yeryüzüne ulaştığında hemen ışık kaynağına doğru büyüme
yönünü değiştirir. Bu işlem fototropizm olarak adlandırılır.
Fototropizm, bitkilerde bulunan ışığa duyarlı yön tayin
sisteminin bir göstergesidir.56
|
Resimlerde çeşitli bitkilerin
filiz hallerinden örnekler görülmektedir. Bu cılız
filizler gün geçtikçe büyüyerek dev ağaçları oluşturacaktır.
Bu inanılması güç değişim tohumlara Allah tarafından
yerleştirilmiş olan bilgi sayesinde gerçekleşmektedir.
|
 |
   |
Evinizdeki bitkileri daha karanlık ya da güneşi doğrudan
almayan bir yere koyduğunuzda bir süre sonra güneşin
geldiği yöne doğru döndüklerini görürsünüz. Bunun için
kimi zaman yapraklarının boylarını uzattıklarına ve
yapraklarının yönlerini değiştirdiklerine hatta kıvrıldıklarına
şahit olursunuz. Bir filizin, toprağın altından çıkar
çıkmaz ya da karanlık bir yere konulduğunda hemen güneşin
geldiği yönü tesbit edebilmesi ve bilinçli bir şekilde
o yöne yönelebilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir
konudur. Bitkiler sahip oldukları ışığa ve yerçekimine
dayalı kusursuz yön tayin yetenekleri sayesinde kolaylıkla
bu başarıyı elde etmektedirler. Hayvanlarla ve insanlarla
karşılaştırdığımızda bitkiler, ışığı algılama konusunda
daha avantajlı durumdadırlar. Çünkü hayvanlar ve insanlar
sadece gözleriyle ışığı algılayabilirler. Bitkilerdeki
yön tayin sistemleri ise son derece keskindir. Bu yüzden
hiçbir zaman yönlerini şaşırmazlar.
Ayçiçekleri bitkilerin güneş ışığına yönelmesine en güzel örneklerdendir.
Yukarıda güneşin hareketine göre bir ayçiçeğinin
gün içindeki dönüşü resmedilmiştir. |
Çimlenme küçücük bir cisimden metrelerce uzunluktaki
ve tonlarca ağırlıktaki bir bitkinin oluşmasının ilk
aşamasıdır. Yavaş yavaş büyüyen bitkinin kökleri yere,
dalları yukarıya doğru uzanırken, içindeki sistemler
de (besin taşıyacak sistemler, döllenmesini sağlayacak
sistemler, bitkinin uzamasını, genişlemesini ve bunların
durmasını kontrol eden hormonlar) hep birlikte ortaya
çıkar ve hiç birinin oluşumunda bir aksama ya da gecikme
olmaz. Bitki için gerekli olan herşey aynı anda gelişir.
Bu, son derece önemli bir detaydır. Örneğin; bir yandan
çiçeğin döllenme mekanizması gelişirken, diğer yandan
da taşıma boruları (besin ve su taşıma boruları) oluşmaktadır.
Aksi takdirde, mesela çiçek döllenme mekanizması oluşmayan
bir bitkide, su ve besinleri taşımaya yarayan soymuk
ya da odun borularının var olmasının hiçbir önemi olmayacaktır.
Bu durumda köklerin oluşmasının da bir anlamı yoktur.
Çünkü böyle bir bitki neslini devam ettiremeyeceği için
ek mekanizmalar bir işe yaramayacaktır.
Ancak bitkilerin gelişiminde bu yönde bir aksaklık
görünmez. Herşey tam olması gerektiği şekilde ve olması
gerektiği zamanda gerçekleşir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılacağı gibi bitkilerdeki
birbirine bağlı ve tam uyumlu olan bu mükemmel tasarımda
kesinlikle tesadüfen oluşamayacak bir plan vardır. Evrimci
bilimadamlarının iddia ettikleri gibi kademeli bir oluşum,
diğer canlılar gibi bitkiler için de hiçbir şekilde
söz konusu değildir.
Bu kitap boyunca incelediğimiz tohumdaki kusursuz tasarım
herşeyi en ince ayrıntısıyla bilen ve meydana getiren
bir Yaratıcı'nın varlığının delilidir. Bitkilerin yaşamındaki
yalnızca ilk aşama yani tohumun oluşumu bile bize üstün
güç sahibi olan Allah'ın yaratmasındaki benzersizliği
açıkça göstermeye yeterlidir.
|