|
GİRİŞ
Sabah kalktığınızda yaptığınız işleri bir an için aklınızdan
geçirin. Gözünüzü açarsınız, nefes alırsınız, yatakta
doğrulursunuz, kalkar ve yürürsünüz, yemek yersiniz,
kıyafetlerinizi değiştirirsiniz. Annenizle veya kardeşinizle
konuşursunuz, size söylediklerini duyarsınız. Sonra
dışarıya çıkarsınız ya da pencereden dışarıya bakarsınız
ve masmavi gökyüzünü görürsünüz. Belki o an pencerenin
önünden uçan kuşların seslerini duyarsınız. Düşen bir
yaprağı izlerken, ağaçtaki olgunlaşmış elmaları fark
edersiniz. Güneşin sıcaklığını ve rüzgarı yüzünüzde
hissedersiniz. Sokakta yürüyen, arabalarıyla bir yerlere
yetişmeye çalışan insanlar vardır. Kısacası sizin için
sıradan bir gün başlamıştır. Gördüğünüz, duyduğunuz
şeyler alışılmıştır; bu yüzden bunların üzerinde düşünmeye
bile gerek duymazsınız.
Peki bir de şöyle düşünün. Doğduğunuz günden itibaren
tek bir odada yaşamınızı sürdürdüğünüzü farz edin. Bu
oda dört duvardan oluşuyor olsun ve dışarıyı görebileceğiniz
küçük bir penceresi bile olmasın. Sadece ihtiyacınıza
yönelik birkaç mütevazi mobilya bu odaya konmuş olsun.
Yaşamınızı geçirdiğiniz bu odada size yalnızca hayatınızı
sürdürebilmeniz için gerekli olan bir-iki çeşit yiyecek
ve su verilsin. Odada, dışarıdan haber alabilmenizi
sağlayacak herhangi bir iletişim aracının, örneğin;
bir telefon, radyo yada bir televizyonun da bulunmadığını
varsayalım. Dolayısıyla birçok konu hakkında bilginiz
olmayacaktır.
Derken bir gün hayatınızı geçirdiğiniz bu odadan çıkarıldığınızı
ve dış dünyayı gördüğünüzü farz edin. Bu durumda dünya
hakkında neler düşünürsünüz?
Gözünüzün görebildiği alanın genişliği, ışığın varlığı,
Güneş'in yüzünüze çarpan sıcaklığı, gökyüzünün masmavi
rengi, bembeyaz bulutların varlığı sizi çok şaşırtacaktır.
Geceleri gökyüzünde beliren parlak ışıklı yıldızlar,
tüm ihtişamı ile gökyüzüne doğru uzanan dağlar, insanlar
için bir güzellik olan akarsular, göller, denizler,
yeryüzüne hayat veren sağanak yağmur, yemyeşil ağaçlar,
rengarenk menekşeler, papatyalar, karanfiller, güzel
kokularıyla leylaklar, güller, her biri insana ayrı
lezzet veren portakallar, karpuzlar, erikler, çilekler,
muzlar, şeftaliler, insanda şefkat duygusu uyandıran
kediler, köpekler, tavşanlar, gazeller, hayranlık verici
estetikleri ve renkleriyle kelebekler, kuşlar, deniz
altı
canlıları….
Tüm bu gördükleriniz karşısında hem hayrete kapılır,
hem de tüm bunları biraraya kimin yerleştirdiğini merak
edersiniz. Meyvelerin renklerini görüp, kokularını
duyduğunuzda bunları kimin böylesine cezbedici renklere
boyadığını, bu enfes kokuları onlara kimin verdiğini
merak edersiniz. Bir kavunu tattığınızda, elmadan bir
parça ısırdığınızda lezzetlerinin nasıl bu kadar güzel
ve çeşitli olduğunu, böyle kabuklu bir cismin içine
nasıl olup da şekerin yerleştirildiğini düşünür, meyvelerin
sıra sıra dizilmiş çekirdeklerini gördüğünüzde bunun
nasıl olduğunu öğrenmek istersiniz.
Gördüğünüz her yeni şey, öğrendiğiniz her bilgi sizde
büyük bir heyecan yaratır. Herşeyin nedenini, nasılını
öğrenmeye çalışırsınız. Karpuzun çoğalabilmek için çekirdeklerine
ihtiyaç duyduğunu, kuşların uçmak için mutlaka tüylerinin
olmasının gerektiğini Güneş'ten gelen ışınların, oksijenin,
suyun bütün canlıların yaşaması için gerekli olduğunu,
denizlerin ve okyanusların varlığının önemini, bitkiler
olmasa yeryüzünde bozulacak dengeleri, tahta parçasına
benzeyen tohumlarda çeşit çeşit bitkilerin çıkmasını
sağlayan bilgilerin şifrelenmiş olduğunu ve daha pek
çok detayı öğrenirsiniz. Öğrendiğiniz herşey bu ihtişamı
biraz daha idrak etmenizi sağlar.
Öğrenmeye başladıklarınızın yeryüzündeki canlıların
özelliklerinin sadece çok küçük bir kısmı olduğundan,
herşeyin birbirine bağlı çalıştığından, göremediğiniz
varlıkların, duyamadığınız seslerin var olduğundan,
uzaydaki ihtişamlı sistemlerin varlığından haberdar
olduğunuzda ise şaşkınlığınız daha da artar.
Bütün bunların detaylarını birer birer öğrenirken her
seferinde aynı sorular aklınıza gelecektir: Bu muhteşem
varlıkların tümü nasıl ortaya çıktı? Ben nasıl meydana
geldim? Madem herşeyin bir sebebi var, herşeye bir sebep
bulunuyor; peki öyleyse ben niye varım?
Yıllarca kaldığınız bir odadan çıktığınız anda dünyadaki
çeşitlilik ve ihtişamlı yaratılış ile karşı karşıya
kaldığınız için sürekli düşünmekte ve sorularınıza
cevap aramaktasınızdır. Her sorunuzun cevabında "mutlaka
bunları yapan biri vardır" sözleri yer almaktadır.
Düşünce tembelliğine kapılmadığınız ve çevrenizdeki
varlıklara bir alışkanlık perdesi ardından bakmadığınız
için herşeyin bir Yaratıcısı'nın olduğuna kesin kanaatiniz
gelecektir. İşte her insanın yapması gereken aslında
budur: Gördüğü şeylere alışkanlıkla değil de düşünerek,
sorular sorarak bakmak…
Nasıl ki her gün üzerinden geçtiğiniz çelik köprüleri
bir yapan varsa, sağlamlığı çelik ile karşılaştırılan
kemiklerinizi de bir tasarlayan vardır. Hiçbir zaman
için birisi çıkıp da ham demir ve kömürün tesadüfen
birleşerek çeliği, çeliğin de tesadüfen çimentolarla
birleşip köprüleri oluşturduğunu söyleyemez. Çünkü böyle
bir iddiada bulunan kişinin aklından şüphe edileceğini
herkes bilir.
Ancak bu açık gerçeğe rağmen dünyadaki bütün canlıların,
gökyüzünün, yıldızların, uzayın, kısacası herşeyin tesadüfen
ortaya çıktığını iddia etmeye cesaret edenler vardır.
Bu tesadüf iddialarının mantıksızlığı ise düşünen ve
akleden her insan için son derece açıktır.
TESADÜFÜN MANTIKSIZLIĞI
Tesadüf iddiasıyla ortaya çıkanlar, materyalist ve
evrimci zihniyeti taşıyan insanlardır. Bu insanlar maddenin
ve evrenin başının ve sonunun olmadığını, bir yaratıcısının
bulunmadığını iddia eder, milyarlarca yıldızdan oluşan
milyarlarca galaksinin, tüm gökcisimlerinin, gezegenlerin,
güneşlerin ve tüm bunların düzen içinde varlıklarını
sürdürmesini sağlayan kusursuz sistemlerin başıboş tesadüflerle
varlığını sürdürdüğünü söylerler. Aynı şekilde evrim
teorisi de evrendeki ihtişamlı düzene rağmen, canlıların
da tesadüflerle meydana geldiğini savunur.
Bu bilgiler ışığında evrimcilerin "tesadüf"ü
yaratıcı bir güç olarak gördükleri ortaya çıkar. Allah'ın
dışında bir varlığı yaratıcı güç olarak kabul etmek
ise, kuşkusuz putperestliktir. Yani evrimciler "tesadüf" isimli
bir puta sahiptirler. Nitekim Darwinist eserleri okuduğunuzda
tesadüf putundan, bu putun sözde gücünden ve üstün
kabiliyetlerinden sık sık bahsedildiğini görürsünüz.
Evrimcilerin, "tesadüf putu"nun var ettiğine inandıkları
varlıkların örneklerini saymakla bitiremeyiz. Örneğin,
evrimciler canlıları oluşturan ilk hücrenin tesadüf
putunun bir eseri olduğuna inanırlar. Bu inanışa göre
cansız ve şuursuz atomlar bir gün karar alıp yıldırımların,
yağmurların ve çeşitli doğal etkilerin sonucunda biraraya
gelmişler ve aminoasitleri oluşturmuşlardır. Sonra bu
aminoasitler canlı hücresinin temeli olan proteinleri
var etme kararı almış ve tesadüf putunun yardımıyla
bu kararını uygulamaya koymuştur. Böylece ortaya çıkan
proteinlerin ise ilk canlı hücreyi meydana getirmesi
tesadüf ismi verilen güç sayesinde hemen gerçekleşmiştir.
Ancak da "tesadüf"ün işi bununla da bitmemiştir.
Evrimci safsatalara göre, "tesadüf putu" dünya
üzerindeki milyonlarca canlı türünü de kendi çabasıyla
ortaya çıkarmıştır. Önce bir balık meydana getirmiş
ama tek bir balığın yeterli olmayacağını düşünerek
bugün var olan yüzbinlerce balık türünün oluşmasını
sağlamıştır. Yüzbinlerce balık cinsi yeterli olmamış,
bu balıklarla birlikte diğer deniz canlılarını da oluşturarak
deniz altında nefes kesici ihtişamda bir ortam meydana
getirmiştir. Ardından "tesadüf putu" bir
gün deniz altında yaşamın yeterli olmadığını düşünmüş
ve bir balığın denizden karaya çıkması için gerekli
altyapıyı hazırlamıştır. Tesadüfler sayesinde balığın
yüzgeçleri ayaklara dönüşmüştür ve balık suyun dışında
solunumunu sağlayabileceği akciğerlere kavuşmuştur.
Fakat bunlar da bugünkü canlı çeşitliliğini meydana
getirememiştir ve "tesadüf"ler işlerine
devam etmişlerdir...
Kitabın ilerleyen bölümünde pek çok örneğini göreceğiniz
gibi, canlılar yaşamlarını ancak birçok organları tam
ve eksiksiz biçimde var olduğunda sürdürebilmektedirler.
Bazı organların çalışmaması canlıyı birkaç dakikada
ya da en fazla birkaç günde öldürür. Fakat evrimcilerin
iddiasına göre "tesadüf putu", milyonlarca yıllık bir
süre içinde son derece şuurlu, dikkatli, hatasız ve
kusursuz bir şekilde canlılarla ilgili bütün detayları
düşünmüş, tasarlamış ve oluşturmuştur.
Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, "tesadüf" evrimcilere
göre öyle bir puttur ki, her istediğini yapabilir, istediğini
anında şekillendirebilir, bir hayvanı başka bir hayvana
dönüştürebilir. Bütün bunları yaparken de bütün canlıların
ve cansız varlıkların renklerini, görüntülerini, tadlarını
olabilecek en estetik şekilde ayarlar. Mevsimlerine
göre meyvelere vitaminleri yerleştirir, onları sulu
ya da doyurucu niteliklerde kılar. Her yerde kokularının
ve tadlarının aynı olmasını sağlar. Tesadüf putu tohumun
içine bitkiyle ilgili bütün bilgileri yerleştirecek
bir ilme dahi sahiptir.
Buraya kadar saydıklarımız, materyalist ve evrimci
zihniyetin iddialarının genel mantığını oluşturmaktadır.
Elbette tüm bu örneklerin evrimcilerin tek sebep olarak
gösterdikleri "tesadüf"le gerçekleşemeyeceği
akıl ve vicdan sahibi her insanın hemen kavrayabileceği
bir gerçektir. Şimdi şunu düşünün: Tesadüfler biraraya
gelerek otoban yollar yapabilirler mi, taşıma şirketleri
kurarak bunların düzenli işlemesini sağlayabilirler
mi? Elbette ki tesadüfen böyle şeylerin ortaya çıkması
imkansızdır. Nasıl ki bir taşıma şirketi tesadüfen
kurulamıyorsa, insan vücudundaki dolaşım sistemi de
tesadüfen ortaya çıkmış olamaz. Nasıl ki Eiffel Kulesi'nin
tüm çeliklerini teker teker üreten, onları belli büyüklüklerde
kesen, kulenin tasarımını yapan, sonra bu tasarıma
uygun olarak parçaları birleştiren, onlara sağlamlığını
veren birileri varsa, insan kemiklerinin her birini
gerekli boylarda yaratan, insan vücudunun ihtiyaçlarına
uygun olarak hepsini en iyi yerlere yerleştiren, kemikleri
birleştirerek sapasağlam bir iskelet yapan bir güç
sahibi de vardır. Bu, doğadaki her türlü gücün üstünde
olan, herşeyi kapsayan, benzeri olmayan bir güçtür.
İşte bu gücün sahibi, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki
herşeyin Yaratıcısı olan Allah'tır.
Buraya kadar yapılan karşılaştırmaların ve kitap boyunca
verilen örneklerin tümü Allah'ın evrende kusursuzca
yarattığı çeşitlilikten sadece birkaç örnektir. Bu örneklerin
her biri kendi içinde çok detaylı bilgiler içermektedir.
Örneğin, bu kitapta kelebeklerin birkaç genel özelliğinden
bahsedilmektedir, ancak sadece kelebeğin gözü üzerine
yazılmış ve her biri sayfalar dolusu olan kitaplar vardır.
Bundan başka çok çeşitli sayıda kelebek türleri, bu
türlerin her birinin kendilerine has özellikleri vardır.
İnsan vücudunun bu kitapta çok genel olarak ele alınan
birkaç özelliği vardır ancak sadece kemikler ile ilgili
ciltler dolusu kitap ve araştırma bulunmaktadır. İnsan
gözünün tek bir siniri, böceklerin kanatları, hatta
bu kanadı oluşturan maddenin içeriği üzerine yazılmış
sayfalar dolusu kitaplar vardır.
Tüm bunlar Allah'ın varlığının apaçık delilleridir.
Allah'ın varlığı her yeri kuşatmıştır ve aklını kullanabilen
her insan yaratılıştaki ihtişamı hemen görecektir.
Her insan aklı ve vicdanı ölçüsünde Allah'ın büyüklüğünü
kavrayabilecektir. Allah'ın üstün kudretini, nihayetsiz
sanatını kavramaya başlayan insana düşen en önemli
görev ise, gördüğü güzelliklerin gerçek sahibine yönelmek
ve yalnızca Allah'ın hoşnut olacağı umulan şekilde
bir yaşam sürmektir.
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan
başka ilah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse
O'na
kulluk edin, O, herşeyin üstünde bir vekildir. (En'am
Suresi, 102)
YOKLUKTAN VARLIĞA: BIG BANG
Çevrenizde
gördüğünüz herşeyin, kendi bedeniniz, içinde yaşadığınız
ev, şu anda oturduğunuz koltuk, anneniz, babanız, ağaçlar,
kuşlar, toprak, meyveler, bitkiler, kısacası bütün canlıların
ve aklınıza gelebilecek bütün maddelerin "Büyük Patlama"
ile var olan atomların biraraya gelmesiyle hayat bulduklarını
biliyor muydunuz? Bu patlamanın ardından evrendeki kusursuz
düzenin oluştuğundan haberdar mıydınız? Peki nedir bu
"Büyük Patlama"?
Son yüzyılda gelişmiş teknoloji ile gerçekleştirilen
araştırma, gözlem ve hesaplamalar, evrenin bir başlangıcı
olduğunu kesin olarak ortaya koymuştur. Bilimadamları
yaptıkları incelemeler sonucunda evrenin sürekli olarak
"genişlediğini" tesbit etmişlerdir. Ve evren genişlediğine
göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin
tek bir noktadan genişlemeye başladığı sonucuna ulaşmışlardır.
İşte bugün bilimin ulaştığı gerçek, evrenin bu tek noktanın
patlamasıyla yoktan var olduğudur. Bu patlamaya "Big
Bang" yani "Büyük Patlama" adı verilmiştir.
Bugün bilim çevreleri tarafından evrenin var oluş şekli
olarak kabul gören Büyük Patlama'nın ardından, son derece
kusursuz bir düzenin oluşması ise aslında hiç de sıradan
karşılanabilecek bir durum değildir. Düşünün ki, yeryüzünde
binlerce çeşit patlama olumakta ama hiçbirinde ortaya
bir düzen çıkmamaktadır. Hepsi olanı bozmaya, parçalamaya,
yok etmeye yönelik olarak gerçekleşir. Örneğin; atom
ve hidrojen bombalarının patlaması, giruzu patlamaları,
volkanik patlamalar, doğalgaz patlaması, güneşte meydana
gelen patlamalar; kısacası ne tür patlama incelenirse
incelensin, etkilerinin hep yıkıcı oldukları görülecektir.
Hiçbir zaman bir patlamanın neticesinde görünüm olarak
yapıcı ve olumlu bir sonuç çıkmaz. Ama günümüz teknolojisi
ile ortaya konmuş olan bilimsel sonuçlara göre Büyük
Patlama yokluktan varlığa, hem de çok düzenli ve ahenkli
bir varlığa geçişe sebep olmuştur.
Şimdi de şöyle bir örnek üzerinde düşünelim; yerin
altında bir dinamit patlıyor ve bu patlamanın ardından
da odalarıyla, pencereleriyle, kapılarıyla, mobilyalarıyla
dünyanın en görkemli sarayı meydana geliyor. Buna "tesadüf
sonucu oluştu" demek mantıklı bir yaklaşım olur mu?
Böyle bir şey kendiliğinden oluşabilir mi? Elbette ki
hayır!
Büyük Patlama'nın ardından oluşan kainat ise elbette
dünya üzerindeki bir sarayla karşılaştırma dahi yapılamayacak
kadar ihtişamlı, ince ince planlanmış, görkemli bir
sistemdir. Bu durumda evrenin kendi kendine oluştuğunu
iddia etmek son derece anlamsız olacaktır. Evren yokken
birdenbire ortaya çıkmıştır. Bu da bize maddeyi yoktan
var eden, onun her anını kontrolü altında bulunduran
sonsuz bilgi ve güç sahibi bir Yaratıcı'nın varlığını
gösterir. O Yaratıcı üstün güç sahibi olan Allah'tır.
UZAYDAKİ BÜYÜKLÜK KAVRAMI
Evrende
sayısız sistem işlemektedir. Allah, biz farkında dahi
değilken, örneğin, kitap okurken, yürürken, uyurken
tüm bu sistemleri kontrolü altında tutar. Allah insanların
Kendi sınırsız gücünü kavrayabilmeleri için evrendeki
düzeni sayısız detayla birlikte yaratmıştır. Allah
Kuran'da
insanlara hitap etmekte, evrendeki düzenin yaratılış
sebebini "sizin gerçekten Allah'ın
herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle
herşeyi kuşattığını bilmeniz ve öğrenmeniz için" (Talak
Suresi, 12) ifade etmektedir. Bu düzen öylesine
detaylar içerir ki, insan nereden düşünmeye başlayacağını
şaşırır.
Örneğin, uzayın uçsuz bucaksız olduğundan herkes haberdardır.
Ancak bunun gerçek anlamda nasıl bir büyüklük olduğu
üzerinde düşünmeye başladığımızda tahmin edebileceğimizden
çok daha farklı kavramlarla karşılaşırız. Güneş'in çapı,
Dünya'nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle
açıklayalım; eğer Dünya'yı bir misket büyüklüğüne getirirsek,
Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar
büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Burada ilginç
olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model
kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki
Güneş'in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir.
Güneş Sistemi'nin en dışında bulunan gezegenleri ise
kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.
Bu benzetmeyle Güneş Sistemi'nin dev bir boyuta sahip
olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Ancak aslında Güneş
Sistemi içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisine oranla
oldukça mütevazi bir büyüklüğe sahiptir. Çünkü Samanyolu
Galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha
büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar tane yıldız vardır.
Spiral şeklindeki bu galaksinin kollarının birisinde,
bizim Güneşimiz yer almaktadır. Ancak şaşırtıcı olan,
Samanyolu Galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde
çok "küçük" bir yer oluşudur. Çünkü uzayda
başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre,
yaklaşık 300 milyar kadar…
Evrendeki gök cisimlerinin boyutları ve dağılımlarındaki
ihtişamdan verdiğimiz bu birkaç örnek bile Allah'ın
yaratma sanatının benzersizliğini, O'nun yaratmada hiçbir
ortağının olmadığını, Allah'ın üstün bir güç sahibi
olduğunu göstermek için yeterlidir. Allah insanları
bu gerçekler üzerinde düşünmeye şöyle çağırmaktadır:
Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz,
yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. Boyunu yükseltti,
ona belli bir düzen verdi… (Naziat Suresi, 27-28)
GÜNEŞ SİSTEMİ'NDEKİ KUSURSUZ DÜZEN
Bulunduğunuz
mekandan dışarıya çıktığınızda güneş ışınlarının yüzünüze
sizi hiç rahatsız etmeden çarpmasını Güneş Sistemi'ndeki
kusursuz düzene borçlusunuz. Bize sadece güzel bir sıcaklıkla
aydınlık ileten Güneş, aslında kıpkırmızı gaz bulutlarından
oluşan derin bir kuyu gibidir. Kaynayan yüzeyinden milyonlarca
kilometre öteye fışkıran dev alev girdaplarından ve
dipten yüzeye doğru yükselen dev hortumlardan oluşur.
Bunlar canlılar için öldürücüdür. Ancak Güneş'in bütün
zararlı, öldürücü ışınları bize ulaşmadan önce atmosfer
ve dünyanın manyetik alanı tarafından süzülür. İşte
Dünya'nın yaşanabilir bir gezegen olmasını sağlayan,
Güneş Sistemi'ndeki kusursuz düzendir.
Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde son derece
hassas bir denge ile karşılaşırız. Güneş Sistemi'ndeki
gezegenleri, sistemden çıkarak dondurucu soğukluktaki
"dış uzay"a savrulmaktan koruyan etki, Güneş'in "çekim
gücü" ile gezegenin "merkez-kaç kuvveti" arasındaki
dengedir. Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle
tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği
merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulur. Ama
eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı,
o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e doğru çekilir ve
sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı.
Bunun tersi de mümkündür. Eğer gezegenler daha hızlı
dönseler, bu sefer de Güneş'in gücü onları tutmaya yetmeyecek
ve gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Oysa çok hassas
olan bu denge kusursuz bir şekilde kurulmuştur ve sistem
bu dengeyi koruduğu için devam etmektedir.
Bu arada söz konusu dengenin her gezegen için ayrı
ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü
gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları çok farklıdır.
Dahası, kütleleri çok farklıdır. Bu nedenle, hepsi için
ayrı dönüş hızlarının belirlenmesi lazımdır ki, Güneş'e
yapışmaktan ya da Güneş'ten uzaklaşıp uzaya savrulmaktan
kurtulsunlar.
Bunlar Güneş Sistemi'ndeki ihtişamlı dengenin birkaç
delilidir. Dev gezegenleri ve tüm Güneş Sistemi'ni
düzene sokan ve devamlı olmasını sağlayan dengenin
tesadüfen ortaya çıkamayacağı akıl sahibi her insanın
kolaylıkla anlayabileceği bir gerçektir. Bu düzenin
ince ince hesaplandığı çok açıktır. Üstün bir güç sahibi
olan Allah evrende yarattığı kusursuz detaylarla bize
herşeyin Kendi kontrolü altında olduğunu göstermektedir.
Güneş Sistemi'ndeki olağanüstü hassas dengeyi keşfeden
Kepler, Galilei gibi astronomlar, bu sistemin çok açık
şekilde yaratılışı gösterdiğini ve Allah'ın tüm evrene
olan hakimiyetinin ispatı olduğunu pek çok kereler
belirtmişlerdir. Allah herşeyi sonsuz ilmiyle yaratır
ve düzenler. Allah üstün güç sahibi olandır.
|