|
BENZERİ OLMAYAN GEZEGEN:
DÜNYA
Bir
insanın yaşaması için neler gereklidir, bir düşünün.
Su, Güneş, oksijen, atmosfer, bitkiler, hayvanlar… Şu
anda aklınıza gelen ve gelmeyen her türlü detay, her
türlü şart Dünya üzerinde doğal olarak mevcuttur. Üstelik
sizin aklınıza gelenler Dünya'da canlı yaşamının var
olabilmesi için sağlanmış olan şartlardan çok yüzeysel
birkaç detay olacaktır. Ancak biraz daha derinlemesine
incelendiğinde, tüm hayati ihtiyaçların çok sayıda birbirine
bağlı detayı olduğu görülecektir. İşte bu detayların
da her biri Dünya'da eksiksiz bir biçimde mevcuttur.
Dünya'daki herşey, canlılar, bitkiler, gökyüzü, denizler
en güzel haliyle ve tam olarak insanın yaşamasına elverişli
şekilde yaratılmıştır.
Dünya'nın yanısıra Güneş Sistemi içinde başka gezegenler
de vardır, ancak bütün bunların arasında canlı yaşamına
uygun olan tek gezegen Dünya'dır. Dünya'nın Güneş'e
olan uzaklığı, kendi etrafındaki dönüş hızı, ekseninin
eğimi, yeryüzü şekillerinin varlığı gibi birbirinden
bağımsız pek çok etken, gezegenimizin yaşama uygun bir
biçimde ısınmasını ve ısının Dünya'ya dengeli bir biçimde
yayılmasını sağlar. Dünya'nın atmosferinin yapısı, Dünya'nın
büyüklüğü de tam olması gerektiği gibidir. Güneş'ten
bize ulaşan ışık, içtiğimiz su, yediğimiz besinler bizim
yaşamımız için olağanüstü derecede uygundur.
Kısacası Dünya hakkında yaptığımız her türlü inceleme
bizlere Dünya'nın insan yaşamı için özel olarak tasarlanmış
olduğunu gösterecektir. Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenler
arasında Dünya'ya en yakın özelliklere sahip olan Mars
bile Dünya ile asla kıyaslanamayacak kadar kuru ve ölü
bir kaya yığınıdır. Dünya'daki yaşama uygun koşulların
özel olarak tasarlanmış olduğunun görülmesi için diğer
gezegenlerin genel yapısına şöyle bir bakmak yeterli
olacaktır. Sık sık gündeme gelen gezegenlerden biri
olan Mars'ı ele alalım. Mars'ın atmosferi yoğun karbondioksit
içeren zehirli bir karışımdır. Gezegenin üzerinde hiç
su yoktur. Yandaki küçük resimde de görüldüğü gibi Mars'ın
yüzeyinde büyük göktaşlarının çarpmasıyla meydana gelen
dev kraterler dikkat çeker. Gezegende çok kuvvetli rüzgarlar
ve aylarca süren kum fırtınaları hüküm sürer. Isı –53
derece civarındadır. Mars bu özellikleriyle canlı yaşamının
mümkün olmadığı, tam anlamıyla ölü bir gezegendir. Bu
karşılaştırma dahi Dünya'yı yaşanabilir yapan özelliklerin
ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için yeterlidir.
Tüm evreni, yıldızları, gezegenleri, dağları ve denizleri
kusursuzca yaratan, insana ve tüm canlılara hayat veren,
herşeyi yoktan var etmeye güç yetiren, yarattıklarını
insanın emrine veren, sonsuz güç ve kudret sahibi olan
Allah'tır. İçinde yaşadığı Dünya'daki ihtişamlı yapıyı
gören her insana düşen hemen Allah'a yönelmek, tüm
yaşamınında Allah'ın rızasına uygun davranışlarda bulunmak;
O'nun yarattıklarına, verdiği nimetlere şükretmek,
bütün bu güzellikleri veren Allah'a yakın olmak, O'nu
dost ve vekil edinmektir. Bütün bunların sahibi olan
Allah hamde layık olandır.
ATMOSFERİN ÖZEL YAPISI
Nefes
almak sizin için sadece havayı içinize çekmek ve sonra
nefes vererek dışarı bırakmaktan ibaret olabilir, ancak
gerçekte bu işlem için her yönden kusursuz bir düzen
kurulmuştur. Öyle ki, insanın nefes almak için en ufak
bir çaba göstermesine dahi gerek yoktur. Hatta bu konu
çoğu kimsenin aklına bile gelmemiştir. Her insan doğduğu
andan ölene kadar hiç durmadan nefes alır. Çünkü hem
dış çevresindeki hem de kendi bedenindeki bütün şartları
Allah rahat nefes alabileceği şekilde yaratmıştır.
Herşeyden önce insanın nefes alabilmesi için atmosferdeki
gazların dengesinin çok iyi ayarlanmış olması şarttır.
Bu dengede ufak gibi görünen değişikliklerin olması
insanın ölümüne kadar varabilen tehlikeli sonuçlar
doğurabilir. Zaten bu tarz aksaklıklar hiçbir zaman
baş göstermez. Çünkü atmosfer yaşam için gerekli son
derece özel şartlar biraraya getirilerek tasarlanmış
olağanüstü bir karışımdır ve kusursuz işlemektedir.
Dünya atmosferi, % 77 azot, % 21 oksijen ve %1 oranında
karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından
oluşur. Öncelikle bu gazların en önemlisi ile, yani
oksijenle başlayalım. Oksijen çok önemlidir, çünkü canlılar
enerji elde etmek için oksijene ihtiyaç duyar. Oksijen
elde etmek için de solunum yaparlar. Soluduğumuz havadaki
oksijen oranı ise, son derece hassas dengelerle tespit
edilmiştir.
Atmosferdeki oksijen oranının dengede kalması da, mükemmel
bir "geri dönüşüm" sistemi sayesinde gerçekleşir. İnsanlar
ve hayvanlar devamlı olarak oksijen tüketirler ve kendileri
için zehirli olan karbondioksiti üretirler. Bitkiler
ise bu işlemin tam tersini gerçekleştirir ve karbondioksiti
oksijene çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her
gün bitkiler tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde
üretilerek atmosfere salınır.
Eğer bitkiler de insanlar ve hayvanlarla aynı reaksiyonu
gerçekleştirselerdi, Dünya çok kısa sürede yaşanılmaz
bir gezegene dönüşürdü. Örneğin, hem hayvanlar hem de
bitkiler oksijen üretselerdi, atmosfer kısa sürede "yanıcı"
bir özellik kazanır ve en ufak bir kıvılcım dev yangınlar
çıkarırdı. Sonunda da Dünya büyük bir patlamayla yanarak
kavrulurdu. Öte yandan, eğer hem bitkiler hem de hayvanlar
karbondioksit üretselerdi, bu kez atmosferdeki oksijen
hızla tükenir ve bir süre sonra canlılar nefes almalarına
rağmen "boğularak" toplu halde ölmeye başlarlardı.
Bütün bunlar Dünya atmosferini insan yaşamı için özel
olarak Allah'ın yarattığını göstermektedir. Evren başıboş
bir mekan değildir. Her detayıyla planlanmış ve üstün
güç sahibi olan Allah tarafından yaratılmıştır.
DAĞLARIN YERKABUĞUNU SAĞLAMLAŞTIRMA
ÖZELLİKLERİ
Şu
anda üzerinde yürüdüğünüz, güvenle evlerinizi kurduğunuz
yerkabuğu aslında kendisinden daha yoğun olan ve "manto" adı
verilen tabaka üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir.
Eğer bu hareketi kontrol altında tutacak bir sistem
olmasaydı, yeryüzünde sürekli sarsılmalar, depremler
olurdu ve Dünya yaşanmayacak bir yer haline gelirdi.
Ancak dağlar ve dağların yerin altında bulunan uzantıları
yerin hareketlerini, dolayısıyla sarsıntıları oldukça
azaltır.
Dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların
hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir.
Hareket eden iki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı
olanı ötekinin altına girer. Üstte kalan tabaka kıvrılarak
yükselir ve dağları meydana getirir. Altta kalan tabaka
ise yeraltında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir
uzantı meydana getirir. Yani dağların yeryüzünde gördüğümüz
kütleleri kadar, yeraltına doğru ilerleyen derin uzantıları
da vardır. Yani dağlar manto denen tabakaya derinlemesine
saplanmaktadır.
Bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının
birleşim noktalarında yer üstüne ve yeraltına doğru
uzanarak bu tabakaları birbirine perçinler. Bu şekilde,
yerkabuğunu sabitleyerek mağma tabakası üzerinde ya
da kendi tabakaları arasında kaymasını engeller. Kısacası
dağları, tahtaları birarada tutan çivilere benzetebiliriz.
Dağların bu perçinleme özelliği, son derece hareketli
bir yapısı olan yerkabuğunu adeta sabitleyerek sarsıntıları
büyük ölçüde engeller.
Son derece ihtişamlı bir görüntüye sahip olan dağların
varlığı yeryüzündeki başka dengelerin sağlanması bakımından
da son derece önemlidir. Özellikle ısının dengeli bir
biçimde dağılımında dağlar önemli bir faktördür.
Dünya'nın ekvatoru ile kutupları arasında yaklaşık
100°C'lik bir ısı farkı vardır. Eğer böyle bir ısı farkı
fazla engebesi olmayan bir yüzeyde gerçekleşmiş olsaydı,
hızı saatte 1000 km'ye varan fırtınalar Dünya'yı allak
bullak ederdi. Oysa yeryüzünde, ısı farkından dolayı
ortaya çıkması muhtemel kuvvetli hava akımlarını bloke
edecek engebeler vardır. Bu engebeler, yani sıradağlar,
Çin'de Himalayalar'la başlar, Anadolu'da Toroslar'la
devam eder ve Avrupa'da Alpler'e kadar sıradağlar halinde
uzanarak batıda Atlas Okyanusu, doğuda Büyük Okyanus'la
birleşir.
Yeryüzündeki bütün detaylarda olduğu gibi dağlarda
da tecelli eden Allah'ın sonsuz sanatıdır. Yaşadığımız
Dünya'yı bizim için kusursuz bir biçimde Allah yaratmıştır.
İnsana düşen ise dünya üzerinde bu ihtişamlı yapıları
görerek, Allah'a kulluk etmeyi hayatının en önemli gerçeği
olarak kabul etmesi ve sadece bunun için çalışmasıdır.
Çünkü insan sayısız nimete muhtaçtır ama Allah hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır.
OKYANUSLARIN SAĞLADIĞI DENGELER
Yağmurlar,
denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar, musluğu açtığınızda
akan içilebilir su… İnsanlar suyun varlığına o kadar
alışıktırlar ki, yeryüzünün büyük bölümünün sularla
kaplı olmasının önemini belki de hiç düşünmezler. Ancak
bilinen bütün gökcisimlerinin içinde yalnızca Dünya'da
suyun bulunuyor olması, üstelik de bu suların içilebilir
nitelikte olması son derece önemli bir konudur.
Güneş Sistemi'ndeki diğer 63 gök cisminden hiçbirinde
yaşamın temel şartı olan su bulunmaz. Oysa Dünya yüzeyinin
dörtte üçü suyla kaplıdır. Okyanuslar gibi büyük su
kütlelerinin yanısıra, nehirler, küçük göller gibi büyüklükleri
ve özellikleri de birbirinden farklı olan sular vardır.
Bütün sular içilemez şekilde tuzlu ya da bütün sular
tatlı değildir. Dünya üzerinde bütün canlıların ihtiyaçlarına
göre düzenlenmiş kusursuz bir su dengesi vardır.
Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını
sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun
varlığı sayesinde devamlılığını korur. Örneğin, büyük
su kütlelerindeki buharlaşma sayesinde bulutlar ve yağmurlar
oluşur. Suyun ısıyı çekme ve tutabilme kapasitesi yüksektir.
Bu sayede okyanuslardaki ve denizlerdeki büyük su kütleleri,
Dünya'nın ısısının dengelenmesini sağlar. Bu nedenle
denize yakın bölgelerde gece ve gündüz arasındaki ısı
farklılıkları çok azdır. Bu da bu bölgeleri daha yaşanabilir
hale getirir.
Yan sayfada sağ üst köşede kuş bakışı resmi görülen
okyanusların varlığı son derece önemlidir. Çünkü okyanuslar
güneş ışınlarını karadan daha az yansıtır, böylece karalardan
daha fazla güneş enerjisi alır, ama bu ısıyı kendi içinde
karalara göre daha dengeli biçimde dağıtırlar. Bu sayede
okyanuslar daha sıcak olan ekvator bölgelerini serinleterek
aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin soğuk sularını
da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun sonucunda
da tamamen donmalarını engeller. Ayrıca okyanuslar karbondioksidin
çözündüğü kimyasal depolar gibidir.
Suyun şeffaflığı sayesinde su yosunları okyanus yüzeyinin
altında fotosentez yapabilirler. Su, donduğu zaman genişleyen
çok az sayıdaki maddeden biridir, onun bu özelliği sayesindedir
ki okyanuslar ve göller alttan yukarıya doğru donmaz.
Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun
tüm fiziksel ve kimyasal özellikleri, bu sıvının insan
yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir.
Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması,
bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir
tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış
olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır.
Kulları için sayısız nimeti yaratan, onların rahatlıkla
yaşam sürmelerini sağlayan Allah, suyu da eşsiz bir
sanat ve incelikle var etmiştir.
Sizin için gökten su indiren O'dur…
(Nahl Suresi, 10)
|