|
SU VE BİTKİLER ARASINDAKİ
UYUM
Çimenlerden yüksek ağaçlara ve çeşit çeşit çiçeklere
kadar bütün bitkiler topraktan aldıkları suyu ve besinleri
en uçtaki dallarına, en küçüğünden en büyüğüne kadar
bütün yapraklarına ulaştırabilirler. Ancak taşıma işlemi
sadece bitkilerdeki sistemler sayesinde gerçekleşmez.
Bu taşımanın gerçekleşebilmesi için aynı zamanda suyun
özelliklerinin de bitkilerin yapısı ile uyumlu olması
gerekmektedir.
Suyun genel yapısını inceleyerek bu uyumu görelim.
Yeryüzündeki canlıların varlığını devam ettirebilmesi
için mutlaka gerekli olan su, her özelliği ile özel
olarak tasarlanıp yaratılmış olduğu açık olan bir maddedir.
Suyun önemli özelliklerinden bir tanesi de yüksek yüzey
gerilimine sahip olmasıdır. Yüzey gerilimi, sıvıyı oluşturan
moleküllerin birbirlerini çekmeleriyle oluşur. Bu sayede
bir su kabı, kendi yüksekliğinden biraz daha yüksek
bir su kütlesini taşırmadan taşıyabilir. Ya da metal
bir iğne suyun üzerine dikkatli bir biçimde yatay olarak
konduğunda, batmadan yüzebilir.
Suyun yüzey gerilimi, bilinen diğer sıvıların hemen
hepsinden daha yüksektir ve bunun yeryüzünde çok önemli
bazı biyolojik etkileri vardır. Bitkilerdeki etki, bunların
başında gelir.
Bitkiler, suyun yüzey gerilimi sayesinde herhangi bir
pompaya, kas sistemine vs. sahip olmaksızın toprağın
derinliklerindeki suyu metrelerce yukarı taşıyabilirler.
Bilindiği gibi, apartmanlarda suyun üst katlara ulaştırılması
için son derece komplike bir sistem olan hidrofor sistemi
kullanılır. Ancak bitkilerde böyle bir sistem yoktur.
Su, bitkinin en uç noktasına kadar yüzey gerilimi sayesinde
ulaşır. Bitkilerin köklerindeki ve damarlarındaki kanallar,
suyun yüzey geriliminden yararlanacak şekilde tasarlanmışlardır.
Yukarı doğru gidildikçe daralan bu kanallar, suyun yukarı
doğru "tırmanmasına" neden olur. Eğer suyun yüzey gerilimi
diğer sıvıların çoğu gibi düşük düzeyde olsaydı, geniş
karasal bitkilerin yaşaması imkansız hale gelirdi. Bu
da yeryüzündeki bütün canlıları olumsuz etkilerdi. Ancak
hem suyun hem de bitkilerin kusursuz yaratılışı sayesinde
böyle problemler ortaya çıkmaz.
Suyun yüksek yüzey gerilimi ile bitkilerin bu özellikten
yararlanan yapısı arasındaki uyum Allah'ın yaratışındaki
kusursuzluğu göstermektedir. Bütün bunlar tabiatın ve
canlıların tesadüfler sonucunda oluşmadığını, Allah
tarafından kusursuzca yaratılmış olduğunu gösteren önemli
delillerdendir.
KAR TANELERİNDEKİ DÜZEN
Kar tanelerini çıplak gözle inceleyen kişi çok çeşitli
biçimlere sahip olduklarını görecektir. Bir metre küp
karda 350 milyon tane kar taneciği bulunduğu tahmin
edilmektedir. Bunların hepsi altıgen ve kristalimsi
bir yapıdadır, ancak her biri farklı şekillere sahiptir.
Bu şekillerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl olup da her
birinin farklı şekillerinin olduğu, simetrinin nasıl
sağlandığı gibi soruların cevapları bilimadamları tarafından
yıllardır araştırılmaktadır. Elde edilen her bilgi ise
kar tanelerindeki ihtişamlı sanatı ortaya çıkarmaktadır.
Kar tanelerinin altıgen yapılarındaki çeşitlilik ve
kusursuzluk Allah'ın Bedi (örneksiz yaratan) sıfatının
bir tecellisidir. Allah yarattığı herşeyi en güzel yapandır.
Kar tanelerinin oluşumları incelendiğinde Allah'ın sonsuz
sanatının farklı bir yönü gözler önüne serilmektedir.
İnce ve küçük tabakalar, çok dallı yıldızlar ya da
küçük iğne başlarına benzer şekillerdeki kar taneciklerinin
oluşumu tamamen hayret uyandırıcıdır.1
Kar kristallerinin kusursuz düzendeki yapıları çok uzun
yıllardır insanların ilgisini çekmektedir. Kristallere
son biçimini veren etmenlerin neler olduğu konusunda
1945'ten beri araştırmalar yapılmaktadır. Bir kar tanesi
iki yüzden fazla buz kristalinden oluşan bir kristaller
kümesidir. Kar kristalleri gerçekte mükemmel bir düzen
içinde şekillenmiş su moleküllerinden oluşur. Mimari
şaheser olarak nitelendirilebilecek kar kristalleri
su buharının bulutlardan geçerken soğumasıyla şekillenir.
Bu olay şöyle gerçekleşir:
Su buharının içinde düzensiz bir biçimde her yana
dağılmış olan su molekülleri bulutlardan geçerken sıcaklığın
düşmesi ile birlikte hareketliliklerini kaybederler.
Daha az hareket eden su molekülleri bir süre sonra gruplaşmaya
başlar ve sonuçta katı bir biçim alırlar. Ancak gruplaşmalarında
kesinlikle bir düzensizlik yoktur, tam tersine her zaman
birbirine benzeyen mikroskobik altıgenler olarak birleşirler.
Her kar tanesi önceleri tek altıgen su molekülünden
oluşur, daha sonra diğer altıgen su molekülleri de gelip
bu ilk parçanın üstüne eklenir. Konunun uzmanlarına
göre bir kristalin şeklini belirleyen temel özellik
bu altıgen su moleküllerinin tıpkı bir zincirin halkaları
gibi birbirlerine kenetlenmesidir. Ayrıca sıcaklığa
ve nem oranına göre aslında aynı olması gereken kristal
parçacıkları çok farklı şekiller almaktadırlar.
Neden tüm kar tanelerinde altıgen simetri vardır ve
neden her biri diğerlerinden farklıdır? Kenarları neden
düz değil de köşeli bir yapıdadır. Benzer soruların
cevaplarını bilimadamları hala çözmeye çalışmaktadırlar.2
Ancak apaçık ortada olan bir gerçek vardır; Allah yaratmada
hiçbir ortağı olmayan, sonsuz güç sahibi olan ve herşeyi
örneksiz olarak yaratandır.
MEYVE VE SEBZELERDEKİ BENZERSİZ
SANAT
Aynı kuru topraktan çıkan, aynı su ile sulanan meyveler
ve sebzeler inanılmaz bir çeşitliliğe sahiptir. Meyvelerin
ve sebzelerin lezzetleri, kokuları ve tadları düşünüldüğünde
akla böyle bir çeşitliliğin nasıl ortaya çıktığı sorusu
gelecektir. Aynı topraktan, aynı suyu ve mineralleri
kullanarak, farklı tad ve kokuları yüzyılardır hiç
şaşırmadan ve birbirlerine karıştırmadan tutturanlar,
elbette ki üzümlerin, karpuzların, kavunların, kivilerin,
ananasların kendileri değildir. Bu benzersiz lezzeti,
görünüş ve tadı onlara Allah vermektedir.
Gerek hayvanlar gerekse insanlar, bitkilerin üretmiş
olduğu besinleri tüketerek hayatlarını sürdürebilecek
enerjiyi elde ederler. Yani bitkiler tüm canlılara
fayda vermek için nimet olarak yaratılmışlardır. Bu
nimetlerin çoğu da insan için özel olarak tasarlanmıştır.
Çevremize, yediklerimize bakarak düşünelim. Üzüm asmasının
kupkuru sapına bakalım, incecik köklerine… En ufak
bir çekme ile kolayca kopabilecek görünümdeki bu kupkuru
yapıdan elli altmış kilo ağırlığında, insana lezzet
vermek için rengi, kokusu, tadı, kısaca herşeyi özel
olarak tasarlanmış sulu üzümler çıkar. Bir de karpuzları
düşünelim. Yine kuru topraktan çıkan bu sulu meyve
insanın tam ihtiyaç duyacağı bir mevsimde, yani yazın
gelişir. İlk ortaya çıktığı andan itibaren bir koku
eksperi gibi hiç bozulma olmadan tutturulan o muhteşem
kavun kokusunu ve o ünlü lezzetini de düşünelim. İnsanlar
fabrikalarda koku üretimi yaparken sürekli kontrol
yapar, aynı kokuyu tutturabilmek için büyük bir emek
sarfederler; ama meyvelerdeki kokunun tutturulması
için herhangi bir kontrole ihtiyaç yoktur.
Tüm bunların yanısıra her meyve mevsimine uygun bir
içeriğe sahiptir. Örneğin, kış mevsiminde C vitamini
yüklü, enerji veren mandalinalar, portakallar vardır.
Sebzelerde de canlıların ihtiyaç duyacağı her türlü
mineral ve vitamin mevcuttur. Sebze ve meyvelerin incecik
kökleri, kara topraktan çektikleri kimyasal maddeleri
fotosentez işlemi sonucunda son derece faydalı besin
maddelerine dönüştürürler.
Bu şekilde düşünerek yeryüzündeki bitkilerin tümünü
inceleyebiliriz. Bu incelemenin sonunda elde ettiğimiz
sonuç, bitkilerin insanlar ve tüm canlılar için özel
olarak tasarlanmış, yani yaratılmış oldukları sonucu
olacaktır. Alemlerin Rabbi olan Allah tüm besinleri
canlılar için var etmiştir ve bunları, her birinin tadı,
kokusu, faydası çeşit çeşit olacak şekilde yaratmıştır.
Bu da O'nun yaratmadaki gücünü ve eşsiz sanatını gösterir:
Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli
renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda,
öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
(Nahl Suresi, 13)
YAPRAKLARDAKİ KUSURSUZ YAPI:
GÖZENEKLER
Dıştan bakıldığında kimi zaman sadece yeşil bir cisim
olarak düşünülen yaprakların her milimetre karesinde
kusursuz bir düzen vardır. Bitkiler için son derece
önemli yapılardan biri olan gözenekler de bu düzenin
önemli parçalarındandır. Yaprakların üzerinde bulunan
bu mikroskobik delikler (gözenekler) ısı ve su transferi
sağlamak ve fotosentez için gerekli olan karbondioksiti
atmosferden temin etmekle görevlidir. Gözenekler aynı
zamanda gerektiğinde açılıp kapanabilecek bir yapıya
sahiptirler.
Gözeneklerin ilgi çekici yönlerinden biri ise, yaprakların
çoğunlukla alt kısımlarında yer almalarıdır. Bu sayede,
güneş ışığının yaprak üzerindeki olumsuz etkisinin
en aza indirilmesi sağlanır. Bitkideki suyu dışarı
atan gözenekler, eğer yaprakların üst kısımlarında
yoğun olarak bulunsalardı, çok uzun süre güneş ışığına
maruz kalmış olacaklardı. Bu durumda da bitkinin sıcaktan
ölmemesi için gözenekler bünyelerindeki suyu sürekli
olarak dışarı atacaklardı, böyle olunca da bitki aşırı
su kaybından kuruyarak ölecekti. Herşeyi kusursuz ve
eksiksiz yaratan Allah, bitkilerde de özel yapılara
sahip gözenekler var etmiş, su kaybından zarar görmelerini
böylece engellemiştir.
Yaprakların üst deri dokusu üzerinde çifter çifter yerleşmiş
bulunan gözeneklerin biçimleri fasulyeye benzer. Karşılıklı
iç bükey yapıları, yaprakla atmosfer arasındaki gaz
alışverişini sağlayan gözeneklerin açıklığını ayarlar.
Gözenek ağzı denilen bu açıklık, dış ortamın koşullarına
(ışık, nem, sıcaklık, karbondioksit oranı) ve bitkinin
özellikle su ile ilgili iç durumuna bağlı olarak değişir.
Gözenek ağızlarının açıklığı ya da küçük oluşu ile bitkinin
su ve gaz alışverişi düzenlenir.
Dış ortamın tüm etkileri göz önüne alınarak düzenlenmiş
olan gözeneklerin yapısında çok ince detaylar vardır.
Bilindiği gibi, dış ortam koşulları sürekli değişir.
Nem ve gaz oranı, sıcaklık derecesi, havadaki kirlilik…
Yapraklardaki gözenekler tüm bu değişken şartlara uyum
gösterebilecek yapıdadır.
Bitkilerdeki bu sistem de diğerleri gibi ancak bütün
parçaları eksiksiz olduğunda fonksiyonlarını yerine
getirebilmektedir. Dolayısıyla, bitkilerdeki gözeneklerin
de tesadüfler sonucu evrimleşerek ortaya çıkmış olmaları
kesinlikle ihtimal dışıdır. Son derece özel bir yapısı
olan gözenekler de görevlerini en hassas biçimde yerine
getirecek şekilde özel olarak Allah tarafından yaratılmışlardır.
O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir.
Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde
onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin.
Sonunda gidiş O'nadır. (Mülk Suresi, 14-15) |