|
SOSYAL HAYAT
Karıncaların koloniler halinde yaşadıklarından ve aralarında
mükemmel bir işbölümünün hakim olduğundan bahsetmiştik.
Sistemlerini daha yakından incelediğimizde, oldukça
orjinal bir toplum yapısına sahip olduklarını da göreceğiz.
Ayrıca bir çok yönden insanlardan daha fazla fedakar
oldukları da dikkatimizi çekecektir. En ilgi çekici
yönlerinden biri ise-insanlarla karşılaştırmak gerekirse-bizim
toplumlarımızda görülen zengin-yoksul ayrımı, iktidar
mücadelesi gibi kavramları bilmemeleridir.
Karıncalar üzerine uzun yıllar araştırma yapmış pek
çok bilim adamı, onların ileri sosyal davranışları konusuna
henüz bir açıklık getirememiştir. Washington Carnegie
Enstitüsü Başkanı Dr. Caryl P. Haskins'in bu konudaki
samimi itirafı şöyledir:
60 yıllık araştırma ve çalışmadan
sonra hala karıncaların detaylı sosyal davranışlarına
hayret ediyorum. Koku ve vücut lisanına dayalı karmaşık
fakat kendilerinin kolayca anlayabileceği bir sistem
oluşturmuşlar. Karıncalar bizim hayvan davranışlarını
incelememiz için iyi bir model oluşturuyor.1
Karıncaların bazı kolonileri, nüfus ve yaşama alanı
açısından o kadar geniştir ki; bu denli büyük bir alanda
kusursuz bir düzen oluşturabilmeleri açıklanabilecek
gibi değildir. Bu açıdan Dr. Haskins'e hak vermemek
olanaksızdır.
Bu geniş kolonilere bir örnek olarak
Afrika'nın İshikari sahilinde yaşayan, Formica Yesensis
adındaki karınca türünü verebiliriz. Bu karınca kolonisi
2,7 km2 alanda, birbirine bağlı 45 bin adet yuvada yaşar.
Yaklaşık 1.080.000 kraliçe ve 306.000.000 işçiye sahip
olan koloniyi, araştırmacılar, "Süper Koloni" olarak
isimlendirmektedirler. Koloni içinde tüm üretim araçlarının
ve yiyeceklerin düzenli bir biçimde takas edildiği ortaya
çıkarılmıştır.2
Çok geniş bir alana yayılarak yaşamalarına rağmen,
ebatları da düşünüldüğünde, karıncaların hiçbir karışıklık
çıkarmadan düzeni korumalarını açıklamak oldukça zordur.
Düşünün ki, bugün düşük nüfuslu ve uygar bir ülkede
bile asayişi sağlamak, toplum düzenini devam ettirebilmek
için çeşitli kuvvet birimlerine başvurulmaktadır. Bu
birimlerin başlarında da mutlaka kendilerini yönlendiren,
yöneten bir idari kadro bulunmaktadır. Bütün bu yoğun
çabalara rağmen gerekli düzenin eksiksiz olarak sağlanamadığı
da gözlemlenebilmektedir.
Karınca topluluklarında ise ne polis, ne jandarma,
ne de bekçiye gerek duyulmamaktadır. İlk bakışta kolonilerin
hakimleri olarak düşünülen kraliçelerin de tek görevlerinin
soyu devam ettirmek olduğunu düşünürsek; bir liderleri,
yöneticileri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla aralarında
emir-komuta zincirine dayalı bir hiyerarşi yoktur. Peki
o halde bu düzeni bir sistem üzerine oturtan ve devamlılığını
sağlayan kimdir?
Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu ve benzeri soruların
cevaplarını birlikte bulacağız.
 |
 |
| Son derece küçük olan karıncalar,
bu küçüklüklerinin yanısıra kusursuz bir sosyal
düzen içinde yaşamlarını sürdürmektedirler. |
KAST SİSTEMİ
İstisnasız her karınca topluluğu kast sistemine kesin
olarak bağlılık gösterir. Bu kast sistemi, bir koloni
içinde üç ana bölümden meydana gelir.
Birinci kastın üyeleri üremeyi sağlayan kraliçeler
ve erkeklerdir. Bir kolonide birden çok kraliçe olabilir.
Kraliçe, üreme ve böylece koloniyi oluşturan bireylerin
sayısını arttırma görevini üstlenmiştir. Diğer karıncalardan
vücutça daha iridir. Erkeklerin görevi ise, yalnızca
kraliçeyi döllemektir. Nitekim bunların tamamına yakın
bölümü çiftleşme uçuşundan sonra ölür.
İkinci kastın üyeleri askerlerdir. Bunlar, koloninin
korunması, yeni yaşam alanları bulunması ve avlanma
gibi görevleri üstlenirler.
Üçüncü kast ise, işçi karıncalardan oluşur. İşçilerin
hepsi kısır birer dişidir. Ana karıncaya ve yavrularına
bakar, onları temizler ve beslerler. Bunun dışında koloninin
tüm diğer işleri de işçilerin sorumluluğundadır. İşçiler
yuvaları için yeni koridorlar, galeriler inşa eder,
yiyecek arar ve yuvayı sürekli temizlerler.
İşçi ve asker karıncalar da kendi aralarında küçük
bölümlere ayrılırlar. Bunlar köleler, hırsızlar, yetiştiriciler,
inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerde adlandırılırlar.
Her grubun farklı bir görevi vardır. Bir grup tamamen
düşmanlarla savaşmaya ya da avlanmaya yönelirken, diğer
bir grup yuva inşa eder, bir diğeri de bakım işleriyle
uğraşır.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şudur: Karınca
topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz
olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı
işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen
görevi yerine getirmektedir. Önemli olan koloninin devamlılığıdır.
Bu sistemin nasıl oluştuğunu düşündüğümüzde ise kaçınılmaz
olarak Yaratılış gerçeğine varırız.
Nedenini açıklayalım: Ortada kusursuz bir düzen olduğunda,
mantıksal olarak, bu düzenin mutlaka planlayıcı bir
akıl tarafından kurulmuş olması gerektiği sonucuna varırız.
Örneğin bir orduda disiplinli bir düzen vardır; bu düzenin
orduyu yöneten subaylar tarafından kurulduğu ise açıktır.
Ordudaki her bireyin tesadüfen biraraya gelerek kendi
kendilerini organize ettiklerini, rütbelere ayırdıklarını
ve bu rütbelere uygun davrandıklarını varsaymak ise
kuşkusuz saçma bir düşünce olur. Dahası, ordudaki mevcut
düzenin kusursuz bir biçimde devam edebilmesi için de,
düzeni kurmuş olan subayların bu düzeni denetlemeye
devam etmeleri gerekir. Aksi halde, sadece erlere bırakılan
bir ordu, ne denli disipline edilmiş olursa olsun, kısa
sürede disiplinsiz bir güruha dönüşür.
 |
Aynı koloni içindeki farklı kastlara
mensup karıncalar, fiziksel olarak da çok farklı
görünümlerde olurlar. Herbiri yapacağı ise uygun
bir fiziksel yapıya sahiptir. |
 |
Karıncalarda da aynen ordu disiplinine benzer bir disiplin
vardır. Kritik olan nokta ise, ortada hiçbir "subay"ın,
yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. Karınca
topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini
kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen
gözle görünür bir "merkezi irade" yoktur.
Dolayısıyla tek açıklama sözkonusu merkezi iradenin
"gözle görülmeyen" bir güç olduğudur. Kuran'ın "Rabbin
bal arısına vahyetti..." (Nahl Suresi, 68) ifadesiyle
kastettiği ilham, işte bu gözle görülmeyen iradedir.
Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir
ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır. Bu hayranlık
ve şaşkınlık zaman zaman çeşitli şekillerde, araştırmacılar
tarafından da ifade edilmiştir. Böylesine mükemmel sistemin
tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmekten çekinmeyen
evrimciler de, bu sistemin merkezinde yer alan özverili
tavırları açıklamakta aciz kalmaktadırlar. Bilim ve
Teknik dergisinde konuyla ilgili olarak yayınlanan bir
makalede yazılanlar, bu acizliği bir kez daha gözler
önüne sermektedir:
Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir.
Darwin'in teorisine göre; her canlı kendi varlığını
sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir.
Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını
bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde
bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili
olabilecekleri gözlenmiştir.
Özveri olgusunu açıklamanın klasik
bir şekli, bunun grubun veya türün çıkarına olduğu özverili
bireylerden oluşan toplulukların bencil bireylerden
oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha başarılı olacağıdır.
Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta, özverili toplulukların
bu özelliklerini nasıl koruyacaklarıdır. Öyle bir toplulukta
belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini feda etmeyeceği
için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini daha
yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz
nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu
topluluğun boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü
mü, tür mü, yoksa sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede
evrim olsa bile çıkarlar çelişince sonuç ne olacaktır?3
Görüldüğü gibi, canlılardaki fedakarlık duygusunu ve
bu duygu sayesinde gelişen sosyal sistemleri evrim teorisi
ile, yani canlıların tesadüfen meydana geldiklerini
varsayarak açıklamak kesinlikle mümkün değildir.
Karıncalar Kapıcılık Yapabilir
mi?
Karınca kolonilerindeki sistemin detaylarını incelediğimizde,
bu sistemi kuran ve yöneten, gözle görülmeyen iradenin
gücünü daha somut bir biçimde hissederiz. Şimdi bu detaylara
bir göz atalım.
Karınca yuvalarının dış dünya ile
bağlantıları, genellikle sadece bir karıncanın geçebileceği
genişlikteki küçük bir delik vasıtasıyla sağlanır. Bu
deliklerden geçmek ise bir "izine" tabidir. Koloni içinde
sayıları çok fazla olmayan ve tek görevi "kapıcılık
yapmak" olan karıncalar vardır. "Kapıcılar" giriş deliğine
tam uyan geniş baş yapılarıyla, canlı bir tıkaç vazifesi
görürler. Dahası, bunların baş kısmının rengi ve deseni
etraftaki ağaçların kabuklarıyla aynıdır. Kapıcı, giriş
deliğinde saatlerce oturur ve sadece kendi kolonisinden
olduğunu anladığı karıncaların girişine izin verir.4
Anlaşılan, binaları korumak için kapıcı bulundurma
fikri insanlardan önce, vücutlarının en güçlü bölümüyle
girişi kapayan, aynı zamanda kendini kamufle eden ve
doğru "parolayı" söylemeyenleri içeri almayan kapıcı
karıncalar tarafından uygulamaya konmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz kapıcı karıncanın kafasının
tam deliğe uygun olmasının, rengi ve deseninin çevreyle
uyum içinde bulunmasının, tanımadığı hiç kimseyi içeri
almamasının kendi isteğine bağlı olamayacağı çok açıktır.
Karıncanın bedenini bu şekilde tasarlayan ve yaptığı
işe ona ilham eden bir akıl sahibi vardır mutlaka. Karıncanın
bu görevlerini tek başına düşünebildiğini ve hiç bıkmadan
ve vazgeçmeden kapıcılık yapmayı aklettiğini söylemek,
kuşkusuz makul bir açıklama olamaz.
Düşünelim: Bir karınca niye kapıcı olmak istesin ki?
Üstelik bir seçim hakkı olsa, neden en zahmetli ve en
özveri gerektiren işi tercih etsin? Bu tür bir imkanı
olsa, kendisine en rahat ortamı ve en iyi hizmeti sağlayacak
bir görevi tercih ederdi şüphesiz. Ancak karıncaları
yaratan, sanatındaki çarpıcılığı göstermek için, böyle
mükemmel bir koloni yaşamı tasarlamış ve bu sistemi
oluşturan karınca topluluğuna da belirli görevler vermiş
olabilir. Seçim, Allah'ın belirlemesi ile oluşmuştur.
Kapıcı karınca da büyük bir itaatle görevini yerine
getirmektedir.
Evrim teorisine göre ise karıncaların her alanda gelişme
göstermesi ve çok daha rahat yaşayabilecekleri bir kasta
dahil olmak için uğraşmaları gerekmektedir. Oysa kapıcı
karıncaların bu yönde bir çabası hiç olmamaktadır ve
tüm ömürleri boyunca, kendilerine ilham edileni kusursuzca
yerine getirmektedirler.
Uzman Karıncalar
Karıncalarda organizasyon, belirli bir işte uzmanlaşma
ve iletişim, neredeyse insanlar arasında olduğu kadar
başarılıdır. Öyle ki, insanlar bugün karıncalar arasındaki
uyumlu sistemi örnek almaktadırlar. Aşağıdaki alıntı
bu konuyu örneklendirmektedir:
Bilgisayar uzmanları bugün, karıncalardaki
kollektif davranış biçimlerini laboratuvarlarda robotlarla
üretmeye çalışıyorlar. Çok gelişmiş, ileri programlar
yerine, kendi aralarında işbirliği yapan, "basit" enformatik
unsurlardan oluşan robotlar üzerinde yoğunlaşıyorlar.
Bu çalışmalarda temel ilke aynı: Çok gelişmiş bir robot
oluşturmak yerine, daha az "zeki" bir sürü robot geliştirmek,
ama bunlardan tıpkı karınca kolonisinde olduğu gibi
en "karmaşık" görevleri üstlenmelerini beklemek... Bu
robotlar tek tek ele alındıklarında "zeka" açısından
çok gelişmiş olmayacaklar, ama ortak hareket dürtüsüyle
işbölümünü gerçekleştirecekler. Çünkü, en basit enformatik
bilgileri birbirleriyle değiş tokuş etme yeteneğine
sahip olacaklar. Bir karınca kolonisindeki hayat ve
işbölümü tarzı , NASA'yı bile etkilemiş... Kuruluş,
Mars gezegenindeki araştırmalar için gelişmiş bir tek
robot göndermek yerine, birçok karınca-robot göndermeyi
planlıyor. Böylece birkaç tanesi tahrip olsa bile, ekibin
ayakta kalanları görevlerini tamamlayabilecekler.5
Bu açıklamalardan sonra, "uzman karıncalar"ın dünyasından
ilginç bir örneğe göz atalım.
Grup Halinde Yaşamak Karıncaları
Nasıl Etkiler?
Karıncalarda işbirliğinin en belirgin örneği, bir işçi
karınca türünün (Lasius Emarginatus) davranışlarıdır.
Bu türün bireylerinin birbirlerine karşı ilginç bir
bağlılıkları vardır. Toprakla uğraşan gruba ait dört
işçi karıncanın, büyük gruptan ayrıldığında faaliyetleri
hızla devam eder. Fakat dördünün aralarına cam, taş
gibi birbirlerini görmelerine engel olan bir cisim girdiğinde
çalışma tempoları düşer.
Başka bir örnek de, ateş karıncalarının gruplarından
ince bir bariyerle ayrıldığında hemen bu engeli delerek
koloninin diğer üyelerine ulaşmaya çalışmalarıdır.
Ayrıca grubun sayısı değiştiğinde de, karıncaların
davranışlarında pek çok farklılıklar görülür. Yuvadaki
karınca sayısı arttığında, her bir üyenin faaliyetlerinde
artış olduğu gözlenmektedir. İşçi karıncalar grup olarak
biraraya geldiğinde, toplanıp sakinleşirler ve az enerji
harcarlar. Bazı karınca türlerinde sayı yükseldikçe,
harcanan oksijen miktarının düştüğü tesbit edilmiştir.
 |

|
| Karıncalar gruplar halinde
yaşayabilen canlılardır. Tek başlarına hayatlarını
sürdürmeleri mümkün değildir. |
Bütün bu örneklerin bize gösterdiği, karıncaların tek
başlarına yaşamayı başaramayacaklarıdır. Bu küçük yaratıklar,
ancak gruplar hatta koloniler halinde yaşayabilecek
özelliklerle yaratılmışlardır. Bu da bize evrimcilerin,
karıncaların sosyalleşme süreci ile ilgili iddialarının
ne kadar gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Çünkü,
karıncaların ilk varoldukları zamanlarda tek başlarına
yaşayıp da, sonradan sosyalleşerek koloniler oluşturmuş
olmaları mümkün değildir. Böyle bir ortamla karşılaşan
bir karıncanın hayatını sürdürmesi imkansız hale gelmektedir.
Hem üreyebilecek, hem kendine ve larvalarına uygun bir
yuva yapacak, hem kendisini ve tüm ailesini besleyecek,
hem kapıcılık, hem askerlik yapacak, aynı zamanda larvaları
yetiştiren bir işçi olacak... Son derece geniş bir işbölümü
gerektiren bütün bu işleri, bir zamanlar bir veya bir
kaç karıncanın yaptığını söyleyemeyiz. Üstelik tüm bu
zahmetli işlerle uğraşırken, bir yandan da sosyalleşme
yönünde çaba harcadıklarını düşünmek imkansızdır.
Bu durumda anlaşılan şudur: Karıncalar ilk yaratıldıkları
günden beri sosyal bir sistem içinde ve gruplar halinde
yaşayan varlıklardır. Bu ise, karıncaların tek bir anda
tüm özellikleriyle varolduklarının, daha doğrusunu söylemek
gerekirse, "yaratıldıklarının" kanıtıdır.
Örnek Bir Karargah
Önceki sayfalarda verdiğimiz ordu örneğini biraz genişletelim.
Şaşırtıcı derecede büyük ama aynı zamanda tam bir düzenin
hakim olduğu bir karargaha geldiğinizi düşünün. İçeri
girmeniz imkansız gibi görünüyor, çünkü kapılardaki
güvenlik görevlileri tanımadıkları hiç kimseyi içeri
almıyorlar. Bina çok sıkı denetlenen bir güvenlik sistemiyle
korunuyor.
Ama bir şekilde içeri girdiğinizi farzedin. İçeride
çok sistemli ve dinamik bir faaliyet dikkatinizi çekecek;
çünkü binlerce asker çok düzenli bir şekilde işlerini
yapıyorlar. Bu düzenin sırrını araştırdığınızda, binanın,
içindekilerin çalışmasına son derece uygun şekilde dizayn
edildiğini farkediyorsunuz. Her iş için özel bölümler
var ve bu bölümler, askerlerin çalışmasına en uygun
şekilde tasarlanmış. Örneğin bina yerin altına doğru
katlar halinde iniyor ama güneş enerjisine ihtiyaç duyan
bölüm, güneşi en geniş açıyla alabileceği yere yerleştirilmiş.
Ayrıca sürekli bağlantı içinde olması gereken bölümler
de ulaşımın en kolay olacağı şekilde, birbirlerine çok
yakın olarak inşa edilmiş. Fazla maddelerin yığıldığı
depolar, binanın yan tarafında ayrı bir bölüm olarak
dizayn edilmiş. İhtiyaçların saklandığı ambarlar ise
rahat ulaşılabilecek yerlerde. Tam binanın ortasında
da, gerektiğinde herkesin toplanabileceği geniş bir
salon var.

Üstteki resimde karıncaların bir ağacın kökleri
arasında kurdukları yeraltı şehri görülüyor. Zaman
içinde ağacın kökleri zarar görmüş ve ağaç devrilmiştir.
Dolayısıyla da bu gizli şehir ortaya çıkmıştır.
|
Karargahın özellikleri bunlarla bitmiyor. Bina, büyüklüğüne
rağmen eşit bir şekilde ısınıyor. Çok gelişmiş bir merkezi
ısıtma sistemi sayesinde, sıcaklık gün boyunca olması
gerektiği derecede sabit kalabiliyor. Bunun bir nedeni
de, binada her türlü hava koşuluna karşı geliştirilmiş,
son derece etkili bir dış yalıtım uygulanması.
Bu tarz bir karargahın nasıl ve kimler tarafından dizayn
edildiği sorulsa, herkes üstün teknoloji ve profesyonel
bir ekip çalışması ile olduğunu söyler. Çünkü böyle
bir karargah, ancak belirli bir eğitim, kültür, akıl
ve zeka düzeyine sahip kişiler tarafından yapılmış olabilir.
Oysa bahsettiğimiz bu karargah aslında bir karınca
yuvasıdır.
Bu tip bir karargah meydana getirebilmek için gerekli
bilgiyi edinmek, insan ömrünün uzunca bir bölümünü kapsar.
Oysa yumurtadan çıkan bir karınca görevini o anda bilmekte
ve hiç vakit kaybetmeden uygulamaya geçirmektedir. Bu
durum, karıncaların bu bilgilere henüz dünyaya gelmeden
sahip olduklarını gösterir. Daha doğrusu tüm bu bilgiler,
yaratılmalarıyla beraber, kendilerini yaratan Yüce Allah
tarafından karıncalara ilham edilmektedir.
Karıncalarda Oto-Organizasyon
Karıncalar dünyasında bir şef veya plan-program yoktur.
En önemlisi de, daha önce söylediğimiz gibi emir-komuta
zincirinin olmamasıdır. Müthiş gelişmiş bir oto-organizasyon
sayesinde bu toplumdaki en karmaşık görevler bile hiç
aksamadan yerine getirilir. Şöyle bir örnek verebiliriz:
Kolonide yiyecek sıkıntısı başgösterdiğinde, işçi karıncalar
hemen "besleyici" karıncalara dönüşürler ve yedek midelerindeki
besin maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlarlar.
Kolonide besin fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen
bu kimliklerinden sıyrılıp, yeniden işçi karıncalar
haline dönüşürler.
|
Yuva
yapımının ilk aşamasında, koloni üyeleri, ince
bir giriş deliği açtıktan sonra bu deliğin ilerisini
bir bölmeler labirenti haline dönüştürürler. Bu
bölmelerin çoğunda bakteri bahçeleri mevcuttur.
Bu bahçeler genelde yüzeye yakın olan bölmelerde
yer almaktadırlar. Daha derinde ve daha geniş
olan bölmelerde ise bitki artıklarının çürümüş
halleri vardır. Bu deliklerin (odaların) bazıları,
değişik bir şekilde organik maddelerden ziyade
toprak içermektedir. Sanki zararlı atıkları örtmek
için gerekli olan bir katman hazırlanmış gibi...
Sıcak hava bu istenmeyen bölmelerden
yukarıya doğru yükselir. Serin, bol oksijenli
hava yuvanin içinde itilir ve yuvanin üstüne kadar
çıkar. Bu sistem havalandırma ve yol açma için
kullanılır. Bu delikli ve mağarasal tünellerin
çevresi yuvanın girişinden 7.5 metre genişlikteki
bir kemer gibidir.Burada göz önünde bulundurulması
gereken en önemli şey ise, bu metropolün, herhangi
bir mimari ve zirai eğitim almamış olan karıncalar
tarafından inşa edilmiş olduğudur.
|
Burada gösterilen fedakarlık gerçekten de ileri bir
seviyededir. İnsanlar dünya üzerindeki açlık tehlikesiyle
mücadelede bir türlü başarı elde edemezken, karıncalar
bu işe pratik bir çözüm bulmuşlardır: Yiyecekleri dahil
herşeyi paylaşmak. Evet bu gerçek bir fedakarlık örneğidir.
Hiç bir karşılık beklemeden, yediği yiyeceğe kadar herşeyini
karşısındaki karıncanın varlığını sürdürebilmesi için
hiç düşünmeden verebilmek, evrim teorisinin açıklayamadığı,
doğadaki fedakarlık örneklerinden sadece biridir.
Karıncalarda aşırı nüfus diye bir problem de söz konusu
değildir. Bugün insanoğlunun metropolleri, göçler, altyapı
eksiklikleri, kaynakların yanlış kullanımı ve işsizlik
nedeniyle yaşanmaz hale gelirken, karıncalar 50 milyon
nüfusu barındıran yeraltı kentlerini müthiş bir düzen
içinde hiç bir şeyin eksikliğini hissetmeden yönetebilirler.
Her karınca çevresindeki koşullarda meydana gelen değişikliklere
anında uyum gösterir. Böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi
için, karıncaların kesinlikle fiziksel ve psikolojik
anlamda özel olarak programlanmış olmaları gerekmektedir.
Son derece iyi organize olmuş bu sistemin oluşması
için, mutlaka karıncaları yönlendiren, hepsine kendi
işini yapmasını ilham eden, onlara emir veren bir "irade
sahibi"ne ihtiyaç vardır. Aksi takdirde bir düzen değil,
büyük bir karmaşa ortaya çıkacaktır. İşte bu "irade
sahibi", herşeyin sahibi olan, herşeye gücü yeten, bütün
canlıları yönlendiren, yapmaları gereken şeyleri ilham
ile emreden Allah'tır.
Karıncaların herhangi bir şahsi çıkar gözetmeksizin
durmadan çabalamaları, onların belirli bir "denetleyici"
tarafından ilham ile hareket ettirildiklerinin ispatıdır.
Nitekim aşağıdaki ayet, herşeyin sahibinin ve denetleyicisinin
Allah olduğunu, her canlının onun ilhamıyla hareket
ettiğini çok açık bir şekilde anlatır:
Ben gerçekten, benim Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Onun alnından
yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak
benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir. (Hud Suresi,
56)
|