|
KOKU ALMA SİSTEMİNDEKİ
TASARIM
Gördüğümüz
ya da duyduğumuz şeyleri tarif etmek bizim için oldukça
kolaydır. Buna karşın, çoğu zaman algıladığımız kokuyu
isimlendirmekte güçlük çekeriz. Onu başka bir kokuya
benzeterek tasvir etmeye çalışırız. Genellikle de onun
bizde uyandırdığı hisleri ifade ederiz. Beğendiğimiz
kokuları hoş veya güzel; beğenmediklerimizi ise kötü
veya rahatsız edici gibi sıfatlarla nitelendiririz.
Bunun nedeni, günlük hayatta karşılaştığımız pek çok
kokunun özel bir adının olmamasıdır.
Koku
olarak tanımladığımız aslında nesnelerden buharlaşan
kimyasal tanecikler, yani moleküllerdir. Söz gelişi,
taze çekilmiş kahve kokusu olarak algıladığımız ve hissettiğimizde
bize hoş gelen kokunun kaynağı kahveye ait uçucu koku
molekülleridir. Buharlaşma ne kadar yoğun olursa, meydana
gelen koku da o denli belirgin olur. Fırında pişmekte
olan bir kekin bayat bir keke oranla daha çok kokmasının
nedeni fırındaki kekten daha çok koku zerresinin ortama
yayılmasıdır. Çünkü sıcağın etkisiyle koku molekülleri
havada serbest hareket etmeye başlar ve geniş bir alana
yayılabilirler. Bu noktada insan yaşamı için düzenlenmiş
bazı hassas dengelerin olduğuna dikkat çekmek gerekir.
Şu anda bulunduğunuz ortamda taş, demir, cam gibi kokmayan
maddeler vardır. Çünkü bunlar oda sıcaklığında buharlaşmazlar.
Bir anlığına odanızdaki herşeyin koktuğunu var sayalım.
Böyle bir durumun ne kadar rahatsızlık vereceğini, hatta
hayatınızı alt üst edeceğini hiç düşündünüz mü?
İlginç
olan diğer bir gerçek de, suyun düşük ısılarda buharlaşma
özelliğinin olmasına rağmen kokusunun olmamasıdır. Sudaki
bu özel tasarım da çok önemlidir. Böylece kuru bir gül
ile yeni sulanmış, üzerinde su damlaları bulunan bir
gülün kokusu arasında farklılık olmaz. Diğer bir ifadeyle,
gülün doğal kokusu bozulmamış olur. Ayrıca havada bulunan
su buharı yani nem mevcut kokunun etkisini güçlendirir.
Örneğin yağmur sonrası buharlaşan su molekülleri çiçeklerin
kokulu taneciklerini de havaya kaldırır ve çiçeklerin
hoşa giden kokularının etrafı sarmasına yardımcı olur.
Halen doğada ne kadar farklı çeşitte
koku olduğu bilinmemektedir. Milyonlarca değişik molekülün
varlığı dikkate alınırsa, doğada çok çeşitli koku olduğu
söylenebilir. Bunları belirli kategorilerde toplamak
için çalışmalar yapılmış, fakat kokuların olağanüstü
çeşitliliği nedeniyle doyurucu bir gruplandırma elde
edilememiştir.1
Kokuya karakteristik niteliğini veren,
moleküller arasındaki mikroskobik değişikliklerdir.
(Şekil 1) Örnek olarak, pişmiş taze bir yumurta ile
çürük bir yumurtayı birbirinden ayıran özellik, çevreye
yaydıkları taneciklerin yapılarındaki farklılıktır.
Çeşitli moleküllerin kimyasal yapıları arasındaki farklılıklar
ise oldukça hassas ayrımlara dayanır.2
Hatta tek bir karbon atomu değişikliği bile çekici bir
kokuyu itici hale dönüştürebilir.
Evrenin her noktasındaki tasarım, koku moleküllerinin
yapılarında da ilk bakışta fark edilir. Kakaonun, lavanta
çiçeğinin veya çileğin kendilerine has kokuları, koku
moleküllerini meydana getiren atomlar ve aralarındaki
bağların özel olarak düzenlenmesinin sonucudur. Her
molekül belirli bir amaç doğrultusunda, tam olması gerektiği
gibi planlanmıştır. Şüphesiz bu muhteşem tasarım, "Herşeyi
yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir
etmiş" (Furkan Suresi, 2) olan Allah'a aittir.
(91)'de yapısı görülen kimyasal
maddenin üç türevinin kokusu gül gibidir. Ancak her
biri farklı kokusuyla birbirinden ayrılır. (92) Leylak
ve baharat, (93) ozon ve meyve, (94) tarçın, karanfil,
baharat ve leylak kokularıyla karışık gül gibi kokar.
|
Moleküller arasındaki çok küçük
farklılıklar, çiçeklerin ve meyvelerin birbirlerinden
çok farklı kokulara sahip olmasına neden olur. |
...Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve
size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül
alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek
(bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir
ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
( Neml Suresi, 60)
BURUNDAKİ MÜHENDİSLİK
Koklama
organı denildiğinde hemen akla burun gelir. Bununla
birlikte, koku alma işleminin burnun sadece %5'lik bölümü
tarafından gerçekleştirildiği az sayıda kimse tarafından
bilinir.3 Yale Üniversitesi'nden
profesör Gordon Shepherd'in "Burunlarımızla kokladığımızı
düşünürüz, (fakat) bu kulak mememizle işitiriz demeye
benzer"4 şeklindeki ifadesi söz konusu
gerçeği vurgulamaya yöneliktir.
İlerleyen sayfalarda, burnun koku alma bölümünü oluşturan
kısım incelenecektir. Ancak öncelikle diğer %95'lik
bölüme kısaca değinmek yerinde olacaktır. Burnumuz solunum
sistemimizle ilgili olarak iki önemli görev üstlenir.
Bunlardan birisi nefes aldığımız havanın ısıtılması
ve nemlendirilmesidir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukus
tabaka su buharı salgılayarak giren havayı nemlendirir.
Mukus tabakanın hemen altında yer alan çok sayıdaki
kılcal damar da geçiş sırasında havanın ısınmasını sağlar.
Böylece hava, akciğerlerin hassas yapıları için en uygun
hale getirilir. Söz konusu mekanizma, binaların sıcaklık
ve nem ortamını düzenleyen gelişmiş bir klima sistemine
benzer.
(Şekil2) Silya olarak adlandırılan
tüycüklerin mikroskop kullanılarak elde edilmiş fotoğrafı. |
Burnun ikinci önemli görevi de solunan havanın içindeki
toz zerrelerini, bakteri ve mikropları durdurmak, böylece
akciğerde oluşabilecek hastalıkları engellemektir. Bu
harika güvenlik mekanizması şöyle çalışır: Havadan gelen
zararlı tanecikler mukus tabaka tarafından yakalanır.
Bunun ardından silya isimli tüycükler devreye girerler.
(Şekil 2) Zararlı maddeler içeren mukus, tüycükler tarafından
dakikada bir santimetre hızla yutağa doğru itilir, daha
sonra da öksürükle dışarı atılır veya yutularak midedeki
asitler tarafından yok edilir. Burada ana hatlarıyla
anlatılan bu işlemler gerçekte oldukça karmaşıktır.
Öyle ki, milyonlarca tüycüğün nasıl tek vücut halinde
hareket ettiği ve çalışma mekanizmasının detayları henüz
tam anlamıyla anlaşılamamıştır. Mukus tabaka, mukus
üretici hücreler ve tüycükler mükemmel bir kimyasal
arıtma tesisi meydana getirirler. Dikkat edin; sahip
olduğunuz arıtma tesisi öyle kusursuz çalışır ki vücudunuz
için neyin gerekli, neyin tehlikeli olduğunu hemen tespit
eder ve yapılması gerekenleri yerine getirir.
Ortada olan açık bir gerçek vardır: Burundaki klima,
güvenlik ve arıtma mekanizmaları mükemmel birer mühendislik
örnekleridir. Şuursuz olan solunum, dolaşım ve sindirim
sistemi hücrelerinin kendi aralarında anlaşmaları, iş
birliği yapmaya karar vermeleri, mühendis gibi plan
yapmaları düşünülemez. Söz konusu sistemlerin rastlantılar
sonucunda, insan yüzündeki estetik bir organ içinde
meydana gelmeleri de imkansızdır. Bunlar, Allah'ın kusursuz
ve uyumlu yaratışının delillerindendir. Allah'ın gökten
yere herşeyi mükemmel bir tasarım ile yarattığı, ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:
... Göklerde ve yerde her ne varsa
O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri
ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir
işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der,
o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 116-117)
BURUNDAKİ KİMYASAL ANALİZ TESİSİ

(Şekil 3) Gün boyunca burnumuzdan nefes alıp veririz.
Burnumuz, içeri giren havayı akciğerler için en uygun
hale getirirken, havanın bir kısmını koku alan bölgeye
yönlendirir ve böylece aynı zamanda koku da alırız.
|

Koku soğancığı Elek kemiği Koku bölgesi (Şekil 4) Şekilde,
nefes ile alınan havanın bir bölümünün yönlendirildiği
koku bölgesi görülüyor |
Gün boyunca ortalama 23.040 defa nefes
alırız.5 Sürekli tekrarladığımız bu
işlem sırasında, burnumuz alınan havayı akciğerler için
en uygun duruma getirir. Bu işi yaparken, aynı anda
çok önemli bir işlevi daha gerçekleştirir: Koku alır.
(Şekil 3)
Her nefes alışımızda, "hava" olarak adlandırdığımız
gaz karışımı, burun deliklerinden içeri girer. Tek
bir nefeslik hava, milyar kere trilyon sayıda molekülden
meydana gelir.6 Çıplak gözle göremeyeceğimiz
kadar küçük olan koku tanecikleri de muazzam miktardaki
molekülden oluşan bu grubun içinde yer alırlar. Soluk
almamızın ardından, burnun içindeki özel kemikler (türbin
kemikler) havanın bir kısmını koku alıcı bölgeye yönlendirir.
Böylece koku molekülleri, burun boşluğunun üst bölümünde
bulunan koku algılayıcı bölgeye varırlar. Burası burun
deliklerinden yaklaşık olarak 7 santimetre içeride ve
yukarıdadır. (Şekil 4) Koklamak istediğimiz bir çiçeği
burnumuza yaklaştırıp derin bir nefes aldığımızdaysa,
daha fazla koku molekülü koku bölgesine ulaşır.
Çoğu insan olağanüstü bir kimyasal analiz tesisine
sahip olduğunun farkında dahi değildir. İşte bu tesis
burnun içindeki koku bölgesinde yer alır, adeta bir
kimya fabrikası gibi durup dinlenmeksizin çalışır, çevredeki
kokuları tahlil eder. Biz günlük işlerimizi yaparken
koku almak için hiçbir çaba göstermediğimiz sırada,
o faaliyet halindedir. Geceleyin uyku halinde olduğumuz
zaman bile, duman gibi zararlı bir kokuyu fark ederek
hemen bizi uyarır. Söz konusu olan
öyle benzersiz bir tesistir ki on binden fazla kokuyu
teşhis edebilir 7, üstelik mükemmel
bir doğruluk oranı ve duyarlılıkla çalışır.
Kokunun kaynağını oluşturan koku molekülleri, değişik
şekil ve boyutlardadır ve diğer moleküllere kıyasla
daha "küçük"türler.8 Bahçedeki çiçeklerin
etkileyici kokuları, leziz bir yemeğin çekici kokusu
veya çürük bir meyvenin itici kokusu farklı moleküllerden
oluşur. Burnumuzdaki kimyasal tesis tüm bu molekülleri
kolaylıkla teşhis eder. Hatta aynı kimyasal formüle,
yani aynı atomlara sahip molekülleri bile anında tanır.
Örneğin, "L-carvone" ile "D-carvone" molekülleri arasındaki
küçücük farklılık, atomlarının değişik diziliminden
kaynaklanır. Bu denli benzerliğe rağmen
burnumuz, söz konusu iki molekülü rahatlıkla ayırt edebilir;
bunlardan birincisinin kimyon, ikincisinin ise nane
benzeri koktuğunu bize bildirir.9
Burnun
bilim adamlarını hayrete düşüren diğer bir özelliği
de mükemmel duyarlılığıdır. Bir kokunun fark edilebilmesi
için gereken en düşük konsantrasyon "koku eşiği" olarak
adlandırılır. Burnumuzdaki analiz mekanizması akıl durduracak
bir hassasiyete sahiptir: Bazı kokuların yoğunluğu havada
trilyonda birden az olması durumunda dahi hissedilir.
Örneğin yapılan araştırmalar, butirik
asitin 10 milyarda bir yoğunlukta bile algılandığını
göstermiştir.10
Moleküller araştırıldıkça, koku alma sisteminin harikaları
da gün ışığına çıkmaktadır. Bizim tek bir koku olarak
algıladığımız, aslında çok sayıda farklı molekülün meydana
getirdiği bir etkidir. Örnek olarak, beyaz ekmek kokusu
yaklaşık 70 değişik koku molekülünden oluşur. Kahvenin
kokusunun da en az 150 ayrı kimyasal maddenin birleşiminin
sonucu olduğu tahmin edilmektedir.11
Kaliteli bir parfüm 500 civarında
farklı maddenin karışımından meydana gelir.12
Burnumuzdaki analiz mekanizması bize hissettirmeden,
oldukça küçük oranlardaki bu kimyasal maddeleri tahlil
eder. Tüm işlemler, koklamamız ile "kahve kokuyor" yargısına
varmamız arasındaki bir saniyeden çok daha kısa sürede
olup biter. Şüphesiz, sözü edilen gerçekler göz önünde
bulundurulunca, koku alma sistemindeki üstün yaratılış
daha iyi anlaşılmaktadır. Allah bir ayette şöyle bildirir:
"Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler
vardır." (Casiye Suresi, 4)
DÜŞÜNMEYE DAVET
Ey
iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz
olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız,
(yine yalnızca) Allah'a şükredin.(Bakara Suresi, 172)
Televizyon seyrederken, birisi çıkıp yayının televizyon
vericisinden kaynaklanmadığını, ekrandaki görüntülerin
havada tesadüfen oluşmuş elektromanyetik dalgaların
sonucunda meydana geldiğini söylese, ayrıca televizyonun
da bir fabrika tarafından üretilmediğini, evinizdeki
atom ve moleküllerden yıllar içinde kendiliğinden ortaya
çıktığını iddia etse, ne düşünürdünüz?
(Şekil 5) Şekilde görülen burnun
kusursuz iç yapısı sayesinde dışarıdan gelen koku moleküllerini
algılayabiliriz. |
Muhtemelen bu kişinin bir şaka yaptığını düşünür, söylediklerini
kesinlikle ciddiye almazdınız. Bu kişinin ileri sürdüğü
iddiasında kararlı olduğuna kanaatiniz geldiğinde ise,
söz konusu kişinin akıl sağlığını yitirmiş olduğuna
karar verirdiniz. Çünkü ortada teknolojik bir tasarım
söz konusudur. Televizyon, yayını almak için özel olarak
üretilmiş bir cihazdır. Televizyon verici istasyonundan
yapılan yayın da televizyonun yayını almasına yönelik
olarak hazırlanır. Kısacası, gerek televizyon, gerek
yayın, gerekse ikisi arasındaki uyumun her detayı en
ince ayrıntısına kadar planlanmıştır ve bu kompleks
sistemde hiçbir tesadüfe yer yoktur.
İşte, evrimcilerin iddiası bundan daha akıl almazdır.
Darwin ve takipçilerinin görüşünü şöyle özetlemek mümkündür:
Evrimci mantığa göre, televizyon yayını teknolojisinden
çok daha gelişmiş ve henüz tam anlamıyla çözülememiş
koku alma mekanizması, sayısız koku molekülü ve moleküller
ile burun arasındaki kusursuz uyum sözde rastlantılar
sonucunda meydana gelmiştir. (Şekil 5) Bir başka deyişle,
atomlar tesadüf eseri biraraya gelerek yeryüzünde birbirinden
çeşitli kokuları oluşturan molekülleri meydana getirmiş,
aynı anda yine aynı atomlar bunların hepsini ayrı ayrı
algılayabilecek ve algıladıklarından da yorum çıkarabilecek
bir organı; burnu, tesadüfen geliştirmişlerdir. Ortada
hiçbir plan, tasarım veya akıllı bir müdahale söz konusu
değildir. Evrimcilere göre herşey şuursuz, kontrolsüz,
rastgele olayların milyarlarca yıl içinde biraraya gelmeleriyle
gerçekleşmiş ve mükemmel kusursuzlukta sistemler oluşmuştur.
Biraz akıl ve sağduyu sahibi her insan söz konusu evrimci
mantığındaki hezeyanı anlayabilir. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde anlatılacak konular da evrimcilerin bu
yanılgılarını tüm açıklığıyla ortaya koyacaktır. Hiç
şüphe yok ki burnumuzdaki sistem, koku almak için özel
olarak yaratılmıştır ve onu yaratan Allah'ın sonsuz
ilminin bir göstergesidir. Kitap boyunca öğreneceğimiz
her bir detay da bu kusursuz yaratışın ve mükemmel tasarımın
bir ispatı niteliğinde olacaktır. Nitekim Allah, Kuran
ayetlerinde yeryüzünün her noktasında görülen bu uyum
ve kusursuzluğu şöyle bildirmiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde
yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında
hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin.
İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir;
o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde
bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
KOKU ALMA TEORİLERİ
Sabah mutfaktan gelen güzel kokuları hissederek uyanırsınız.
Siz, sözgelimi, "ne güzel tost kokuyor" derken burnunuzdaki
karmaşık işlemlerin farkına varmazsınız. Peki bu sırada,
burnunuzdaki hücrelerde neler olmaktadır?
Bilim adamları uzun senelerdir bu
sorunun cevabını bulmaya çalışıyorlar. Buna rağmen,
koku alıcı hücrelerin koku taneciklerini nasıl tanıdığını
tam olarak anlayamadılar. Konuya ilişkin bilinenler
halen teoriden öteye geçmemektedir. Hatta koku alma
diğer duyulara oranla en az bilgi sahibi olduğumuz alandır.13
Günümüzde
en geniş kabul bulan teorilerden biri "sterik teori"
olarak adlandırılır. İlk defa, R. W. Moncrieff tarafından
ortaya atılmıştır. Buna göre, koku tanecikleri değişik
şekil ve büyüklüklerdedir; koku bölgesinde bulunan kendilerine
özel alıcılarla birleşirler. Koku alıcıları ile koku
tanecikleri arasındaki ilişki, kilit ile anahtarın uyumuna
benzetilir. Kilidin sadece belirli bir anahtar tarafından
açılması gibi, koku alıcıları da kendilerine özel moleküller
ile etkileşim sonucunda harekete geçmektedir. John Amoore
bu teoriyi geliştirmiş ve 7 ana koku (eter, kafur, misk,
çiçek, nane, keskin, çürük) belirlemiştir. Amoore, kokuların
7 ana kokunun karışımlarından oluştuğunu ileri sürmüştür.14
Diğer bir bilim adamı, Luca Turin
ise "titreşimsel teori"yi yeniden gözden geçirmiş; burundaki
koku alıcılarının birer spektroskop ( titreşim frekanslarını
incelemeye yarayan bir alet) gibi çalıştığı ve moleküler
titreşimleri tespit ettiği görüşünü savunmuştur. Burundaki
alıcıların, koku moleküllerinin titreşim frekanslarına
uyumlu olarak tasarlandıkları anlaşılmaktadır. Bu, gözdeki
özel hücrelerin, ışığın çeşitli dalga boylarına uyumlu
şekilde yaratılmaları gibidir. Turin, kokunun kökeninde,
elektron transferine dayanan kompleks mekanizmaların
yer aldığını düşünmektedir.15
Diğer koku teorileri arasında, Davies
ve Taylor tarafından ortaya atılan "difüzyon gözeneği"
teorisi, Dyson'un "moleküler titreşim" teorisi ve Rosenberg'in
"piezo etkisi" teorisi sayılabilir.16
Kısacası, koku molekülleri ile koku alıcıları arasındaki
iletişimin nasıl gerçekleştiği hala tam anlamıyla bilinmemektedir.
Yani kokuyu algılamamız sırasında, burnumuzdaki alıcı
hücrelerde ne gibi işlemler gerçekleştiği tümüyle çözülememiştir.
Bununla birlikte konuyla ilgili tahminlerin sayısı çoktur.
Elinizdeki kitabın ilerleyen satırlarında, günümüzde
diğer teorilere göre daha çok geçerlilik kazanmış bir
görüşe yer verilmiştir.
Günümüzün gelişmiş cihazlarla dolu laboratuvarlarında
her türlü bilimsel araştırma yapma imkanımız mevcuttur.
Buna rağmen koku alma duyumuzun nasıl çalıştığının hala
anlaşılamaması, insanın ve söz konusu sistemin yaratılışındaki
mükemmelliği bir kez daha göstermektedir. Bilim, insan
duyularının detaylarını çözdükçe, gerçekler gözler önüne
serilmektedir: Duyu organları kusursuz tasarım ürünleridir;
insan yaşamı için çok hassas denge ve hesaplara göre
düzenlenmişlerdir. Ortaya çıkan diğer bir gerçek de,
"canlılık tesadüflerin ürünüdür" diyen evrim teorisinin
ne denli büyük bir yanılgı olduğudur.
KOKU ALMA SİSTEMİNDEKİ HARİKALAR
Koku alma duyumuz bize dış dünya hakkında pek çok bilgi
verir. Bazen bilincine varmayabiliriz, ancak bu duyumuzun
bulunduğumuz mekanı, çevremizde olup bitenleri ve etrafımızdaki
şahısları algılamamızda önemli bir payı vardır. Gözümüzü
kapatıp, bir sofradaki yemekleri koklayalım, tereddüt
etmeden kokladığımız yemeği tanırız. Koklayarak, pişmekte
olan bir yemeğin pişip pişmediğini anlar, buzdolabındaki
yemeğin bozulup bozulmadığını fark ederiz. Hastane,
lokanta, market, okul veya ev gibi pek çok ortamı kokularından
ayırt edebiliriz.
Koku duyumuzun kapasitesi düşündüğümüzden
çok daha büyüktür. Hatta bazı araştırmacılar bunu belirli
bir rakamla sınırlandırmanın yanlış olacağını, zira
koku duyumuzun sayılamayacak kadar çok kimyasal bileşimi
ayırt edebilecek düzeyde olduğunu ifade etmekteler.17
Şimdi, bu "becerikli" ve "yetenekli" sistemi oluşturan
yaratılış harikalarına daha yakından bakalım.
MUKUSDAKİ İNANILMAZ
HAREKETLİLİK
Gözlerimizin arasının hemen altında,
burun kanallarımızın üst tarafında birer koku bölgesi
bulunur. (Şekil 6) Bunların her biri 2.5 cm2 yer kaplar
ve mukus salgısıyla çepeçevre sarılıdır. Mukus yapışkan
bir sıvıdır; "Bowman bezi" tarafından salgılanır. Koku
bölgesini kaplayan mukus tabakası yaklaşık 0.06 mm kalınlığındadır.18
Eğer mukus kalınlığı biraz daha fazla olsaydı, koku
alma kapasitemiz oldukça düşecekti. Nezle olduğunuz
zamanlarda koku duyarlılığınızın azalmasının nedeni
mukus üretimindeki artıştır. Söz konusu kalınlık daha
az olsaydı; vücudun savunma sistemi zayıflayacak ve
mukus tabakanın içindeki koku tüycükleri kolaylıkla
tahrip olacaktı.

(Şekil 6)
Koku bölgesinin hücresel organizasyonu.
|
Mukusun bazı temel görevleri bir
süredir bilinmektedir. Bunlar arasında, burun içindeki
kurumayı engellemek ve yabancı kimyasal maddelere karşı
bir savunma sistemi oluşturmak sayılabilir. Mukusun
son derece organize bir yapı olduğu ve ideal bir ortam
oluşturduğu ise yakın zamanlarda anlaşılmıştır.19
Gerçekten de mukus, proteinler, enzimler, mukopolisakkaritler,
immunoglobulinler ve lipitten oluşan zengin bir karışımdır.
Koku
almanın ilk aşaması mukus tabakada başlar. Koku taneciklerinin
koku tüycüklerindeki reseptörlerle buluşabilmeleri için
öncelikle bu katmanı geçmeleri gerekir. İşte bu aşamada
görev alan çok özel proteinler vardır.
Mukus tabakada bulunan bağlantı proteinleri,
koku tanecikleriyle birleşir ve onlara adeta bir rehber
gibi yol gösterirler.20 Bu özel proteinler
hala araştırılmaktadır; koku tanecikleri ile reseptörlerinin
buluşmalarına yardımcı oldukları ve reseptörlere aşırı
oranda koku molekülünün gelmesini engelledikleri düşünülmektedir.21
Şüphe yok ki bağlantı proteinlerinin binlerce değişik
koku taneciğini tanımaları, onlarla iletişim kurmaları
ve mukus tabakadaki molekül trafiğini düzenlemeleri
göz alıcı bir yaratılış gerçeğidir.
Güzel kokulu çiçeklerle dolu bir
bahçede dolaştığınızı ve farklı çiçekleri birbiri ardınca
burnunuza yaklaştırarak kokladığınızı
varsayalım. Böyle bir durumda, yeni koku zerrelerinin
reseptörleri uyarabilmeleri için eski koku moleküllerinin
ortadan kaldırılmaları zorunludur. Aksi takdirde, birincinin
hemen ardından ikinci çiçeğin kokusunu almak imkansız
hale gelecektir. Oldukça olumsuz gelişmelere neden olabilecek
böyle bir olay mukus salgısının içindeki bazı enzimler
tarafından önlenir.22 Basitleştirerek
anlatırsak, söz konusu enzimler belirli bir süre sonunda
koku taneciklerinin yapılarını değiştirirler ve artık
koku reseptörlerini uyaramayacak duruma getirirler.
Etkisiz hale gelen bu moleküller, daha sonra mukusla
birlikte mideye gönderilir ve böylece ortadan kaldırılırlar.
Dikkat edin, bunları yapanlar uzman profesörler veya
bilim adamları değil, beyni, aklı ve şuuru olmayan enzimlerdir.
Üstelik mukusdaki özel enzimler her an yeni kararlar
alarak, bunları başarıyla uygulamaktadırlar. Elbette
enzimler kendi başlarına böyle karmaşık işlerin altından
kalkamazlar. Tüm bunlar Allah'ın sonsuz ilmi ve ihtişamlı
yaratmasıyla gerçekleşir.
Sonuç olarak, burnumuzdaki koku alma bölgesini kaplayan
mukus tabakasının derinliklerinde her an hayret veren
bir hareketlilik söz konusudur. Bizim farkına varmadığımız
ve çıplak gözle göremediğimiz sayısız işlem, mükemmel
bir planlama ve zamanlama ile sürüp gitmektedir.
Bitki ve ağaç (O'na) secde
etmektedir. (Rahman Suresi, 6)
|
MUHTEŞEM HABERCİLER:
KOKU HÜCRELERİ
(Şekil 7) Duyu sistemlerindeki
bazı hücreler. Görüldüğü gibi her duyu hücresi özel
bir tasarıma sahiptir. |
Koku alıcı hücreler
aslında sinir hücreleridir. Temel görevleri, koku moleküllerinin
taşıdıkları mesajları alarak koku soğancığına taşımaktır.
Toplam sayıları konusunda bilim dünyasında farklı görüşler
vardır: Bazı araştırmacılar sayılarının 10 milyon 23
, bazıları da 50 milyon civarında olduğunu belirtmektedir.24
Milyonlarca koku hücresi küçük bir posta pulu boyutlarındaki
koku bölgesinde, göz kamaştırıcı bir düzen içinde yerleşmiş
durumdadır. Burada hemen akla şu gerçek gelir: Her türlü
teknik imkanınız olsaydı ve sizden milyonlarca hücreyi
yerli yerine koymanız istenseydi, bunu yapabilir miydiniz?
Tabii ki böyle bir işi başarmanız mümkün olmazdı. Zaten
bilim adamlarının yıllar süren araştırmalar sonucunda,
değil milyonlarca hücreyi düzenlemek, bu hücrelerin
sayısını dahi tespit edememiş olmaları bu gerçeği açıkça
ortaya koymaktadır.
Koku hücresinin kendi içinde de dikkat
çekici bir görev dağılımı vardır. Tanınmış araştırmacılardan
Stuart Firestein, "Bütün duyu alıcıları gibi, koku alıcı
hücre de hem yapısal hem de işlevsel olarak birçok bölüme
ayrılmıştır"25 diyerek bu hücrelerdeki
özel düzenlemeye dikkat çeker. Bu özel tasarım, elektron
mikroskobu görüntülerine göre yapılan çizimlerde daha
ilk bakışta kendini belli eder. (Şekil 7) Koku hücresi
başlıca üç ana bölümden oluşur; ortada hücre gövdesi,
bir ucunda silya isimli tüycükler, diğer ucunda da akson
isimli bir uzantı bulunur. (Şekil 8) Hücre gövdesi,
pek çok karmaşık hücresel işlemin gerçekleştiği; akson,
elektrik sinyalinin taşındığı; tüycükler de koku molekülleri
ile temasın kurulduğu bölgelerdir.
(Şekil 8) Koku hücresi başlıca
üç ana bölümden oluşur; ortada hücre gövdesi, bir ucunda
silya isimli tüycükler, diğer ucunda da akson isimli
bir uzantı bulunur. |
Hücrenin bir ucundaki koku tüycüklerinin
sayıları 10 ile 30 arasında değişir, uzunlukları 0.1-0.15
milimetredir.26 Koku tüycüklerinin
burnun diğer bölgelerindeki benzerlerinden farkı, hareket
etmemeleri ve koku reseptörlerine sahip olmalarıdır.
(Şekil 9) Diğer bir deyişle, koku tüycükleri vücuttaki
diğer tüycüklerden farklı, tamamen kendilerine özel
bir yapıdadırlar. Koku tüycükleri reseptörler için bir
iskelet oluşturma görevini de üstlenirler.
Dikkat edilirse,
tüycüklerin dizaynının olabilecek en verimli model olduğu
görülür; böylece küçücük bir bölgede, koku moleküllerinin
reseptörlerle iletişim kuracağı geniş bir alan ortaya
çıkmıştır. Ayrıca son araştırmalar göstermiştir ki,
her koku hücresinde bin değişik koku reseptörü türünden
sadece birisi bulunur.27 (Bu konu
ilerleyen sayfalarda detaylı olarak anlatılacaktır.)
Burada göz önünde bulundurulması gereken önemli bir
gerçek vardır: Tüycük ifadesi okuyucuda basit bir yapıyı
çağrıştırabilir. Oysa bu tanımlama, sözü edilen yapının
sadece şeklini tasvir etmektedir. Gerçekte koku tüycükleri
eşi benzeri görülmeyen, olağanüstü bir haberleşme teknolojisine
sahiptirler. Mukus içinde eriyen koku molekülleri, koku
tüycüklerindeki özel reseptörlerle birleşirler. Koku
molekülü ile reseptör arasındaki ilişkinin anahtar-kilit
uyumuna benzediği düşünülmektedir. Moleküler detayları
henüz tam anlamıyla çözülemeyen karmaşık işlemler sonucunda
koku alıcı hücrede bir sinyal oluşur. Bu aşamada birçok
protein ve enzim üzerine düşen görevleri aksatmadan
yerine getirir.
(Şekil 10) Koku molekülünün
koku reseptörüne bağlanmasıyla hücrede oluşan
cAMP haberleşme hattının ana aşamaları.
|
Koku alıcı hücrelerin koku moleküllerinin taşıdığı
mesajları, elektrik sinyallerine dönüştürmesi oldukça
karmaşık bir işlemdir. Günümüzde, koku alıcı hücrelerdeki
haberleşme ağlarının sadece ikisi bilinmektedir. Söz
konusu haberleşmeyi kısaca ve olabildiğince basitleştirerek
şöyle anlatabiliriz:
(Şekil 11) Bazı kimyasal reaksiyonlar
sonucunda koku hücrelerinde ortaya çıkan elektrik sinyali
hücrenin aksonu boyunca hareket ederek koku soğancığına
gelir. |
Öncelikle cAMP (adenosine 3',5'-cyclic monophosphate)
aracılığıyla kurulan iletişimi inceleyelim. (Şekil 10)
Koku moleküllerinin reseptörlerle birleşmeleriyle koku
alıcı hücrede oldukça hızlı bir dizi işlem başlar. Öncelikle,
G-olf proteini aktif duruma gelir. Bu protein, AC enzimini
harekete geçirir. AC enzimi, ATP'nin cAMP'ye dönüşümünü
hızlandırır. cAMP hücredeki bir habercidir ve silyayı
hücre zarına birleştiren kanallara bağlanır. Bu durum,
kanalların açılmasına ve kalsiyum iyonlarının silyanın
içine girmesine yol açar. Kalsiyum iyonlarının girişi,
klorid kanallarının açılmasına ve klorid iyonlarının
silya dışına çıkış yapmalarına neden olur. Böylece başlangıçta
negatif yüklü olan hücre yüksüz duruma geçer ve bir
elektrik sinyali oluşur. Tek cümleyle özetlemek gerekirse,
bir dizi kimyasal reaksiyonun sonucunda elektrik sinyali
ortaya çıkar. Meydana gelen sinyal de hücrenin aksonu
boyunca hareket ederek, koku soğancığına ulaşır.
Bazı koku molekülleri de cAMP oranını
etkilemezler, fakat IP3 (inositol 1, 4, 5-trisphosphate)
konsantrasyonunu yükseltirler ki, bu da hücrede elektrik
sinyalini açığa çıkaracak işlemleri başlatır. Bu hücresel
haberleşme hattının, reaksiyon zincirine ilişkin aşamalar
henüz anlaşılamamıştır.28 Buna karşın
şu açıkça anlaşılmıştır ki, minicik hücrelerdeki haberleşme
göz kamaştırıcı bir tasarım ürünüdür.
Koku hücrelerinin bir ucunda bunlar olurken, diğer
ucundaki aksonlarda da şaşırtıcı işlemler meydana gelmektedir.
Hücrede açığa çıkan sinyal, akson yoluyla koku soğancığına
taşınır. (Şekil 11) Beynin ön bölümündeki
koku soğancığına ulaşmak için, 10 ile 100 arasında akson,
bir demet oluşturur ve topluca elek kemiğinin içinden
geçer.29 Hemen dikkatimizi çeken,
elek kemiğinin koku sinirlerinin geçişine olanak tanıyan
delikli yapısıdır. Kafatasının bu bölümündeki tasarım,
koku almadaki pek çok detaydan sadece birisidir. Aksi
takdirde, sinirlerin birbirleriyle bağlantı kurmaları,
dolayısıyla koku almak imkansız hale gelecekti. Koku
sistemini oluşturan tüm ayrıntıların olması, fakat kemiğin
geçit vermemesi durumunda dahi koku alamayacaktık. Hiç
şüphe yok, söz konusu sistemdeki her detayın olmazsa
olmaz bir önemi vardır.
Bu gerçekleri tek bir cümleyle özetlemek mümkündür:
Koku hücresindeki kusursuz haberleşme hücredeki özel
tasarımın sonucudur; bu tasarım da yaratılıştaki görkemin
sınırsız delillerinden birisidir.
EŞSİZ BİR HABERLEŞME MERKEZİ: KOKU
SOĞANCIĞI
(Şekil 12-13) Koku soğancığının
kafatasındaki yeri ve yapısının detayları. |
Koku soğancığı beynin ön bölümünde, koku bölgesinin
ve kafatasını oluşturan kemiğin hemen üzerinde yer alır.
(Şekil 12) İki koku bölgesine karşılık iki de koku soğancığı
bulunur; her birinin büyüklüğü bir bezelye tanesi kadardır.
Ancak bu küçüklüğüne rağmen, yaptığı işler bakımından
dev bir haberleşme merkezine veya üssüne benzetilebilir.
Koku alıcılarından gelen tüm sinyaller önce bu merkezde
toplanır. Milyonlarca bilgi yeniden düzenlenir ve buradan
da yorumlanması için, özel koku sinirleri kanalıyla
beyindeki koku korteksi, hipokampus, amigdala ve hipotalamusa
gönderilir. (Şekil 13) Yani bu minik organ, milyonlarca
koku hücresi arasındaki kusursuz koordinasyonun yürütüldüğü
yerdir. Şimdi, soğancığın içindeki haberleşmeyi biraz
yakından inceleyelim. Söz konusu koordinasyon merkezinin
neden benzersiz olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Soğancığa haber getirenler koku alıcı
hücrelerdir. Soğancıktan aldıkları mesajları beyine
taşıyanlar ise mitral hücrelerdir ve yetişkin bir insandaki
sayıları 50.000 civarındadır. Söz konusu iki grup hücre
arasındaki iletişim, soğancıkta yer alan ve "glomerulus"
denilen haberleşme birimlerinde kurulur. Hemen hatırlatalım
ki küresel bir biçimi olan bu haberleşme biriminin çapı
0.1 milimetredir.30
Tek bir soğancıkta yaklaşık olarak 2.000 glomerulus
bulunur. Her glomerulusda, 25.000 kadar koku alıcı hücrenin
aksonları ile 25 kadar mitral hücrenin dandritleri buluşurlar.31
Yukarıdaki rakamlara bir bütün olarak baktığımızda
ise ortaya daha hayret verici sayılar çıkar. Yani, milyonlarca
koku hücresinden gelen mesajlar on binlerce mitral hücreye
aktarılmaktadır. (Şekil 14) Milyonlarca bilgi, bir saniyenin
binde birkaçı gibi zaman aralıklarında ve hatasız bir
şekilde hücreler arasında yer değiştirmektedir. (Nöronlardaki
iletişim harikalarına burada yer verilmeyecektir. Bu
konuda
detaylı bilgi için bkz. Hormon Mucizesi, Harun Yahya,
Global Yayıncılık, 2001) Dahası, her
bir reseptörden gelen bilgilerin koku soğancığında toplanması,
yeniden düzenlenmesi ve organize edilmesi sonucunda
koku duyarlılığı daha da artmakta; yani eskisinden daha
mükemmel bir sonuç elde edilmektedir.32
Buradaki hatasız iletişimin ne anlama geldiğini şöyle
tasvir edebiliriz: Belirli bir bilginin bir milyon telefon
hattıyla taşındığını ve bu hatların sayısının bir santralde
aniden bine indirildiğini varsayalım. Böyle bir geçiş
durumunda, orijinal bilgilerde bir kayıp veya hata olmaması
düşünülemez. Ne kadar gelişmiş teknoloji kullanırsanız
kullanın, bunu önlemeniz mümkün değildir. Buna karşın,
koku hücreleri aynı görevi, yaşadığımız sürece kusursuz
olarak yapmaya devam ederler. Şurası bir gerçek ki,
koku soğancığındaki mesaj nakli hayranlık uyandıracak
bir tasarımın sonucudur.
|

(Şekil 14)
Koku soğancığındaki
tasarım son derece komplekstir. Yandaki şekilde sadece
farklı reseptörlere sahip iki tür koku hücresi (kahverengi
ve mavi), iki glomerulus ve birkaç hücre gösterilmiştir.
Koku alma sisteminde on milyonlarca koku hücresi, bin
farklı koku reseptörü, iki bin glomerulus, on binlerce
mitral hücre, kümelenmiş hücre, granül hücre ve periglomerular
hücre olduğunu hatırlatalım; bu gerçek göz önüne alınırsa
bahsedilen komplekslik daha iyi anlaşılır.
|
Yapılan son araştırmalar, koku soğancığındaki birçok
tasarım harikasının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Koku
hücrelerinin, koku soğancığındaki haberleşme birimleriyle
kurdukları bağlantılar çok büyük bir düzen içinde gerçekleşir.
Her koku alıcı hücrenin gideceği glomerulus bellidir.
Diğer bir ifadeyle, aynı tür reseptörden
gelen sinyaller belirli bir glomerulusda buluşurlar.
Koku bölgesinin farklı bölgelerinden gelen milyonlarca
koku hücresinin her biri, iki bin glomerulus arasından
kendilerine özel olana gelir.33
(Şekil 15) Bu gerçeği keşfeden araştırmacıların ortak
görüşü, farklı reseptörlerden toplanan bilgilerin son
derece organize olmuş bir biçimde yerleşmesidir.34
Dikkat edin, milyonlarca hücrenin her biri iki bin seçenek
arasından kendileri için tam doğru olanı bulur. Bu durum,
tesadüflerin arkasına sığınmaya çalışan evrimcilerin
hayallerini bir kere daha alt üst etmektedir.
(Şekil 15)Koku soğancığındaki
son derece kompleks haberleşmenin basitleştirilmiş gösterimi.
Bu şekilde, 1000
farklı koku alıcı hücre türünden sadece üçünün (mavi,
yeşil ve kahverengi) kendilerine özgü haberleşme birimlerinde
(glomeruluslarda) mitral hücrelerle (sarı renkli) kurdukları
bağlantılar tasvir edilmektedir. |
Koku
soğancığında bulunan diğer hücreler de "periglomerular"
ve "granül" hücrelerdir. Bunların da mesaj akışının
kesilmesi gereken anlarda devreye girdikleri ve engelleyici
rol oynadıkları düşünülmektedir.35
Buradaki kontrol mekanizmaları o derece karmaşıktır
ki, hala tam anlamıyla çalışma sistemi çözülememiştir.
İstanbul gibi büyük bir şehrin telefon ağını gözümüzün
önüne getirelim. Milyonlarca telefonun bağlı bulunduğu
böyle bir şebeke kendiliğinden oluşabilir mi? Telefonların
bağlı bulunduğu merkezler, yani telefon santralleri
tesadüfen meydana gelebilir mi? Hatta evrimcilerin iddia
ettikleri gibi, gereken her türlü malzemenin hammaddesi
bir araziye yığılsa ve milyonlarca sene beklense, söz
konusu haberleşme ağının kusursuz olarak oluşması mümkün
müdür?
Soruların yanıtları gayet açıktır. Ne kadar beklerseniz bekleyin,
değil şehrin telefon şebekesi, tek bir telefon hattı bile
ortaya çıkmaz. Zira telefon şebekesi bir tasarım ve mühendislik
eseridir; hassas ölçü ve hesaplarla planlanmış, düzenlenmiştir.
Bunun dışındaki her açıklama safsatadan ibarettir. Aynı şekilde,
koku soğancığının son derece kompleks yapısını kör tesadüflerle
açıklamaya kalkışmak da ileri derecede saçmalamaktır.
Koku soğancığındaki haberleşme sırasında en ufak bir
karışıklığa meydan verilmemesi, elbette hayranlık verici
bir yaratılış gerçeğidir. Bu kusursuz sistemi var eden,
her türlü detayını insanlara bir nimet ve lütuf olarak
yaratan alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Aksini iddia
edip, bu
sistemdeki mükemmel tasarımı başıboş ve kör tesadüflere
bağlayan kişiler için ise artık söylenebilecek bir söz
kalmamıştır. Çünkü yaratılış gerçeği tüm delilleriyle
apaçıktır. Böyle bir iddiada bulunan kişinin vicdanı
körelmiş, akıl ve mantığı tamamen devreden çıkmış, kendini
gerçekleri kabul etmemeye şartlandırmıştır. Kuran'da
iman edenlerin bu anlayışa sahip insanlara şu şekilde
hitap ettikleri bildirilir:
"... Seni topraktan, sonra bir damla
sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan,
gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar
mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime
hiç kimseyi ortak koşmam." (Kehf Suresi, 37-38)
"KOKU ALFABESİ"
90'lı
yıllarda araştırmacılar burnumuzda 1000 civarında değişik
koku reseptörü bulunduğunu saptamışlardır.36
Bu durum, bilim adamlarını oldukça şaşırtmıştır.
Çünkü koku alma sistemindeki reseptör çeşitliliğinin
görme, işitme ve tat alma sistemlerindekine kıyasla
kat kat fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca zaten
pek çok bilinmeyenle dolu olan sorular listesine bir
yenisi daha eklenmiştir. İlk anda akla gelen sorulardan
biri şöyledir: Nasıl olur da sadece 1000 değişik reseptörle,
10.000'den fazla farklı kokuyu algılayabiliriz?
Yiyeceklerin, çiçeklerin, içeceklerin
çeşit çeşit güzellikteki kokularını birbirinden ayırt
ederek algılayabilmemiz, Allah'ın insanlara verdiği
büyük bir nimettir. |
Bu sorunun yanıtını araştıran Amerikalı
ve Japon uzmanlar, 1999 yılında, koku sisteminin çalışma
sistemi hakkında bazı önemli bulgular elde ettiler.
Bu araştırmanın sonuçlarına göre, bir koku reseptörü,
çeşitli koku molekülleri ile bağlantı kurabilmektedir
ve bir koku molekülü değişik koku reseptörlerini harekete
geçirmektedir.37
Çalışmaların sürdürülmesiyle, koku sistemindeki özel
bir mekanizmanın varlığı gün ışığına çıkarıldı. Sözü
edilen araştırmacılardan birisi olan Linda Buck'un ifadesiyle,
bu mekanizma özel bir alfabedir.38
Bilindiği gibi, günlük hayatta kullandığımız kelimeler
ve cümleler harflerden meydana gelir. Söz gelimi, diğer
insanlarla iletişim kurmak için Türk alfabesindeki 29
harfi kullanırız. Harfler, tek başına herhangi bir anlam
ifade etmezler; ancak belirli biçimlerde dizilirlerse
ortaya anlamlı bir bütünlük çıkar.
Benzer bir şekilde, koku alma sisteminde de reseptörlerden
oluşan bir alfabe kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle
1000 değişik reseptör, 1000 farklı harfi temsil eder.
Koku bölgemizde her kokunun karşılığı olan bir reseptör
yoktur; bunun yerine farklı koku molekülleri belirli
reseptörleri uyarırlar. Bunlar da koku soğancığındaki
belirli glomerulusları harekete geçirirler. Meydana
gelen kokuya özel kombinasyon, kokunun kodunu oluşturur.
Söz gelimi, A kokusu, koku soğancığındaki
23, 246, 456, 799 numaralı; B kokusu ise 382, 573, 684,
812, 1245 numaralı haberleşme birimlerini uyarır. İşte
bu iki farklı kodlama, beyindeki koku korteksinde iki
ayrı koku olarak algılanır. Küçük bir matematiksel hesap,
milyonlarca değişik kokuyu ayırt edebilen bir mekanizmaya
sahip olduğumuzu gösterir.39
"Mutfak vanilya kokuyor" cümlesinin anlamlı olmasının
nedeni, alfabemizdeki harflerin belirli bir dizilimle
yan yana gelmeleridir. Aynı şekilde, mutfaktaki kokunun
"vanilya kokusu" gibi bir anlam ifade etmesi de reseptörlerin
ve glomerulusların belirli bir şekilde uyarılmasıyla
gerçekleşir.
Beyinde bulunan koku alma merkezi, farklı koku reseptörlerinden
gelen mesajları toplu olarak değerlendirir; 1000 değişik
reseptörün birbirleri ile uyumuna göre, "koku" olarak
tanımladığımız algı oluşur. Yani her reseptör, aslında
bir mozaiğin parçasıdır ve koku, mozaiğin tüm parçalarının
yerleşmesinden sonra ortaya çıkmaktadır.
(Şekil 16) Koku reseptör genleri,
20. kromozom ve Y kromozomu hariç bütün insan kromozomlarında
bulunur. Koku reseptör genleri açısından en zengini
ise 11. kromozomdur. |
Profesör J. Leffingwell reseptörlerin
belirli kombinasyonlarda birleşerek beyinde koku algılarını
doğurmalarını, harflerin kelimeleri, notaların
müzik eserlerini veya ikili kodun bilgisayar programlarını
meydana getirmelerine benzetir.40
Elbette her yeni bilimsel gelişme gibi, söz konusu keşif
de evrimciler açısından büyük bir hüsrandır. Zira harflerden
Shakespeare'in bir eserinin veya notalardan Mozart'ın
bir bestesinin tesadüfen oluşması olanaksızdır. Bunlarla
kıyaslanmayacak kadar kompleks bir işlem olan, koku
sistemi alfabesiyle kokuların tesadüfen meydana gelmesi
de imkansızdır. Hatta imkansız kelimesi bile bu durumu
tanımlamakta yetersiz kalır.
Kaldı ki, evrimcilerin koku reseptörlerinin
rastlantılarla oluştuğuna inanmaları bile, onları içinde
bulundukları zor durumdan kurtarmamaktadır. Çünkü bunlar
yaklaşık 1000 kadar gen tarafından kontrol edilmektedir.41
Daha açık ifade etmek gerekirse, koku
reseptörleri söz konusu genlerde daha önceden kodlanmış
bir plan doğrultusunda üretilirler. Ve koku reseptör
genleri 20. kromozom ve Y kromozomu hariç tüm kromozomlara
dağılmış durumdadır.42 (Şekil 16)
Tek bir koku reseptörüne ait genetik kodlamanın dahi
kendiliğinden veya tesadüfler neticesinde oluşması mümkün
değildir. 20. yüzyıldan önce yaşamış ve bilgisayar nedir
bilmeyen akıllı ve şuurlu tüm insanlar toplansalar sıradan
bir bilgisayar programını yazamazlar. O halde kör ve
şuursuz atomların, çiçeklerin, meyvelerin ve sayısız
kimyasal maddenin kokusunu algılayacak reseptörlerin
genetik şifrelerini yazmaları beklenebilir mi?
Şüphesiz, hayır!
Koku reseptörleri, koku hücreleri, koku alma sistemi
ve bunları kontrol eden genler, onları yaratan bir
Yaratıcı olmadan asla var olamazlar. Bu Yaratıcı,
"göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin
Rabbi" (Şuara Suresi, 24) olan Allah'tır.
KOKU SİNİRLERİNDEKİ MUCİZEVİ BAĞLANTI
Koku sinir hücrelerini diğer nöronlardan
ayıran önemli bir özellik vardır. Beynimizdeki yüz milyar
nöron hayatımız boyunca yenilenmezken, burnumuzdaki
milyonlarca koku alıcı hücre ortalama olarak 45 gün
yaşar. Bu sürenin sonunda ölenlerin yerlerini yenileri
alır.43 Yeni koku hücrelerinin inşa
edildiği yer de, koku bölgesindeki bazal hücrelerdir.
Bazal hücreler adeta koku hücresi fabrikası gibi çalışır;
sürekli ve düzenli üretim yaparlar.
Kafanın
şiddetli bir darbe aldığı bazı durumlarda da, mesela
bir trafik kazasında, koku sinirleri kafatasını oluşturan
kemiklerden elek kemiğinin arasında sıkışıp kopabilirler.
Eğer meydana gelen tahribat büyük değilse, yeni hücreler
görevi devralırlar ve böylece olası bir koku alma kaybı
önlenir. Birçok vakada koku duyusunun yeniden kazanıldığı
gözlenmiştir.44
Peki, nasıl olur da yeni hücreler yerleşmeleri gereken yerleri
hiç şaşırmadan, hata yapmadan bilirler? Nasıl olur da koku
bölgesindeki tam hedeflerine ulaşırlar? Nasıl olur da yeni
koku reseptörleri, eskilerinin koku molekülleriyle kurdukları
iletişimi hiçbir kayba ve hataya yer vermeden aynen sürdürürler?
Nasıl olur da reseptörler ile koku soğancığı arasındaki haberleşme
ağı eksiksiz ve hatasız bir şekilde tekrar kurulur?
Bu ve benzeri soruların yanıtları
bilim dünyasında büyük bir merak ve araştırma konusudur.45
Şu anda bilinen, hücreler arasındaki göz kamaştırıcı
mekanizmaların varlığı; bilinmeyen ise söz konusu mekanizmaların
detaylarıdır. Dikkat edin, yaklaşık olarak her 45 günde
bir milyonlarca koku hücreniz tamamen değişir. Ancak
siz, gülün kokusunu yine gül olarak, portakalın kokusunu
yine portakal olarak algılarsınız. Koku hücrelerindeki
devir teslim sırasında herhangi bir hata olsaydı, birçok
kokuyu yanlış algılayabilir veya fark edemeyebilirdiniz.
Oluşacak muhtemel bir karışıklığı düzeltmeniz de mümkün
olamayacağı için, koku duyunuz sizi sürekli yanıltır
ve büyük bir sıkıntı kaynağı olabilirdi. Ancak böyle
bir şey asla olmaz. Yeni sinir hücreleri, görevlerini
eksiksiz sürdürürler.
Burada
oldukça şaşırtıcı olan bir diğer nokta da, yeni koku
sinirlerinin koku soğancığına giden yolu hatasız bulabilmeleridir.
Burunda ve beyinde herhangi bir yön levhası yoktur;
yeni hücrelerin yol sorup öğrenebilmeleri de söz konusu
değildir. Koku sinirlerindeki bağlantıların hayatımız
boyunca, hiçbir hataya yer vermeyecek şekilde yenilenmesinin
olasılık hesaplarıyla açıklanması da mümkün değildir.
Milyonlarca koku sinirinin aralarındaki bağların tesadüfen
kurulduğu şeklindeki bir iddianın ise, İstanbul gibi
büyük bir şehrin telefon sistemini oluşturan kabloların
rüzgar, şimşek ve rastlantılarla hatasız döşenmesi iddiasından
hiçbir farkı yoktur. Hiç şüphesiz bunlar, sonsuz bir
ilim ve kudret sahibi olan Rabbimizin kusursuz yaratışının
ve eşsiz sanatının birer delilid
ir. Koku sistemini oluşturan her bir parça, her bir
hücre, her bir molekül ve her bir atom yaratıldığı ilk
günden itibaren onu yaratan sonsuz ilim ve akıl sahibi
Allah'ın ilham ettiği şekilde hareket etmektedir. Allah
her birine nasıl hareket etmesi gerektiğini tüm detaylarıyla,
an ve an bildirmektedir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde
şöyle açıklanmaktadır:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların
benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan
iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini
ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
|