| KUŞLAR
VE DİNOZORLAR ARASINDAKİ ÖNEMLİ
YAPISAL FARKLILIKLAR
ünümüzde
çoğu evrimcinin kabul ettiği iddiaya göre kuşlar, küçük
yapılı ve etobur theropod dinozorlardan, yani bir sürüngen
grubundan türemiştir. (Theropod dinozorlar,
Tyrannosaurus rex ve Velociraptor
gibi etobur dinozor türlerinin geneline verilen isimdir.)
Evrimcilerin bilimsel delillerle destekleyemedikleri
bu iddia için, ABD'nin ünlü bilim kuruluşu Smithsonian
Enstitüsü Kuşlar Bölümü Başkanı Storrs L. Olson, "çağımızın
en büyük aldatmacalarından biri" ifadesini
kullanmaktadır.35
Kuşlar ile sürüngenler arasında yapılacak bir karşılaştırma,
bu canlı sınıflarının birbirlerinden çok farklı olduklarını
ve aralarında bir evrim gerçekleşmiş olamayacağını bizlere
gösterecektir. Ancak evrimci yayınlara bakıldığında,
tüm bu farklılıkların göz ardı edildiği ve bunlar kolayca
aşılabilirmiş gibi senaryolar yazıldığı görülür. Bu
tür senaryolara masal üslubu hakimdir. Aşağıda ünlü
belgesel kanalı Discovery Channel'ın bilimsellikten
uzak evrimci anlatımlarından bir örnek yer almaktadır:
Kuşun evrimi en ateşli bilimsel
tartışmaların hala başlıca konularından biridir. Kuşların
ataları iki yüz milyon yıl önce sürüngen olarak ortaya
çıkmıştı. Ağaçlara çıkanlarda ilkel bir kanat oluşturacak
şekilde pullu bir tabaka oluştu. Bu kanatlar ağaçlardan
inmelerine yardımcı oluyordu. Elli milyon yıl sonra
Archæopteryx ortaya çıktı. Hala sürüngenler gibi dişleri
ve sert kemikleri vardı. Ama bu hayvanları diğerlerinden
ayıran özellik, tüylerinin olmasıydı. Tüyler de pullar
gibi keratinden meydana gelir. Ama daha hafif ve esnektirler.
Archæopteryx uçuyordu. Sonraki yetmiş beş milyon yıl
içinde uçma kabiliyeti giderek daha fazla gelişti
ve fazla olan her gram yok oldu. Daha hafif olmak
için dişlerini bile kaybettiler. İncelen kemikler
bal peteği şeklindeki dokularla güçlendirildi. Yaklaşık
elli milyon yıl önce memeliler artınca bunları avlayacak
kuşlar ortaya çıktı ve avcı kuşlar doğdu.36
Discovery Channel, bu tür masalsı bir üsluba
başvurarak, sürüngenlerden kuşlara geçişin son derece
makul olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadır. Böyle
bir yönteme ihtiyaç duyulmasının sebebi ise, evrimci
iddiaların herhangi bir bilimsel dayanaktan yoksun olması
ve aslında iki canlı türü arasında aşılmaz farklılıkların
bulunmasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bilimsel
bir gerçekmiş gibi aktarılan kuşun evrimi senaryoları,
gerçekte tamamen delilsizdir ve bu senaryoları destekleyecek
hiçbir ara geçiş fosili bulunmamaktadır.

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a
ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de
ve geçici bulunduğu yerini de ve geçici bulunduğu
yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta
(yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
|
Öncelikle kuşlar ve dinozorlar arasında hiçbir evrimci
açıklamayla kapatılamayacak derecede büyük bir "tasarım
farklılığı" vardır. Kuşlar uçmalarını sağlayan özel
bir anatomiye sahiptir. Evrim teorisi ise bu iki farklı
canlı türü arasında bir geçiş yaşandığına dair fosil
kayıtlarından bir delil sunamamaktadır. Bu nedenledir
ki, "kuşlar dinozorlardan türemiştir" teorisi, evrim
teorisini savunan bazı biyolog ve paleontologlar tarafından
da kabul edilmemektedir. Örneğin dünyanın en önde gelen
ornitologlarından (kuş bilimcilerinden) Alan Feduccia
(Kuzey Carolina Üniversitesi) ve Larry Martin (Kansas
Üniversitesi), kuşların bilinen herhangi bir dinozor
grubundan evrimleşmiş olamayacağı görüşündedirler. Özellikle
Feduccia, evrime inanmasına karşın, dinozorlar ve kuşlar
arasındaki farklılıkların çok büyük olduğunu ve dolayısıyla
kuşların dinozorlardan evrimleşmiş olamayacağını kanıtlarıyla
göstermektedir. Ünlü omurgalı paleontolojisi uzmanı
Robert Caroll ise bu konuda şu yorumu yapmaktadır:
Kuşlar, tüm omurgalı sınıfları arasında
açıkça en özgün gruptur ve en yakın akrabaları olduğu
ileri sürülen sürüngenlerle aralarında anatomi ve
yaşam şekli açısından dev farklılıklar vardır.37
Theropod dinozorları ile kuşların fosil kayıtları
ve anatomileri incelendiğinde, gerçekte ortada hiçbir
"evrimsel ilişki" olmadığı görülür. Alan Feduccia, theropodların
evrimleşerek uçmalarının imkansızlığını şöyle açıklar:
Bu kadar büyük iki ayağı, kısaltılmış
ön ayakları ve ağır kuyruğu olan bir canlının evrimleşerek
uçması biyofizik açıdan imkansızdır.38
Kuşlar ve dinozorlar arasında derin fizyolojik ayrılıklar
vardır. Herşeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik,
yani kanatlar, evrim için çok büyük bir çıkmazdır. Kanatların
kusursuz yapısının nasıl olup da evrimcilerin iddia
ettiği gibi birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda
meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin
ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma
-mutasyon- sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşmüş
olabileceğini evrimciler kesinlikle açıklayamamaktadır.
Ayrıca, bir kara canlısının kuşa dönüşebilmesi için
sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara
canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok
yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri
kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri
çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik
bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha
özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmaların,
evrimcilerin iddia ettikleri gibi yavaş yavaş, "birikerek"
oluşmaları ise imkansızdır.

Evrimcilerin "ara geçiş formu çıkmazı",
kuşların kökeni için de söz konusudur. Evrimcilerin
iddialarına göre kuşlardan evvel, "tek kanatlı",
"yarım kanatlı" canlıların yaşamış olması
gerekmektedir. Oysa böyle canlılar yaşamış olsaydı,
fosil kayıtlarının bunu destekliyor olması gerekirdi.
Ancak evrimci senaryoların kahramanı bu canlılar,
hayali çizimlerden ve hiçbir bilimsel delile dayanmayan
haberlerden öteye gidememiştir.
(1) Fosil kayıtlarında çok sayıda örneklerini
gördüğümüz tam bir dinozor.
(2, 3, 4) Böyle yarı gelişmiş canlıların geçmişte
yaşadıklarına dair en ufak bir delil yoktur.
(5) Binlerce örneğini gördüğümüz tam bir kuş.
|
Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün
yaşanmadığını görürüz. New Scientist dergisinin
"Birds Do It Did Dinasours?" (Kuşlar Bunu Yapıyorlar...
Peki ya Dinozorlar?) adlı makalesinde evrimciler açısından
problem oluşturan bu durum şöyle yer almıştır:
Ne varsayımsal ataları ne de onları
bilinen fosil kuşlara bağlayan geçiş formları bulunmamıştır.39
Bir sürüngenin sözde kuş özellikleri kazanabilmesi
için -evrimcilerin iddiaları doğrultusunda düşünürsek-
sayısız mutasyona uğraması gerekecektir. Örneğin sürüngenin
sadece ön ayaklarının kanatlara dönüşebilmesi için,
bu canlının çok sayıda aşamalı değişime uğraması gerekmektedir.
Ayağının genetik bilgisine isabet eden her mutasyon
ayakta küçük bazı değişiklikler yapmalı, her seferinde
ayak biraz daha fazla kanat özelliği kazanmalıdır. Örneğin
ayaklarında aşama aşama tüyler oluşmaya başlamalıdır.
Tüyler de yine aşama aşama oluşmalı, örneğin önce tüyün
sapı, sonraki kuşaklarda ise diğer unsurları belirmelidir.
Ayak parmakları her kuşakta biraz daha kaybolmalı, ayak
giderek daha çok kanata benzemelidir. Bu çok yavaş,
aşamalı değişimler ise fosil kayıtlarında gözlemlenmelidir.
Aynı durum canlının akciğerleri, pullarının tüylere
dönüşümü, kemiklerin yapısındaki değişimler ve diğer
özellikleri için de geçerlidir.
Unutmamak gerekir ki, evrimcilerin yaşandığını iddia
ettikleri bu ara aşamaların her biri canlı için dezavantajdır.
Evrimcilerin bir zamanlar yaşadıklarını varsaydıkları
bu canlılar, tam birer canlı olmadıkları için, eksik,
işlevini yapamayan organlarıyla yaşamlarını sürdüremeyecek
ve yok olacaklardır. Bu durum ise, daha en baştan evrim
teorisinin öne sürdüğü iddialarla çelişmekte; evrim
teorisi kendi iddialarıyla kendini geçersiz kılmaktadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sürüngenlerle kuşlar
arasında gerçekten bir evrim olsaydı, elimizde bunu
gösteren milyonlarca ara form fosili olmalıydı. Ancak,
bugüne kadar tek bir yarı sürüngen-yarı kuş fosili dahi
bulunamamıştır. Bulunan fosiller evrime delil olmadıkları
gibi, yaratılışın ispatı olan ya soyu tükenmiş kuşlara
ya da sürüngenlere aittirler. Medyada sık sık karşılaştığımız
dino-kuş hikayeleri ise, ileriki bölümlerde detaylarıyla
inceleneceği gibi göz boyamadan ibarettir. Bunların
hiçbiri kuşların sözde evrimindeki kayıp halka olma
özelliğine sahip değildir. Kendisi de bir evrimci olan
bilim yazarı Gordon Taylor, evrim teorisinin kuşların
kökeni ile ilgili çaresizliğini şu ifadelerle aktarır:
Kuşların kendilerini uçmaya adapte
edebilmek için etkilenmeyi başardığı sürüngenin yapısındaki
değişikliklerin sayısı oldukça geniştir, öyle ki gerçek
bir problem teşkil eder ve bu konuya biraz daha dikkat
vermemizi gerektirir. Öncelikle, pek çok değişiklik
hayvanın ağırlığını azaltmak içindir. Kemikler dardır
ve kafatası çok incedir. Dişlerle donanmış ağır çeneden
vazgeçmiştir ve hafif ancak katı bir gaga gelmiştir.
Beden sıkıştırılmış bir hale gelmiş, sürüngen kuyruğu
ve uzun ön kısım terk edilmiştir. Ağırlık merkezi,
ana yapının altına asıl kasların yerleşmesi ile azaltılmıştır.
Böbrek, yumurtalık gibi çift organların bir tanesi
feda edilmiştir. Pelvis ise yere inerken inmenin şokunu
azaltması (emmesi) için güçlendirilmiştir. Bacaklar
ve ayak en aza indirilmiştir, beden içindeki kaslar
onları hareket ettiren kasların yerini aldıklarından,
buradaki kaslar kaybolmuştur. Beyin de değişikliğe
uğramıştır; denge ve koordinasyon problemlerini halledebilmek
için daha geniş bir beyincik gelmiş, daha geniş görsel
kortekse sahip olunmuştur. Şimdi görme, kokudan çok
daha fazla önem arz etmektedir. Daha az belirgin olan
ancak çok daha dikkate değer olan ise vücut mekanizmasındaki
değişimdir.
Uçmak için enerjiyi üretmek üzere kuş çok fazla yakıt tüketmelidir
ve yüksek ısıyı korumalıdır. Kuşlar sadece çok yemekle kalmazlar.
Meyve yetiştirenler bilirler veya görmüş olabilirler, sakrak
kuşu sistematik olarak zengin bir ağaçtaki her bir tomurcuğu
yok eder. Aynı zamanda gırtlaklarında rezerve yakıt depolayabilecekleri
bir kese bulunur. Kalpteki bölümler tamamlanmıştır, böylece
daha fazla kanı idare eder. Akciğerler de sadece genişlemekle
kalmamış, vücut içerisindeki hava boşlukları tarafından
doldurulmuştur. Bizim gibi kara canlılarında akciğerlerdeki
havanın çoğu sabit olarak durur, normal bir nefeste çok
küçük bir oranı değiş tokuş ederiz. Kuş, içine çektiği havayı
akciğerlerden hava keseciklerine geçirir, her nefes ile
birlikte bu miktar değiş tokuş edilir. Bu sistem, uçuş esnasında
kaslar tarafından üretilmiş olan ısıyı dağıtmaya da yarar.
Uygun değişimin böylesine güzel şekilde tesadüfen meydana
geldiğini gözde canlandırmak, hayal gücünü zorluyor.40
Gordon Taylor, kuş evriminin neden imkansız olduğunu
açıklamaktadır; ama buna karşın pek çok evrimci bu imkansız
duruma inanmakta ısrarlıdır. Bunun nedeni sahip oldukları
felsefi ön yargılarıdır. Evrimciler, Allah'ın yaratışını
inkar etmek için iddialarına körü körüne bir bağlılık
gösterirler. Söz konusu iddialarını destekleyen hiçbir
geçerli delil olmamasına; tam tersine iddiaları defalarca
çürütülmesine rağmen, yine de yaratılış gerçeğini kabul
etmezler.
Konuya ön yargısız bakan her insan, bilimin ortaya
koyduğu sonucun "yaratılış" olduğunu görecektir. Bu,
aynı zamanda Kuran'da bildirilen bir gerçektir. Kuran'da
"Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her
canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir..."
(Şura Suresi, 29) ve "Sizin yaratılışınızda
ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan
bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi,
4) şeklinde buyurulmaktadır. Başka ayetlerde ise Allah
canlılardaki çeşitliliği şöyle bildirmektedir:
Ellerimizin yaptıklarından kendileri
için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı?
Böylece bunlara malik oluyorlar. Biz onlara kendileri
için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir,
bir kısmını(n da etini) yiyorlar. Onlarda kendileri
için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine
de şükretmeyecekler mi? Yardım görürler umuduyla,
Allah'tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların)
kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri
onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. (Yasin
Suresi, 71-75)
KuŞlarda UçuŞ İçİn YaratIlmIŞ Özel Kemİk YapISI
Kuşlar ve sürüngenler arasında birçok yapısal farklılık
bulunur. Bunların en önemlilerinden biri kemiklerin
yapısıdır. Çünkü uçuş açısından kemiklerin yapısı, kuşlar
için son derece önemlidir. Kemiklerin hem sağlam hem
hafif olmaları gerekmektedir. Kuşlarda -tam ihtiyaca
yönelik olarak- kemikler ince, içi boş ve -bu boşluklu
yapısına rağmen- oldukça sağlamdır. Bu şekilde hafif
olan kemikler kuşların daha rahat uçmalarını sağlamaktadır.
Ayrıca kuş iskeleti, hava direncini en aza indiren dar
kemiklerden oluşmuştur. Bu kemikler havalanmak ve havada
kalmak için gerekli olan enerji miktarını da azaltmaktadır.
Sürüngenlerde ise kemikler ağır, kalın ve dolgulu yapıdadır.

Bir Fregat kuşunun kemiklerinin toplam ağırlığı
118 gramdır. Bu miktar, hayvanın tüylerinin toplam
ağırlığından daha azdır. Kemiklerin bu derece
hafif olması uçuş açısından son derece önemli
rol oynar. Kuşlarda -tam ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde- kemiklerin ince, içi boş ve sağlam olması,
evrimcilerin tesadüf iddialarını geçersiz kılan
örneklerden biridir. Yüce Rabbimiz, Kuran'da bildirildiği
gibi " ... herşeyi yaratmış, ona
bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir."
(Furkan Suresi, 2) |
Kuş kemiklerinin içi boş olmasına rağmen, iskelet,
hayvanın sahip olduğu kuvvete oranla fazlasıyla güçlüdür.
Örneğin 18 cm uzunluğundaki kocabaş kuşu, bir zeytin
çekirdeğini kırmak için gagasıyla ona 68.5 kg'lık bir
basınç uygulayabilir. Kara canlılarınkinden farklı olarak
kuş iskeleti, omuz, kalça ve göğüs kemerleri birbirine
kaynaşmış bir şekilde birleşiktir. Bu tasarım kuşa daha
sağlam bir yapı kazandırmaktadır. Ayrıca bu sayede kemiklerin
birarada durması için kullanılan kas miktarı azalır
ve kuşun daha hafif olması mümkün olur. Kuş iskeletinin
bir başka özelliği, başta belirttiğimiz gibi diğer bütün
omurgalı canlıların iskeletinden hafif olmasıdır. Örneğin
bir güvercinin iskeleti, hayvanın vücut ağırlığı toplamının
sadece %4.4'ünü oluşturmaktadır. Bir Fregat kuşunun
kemiklerinin toplamı ise 118 gram gelmektedir ve bu
miktar, hayvanın tüylerinin toplam ağırlığından daha
azdır. Ünlü bilim dergisi Nature'ın editörü Henry Gee,
kuşların bu özelliğini şöyle aktarmaktadır:
Kuşların göğüs kemikleri güçlü kaslar
için dayanak noktası görevini görecek şekilde geniştir.
Köprücük kemikleri sıkı, birbirine kenetlenmiş ve
bükülmezdir. Her ne kadar birbirine bağlanmış kaburga
kemikleri eğilmez, bükülmez bir kafesi oluştursalar
da, kemiklerin çoğunun içi oyuktur; boru biçiminde
çelik gibi hafif ve aynı zamanda güçlüdürler. Leğen
ve kuyruk sokumu kemikleri sağlam bir yapı oluşturacak
şekilde birbirine kaynamıştır. Sonuçta kuşların bedeni,
hafiflikle gücü birleştirmektedir.41
Kuşların söz konusu özgün anatomisi, sürüngenlerden
tümüyle farklıdır. Ancak buna rağmen, hiçbir somut delile
dayanmayan "dinozor-kuş evrimi" senaryosu ısrarla savunulmaktadır.
(Bu konu ile ilgili örneklere ileriki bölümlerde detaylı
olarak değinilecektir.)
Bu arada bazı kavramlar da yanlış
anlaşılarak teoriye delil zannedilmektedir. Örneğin
bazı evrimci yayınlarda, dinozorların kalça kemiklerindeki
farklılıklardan yola çıkılarak, kuşların dinozorlardan
evrimleştiği öne sürülmektedir. Söz konusu kalça kemiği
farklılığı, Saurischian (sürüngen-benzeri kalça
kemerliler) ve Ornithischian (kuş-benzeri kalça
kemerliler) gruplarına bağlı dinozorlar arasındadır.
İşte bu "kuş-benzeri kalça kemerli dinozorlar" kavramı,
zaman zaman "dinozor-kuş evrimi" iddiasına bir delil
olarak algılanmaktadır. Oysa söz konusu kalça kemeri
farklılığı, kuşların sözde atalarının dinozorlar olduğu
iddiasına hiçbir destek sağlamamaktadır. Çünkü Ornithischian
(kuş-benzeri kalça kemerliler) gruplarına bağlı dinozorlar,
diğer anatomik özellikleri açısından hiçbir şekilde
kuşlara benzemez. Örneğin kısa bacaklara, dev bir gövdeye,
zırha benzer pullu bir deriye sahip olan (hatta savaş
tanklarına benzetilen) Ankylosaurus, Ornithischian
grubuna bağlı kuş-benzeri kalça kemerli bir dinozordur.
Buna karşılık, bazı anatomik özellikleri ile kuşlara
benzetilebilecek olan, uzun bacaklı, kısa ön ayaklara
sahip ince yapılı Struthiomimus ise Saurischian
(sürüngen-benzeri kalça kemerliler) grubuna dahildir.42

Ornithischian (kuş-benzeri kalça kemerlilere ait)
kalça kemiği (üst sağ)
Saurischian (sürüngen-benzeri kalça kemerlilere
ait) kalça kemiği (üst sol)
Evrimciler dinozorların kalça kemiklerindeki farklılıkları da evrimci propagandaya
malzeme yapmaktadırlar. Ancak söz konusu kalça
kemiği farklılığı kuşların atalarının dinozorlar
olduğu iddiasına hiçbir destek sağlamaz. Çünkü
iki canlı grubu arasında daha aşılması gereken
çok büyük anatomik farklılıklar vardır.
|
Kısacası, kalça kemeri yapısı, hiçbir şekilde dinozorlar
ile kuşlar arasında evrimcilerin iddia ettiği gibi bir
ilişki olduğuna dair delil oluşturmamaktadır. "Kuş-benzeri
kalça kemerli dinozorlar" tanımı, sadece benzerlikten
kaynaklanan bir tanımdır ve iki canlı grubu arasındaki
diğer büyük anatomik farklılıklar, bu benzerliği evrimci
bir bakış açısıyla dahi yorumlamayı imkansız kılmaktadır.
"Kuşlar dinozorlardan türemiştir"
teorisiyle ilgili daha pek çok problem vardır. Theropodların
ön ayakları en eski kuş olarak kabul edilen Archæopteryx'e
kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların
ağır vücutları da düşünüldüğünde, ayakların bir tür
"ön-kanat"a (proto-wing) dönüşmesinin mümkün olmadığı
açıkça görülmektedir. Theropod dinozorların
çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek
kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir
benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir.
Ayrıca dinozorların -kuşların atası olamayacağına dair-
ön bacak yapılarında da çok güçlü deliller vardır. Feduccia
tarafından yönetilen bir ekip, kuş embriyolarını mikroskop
altında incelemiş ve bu çalışmaları Science
dergisinde yayınlanmıştır.43 Feduccia
ve ekibinin bulguları şu şekilde rapor edilmiştir:
Yeni araştırma, kuşların dinozorların
sahip olduğu embriyonik başparmağa sahip olmadığını
gösteriyor ki, bu da bu türlerin yakından ilişkili
olmasının neredeyse imkansız olduğunu gösterir.44
Bir
sürüngenin vücudundaki kemiklerin yapısı, şekli gibi
vücut içindeki düzeni de kuşlarınkinden tamamen farklıdır.
Bir dinozorun iskelet yapısının uçmaya elverişli bir
kuş iskeletine zaman içerisinde, kendi kendine dönüşmesi
kabul edilebilir bir iddia değildir. Öncelikle her iki
canlı türünün de -dinozorlar ve kuşlar- sahip oldukları
kemiklerin her biri belli bir amaçla bulundukları yerdedir.
Şekilleri de her canlının ihtiyacına göre yaratılmıştır.
Kafatası büyüklüğü, omurlarının sayısı, bacak uzunluğu,
katlanmaya uygun kanat kemikleri, uçuş için gerekli
göğüs kemiği, gagası vs. her biri kuşun yaşam şekline
uygun olarak yaratılmıştır. Şayet evrimcilerin iddia
ettiği gibi aşama aşama bir dönüşüm olsaydı, çok sayıda
deforme iskelete rastlamamız gerekirdi. Örneğin kuşlarda
tek kol önce gelişmiş, tek kol sonra gelişmiş olabilirdi;
ya da bir kol kısa bir kol uzun olabilirdi; küçük bedene
büyük kafatası olup dengeyi bozabilirdi; ayak parmaklarına
ait kemikler ters yöne bakabilir ve yine denge bozulabilirdi.
Boyun bölgesindeki omurlar gelişmemiş ya da hepsi birbirinden
farklı büyüklüklerde sinirlere baskı yapacak biçimde
olabilirdi... Bu ihtimaller sayısızdır. Eğer evrimcilerin
iddia ettikleri gibi bir canlının kemikleri rastgele
düzenlenmiş olsaydı, bu sakat veya eksik yapıların çok
yüksek oranlarda ortaya çıkması gerekirdi. Ancak yeryüzü
katmanları hep düzgün yapılara ait, hep kusursuz, hep
mükemmel fosillerle doludur. Bu konu -ara geçiş formu
eksikliği- evrimcilerin yüzleşmek istemedikleri açmazların
başında gelir. Bu durum açıkça göstermektedir ki, canlılar
birbirlerinden türememişlerdir; her biri ayrı ayrı özgün
yapılarıyla yaratılmıştır.
Sürüngen-kuş evrimi teorisi, tarihe Darwinizm'in ne
denli büyük yanılgılara yol açabileceğinin bir örneği
olarak geçecektir. Bunu şimdiden gören bilim adamları
gerçeği dile getirmektedirler. Örneğin Alan Feduccia
şöyle demektedir:
25 sene boyunca kuşların kafataslarını
inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir
benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan
evrimleştiği teorisi, paleontoloji alanında 20.
yüzyılın en büyük utancı olacaktır.45
Kansas Üniversitesi'nde eski kuşlar üzerinde uzman
olan Larry Martin ise şunu söylemektedir:
Doğrusunu söylemek gerekirse,
eğer dinozorlarla kuşların aynı kökenden geldiklerini
savunuyor olsaydım, bunun hakkında her kalkıp konuşmak
zorunda oluşumda utanıyor olacaktım.46
KUŞLARIN KEMİKLERİNDEKİ UÇUŞA
ELVERİŞLİ TASARIM YARATILIŞIN DELİLLERİNDEN BİRİDİR
|
Pelvik
kuşak:
Kuşun leğen kemiğinde (pelvis) de bu birleşik yapı
hakimdir. Kalça, kasık ve kuyrukla ilgili kemikler,
bacak, kuyruk ve karın kaslarının yapışması için
birleşmiştir. Bu birleşim güç sağlar. Kuşun kuyruğu
ile ilgili kemiklerin birleşik olması ise kuyruktaki
tüyleri ve kasları destekler. Bu yapı kuş için çok
önemlidir, çünkü kuşun kuyruğu uçuş esnasında dümen
görevi görür.
|
Göğüs:
(thorax/toraks)
Ucu çengel gibi duran çıkıntılar, kuşun göğsünde
bulunan yedi kaburganın geriye doğru bakan uzantılarıdır.
Bu uzantılar, akciğer ve kalbin çevresindeki göğüs
kafesi boşluğunu güçlendirirler. Bu da, yaşam için
gerekli organları, uçuş sırasında oluşan kuvvetten
ve dalıcı kuşları da suyun altında maruz kaldıkları
basınçtan korur.
Öndeki beş kaburga ise omurgayı sternuma bağlar.
Göğüse ait bu omurlar, kanat çırpma ile oluşan kıvrılma
ve eğilmelere karşı koymak için sıkı sıkıya bağlı
durumdadırlar.
|
Baş
ve Boyun:
Kuş kafatasındaki en belirgin farklılık, dişlerinin
ve onları destekleyecek ağır çene kemiklerinin bulunmamasıdır.
Kuşlarda çiğneme hareketi, kuş midesinin iki odacığından
biri olan ve kuş gövdesinin yer çekimi merkezine
önemli ölçüde ağırlık oluşturan taşlığa kaydırılmıştır.
Bu da uçuşun daha az yorucu olmasını sağlar. Ayrıca
kuşların yüz kemikleri ve gagaları da yoğun değildir,
onun yerine güç kaybı olmadan ağırlığı azaltacak
şekilde örülmüş ağ benzeri bir yapı vardır.
|
Kanat
ve El:
Kolun yapısı, üst kol kemiğini (humerus), ön kol
kemiğini (radius), dirsek kemiğini (ulna) ve bilek
kemiğini (carpal) içerir. Kuşlarda, temel uçuş kasları
yalnızca kol kemiklerine bağlıdır; bu yüzden etkili
kuvvete karşı dayanıklıdırlar. Kuşların üst kol
kemiği de, zorlu kuvvetlere dayanıklılık sağlayacak
şekilde kısa ve sağlamdır. Dirsek kemiği üzerindeki
çıkıntılar, ikincil uçuş tüylerinin kanat kemiklerine
bağlandığı yerlerdir. Kuşun elindeki kemikler (bilek
ve el tarağı kemiği) ise birincil uçuş tüylerine
tam destek verecek şekilde birleşmiştir.
|
Bacak
ve Ayaklar:
Kuşların bacaklarındaki kemiklerin -uyluk, incik
(kaval kemiği) ve fibula (kayış kemiği)- dizilimi
de son derece özeldir. Aşağı bacak kemiklerinin
geniş bağlanma noktaları, kalkış, iniş, koşma ve
sekme gibi hareketlerde sarsıntının emilmesinde
yardımcı olurlar. Ayakların alt kısmında bulunan
kemikler de birleşiktir. Bu yapı ayak sesini kısmen
emen ekstra bir uzunluk oluşturur. Koşarken ya da
sıçrarken ileriye doğru atılmak için fazladan güç
sağlar. Kuşlar ayaklarının değil ayak parmaklarının
üzerinde yürüdükleri için, ayak parmakları da gövdeyi
dengeli bir biçimde taşıyacak özel bir tasarıma
sahiptir.
|
Pektoral
Kuşak:
Kol ve bacak kemiklerindeki kemikli destektir. İskeletin
kanat çırpmasını mümkün kılan en belirgin parçalarından
biri sternum çıkıntısıdır. Bu, kanatları kaldıran
ve indiren kasları destekler. Yoğun kanat çırparak
uçan kuşlarda omurganın yassı kemiği çok genişken,
süzülerek uçan kuşlarda daha dardır.
Trioseal kanal, kanatları kaldıran kaslara yapışık
tendonlar için bir çeşit kasnak oluşturur, böylece
onlar da omurgaya bitişik olarak bulunurlar. Geniş,
birleşmiş köprücük kemikleri (toplu olarak furkula
olarak adlandırılır) uçuş esnasında ciddi şekilde
büzülen kasların esnemesine imkan sağlar ve bu yapı
yalnızca kuşlarda bulunur. Geniş korakoid kemikler
ise göğüse, uçuş kaslarının kuvvetine karşı destek
sağlarlar. Aksi takdirde, göğüs uçuş sırasında büyük
hasar görürdü.
|
KuŞ AkcİĞerİndekİ Özel TasarIm
Kuşların sürüngenlerden evrimleştiği iddiasını geçersiz
kılan bir diğer örnek de kuşların akciğerlerindeki özel
tasarımdır. Omurgalı kara canlılarıyla kuşların solunum
sistemleri karşılaştırıldığında, birbirinden tamamen
farklı şekilde çalışan yapılar oldukları görülür. Kuşların
oksijen ihtiyacı, kara canlılarına göre çok daha fazladır
ve hücrelere oksijenin iletilmesi çok çabuk gerçekleşmelidir.
Dolayısıyla bir kara canlısının akciğeri, kuşun ihtiyacı
olan yeterli oksijeni sağlayamaz. Nitekim kuşların akciğerleri,
uçuş için gerekli oksijeni sağlayacak şekilde özel bir
yaratılışa sahiptir.
Omurgalı kara canlılarının akciğerleri "çift yönlü"
bir yapıya sahiptir: Nefes alma sırasında, hava akciğerdeki
dallanmış kanallar boyunca ilerler ve "alveoli" denilen
küçük hava keseciklerinde son bulur. Oksijen-karbondioksit
alışverişi burada gerçekleştirilir. Ancak daha sonra,
kullanılmış olan bu hava, tam ters yönde hareket eder
ve geldiği yolu izleyerek akciğerden çıkar, ana bronş
yoluyla da dışarı atılır.
Kuşlarda ise hava akciğer kanalı boyunca
"tek yönlü" hareket eder. Akciğerlerin giriş ve çıkış
kanalları birbirlerinden farklıdır ve hava daimi olarak
akciğer içinde tek yönlü olarak akar. Böylece kuş, havadaki
oksijeni kesintisiz olarak alabilir. Uluslararası bilim
dergisi Nature'ın editörü olan evrimci yazar Henry Gee,
kuşlardaki tasarımdan bahsederken, "Kuşlar olağanüstü
bir nefes alma düzenine sahiptir. Akciğerler, vücutta
başka yerlerdeki ve hatta oyuk kemiklerdeki geniş hava
boşluklarını da kapsayan, tek yönlü bir hava işleme
sisteminin sadece bir bölümünü oluştururlar."47
demektedir.
Kuş nefes aldığında, hava nefes borusundan hem akciğere
hem de arka hava kesesine akar ve akciğerlerdeki mevcut
hava da öndeki hava kesesine dolar. Kuş aldığı nefesi
verdiğinde, arka hava kesesinde olan temiz hava akciğere
geçer ve ön hava kesesinden nefes borusu yoluyla dışarı
çıkar. Nefes alış-veriş sırasında gerçekleşen her iki
devrin, kuşun aldığı tek bir nefes için bile mutlaka
tam olarak gerçekleşmesi gerekir. Kuşların akciğerlerinde
memelilerin ciğerlerinde bulunan "alveoli" yerine, akciğer
boyunca uzanan milyonlarca küçük tüp bulunur.
Bu kompleks hava kesesi sisteminin amacı, kuş akciğerlerindeki
hava akışının aynı yönde -arkadan öne- kesintisiz olarak
gerçekleşmesini sağlamaktır. Bu, akciğerdeki hava akış
yönünün, nefes alıp verme esnasında tersine döndüğü
sürüngen veya memelilerdeki sistemden farklıdır. Kuşlarda
hava akışının tek bir yönde olması, havadaki oksijenin
daha etkili kullanılmasını sağlar.
Kuşların kendilerine özel bu verimli solunum sistemi,
hava direncini en aza indirir; havalanmak ve havada
kalmak için gerekli enerji miktarını azaltır. Uçmak
için gerekli yapılardan biri olan furkulum
kemiğine yapışık, iyi gelişmiş göğüs kasları da kanat
çırpma hareketine güç sağlar. Kanattaki uzun tüyler,
uçak kanadı gibi işlev görerek uçuş için gerekli olan
kaldırma kuvvetini oluştururlar.
Kuşların diyaframı
yoktur, bu yüzden akciğerlerde havayı hareket ettirmek
için, kemiklerin içine doğru uzanan hava keseciklerindeki
basınç değişikliklerinden faydalanırlar. Çoğu kuşun
sekiz hava keseciği bulunur. Bu hava kesecikleri solunum
yolu boyunca havayı hareket ettirmek için adeta bir
körük sistemi gibi çalışırlar. Birçok hava keseciği,
"pönomatik (basınçlı hava ile işleyen) kemikler" olarak
tanımlanan kemiklerin içine doğru ilerler.48
Bu özel yaratılış sayesinde, memelilerin ve sürüngenlerin
aksine, kuşların akciğerleri her zaman şişik olarak
kalır ve akciğerlere düzenli olarak taze hava sağlanmış
olur.49
Kuşun akciğer yapısındaki bu sistem, yüksek enerji
ihtiyacını karşılayacak en mükemmel yapıdır. Yeni Zelanda
Otega Üniversitesi'nden moleküler biyolog Michael Denton,
kuşların bu özel yapısından şöyle bahsetmektedir:
Kuşlarda ana bronş, akciğer dokusunu
oluşturan tüplere ayrılır. Parabronşi diye adlandırılan
bu tüpler sonunda tekrar birleşerek, havanın akciğerler
boyunca tek bir yönde devamlı akımını sağlayacak sistemi
meydana getirirler... Kuşlardaki akciğerlerin yapısı
ve genel solunum sisteminin çalışması tümüyle kendine
özgüdür. Kuşlardaki bu "avien" sistemi başka hiçbir
omurgalı akciğerinde bulunmaz. Üstelik bu sistem,
sinek kuşları, devekuşları ve atmacalar gibi çok çeşitli
kuşlarda bile tüm temel detaylar açısından aynıdır.
Bu sistem bütün kuş türlerinde aynıdır.50
Tek yönlü hava kanalı sadece kuş akciğerinde bulunan,
özgün bir tasarımdır. Böyle kompleks bir yapının aşamalarla
ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü canlının hayatta
kalması için söz konusu tek yönlü hava kanalı sistemi
ve akciğerler kusursuz bir şekilde ve her an var olmalıdır.
Aksi takdirde akciğeri çalışmayan bir canlının birkaç
dakikadan fazla yaşaması mümkün olmayacaktır. Michael
Denton kuş akciğerinin kökenine evrimci bir açıklama
getirmenin imkansızlığını ise şöyle belirtir:
Böyle tamamen değişik bir solunum
sisteminin, azar azar küçük değişikliklerle
standart omurgalı tasarımından evrimleşmiş olduğu
iddiası, düşünülmeden ortaya atılmış bir tezdir. Solunum
faaliyetinin ... hiç aksamadan korunması, organizmanın
hayatını sürdürmesi için gereklidir. En küçük
bir eksik fonksiyon, ölüme sebep olacaktır.
Kuş akciğeri de, içinde dallanmış olan parabronşlar
ve bu parabronşlara hava temin edilmesini sağlayan
hava kesesi sistemi en üst düzeyde gelişmiş olana
kadar ve beraber, iç içe geçmiş, mükemmel bir şekilde
işlevini yapana kadar, bir solunum organı olarak görev
yapamaz.51
Kısacası, kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçiş
iddiasının gereği olan ara aşamaların hiçbiri, canlının
yaşamını sürdürebilmesi için uygun değildir. Yapısı
tamamlanmamış bu akciğerler işlevsel olmayacağı için,
böyle bir ihtimal söz konusu değildir. Çünkü bir canlının,
kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçmesi için
gerekli olan değişimlerin, zaman içinde birikerek oluşmasını
bekleyecek vakti yoktur. Eğer kuş, iki akciğer tipinden
birine eksiksiz olarak sahip olmazsa ölecektir. Bu durum
kuşlara özgü bu anatominin doğal seleksiyon ve mutasyon
gibi bilinçsiz mekanizmalarca oluşturulamayacağını görmek
için yeterlidir. Kuş akciğeri, canlıları Allah'ın yarattığının
sayısız delilinden sadece biridir.
Allah'ın
Yaratma Sanatının Bir Örneği: Kuş Akciğerleri
Kuş nefes aldığında hava, arka hava keseciklerine
(1) doğru hareket eder. Bunlar, daha sonra havayı
akciğerin (2) içine iterler ve hava akciğerin
içinden geçerek ön hava keseciklerine (3) akar.
Hava, kuş nefes verdiğinde, ön hava kesecikleri
tarafından dışarı atılır. Akciğer, sürüngenlerde
veya memelilerde olduğu gibi genişlemez ve büzülmez.
Oksijeni akciğerden toplayan kan, havanın aksi
yönünde akar. Böylece en düşük oksijeni (çizimde
mavi düşük oksijeni, kırmızı yüksek oksijeni
göstermektedir) taşıyan kan, havaya maruz kaldığında
en düşük oksijen oranına sahiptir. En yüksek
oksijene sahip kan ise daha da yüksek oksijen
konsantrasyonuyla havayla buluşur.
Dolaşımın her bölgesinde, havanın
içinde bulunan oksijen konsantrasyonunun temasta
olduğu kandan daha fazla olmasını sağlar. Havadan
kana yapılan oksijen naklinin etkinliğini en yüksek
dereceye eriştirir. Bu, karşı-akım değişimi (counter-current
exchange) olarak bilinir. Bu kadar etkin akciğerler
kuşlara uçuşun gerektirdiği enerji talebiyle,
özellikle de yüksek rakımlarda- başa çıkmalarında
yardımcı olur.
Tüm bunlar, ortada çok kusursuz
bir tasarım olduğunu göstermektedir. Bu tasarım,
hem evrim iddiasına yönelik yıkıcı bir darbe,
hem de yaratılışın delillerinden sadece biridir.
1.Arka hava kesecikleri
2.Akciğer
3.Ön hava keseleri (Bir kısmı kuşun içi boş kemiklerinin
içindedir)
|
Michael Denton'a göre, sürüngen akciğerinin, küçük
değişiklikler sonucu kuş akciğerine dönüşmüş olması,
bu süreç boyunca işlevsel kalması ve her aşamada canlıyı
daha avantajlı hale getirmesi hayal gücünün ötesindedir.
Nitekim evrimcilerin iddialarına göre sürüngenden kuş
akciğerine geçişin, diyaframı tamamlanmamış zayıf bir
canlı ile başlamış olması ve doğal seleksiyonun bu sözde
ara geçiş canlısını elemesi gerekirdi. Denton da kendisiyle
yapılan bir röportajda, bu tür bir geçişin olamayacağını
ifade ederek, Darwinizm'in iddialarını akciğer örneği
üzerinden şöyle eleştirmektedir:
(Darwinizm'in) Açıklamayı başaramadığı
en temel model, başlıca organizma türlerinin çok açık
biçimde benzersiz ve diğerlerinden ayrı özelliklerde
olmalarıdır. Benim bu teoriyle en temel problemim
şu aslında; bir kuşun akciğerinden kaya yengecinin
gözüne kadar öylesine ileri derecede komplike organlar,
sistemler ve yapılar var ki, bu şeylerin tesadüfi
değişimler sonucu zaman içinde birikerek meydana gelmiş
olabileceğine ihtimal veremiyorum.
Tüm bu şeylerin küçük tesadüfi değişimlerle birikerek
geliştiğini tümden kabul etmek, bence sağduyuyu
çok açık biçimde reddetmek anlamına geliyor. Bu, özellikle
öne sürülen vakaların çoğu için tamamıyla saçma bir
iddia. Çünkü hiç kimse bunun nasıl meydana
geldiği hakkında güvenilir bir açıklama düşünemiyor.
Ve bu da herkesin değinmeden geçtiği, herkesin bir
kenara attığı ve gözlerden gizlemeye çalıştığı, anlaşılması
çok zor bir soru.
Doğadaki bu kompleks adaptasyonların bir dizi ara
geçiş formuyla açıklanamayacağı bir gerçektir. Bu
da çok temel bir sorundur. Sağduyu, bana bir şeylerin
yanlış olduğunu söylüyor.52
Yukarıdaki
ifadelerden anlaşıldığı gibi çift yönlü hava akışına
sahip olan sürüngen akciğeri ile tek yönlü hava akışına
sahip olan kuş akciğeri arasında evrimsel bir bağ olması
söz konusu olamaz. Çünkü bu iki akciğer yapısının arasında
kalacak bir "geçiş" modeli mümkün değildir. Bir canlı
yaşamak için sürekli nefes almak zorundadır ve akciğer
yapısında baştan aşağı değişiklik olması ise mutlak
ölümle sonuçlanacaktır. Kaldı ki bu değişiklik evrime
göre milyonlarca yıl kademe kademe gerçekleşmelidir;
oysa akciğeri çalışmayan bir canlı birkaç dakikadan
fazla yaşayamaz.
Bu konuda belirtilmesi gereken diğer bir nokta, sürüngenlerin
diyaframlı, kuşların ise diyaframsız bir solunum sistemine
sahip olmalarıdır. Bu farklı yapı da yine iki akciğer
tipi arasında gerçekleştiği öne sürülen evrim iddialarını
imkansız kılar. Solunum fizyolojisi alanında otorite
sayılan John Ruben, bu konuda şu yorumu yapar:
Theropod bir dinozorun
kuşlara evrimleşmesi, diyaframında ciddi bir sakatlık
oluşmasını gerektirecektir, ama bu durum canlının
nefes alma yeteneğini çok kritik bir biçimde sınırlayacaktır...
Buna neden olabilecek bir mutasyonun selektif bir
avantaj sağlaması imkansız gözükmektedir.53
Kuş akciğerinin evrime meydan okuyan bir diğer özelliği
ise, hiçbir zaman havasız kalmayan ve kaldığında "çökme"
tehlikesiyle karşılaşan özel yapısıdır. Michael Denton,
bu konuyu da şöyle açıklar:
Bu denli farklı bir solunum sisteminin,
standart omurgalı tasarımından nasıl evrimleşmiş olabileceğini
düşünmek neredeyse imkansızdır. Özellikle de solunum
sisteminin çalışır halde korunmasının bir organizmanın
yaşamı için ne kadar mecburi olduğu düşünüldüğünde...
Dahası, avien akciğerinin kendine özgü biçim ve fonksiyonu,
daha birçok özelleşmiş adaptasyonu gerektirecektir...
Çünkü öncelikle, avien akciğeri vücut duvarlarına
sıkıca tutturulmuştur ve hacim olarak genişlemesi
mümkün değildir. Öte yandan, akciğerdeki hava tüplerinin
çok dar yarıçapları ve bunların içindeki herhangi
bir sıvının yüksek yüzey gerilimi nedeniyle, avien
akciğeri, diğer omurgalıların aksine, kendi içinde
çökmüş bir durumdan alınıp yeniden havayla doldurulamaz...
(Bu yüzden) Kuşlarda, akciğerin içindeki hava kesecikleri,
diğer omurgalıların aksine, hiçbir zaman boşaltılmaz.
Aksine ciğerler ilk gelişmeye başladıkları andan itibaren
daima ya sıvıyla (embriyo aşamasında) ya da havayla
doludurlar.54
Bu durum
şunu göstermektedir: Kuşların akciğer kanalları o kadar
dardır ki, bu akciğerin içindeki hava kesecikleri diğer
kara canlılarının ciğerleri gibi havayla dolup boşalamaz.
Eğer kuş akciğeri bir kez tam olarak boşalsa, kuş bir
daha ciğerlerine hava çekemeyecek ya da bunu yapmakta
çok büyük bir zorluk çekecektir. Bu yüzden akciğerin
etrafına yerleştirilmiş olan hava kesecikleri sürekli
bir hava akışı sağlar ve ciğerleri havasız kalıp sönmekten
korur.
Elbette ki, sürüngenlerin ve diğer omurgalıların akciğerlerinden
tamamen farklı olan ve olağanüstü derecede hassas dengelere
dayanan bu sistem, evrim teorisinin iddia ettiği gibi
bilinçsiz mutasyonlarla, kademe kademe gelişmiş olamaz.
Denton, kuş akciğerinin bu yapısının Darwinizm'i geçersiz
kıldığını şöyle ifade etmektedir:
Kuş akciğeri, bizleri, Darwin'in
"eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle
kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse,
teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır" şeklindeki meydan
okuyuşuna cevap vermeye götürmektedir.55
 
Kuşlardaki solunum sistemi tesadüf eseri oluşamayacak
kadar mükemmel bir mühendislik tasarımıdır. Bu
gerçek, evrimci iddiaları çok açık bir şekilde
geçersiz kılmaktadır. |
Kuş akciğerine baktığımızda da çok sayıda küçük değişiklikle
meydana gelmesinin mümkün olmadığını görürüz. Bu durumda
Darwin'in teorisi kendi ifadesiyle "kesinlikle yıkılmış"
olmaktadır. Corvallis'deki Oregon State Üniversitesi'nde
evrimsel solunum fizyolojisi uzmanı olan John Ruben
de konu ile ilgili şunları belirtmektedir:
Son zamanlarda, ortak kanı, kuşların
doğrudan theropod dinozorlarının soyundan
geldiğini ileri sürmektedir. Ancak, Mezozoik dönem
boyunca, theropodlardaki hepatik-piston diyaframlı
akciğer solunumunun belirgin muhafazası, böyle bir
ilişki için temel bir problem oluşturur. Avien (kuşlara
ait) karın hava kesecik sisteminin, diyaframlı-havalandırmaya
sahip (sürüngen) atadan türemesinin ilk aşamaları,
diyafram fıtığı için bir seleksiyon gerektirmiş olmalıdır.
Bu tür zayıflatıcı bir koşulun, zaman kaybetmeksizin
tüm akciğer solunum sistemini zaafa uğratması gerekirdi.
Dolayısıyla herhangi bir seçici avantaja sahip olmuş
olması mümkün görünmemektedir.56
Kısacası sürüngen akciğerinden kuş akciğerine doğru
bir geçiş mümkün değildir. Bu gerçek, "kuşların evrimi"
tezinin asılsızlığını gösteren önemli bir bilimsel kanıttır.
Bu kanıt, Yüce Rabbimiz'in kuşları, sahip oldukları
özgün vücut tasarımlarıyla yarattığını göstermektedir.
EVRİMCİLER
TEORİLERİ ALEYHİNDEKİ DELİLLERİ GÖRMEZDEN GELİYORLAR
Evrimci bilim adamlarının çoğu, kuşların dinozorlardan
evrimleştiğine inanmaktadırlar. Bu yaygın kanının
bir sonucu, bu iddiayla çelişen bilimsel delillerin
tümüyle göz ardı edilmesidir. Bunun bir örneği
Corvallis'deki Oregon Eyalet Üniversitesi'nde
solunum fizyolojisi uzmanı olan John Ruben'in
araştırmasıdır.
Ruben'in liderliğindeki bir grup, 120 milyon
yıllık küçük etçil bir dinozor olan Sinosauropteryx'in
iç organlarının fosil taslaklarını inceler. Sonuçta
theropodların kuşlarla değil timsahlarla benzer
olduğu ortaya çıkar. Ruben şöyle demektedir:
Theropodların, bir timsahta bulabileceğiniz
akciğer, karaciğer ve bağırsakların yerleşim
düzeninin aynısına sahip olduklarına dair ilk
delilin yumuşak dokularda olduğunu fark ettim.1
 120
milyon yıllık küçük etçil bir dinozor olan
Sinosauropteryx'in iç organlarını inceleyen
bilim adamları, theropodların kuşlarla değil
timsahlarla olan benzerliğini ortaya çıkardılar.
(üstte solda)
Amerikan timsahı (sol altta)
Dino-kuş tezinin taraftarları, oldukça kompleks
ve diğer tüm canlılardan farklı olan kuşlardaki
akciğerlerin nasıl ortaya çıktığına dair
hiçbir geçerli açıklama öne sürememekte,
aleyhte delillere ise gözlerini kapamaktadırlar.
|
Therepodlar iki ana boşluğa sahiptiler: Akciğer,
karaciğer ve kalbi içine alan göğüs boşluğu ile
bağırsak ve diğer organları kapsayan karın boşluğu.
Bunlar, timsahlarda olduğu gibi, birbirlerinden
diyafram ile tam olarak ayrılmışlardır. Kuşlarda
ise böyle bir ayrım yoktur. Yaşayan timsahlarda
bu ayrımın işlevi, boşluklar arasında hava sızdırmaz
bir kapak görevi görmektir. Diyafram kasları büzüldüklerinde,
karaciğeri geriye çekerler ve havanın körük tipi
akciğerleri doldurmasını sağlayarak göğüs boşluğunda
ters yönde basınç oluştururlar. Kuşların boşluklar
arasında böyle bir ayrıma ihtiyaçları yoktur;
çünkü keseciklerin genişleyip büzülmesiyle, vücutlarından
çekilen hava tek yönde, milyonlarca küçük hava
koridorundan geçerek hareket etmektedir.
Ruben aynı zamanda, theropod ve timsahların -kaslara
bağlı ve havanın körük benzeri akciğerlere girmesine
yardımcı olan- farklı bir kalça yapısına sahip
olduklarını da göstermiştir. Ruben, tüm bu bulguların
sonucunda şunu söylemektedir:
Bu, therepodların, günümüze ait, yüksek
performanslı avien tipi akciğerlere sahip olamayacaklarının
ve değiştirilmez, körük benzeri akciğerleri
koruduklarının oldukça sağlam bir delilidir.2
Ruben, bir röportajında ise kuşlardaki akciğer
sisteminin dinozorlardan evrimleşemeyeceğini şöyle
belirtmektedir:
Havanın devamlı ciğerlere çekildiği kuşun
tamamen farklı solunum sisteminin, theropod
dinozorlarda gördüğümüz hepatik-piston sisteminden
gelişmiş olamayacağı çok açıktır.3
Böylece Ruben ve ekibi, körük benzeri akciğerlerin
günümüz kuşlarındaki yüksek performansa sahip
olan akciğerlere evrimleşmiş olamayacağını bir
kez daha göstermişlerdir.4 Science
dergisinde yayınlanan "Lung Fossils Suggest Dinos
Breathed in Cold Blood" (Akciğer Fosili Dinozorların
Soğukkanlı Olarak Nefes Aldıklarına İşaret Ediyor)
başlıklı makalede Ruben'in bu araştırmalarından
şöyle söz edilmektedir:
Ruben ve ihtisas öğrencileri, timsah ve
diğer sürüngenleri parça parça kestiler ve akciğer
yapılarının Çin'de bulunan birçok yassılaşmış
dinozor fosiline benzerlik gösterdiğini ortaya
çıkardılar. Ruben, akciğerlerle ilgili bu
delilini, dinozorların sıcakkanlı olabilmek
için ihtiyaç duyulan yüksek oranlardaki gaz
değişimi için yetersiz olduğunu ve aynı zamanda
körük benzeri akciğerlerin günümüz kuşlarının
yüksek performanslı akciğerlerine evrimleşmiş
olamayacağını tartışmaya sunmak için kullanmıştır.
Böylece, dinozorlarla ilgili kabul gören iki
hipoteze meydan okumaktadır: Sıcakkanlı oldukları
ve kuşların onların soyundan geldikleri. Ancak
birçok dinozor uzmanı, Ruben'in yeni yaklaşımını
memnuniyetle karşıladıklarını söylese de, şimdiye
kadar sadece birkaçı onun sonuçlarını benimseme
konusunda istekli davranmıştır.5
Kimilerine göre Ruben'in bu raporu "dinozor kökenli
kuşlar hipotezine atılan birkaç yumruktur."6
Ancak dikkat çekici bir durumdur ki, dinozordan
kuşa evrimin savunucuları, teorilerinin aleyhinde
olacak bu delili hesaba katmamaktadırlar. Dino-kuş
tezinin taraftarları, diğer tüm canlılardan farklı
ve oldukça kompleks olan kuşlardaki akciğerlerin
nasıl ortaya çıktığına dair hiçbir geçerli açıklama
öne sürememekte, aleyhte delillere ise gözlerini
kapamaktadırlar.
Ayrıca Ruben, küçük bir et yiyici olan Scipionyx
Samnitucus türünü, ultraviyole ışığının altında
incelemiştir. Şimdiye kadar bulunan dinozorlar
arasında, organları en iyi korunmuş olan bu özel
türün bazı iç organ düzenlemeleri, ultraviyole
ışığı sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu dinozorun
bağırsaklarının, karaciğerinin, nefes borusunun
(trakea) ve kaslarının ana hatlarını belirlemiştir.
Ruben, fosil iki boyutlu olsa da "hiçbir şeyin
yeri değişmemiş... Tüm [organlar] birbirleriyle
bağlantılı olarak muhafaza edilmektedir." demektedir.7
Bu canlıda yer alan ve kasık kemiğinden karaciğere
kadar uzanan kas ise, günümüzde yaşayan timsahlarda
akciğerin genişlemesine ve büzülmesine neden olacak
şekilde, karaciğerin tıpkı bir piston gibi ileri
ve geri hareket etmesine yardımcı olur. Hava geçirmez
bir doku tabakası, yani diyafram, karaciğer ve
akciğerleri ayırır. Ruben'e göre, theropod dinozorlarda
"hepatik (karaciğerle ilgili) piston diyaframı"
olarak adlandırılan bu yapının bulunması, onların
kuş akciğerlerine benzer bir yolla nefes aldıkları
olasılığını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ruben
ve meslektaşları, dinozorların iç organlarının
düzeninin kuşlara benzemediği ve bu canlıların
soğukkanlı oldukları sonucuna varmaktadırlar.8
Ruben ve ekibinin çalışmalarını gören Kansas
Üniversitesi'nden paleontolog Larry Martin ise
şunları ifade etmiştir:
Bu konuda [fosilin tam bir dinozor olduğu
konusunda] yanlış yapmış olmalarına imkan yok.
Scipionyx türü şimdiye kadar korunan en iyi
tür. Bu on yılın en büyük keşiflerinden biri.
Dinozorun soluk borusu bağımsız bir kontrole
sahip ki bu, onun kuş solunum aygıtına sahip
olmadığını gösteriyor.9
Larry Martin kuşların sözde dinozorlardan geliştiği
yönündeki iddialara karşı çıkarak, konuyu şöyle
özetlemektedir:
Sıcakkanlı dinozor hipotezine verilen destek,
şimdi ancak bir pamuk şekerinin sertliği kadardır.10
Philadelphia'daki Pensilvanya Üniversitesi'nde
paleontolog olan Peter Dodson'a göre ise Ruben'in
analizi, "sıcakkanlı dinozor teorisinin tabutuna
çakılan yeni bir çivi olmuştur".11
Ruben, ayrıca, kuş-tipi akciğerlerin dinozorlarda
bulunmamasının, kuşların onlardan evrimleştikleri
fikrine gölge düşürdüğünü vurgulamaktadır.
Ancak ne ilginçtir ki, tüm bu araştırma sonuçları,
evrim teorisinin yerleşik varsayımlarıyla çeliştiği
için, memnuniyetsizlikle karşılanmaktadır. Hatta
evrimciler karşıt deliller hiç sunulmamış gibi,
eleştirileri dikkate almadan telkin yöntemi kullanmakta
ve sansasyonel yönü yüksek medyatik haberlerle
teorilerini ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Bu
durum evrimcilerin bakış açısındaki dogmatizmi
ve fosil yorumlarındaki taraflılığı ortaya koyan
önemli bir örnektir.
1. Ann Gibbons, "Lung Fossils
Suggest Dinos Breathed in Cold Blood", Science,
vol. 278, no. 5341, 14 Kasım 1997, ss. 1229-1230.
2. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
3. Malcolm W. Browne, "Turning Dinosaur Theory
on Its Paleobiological Tail", The New York Times,
26 Ocak 1999, Science Desk.
4. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1129-1130.
5. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, s. 1229-1230.
6. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
7. "Turbocharged dinosaur", BBC News, 21 Ocak
1999; http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/259902.stm
8. John A. Ruben, Cristiano Dal Sasso, Nicholas
R. Geist, Willem J. Hillenius, Terry D. Jones,
Marco Signore, "Pulmonary Function and Metabolic
Physiology of Theropod Dinosaurs", Science, 22
Ocak 1999, ss. 514-516.
9. Malcolm W. Browne, The New York Times, 26 Ocak
1999.
10. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
11. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230. |
KUŞLAR
VE DİNOZORLAR BİRBİRİNDEN ÇOK FARKLI ANATOMİK
ÖZELLİKLERE SAHİPTİR
Theropod dinozorlarda "hepatik (karaciğerle
ilgili) piston diyaframı" olarak adlandırılan
yapının bulunması, onların kuşlardaki gibi akciğerler
yoluyla nefes aldıkları olasılığını ortadan kaldırır.
Araştırmalar theropod ve timsahların, kaslara
bağlı ve havanın körük benzeri akciğerlere girmesine
yardımcı olan farklı bir kalça yapısına sahip
olduklarını da göstermektedir. Kuş-tipi akciğerlerin
dinozorlarda bulunmaması kuşların onlardan evrimleştikleri
iddialarının geçersizliğini bir kez daha ortaya
koymaktadır.

1. akciğer
2. karaciğer
3.diyafram kasları
4. kasık kemiği
5. timsah ve theropod dinozora ait kasık kemikleri |
|
TAVUS KUŞU,
ALLAH'IN BENZERSİZ YARATMA SANATININ BİR ÖRNEĞİDİR
İngiltere'deki
Bristol Üniversitesi'nde mühendislik tasarımı
alanında doçent olan Stuart Burgess, tavus kuşu
tüyündeki tasarımı çarpıcı bir şekilde ortaya
koymuş ve bu tasarımın hiçbir şekilde Darwin'in
"seksüel seçme" teorisiyle açıklanamayacağı sonucuna
varmıştır.
Tavus kuşunun kuyruğu, büyük tüyleri, parlak
renkleri ve kendisine özgü desenleri ile olağanüstü
bir güzelliğe sahiptir. Tavus kuşundaki göz alıcı
renklerin bir özelliği de, görüş açısına göre
değişmeleridir. Burada renkler pigmentlerle (canlıların
dokularına renk veren madde) değil, "ince-film"
adı verilen ve tüycüklerde oluşan optik bir etki
sayesinde ortaya çıkar. Kuş tüyleri üzerindeki
en ince yapılar olan ve ancak mikroskop altında
görülebilen tüycüklerde ortaya çıkan ince-film
etkisi, üç keratin tabakada gerçekleşir. Şeffaf
keratin tabakalar ışığı kırar ve kırılan ışığın
bazı bileşenlerini tutarlar. Yumuşak iç kısmın
kahverengi renkte olması, keratin katmanlara karanlık
tonda bir arka plan sağlayarak ışığın arkaya geçip
kaybolmasını engeller. Böylece yansıtılan ışık,
renkleri ortaya çıkarabilir. İnce-film etkisi
üç tabakada aynı anda gerçekleşir ve ortaya farklı
renkler çıkar. Keratin tabakalarının belli bir
rengi üretmesi ancak son derece ince olmaları
sayesinde mümkün olur. Keratin tabakaların kalınlığı
milimetrenin sadece yirmi binde biri kadardır
ve bu kalınlık, en parlak rengi üretmede en ideal
kalınlıktır. Çünkü tabaka kalınlığı, gözle görülebilir
ışığın dalga boyunu geçmemelidir. Kuyruktaki göz
deseninin olağanüstü parlaklığı da kuşun sahip
olduğu bu özel renk üretim mekanizmasından kaynaklanır.1
Göz şeklinin çok önemli bir özelliği de binlerce tüycüğün
birleşmesiyle ortaya çıkan bir şekil olmasıdır. Birbirlerinden
bağımsız olmalarına karşın komşu tüycükler kusursuz
bir uyumla göz şeklini oluştururlar. Eğer bu tüycükler
rastgele ve düzensiz şekilde dizilecek olsalardı -burada
detaylarına girmediğimiz- matematiksel formüllere dayanan
geometrik şekiller ortaya çıkaramazlardı. Bu şeklin
tesadüflerle ortaya çıkmış olma ihtimali, kuş bakışı
bakıldığında bahçedeki çiçeklerin tesadüf eseri detaylı
bir göz deseni oluşturması kadar azdır.

Tavus kuşunun kuyruğu, büyük tüyleri, parlak
renkleri ve kendisine has desenleri ile
olağanüstü bir güzelliğe sahiptir. "T"
ve "göz" şeklindeki tüyler yelpaze
şeklinde bir dizilime sahiptir. Bu gösterişli
görünümünün temelinde mikroskobik ölçüde
bir komplekslik bulunmaktadır. |

Uçucu kuşların tüyleri merkezi bir gövdeden çıkan
tüy, tüycük ve kancalardan oluşur. Kenarlardaki
tüycükler bu kancalarla adeta birbirlerine kilitlenirler.
Bu kompleks tasarım kuşa güçlü, esnek ve su-geçirmez
kanatlar kazandırır. Birbirine sanki bir fermuar
gibi tutunan tüylerin bu özel tasarımı, tesadüf
iddialarının geçersizliğini bir kez daha ortaya
koymaktadır. |
Bir erkek tavus kuşu yaptığı kur esnasında kuyruk tüylerini
sergilerken ortaya muhteşem bir yelpaze çıkar. Erişkin
bir tavus kuşunda her yıl yenilenen yaklaşık 200 kuyruk
tüyü vardır. Bunlardan yaklaşık 170'i "göz" desenini
oluşturan tüyler, geri kalan 30'u ise "T" şeklini oluşturan
tüylerdir.
Yelpaze oluşturan bu tüy tasarımında gözlerin
oldukça düzenli bir yayılım gösterdiği, T ve göz
tüylerinin de mikroskobik ölçüde çok kompleks
bir yapıya sahip oldukları görülür. Gözlerin
her biri görünür vaziyettedir, çünkü yelpazede
ön sıraya kısa tüyler, arka sıraya uzun tüyler
yerleştirilmiştir.
Sergilenen tüylerin güzel görünmesinin nedenlerinden
biri de, 180 dereceden daha büyük bir açı üzerinden
yarı dairesel bir yelpaze oluşturmalarıdır. Yelpazenin
oluşumu -her tüy ekseninin neredeyse ortak geometrik
merkezden çıkmalarından dolayı- çok düzgündür.
Sergilenen tüylerin merkezden çıkış açıları da
belirlidir.
Tüydeki tüm fiziksel yapıların bilgisinin DNA'da
saklı olduğunu hatırlamak, tasarımın olağanüstülüğünü
bir kez daha vurgular. Keratinin katman sayısı
ve kalınlığı, tüycüklerin sayısı, kahverengi arka
plan, tüylerin arasındaki mesafeler... Bunların
tümü DNA'daki bilgiye göre üretilir. Bu kusursuz
güzelliğin, evrimcilerin iddia ettiği gibi rastgele
mutasyonlar sonucu ortaya çıkması kesinlikle mümkün
değildir.
Bu gerçek, en baştan beri evrim teorisi için
büyük bir sorun olmuştur. Canlılardaki yaratılış delillerini
kör tesadüflerle açıklama çabasındaki Darwin,
arkadaşı Asa Gray'e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli
mektupta, tavus kuşu tüyleri hakkında şu yorumu
yapmıştır:
Bir tavus kuşunun kuyruğundaki tüyün görünümü,
ne zaman bakacak olsam, beni hasta ediyor.2
Tavus kuşunun kuyruğunun güzelliği, kuyruğun
işleviyle ilgili değildir. Tavus kuşundaki bu
özellik, bir yaratılışın belirgin bir işaretidir.
İnsanlara ait tasarımlarda da bir güzellik görüldüğünde
bunun bir tasarımcıya ait olduğu hemen anlaşılır.
Örneğin bir peyzaj mimarı bahçeye düzen getirmenin
ve işlevsellik kazandırmanın yanı sıra, eklediği
güzellik ve estetik unsurlarla, bu bahçenin bir
mimar tarafından düzenlendiğine dair işaretler
de bırakır. Mimarın bahçenin estetiğine eklediği
her detay, aynı zamanda bu bahçenin tesadüf eseri
düzenlenmediğini gösteren bir delildir. Optik
biliminin inceliklerini sergileyen tavus kuşu
tüyündeki güzellikler de, bu yaratılışın sahibinin,
yani Rabbimiz'in varlığını ortaya koyan estetik
harikası örneklerden biridir.
Burada genel hatlarıyla yer verdiğimiz tavus
kuşunun tüylerindeki her detay, belli bir amaç
için bulundukları yer, şekil, yapı ve renktedir.
Bu amaç bizlere Allah'ın sanatını sergilemekte,
detaylardaki ilmini tanıtmakta ve Allah'ın insanın
hoşuna gidecek benzersiz güzellikler yaratmaya
kadir olduğunu hatırlatmaktadır. Bir Kuran ayetinde,
canlılardaki farklı renklere dikkat çekilerek,
Allah'tan korkan insanların bu gibi gerçekleri
kavrayan "ilim sahipleri" olduğu bildirilmektedir:
İnsanlardan, hayvanlardan ve
davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar
vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim
olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 28)
1. Stuart Burgess, "The beauty of the
peacock tail and the problems with the theory of sexual
selection", The in Depth Journal of Creation, vol. 15,
no.2, 2001, ss. 94-102.
2. Francis Darwin, Letter to Asa Gray, 3 Nisan 1860,
The Life and Letters of Charles Darwin, John Murray,
London, vol. 2, 1887, s. 296
|
Sürüngen PullarInIn KuŞ Tüyüne DönüŞmesİnİn İmkansIzlIĞI
Kuşların kökeni Darwinizm için her zaman önemli bir
sorun olmuştur. Hatta evrimciler halen bu konuda fikir
birliğine varamamışlardır. Evrimcilerin bu konudaki
açmazlarından bir tanesi de, kuş tüylerinin kökenidir.
Kuş tüyleri, uçmak için gerekli olan, oldukça kompleks yapılardır ve yalnızca kuşlarda bulunurlar.
Bugün birçok evrimci, dinozor pullarının
milyonlarca yıl içinde günümüz kuşlarının tüylerine
dönüştüğünü iddia etmektedir. Kuşların kökeni ile ilgili
ortaya atılan bu senaryoya göre, sürüngen pulları mutasyonlar
ve doğal seleksiyon ile zaman içinde şekillenerek kuş
tüylerine dönüşmüştür. Ancak fizyolojik ve anatomik
açıdan imkansız olan bu dönüşümü -pullardan tüylere
geçişi- gösteren hiçbir kanıt yoktur. Bu durumun farkında
olan evrimciler de yüzeysel izahlarla konuyu geçiştirmek
isterler. Ateist evrimci Richard Dawkins bir kitabında
"Tüyler değişmiş sürüngen pullarıdır." gibi tek cümlelik
kaba bir açıklamayla yetinmektedir.57
Şimdi evrimcilerin bu iddialarının imkansızlığına daha
detaylı olarak değinelim:
Sürüngen pulları ve kuş tüyleri
birbirinden çok farklı yapılardır:
Tüylerin kökeninin evrimciler açısından makul bir açıklamasının
olmaması son derece doğaldır. Çünkü sürüngen pulları
ve kuş tüyleri birbirinden tamamen farklı yapılardır.
Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji
profesörü olan A. H. Brush, aşağıdaki ifadeleriyle sürüngen
pulları ile kuş tüyleri arasındaki tasarım farklılığını
şöyle ifade etmektedir:
Tüyler ve pullar... Genetik yapılarından
gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına
kadar herşeyde birbirlerinden farklıdırlar... Kuş
tüylerinin protein yapısı ise diğer omurgalıların
hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün bir yapıdır...
Tüyler fosil kayıtlarında da sadece kuşlara has bir
özellik olarak bir anda belirirler.58

Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini
daima temiz, bakımlı ve her an kullanıma hazır
tutmak zorundadır. Tüylerin bakımı için kuyruklarının
dibinde bulunan yağ keselerini kullanırlar. Gagalarıyla
bu yağdan bir miktar alarak, tüylerini temizler
ve parlatırlar. Bu yağ, yüzücü kuşlarda, suyun
içinde veya yağmur altındayken suyun deriye ulaşmasına
engel olur. Dahası kuşlar tüylerini kabartarak,
soğuk havalarda vücut ısılarının düşmesini engeller.
Sıcak havalarda ise tüylerini vücutlarına yapıştırarak,
vücutlarının serin kalmasını sağlarlar. Tüylerin
kuşların ihtiyaçlarına yönelik çok fonksiyonlu
olarak yaratılmış olması da, Allah'ın canlılar
üzerindeki rahmetinin örneklerinden biridir. |
Pullar derideki yassı, boynuzumsu sertlikte tabakalardan
oluşan kıvrımlardır. Çatı kiremitleri gibi üst üste
binen, suyu dışarıda tutmaya yarayan, hayvanın hareket
etmesine izin veren ve vücut sıcaklığını koruyan yapılardır.
Tüyler ise hafif, güçlü, aerodinamik şekilleriyle sadece
kuşlara özgü, tüy, tüycük ve kancalardan oluşan, merkezi
bir gövdeye sahip çok kompleks yapılardır. Kenarlardaki
küçük tüycükler çengellere kilitlenen küçük kancalarla
donanmıştır ve tüyün yüzeyini düz, güçlü ve esnek olacak
şekilde kanada bağlarlar. Bu yapı aynı zamanda onları
su-geçirmez yapar ve bu kancalar sayesinde her tüycük
birbirine sanki bir fermuar gibi tutunur.
Örneğin Turna kuşunun tek bir tüyünün üzerinde, tüy
sapının her iki yanında uzanan 650 tane ince tüy vardır.
Bunların her birinde 600 adet karşılıklı tüycük bulunur.
Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane çengelle birbirlerine
bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi birbirine
kenetlenir. Bu çengeller herhangi bir şekilde birbirinden
ayrılırsa, kuşun bir silkinmesi veya daha ciddi durumlarda
gagasıyla tüylerini taraması, düzleşmiş tüylerin eski
aerodinamik şekillerine dönmeleri için yeterli olur.
Ornitolog (kuş bilimci) Alan Feduccia, tüylerdeki tasarımı
şöyle tarif eder:
Tüyler hafif, dayanıklı, aerodinamik
bir şekle sahip, tüycüklerden ve kancalardan oluşan
detaylı bir yapıya sahiptirler. Bu da onları su geçirmez
yapar ve gagayla yapılan kısa bir düzeltme, düzleşmiş
tüyü anatomik şekline tekrar sokabilir.59
Tüylerin bu kompleks tasarımının, rastlantısal mutasyonlar
sonucunda sürüngen pulundan evrimleştiğini savunmak,
hiçbir bilimsel temeli olmayan, dogmatik bir inanıştan
başka bir şey değildir. Nitekim neo-Darwinizm'in kurucularından
biri olan Ernst Mayr, bu konuda yıllar önce şu itirafta
bulunmuştur:
Duyu organlarının, örneğin bir omurgalı
gözünün ya da bir kuşun tüyleri gibi kusursuzca dengelenmiş
sistemlerin rastlantısal mutasyonlar sonucunda gelişebileceğini
varsaymak, bir insanın inandırıcılığı üzerinde ciddi
bir sınırlamadır.60
Kuş tüylerinin ve sürüngen pullarının
gelişimleri birbirinden çok farklıdır:
Tüyler, pullardan sadece yapıları
açısından farklı değildir. İzledikleri gelişim yolları
da birbirlerinden tamamen farklıdır. Bir tüyün gelişimi
de son derece kompleks bir süreci kapsar. Ayrıca puldakinden
çok farklı olarak, tüyler tıpkı saçlar gibi "folikül"
denen keseciklerden gelişirler. Ancak bir saç teli tüyden
çok daha basit bir yapıdadır. Gelişen tüy bir kılıf
tarafından korunur ve konik yapıdaki bir çekirdek etrafında
oluşur. Tüy haline gelecek hücrelerin gelişimi de çeşitli
kompleks fizyolojik süreçleri içerir. Hücreler oluştuktan
sonra, tüyler üzerindeki çengellerin ve kenardaki küçük
tüylerin kompleks dizilimlerini oluşturmak üzere, hücreler
göç ederek birbirlerinden ayrılırlar.61
Ayrıca tüyler ve pullar derinin farklı katmanlarından
gelişirler. Temelde protein yapısına sahip olan tüyler,
"keratin" adı verilen bir maddeden yapılır. Keratin,
derinin alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin, besin
ve oksijen kaynaklarının yetersizliğinden ölmesi ve
yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert
ve dayanıklı bir maddedir. Ancak tüy proteinleri (b-keratinleri),
deri ve pul proteinlerinden (a-keratinleri) biyokimyasal
olarak da farklıdır. Bu farklılıklardan ötürü Alan Brush
şu sonuca varmaktadır:
Kuş tüyleri morfolojik (biçimsel)
düzeyde sürüngen pullarıyla homolog (benzer) olarak
düşünülmektedir. Ancak kuş tüyleri gelişim, morfoloji,
gen yapısı ve dizilimi, lif oluşumu ve yapısı açısından
farklıdır.62
Dr. Carl Wieland'ın Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden
Dr. David Menton ile yaptığı röportajdan, sürüngen pullarının
kuş tüylerine evrimleşmesinin imkansızlığı ile ilgili
kesit şöyledir:
Dr. Carl Wieland: ... Evrimciler
uzun süredir kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiğini,
bu yüzden ikisinin de esas itibariyle aynı yapıya
sahip olduklarını -çok benzer- olduklarını iddia etmektedirler.
Dr. David Menton: Evet onları kıyaslamak konusuyla ilgileniyorum.
Evcil bir boğa yılanına sahip, bir laboratuvar teknisyenim
vardı; bu yüzden deri değiştiren yılandaki pullardan bir
kısmını inceleme imkanım oldu. En ufak bir parçanın bile
tüylere benzerliği yoktu elbette. Tek benzerlik her ikisinin
de saç, tırnaklar ve derimiz gibi keratin proteininden meydana
gelmiş olmalarıdır. Gelişimleri de oldukça farklıdır. En
temel farklılık, tüylerin bir folikülden ortaya çıkmasıdır.
Bir folikül derinden gelişerek derinin dışına çıkan- epidermisin
(dış deri) boru şeklindeki, aşağıya doğru sarkan uzantısıdır.
Ve özelleşmiş canlı derinin bu borusu, çok derindeki bir
büyüme matrisinin içerisinde tüy üretir. Sürüngen pulunun
kesin olarak foliküllerle ilişkisi yoktur. Pulların tümü
bir yaprak gibi dökülebilir, çünkü pullar hiçbir şey değildir.
Fakat epidermisin içinde bağlanırlar, tüyler ise kendi foliküllerinden
ortaya çıkarlar... eğer evrimciler gerçekten de bir delil
göstermeyi istemiş olsalardı, tüylerin saçlardan evrimleştiğini
ya da tam tersini iddia etmeleri gerekirdi. Tabii bu, memeliler
ve kuşların bağımsız olarak sürüngenlerden evrimleştikleri
inancına uymayacaktı.63

TÜYLERİN BÜYÜME ŞEKLİ, PULLARDAN ÇOK
FARKLIDIR.
Tüyler, pullardan sadece yapıları
gereği farklı değildir. İzledikleri gelişim
yolları da birbirlerinden tamamen farklıdır.
Tüyler keratinositlerin (içinde keratin oluşan
hücrelerin) artması ve farklılaşması ile büyürler.
Epidermis (dış deri) tabakasındaki bu keratin
üreten hücreler öldüklerinde arkalarında bir
keratin yığını bırakırlar. Keratinler katı yapılar
oluşturan güçlü, ama aynı zamanda esnek protein
lifleridir. Tüyler beta-keratinlerden meydana
gelir. Büyüyen tüyün dışındaki kılıf daha yumuşak
olan alfa-keratininden oluşur. Tüyler papillae
adı verilen ve deri altında bulunan oyuklar
oluştururlar ve hemen hemen tüm vücudu sararlar.
Her oyuk, tüy gelişmesini sağlayacak şekilde
bol miktarda kan ile takviye edilir. Güçlü ancak
hafif bir yapı olan tüyler, pullardan ve -ince,
kalın, tüylü veya tüysüz- tüm deri çeşitlerinden
farklıdır.
(1) Tüy büyümesi dermisteki
hücrelerin yoğunlaşması üzerine epidermisin
kalınlaşmasıyla -bir plak (placode) ile- başlar.
(2) Daha sonra bu plak, tüy tohumu denilen uzatılmış
bir tüp oluşturur.
(3) Tüy tohumu etrafında halka şeklinde çoğalan
hücreler, tüyü meydana getiren folikülü (kesecik)
oluştururlar. Folikülün dibindeki bu halka içinde,
keratinositlerin sürekli üretimi, yaşlı hücreleri
yukarı ve dışarı doğru iter. Bunun sonucunda
boru şeklinde bütün bir tüy oluşur.
İKİ YAPI ARASINDA EVRİM
İMKANSIZDIR.
Tüm bu aşamalar göz önünde
bulundurulduğunda, tüyün belli bir amaç doğrultusunda
geliştiği görülür. Tesadüflerin bir amaç doğrultusunda
akıl ve bilinç gerektiren tasarımlar meydana
getirmesi elbette ki mümkün değildir. Burada
derin düşünen, temiz akıl sahipleri için Allah'ın
sonsuz ilmi ve sanatı tecelli etmektedir.
(4) En dış epidermal tabaka
büyüyen tüyü koruyan geçici bir yapı olarak
tüy kılıfını oluşturur. Bu arada iç epidermal
katman, sonradan tüyün kancaları haline gelecek
olan bir dizi bölüme ayrılır.
(5) Bir pennacious tüyde sap çıkıntısı oluşana
kadar, kancalar halka etrafında sarmal şekilde
büyürler. Bu kancalar sapın sırt kısmında birleşirler.
(6) Büyüme sürdükçe, tüyler kılıflarından çıkarlar.
Daha sonra tüy düz şeklini almak için kıvrımlarını
açar. Tüy asıl boyutuna geldiğinde, folikül
halkası tüyün kökünde borumsu, basit bir sap
oluşturur.
|
Şuursuz hücrelerin, ne şekilde birleşirlerse kuşun
uçmasını sağlayacak bir düzenlemeye sahip olacaklarını
bilmeleri kuşkusuz ki mümkün değildir. Tesadüfi mekanizmaların
doğal seleksiyon ve mutasyon- uçuş için elverişli kompleks
bir yapı olan tüyü tasarlamaları ise, sağduyu sahibi
kimsenin kabul edebileceği bir ihtimal değildir. Canlıların
her biri Yüce Rabbimiz'in kendileri için yarattığı organ
ve sistemlerle, mükemmel tasarımlara sahiptir. Bu nedenle
Allah'ın sonsuz akıl ve ilminin delillerinden bir bölümünü
yansıtırlar. Bir ayette Allah şöyle bildirmektedir:
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır.
Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Evrimcilerin iddiasına göre sıkça
rastlanması gereken ara geçiş formlarına tek bir örnek
dahi yoktur:

Kuş tüyleri ile sürüngen pulları arasındaki
büyük yapısal farklar ve kuş tüylerinin son
derece kompleks bir tasarıma sahip olması, tüylerin
pullardan evrimleştiği iddiasını tümüyle temelsiz
bırakmaktadır.
Evrimcilerin iddialarına göre, kuş tüyleri ile
sürüngen pulları arasında çok sayıda ara geçiş
formu olmalıdır. Fosil kayıtlarında sürüngen
pulları, kuş tüyleri, deri veya memeli tüyleri
vardır, ancak kuş tüylerine aşamalı bir geçiş
olduğunu gösteren kısmen pul kısmen tüy benzeri
yapılara hiçbir canlıda rastlanmamıştır.
Güney Avustralya'daki Koonwarra fosil yataklarında
bulunan bir tüy fosili. Erken Kretase dönemine
ait 100-110 milyon yıllık bu tüy fosili, günümüz
kuş tüylerinin kompleks tasarımından farksızdır.
(Sağda)
|
Evrimciler, tüylerin sürüngen pullarından evrimleştiğini
öne sürerlerken, fosil kayıtlarında tüylerin aşama aşama
gelişimini gösteren hiçbir ara form sunamazlar. Halbuki
tüyler ve pullar arasında çok temel morfolojik farklılıklar
vardır, bu durum evrimcilerin iddialarındaki ara geçiş
formlarının çok sayıda olmasını gerektirir. Ancak fosil
kayıtlarında sürüngen pulları, kuş tüyleri, deri veya
memeli tüyleri hep tam, kusursuz halleriyle bulunmaktadır.
Kuş tüylerine aşamalı bir geçiş olduğunu gösteren, kısmen
pul kısmen tüy benzeri yapılara sahip, hiçbir canlı
fosili bulunmamaktadır. Bu gerçek, evrimci yayınlardan
Nature dergisinde şöyle itiraf edilmektedir:
Tüyler kompleks yapılardır. Kuş
fosili kayıtlarında aniden belirişlerinin açıklaması
|