| KUŞLAR
VE DİNOZORLAR ARASINDAKİ ÖNEMLİ
YAPISAL FARKLILIKLAR
ünümüzde
çoğu evrimcinin kabul ettiği iddiaya göre kuşlar, küçük
yapılı ve etobur theropod dinozorlardan, yani bir sürüngen
grubundan türemiştir. (Theropod dinozorlar,
Tyrannosaurus rex ve Velociraptor
gibi etobur dinozor türlerinin geneline verilen isimdir.)
Evrimcilerin bilimsel delillerle destekleyemedikleri
bu iddia için, ABD'nin ünlü bilim kuruluşu Smithsonian
Enstitüsü Kuşlar Bölümü Başkanı Storrs L. Olson, "çağımızın
en büyük aldatmacalarından biri" ifadesini
kullanmaktadır.35
Kuşlar ile sürüngenler arasında yapılacak bir karşılaştırma,
bu canlı sınıflarının birbirlerinden çok farklı olduklarını
ve aralarında bir evrim gerçekleşmiş olamayacağını bizlere
gösterecektir. Ancak evrimci yayınlara bakıldığında,
tüm bu farklılıkların göz ardı edildiği ve bunlar kolayca
aşılabilirmiş gibi senaryolar yazıldığı görülür. Bu
tür senaryolara masal üslubu hakimdir. Aşağıda ünlü
belgesel kanalı Discovery Channel'ın bilimsellikten
uzak evrimci anlatımlarından bir örnek yer almaktadır:
Kuşun evrimi en ateşli bilimsel
tartışmaların hala başlıca konularından biridir. Kuşların
ataları iki yüz milyon yıl önce sürüngen olarak ortaya
çıkmıştı. Ağaçlara çıkanlarda ilkel bir kanat oluşturacak
şekilde pullu bir tabaka oluştu. Bu kanatlar ağaçlardan
inmelerine yardımcı oluyordu. Elli milyon yıl sonra
Archæopteryx ortaya çıktı. Hala sürüngenler gibi dişleri
ve sert kemikleri vardı. Ama bu hayvanları diğerlerinden
ayıran özellik, tüylerinin olmasıydı. Tüyler de pullar
gibi keratinden meydana gelir. Ama daha hafif ve esnektirler.
Archæopteryx uçuyordu. Sonraki yetmiş beş milyon yıl
içinde uçma kabiliyeti giderek daha fazla gelişti
ve fazla olan her gram yok oldu. Daha hafif olmak
için dişlerini bile kaybettiler. İncelen kemikler
bal peteği şeklindeki dokularla güçlendirildi. Yaklaşık
elli milyon yıl önce memeliler artınca bunları avlayacak
kuşlar ortaya çıktı ve avcı kuşlar doğdu.36
Discovery Channel, bu tür masalsı bir üsluba
başvurarak, sürüngenlerden kuşlara geçişin son derece
makul olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadır. Böyle
bir yönteme ihtiyaç duyulmasının sebebi ise, evrimci
iddiaların herhangi bir bilimsel dayanaktan yoksun olması
ve aslında iki canlı türü arasında aşılmaz farklılıkların
bulunmasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bilimsel
bir gerçekmiş gibi aktarılan kuşun evrimi senaryoları,
gerçekte tamamen delilsizdir ve bu senaryoları destekleyecek
hiçbir ara geçiş fosili bulunmamaktadır.

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a
ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de
ve geçici bulunduğu yerini de ve geçici bulunduğu
yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta
(yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
|
Öncelikle kuşlar ve dinozorlar arasında hiçbir evrimci
açıklamayla kapatılamayacak derecede büyük bir "tasarım
farklılığı" vardır. Kuşlar uçmalarını sağlayan özel
bir anatomiye sahiptir. Evrim teorisi ise bu iki farklı
canlı türü arasında bir geçiş yaşandığına dair fosil
kayıtlarından bir delil sunamamaktadır. Bu nedenledir
ki, "kuşlar dinozorlardan türemiştir" teorisi, evrim
teorisini savunan bazı biyolog ve paleontologlar tarafından
da kabul edilmemektedir. Örneğin dünyanın en önde gelen
ornitologlarından (kuş bilimcilerinden) Alan Feduccia
(Kuzey Carolina Üniversitesi) ve Larry Martin (Kansas
Üniversitesi), kuşların bilinen herhangi bir dinozor
grubundan evrimleşmiş olamayacağı görüşündedirler. Özellikle
Feduccia, evrime inanmasına karşın, dinozorlar ve kuşlar
arasındaki farklılıkların çok büyük olduğunu ve dolayısıyla
kuşların dinozorlardan evrimleşmiş olamayacağını kanıtlarıyla
göstermektedir. Ünlü omurgalı paleontolojisi uzmanı
Robert Caroll ise bu konuda şu yorumu yapmaktadır:
Kuşlar, tüm omurgalı sınıfları arasında
açıkça en özgün gruptur ve en yakın akrabaları olduğu
ileri sürülen sürüngenlerle aralarında anatomi ve
yaşam şekli açısından dev farklılıklar vardır.37
Theropod dinozorları ile kuşların fosil kayıtları
ve anatomileri incelendiğinde, gerçekte ortada hiçbir
"evrimsel ilişki" olmadığı görülür. Alan Feduccia, theropodların
evrimleşerek uçmalarının imkansızlığını şöyle açıklar:
Bu kadar büyük iki ayağı, kısaltılmış
ön ayakları ve ağır kuyruğu olan bir canlının evrimleşerek
uçması biyofizik açıdan imkansızdır.38
Kuşlar ve dinozorlar arasında derin fizyolojik ayrılıklar
vardır. Herşeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik,
yani kanatlar, evrim için çok büyük bir çıkmazdır. Kanatların
kusursuz yapısının nasıl olup da evrimcilerin iddia
ettiği gibi birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda
meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin
ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma
-mutasyon- sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşmüş
olabileceğini evrimciler kesinlikle açıklayamamaktadır.
Ayrıca, bir kara canlısının kuşa dönüşebilmesi için
sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara
canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok
yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri
kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri
çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik
bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha
özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmaların,
evrimcilerin iddia ettikleri gibi yavaş yavaş, "birikerek"
oluşmaları ise imkansızdır.

Evrimcilerin "ara geçiş formu çıkmazı",
kuşların kökeni için de söz konusudur. Evrimcilerin
iddialarına göre kuşlardan evvel, "tek kanatlı",
"yarım kanatlı" canlıların yaşamış olması
gerekmektedir. Oysa böyle canlılar yaşamış olsaydı,
fosil kayıtlarının bunu destekliyor olması gerekirdi.
Ancak evrimci senaryoların kahramanı bu canlılar,
hayali çizimlerden ve hiçbir bilimsel delile dayanmayan
haberlerden öteye gidememiştir.
(1) Fosil kayıtlarında çok sayıda örneklerini
gördüğümüz tam bir dinozor.
(2, 3, 4) Böyle yarı gelişmiş canlıların geçmişte
yaşadıklarına dair en ufak bir delil yoktur.
(5) Binlerce örneğini gördüğümüz tam bir kuş.
|
Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün
yaşanmadığını görürüz. New Scientist dergisinin
"Birds Do It Did Dinasours?" (Kuşlar Bunu Yapıyorlar...
Peki ya Dinozorlar?) adlı makalesinde evrimciler açısından
problem oluşturan bu durum şöyle yer almıştır:
Ne varsayımsal ataları ne de onları
bilinen fosil kuşlara bağlayan geçiş formları bulunmamıştır.39
Bir sürüngenin sözde kuş özellikleri kazanabilmesi
için -evrimcilerin iddiaları doğrultusunda düşünürsek-
sayısız mutasyona uğraması gerekecektir. Örneğin sürüngenin
sadece ön ayaklarının kanatlara dönüşebilmesi için,
bu canlının çok sayıda aşamalı değişime uğraması gerekmektedir.
Ayağının genetik bilgisine isabet eden her mutasyon
ayakta küçük bazı değişiklikler yapmalı, her seferinde
ayak biraz daha fazla kanat özelliği kazanmalıdır. Örneğin
ayaklarında aşama aşama tüyler oluşmaya başlamalıdır.
Tüyler de yine aşama aşama oluşmalı, örneğin önce tüyün
sapı, sonraki kuşaklarda ise diğer unsurları belirmelidir.
Ayak parmakları her kuşakta biraz daha kaybolmalı, ayak
giderek daha çok kanata benzemelidir. Bu çok yavaş,
aşamalı değişimler ise fosil kayıtlarında gözlemlenmelidir.
Aynı durum canlının akciğerleri, pullarının tüylere
dönüşümü, kemiklerin yapısındaki değişimler ve diğer
özellikleri için de geçerlidir.
Unutmamak gerekir ki, evrimcilerin yaşandığını iddia
ettikleri bu ara aşamaların her biri canlı için dezavantajdır.
Evrimcilerin bir zamanlar yaşadıklarını varsaydıkları
bu canlılar, tam birer canlı olmadıkları için, eksik,
işlevini yapamayan organlarıyla yaşamlarını sürdüremeyecek
ve yok olacaklardır. Bu durum ise, daha en baştan evrim
teorisinin öne sürdüğü iddialarla çelişmekte; evrim
teorisi kendi iddialarıyla kendini geçersiz kılmaktadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sürüngenlerle kuşlar
arasında gerçekten bir evrim olsaydı, elimizde bunu
gösteren milyonlarca ara form fosili olmalıydı. Ancak,
bugüne kadar tek bir yarı sürüngen-yarı kuş fosili dahi
bulunamamıştır. Bulunan fosiller evrime delil olmadıkları
gibi, yaratılışın ispatı olan ya soyu tükenmiş kuşlara
ya da sürüngenlere aittirler. Medyada sık sık karşılaştığımız
dino-kuş hikayeleri ise, ileriki bölümlerde detaylarıyla
inceleneceği gibi göz boyamadan ibarettir. Bunların
hiçbiri kuşların sözde evrimindeki kayıp halka olma
özelliğine sahip değildir. Kendisi de bir evrimci olan
bilim yazarı Gordon Taylor, evrim teorisinin kuşların
kökeni ile ilgili çaresizliğini şu ifadelerle aktarır:
Kuşların kendilerini uçmaya adapte
edebilmek için etkilenmeyi başardığı sürüngenin yapısındaki
değişikliklerin sayısı oldukça geniştir, öyle ki gerçek
bir problem teşkil eder ve bu konuya biraz daha dikkat
vermemizi gerektirir. Öncelikle, pek çok değişiklik
hayvanın ağırlığını azaltmak içindir. Kemikler dardır
ve kafatası çok incedir. Dişlerle donanmış ağır çeneden
vazgeçmiştir ve hafif ancak katı bir gaga gelmiştir.
Beden sıkıştırılmış bir hale gelmiş, sürüngen kuyruğu
ve uzun ön kısım terk edilmiştir. Ağırlık merkezi,
ana yapının altına asıl kasların yerleşmesi ile azaltılmıştır.
Böbrek, yumurtalık gibi çift organların bir tanesi
feda edilmiştir. Pelvis ise yere inerken inmenin şokunu
azaltması (emmesi) için güçlendirilmiştir. Bacaklar
ve ayak en aza indirilmiştir, beden içindeki kaslar
onları hareket ettiren kasların yerini aldıklarından,
buradaki kaslar kaybolmuştur. Beyin de değişikliğe
uğramıştır; denge ve koordinasyon problemlerini halledebilmek
için daha geniş bir beyincik gelmiş, daha geniş görsel
kortekse sahip olunmuştur. Şimdi görme, kokudan çok
daha fazla önem arz etmektedir. Daha az belirgin olan
ancak çok daha dikkate değer olan ise vücut mekanizmasındaki
değişimdir.
Uçmak için enerjiyi üretmek üzere kuş çok fazla yakıt tüketmelidir
ve yüksek ısıyı korumalıdır. Kuşlar sadece çok yemekle kalmazlar.
Meyve yetiştirenler bilirler veya görmüş olabilirler, sakrak
kuşu sistematik olarak zengin bir ağaçtaki her bir tomurcuğu
yok eder. Aynı zamanda gırtlaklarında rezerve yakıt depolayabilecekleri
bir kese bulunur. Kalpteki bölümler tamamlanmıştır, böylece
daha fazla kanı idare eder. Akciğerler de sadece genişlemekle
kalmamış, vücut içerisindeki hava boşlukları tarafından
doldurulmuştur. Bizim gibi kara canlılarında akciğerlerdeki
havanın çoğu sabit olarak durur, normal bir nefeste çok
küçük bir oranı değiş tokuş ederiz. Kuş, içine çektiği havayı
akciğerlerden hava keseciklerine geçirir, her nefes ile
birlikte bu miktar değiş tokuş edilir. Bu sistem, uçuş esnasında
kaslar tarafından üretilmiş olan ısıyı dağıtmaya da yarar.
Uygun değişimin böylesine güzel şekilde tesadüfen meydana
geldiğini gözde canlandırmak, hayal gücünü zorluyor.40
Gordon Taylor, kuş evriminin neden imkansız olduğunu
açıklamaktadır; ama buna karşın pek çok evrimci bu imkansız
duruma inanmakta ısrarlıdır. Bunun nedeni sahip oldukları
felsefi ön yargılarıdır. Evrimciler, Allah'ın yaratışını
inkar etmek için iddialarına körü körüne bir bağlılık
gösterirler. Söz konusu iddialarını destekleyen hiçbir
geçerli delil olmamasına; tam tersine iddiaları defalarca
çürütülmesine rağmen, yine de yaratılış gerçeğini kabul
etmezler.
Konuya ön yargısız bakan her insan, bilimin ortaya
koyduğu sonucun "yaratılış" olduğunu görecektir. Bu,
aynı zamanda Kuran'da bildirilen bir gerçektir. Kuran'da
"Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her
canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir..."
(Şura Suresi, 29) ve "Sizin yaratılışınızda
ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan
bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi,
4) şeklinde buyurulmaktadır. Başka ayetlerde ise Allah
canlılardaki çeşitliliği şöyle bildirmektedir:
Ellerimizin yaptıklarından kendileri
için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı?
Böylece bunlara malik oluyorlar. Biz onlara kendileri
için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir,
bir kısmını(n da etini) yiyorlar. Onlarda kendileri
için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine
de şükretmeyecekler mi? Yardım görürler umuduyla,
Allah'tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların)
kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri
onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. (Yasin
Suresi, 71-75)
KuŞlarda UçuŞ İçİn YaratIlmIŞ Özel Kemİk YapISI
Kuşlar ve sürüngenler arasında birçok yapısal farklılık
bulunur. Bunların en önemlilerinden biri kemiklerin
yapısıdır. Çünkü uçuş açısından kemiklerin yapısı, kuşlar
için son derece önemlidir. Kemiklerin hem sağlam hem
hafif olmaları gerekmektedir. Kuşlarda -tam ihtiyaca
yönelik olarak- kemikler ince, içi boş ve -bu boşluklu
yapısına rağmen- oldukça sağlamdır. Bu şekilde hafif
olan kemikler kuşların daha rahat uçmalarını sağlamaktadır.
Ayrıca kuş iskeleti, hava direncini en aza indiren dar
kemiklerden oluşmuştur. Bu kemikler havalanmak ve havada
kalmak için gerekli olan enerji miktarını da azaltmaktadır.
Sürüngenlerde ise kemikler ağır, kalın ve dolgulu yapıdadır.

Bir Fregat kuşunun kemiklerinin toplam ağırlığı
118 gramdır. Bu miktar, hayvanın tüylerinin toplam
ağırlığından daha azdır. Kemiklerin bu derece
hafif olması uçuş açısından son derece önemli
rol oynar. Kuşlarda -tam ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde- kemiklerin ince, içi boş ve sağlam olması,
evrimcilerin tesadüf iddialarını geçersiz kılan
örneklerden biridir. Yüce Rabbimiz, Kuran'da bildirildiği
gibi " ... herşeyi yaratmış, ona
bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir."
(Furkan Suresi, 2) |
Kuş kemiklerinin içi boş olmasına rağmen, iskelet,
hayvanın sahip olduğu kuvvete oranla fazlasıyla güçlüdür.
Örneğin 18 cm uzunluğundaki kocabaş kuşu, bir zeytin
çekirdeğini kırmak için gagasıyla ona 68.5 kg'lık bir
basınç uygulayabilir. Kara canlılarınkinden farklı olarak
kuş iskeleti, omuz, kalça ve göğüs kemerleri birbirine
kaynaşmış bir şekilde birleşiktir. Bu tasarım kuşa daha
sağlam bir yapı kazandırmaktadır. Ayrıca bu sayede kemiklerin
birarada durması için kullanılan kas miktarı azalır
ve kuşun daha hafif olması mümkün olur. Kuş iskeletinin
bir başka özelliği, başta belirttiğimiz gibi diğer bütün
omurgalı canlıların iskeletinden hafif olmasıdır. Örneğin
bir güvercinin iskeleti, hayvanın vücut ağırlığı toplamının
sadece %4.4'ünü oluşturmaktadır. Bir Fregat kuşunun
kemiklerinin toplamı ise 118 gram gelmektedir ve bu
miktar, hayvanın tüylerinin toplam ağırlığından daha
azdır. Ünlü bilim dergisi Nature'ın editörü Henry Gee,
kuşların bu özelliğini şöyle aktarmaktadır:
Kuşların göğüs kemikleri güçlü kaslar
için dayanak noktası görevini görecek şekilde geniştir.
Köprücük kemikleri sıkı, birbirine kenetlenmiş ve
bükülmezdir. Her ne kadar birbirine bağlanmış kaburga
kemikleri eğilmez, bükülmez bir kafesi oluştursalar
da, kemiklerin çoğunun içi oyuktur; boru biçiminde
çelik gibi hafif ve aynı zamanda güçlüdürler. Leğen
ve kuyruk sokumu kemikleri sağlam bir yapı oluşturacak
şekilde birbirine kaynamıştır. Sonuçta kuşların bedeni,
hafiflikle gücü birleştirmektedir.41
Kuşların söz konusu özgün anatomisi, sürüngenlerden
tümüyle farklıdır. Ancak buna rağmen, hiçbir somut delile
dayanmayan "dinozor-kuş evrimi" senaryosu ısrarla savunulmaktadır.
(Bu konu ile ilgili örneklere ileriki bölümlerde detaylı
olarak değinilecektir.)
Bu arada bazı kavramlar da yanlış
anlaşılarak teoriye delil zannedilmektedir. Örneğin
bazı evrimci yayınlarda, dinozorların kalça kemiklerindeki
farklılıklardan yola çıkılarak, kuşların dinozorlardan
evrimleştiği öne sürülmektedir. Söz konusu kalça kemiği
farklılığı, Saurischian (sürüngen-benzeri kalça
kemerliler) ve Ornithischian (kuş-benzeri kalça
kemerliler) gruplarına bağlı dinozorlar arasındadır.
İşte bu "kuş-benzeri kalça kemerli dinozorlar" kavramı,
zaman zaman "dinozor-kuş evrimi" iddiasına bir delil
olarak algılanmaktadır. Oysa söz konusu kalça kemeri
farklılığı, kuşların sözde atalarının dinozorlar olduğu
iddiasına hiçbir destek sağlamamaktadır. Çünkü Ornithischian
(kuş-benzeri kalça kemerliler) gruplarına bağlı dinozorlar,
diğer anatomik özellikleri açısından hiçbir şekilde
kuşlara benzemez. Örneğin kısa bacaklara, dev bir gövdeye,
zırha benzer pullu bir deriye sahip olan (hatta savaş
tanklarına benzetilen) Ankylosaurus, Ornithischian
grubuna bağlı kuş-benzeri kalça kemerli bir dinozordur.
Buna karşılık, bazı anatomik özellikleri ile kuşlara
benzetilebilecek olan, uzun bacaklı, kısa ön ayaklara
sahip ince yapılı Struthiomimus ise Saurischian
(sürüngen-benzeri kalça kemerliler) grubuna dahildir.42

Ornithischian (kuş-benzeri kalça kemerlilere ait)
kalça kemiği (üst sağ)
Saurischian (sürüngen-benzeri kalça kemerlilere
ait) kalça kemiği (üst sol)
Evrimciler dinozorların kalça kemiklerindeki farklılıkları da evrimci propagandaya
malzeme yapmaktadırlar. Ancak söz konusu kalça
kemiği farklılığı kuşların atalarının dinozorlar
olduğu iddiasına hiçbir destek sağlamaz. Çünkü
iki canlı grubu arasında daha aşılması gereken
çok büyük anatomik farklılıklar vardır.
|
Kısacası, kalça kemeri yapısı, hiçbir şekilde dinozorlar
ile kuşlar arasında evrimcilerin iddia ettiği gibi bir
ilişki olduğuna dair delil oluşturmamaktadır. "Kuş-benzeri
kalça kemerli dinozorlar" tanımı, sadece benzerlikten
kaynaklanan bir tanımdır ve iki canlı grubu arasındaki
diğer büyük anatomik farklılıklar, bu benzerliği evrimci
bir bakış açısıyla dahi yorumlamayı imkansız kılmaktadır.
"Kuşlar dinozorlardan türemiştir"
teorisiyle ilgili daha pek çok problem vardır. Theropodların
ön ayakları en eski kuş olarak kabul edilen Archæopteryx'e
kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların
ağır vücutları da düşünüldüğünde, ayakların bir tür
"ön-kanat"a (proto-wing) dönüşmesinin mümkün olmadığı
açıkça görülmektedir. Theropod dinozorların
çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek
kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir
benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir.
Ayrıca dinozorların -kuşların atası olamayacağına dair-
ön bacak yapılarında da çok güçlü deliller vardır. Feduccia
tarafından yönetilen bir ekip, kuş embriyolarını mikroskop
altında incelemiş ve bu çalışmaları Science
dergisinde yayınlanmıştır.43 Feduccia
ve ekibinin bulguları şu şekilde rapor edilmiştir:
Yeni araştırma, kuşların dinozorların
sahip olduğu embriyonik başparmağa sahip olmadığını
gösteriyor ki, bu da bu türlerin yakından ilişkili
olmasının neredeyse imkansız olduğunu gösterir.44
Bir
sürüngenin vücudundaki kemiklerin yapısı, şekli gibi
vücut içindeki düzeni de kuşlarınkinden tamamen farklıdır.
Bir dinozorun iskelet yapısının uçmaya elverişli bir
kuş iskeletine zaman içerisinde, kendi kendine dönüşmesi
kabul edilebilir bir iddia değildir. Öncelikle her iki
canlı türünün de -dinozorlar ve kuşlar- sahip oldukları
kemiklerin her biri belli bir amaçla bulundukları yerdedir.
Şekilleri de her canlının ihtiyacına göre yaratılmıştır.
Kafatası büyüklüğü, omurlarının sayısı, bacak uzunluğu,
katlanmaya uygun kanat kemikleri, uçuş için gerekli
göğüs kemiği, gagası vs. her biri kuşun yaşam şekline
uygun olarak yaratılmıştır. Şayet evrimcilerin iddia
ettiği gibi aşama aşama bir dönüşüm olsaydı, çok sayıda
deforme iskelete rastlamamız gerekirdi. Örneğin kuşlarda
tek kol önce gelişmiş, tek kol sonra gelişmiş olabilirdi;
ya da bir kol kısa bir kol uzun olabilirdi; küçük bedene
büyük kafatası olup dengeyi bozabilirdi; ayak parmaklarına
ait kemikler ters yöne bakabilir ve yine denge bozulabilirdi.
Boyun bölgesindeki omurlar gelişmemiş ya da hepsi birbirinden
farklı büyüklüklerde sinirlere baskı yapacak biçimde
olabilirdi... Bu ihtimaller sayısızdır. Eğer evrimcilerin
iddia ettikleri gibi bir canlının kemikleri rastgele
düzenlenmiş olsaydı, bu sakat veya eksik yapıların çok
yüksek oranlarda ortaya çıkması gerekirdi. Ancak yeryüzü
katmanları hep düzgün yapılara ait, hep kusursuz, hep
mükemmel fosillerle doludur. Bu konu -ara geçiş formu
eksikliği- evrimcilerin yüzleşmek istemedikleri açmazların
başında gelir. Bu durum açıkça göstermektedir ki, canlılar
birbirlerinden türememişlerdir; her biri ayrı ayrı özgün
yapılarıyla yaratılmıştır.
Sürüngen-kuş evrimi teorisi, tarihe Darwinizm'in ne
denli büyük yanılgılara yol açabileceğinin bir örneği
olarak geçecektir. Bunu şimdiden gören bilim adamları
gerçeği dile getirmektedirler. Örneğin Alan Feduccia
şöyle demektedir:
25 sene boyunca kuşların kafataslarını
inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir
benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan
evrimleştiği teorisi, paleontoloji alanında 20.
yüzyılın en büyük utancı olacaktır.45
Kansas Üniversitesi'nde eski kuşlar üzerinde uzman
olan Larry Martin ise şunu söylemektedir:
Doğrusunu söylemek gerekirse,
eğer dinozorlarla kuşların aynı kökenden geldiklerini
savunuyor olsaydım, bunun hakkında her kalkıp konuşmak
zorunda oluşumda utanıyor olacaktım.46
KUŞLARIN KEMİKLERİNDEKİ UÇUŞA
ELVERİŞLİ TASARIM YARATILIŞIN DELİLLERİNDEN BİRİDİR
|
Pelvik
kuşak:
Kuşun leğen kemiğinde (pelvis) de bu birleşik yapı
hakimdir. Kalça, kasık ve kuyrukla ilgili kemikler,
bacak, kuyruk ve karın kaslarının yapışması için
birleşmiştir. Bu birleşim güç sağlar. Kuşun kuyruğu
ile ilgili kemiklerin birleşik olması ise kuyruktaki
tüyleri ve kasları destekler. Bu yapı kuş için çok
önemlidir, çünkü kuşun kuyruğu uçuş esnasında dümen
görevi görür.
|
Göğüs:
(thorax/toraks)
Ucu çengel gibi duran çıkıntılar, kuşun göğsünde
bulunan yedi kaburganın geriye doğru bakan uzantılarıdır.
Bu uzantılar, akciğer ve kalbin çevresindeki göğüs
kafesi boşluğunu güçlendirirler. Bu da, yaşam için
gerekli organları, uçuş sırasında oluşan kuvvetten
ve dalıcı kuşları da suyun altında maruz kaldıkları
basınçtan korur.
Öndeki beş kaburga ise omurgayı sternuma bağlar.
Göğüse ait bu omurlar, kanat çırpma ile oluşan kıvrılma
ve eğilmelere karşı koymak için sıkı sıkıya bağlı
durumdadırlar.
|
Baş
ve Boyun:
Kuş kafatasındaki en belirgin farklılık, dişlerinin
ve onları destekleyecek ağır çene kemiklerinin bulunmamasıdır.
Kuşlarda çiğneme hareketi, kuş midesinin iki odacığından
biri olan ve kuş gövdesinin yer çekimi merkezine
önemli ölçüde ağırlık oluşturan taşlığa kaydırılmıştır.
Bu da uçuşun daha az yorucu olmasını sağlar. Ayrıca
kuşların yüz kemikleri ve gagaları da yoğun değildir,
onun yerine güç kaybı olmadan ağırlığı azaltacak
şekilde örülmüş ağ benzeri bir yapı vardır.
|
Kanat
ve El:
Kolun yapısı, üst kol kemiğini (humerus), ön kol
kemiğini (radius), dirsek kemiğini (ulna) ve bilek
kemiğini (carpal) içerir. Kuşlarda, temel uçuş kasları
yalnızca kol kemiklerine bağlıdır; bu yüzden etkili
kuvvete karşı dayanıklıdırlar. Kuşların üst kol
kemiği de, zorlu kuvvetlere dayanıklılık sağlayacak
şekilde kısa ve sağlamdır. Dirsek kemiği üzerindeki
çıkıntılar, ikincil uçuş tüylerinin kanat kemiklerine
bağlandığı yerlerdir. Kuşun elindeki kemikler (bilek
ve el tarağı kemiği) ise birincil uçuş tüylerine
tam destek verecek şekilde birleşmiştir.
|
Bacak
ve Ayaklar:
Kuşların bacaklarındaki kemiklerin -uyluk, incik
(kaval kemiği) ve fibula (kayış kemiği)- dizilimi
de son derece özeldir. Aşağı bacak kemiklerinin
geniş bağlanma noktaları, kalkış, iniş, koşma ve
sekme gibi hareketlerde sarsıntının emilmesinde
yardımcı olurlar. Ayakların alt kısmında bulunan
kemikler de birleşiktir. Bu yapı ayak sesini kısmen
emen ekstra bir uzunluk oluşturur. Koşarken ya da
sıçrarken ileriye doğru atılmak için fazladan güç
sağlar. Kuşlar ayaklarının değil ayak parmaklarının
üzerinde yürüdükleri için, ayak parmakları da gövdeyi
dengeli bir biçimde taşıyacak özel bir tasarıma
sahiptir.
|
Pektoral
Kuşak:
Kol ve bacak kemiklerindeki kemikli destektir. İskeletin
kanat çırpmasını mümkün kılan en belirgin parçalarından
biri sternum çıkıntısıdır. Bu, kanatları kaldıran
ve indiren kasları destekler. Yoğun kanat çırparak
uçan kuşlarda omurganın yassı kemiği çok genişken,
süzülerek uçan kuşlarda daha dardır.
Trioseal kanal, kanatları kaldıran kaslara yapışık
tendonlar için bir çeşit kasnak oluşturur, böylece
onlar da omurgaya bitişik olarak bulunurlar. Geniş,
birleşmiş köprücük kemikleri (toplu olarak furkula
olarak adlandırılır) uçuş esnasında ciddi şekilde
büzülen kasların esnemesine imkan sağlar ve bu yapı
yalnızca kuşlarda bulunur. Geniş korakoid kemikler
ise göğüse, uçuş kaslarının kuvvetine karşı destek
sağlarlar. Aksi takdirde, göğüs uçuş sırasında büyük
hasar görürdü.
|
KuŞ AkcİĞerİndekİ Özel TasarIm
Kuşların sürüngenlerden evrimleştiği iddiasını geçersiz
kılan bir diğer örnek de kuşların akciğerlerindeki özel
tasarımdır. Omurgalı kara canlılarıyla kuşların solunum
sistemleri karşılaştırıldığında, birbirinden tamamen
farklı şekilde çalışan yapılar oldukları görülür. Kuşların
oksijen ihtiyacı, kara canlılarına göre çok daha fazladır
ve hücrelere oksijenin iletilmesi çok çabuk gerçekleşmelidir.
Dolayısıyla bir kara canlısının akciğeri, kuşun ihtiyacı
olan yeterli oksijeni sağlayamaz. Nitekim kuşların akciğerleri,
uçuş için gerekli oksijeni sağlayacak şekilde özel bir
yaratılışa sahiptir.
Omurgalı kara canlılarının akciğerleri "çift yönlü"
bir yapıya sahiptir: Nefes alma sırasında, hava akciğerdeki
dallanmış kanallar boyunca ilerler ve "alveoli" denilen
küçük hava keseciklerinde son bulur. Oksijen-karbondioksit
alışverişi burada gerçekleştirilir. Ancak daha sonra,
kullanılmış olan bu hava, tam ters yönde hareket eder
ve geldiği yolu izleyerek akciğerden çıkar, ana bronş
yoluyla da dışarı atılır.
Kuşlarda ise hava akciğer kanalı boyunca
"tek yönlü" hareket eder. Akciğerlerin giriş ve çıkış
kanalları birbirlerinden farklıdır ve hava daimi olarak
akciğer içinde tek yönlü olarak akar. Böylece kuş, havadaki
oksijeni kesintisiz olarak alabilir. Uluslararası bilim
dergisi Nature'ın editörü olan evrimci yazar Henry Gee,
kuşlardaki tasarımdan bahsederken, "Kuşlar olağanüstü
bir nefes alma düzenine sahiptir. Akciğerler, vücutta
başka yerlerdeki ve hatta oyuk kemiklerdeki geniş hava
boşluklarını da kapsayan, tek yönlü bir hava işleme
sisteminin sadece bir bölümünü oluştururlar."47
demektedir.
Kuş nefes aldığında, hava nefes borusundan hem akciğere
hem de arka hava kesesine akar ve akciğerlerdeki mevcut
hava da öndeki hava kesesine dolar. Kuş aldığı nefesi
verdiğinde, arka hava kesesinde olan temiz hava akciğere
geçer ve ön hava kesesinden nefes borusu yoluyla dışarı
çıkar. Nefes alış-veriş sırasında gerçekleşen her iki
devrin, kuşun aldığı tek bir nefes için bile mutlaka
tam olarak gerçekleşmesi gerekir. Kuşların akciğerlerinde
memelilerin ciğerlerinde bulunan "alveoli" yerine, akciğer
boyunca uzanan milyonlarca küçük tüp bulunur.
Bu kompleks hava kesesi sisteminin amacı, kuş akciğerlerindeki
hava akışının aynı yönde -arkadan öne- kesintisiz olarak
gerçekleşmesini sağlamaktır. Bu, akciğerdeki hava akış
yönünün, nefes alıp verme esnasında tersine döndüğü
sürüngen veya memelilerdeki sistemden farklıdır. Kuşlarda
hava akışının tek bir yönde olması, havadaki oksijenin
daha etkili kullanılmasını sağlar.
Kuşların kendilerine özel bu verimli solunum sistemi,
hava direncini en aza indirir; havalanmak ve havada
kalmak için gerekli enerji miktarını azaltır. Uçmak
için gerekli yapılardan biri olan furkulum
kemiğine yapışık, iyi gelişmiş göğüs kasları da kanat
çırpma hareketine güç sağlar. Kanattaki uzun tüyler,
uçak kanadı gibi işlev görerek uçuş için gerekli olan
kaldırma kuvvetini oluştururlar.
Kuşların diyaframı
yoktur, bu yüzden akciğerlerde havayı hareket ettirmek
için, kemiklerin içine doğru uzanan hava keseciklerindeki
basınç değişikliklerinden faydalanırlar. Çoğu kuşun
sekiz hava keseciği bulunur. Bu hava kesecikleri solunum
yolu boyunca havayı hareket ettirmek için adeta bir
körük sistemi gibi çalışırlar. Birçok hava keseciği,
"pönomatik (basınçlı hava ile işleyen) kemikler" olarak
tanımlanan kemiklerin içine doğru ilerler.48
Bu özel yaratılış sayesinde, memelilerin ve sürüngenlerin
aksine, kuşların akciğerleri her zaman şişik olarak
kalır ve akciğerlere düzenli olarak taze hava sağlanmış
olur.49
Kuşun akciğer yapısındaki bu sistem, yüksek enerji
ihtiyacını karşılayacak en mükemmel yapıdır. Yeni Zelanda
Otega Üniversitesi'nden moleküler biyolog Michael Denton,
kuşların bu özel yapısından şöyle bahsetmektedir:
Kuşlarda ana bronş, akciğer dokusunu
oluşturan tüplere ayrılır. Parabronşi diye adlandırılan
bu tüpler sonunda tekrar birleşerek, havanın akciğerler
boyunca tek bir yönde devamlı akımını sağlayacak sistemi
meydana getirirler... Kuşlardaki akciğerlerin yapısı
ve genel solunum sisteminin çalışması tümüyle kendine
özgüdür. Kuşlardaki bu "avien" sistemi başka hiçbir
omurgalı akciğerinde bulunmaz. Üstelik bu sistem,
sinek kuşları, devekuşları ve atmacalar gibi çok çeşitli
kuşlarda bile tüm temel detaylar açısından aynıdır.
Bu sistem bütün kuş türlerinde aynıdır.50
Tek yönlü hava kanalı sadece kuş akciğerinde bulunan,
özgün bir tasarımdır. Böyle kompleks bir yapının aşamalarla
ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü canlının hayatta
kalması için söz konusu tek yönlü hava kanalı sistemi
ve akciğerler kusursuz bir şekilde ve her an var olmalıdır.
Aksi takdirde akciğeri çalışmayan bir canlının birkaç
dakikadan fazla yaşaması mümkün olmayacaktır. Michael
Denton kuş akciğerinin kökenine evrimci bir açıklama
getirmenin imkansızlığını ise şöyle belirtir:
Böyle tamamen değişik bir solunum
sisteminin, azar azar küçük değişikliklerle
standart omurgalı tasarımından evrimleşmiş olduğu
iddiası, düşünülmeden ortaya atılmış bir tezdir. Solunum
faaliyetinin ... hiç aksamadan korunması, organizmanın
hayatını sürdürmesi için gereklidir. En küçük
bir eksik fonksiyon, ölüme sebep olacaktır.
Kuş akciğeri de, içinde dallanmış olan parabronşlar
ve bu parabronşlara hava temin edilmesini sağlayan
hava kesesi sistemi en üst düzeyde gelişmiş olana
kadar ve beraber, iç içe geçmiş, mükemmel bir şekilde
işlevini yapana kadar, bir solunum organı olarak görev
yapamaz.51
Kısacası, kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçiş
iddiasının gereği olan ara aşamaların hiçbiri, canlının
yaşamını sürdürebilmesi için uygun değildir. Yapısı
tamamlanmamış bu akciğerler işlevsel olmayacağı için,
böyle bir ihtimal söz konusu değildir. Çünkü bir canlının,
kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçmesi için
gerekli olan değişimlerin, zaman içinde birikerek oluşmasını
bekleyecek vakti yoktur. Eğer kuş, iki akciğer tipinden
birine eksiksiz olarak sahip olmazsa ölecektir. Bu durum
kuşlara özgü bu anatominin doğal seleksiyon ve mutasyon
gibi bilinçsiz mekanizmalarca oluşturulamayacağını görmek
için yeterlidir. Kuş akciğeri, canlıları Allah'ın yarattığının
sayısız delilinden sadece biridir.
Allah'ın
Yaratma Sanatının Bir Örneği: Kuş Akciğerleri
Kuş nefes aldığında hava, arka hava keseciklerine
(1) doğru hareket eder. Bunlar, daha sonra havayı
akciğerin (2) içine iterler ve hava akciğerin
içinden geçerek ön hava keseciklerine (3) akar.
Hava, kuş nefes verdiğinde, ön hava kesecikleri
tarafından dışarı atılır. Akciğer, sürüngenlerde
veya memelilerde olduğu gibi genişlemez ve büzülmez.
Oksijeni akciğerden toplayan kan, havanın aksi
yönünde akar. Böylece en düşük oksijeni (çizimde
mavi düşük oksijeni, kırmızı yüksek oksijeni
göstermektedir) taşıyan kan, havaya maruz kaldığında
en düşük oksijen oranına sahiptir. En yüksek
oksijene sahip kan ise daha da yüksek oksijen
konsantrasyonuyla havayla buluşur.
Dolaşımın her bölgesinde, havanın
içinde bulunan oksijen konsantrasyonunun temasta
olduğu kandan daha fazla olmasını sağlar. Havadan
kana yapılan oksijen naklinin etkinliğini en yüksek
dereceye eriştirir. Bu, karşı-akım değişimi (counter-current
exchange) olarak bilinir. Bu kadar etkin akciğerler
kuşlara uçuşun gerektirdiği enerji talebiyle,
özellikle de yüksek rakımlarda- başa çıkmalarında
yardımcı olur.
Tüm bunlar, ortada çok kusursuz
bir tasarım olduğunu göstermektedir. Bu tasarım,
hem evrim iddiasına yönelik yıkıcı bir darbe,
hem de yaratılışın delillerinden sadece biridir.
1.Arka hava kesecikleri
2.Akciğer
3.Ön hava keseleri (Bir kısmı kuşun içi boş kemiklerinin
içindedir)
|
Michael Denton'a göre, sürüngen akciğerinin, küçük
değişiklikler sonucu kuş akciğerine dönüşmüş olması,
bu süreç boyunca işlevsel kalması ve her aşamada canlıyı
daha avantajlı hale getirmesi hayal gücünün ötesindedir.
Nitekim evrimcilerin iddialarına göre sürüngenden kuş
akciğerine geçişin, diyaframı tamamlanmamış zayıf bir
canlı ile başlamış olması ve doğal seleksiyonun bu sözde
ara geçiş canlısını elemesi gerekirdi. Denton da kendisiyle
yapılan bir röportajda, bu tür bir geçişin olamayacağını
ifade ederek, Darwinizm'in iddialarını akciğer örneği
üzerinden şöyle eleştirmektedir:
(Darwinizm'in) Açıklamayı başaramadığı
en temel model, başlıca organizma türlerinin çok açık
biçimde benzersiz ve diğerlerinden ayrı özelliklerde
olmalarıdır. Benim bu teoriyle en temel problemim
şu aslında; bir kuşun akciğerinden kaya yengecinin
gözüne kadar öylesine ileri derecede komplike organlar,
sistemler ve yapılar var ki, bu şeylerin tesadüfi
değişimler sonucu zaman içinde birikerek meydana gelmiş
olabileceğine ihtimal veremiyorum.
Tüm bu şeylerin küçük tesadüfi değişimlerle birikerek
geliştiğini tümden kabul etmek, bence sağduyuyu
çok açık biçimde reddetmek anlamına geliyor. Bu, özellikle
öne sürülen vakaların çoğu için tamamıyla saçma bir
iddia. Çünkü hiç kimse bunun nasıl meydana
geldiği hakkında güvenilir bir açıklama düşünemiyor.
Ve bu da herkesin değinmeden geçtiği, herkesin bir
kenara attığı ve gözlerden gizlemeye çalıştığı, anlaşılması
çok zor bir soru.
Doğadaki bu kompleks adaptasyonların bir dizi ara
geçiş formuyla açıklanamayacağı bir gerçektir. Bu
da çok temel bir sorundur. Sağduyu, bana bir şeylerin
yanlış olduğunu söylüyor.52
Yukarıdaki
ifadelerden anlaşıldığı gibi çift yönlü hava akışına
sahip olan sürüngen akciğeri ile tek yönlü hava akışına
sahip olan kuş akciğeri arasında evrimsel bir bağ olması
söz konusu olamaz. Çünkü bu iki akciğer yapısının arasında
kalacak bir "geçiş" modeli mümkün değildir. Bir canlı
yaşamak için sürekli nefes almak zorundadır ve akciğer
yapısında baştan aşağı değişiklik olması ise mutlak
ölümle sonuçlanacaktır. Kaldı ki bu değişiklik evrime
göre milyonlarca yıl kademe kademe gerçekleşmelidir;
oysa akciğeri çalışmayan bir canlı birkaç dakikadan
fazla yaşayamaz.
Bu konuda belirtilmesi gereken diğer bir nokta, sürüngenlerin
diyaframlı, kuşların ise diyaframsız bir solunum sistemine
sahip olmalarıdır. Bu farklı yapı da yine iki akciğer
tipi arasında gerçekleştiği öne sürülen evrim iddialarını
imkansız kılar. Solunum fizyolojisi alanında otorite
sayılan John Ruben, bu konuda şu yorumu yapar:
Theropod bir dinozorun
kuşlara evrimleşmesi, diyaframında ciddi bir sakatlık
oluşmasını gerektirecektir, ama bu durum canlının
nefes alma yeteneğini çok kritik bir biçimde sınırlayacaktır...
Buna neden olabilecek bir mutasyonun selektif bir
avantaj sağlaması imkansız gözükmektedir.53
Kuş akciğerinin evrime meydan okuyan bir diğer özelliği
ise, hiçbir zaman havasız kalmayan ve kaldığında "çökme"
tehlikesiyle karşılaşan özel yapısıdır. Michael Denton,
bu konuyu da şöyle açıklar:
Bu denli farklı bir solunum sisteminin,
standart omurgalı tasarımından nasıl evrimleşmiş olabileceğini
düşünmek neredeyse imkansızdır. Özellikle de solunum
sisteminin çalışır halde korunmasının bir organizmanın
yaşamı için ne kadar mecburi olduğu düşünüldüğünde...
Dahası, avien akciğerinin kendine özgü biçim ve fonksiyonu,
daha birçok özelleşmiş adaptasyonu gerektirecektir...
Çünkü öncelikle, avien akciğeri vücut duvarlarına
sıkıca tutturulmuştur ve hacim olarak genişlemesi
mümkün değildir. Öte yandan, akciğerdeki hava tüplerinin
çok dar yarıçapları ve bunların içindeki herhangi
bir sıvının yüksek yüzey gerilimi nedeniyle, avien
akciğeri, diğer omurgalıların aksine, kendi içinde
çökmüş bir durumdan alınıp yeniden havayla doldurulamaz...
(Bu yüzden) Kuşlarda, akciğerin içindeki hava kesecikleri,
diğer omurgalıların aksine, hiçbir zaman boşaltılmaz.
Aksine ciğerler ilk gelişmeye başladıkları andan itibaren
daima ya sıvıyla (embriyo aşamasında) ya da havayla
doludurlar.54
Bu durum
şunu göstermektedir: Kuşların akciğer kanalları o kadar
dardır ki, bu akciğerin içindeki hava kesecikleri diğer
kara canlılarının ciğerleri gibi havayla dolup boşalamaz.
Eğer kuş akciğeri bir kez tam olarak boşalsa, kuş bir
daha ciğerlerine hava çekemeyecek ya da bunu yapmakta
çok büyük bir zorluk çekecektir. Bu yüzden akciğerin
etrafına yerleştirilmiş olan hava kesecikleri sürekli
bir hava akışı sağlar ve ciğerleri havasız kalıp sönmekten
korur.
Elbette ki, sürüngenlerin ve diğer omurgalıların akciğerlerinden
tamamen farklı olan ve olağanüstü derecede hassas dengelere
dayanan bu sistem, evrim teorisinin iddia ettiği gibi
bilinçsiz mutasyonlarla, kademe kademe gelişmiş olamaz.
Denton, kuş akciğerinin bu yapısının Darwinizm'i geçersiz
kıldığını şöyle ifade etmektedir:
Kuş akciğeri, bizleri, Darwin'in
"eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle
kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse,
teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır" şeklindeki meydan
okuyuşuna cevap vermeye götürmektedir.55
 
Kuşlardaki solunum sistemi tesadüf eseri oluşamayacak
kadar mükemmel bir mühendislik tasarımıdır. Bu
gerçek, evrimci iddiaları çok açık bir şekilde
geçersiz kılmaktadır. |
Kuş akciğerine baktığımızda da çok sayıda küçük değişiklikle
meydana gelmesinin mümkün olmadığını görürüz. Bu durumda
Darwin'in teorisi kendi ifadesiyle "kesinlikle yıkılmış"
olmaktadır. Corvallis'deki Oregon State Üniversitesi'nde
evrimsel solunum fizyolojisi uzmanı olan John Ruben
de konu ile ilgili şunları belirtmektedir:
Son zamanlarda, ortak kanı, kuşların
doğrudan theropod dinozorlarının soyundan
geldiğini ileri sürmektedir. Ancak, Mezozoik dönem
boyunca, theropodlardaki hepatik-piston diyaframlı
akciğer solunumunun belirgin muhafazası, böyle bir
ilişki için temel bir problem oluşturur. Avien (kuşlara
ait) karın hava kesecik sisteminin, diyaframlı-havalandırmaya
sahip (sürüngen) atadan türemesinin ilk aşamaları,
diyafram fıtığı için bir seleksiyon gerektirmiş olmalıdır.
Bu tür zayıflatıcı bir koşulun, zaman kaybetmeksizin
tüm akciğer solunum sistemini zaafa uğratması gerekirdi.
Dolayısıyla herhangi bir seçici avantaja sahip olmuş
olması mümkün görünmemektedir.56
Kısacası sürüngen akciğerinden kuş akciğerine doğru
bir geçiş mümkün değildir. Bu gerçek, "kuşların evrimi"
tezinin asılsızlığını gösteren önemli bir bilimsel kanıttır.
Bu kanıt, Yüce Rabbimiz'in kuşları, sahip oldukları
özgün vücut tasarımlarıyla yarattığını göstermektedir.
EVRİMCİLER
TEORİLERİ ALEYHİNDEKİ DELİLLERİ GÖRMEZDEN GELİYORLAR
Evrimci bilim adamlarının çoğu, kuşların dinozorlardan
evrimleştiğine inanmaktadırlar. Bu yaygın kanının
bir sonucu, bu iddiayla çelişen bilimsel delillerin
tümüyle göz ardı edilmesidir. Bunun bir örneği
Corvallis'deki Oregon Eyalet Üniversitesi'nde
solunum fizyolojisi uzmanı olan John Ruben'in
araştırmasıdır.
Ruben'in liderliğindeki bir grup, 120 milyon
yıllık küçük etçil bir dinozor olan Sinosauropteryx'in
iç organlarının fosil taslaklarını inceler. Sonuçta
theropodların kuşlarla değil timsahlarla benzer
olduğu ortaya çıkar. Ruben şöyle demektedir:
Theropodların, bir timsahta bulabileceğiniz
akciğer, karaciğer ve bağırsakların yerleşim
düzeninin aynısına sahip olduklarına dair ilk
delilin yumuşak dokularda olduğunu fark ettim.1
 120
milyon yıllık küçük etçil bir dinozor olan
Sinosauropteryx'in iç organlarını inceleyen
bilim adamları, theropodların kuşlarla değil
timsahlarla olan benzerliğini ortaya çıkardılar.
(üstte solda)
Amerikan timsahı (sol altta)
Dino-kuş tezinin taraftarları, oldukça kompleks
ve diğer tüm canlılardan farklı olan kuşlardaki
akciğerlerin nasıl ortaya çıktığına dair
hiçbir geçerli açıklama öne sürememekte,
aleyhte delillere ise gözlerini kapamaktadırlar.
|
Therepodlar iki ana boşluğa sahiptiler: Akciğer,
karaciğer ve kalbi içine alan göğüs boşluğu ile
bağırsak ve diğer organları kapsayan karın boşluğu.
Bunlar, timsahlarda olduğu gibi, birbirlerinden
diyafram ile tam olarak ayrılmışlardır. Kuşlarda
ise böyle bir ayrım yoktur. Yaşayan timsahlarda
bu ayrımın işlevi, boşluklar arasında hava sızdırmaz
bir kapak görevi görmektir. Diyafram kasları büzüldüklerinde,
karaciğeri geriye çekerler ve havanın körük tipi
akciğerleri doldurmasını sağlayarak göğüs boşluğunda
ters yönde basınç oluştururlar. Kuşların boşluklar
arasında böyle bir ayrıma ihtiyaçları yoktur;
çünkü keseciklerin genişleyip büzülmesiyle, vücutlarından
çekilen hava tek yönde, milyonlarca küçük hava
koridorundan geçerek hareket etmektedir.
Ruben aynı zamanda, theropod ve timsahların -kaslara
bağlı ve havanın körük benzeri akciğerlere girmesine
yardımcı olan- farklı bir kalça yapısına sahip
olduklarını da göstermiştir. Ruben, tüm bu bulguların
sonucunda şunu söylemektedir:
Bu, therepodların, günümüze ait, yüksek
performanslı avien tipi akciğerlere sahip olamayacaklarının
ve değiştirilmez, körük benzeri akciğerleri
koruduklarının oldukça sağlam bir delilidir.2
Ruben, bir röportajında ise kuşlardaki akciğer
sisteminin dinozorlardan evrimleşemeyeceğini şöyle
belirtmektedir:
Havanın devamlı ciğerlere çekildiği kuşun
tamamen farklı solunum sisteminin, theropod
dinozorlarda gördüğümüz hepatik-piston sisteminden
gelişmiş olamayacağı çok açıktır.3
Böylece Ruben ve ekibi, körük benzeri akciğerlerin
günümüz kuşlarındaki yüksek performansa sahip
olan akciğerlere evrimleşmiş olamayacağını bir
kez daha göstermişlerdir.4 Science
dergisinde yayınlanan "Lung Fossils Suggest Dinos
Breathed in Cold Blood" (Akciğer Fosili Dinozorların
Soğukkanlı Olarak Nefes Aldıklarına İşaret Ediyor)
başlıklı makalede Ruben'in bu araştırmalarından
şöyle söz edilmektedir:
Ruben ve ihtisas öğrencileri, timsah ve
diğer sürüngenleri parça parça kestiler ve akciğer
yapılarının Çin'de bulunan birçok yassılaşmış
dinozor fosiline benzerlik gösterdiğini ortaya
çıkardılar. Ruben, akciğerlerle ilgili bu
delilini, dinozorların sıcakkanlı olabilmek
için ihtiyaç duyulan yüksek oranlardaki gaz
değişimi için yetersiz olduğunu ve aynı zamanda
körük benzeri akciğerlerin günümüz kuşlarının
yüksek performanslı akciğerlerine evrimleşmiş
olamayacağını tartışmaya sunmak için kullanmıştır.
Böylece, dinozorlarla ilgili kabul gören iki
hipoteze meydan okumaktadır: Sıcakkanlı oldukları
ve kuşların onların soyundan geldikleri. Ancak
birçok dinozor uzmanı, Ruben'in yeni yaklaşımını
memnuniyetle karşıladıklarını söylese de, şimdiye
kadar sadece birkaçı onun sonuçlarını benimseme
konusunda istekli davranmıştır.5
Kimilerine göre Ruben'in bu raporu "dinozor kökenli
kuşlar hipotezine atılan birkaç yumruktur."6
Ancak dikkat çekici bir durumdur ki, dinozordan
kuşa evrimin savunucuları, teorilerinin aleyhinde
olacak bu delili hesaba katmamaktadırlar. Dino-kuş
tezinin taraftarları, diğer tüm canlılardan farklı
ve oldukça kompleks olan kuşlardaki akciğerlerin
nasıl ortaya çıktığına dair hiçbir geçerli açıklama
öne sürememekte, aleyhte delillere ise gözlerini
kapamaktadırlar.
Ayrıca Ruben, küçük bir et yiyici olan Scipionyx
Samnitucus türünü, ultraviyole ışığının altında
incelemiştir. Şimdiye kadar bulunan dinozorlar
arasında, organları en iyi korunmuş olan bu özel
türün bazı iç organ düzenlemeleri, ultraviyole
ışığı sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu dinozorun
bağırsaklarının, karaciğerinin, nefes borusunun
(trakea) ve kaslarının ana hatlarını belirlemiştir.
Ruben, fosil iki boyutlu olsa da "hiçbir şeyin
yeri değişmemiş... Tüm [organlar] birbirleriyle
bağlantılı olarak muhafaza edilmektedir." demektedir.7
Bu canlıda yer alan ve kasık kemiğinden karaciğere
kadar uzanan kas ise, günümüzde yaşayan timsahlarda
akciğerin genişlemesine ve büzülmesine neden olacak
şekilde, karaciğerin tıpkı bir piston gibi ileri
ve geri hareket etmesine yardımcı olur. Hava geçirmez
bir doku tabakası, yani diyafram, karaciğer ve
akciğerleri ayırır. Ruben'e göre, theropod dinozorlarda
"hepatik (karaciğerle ilgili) piston diyaframı"
olarak adlandırılan bu yapının bulunması, onların
kuş akciğerlerine benzer bir yolla nefes aldıkları
olasılığını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ruben
ve meslektaşları, dinozorların iç organlarının
düzeninin kuşlara benzemediği ve bu canlıların
soğukkanlı oldukları sonucuna varmaktadırlar.8
Ruben ve ekibinin çalışmalarını gören Kansas
Üniversitesi'nden paleontolog Larry Martin ise
şunları ifade etmiştir:
Bu konuda [fosilin tam bir dinozor olduğu
konusunda] yanlış yapmış olmalarına imkan yok.
Scipionyx türü şimdiye kadar korunan en iyi
tür. Bu on yılın en büyük keşiflerinden biri.
Dinozorun soluk borusu bağımsız bir kontrole
sahip ki bu, onun kuş solunum aygıtına sahip
olmadığını gösteriyor.9
Larry Martin kuşların sözde dinozorlardan geliştiği
yönündeki iddialara karşı çıkarak, konuyu şöyle
özetlemektedir:
Sıcakkanlı dinozor hipotezine verilen destek,
şimdi ancak bir pamuk şekerinin sertliği kadardır.10
Philadelphia'daki Pensilvanya Üniversitesi'nde
paleontolog olan Peter Dodson'a göre ise Ruben'in
analizi, "sıcakkanlı dinozor teorisinin tabutuna
çakılan yeni bir çivi olmuştur".11
Ruben, ayrıca, kuş-tipi akciğerlerin dinozorlarda
bulunmamasının, kuşların onlardan evrimleştikleri
fikrine gölge düşürdüğünü vurgulamaktadır.
Ancak ne ilginçtir ki, tüm bu araştırma sonuçları,
evrim teorisinin yerleşik varsayımlarıyla çeliştiği
için, memnuniyetsizlikle karşılanmaktadır. Hatta
evrimciler karşıt deliller hiç sunulmamış gibi,
eleştirileri dikkate almadan telkin yöntemi kullanmakta
ve sansasyonel yönü yüksek medyatik haberlerle
teorilerini ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Bu
durum evrimcilerin bakış açısındaki dogmatizmi
ve fosil yorumlarındaki taraflılığı ortaya koyan
önemli bir örnektir.
1. Ann Gibbons, "Lung Fossils
Suggest Dinos Breathed in Cold Blood", Science,
vol. 278, no. 5341, 14 Kasım 1997, ss. 1229-1230.
2. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
3. Malcolm W. Browne, "Turning Dinosaur Theory
on Its Paleobiological Tail", The New York Times,
26 Ocak 1999, Science Desk.
4. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1129-1130.
5. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, s. 1229-1230.
6. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
7. "Turbocharged dinosaur", BBC News, 21 Ocak
1999; http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/259902.stm
8. John A. Ruben, Cristiano Dal Sasso, Nicholas
R. Geist, Willem J. Hillenius, Terry D. Jones,
Marco Signore, "Pulmonary Function and Metabolic
Physiology of Theropod Dinosaurs", Science, 22
Ocak 1999, ss. 514-516.
9. Malcolm W. Browne, The New York Times, 26 Ocak
1999.
10. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230.
11. Ann Gibbons, "Lung Fossils Suggest Dinos Breathed
in Cold Blood", Science, vol. 278, no. 5341, 14
Kasım 1997, ss. 1229-1230. |
KUŞLAR
VE DİNOZORLAR BİRBİRİNDEN ÇOK FARKLI ANATOMİK
ÖZELLİKLERE SAHİPTİR
Theropod dinozorlarda "hepatik (karaciğerle
ilgili) piston diyaframı" olarak adlandırılan
yapının bulunması, onların kuşlardaki gibi akciğerler
yoluyla nefes aldıkları olasılığını ortadan kaldırır.
Araştırmalar theropod ve timsahların, kaslara
bağlı ve havanın körük benzeri akciğerlere girmesine
yardımcı olan farklı bir kalça yapısına sahip
olduklarını da göstermektedir. Kuş-tipi akciğerlerin
dinozorlarda bulunmaması kuşların onlardan evrimleştikleri
iddialarının geçersizliğini bir kez daha ortaya
koymaktadır.

1. akciğer
2. karaciğer
3.diyafram kasları
4. kasık kemiği
5. timsah ve theropod dinozora ait kasık kemikleri |
|
TAVUS KUŞU,
ALLAH'IN BENZERSİZ YARATMA SANATININ BİR ÖRNEĞİDİR
İngiltere'deki
Bristol Üniversitesi'nde mühendislik tasarımı
alanında doçent olan Stuart Burgess, tavus kuşu
tüyündeki tasarımı çarpıcı bir şekilde ortaya
koymuş ve bu tasarımın hiçbir şekilde Darwin'in
"seksüel seçme" teorisiyle açıklanamayacağı sonucuna
varmıştır.
Tavus kuşunun kuyruğu, büyük tüyleri, parlak
renkleri ve kendisine özgü desenleri ile olağanüstü
bir güzelliğe sahiptir. Tavus kuşundaki göz alıcı
renklerin bir özelliği de, görüş açısına göre
değişmeleridir. Burada renkler pigmentlerle (canlıların
dokularına renk veren madde) değil, "ince-film"
adı verilen ve tüycüklerde oluşan optik bir etki
sayesinde ortaya çıkar. Kuş tüyleri üzerindeki
en ince yapılar olan ve ancak mikroskop altında
görülebilen tüycüklerde ortaya çıkan ince-film
etkisi, üç keratin tabakada gerçekleşir. Şeffaf
keratin tabakalar ışığı kırar ve kırılan ışığın
bazı bileşenlerini tutarlar. Yumuşak iç kısmın
kahverengi renkte olması, keratin katmanlara karanlık
tonda bir arka plan sağlayarak ışığın arkaya geçip
kaybolmasını engeller. Böylece yansıtılan ışık,
renkleri ortaya çıkarabilir. İnce-film etkisi
üç tabakada aynı anda gerçekleşir ve ortaya farklı
renkler çıkar. Keratin tabakalarının belli bir
rengi üretmesi ancak son derece ince olmaları
sayesinde mümkün olur. Keratin tabakaların kalınlığı
milimetrenin sadece yirmi binde biri kadardır
ve bu kalınlık, en parlak rengi üretmede en ideal
kalınlıktır. Çünkü tabaka kalınlığı, gözle görülebilir
ışığın dalga boyunu geçmemelidir. Kuyruktaki göz
deseninin olağanüstü parlaklığı da kuşun sahip
olduğu bu özel renk üretim mekanizmasından kaynaklanır.1
Göz şeklinin çok önemli bir özelliği de binlerce tüycüğün
birleşmesiyle ortaya çıkan bir şekil olmasıdır. Birbirlerinden
bağımsız olmalarına karşın komşu tüycükler kusursuz
bir uyumla göz şeklini oluştururlar. Eğer bu tüycükler
rastgele ve düzensiz şekilde dizilecek olsalardı -burada
detaylarına girmediğimiz- matematiksel formüllere dayanan
geometrik şekiller ortaya çıkaramazlardı. Bu şeklin
tesadüflerle ortaya çıkmış olma ihtimali, kuş bakışı
bakıldığında bahçedeki çiçeklerin tesadüf eseri detaylı
bir göz deseni oluşturması kadar azdır.

Tavus kuşunun kuyruğu, büyük tüyleri, parlak
renkleri ve kendisine has desenleri ile
olağanüstü bir güzelliğe sahiptir. "T"
ve "göz" şeklindeki tüyler yelpaze
şeklinde bir dizilime sahiptir. Bu gösterişli
görünümünün temelinde mikroskobik ölçüde
bir komplekslik bulunmaktadır. |

Uçucu kuşların tüyleri merkezi bir gövdeden çıkan
tüy, tüycük ve kancalardan oluşur. Kenarlardaki
tüycükler bu kancalarla adeta birbirlerine kilitlenirler.
Bu kompleks tasarım kuşa güçlü, esnek ve su-geçirmez
kanatlar kazandırır. Birbirine sanki bir fermuar
gibi tutunan tüylerin bu özel tasarımı, tesadüf
iddialarının geçersizliğini bir kez daha ortaya
koymaktadır. |
Bir erkek tavus kuşu yaptığı kur esnasında kuyruk tüylerini
sergilerken ortaya muhteşem bir yelpaze çıkar. Erişkin
bir tavus kuşunda her yıl yenilenen yaklaşık 200 kuyruk
tüyü vardır. Bunlardan yaklaşık 170'i "göz" desenini
oluşturan tüyler, geri kalan 30'u ise "T" şeklini oluşturan
tüylerdir.
Yelpaze oluşturan bu tüy tasarımında gözlerin
oldukça düzenli bir yayılım gösterdiği, T ve göz
tüylerinin de mikroskobik ölçüde çok kompleks
bir yapıya sahip oldukları görülür. Gözlerin
her biri görünür vaziyettedir, çünkü yelpazede
ön sıraya kısa tüyler, arka sıraya uzun tüyler
yerleştirilmiştir.
Sergilenen tüylerin güzel görünmesinin nedenlerinden
biri de, 180 dereceden daha büyük bir açı üzerinden
yarı dairesel bir yelpaze oluşturmalarıdır. Yelpazenin
oluşumu -her tüy ekseninin neredeyse ortak geometrik
merkezden çıkmalarından dolayı- çok düzgündür.
Sergilenen tüylerin merkezden çıkış açıları da
belirlidir.
Tüydeki tüm fiziksel yapıların bilgisinin DNA'da
saklı olduğunu hatırlamak, tasarımın olağanüstülüğünü
bir kez daha vurgular. Keratinin katman sayısı
ve kalınlığı, tüycüklerin sayısı, kahverengi arka
plan, tüylerin arasındaki mesafeler... Bunların
tümü DNA'daki bilgiye göre üretilir. Bu kusursuz
güzelliğin, evrimcilerin iddia ettiği gibi rastgele
mutasyonlar sonucu ortaya çıkması kesinlikle mümkün
değildir.
Bu gerçek, en baştan beri evrim teorisi için
büyük bir sorun olmuştur. Canlılardaki yaratılış delillerini
kör tesadüflerle açıklama çabasındaki Darwin,
arkadaşı Asa Gray'e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli
mektupta, tavus kuşu tüyleri hakkında şu yorumu
yapmıştır:
Bir tavus kuşunun kuyruğundaki tüyün görünümü,
ne zaman bakacak olsam, beni hasta ediyor.2
Tavus kuşunun kuyruğunun güzelliği, kuyruğun
işleviyle ilgili değildir. Tavus kuşundaki bu
özellik, bir yaratılışın belirgin bir işaretidir.
İnsanlara ait tasarımlarda da bir güzellik görüldüğünde
bunun bir tasarımcıya ait olduğu hemen anlaşılır.
Örneğin bir peyzaj mimarı bahçeye düzen getirmenin
ve işlevsellik kazandırmanın yanı sıra, eklediği
güzellik ve estetik unsurlarla, bu bahçenin bir
mimar tarafından düzenlendiğine dair işaretler
de bırakır. Mimarın bahçenin estetiğine eklediği
her detay, aynı zamanda bu bahçenin tesadüf eseri
düzenlenmediğini gösteren bir delildir. Optik
biliminin inceliklerini sergileyen tavus kuşu
tüyündeki güzellikler de, bu yaratılışın sahibinin,
yani Rabbimiz'in varlığını ortaya koyan estetik
harikası örneklerden biridir.
Burada genel hatlarıyla yer verdiğimiz tavus
kuşunun tüylerindeki her detay, belli bir amaç
için bulundukları yer, şekil, yapı ve renktedir.
Bu amaç bizlere Allah'ın sanatını sergilemekte,
detaylardaki ilmini tanıtmakta ve Allah'ın insanın
hoşuna gidecek benzersiz güzellikler yaratmaya
kadir olduğunu hatırlatmaktadır. Bir Kuran ayetinde,
canlılardaki farklı renklere dikkat çekilerek,
Allah'tan korkan insanların bu gibi gerçekleri
kavrayan "ilim sahipleri" olduğu bildirilmektedir:
İnsanlardan, hayvanlardan ve
davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar
vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim
olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 28)
1. Stuart Burgess, "The beauty of the
peacock tail and the problems with the theory of sexual
selection", The in Depth Journal of Creation, vol. 15,
no.2, 2001, ss. 94-102.
2. Francis Darwin, Letter to Asa Gray, 3 Nisan 1860,
The Life and Letters of Charles Darwin, John Murray,
London, vol. 2, 1887, s. 296
|
Sürüngen PullarInIn KuŞ Tüyüne DönüŞmesİnİn İmkansIzlIĞI
Kuşların kökeni Darwinizm için her zaman önemli bir
sorun olmuştur. Hatta evrimciler halen bu konuda fikir
birliğine varamamışlardır. Evrimcilerin bu konudaki
açmazlarından bir tanesi de, kuş tüylerinin kökenidir.
Kuş tüyleri, uçmak için gerekli olan, oldukça kompleks yapılardır ve yalnızca kuşlarda bulunurlar.
Bugün birçok evrimci, dinozor pullarının
milyonlarca yıl içinde günümüz kuşlarının tüylerine
dönüştüğünü iddia etmektedir. Kuşların kökeni ile ilgili
ortaya atılan bu senaryoya göre, sürüngen pulları mutasyonlar
ve doğal seleksiyon ile zaman içinde şekillenerek kuş
tüylerine dönüşmüştür. Ancak fizyolojik ve anatomik
açıdan imkansız olan bu dönüşümü -pullardan tüylere
geçişi- gösteren hiçbir kanıt yoktur. Bu durumun farkında
olan evrimciler de yüzeysel izahlarla konuyu geçiştirmek
isterler. Ateist evrimci Richard Dawkins bir kitabında
"Tüyler değişmiş sürüngen pullarıdır." gibi tek cümlelik
kaba bir açıklamayla yetinmektedir.57
Şimdi evrimcilerin bu iddialarının imkansızlığına daha
detaylı olarak değinelim:
Sürüngen pulları ve kuş tüyleri
birbirinden çok farklı yapılardır:
Tüylerin kökeninin evrimciler açısından makul bir açıklamasının
olmaması son derece doğaldır. Çünkü sürüngen pulları
ve kuş tüyleri birbirinden tamamen farklı yapılardır.
Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji
profesörü olan A. H. Brush, aşağıdaki ifadeleriyle sürüngen
pulları ile kuş tüyleri arasındaki tasarım farklılığını
şöyle ifade etmektedir:
Tüyler ve pullar... Genetik yapılarından
gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına
kadar herşeyde birbirlerinden farklıdırlar... Kuş
tüylerinin protein yapısı ise diğer omurgalıların
hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün bir yapıdır...
Tüyler fosil kayıtlarında da sadece kuşlara has bir
özellik olarak bir anda belirirler.58

Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini
daima temiz, bakımlı ve her an kullanıma hazır
tutmak zorundadır. Tüylerin bakımı için kuyruklarının
dibinde bulunan yağ keselerini kullanırlar. Gagalarıyla
bu yağdan bir miktar alarak, tüylerini temizler
ve parlatırlar. Bu yağ, yüzücü kuşlarda, suyun
içinde veya yağmur altındayken suyun deriye ulaşmasına
engel olur. Dahası kuşlar tüylerini kabartarak,
soğuk havalarda vücut ısılarının düşmesini engeller.
Sıcak havalarda ise tüylerini vücutlarına yapıştırarak,
vücutlarının serin kalmasını sağlarlar. Tüylerin
kuşların ihtiyaçlarına yönelik çok fonksiyonlu
olarak yaratılmış olması da, Allah'ın canlılar
üzerindeki rahmetinin örneklerinden biridir. |
Pullar derideki yassı, boynuzumsu sertlikte tabakalardan
oluşan kıvrımlardır. Çatı kiremitleri gibi üst üste
binen, suyu dışarıda tutmaya yarayan, hayvanın hareket
etmesine izin veren ve vücut sıcaklığını koruyan yapılardır.
Tüyler ise hafif, güçlü, aerodinamik şekilleriyle sadece
kuşlara özgü, tüy, tüycük ve kancalardan oluşan, merkezi
bir gövdeye sahip çok kompleks yapılardır. Kenarlardaki
küçük tüycükler çengellere kilitlenen küçük kancalarla
donanmıştır ve tüyün yüzeyini düz, güçlü ve esnek olacak
şekilde kanada bağlarlar. Bu yapı aynı zamanda onları
su-geçirmez yapar ve bu kancalar sayesinde her tüycük
birbirine sanki bir fermuar gibi tutunur.
Örneğin Turna kuşunun tek bir tüyünün üzerinde, tüy
sapının her iki yanında uzanan 650 tane ince tüy vardır.
Bunların her birinde 600 adet karşılıklı tüycük bulunur.
Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane çengelle birbirlerine
bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi birbirine
kenetlenir. Bu çengeller herhangi bir şekilde birbirinden
ayrılırsa, kuşun bir silkinmesi veya daha ciddi durumlarda
gagasıyla tüylerini taraması, düzleşmiş tüylerin eski
aerodinamik şekillerine dönmeleri için yeterli olur.
Ornitolog (kuş bilimci) Alan Feduccia, tüylerdeki tasarımı
şöyle tarif eder:
Tüyler hafif, dayanıklı, aerodinamik
bir şekle sahip, tüycüklerden ve kancalardan oluşan
detaylı bir yapıya sahiptirler. Bu da onları su geçirmez
yapar ve gagayla yapılan kısa bir düzeltme, düzleşmiş
tüyü anatomik şekline tekrar sokabilir.59
Tüylerin bu kompleks tasarımının, rastlantısal mutasyonlar
sonucunda sürüngen pulundan evrimleştiğini savunmak,
hiçbir bilimsel temeli olmayan, dogmatik bir inanıştan
başka bir şey değildir. Nitekim neo-Darwinizm'in kurucularından
biri olan Ernst Mayr, bu konuda yıllar önce şu itirafta
bulunmuştur:
Duyu organlarının, örneğin bir omurgalı
gözünün ya da bir kuşun tüyleri gibi kusursuzca dengelenmiş
sistemlerin rastlantısal mutasyonlar sonucunda gelişebileceğini
varsaymak, bir insanın inandırıcılığı üzerinde ciddi
bir sınırlamadır.60
Kuş tüylerinin ve sürüngen pullarının
gelişimleri birbirinden çok farklıdır:
Tüyler, pullardan sadece yapıları
açısından farklı değildir. İzledikleri gelişim yolları
da birbirlerinden tamamen farklıdır. Bir tüyün gelişimi
de son derece kompleks bir süreci kapsar. Ayrıca puldakinden
çok farklı olarak, tüyler tıpkı saçlar gibi "folikül"
denen keseciklerden gelişirler. Ancak bir saç teli tüyden
çok daha basit bir yapıdadır. Gelişen tüy bir kılıf
tarafından korunur ve konik yapıdaki bir çekirdek etrafında
oluşur. Tüy haline gelecek hücrelerin gelişimi de çeşitli
kompleks fizyolojik süreçleri içerir. Hücreler oluştuktan
sonra, tüyler üzerindeki çengellerin ve kenardaki küçük
tüylerin kompleks dizilimlerini oluşturmak üzere, hücreler
göç ederek birbirlerinden ayrılırlar.61
Ayrıca tüyler ve pullar derinin farklı katmanlarından
gelişirler. Temelde protein yapısına sahip olan tüyler,
"keratin" adı verilen bir maddeden yapılır. Keratin,
derinin alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin, besin
ve oksijen kaynaklarının yetersizliğinden ölmesi ve
yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert
ve dayanıklı bir maddedir. Ancak tüy proteinleri (b-keratinleri),
deri ve pul proteinlerinden (a-keratinleri) biyokimyasal
olarak da farklıdır. Bu farklılıklardan ötürü Alan Brush
şu sonuca varmaktadır:
Kuş tüyleri morfolojik (biçimsel)
düzeyde sürüngen pullarıyla homolog (benzer) olarak
düşünülmektedir. Ancak kuş tüyleri gelişim, morfoloji,
gen yapısı ve dizilimi, lif oluşumu ve yapısı açısından
farklıdır.62
Dr. Carl Wieland'ın Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden
Dr. David Menton ile yaptığı röportajdan, sürüngen pullarının
kuş tüylerine evrimleşmesinin imkansızlığı ile ilgili
kesit şöyledir:
Dr. Carl Wieland: ... Evrimciler
uzun süredir kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiğini,
bu yüzden ikisinin de esas itibariyle aynı yapıya
sahip olduklarını -çok benzer- olduklarını iddia etmektedirler.
Dr. David Menton: Evet onları kıyaslamak konusuyla ilgileniyorum.
Evcil bir boğa yılanına sahip, bir laboratuvar teknisyenim
vardı; bu yüzden deri değiştiren yılandaki pullardan bir
kısmını inceleme imkanım oldu. En ufak bir parçanın bile
tüylere benzerliği yoktu elbette. Tek benzerlik her ikisinin
de saç, tırnaklar ve derimiz gibi keratin proteininden meydana
gelmiş olmalarıdır. Gelişimleri de oldukça farklıdır. En
temel farklılık, tüylerin bir folikülden ortaya çıkmasıdır.
Bir folikül derinden gelişerek derinin dışına çıkan- epidermisin
(dış deri) boru şeklindeki, aşağıya doğru sarkan uzantısıdır.
Ve özelleşmiş canlı derinin bu borusu, çok derindeki bir
büyüme matrisinin içerisinde tüy üretir. Sürüngen pulunun
kesin olarak foliküllerle ilişkisi yoktur. Pulların tümü
bir yaprak gibi dökülebilir, çünkü pullar hiçbir şey değildir.
Fakat epidermisin içinde bağlanırlar, tüyler ise kendi foliküllerinden
ortaya çıkarlar... eğer evrimciler gerçekten de bir delil
göstermeyi istemiş olsalardı, tüylerin saçlardan evrimleştiğini
ya da tam tersini iddia etmeleri gerekirdi. Tabii bu, memeliler
ve kuşların bağımsız olarak sürüngenlerden evrimleştikleri
inancına uymayacaktı.63

TÜYLERİN BÜYÜME ŞEKLİ, PULLARDAN ÇOK
FARKLIDIR.
Tüyler, pullardan sadece yapıları
gereği farklı değildir. İzledikleri gelişim
yolları da birbirlerinden tamamen farklıdır.
Tüyler keratinositlerin (içinde keratin oluşan
hücrelerin) artması ve farklılaşması ile büyürler.
Epidermis (dış deri) tabakasındaki bu keratin
üreten hücreler öldüklerinde arkalarında bir
keratin yığını bırakırlar. Keratinler katı yapılar
oluşturan güçlü, ama aynı zamanda esnek protein
lifleridir. Tüyler beta-keratinlerden meydana
gelir. Büyüyen tüyün dışındaki kılıf daha yumuşak
olan alfa-keratininden oluşur. Tüyler papillae
adı verilen ve deri altında bulunan oyuklar
oluştururlar ve hemen hemen tüm vücudu sararlar.
Her oyuk, tüy gelişmesini sağlayacak şekilde
bol miktarda kan ile takviye edilir. Güçlü ancak
hafif bir yapı olan tüyler, pullardan ve -ince,
kalın, tüylü veya tüysüz- tüm deri çeşitlerinden
farklıdır.
(1) Tüy büyümesi dermisteki
hücrelerin yoğunlaşması üzerine epidermisin
kalınlaşmasıyla -bir plak (placode) ile- başlar.
(2) Daha sonra bu plak, tüy tohumu denilen uzatılmış
bir tüp oluşturur.
(3) Tüy tohumu etrafında halka şeklinde çoğalan
hücreler, tüyü meydana getiren folikülü (kesecik)
oluştururlar. Folikülün dibindeki bu halka içinde,
keratinositlerin sürekli üretimi, yaşlı hücreleri
yukarı ve dışarı doğru iter. Bunun sonucunda
boru şeklinde bütün bir tüy oluşur.
İKİ YAPI ARASINDA EVRİM
İMKANSIZDIR.
Tüm bu aşamalar göz önünde
bulundurulduğunda, tüyün belli bir amaç doğrultusunda
geliştiği görülür. Tesadüflerin bir amaç doğrultusunda
akıl ve bilinç gerektiren tasarımlar meydana
getirmesi elbette ki mümkün değildir. Burada
derin düşünen, temiz akıl sahipleri için Allah'ın
sonsuz ilmi ve sanatı tecelli etmektedir.
(4) En dış epidermal tabaka
büyüyen tüyü koruyan geçici bir yapı olarak
tüy kılıfını oluşturur. Bu arada iç epidermal
katman, sonradan tüyün kancaları haline gelecek
olan bir dizi bölüme ayrılır.
(5) Bir pennacious tüyde sap çıkıntısı oluşana
kadar, kancalar halka etrafında sarmal şekilde
büyürler. Bu kancalar sapın sırt kısmında birleşirler.
(6) Büyüme sürdükçe, tüyler kılıflarından çıkarlar.
Daha sonra tüy düz şeklini almak için kıvrımlarını
açar. Tüy asıl boyutuna geldiğinde, folikül
halkası tüyün kökünde borumsu, basit bir sap
oluşturur.
|
Şuursuz hücrelerin, ne şekilde birleşirlerse kuşun
uçmasını sağlayacak bir düzenlemeye sahip olacaklarını
bilmeleri kuşkusuz ki mümkün değildir. Tesadüfi mekanizmaların
doğal seleksiyon ve mutasyon- uçuş için elverişli kompleks
bir yapı olan tüyü tasarlamaları ise, sağduyu sahibi
kimsenin kabul edebileceği bir ihtimal değildir. Canlıların
her biri Yüce Rabbimiz'in kendileri için yarattığı organ
ve sistemlerle, mükemmel tasarımlara sahiptir. Bu nedenle
Allah'ın sonsuz akıl ve ilminin delillerinden bir bölümünü
yansıtırlar. Bir ayette Allah şöyle bildirmektedir:
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır.
Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Evrimcilerin iddiasına göre sıkça
rastlanması gereken ara geçiş formlarına tek bir örnek
dahi yoktur:

Kuş tüyleri ile sürüngen pulları arasındaki
büyük yapısal farklar ve kuş tüylerinin son
derece kompleks bir tasarıma sahip olması, tüylerin
pullardan evrimleştiği iddiasını tümüyle temelsiz
bırakmaktadır.
Evrimcilerin iddialarına göre, kuş tüyleri ile
sürüngen pulları arasında çok sayıda ara geçiş
formu olmalıdır. Fosil kayıtlarında sürüngen
pulları, kuş tüyleri, deri veya memeli tüyleri
vardır, ancak kuş tüylerine aşamalı bir geçiş
olduğunu gösteren kısmen pul kısmen tüy benzeri
yapılara hiçbir canlıda rastlanmamıştır.
Güney Avustralya'daki Koonwarra fosil yataklarında
bulunan bir tüy fosili. Erken Kretase dönemine
ait 100-110 milyon yıllık bu tüy fosili, günümüz
kuş tüylerinin kompleks tasarımından farksızdır.
(Sağda)
|
Evrimciler, tüylerin sürüngen pullarından evrimleştiğini
öne sürerlerken, fosil kayıtlarında tüylerin aşama aşama
gelişimini gösteren hiçbir ara form sunamazlar. Halbuki
tüyler ve pullar arasında çok temel morfolojik farklılıklar
vardır, bu durum evrimcilerin iddialarındaki ara geçiş
formlarının çok sayıda olmasını gerektirir. Ancak fosil
kayıtlarında sürüngen pulları, kuş tüyleri, deri veya
memeli tüyleri hep tam, kusursuz halleriyle bulunmaktadır.
Kuş tüylerine aşamalı bir geçiş olduğunu gösteren, kısmen
pul kısmen tüy benzeri yapılara sahip, hiçbir canlı
fosili bulunmamaktadır. Bu gerçek, evrimci yayınlardan
Nature dergisinde şöyle itiraf edilmektedir:
Tüyler kompleks yapılardır. Kuş
fosili kayıtlarında aniden belirişlerinin açıklaması
zordur, çünkü fosil kayıtlarında hiçbir ara
geçiş yapısına rastlanmamıştır.64
Yaklaşık kırkbeş yıl önce Kuşların Biyolojisi ve
Karşılaştırmalı Fizyolojisi adlı kitabının "Kuşların
Kökeni" başlıklı bölümünde, evrimci W. E. Swinton kanıt
yokluğundan şöyle bahsetmekteydi:
Kuşların kökeni son derece türetimsel
bir konudur. Sürüngenden kuşlara doğru değişen aşamaların
fosil kanıtları yoktur.65
Bugün bu durum hala değişmemiştir.
Columbia Üniversitesi'nden evrimci bir biyolog "Sürüngen
pulları ve en ilkel tüy arasındaki ara aşamalara ait
tüm fosillerden yoksunuz."66 ifadeleriyle
bu gerçeği dile getirmektedir. Evrimci paleontolog Barbara
J. Stahl ise bu konu ile ilgili şu itirafta bulunmaktadır:
Tüylerin, sürüngen pullarından evrimleştikleri
varsayımı, analizlerce doğrulanmamaktadır... Tüylerin
kompleks yapısı göstermektedir ki, böyle bir yapının
sürüngen pullarından evrimleşmesi olağanüstü derecede
uzun bir zaman ve çok sayıda ara geçiş formu gerektirecektir.
Bu zamana dek fosil kayıtları böyle bir varsayımı
desteklememiştir.67

1861'de Langenaltheim yakınlarında bulunan ve
literatürde "Londra türü" olarak bilinen
bir Archæopteryx fosili. Fosil, Alman paleontolog
Hermann von Meyer tarafından açıklandı ve daha
sonra Londra Müzesi'ne satıldı. Fosildeki tüyler
günümüz uçucu kuş tüyleri ile aynı yapıdadır.
Archæopteryx fosilleri milyonlarca yıl öncesinde
de kompleks tüy yapılarına ve uçma yeteneğine
sahip kuşların varlığını göstermektedir.
|
Barbara J. Stahl, bir başka ifadesinde ara geçiş formu
çıkmazından şöyle söz eder:
pullarla tüyler arasında
bilinen hiçbir ara geçiş formu yoktur. Tüylerin
pullardan nasıl meydana geldiği sorusu, kuşların sürüngenlerden
evrimleştiği iddiasına karşı çıkmaktadır.68
Bazı evrimciler, kuşların içi boş
kemikleri olduğu için iyi fosil bırakmadıklarını öne
sürerek konuyu örtbas etmek isterler. Oysa bu iddia
kesinlikle doğru değildir. Özellikle belirli koşullarda,
örneğin göl çevrelerinde, iç bölgelerdeki sulak ortamlarda
ve denize yakın bölgelerde, kuşlar ve tüyleri çok iyi
fosil bırakmaktadır. Nitekim bu bölgelerde kuş fosillerine
sıklıkla rastlanmaktadır. Bugüne dek binlerce kuş fosili
bulunmuştur ve bunların tümü mükemmel olarak oluşmuş
tüylere sahiptir. Fosil kayıtlarında, yarı tüy-yarı
pul veya yarı deri-yarı tüy yapılar bulunmadığı gibi,
günümüzdeki tüylerden daha az gelişmiş bir tüye ait
hiçbir yapıya da rastlanmamıştır. Larry Martin ve S.
A. Czerkas, American Zoology dergisindeki bir makalelerinde
"bilinen en eski tüyler... şekil ve mikroskobik detay
açısından zaten moderndirler." demektedirler.69
Anatomist David Menton ise bu konuya şöyle değinmektedir:
Tüye az da olsa benzeyen, canlıya
ya da fosile ait hiçbir pul örneği yoktur. Archæopteryx,
modern kuşlar gibi kompleks tüylere sahiptir.70
Bilinen
en eski kuş olan Archæopteryx'in mükemmel şekilde korunmuş
ve 150 milyon yıllık olarak belirlenen tüylerinin analizi
sonucunda, her detayının günümüz kuş tüyleri ile aynı
olduğu sonucuna varılmıştır.71
Daha 1910 yılında, zoolog W. P. Pycraft, Archæopteryx
tüyünün günümüzde bilinen tam gelişmiş kuş tüylerinden
hiçbir yönden farklı olmadığını belirtmiştir.72
O tarihten günümüze kadar elde edilen diğer Archæopteryx
fosilleri de bu gerçeği değiştirmemiştir. Mezozoik dönemin
(251-65 milyon yıl öncesi) sonlarına ait, kehribar içinde
iyi korunmuş birçok kuş tüyü örneği bulunmaktadır. Bunların
yanı sıra, günümüzde dinozorların derileri ile ilgili
birçok bulgu da bulunmaktadır. Söz konusu fosillerin
değerlendirilmesi sonucunda da, bunların, "tüy taşıyan
derilere öncül olma özelliği taşımadığı" anlaşılmıştır.73
Richard O. Prum ve Alan H. Brush'un Scientific American
dergisinde yayınlanan "Which Came First: The Feather
or the Bird?" (Hangisi Önce Oluştu? Tüy mü Yoksa Kuş
mu?) adlı makalelerinde ise şu satırlar yer almıştır:
... tüylerin kökeni konusunun çözümündeki
ilerleme, şimdi yanlış olduğu görülen yönlendirmeler
tarafından kösteklendi: Tüyün sürüngen pullarından
uzayıp ayrıldığı varsayımı ve tüylerin uçma gibi özel
bir işlev için evrimleştiği spekülasyonları gibi.
İlkel fosil tüylerinin olmaması da ilerlemeyi engelledi.
Uzun yıllar boyunca en eski kuş fosili, Jurasik
döneminin sonunda (yaklaşık 148 milyon yıl önce) yaşamış
olan Archæopteryx lithografica'ydı. Fakat
Archæopteryx tüylerin nasıl evrimleştiğine
dair hiçbir yeni anlayış getirmedi, çünkü kendi tüyleri
bugünün kuşlarından neredeyse ayırt edilemezdi.74
Evrimcilerin kuş
tüylerinin nasıl evrimleştiği hakkındaki ön yargılı
tutumları, "birbiriyle çelişen teoriler"in75
üretilmesine yol açmıştır. İddialara göre sürüngen pulları
aşama aşama uzamış, saçaklanmış ve zaman içinde kuşun
uçmasını daha kolaylaştıracak şekilde kuşu taşımaya
elverişli hale gelmiştir.76 Cansız
atomlardan oluşmuş bir pulun kendi kendine uzamaya karar
vermesi, daha sonra bu pulun kuş tüyündeki detaylı tasarımı
oluşturacak yapıya dönüşmesi mümkün değildir. Bu mantıksızlığın
sürüngenin vücudunu kaplayan diğer tüm pullarda gerçekleşmesi
ise daha da imkansız bir durumdur. Şuur sahibi olmayan
pulların böyle bir karar almaları ve bilim adamlarını
hayranlık içinde bırakan bir yaratılış harikası meydana
getirmeleri mümkün değildir. Nitekim evrimcilerin iddilarını
destekleyen böyle bir bilimsel kanıt da yoktur. Evrimci
iddialar ancak hayal gücüne dayalı senaryolardır.

Plymouth Kaya Tavuğu |
Pek çok kuşun binlerce tüyü vardır: Plymouth Kaya
Tavuğunun (Plymouth Rock Hen) yaklaşık olarak 8.000
ve kuğunun (Whistling Swan) da 25.000 tüyü vardır.
Çalıkuşu gibi küçük bir kuşun bile yaklaşık olarak
1.000'den fazla tüyü vardır.1 Binlerce tüyün her
birinin ayrı bir fonksiyonunun olması ve bu görevlerine
göre doğru şekil, büyüklük ve açı ile doğru yerde
bulunması tesadüf eseri oluşabilecek bir tasarım
değildir. Çünkü uçuş için düzenlenmiş tüyler, bilinçli
bir yaratılışın delilidir ve Allah'ın canlılar üzerindeki
hakimiyetini sergilemektedir.
1. B. Taylor, The Bird Atlas, Dorling Kindersley, New York,
1993, s. 5.
|
Fosil kayıtları tüylü dinozor
iddialarını yalanlamaktadır:
Şimdiye dek pek çok fosil üzerinde "tüylü dinozor"
spekülasyonu yapılmış, ama detaylı araştırmalar bu iddiaları
yalanlamıştır. Ünlü kuş bilimci Alan Feduccia, "On Why
Dinosaurs Lacked Feathers" (Dinozorların Neden Tüyleri
Olmadığı Üzerine) adlı makalesinde şöyle yazar:
Tüyler tamamen kuşlara özgü yapılardır
ve sürüngen pulları ile kuş tüyleri arasında geçiş
formu oluşturabilecek, bilinen hiçbir yapı yoktur.
Longisquama gibi bazı örneklerde rastlanan uzunlamasına
pulların yapısı hakkında yapılan spekülasyonlara katılmıyorum.
Bunların tüy benzeri yapılar olduğu yönünde hiçbir
somut kanıt yoktur.77
| Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan tüylerin her
birinin görevi farklıdır. Kuşun karnındaki tüyle,
kanat ve kuyruk tüyleri birbirinden farklı özelliklere
sahiptir. Büyük tüylerden meydana gelen kuyruk tüyleri
dümen ve fren görevini yerine getirir. Kanat tüyleri
ise, kanat çırpma esnasında açılarak yüzeyi genişletecek
ve kaldırma kuvvetini artıracak bir yapıdadır. Kuşun
kanadını aşağı doğru çırpması sırasında, tüyler
birbirlerine yakın duruma gelerek, aralarından hava
sızması engellenir. Kanatların yukarıya doğru kalkışı
esnasında ise tüyler iyice açılarak aralarından
havanın geçmesine elverişli bir pozisyon alır. |
Son 10 yıl içinde "tüylü dinozor" olarak ileri sürülen fosillerin
gerçekte hepsi tartışmalıdır. Detaylı incelemeler, "tüy" olarak
gösterilen yapıların, aslında derinin altındaki dökülmüş kolajen
fiberleri (bağ dokusunu oluşturan ana protein lifleri) olduklarını
göstermiştir.78 Connecticut Üniversitesi'nde
kuş tüyleri konusunda uzman olan Alan Brush da, bunların günümüzdeki
kuş tüylerinde bulunan yapıdan yoksun olduklarına işaret etmiştir.79
Söz konusu tüy izleri üzerine yapılan spekülasyonlar, evrimci
ön yargılardan kaynaklanmaktadır. Alan Feduccia'nın da belirttiği
gibi "pek çok dinozor, hiçbir kanıtı olmamasına rağmen, aerodinamik
ve tam uyumlu tüylerle kaplı gibi gösterilmiştir".80
Ancak zaman içerisinde ortaya atılan "tüylü dinozor" örneklerinin
gerçekliği olmadığı ve bu çıkarımların taraflı yorumlardan
kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. (Konunun detayları için bkz.
Evrimci Fanatizme Bir Örnek: Sahte Fosil Archæoraptor; Hayali
Dinozor-Kuş Bağlantıları bölümleri) Feduccia konuyu şu sözleriyle
özetlemektedir:
Yaratan, hiç yaratmayan gibi
midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın
nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme
yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir.
(Nahl Suresi, 17-18)

|
Sonuçta, çeşitli bölgelerden iyi
korunmuş derilere sahip pek çok dinozor mumyası bilinmesine
rağmen, şimdiye kadar hiçbir tüylü dinozor bulunmamıştır.81
Kaldı ki "tüylü dinozorlar" yaşamış
olsa bile, bu dinozor-kuş evrimi iddiasına bir delil oluşturmaz.
Çünkü söz konusu dinozorlarda var olduğu öne sürülen "tüyler",
son derece özgün bir tasarıma sahip kuş tüylerine hiçbir benzerlik
göstermemektedir. Ayrıca kuş tüylerinin kompleks tasarımlarının
yanı sıra, biyokimyasal yapıları da çok farklıdır. Sözü edilen
canlılarda ise kuş tüylerine benzer bir yapı kesinlikle bulunmamaktadır.
Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü
olan A. H. Brush'a göre "kuş tüylerinin protein yapısı diğer
omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün" bir yapıdır.82
Tüylerin önce yalıtım amaçlı
geliştiği iddiası temelsizdir:
Bir kısım evrimciler de, dinozorların yalıtım için
tüyler geliştirdiğini, bunların daha sonra uçuş amaçlı
düzenlendiğini öne sürerler. Kimileri de tüylerin suyu
itmek, fazla kükürt atığını biriktirmek, ısı kalkanı
olarak kullanılmak ve vücudun daha yüksek hızlara ulaşması
için verimliliğini artırmak amacıyla geliştiğini iddia
ederler. Ancak bu iddiaların hiçbirinin, kuşların aerodinamik
yapısını açıklamada bir geçerliliği yoktur. Kansas Üniversitesi'nden
Richard O. Prum, bu teorilere yönelik yaptığı kapsamlı
eleştirisinde şunları yazmaktadır:
Hepsi tüylerin kökeni ve çeşitliliğini
açıklamak için yetersizdir. Gerçekten bunlar, yeni
fosil buluşlarını değerlendirmenin önünde bir engeldir.83
Evrimciler, tüylerin
uçuş dışında amaçlar için geliştiğini ileri sürerken,
derideki pulların nasıl olup da tüy gibi bambaşka bir
yapıya dönüştüklerine dair hiçbir açıklama getiremezler.
Daha evvel de belirttiğimiz gibi bugüne kadar, pulların
tüye veya ön ayakların kanata dönüştüğünü gösteren herhangi
bir fosil kaydına rastlanmamıştır.84
Kuşların dinozorlardan geldiği teorisinin en tanınan
eleştirmeni Alan Feduccia, dinozorların tüyleri olduğu
hakkında hiçbir delil görmediği gibi, bundan sonra göreceği
konusunda da ciddi şüpheleri olduğunu dile getirmektedir.
Feduccia, tüylerle kaplı kanatların, "omurgalılar tarafından
üretilmiş en kompleks uzantı organlar" olduğunu belirtmekte
ve uçmayan bir canlının vücudunda tüy geliştirmiş olmasının
imkansız olduğunu söylemektedir.85
Evrimciler açısından diğer bir problem ise, ısı yalıtımı
için gerekli seleksiyonun, uçuş için gerekli olan seleksiyondan
oldukça farklı olmasıdır. Çünkü ısı yalıtımı için gerekli
olan tüy yapısı, uçmak için kullanılandan çok daha farklıdır.
En iyi yalıtıcılar -kancalar uçuş tüylerini sertleştirdiği
için- kancaları olmayan yumuşak tüylerdir. Bu yüzden,
zaten iyi bir yalıtıcı olan yumuşak tüylerin kancalı
bir yapı kazanması için bir gereksinim yoktur. Dolayısıyla
evrimcilerin bu iddiaları ile, doğal seleksiyon mekanizmasının
işleyişi birbiri ile çelişmektedir. Alan Feduccia da
evrimci görüşlerine karşın, bu iddialara şöyle itiraz
etmektedir:
Tüylerin her özelliği aerodinamik
fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri
vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler.
Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın,
nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak
ortaya çıktığını anlayamıyorum.86
Örneğin tavuk gibi uçamayan kuşların
tüyleri incelendiğinde bunların, uçan kuşlardaki tüylerden
farklı olduğu görülür. Uçamayan kuşlarda tüyler, uçabilen
kuşlardaki gibi aerodinamik yapıda değil,püskülleşmiş
yapıdadır. Bu püsküller de memelilerin vücudunu kaplayan
kıllarla benzerlik göstermektedir. Bu benzerlikle ilgili
bilinmesi gereken şey, memelilerdeki kılların ısı yalıtımını
çok sağlıklı bir şekilde düzenliyor olduklarıdır.87
Buna göre uçmayı mümkün kılmayan ve püskülleşmiş yapıda
olan tüyler ısı yalıtımı açısından avantaj sağlayacaktır.
Bu avantaj ise ısı yalıtımından uçuşa geçildiğini varsayan
evrimci senaryoya darbe oluşturmaktadır. Çünkü bu senaryoya
göre ilk başta ısı yalıtımı için evrimleştiği varsayılan
tüyler püskülleşmiş yapıda olmalıdır ve bu durumda sadece
daha iyi ısı yalıtımı sağlayan, yani daha fazla püskülleşmiş
tüyler doğal seleksiyonla seçilecektir. Dolayısıyla
püsküllü yapıdan aerodinamik yapıya doğru olduğu varsayılan
ilerlemeler elenecektir.
Tüy yapısının ısı yalıtımından sonra uçmak üzere özelleşeceğini
gösteren hiçbir kanıt yoktur. Hatta uçamayan kuşlardaki
kıl benzeri tüyler, bu hayali sürecin aslında tam aksi
yönde çalışmasını gerektirir. Sonuç olarak bu durum
göstermektedir ki: Evrimciler hayal kurmaktadırlar.
Kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiği varsayımı
hem kendi içinde tutarsız bir iddiadır hem de fosil
kayıtlarında bunu destekleyen hiçbir kanıt yoktur.
HER TÜY ÇEŞİDİNİN
BELLİ BİR AMACA HİZMET ETMESİ,
BİR YARATILIŞIN GÖSTERGESİDİR
Tüylerin
uçma dışında kur yapma, kamuflaj, ısınma, sinyalleşme
gibi çok çeşitli işlevleri vardır.1 Tüyler kuşa
aynı zamanda soğuk hava ve yağmur gibi olumsuz
hava koşullarına karşı çok önemli bir koruma sağlar.
Kiremit gibi üst üste geçmiş ve bir yağ tabakasıyla
kaplanmış tüyler, çatı kiremitlerinin bir evi
koruduğu şekilde kuşu, su ve ısı kaybına karşı
korur.
Tüyleri oluşturan kısımların -tüy sapları, tüycükler,
kancalar- şekillerindeki farklılıklar tüylerin
kullanım amacına yönelik özel olarak tasarlanmıştır.
Pennaceous tüyler, sıkı birleşik bir yüzey oluşturmak
için komşu tüycüklere kancalarla kilitlenir. Bu
tür bir tüy yapısı uçuş için ideal bir tasarımdır.
Plumulaceous tüylerde ise tüyün gövdesini oluşturan
sap kısmı yoktur. Tüy demetler halinde karışık
halde bulunurlar. Bu tür bir kabarık yapı da ısı
yalıtımı için idealdir.
1. W. J. Bock, "Explanatory
History of the Origin of Feathers", American
Zoology, vol. 40, 2000, s. 479.
|
KUŞ
TÜYLERİNDEKİ RENKLER ALLAH'IN SANATININ ÖRNEKLERİDİR
Kuş tüylerinde bulunan
siyah, kahverengi ve gri pigmentler kuşun kanında,
kırmızı ve sarı pigmentler ise yağında bulunur.
Lipokrom pigmentleri, kırmızı, turuncu ve sarı
renkleri, melanin ise siyah, kahverengi, kızıl
kahve ve gri renkleri üretirler.1Kuşlarda
görülen renk kuşağı, boyun ve kuyruk tüylerinde
bulunan mavi parlaklıklar, bu iki pigmentten ve
ışığın farklı dağılımından kaynaklanır. Ayrıca,
tüyün üzerinde bulunan ve ancak mikroskopla görülebilen
çıkıntılar, adeta bir dağıtım mekanizması olarak
hareket ederler ve üzerlerine düşen ışığı, ışık
tayfındaki tüm renklere dağıtırlar. Bu ve daha
pek çok sistem, kuşlarda canlı renkleri oluşturmak
için kullanılır.
Bir kuş, sahip olduğu
özelliklerin, tüylerindeki birbirinden güzel renklerin,
estetik görünümünün farkında değildir. Örneğin
bir tavus kuşu, tüylerini açtığında oluşan ihtişamlı
görünümün, renk ve desenlerindeki güzelliğin şuurunda
değildir. Bunu ancak insan takdir edebilir ve
bu güzellikten ancak insan zevk alabilir. Allah'ın
yarattığı bu güzellikler karşısında insana düşen,
Rabbimiz'e şükretmek, O'nun sanatını ve gücünü
gereği gibi takdir edebilmektir.
1. C. Hickman, L.
Roberts, A. Larson, Integrated Principles of Zoology,
McGraw- Hill, New York, 2001, s. 588. |
TÜYÜN
YAPISINDAKİ KOMPLEKS TASARIM, ALLAH'IN DETAYLARDA
TECELLİ EDEN SANATINI SERGİLEMEKTEDİR
Tüylerin kökeni ile ilgili iddialar değerlendirilirken,
tüylerin yapısının kompleksliği özellikle dikkate
alınmalıdır. Nic Bishop, The Secrets of Animal
Flight (Hayvanlarda Uçuşun Sırları) adlı kitabında
tüyler hakkında şunları söylemektedir:
Tüyler basit görünebilirler ancak aslında çok
karmaşıktırlar. Her birinin bir milyondan fazla
çok küçük parçası olabilir.1
Tüylerin kompleks anatomisi, tüyün işlevine göre
farklılık gösterir. Örneğin, uçuş tüylerinin kompleks
şekli, uzun, ince ve sağlam bir saptan her iki
tarafa doğru çıkan, dokuma şeklindeki kanatçıklardan
oluşur. Bu sap, içi boş, sert bir yapıdan oluşur
ve kanca olarak adlandırılan uzantılara destek
veren, sağlam ama esnek bir yapıdır.2

1) Kuşun kanatları etrafından hızla geçen
hava, kaldırma kuvveti oluşturur.
(2) Daha fazla kaldırma kuvveti elde etmek
için kuş kanatlarını büker. Böylece kanatların
üzerinden akan hava hızlanır.
(3) Eğer kanat çok yukarı doğru bükülmüşse,
hava kanadın üst kısımlarına doğru kolayca
akamaz ve kuş hızını kaybederek duraksar.
Kuşlar uçarken aerodinamik kuvvetlerin prensiplerini
kullanırlar. Kuşların uçuş için kullandıkları
bu teknikler, onlara Allah'ın ilham ettiği
hareketlerdir.
Kuş kanatlarının üst kısmı
bombeli, alt kısımları düzdür. Bu şekil,
kanadın üst tarafında, altına göre daha
alçak bir basınç oluşturur. Hava basıncındaki
bu fark, kanatları yukarı iterek kuşun yükselmesini
sağlayan kaldırma kuvvetini oluşturur. (solda) |
Kuşun tüyü üzerindeki tüycüklerin de hem kuvvetli,
hem de rüzgarda kırılmayacak kadar esnek olmaları
gerekir. Kuşlar bu özel yaratılışları sayesinde,
hava akımlarını mühendislerin şimdiye kadar tasarlamış
oldukları en iyi planörden çok daha ustalıkla
kullanabilirler. Kuşların tüyleri üzerinde kancaların
olmaması durumunda uçmaları mümkün olmaz. Kancalar,
rüzgarın kanada ve tüylere zarar vermesini önleyecek
şekilde -belli şartlar altında ayrılabilecek gibi-
yaratılmıştır. Ancak bunlar kuşun gagasıyla tüylerini
taramasıyla da kolaylıkla yeniden birleşirler.
Kuş bilimi konusunda uzman yazar Roger Tory Peterson
bu konuyla ilgili olarak şunları ifade etmektedir:
Tüyler doğal bir mühendislik harikasıdır.
Öncelikle, çok hafif ve yapısal olarak çok kuvvetlidirler;
bir yarasanın uçma esnasında kullandığı kanatları,
gerilmiş deriden ya da uçak kanatlarının bükülmez
yapılarından kat kat daha çok yönlüdürler. Hasar
gördükleri zaman da onarımları çok daha kolaydır...
Neredeyse ağırlıkları olmadığı halde kuvvetleri
vardır. Tüyün sert sapı, destek gerektiğinde
bükülmezlik sağlar, ancak uç kısmına doğru yumuşak
olması, havada yapılan çok ani manevralar için
gereken esnekliği sağlar. Yumuşak ama sağlam
olan bu dokumanın düzgünlüğünü hissedin. Kancaları
ayırın, sonra bir kuşun gagasıyla tüylerini
düzelttiği gibi parmak uçlarınızla onları tekrar
birbirine geçirin. Bunu sağlayan tasarımın şaşırtıcı
karmaşıklığı, bir kuş tüyünün mikroskobun altında
incelenmesiyle takdir edilebilir.3
Tüyler, üst yüzeydeki havanın alt yüzeydeki havadan
daha hızlı akmasını sağlayarak kuşun havalanması
için yaratılmışlardır. Böylece kanat üzerindeki
hava basıncı da azaltılır. Kanatlar üzerindeki
bu kaldırma etkisine "Bernoulli etkisi" denilir.
Uçaklarda da,kanatların üst tarafı alt tarafından
uzun ve eğimlidir. Bu şekilde hava, kanadın üst
tarafından daha hızlı akar ve buradaki basınç
azalır. Kanadın alt tarafındaki basınç üst tarafındakinden
fazla olduğu için, uçağı yukarı doğru kaldıracak
bir kuvvet oluşur ve uçak yer çekiminin etkisinden
kurtularak havalanır. Kuşlarda ise bu etkinin
sağlanması için uçuş tüyleri asimetriktir. Ayrıca
uçuş esnasında hava ile doğrudan temasta olan
ön uçta, daha küçük bir tüy kanadı vardır. Kuşun
kanadındaki kompleks aerodinamik prensipler, uçak
kazalarının en temel nedeni olan hava boşluğunun
olumsuz etkilerini azaltıcı bir mekanizma içerir.4
Kuşun kanat ucunda bulunan ve özel olarak yaratılmış
olan yarıklar da, hava akımının bir kısmını geçirirler.
Bu, modern uçaklarda mühendislerin, kanat üzerlerinde
küçük ek kanat uçları tasarlayarak taklit ettikleri
bir yeniliktir.
Ayrıca kuşlar, kanat şekillerini ve akım özelliklerini,
havalanmayı, uçuş kontrolünü ve yere inişi kolaylaştıracak
şekilde değiştirebilirler. Tüylerini ise, havaya
olan dirençlerini değiştirecek şekilde bükebilirler.
Bu son derece kompleks bir tendon sisteminin kullanılmasıyla
mümkün olur.5
Kuşun tüyleri, deri ve alt deri kasları, kirişleri
(kemikleri ve organları birbirine bağlayan doku),
beyin ve duyu organları birbirlerine bağlı bir
yapıyı oluştururlar. Bu yapı, tüy sisteminin tam
olarak çalışması için gerekli olan, indirgenemez
komplekslikte bir yapıdır. Bunlardan birinin eksikliği
uçuşu engelleyecektir. Tüyün bölümlerinin açısı,
kalınlığı, şekli gibi detaylarının, çok az değişkenlik
göstermesi de son derece önemli ve hayatidir.6
Çünkü birçok küçük sapma, uçuş sisteminin genelini
çalışmaz hale getirebilir.
Deri üzerindeki özel kaslar, kuşun, tüylerini
detaylı ve kontrollü şekilde hareket ettirmesini
sağlar. Bu sistem kuşun uçmasına ve kimi zaman
da korunmasına yardımcı olur. Kuşlar tüylerini
birçok farklı nedenle kabartır: Daha büyük görünerek
düşmanlarını korkutmak, kendilerini daha sıcak
tutmak veya çiftleşme mevsiminde diğer kuşların
ilgisini çekmek bu nedenlerden birkaçıdır.7
Uçuş için bir başka koşul da, kuşun kanatları,
kuyruğu ve diğer bölümlerindeki tüylerin olması
gerektiği şekilde düzenlenmesidir. Tüylerin olması
gereken düzende dizilmeleri zorunluluğu, evrimciler
açısından bir problem teşkil eder. Çünkü zaten
kökenini açıklayamadıkları tüylerin bir de uçuşa
uygun tasarımla dizilmeleri gereklidir. Tüylerin
hangi yönlerde dizileceği, hangi boyuttaki tüylerin
hangi bölgede yer alacakları, her iki kanatta
simetrik olarak dizilmeleri gibi koşulları, bilinçsiz,
tesadüfi etkilerle açıklamak mümkün değildir.
Tüydeki tüm fiziksel yapıların bilgisi DNA'da
saklıdır: Keratinin katman sayısı ve kalınlığı,
tüycüklerin sayısı, renkler, tüyler arası mesafeler...
Bunların tümü DNA'daki bilgiye göre inşa edilir.
Bilindiği gibi canlının genetik bilgisindeki -DNA'daki-
en ufak bir dizilim hatası, son derece ciddi şekil
ve fonksiyon bozukluklarına sebep olur ki, bu
gibi dizilim hatalarının, yani mutasyonların tüyleri
ortaya çıkardığına inanmak, imkansıza inanmaktır.
Kaldı ki bir tüyün inşası için gerekli olan kodlama
bilgisi, bir pulunkinden son derece farklıdır.
Evrimcilerin iddia ettiği gibi pulların tüylere
dönüşmesi, kuşun DNA'sında yepyeni bir genetik
bilginin ortaya çıkması anlamına gelir. Tüyün
yapısı, şekli, rengi vs. gibi her türlü detay
-örneğin sağ tüycükteki sağ kancanın üzerindeki
keratinin doğru kalınlıkta olması- genetik koda
eklenecek yeni talimatlarla belirlenmelidir. Ancak
evrim teorisinin bilinçsiz, tesadüfi etkilerle
işlediğini iddia ettiği doğal seleksiyon ve mutasyon
mekanizmaları, mükemmel bir tasarıma ait genetik
bilginin, bir kuşun DNA'sında nasıl ortaya çıktığını
açıklayamazlar.
Tüylerdeki tasarımın yanı sıra, estetiğin, güzelliğin,
belirli bir düzen içindeki desenlerin ve simetrinin
de, evrimcilerin iddia ettiği gibi rastgele mutasyonlar
sonucu ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü laboratuvarlarda
yapılan sayısız mutasyon deneyi kesin olarak göstermiştir
ki, mutasyonların organizmanın DNA'sına "bilgi"
eklemesi söz konusu değildir. Mutasyonlar etkili
oldukları zaman, daima morfolojik (şekilsel) bozuklukların
ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar. Rastgele
mutasyonlarla, örneğin bir tavus kuşu tüyündeki
kompleks yapıların ve göz alıcı güzelliklerin
ortaya çıkabileceğini kabul etmek; bir kulübenin
yağmur, şimşek ve rüzgarla zaman içinde bir saraya
dönüşebileceğini kabul etmek kadar mantıksızdır.
1. N. Bishop, The Secrets of Animal
Flight, Houghton Mifflin, Boston, 1997, s. 9.
2. W. J. Bock, "Explanatory History of the Origin
of Feathers", American Zoology, vol. 40, 2000,
ss. 478-485.
3. R.T. Peterson, The Birds, Time, New York, 1963,
s. 33.
4. M. Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler
and Adler, Bethesda, 1986, s. 202.
5. M. Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler
and Adler, Bethesda, 1986, s. 202.
6. S. F. Tarsitano, A. P. Russell, F. Horne, C.
Plummer, K. Millerchip, "On the evolution of feathers
from an aerodynamic and constructional point of
viewpoint", American Zoology, vol. 40, 2000, ss.
676-686.
7. S. Burgess, "The Beauty of the Peacock Tail
and the Problem with the Theory of Sexual Selection",
The in Depth Journal of Creation, vol. 15, no.
2, 2001, ss. 94-102. |
KUŞ TÜYLERİ
HAKKINDAKİ EVRİMCİ YANILGILARI
Göğün
boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış)
kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta)
Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman
eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.
(Nahl Suresi, 79)
 |
Bir kısım evrimci yayınlarda, tavus kuşlarında
ve diğer bazı kuş türlerinde, erkeklerin çok daha
renkli ve gösterişli tüylere sahip olmaları, Darwin'in
1871'de yayınlanan The Descent Of Man, And
Selection In Relation To Sex (İnsanın Türeyişi
ve Seksüel Seçme) adlı kitabında ortaya atılan
"seksüel seçme" teziyle bağdaştırılmaktadır. Seksüel
seçme, bir hayvan topluluğundaki daha güçlü ve
gösterişli bireylerin, karşı cins tarafından daha
cazip bulunması ve bu yolla daha fazla üremeleri
anlamına gelir. Örneğin bu çarpık mantığa göre,
kimi erkek kuşların gösterişli renk ve desenleri,
dişilerin daha gösterişli erkekleri tercih etmeleri
sonucunda, doğal seleksiyon yoluyla aşama aşama
kazanılmış bir özelliktir. Ancak Darwin'in söz
konusu teziyle örtüşen herhangi bir bilimsel bulgu
yoktur. Dolayısıyla bu tür yorumlar, canlıların
özelliklerinin evrimci bir ön yargı ile yorumlanmasından
başka bir şey değildir. Bu tür yorumlara karşı
çıkan evrimci bir bilim adamının görüşleri Nature
dergisinde şöyle aktarılmıştır:
"Bu çalışmada ele alınmamış, ancak seksüel
farklılıkları açıklayabilecek başka muhtemel
sebepler de var" diyor Trevor Price. Price,
San Diego'daki California Üniversitesi'nde kuş
türlerinin farklılıkları üzerinde çalışıyor.
Örneğin, karada yaşayan ve kavgacı bazı türler
büyük seksüel farklılıklar gösteriyorlar; çünkü
belki de daha büyük ve daha parlak erkekler,
saldırganları daha çok caydırıyorlar ve daha
fazla dövüş kazanıp daha fazla çiftleşebiliyorlar.
Yine de, Price'a göre, bu popülasyonlar kendi
içlerinde farklılıkları koruyorlar, çünkü bazen
daha güçlü erkekler kavga etmekle meşgulken,
daha gösterişsiz erkekler çiftleşme için imkan
bulabiliyorlar.1
Sizin
yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda
kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler
vardır. (Casiye Suresi, 4)
 |
Kuşların tüylerinin evrim mekanizmaları ile şekillendiğinin
iddia edilebilmesi için, bu tüylerdeki şekil değişikliklerine
yol açacak, ancak bu arada canlıya zarar vermeyecek
mutasyonların tanımlanması gerekir. Oysa böyle
bir mutasyonun mümkün olduğunu gösteren tek bir
kanıt bulunmamaktadır. Dahası, bu gibi mutasyonların
doğadaki frekansının hesaplanması, bunun popülasyon
genetiği verilerine göre değerlendirilmesi ve
bu yolla gerçekten böyle bir "evrim süreci"nin
mümkün olup olmadığının hesaplanması gerekmektedir.
Buna benzer bir hesaplama İsrailli biyofizikçi
Lee Spetner tarafından yapılmıştır. Spetner, popülasyon
genetiği verilerine göre tek bir türün bir başka
türe evrimleşmesinin pratikte imkansız olduğu
sonucuna varmıştır.2
Evrimciler ise bu gibi gerçekçi hesaplamalarla
değil, hayal ürünü senaryolarla konuyu ele almaktadırlar.
Evrimin varlığını körü körüne kabul ettikleri
için, önlerinde sadece "hangi senaryo?" sorusu
kalmakta, onlar da bu soruya hayal güçlerinin
yardımıyla cevaplar aramaktadırlar. Kuşların tüyleri
mi renkli; o zaman Darwinizm bunu "renklilik doğal
seleksiyonla seçildiği için böyle oldu" diye yorumlamaktadırlar.
Bazı kuşların renkleri daha mı soluk; o zaman
Darwinizm buna "renkleri soluk, çünkü doğal seleksiyon
soluk olanları avantajlı kıldı" diye cevap vermektedir.
Her durum için doğal seleksiyon merkezli bir senaryo
üretmek mümkündür. Ancak senaryolar sadece hayal
gücüne dayanmaktadır.
Bu nedenle evrim teorisi, bilimsel bir teori
değildir; dogmatik bir yorum şeklidir. Kendisini
Darwinist bir ön yargı ile şartlandırmayan, konuya
akıl ve mantık yoluyla yaklaşan herkes, canlılardaki
olağanüstü yaratılış delillerinin bilinçsiz doğa mekanizmalarının
ürünü olamayacağını kolaylıkla fark edecektir.Bu deliller Yüce Allah'ın sonsuz kudretini ve sanatını gözler önüne sermektedir.
1. "Sex Drives Birds Apart: Promiscuity
Makes Females Dull And Males Flashy", Nature Science
Update, 13 March 2001; http://www.nature.com/nsu/010315/010315-5.html
2. Lee Spetner, Not By Chance, The Judaica Press,
New York, 1997. |
KUŞLARDAKİ
YARATILIŞ BİLİM ADAMLARINI HAYRANLIK İÇİNDE BIRAKIYOR

Prof. Andy McIntosh |
İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nde öğretim
üyesi ve aerodinamik alanında bir uzman olan araştırmacı
Prof. Andy McIntosh, Avusturalya'da kendisi ile
yapılan bir röportajda, kuşlardaki tasarımla ilgili
olarak şunları ifade etmiştir:
- Prof. Andy McIntosh: Doğanın birçok yönü,
canlıların tasarlanmış olduklarını göstermektedir…
Uçan canlılar. Avustralya'ya büyük bir jumbo
jet ile geldim. İniş sırasında yaptığı hassas
manevraları izledim. Kanadın aşağı sarkan çok
büyük kısımları, arkadan çıkarak kanat büyüklüğünü
artırdı, böylece düşük hızda uçabilmek için
gerekli kaldırma kuvvetini elde etti. Kanadın
tam olarak çalışmasını sağlamak amacıyla yapılan
tüm bu tasarım karşısında hayrete düştüm. Şimdi,
hergün yere iniş yapan kuşların tasarlanmamış
olduklarını mı söyleyeceğiz? Bir kitapta, Hong
Kong'a iniş yapan bir uçağı ve o sırada yere
konmak üzere olan bir şahinin fotoğrafını görmüştüm.
Eğer kuşlara ve uçaklara aynı anda bakarsanız,
birinin tasarlandığını diğerinin ise tasarlanmadığını
mı söyleyeceksiniz? Ben bunu bilimsel açıdan
mantıksız bulurdum.
- Günümüzde uçuşun gerçekleşebilmesi için,
tasarım sürecinde binlerce saat çalışma ve çok
yüksek teknoloji gerekir.
- Prof. Andy McIntosh: Kesinlikle -[ateist
evrimci] Richard Dawkins gibi- uçmanın bir şekilde
tesadüf eseri oluştuğu -bir canlının zıpladığı,
sonra mutasyonun onun yapısına küçük eklemeler
yaptığı, böylece daha uzağa zıpladığı ve bu
şekilde devam ettiği- görüşüne sahip insanlarla
aynı düşüncede değilim. Bu [gerçeklere] uymuyor.
Bu canlıların tesadüf ve seleksiyon sonucu ortaya
çıkmadıkları, aksine tasarlanmış oldukları açıktır.
- Uçmaya olan özel ilginizin sebebi nedir?
- Prof. Andy McIntosh: Ben aslında aerodinamikçiyim.
Doktoramı aerodinamik bölümünde yaptım. Özellikle
kuş uçuşu çok çarpıcıdır. Tüyleri düşünün. Eğer
bir tüye mikroskop altında bakacak olursanız,
ana gövdeyi ve bundan sola ve sağa doğru çıkan
tüyleri, bu tüylerden yine sola ve sağa çıkan
daha da küçük tüycükleri görürsünüz. Burada
ilgi çekici olan sola dönük olanların kancalara,
sağa dönük olanların kabartılara sahip olmasıdır.
- Bu, tüylerin birbirine nasıl kilitlendiğini
açıklar.
- Prof. Andy McIntosh: Evet bu doğru. Tüy
öyle tasarlanmıştır ki, eğer onu bükecek olursanız,
onunla birlikte herşey bükülür. Böylece kancalar
kabartılara tutunur ve kabartılar üzerinde kayarlar.
Böyle hafif ve kullanışlı yapılar bir makine
mühendisinin rüyasıdır. Eğer siz böyle kaygan
bir ekleme sahip olsanız, eklemi mutlaka yağlamak
gerekecektir. Kuş ise, bunu yapabilmek için,
kafasını boynunun etrafında 1800 çevirir ve
gagasını omurgasının arkasında aşağıda bulunan
küçük yağ bezlerine bastırır. Sonra da tüylerini
tarar. Bu yağı tüylerinin üstüne sürer böylece
tüyler mükemmel şekilde birleşirler ve bu hareketli
bağlantılar yağlanmış olur. Bu bir mühendislik
harikasının sadece çok küçük bir parçasıdır.
Aynı gerçek, kuşların bizimkilerden farklı olarak
içleri boş kemiklere sahip olması için de geçerlidir.
Özellikle daha büyük kuşlarda, yeterince güçlü
olmak için, bu hafif kemiklerin genelde çapraz
kirişleri bulunur. Uçakta bu dizayna Warren
kirişi (Warren's truss) adını veriyoruz. Bunu
ilk aşamada kuşlardan taklit ederek yaptık…
Tasarım bana her yerden sesleniyor.1
Görüldüğü gibi dogmatik evrim inancıyla belirli
düşünce kalıpları içerisinde kalmayan her kişi,
canlılardaki üstün yaratılışı kolaylıkla görebilir.
Bunlara tesadüflerle açıklama getirmeye çalışmanın
mantıksızlığını anlayabilir ve Allah'ın canlılar
üzerindeki tasarımını takdir edebilir. Bu bilince
sahip olan insanlardan Kuran'da şöyle söz edilmektedir:
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Allah, herşeye güç yetirendir. Şüphesiz göklerin
ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda
gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten
ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken,
yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve
derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın.
Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
(Al-i İmran Suresi, 189-191)
1. "Flying high", an
interview with Dr Andy McIntosh by Chris Field,
Creation Ex Nihilo, Mart-Mayıs 1998, vol. 20,
no. 2, ss. 28-31.
|
Kanatlardakİ İndİrgenemez Komplekslİk
Kuşlar ve sürüngenler arasındaki en belirgin farklılıklardan
biri kuşların sahip oldukları kanatlardır. Kanatları
oluşturan tüyler önceki bölümde incelediğimiz gibi başlı
başına bir araştırma konusudur ve bilim adamlarını hayranlık
içinde bırakacak komplekslikte bir tasarıma sahiptir.
Ancak bir kuşun tüylere sahip olması, uçması için yeterli
bir koşul değildir. Bu tüylerin kanat denilen çatı üzerinde,
her iki tarafa eşit dağılarak belirli bir dizilimle
yerleşmesi gereklidir. Nitekim tüyleri gelişigüzel dizecek
olsanız, kuşun uçması mümkün olmaz. Örneğin tüyler bir
tarafta daha yoğun olacak olsa, denge kaybı söz konusu
olur ve kuş uçamaz. Ayrıca kanadın katlanıp açılabilir
olması, her iki kanadın simetrik olması, uçuş tekniklerini
uygulayacak tasarıma sahip olması, uçuş için özel olarak
yaratıldığını gösterir.
Bilim
adamları önlerinde taklit edebilecekleri örnek olmasına
rağmen kuşlar kadar başarılı yapılar meydana getirememektedirler.
Akıl ve şuur sahibi insanın -her türlü teknolojiye rağmen-
kuşların doğdukları andan itibaren sahip oldukları kanatları
taklit edemedikleri düşünülürse, bu canlıların gökyüzünde
rahatça uçmalarının Allah'ın bir mucizesi olduğu daha
iyi anlaşılacaktır.
Göz, akciğer, kanatlar, hücre gibi kompleks yapıların
sözde evrim sürecinde kademe kademe nasıl geliştikleri
sorusu, evrimcilerin en büyük açmazlarından biridir.
Birbiriyle bağlantılı, biri diğeri olmadan işe yaramayan
birçok parçadan oluşan bu yapıların, evrimcilerin iddia
ettiği gibi, kademe kademe oluşmaları imkansızdır. Çünkü
parçalardan herhangi birinin olmaması, o organın işlev
göremez hale gelmesine neden olacaktır. Bilim literatüründe
bu özellik "indirgenemez komplekslik" olarak ifade edilir.
Yarım bir kanadın organizmaya hiçbir faydası olmayacağından,
bu faydasız organ, evrimin kendi iddiasına göre körelecek
ve zamanla kaybolacaktır. Bu durum evrim teorisi için
aşılamaz problemler ortaya çıkarmaktadır. Ateist evrimci
Richard Dawkins'in bu konuyla ilgili itiraf niteliğindeki
sözleri şöyledir:
Evrim elbette her zaman aşamalı
olarak gelişmez. Fakat … komplike görünür şekilde
tasarlanmış objelerin meydana gelişinde aşamalı bir
evrim süreci olmalıdır. Eğer bu durumlarda da aşamalı
olarak gerçekleşmezse, o zaman evrimin açıklayıcı
bir gücü kalmaz. Eğer aşamalar yoksa mucize olması
muhtemeldir, bu da yine bir açıklama olmadığını
gösterir.88
Evrimcilerin
iddialarına baktığımızda kanatların, sürüngenlerin ön
ayaklarından geliştiği şeklindeki tutarsız açıklamalarına
rastlarız. Bu senaryo özetle şöyledir: "Bazı sürüngenler
ön ayaklarında birkaç tüy geliştirdiler ve bunları böcekleri
yakalamak için kullandılar. Ancak böceklerin birçoğu,
onları ağızlarına götürünceye kadar kaçıyordu(!) Bu
şekilde dengesizken, sistem iyi çalışmıyordu. Uçamıyor,
ağaca tırmanamıyor ya da yerdeki herhangi bir deliğe
kaçamıyorlardı. Bu koşullar altında düşmanlarından kaçmayı
başarabilmeleri için bir değişim geçirmeleri gerekti.
Tesadüfler de tam bu noktada gerekli değişimleri bu
canlılar üzerinde gerçekleştirdi ve onları uçabilen
canlılara dönüştürdü."
Masaldan farksız olan bu ve benzeri senaryolar, bu
değişikliklerin gerekli yerde ihtiyacı karşılayacak
şekilde, bir tasarım dahilinde nasıl birleştiğini açıklayamazlar.
Daniel C. Dennet, Darwin's Dangerous Idea (Darwin'in
Tehlikeli Fikri) adlı kitabında, Darwin'in, bilinçsiz
mekanizmaların doğadaki mükemmel canlıları ortaya çıkarabileceği
yönündeki iddialarını "tehlikeli" olarak nitelemektedir:
İşte Darwin'in tehlikeli fikri şöyledir:
Algoritma (bir problemin sembolik çözümü) seviyesi
bir antilobun hızını, kartalın kanadını,
orkidenin şeklini, türlerin çeşitliliğini ve doğadaki
diğer tüm harikaları en iyi biçimde açıklamaktadır.
Algoritma gibi düşünce yeteneği olmayan, mekanik
bir unsurun buna benzer muhteşem şeyler üretebildiğine
inanmak çok zor. Bir algoritmanın ürünleri
ne kadar etkileyici olursa olsun, altında yatan süreç,
her zaman herhangi akıllı bir denetleyicinin yardımı
olmaksızın birbirini izleyen, bir dizi bireysel şuursuz
adımdan meydana gelir; bunlar "otomatik" olarak tanımlanırlar:
bir otomatın çalışmasıdır. Birbirleriyle beslenirler
ya da eğer beğenirseniz kör tesadüflerle veya hiçbir
şeyle... Gerçekten bunlar tesadüflerle beslenen bir
dizi algoritma sürecinin mi ürünüdür? Eğer öyleyse
bu süreçler dizisini kim tasarlamıştır? Hiç kimse.
Kendisi de kör bir algoritma sürecinin ürünüdür.89

Geçtiğimiz yüzyıl hep Darwin'in aleyhinde gelişmelerle
sonuçlanmıştır. İlerleyen teknoloji ve bilim düzeyi
Darwin'in, teorisi hakkındaki endişelerini doğrulamış,
evrim teorisinin bilimsel bir zemini olmadığını
ortaya koymuştur. Darwin, canlılardaki apaçık
olan tasarımı inkar etmek adına, köhne bir bilim
anlayışının ürünü olan evrim teorisini ortaya
atmıştır. Yüzyılın aldatmacası olan bu teori ona
ancak amatör biyolog sıfatı kazandırmıştır. |
Dennet, "tehlikeli" olarak nitelendirdiği Darwin'in
bu fikrini açıkladıktan sonra, Darwin'in sözlerinden
doğal seleksiyon teorisini neyin geçersiz kılacağını
şöyle aktarmaktadır:
Darwin'in kendisi de Origin kitabının
yayınlanmasından kısa süre sonra jeolog Charles Lyell'e
bir mektubunda bunu ifade etmiştir, "Eğer Doğal
Seleksiyon teorisi kalıtımın herhangi bir aşamasında
mucizevi eklemeler gerektiriyorsa, ona kesinlikle
önem vermezdim... Eğer doğal seleksiyon teorisine
bu tür eklemeler yapmam gerektiğine ikna olsaydım,
onu bir saçmalık sayıp reddederdim"...90
Darwin yukarıdaki sözleriyle teorisini geçersiz kılacak
bir gerçeğe dikkat çekmiştir: Canlıların kökenini açıklarken
mucizevi eklemelere ihtiyaç olması. O dönemde bilim,
Darwin'in iddialarının geçersizliğini ortaya koyabilecek
bir seviyede değildi. Ancak 20. yüzyılda bilimin geldiği
seviye, canlıların tesadüfi mekanizmalarla açıklanamayacağını
ortaya koymuştur. Canlılardaki kusursuz tasarımın, örneğin
bir kuş kanadının hiçbir ara aşama olmadan var olması
gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durum Darwin'in endişelerinde
haklı olduğunu ve teorisinin geçersizliğini gösteren
örneklerden sadece biridir.
Bir kuşun uçabilmesi için öncelikle kanatların, kuşun
göğüs çıkıntısına sağlam bir biçimde tutturulmuş olması
gerekir. Ayrıca kanatların hem kuşu havaya kaldırmaya,
hem de kuşun havadaki dengesini ve hareketlerini her
yöne yapabilmesini sağlayan elverişli bir yapıda olması
zorunludur. Kuşun kanat ve kuyruk tüylerinin hafif,
esnek ve birbiriyle orantılı bir yapıda olması, kısacası
uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi
de şarttır. Evrimci iddialar, bu noktada da büyük bir
açmaz içindedir: Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde
meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda nasıl
kusursuz bir kanada dönüştüğü sorusu evrimciler açısından
tümüyle cevapsızdır.
Uçuşun evrimleştiğini varsaymak, belli aşamalarda kanatların
yetersiz olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Ancak "yetersiz
bir kanat"la uçmak söz konusu değildir. Uçuşun gerçekleşebilmesi
için, canlıda kanatların ve kanatlara destek veren yapıların,
eksiksiz ve kusursuz olarak bulunması gerekir. Bu durumu
evrimci bir biyolog olan Engin Korur şöyle itiraf etmektedir:
Gözlerin ve kanatların ortak özelliği
ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini
yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik
gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların
nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından
birisi olarak kalmıştır.91
Yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, "yarım kanatla
uçulmaz". Dolayısıyla eğer herhangi bir mutasyonun bir
sürüngenin ön ayaklarında bir değişim yaptığını varsaysak
bile, bunun üzerine yeni mutasyonlar eklenerek "tesadüfen"
bir kanat oluşabileceğini öngörmek tamamen akıl dışıdır.
Çünkü ön ayaklarda meydana gelecek bir mutasyon, canlıya
çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi, onu ön ayaklarından
da mahrum bırakacaktır. Bu ise, canlının diğer türdeşlerine
göre daha dezavantajlı, yani sakat bir bedene sahip
olması anlamına gelir. Evrim teorisinin iddialarına
göre de, doğal seleksiyon bu sakat canlıyı ayıklayacaktır.
Harvard Üniversitesi paleontoloğu James Gould da yarım
kanat gibi eksik yapıların faydasının olup olmadığını
şöyle sorgulamaktadır:
Aşamalı evrime inananlar, çoğunlukla
kendilerini bu ikilemden fosil kayıtlarındaki inanılmaz
hatalara başvurarak kurtarmaya çalışırlar, eğer binlercesinin
arasından tek bir aşama, fosil olarak korunursa, jeoloji
sürekli değişimi kaydedemeyecektir. Ben bu iddiayı
reddetmeme rağmen… Geleneksel kaçış yolunu kabul edelim
ve farklı bir soru soralım. Kusursuz geçişler için
doğrudan bir delilimiz olmasa da, belli başlı
yapısal değişimler için atalar ve soylar arasında
bağımsız olarak yaşayabilen işlevsel organizmalardan
oluşmuş ara geçiş formlarından makul bir dizilim icat
edebilir miyiz? Faydalı yapıların kusurlu türevleri
ne tür bir işe yaramaktadır? Yarım bir çene ya da
yarım bir kanat ne fayda sağlar? Ön-adaptasyon
kavramı bizim bu kusurlu aşamaların farklı işlevler
gerçekleştirdiğini iddia etmemize imkan sağlayan geleneksel
bir cevap niteliği taşır... Fakat makul bir hikaye
doğru olmak zorunda değildir... çoğu ya da
tüm vakalar için bizim bir süreklilik masalı uydurmamıza
izin veriyor mu? Belki de sadece benim hayal gücümün
eksikliğini yansıtacak olsa da cevabın hayır olduğunu
söylüyorum…92
Allah'ın
kendilerine verdiği tasarımla, dünyanın "en
hızlı" canlıları ünvanına sahip kuşlar...
Günümüzde
hangi kuş bilimciye sorsanız size bir kuş kanadının,
kendine özgü en verimli uçuş şekline sahip olduğunu
söyleyecektir. Örneğin şahin, avını hedef alan
dalış uçuşu sırasında 300 km hızla uçmasına rağmen
dengesi bozulmaz, hedefini şaşırmaz ve uçuş kontrolü
mükemmeldir. Afrika kartalı ise aniden saatte
185 kilometre hızla avına saldırıp, sonra kanatlarını
açarak, havada altı metrelik bir mesafede tamamen
durabilmektedir. Bu kuşların sadece uçuşları ve
hızları değil, aynı zamanda görüş keskinlikleri
de hayranlık vericidir. Avının peşinde olan bir
kuş kilometrelerce yüksekte, avının üzerinde daireler
çizebilir ve keskin gözleriyle onu izleyebilir.
Aşağıya doğru aniden saldırırken gözleri odak
noktasını kaybetmeden ve göz kırpmadan hedef için
otomatik ayar yapar. Böyle bir uçuş için gözle
kanatların, dolayısıyla beyin, sinir ve kas sistemlerinin
birbirleriyle kusursuz bir uyum ve zamanlama ile
çalışması gerekmektedir. Peki bu mükemmel koordinasyon
nasıl mümkün olmaktadır? Tüm bu olağanüstü tasarımların
bilinçsiz doğa güçlerinin ürünü olamayacağı açıktır.
Kuşlar herşeyin Yaratıcısı olan Rabbimiz'in kendilerine
verdiği üstün tasarımla uçarlar.
|
Biyofizik araştırmalara göre, mutasyonlar çok nadir
gerçekleşen değişimlerdir. Dolayısıyla, milyonlarca
yıl tam gelişmemiş kanatlara sahip bu hayali sürüngenlerin,
küçük küçük mutasyonlarla kanatlarının tamamlanmasını
beklemeleri her yönden imkansızdır. Üstelik
mutasyonlar pratikte hep zararlı etki oluştururken...
Tüm bu bilimsel gerçekler dinozor-kuş evrimi
senaryolarını geçersiz kılmaktadır.
Evrimci izahlarda en sık karşılaştığımız iddialardan
biri, tesadüfi evrim mekanizmalarının canlılara faydalı
organlar kazandırdığı şeklindedir. Kimi hayvanların
yürüme ihtiyacı duyarak ayak geliştirdikleri, kimisinin
uçmanın avantaj sağlayacağını düşünerek kanat kazandıkları,
kimisinin beslenme ihtiyacı duyarak zamanla ağız boşluğuna
sahip oldukları ve bunlar gibi yüzlerce senaryo anlatılmaktadır.
Kısacası Darwinistler hayvanlarda gördüğümüz her özelliğe
doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmaları ile açıklama
getirmek isterler; fakat sadece birer bilim dışı iddia
olan bu açıklamalar, gerçekte canlıların kompleks yapılarının
kökenini hiçbir şekilde izah edemez.
Kuş
kanadının tasarımı, uçuşu en verimli kılacak şekil
ve özelliklere sahiptir. Örneğin kuşlar kendilerini
havada ve dengede tutmak için tüylerini kumanda
olarak kullanırlar. John H. Storer Scientific
American dergisinde her kuşun bir çift kumandası
olduğunu ifade ederek, bu kumandaların işlevini
şöyle aktarmıştır:
Bunlar en iyi,
kuş hareket halindeyken, uçuşun ağır çekiminde
görülebilir. Kanatların aşağıya doğru çırpılması
sırasında kanat uçlarındaki tüyler kanadın geri
kalan kısmına dik açı yaparak, uçuş hattına
doğru durur. Bu tüyler kumanda görevi yapar.
Bu dönüş biçimini her kanat çırpılması sırasında
saniyenin sadece bir bölümünde alırlar. Kanat
çırpılması boyunca ise sürekli şekil değiştirirler
ve otomatik olarak hava basıncına ve kanadın
yukarı aşağı hareketi sırasında değişen gerekliliklere
uyum sağlarlar.1
1.
http://www.wwy.org/wwy3497.html; [John H. Storer,
Scientific American]
|
Sözde tesadüf eseri oluşmuş şuursuz hücrelerin, kendi
aralarında sözleşip, "ne şekilde birleşirsek, bir kanat
oluştururuz ve parçası olacağımız bedenin uçmasını mümkün
kılabiliriz" gibi bir plan yapmaları, sonra planları
doğrultusunda, uygun ölçü ve yapıyı elde edene kadar
çalışmaları akıl dışı bir beklenti olacaktır. Üstelik
böyle bir durumda kanatları oluşturan hücrelerin diğer
organların işlevlerinden haberdar olmaları, onlarla
gerekli koordinasyonu sağlamaları da zorunludur. Hücrelerin
en uygun yapıyı kazandıklarında ise "bu en mükemmeli,
artık duralım" gibi toplu karar almaları söz konusu
olmalıdır. Kuşkusuz böyle bir açıklamaya ihtimal veren
bir kimsenin aklından herkes şüphe edecektir. Bu tasarımın
tesadüf eseri bir canlıda oluştuğunu öne sürmekse, en
az bu beklenti kadar akıl ve mantık dışıdır. Ancak evrimciler
yaratılış gerçeğini kabul etmek yerine böyle akıl dışı
bir ihtimale itibar etmeyi, hatta bundan tartışma götürmez
bir üslupla bahsetmeyi daha uygun görürler.
Halbuki tesadüfi evrim senaryolarının karşısında cevaplanmayı
bekleyen sayısız soru bulunmaktadır. Örneğin kanat gibi
bir yapının varlığından ya da uçma gibi bir yetenekten
habersiz olan tesadüflerin canlı için uçma ihtiyacı
tespit ederek, bunu kusursuz bir şekilde tasarlaması
nasıl mümkün olabilir? Sonra hücrelerin yapısını, büyüklüğünü,
şeklini, kısacası her türlü detayını düşünmeleri, diğer
hücrelerle aralarında iş bölümü yapmaları, böyle kompleks
bir organ olarak kanat inşa etmeleri mümkün müdür? Elbette
ki tesadüflerin böylesine bir hayali gerçekleştirmesi
mümkün değildir.
Gerçek ortadadır: Tek başına bir kanat dahi, evrim
iddialarını geçersiz kılmak için yeterli bir örnektir.
Evrimcilerin bu gerçeği kabullenmemekte direnmeleri,
teorinin körü körüne savunulan bir iddia olduğunu ortaya
koymaktadır.
BİLİM ADAMLARININ
HAYALİ: KUŞLARDAKİ GİBİ HAREKETLİ UÇAK KANATLARI
Anna-Maria McGowan tarafından yönetilen ve NASA
(National Aeronautics and Space Administration)
Langley Araştırma Merkezi'nde yürütülen "Morphing
Projesi"nde, değişen hava koşullarına göre -tıpkı
bir kuş gibi- kanatlarını hareket ettirebilen
bir uçak üretimi hedeflenmektedir. Bugün, ses
hızından daha yavaş olan (sübsonik) uçakların
kanatları, belirli bir yükseklik, hız ve yüke
göre en uygun şekilde üretilmektedir. Ancak şartlar
değiştiğinde kanat şekillerinin de değişmesi gerekmektedir.
McGowan'ın ifadesiyle "Çok düşük hızda ihtiyacınız
olan kanat tipi ile yüksek hızlarda ihtiyacınız
olan kanat tipi tamamen farklıdır."1
Aksi takdirde fazla yakıt tüketimi, istenmeyen
sarsıntılar (türbülanslar), aşırı gürültü gibi
sorunlarla karşılaşılmaktadır.
Ancak
günümüz şartlarında bu tür bir kanat değişimi
imkansızdır; çünkü kanatlar çok sert bir maddeden
üretilmektedir. Bu sebeple NASA, akıllı kanat
projesi üzerinde çalışmaktadır. DARPA (Defence
Advanced Research Project Agency) ve AFRL (Air
Force Research Laboratory)'nın katkılarıyla yürütülen
bu projede hedef, canlılarda olduğu gibi uçak
kanatlarının bir tür merkezi sinir sistemi ile
bağlantılı çalışmasıdır. NASA Langley Araştırma
Merkezi'nden Bill Uher bu proje ile ilgili olarak
şunları söylemektedir:
Alıcılar, tıpkı kuşların kanatlarındaki sinirler
gibi olacaklar ve yüzey basıncını sürekli ölçecekler.
Buna karşılık olarak, harekete geçiriciler de
uçağın kanat yapısını gerecekler veya gevşetecekler.
Böylece tıpkı kaslar gibi kanatların şeklini
değiştirecekler.2
Şu an üzerinde çalışılan kanat modelinde, uygulanan
kuvvetlerin mekanik enerjisi elektrik enerjisine
dönüştürülmekte ve ortaya çıkan enerji de, bir
tür eklemli kollara benzeyen yapı ile, kanat çırpması
benzeri bir hareket ortaya çıkarmaktadır. Yapılan
testler kanadın 20 dereceye kadar bükülebildiğini
göstermektedir. Morphing Projesi'nin, kuşların
uçuş tekniklerinden alınan ilham ile yeni kanat
yapılarının tasarlanmasında daha da ilerleyeceği
düşünülmektedir.
Geleceğin uçakları için hedeflenen, hareketli
parçaları olmadan kuşlar gibi kendinden bükülen
kanatların tasarlanmasıdır. Böylece sürtünme azalacak
ve yakıt tasarrufu yapılması mümkün olabilecektir.
Bu idealin gerçekleştirilmesi için alınan en önemli
model ise yine kuşlardır; onlardaki gibi esneyen
ve koşullara göre şekil alan, büküldüğünde kendi
kendine düzelebilen kanatlar...

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık
öğüt alıp-düşünmez misiniz?
Eğer Allah'ın nimetini saymaya
kalkışacak olursanız, onu bir genelleme
yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. Allah, saklı
tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı
bilir. Allah'tan başka yakardıkları hiçbir
şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp
durmaktadırlar. (Nahl Suresi, 17-20)
|
Günümüze ait bazı uçaklar -ordunun F-14, Tomcat
ve B-1 Süpersonik bombacı uçakları gibi- kanatlarını
yönlendirebilmektedir. Ancak bu uçaklar, uçağın
gövdesine yerleştirilmiş geniş, ağır direklere
monte edilmiş bükülmez kanatlar kullanırlar. Morphing
Projesi'nde çalışan bilim adamları ise "şekil-hafıza"lı
metal alaşımlar ya da "akıllı" olarak ifade ettikleri
materyaller kullanarak, kumandayla açılabilen
kanatlar tasarlamaktadırlar. Teoriye göre bu kanatların
belirli miktarda ısı uygulandığında, büyük bir
kuvvet ile orijinal şekline aniden geri dönmesi
hedeflenmektedir.
Bu kanatların yapımında kullanılan maddeler -pizoelektrik
(basınç oluşturan elektrik) materyaller- elektrik
voltajını harekete bağlarlar. Eğer bir pizoelektriksel
materyali bükerseniz bir voltaj üretilir. Bunun
tersinde de, eğer voltaj uygularsanız materyal
bükülecektir. Morphing Projesi'nin yöneticisi
McGowan söz konusu teknoloji ile ilgili olarak
şunları söylemektedir:
Yirmi yıl sonrasına baktığımızda kendi
kendine değerlendirme yapan ve bu süre içinde
kendini onaran uçaklar görürüz... Bu teknolojiyi
mümkün kılabilmek için bu erişim düzeneğini
ve algılayıcıları, kanatlar boyunca dağıtmanız
gerekir. Bu, insan bedeninin işleyişine çok
benziyor. Tüm vücudumuzda kaslar ve sinirler
mevcuttur; öyleyse vücutlarımıza neler olduğunun
farkındayız ve birçok yolla ona tepki verebiliriz.3
Morphing Projesi araştırmasında kullanılan yöntemlerden
biri de doğada zaten mükemmel olarak var olan
sistemleri incelemektir. Bilim adamları kendi
tasarımlarını geliştirebilmek için, doğadaki bu
örneklerden teknik öğrenebileceklerini umut etmektedirler.
McGowan bu konu ile ilgili olarak şunları ifade
etmektedir:
Doğa(daki tüm canlılar) bizim yapmaya dahi
yanaşamayacağımız şeyler yapmaktadır. Kuşların
bugünkü uçaklarımızdan çok daha fazla manevra
kabiliyeti vardır. Kuşlar havada asılı kalabilir,
geriye ve yana uçabilirler. Ve böcekler… baş
aşağı durabilir, takla atabilir, her türlü şeyi
yapabilirler. Böyle bir şeyin yakınına bile
yaklaşamıyoruz…4
"Biyomimetik" denilen doğadan öğrenme tekniğindeki
başarılar, bilim adamlarını uçak kanatları için
kuş kemiğin yapısını taklit etmeye yöneltmiştir.
Kemikler hem çok hafif ve güçlüdür hem de gözenekli,
içinden hava geçebilen özel bir yapıya sahiptir.
NASA'nın Langley Araştırma Merkezi'nden McGowan
elde etmek istedikleri kemiğe benzer yapıyı şöyle
tarif etmektedir:
Eğer bu bahsettiğim kemiğe benzer yapılarda
güce ve hafifliğe ulaşırsanız, içine sinir hücresi
benzeri sensörleri ve harekete geçiren bu esnek
yapıları da ekleyin, ulaşacağınız nokta son
derece hafif, çok güçlü, kendi kendine hissedebilen
ve kendi kendine harekete geçebilen bir yapı
olacaktır.5
Tüm bunlar, bilim adamlarının kuşlardan ilham
alarak belirledikleri hedefler, ideallerdir. Eğer
bir kuş bir bilim adamına ilham kaynağı olabiliyorsa;
tasarımıyla, yapısıyla bilgi verebiliyorsa; bir
projenin yol gösterici modeli olabiliyorsa ve
bu model tam olarak taklit edildiğinde başarıya
ulaşılacağına kesin gözüyle bakılıyorsa; kuşun
tasarımında düşünülmesi gereken bir olağanüstülük
olduğu ortadadır. Böyle mükemmel bir yaratılışın
kör tesadüflerin, şuursuz rastlantısal süreçlerin
ürünü olması mümkün değildir. Bugün bilim adamlarının
kuşu taklit ederek faydalanmaya çalıştıkları ve
hayranlık duydukları akıl, Allah'ın sonsuz aklının,
ilminin ve yaratma sanatının sayısız örneklerinden
biridir.
1. Patrick Barry, "Bionic
Research Points To Smart Flexible Aerospace Materials",
Space Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
2. "Uçaklar Kanat Çırptıkları Zaman",
Science et Avenir, Ocak 2003, s. 74.
3. Patrick Barry, "Bionic Research Points
To Smart Flexible Aerospace Materials", Space
Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
4. Patrick Barry, "Bionic Research Points
To Smart Flexible Aerospace Materials", Space
Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
5. Patrick Barry, "Bionic Research Points
To Smart Flexible Aerospace Materials", Space
Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
|
CanlIlardakİ Mükemmel Uçuş Sİstemlerİ
ve Teknolojİ
Kuşlardaki tasarımın ve bu tasarıma dayanan uçuş hareketinin
evrimle açıklanması pek çok açıdan imkansızdır. Bir
önceki bölümde açıkladığımız kanatların yapısı bu imkansızlıklardan
sadece biridir. Kuşlardaki uçuş çok kompleks bir sisteme
dayanır ve uçuş kontrolü için canlının, kaslarını kusursuz
olarak kontrol edebilen bir sinir sistemine de sahip
olması gerekir. "Sinir-kas kontrolü" adı verilen bu
sistemde sinir hücreleriyle kas hücreleri her an haberleşme
halindedir. Kaslar sinir hücrelerinden aldıkları emirle
kasıldıktan sonra, pozisyonlarını bildiren geri bir
sinyal gönderirler. Bir kuş yükseldiği, havada süzüldüğü
ya da iniş yaptığı zamanlarda, bu yapı gerekli aerodinamik
sistemi oluşturmak üzere devreye girer.
Hayvanların, içinde bulundukları ortamlara nasıl uyum
sağladıklarına baktığımızda, birçok hayvanın vücudunda,
insanların övünerek sundukları teknolojik başarıların
çok daha ötesinde mekanizmalar olduğunu fark ederiz.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri "uçma"dır. Eğer
küçük bir uçak, bir yağmur kuşu kadar verimli olmuş
olsaydı, bir litre benzin ile 56 km uçması mümkün olurdu.
Ancak böylesine ekonomik bir uçuş şu an uçak tasarımcılarının
ve mühendislerin "ideal"ini oluşturmaktan öteye gidememektedir.
Kuşlar bilim adamlarını hayranlık içinde bırakan mükemmel
bir aerodinamik yapıya sahiptir. Bu yapı vücutlarının
her detayında görülmektedir:
* Ağırlıklarına kıyasla çok kuvvetli, aynı zamanda
esnek ve hafif, son derece kompleks yapıya sahip tüyler,
* Kuvvetli kaslar tarafından kontrol edilen güçlü
kanatlar,
* Esnek, güçlü, aynı zamanda hafif ve içi boş kemikler,
* Birleşik iskelet yapısı,
* Büyük, güçlü bir kalp; yüksek kan basıncına ve
solumayı kolaylaştıracak fazladan miyoglobin pigmentine
sahip dolaşım sistemi,
* Kemiklere kadar nüfuz eden keseciklere sahip solunum
sistemi,
* Yüksek vücut ısısı ve şeker birikimi sağlayan sindirim
sistemi,
* Su ve ağırlık kaybını önlemek amacıyla vücuttaki
atık sıvıların toplanması,
* Halen sırları çözülememiş olan yön bulma sistemi,
* Uçuş esnasında her tüyün pozisyonunu özel olarak
ayarlayan güçlü bir sinir koordinasyonu…
Uzayıp giden bu özelliklerin hiçbiri, tek başına uçuş
için yeterli değildir, ancak tamamı birarada olduğunda
kuşlar uçabilir. Her bir özelliğin diğerlerinden bağımsız
olarak yavaş yavaş gelişip, sonra da birbiriyle uyumlu
hale gelmeleri mümkün değildir. Çünkü bu özelliklerin
tümü kuşun uçuşunu mümkün kılmak için var olan özelliklerdir
ve birbirlerinden bağımsız, tek başlarına bunu gerçekleştirmek
için yeterli değildirler.
Bir
uçağın uçması için ne kadar çok unsurun göz önünde
bulundurulduğu düşünülecek olursa, kuşların ne
denli zor hesaplara dayanan bir eylemi gerçekleştirdikleri
daha iyi anlaşılacaktır:
Uçağın uzunluğu, yüksekliği,
kanat uzunluğu, kanat yüzey alanı, maksimum kalkış
ağırlığı, maksimum iniş ağırlığı, motor sayısı
ve gücü, yakıt kapasitesi, maksimum menzili, seyahat
hızı, kalkış mesafesi...
Uzayıp giden bu hesaplar
uçuş esnasında da devam eder: Uçağın hangi yükseklikte
uçacağı, nasıl manevra yapacağı, alçalacağı ya
da savrulmadan dengede kalacağı, yakıt kullanımı,
yön tayini, zorlu hava koşullarında nasıl tedbir
alınacağı...
Kuşlar ise hiç bu
tür hesaplar yapmazlar. Onlar doğdukları andan
itibaren bu ince hesaplarla ayarlanmış bir uçuş
mekanizmasına sahiptirler. Uçuşları da son derece
kontrollü, dengeli ve ustacadır.
|
BBC ve NBC kanalları için belgesel hazırlayan, Jeoloji
Birliği üyesi, araştırmacı yazar Richard Milton kuşun
uçuşundaki tasarım için şunları söylemektedir:
Fakat bu örneğin, insanların -Darwinci
olsun ya da olmasın- oldukça büyük bir kısmının paylaştığı
bir inancı temsil ettiğine inanıyorum: İnsan ve diğer
bütün türlerin tasarımında bir kaçınılmazlık vardır.
Kuşun uçuşunda, daha verimsiz uçma tasarımlarının
sahip olmadığı bir güzellik ve zerafet vardır ve bu,
kuşların yalnızca havayı fethetmesini değil, aynı
zamanda orada egemen olmasını da sağlar.
Ayrıca bu mükemmel form, otomobil ve jet uçakları
gibi yapay insan tasarımlarında da açıkça görülmektedir:
Onlarca yıl boyunca yapılan birçok deneme tasarımı,
tecrübe süzgecinden geçerek tek bir optimum tasarıma
ulaşmaktadır… Bir kartalın uçuşu ve çitanın hızlı
koşusu… Bu hayvanlar genetik alanda keyfi bir noktaya
ulaşmamışlardır; bunlar, yaşadıkları ortamdan en iyi
şekilde yararlanabilecekleri eşsiz bir konuma ulaşmışlardır.93
Kuşlar uçuş şekilleri ve kanat yapıları itibariyle
bir yaratılış harikasıdır. Kuşlardaki bu eşsiz özellikler
yıllardan beri uçak mühendislerinin ilham kaynağı olmuştur.
Ancak kuşun, tüm bu parçalarını kendisinin meydana getirmediği
çok açık bir gerçektir. Aynı şekilde tesadüfi etkilerle
işleyen sözde evrim mekanizmasının tüm canlılardaki
mükemmellikleri bilinçsizce tasarladığını düşünmek de
bir o kadar akıl dışıdır. Bu yapılar çok açık bir şekilde
bir kuşun uçması amacıyla bilinçli bir şekilde yaratılmıştır.
Bu yaratma "alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı" olmayan Yüce Rabbimiz Allah'a
aittir. (Hud Suresi, 56) Allah bir Kuran ayetinde şöyle
buyurmaktadır:
Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat
açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları
Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor.
Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi,
19)
KUŞLARIN
UÇMAYA ELVERİŞLİ TASARIMLARI BİLİNÇLİ
YARATILIŞIN DELİLLERİNDEN...

1. resim: Kuşların yüksek miktardaki oksijen
ihtiyacını kesintisiz olarak karşılayan
özel solunum sistemi
2. resim: Yüksek enerji tüketimini karşılamak
üzere, alınan besinleri en verimli şekilde
değerlendiren sindirim sistemi
3. resim: Uçuş için ideal, hafif, güçlü
ve içi boş kemiklerden oluşan birleşik
iskelet yapısı
4. resim: Hafif, esnek ve uçmaya elverişli
özel aerodinamik tasarıma sahip tüyler
|
|
BİLİM ADAMLARI
CANLILARDAKİ MÜKEMMEL TASARIMLARDAN İLHAM
ALMAYA DEVAM EDİYORLAR
Kazların uçuşunu örnek alan bilim adamları, uçakların
uzun mesafeleri "V" şeklinde otonom olarak uçmalarını
sağlayan bir sistem geliştiriyorlar. Bu uçuş düzeninin
uçaklarda da kazların göç uçuşunda olduğu gibi
enerji tasarrufu sağlayacağını ümit ediyorlar.
"V" düzeni ile uçan jet uçakları, liderlerinin
oluşturduğu hava akımları üzerinde giderek enerjiden
tasarruf ederler. Uçağı el kontrolüyle ideal noktada
tutmak yorucudur, bu nedenle NASA'nın Dryden Uçuş
Araştırma Merkezi, UCLA ve Boeing tesislerindeki
mühendisler, bu işi otomatik olarak gerçekleştiren
bir sistem geliştirmektedirler. Bilim adamları
bir gün, yolcu, kargo ve askeri uçakların %20
yakıt tasarrufu yapmak için bu uçuş şeklini taklit
edebileceklerini umuyorlar. Projenin baş mühendisi
Brent Cobleigh "New York ile Los Angeles arasında
günde bir kez giderek, yılda 250 gün uçuş yapan
bir 777 uçağı, bu yöntemle yakıttan milyonlarca
dolar tasarruf edecek" demektedir.1 Nitekim iki
NASA jeti, bu uçuş şeklinin önemli bir yakıt tasarrufu
sağladığını ilk defa gösterdiler. Uçaklar aynı
mesafeyi uçmuş olmalarına rağmen, sonuçlar ikinci
uçağın öndeki uçaktan %12 daha az yakıt kullandığını
ortaya koydu.
1. Fenella Saunders, "It's
a Bird, It's a Plane", Discover, vol. 23,
no. 5, Mayıs 2002.
Dedi ki: "Göklerin,
yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin
Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız'
(böyledir)."
(Şuara Suresi, 24)

|
|
KUŞLARIN METABOLİZMASINDAKİ
HİKMETLİ YARATILIŞ
Sinek
kuşları, omurgalılar arasında en yüksek metabolizma
hızına sahip canlılardır. Tünediklerinde 700-850
kere atan kalpleri, havada asılı durur şekilde
uçtuklarında dakikada 1.200 kere atmaya başlar.
Boylarına göre bir jetten daha fazla yakıt harcarlar.
Eğer biz bu oranda enerji harcayacak olsaydık,
vücut ısımız 4000C'e yükselirdi ve
bu enerjiyi karşılamak için, her gün 45 tane bir
kiloluk şeker paketi tüketmek zorunda kalırdık.
Ancak sinek kuşları vücut ısılarını 400C'den
150C'nin altına düşürebilirler ve aynı zamanda
metabolizmalarını etkili bir şekilde yavaşlatırlar.
Enerjilerini korumak için uyuşukluk pozisyonunu
kullanırlar. Bu durum tüylerinin kabardığı, gagalarının
havaya doğru kalktığı ve kalp atışlarını dakikada
50 atışa kadar düşürdükleri zamanlardır.1
Allah bu küçücük canlıları pek çok üstün özellikle
yaratmıştır. Sinek kuşları Allah'ı hakkıyla takdir
edebilenler için Allah'ın varlığının ve gücünün
sayısız delillerinden biridir. Bir ayette şöyle
bildirilmektedir:
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için
ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)
1. John Downer, Supernature, The
Unseen Powers of Animals, Sterling Publishing
Co., Inc., New York, 1999, ss. 161-162.
|
Kuşların aerodinamik uçuşu Allah'ın ilhamı ile gerçekleşmektedir
Aeorodinamik bilimi, katı cisimlerin hava gibi bir
akışkan karşısındaki davranışlarını inceler. Örneğin
bir uçak hava içinde hareket ederken, hareketine etki
eden değişik kuvvetler ortaya çıkar. Bu "aerodinamik
kuvvet"ler karşısında, uçağın rüzgar içerisinde daha
rahat hareket edebileceği şekilde dizayn edilmesi de
"aerodinamik tasarım"dır.

Uçaklar uçuş öncesi ve sonrasında kapsamlı bakıma
tabi tutulurlar. Bunun için konusunda uzman onlarca
kişi seferber olur. Küçük bir ihmalin uçağın düşmesine
sebep olduğu düşünülürse, uçmak için ne kadar
çok detayın göz önünde bulundurulması gerektiği
açıktır. Kuşlar ise bu bakımlarını kendileri yaparlar.
Kuyruklarının dibindeki yağ keseleri ile tüylerini
yağlar ve gagaları ile düzeltirler. Bu bilinçli
davranış Allah'ın kuşlara ilhamı ile gerçekleşir. |
Hava içinde hareket eden cisimlerin -örneğin bir uçağın-
planlandığı şekilde hareket etmesi ve beklenmedik bir
kuvvetle ya da dirençle karşılaşmaması için, havanın
gösterdiği direnç kanunlarına karşı uçak önceden test
edilir. Bu, uçağa ait bir modelin hava içerisinde hareket
ettirilmesiyle ya da durağan haldeyken laboratuvar ortamında
üzerine hava akımı yollanmasıyla gerçekleşir. Hesaplamalar,
ölçümler, deneyler sonucunda cismin hava içindeki hareketi
planlanır.
Aerodinamikte en önemli deney aracı "rüzgar tüneli"dir.
Test edilecek uçak, roket, otomobil, hatta köprü ve
bina modelleri önce rüzgar tünelinde denenir. Model
cisimler rüzgar tünelinde, deneme hızına göre şiddeti
ayarlanan bir hava akımına tutulur. Bu modellerin akım
içerisindeki davranışı gözlenerek gerekli düzenlemeler
yapılır ve modele aerodinamik bir biçim verilmeye çalışılır.
Aerodinamik havacılık, uzay çalışmalarının yanı sıra
otomobil sanayiinden inşaat mühendisliğine çok geniş
alanları kapsar. Örneğin yeni geliştirilen bir otomobil
modelinin ekonomik olması -diğer bir deyişle az yakıt
sarf etmesi- için, bu model önce rüzgar tünelinde denenir
ve hava akımına en az direnç gösterecek aerodinamik
şekil bulunmaya çalışılır. Kuşlar ise aerodinamik biliminin
prensiplerini sergileyen kusursuz yaratılışlarıyla bilim
adamlarını hayranlık içinde bırakırlar. Bu canlılar
hiçbir deneme-yanılma yapmadan, sonradan hiçbir düzenlemeye
ihtiyaç duymadan mükemmel bir şekilde uçarlar.
Kuşlar ve uçaklar genel hatlarıyla bakıldığında aynı
nedenlerden dolayı uçarlar. Kuşlar da havada süzülürken,
tıpkı uçaklar gibi havada asılı kalırlar ve kanatlar
onlara kaldırma gücünü sağlar. Bununla birlikte, kuşlar
kanatlarını çırparak gökyüzünde alçalıp yükselirken,
uçakların bu hareket için güçlü motorlarını ve kontrol
sistemlerini birlikte kullanmaları gerekir. Uçağın kanat
uçları da kuş kanatlarında olduğu gibi eğimlidir. Fakat
insanların aksine, kuşlar hiçbir test uygulamazlar ve
doğdukları andan itibaren, uçuş esnasında ihtiyaç duyacakları
gücü sağlayan, kuvvetli kanat kaslarına ve aerodinamik
tasarımlarına sahiplerdir.
Uçuş teknolojisindeki olağanüstü gelişmeler,
uçuş mekaniği ve aerodinamik alanlarında üretilen teoriler,
kuş uçuşlarındaki performansların analizleri ile mümkün
olmaktadır.94 Ancak kuşlar bu
bilgilere sahip değildir; ayrıca kuşlar ne analiz ya
da hesap yapabilir, ne de test uçuşları... Buna karşın
kuşlar kusursuz bir şekilde havada manevralar yapar,
süzülür, hızlanır, alçalır, aniden dururlar. Çünkü Allah
onları ilminden bir örnek olarak en mükemmel uçuş sistemiyle,
en üstün teknolojiyle yaratmıştır.
Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş
(musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları
(böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz,
iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.
(Nahl Suresi, 79)
Kuşlardaki aerodinamik uçuş teknolojisi mühendislere
ilham vermeye devam ediyor
Kuşlardaki mükemmel uçuş sistemleri mühendislere ilham
kaynağı olmaktadır. En uygun malzeme ve en düşük maliyetlerle
en verimli tasarımları üretmeye çalışan mühendisler,
doğadaki bu üstün tasarımı çok uzun zamandır taklit
etmektedirler. Örneğin,
- Uçak kanatlarının içi, kuş kemiklerinde
olduğu gibi boştur. Kemiklerde dayanıklılığı korumak
için kemiğin iç çeperinde, karşılıklı yüzeyler arasında
uzanan ince kirişler bulunur. Uçak mühendisliğinde de
aynı tür kirişler kullanılır ve bunlar kanadın iç kısmında
kanadı şiddetli ve değişken hava akımlarına karşı birarada
tutan iskelet görevi görür. "Warren kirişleri" olarak
bilinen bu kirişler kuşlardaki kemiklerden kopyalanmıştır.95

Uçakların burun kısımları da kuşlardaki aerodinamik
tasarım örnek alınarak yapılmaktadır. Doğadaki
mükemmel canlıları model alan bilim adamları,
bu sayede hedeflerine daha kısa zamanda ve daha
az emek harcayarak ulaşmaktadırlar. |
- Uçağın yükseklik seviyesini kontrol etmede kullanılan,
kanattan aşağı doğru sarkan kanatçıklar, kuşun yere
konma sırasında yaptığı kanat hareketlerini taklit edecek
şekilde düzenlenmiştir.
- Uçaklar tıpkı kuşlardaki gibi havanın direncini kıracak
bir burun şekline sahiptir.
Günümüzde uçakların havadaki ani manevra kabiliyeti,
kuşlardakinden çok geridedir. Daha üstün manevra kabiliyetine
sahip uçakların üretilebilmesi için, kuşların havadaki
aerodinamik sistemlerinin daha ileri düzeyde anlaşılması
gerekmektedir. Amerikan Ulusal Bilim Kurumu'ndan William
Zamer, kuşlarla ilgili yapılan bir araştırma için şunları
söylemektedir:
Bu araştırma insanlara, gelecekte
bir gün daha iyi kara ve hava ulaşımı sağlayacak taşıtlar
geliştirmede yardımcı olabilir.96
Reader's Digest dergisinde yayınlanan ve konu
olarak kuşları ele alan bilimsel bir makalede ise aşağıdaki
ifadelere yer verilmektedir:
Aeorodinamik bir harika olan kuşla kıyaslandığı
zaman, en gelişmiş hava aracı bile sadece kabataslak bir
kopyadan öteye geçmez.97
İNSANLIĞIN YÜZYILLARDIR
SÜREN İDEALİ: KUŞLARDAKİ UÇUŞ TEKNOLOJİSİ
Bilim adamları için adeta bir ideal haline gelen
hedeflerden biri de kanat çırpmadır. Bir şahin
1200'lik açı ile saniyede 2.5 kez kanatlarını
çırparken ya da bir sinek kuşu saniyede 80 kez
kanat çırpabilirken, insanların ürettiği uçan
makineler bu hareketlilikten ve esneklikten çok
uzaktırlar. Mühendisler, insanları dağların, denizlerin
üzerinden uçurabilecek hantal da olsa makineler
inşa etmişlerdir. Ancak yerden kanat çırparak
yükselme henüz mümkün olmamıştır. Toronto Üniversitesi'nin
"ornitoper"i (kuş, yarasa veya eski dönemlerde
yaşamış bir uçan sürüngen olan pterodactyl'i taklit
ederek, bir kişiyi kanat çırparak havada taşıması
için tasarlanan makine), en eski havacılık rüyasını
gerçekleştirmeye en çok yaklaşan modellerden bir
tanesidir. Bir ornitoper deneme uçuş pilotu olan
Patricia Jones-Bowman şunları söylemektedir:
Tarihte
ilk olma yarışı sürüyor. Leonardo da Vinci'nin
ornitoperi tasarlamasının üzerinden 500 sene
geçti ve artık bunu başarmanın zamanıdır.1
Jones-Bowman, aerodinamik sırlarını keşfedebilmek
için, pterozor adlı -yarasa benzeri, kanat açıklığı
10 metreye ulaşabilen ve zar kanatlarını kullanarak
uçan- sürüngenlerin fosillerinden faydalanmaktadır.
Ancak ABD Savunma Bakanlığı'na göre, kanat çırpma
hareketi, sabit-kanatlı uçakların boyutlarının
küçültülmesini zorlaştıran birtakım aerodinamik
problemler sunar.
Görüldüğü gibi her iki koşulu -kanat çırpabilmek
ve boyutları küçültmek- aynı anda birleştirmek
ise çok daha zordur. Kuşların hem küçük bedenlere
sahip olup hem de kanat çırparak rahatça uçabilmeleri,
insana Allah'ın yaratma sanatındaki mükemmelliği
düşündürmelidir.

Uçmak binlerce yıldır insanlığın ideali
haline gelmiş, binlerce bilim adamının ve
araştırmacının emek, zaman ve para harcadığı
bir alan olmuştur. Çok ilkel bazı denemeler
dışında, uçabilen araçlar ancak 20. yüzyılda
yapılabilmiştir. Kuşlar ise dünya üzerinde
var oldukları son 150 milyon yıldan bugüne
kadar Allah'ın ilhamı ile kusursuzca uçabilmektedirler.
19. yüzyılda,
uçaklardan önce, bazı mucitler evde yapılmış
kanatları kollarına takıp, kuşların kanat
çırpma hareketini taklit ederek yüksek yerlerden
atlamayı denediler. Ancak sonuçları ölümcül
oldu.
|
Biyomimetik alanında faaliyet gösteren kişiler,
yüzmenin sırlarını ortaya çıkarmak için ton balıklarını,
sıçramanın sırları için çekirgeleri ve engebeli
arazilerde hızlı bir şekilde yol bulmak için hamam
böceklerini ve ıstakozları incelemektedirler.
Kanatlar ise, makine tasarımına yönelik yeni fikirler
üretmek amacıyla doğayı inceleyen mühendislerin
ilgi alanını oluşturmaktadır. Berkeley'deki California
Üniversitesi'nde biyoloji profesörü olan ve hükümet
destekli robot uçuş dizaynına yardımcı olan Michael
Dickinson, bu konuyla ilgili olarak şunları ifade
etmektedir:
Biyologlar ve mühendisler arasındaki iş
birliği giderek artmaktadır. Eğer doğadaki mimariye
... bakarsak, biz de bunu örnek alıp, kopyalayabiliriz.2
Bu düşünce, yüzyıllar evvel Leonarda da Vinci'yi
bir ornitoper için gerekli olan ilk planların
eskizlerini yapmaya yöneltti. Ancak eskizi, çalışan
bir uçağa dönüştürmek son derece zordu. Bilim
adamları, bir serçe ya da karganın kolaylıkla
yaptıkları uçuş gösterilerinin ardındaki sırrı
incelerken, aerodinamik biliminin prensiplerini
de ortaya çıkarmışlardır.
Havada, motoru yardımıyla hareket eden bir uçağın
aksine, bir kuş kendini yukarı kaldırma ve ileri
itme kuvvetini kanatlarını kullanarak elde eder.
Kuşlar, bunu yapmak için sürekli olarak, kanadın
hava akımını karşıladığı açıyı değiştirirler.
Böylece sürekli değişen hava koşullarına hemen
uyum sağlayarak, hiçbir sorunla karşılaşmadan
uçuşlarına devam ederler. Uçaklar ise hava koşullarından
hemen etkilenirler; hatta kötü hava koşullarında
uçmak, hayati tehlike taşıdığı için kimi zaman
uçuş seferleri iptal edilir.
Toronto
Üniversitesi'nden James DeLaurier'in liderliğindeki
bir grup öğrenci ornitoper projesini kuşları model
alarak sürdürmektedirler. Söz konusu makine, kanatlar
aşağı-yukarı inip çıktıkça, rüzgar tarafından
en uygun uçuş şekline doğru itilecek bir yapıya
sahiptir. Bu konuyla ilgili çalışan bilim adamları,
kuşların yaratılışındaki mükemmelliği bir haberde
şöyle aktarmışlardır:
Jones-Bowman gibi kanat
çırparak uçuş üzerinde çalışmış olan herkes,
bu çalışmanın kendilerine, doğanın mühendislikteki
üstün yeteneğine karşı yeni bir saygı kazandırdığını
söylemektedir. Havacılık konusunda yaşayan en
büyük bilim adamı ve insan-kaynaklı uçuşun öncüsü
olarak değerlendirilen Paul MacCready, daireler
çizen, yükselen ve hafif rüzgarda havada hareketsiz
duran kuşları ve bunları mümkün kılan kemik
yapılarını, kaslarını ve tüylerini hayrete düşerek
saatlerce izlediğini söylemiştir. MacCready
"Doğanın yaptığı herşeyde çok sayıda detay ve
gizem bulunmaktadır." şeklinde söylemektedir.3
Elbette insanı hayrete düşüren, hayranlık duymasına
neden olan bu yapılar "doğa"nın birer ürünü değildir.
Doğayı oluşturan taşlar, ağaçlar, hava, su ve
diğerleri bu eşsiz aklın ve sanatın kaynağı olamazlar.
Canlılardaki hayranlık verici özelliklerin sahibi
tüm doğayı yaratmış olan Yüce Allah'tır.
1. http://www.100megsfree4.com/farshores/nflight.htm
2. http://www.100megsfree4.com/farshores/nflight.htm
3. http://www.100megsfree4.com/farshores/nflight.htm
|
ÖVGÜNÜN TEK
SAHİBİ ALLAH'TIR
Quetzalcotalus, Pterodactyl ailesinden 12 metre
kanat genişliğine sahip, nesli tükenmiş bir kuştur.
Bu eski kuş Pretoria Üniversitesi'nde geliştirilmekte
olan yeni tip bir uçağın ilham kaynağı olmuştur.
Pretoria Üniversitesi'nde aerodinamik mühendisi
olan, aynı zamanda icatlar yapan Joachim Huyssen
şöyle bir açıklamada bulunmaktadır:
Geçtiğimiz son yüzyıl içerisinde, uçak
gelişiminde bazı temel problemlerin üstesinden
gelemedik. Bunlardan bir tanesi kalkış pistlerine
olan bağımlılığımızdır. Diğer ihtiyacımız ise
ağırlığı, olabilecek en düşük seviyede tutmaktır.
Eğer doğaya bakarsanız, kuşların aerodinamik
şekillerinin modern uçaklarınkinden oldukça
farklı olduğunu görebilirsiniz. En dikkat çeken
fark, uçakların uzun kuyruk kanatlarının olmamasıdır.
Spesifik kuyruk yüzeyleri de bulunmaz. Eğer
biz kuyruksuz uçaklar tasarlayabilirsek, kütle
açısından büyük bir avantaj elde edebiliriz.
Kuyruktan kurtularak, kalkış pistlerine ihtiyaç
duymadan iniş yapabilecek bir uçak geliştirmeyi
seçebiliriz..1
Bu
projenin aktarıldığı haber sitesi ise doğadaki
mükemmelliği şu kelimelerle aktarmaktadır:
Uçuş konusuna gelindiğinde bilim adamları
bu konunun uzmanları olan kuşlara yönelirler.
Exulans'ın üreticileri doğanın inceliklerini
kopyalamak oldukça zor olmasına rağmen, uçaklarını
geliştirmek için kuşların özelliklerini incelemişlerdir.2
Exulans uçağını tasarlayan Joachim Huyssen, dar
alana kontrollü kanatlarla iniş yapabilmek için
albatrosları taklit ederken, albatroslardaki tasarımı
şu sözlerle övmektedir:
Kuşları ve uçuşlarının niteliksel yönünü
gözlemlediğimizde, özellikle kalkış, uçuş ve
iniş esnasındaki kontrolleri dikkatimizi çekmektedir.
Bu konuda dikkat çeken kuşlardan biri albatrostur.
Albatros, randıman oranı en yüksek kuş olarak
değerlendirilir. Kanat büyüklüğü açısından,
oldukça ağırdır. Kanat açıklığı epeyce geniş
olmakla beraber, doğadaki en iyi kaldırma oranına
sahiptir.3
Kuşları taklit ederek projeler yürüten araştırmacıların
demeçleri, hayranlık ve övgü ifadeleri ile doludur.
Ancak bu övgülerin hiçbiri kuşun kendisine yöneltilemez.
Çünkü kuşun, sahip olduğu üstün tasarımdan, benzersiz
yeteneklerinden haberi dahi yoktur. Bu canlıların
sahip oldukları üstünlükler için hiçbir emekleri
ya da katkıları olmamıştır. Dolayısıyla övgüyü
bu üstün yapıların asıl sahibi olan ve övülmeye en
layık olan Yüce Allah'a yöneltmemiz gerekir. Ancak
unutmamak gerekir ki Rabbimiz'e yapacağımız övgüye
sadece ve sadece bizim ihtiyacımız vardır. Bir
Kuran ayetinde Allah şöyle bildirmektedir:
... "Eğer siz ve yeryüzündekilerin
tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah
hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim
Suresi, 8)
1. http://www.tvpc.co.za/Sci-tech/exulans/exulans.htm
2. http://www.tvpc.co.za/Sci-tech/exulans/exulans.htm
3. http://www.tvpc.co.za/Sci-tech/exulans/exulans.htm
|
KuŞlarla Dİnozorlar ArasIndaki DİĞer FarklIlIklar
Dinozorlar ve kuşlar arasındaki farklılıklar önceki
sayfalarda değindiğimiz yönlerle sınırlı değildir. Bunlardan
başka, diş ve pençe yapıları, metabolizmaları, kafatasları,
yumurtaları gibi daha pek çok açıdan dinozorlarla kuşlar
arasında aşılmaz farklılıklar vardır. Bu durum şunu
göstermektedir: Kuşlar ve sürüngenler bambaşka tasarımlara
sahiplerdir. Her biri kendi yaşam şekline göre özel
olarak yaratılmışlardır. Eğer bir sürüngenin bir kuşa
dönüştüğü iddia ediliyorsa, bu, masallardaki dönüşümleri
hatırlatır şekilde birdenbire olmalıdır. Aksi takdirde
evrimcilerin iddia ettiği gibi aşama aşama dönüşüm canlıyı
daha mükemmelleştirmez, aksine mükkemmel bir canlıyı
daha verimsiz hale getirir. Ancak mükemmel bir canlının
genetik yapısının tesadüf eseri yeniden düzenlenerek,
bir sonraki nesilde bir başka mükemmel canlı olarak
ortaya çıkması imkansızdır. Alan Feduccia da dinozordan
kuşa dönüşüm iddialarında birçok problem olduğuna şu
ifadelerle dikkat çekmektedir:
Uçuşun, uçuş için kesinlikle yanlış
anatomiye sahip olan, kısaltılmış ön bacakları ve
dengeleyici ağır kuyrukları olan, böylesine büyük
iki ayaklılardan evrimleşmesi, biyofiziksel olarak
imkansızdır.98
Parmak yapıları:
Alan Feduccia ve kendisi gibi North Carolina Üniversitesi'nden
olan Dr. Julie Nowicki'nin birlikte yaptığı son bir
araştırmada deve kuşu yumurtalarının gelişimi incelendi.
Açtıkları deve kuşu yumurtalarında embriyoların ellerinin
gelişimini inceleyen Feduccia ve ekibi, kuşlar ve theropod
türü dinozorların farklı parmak sıralamasına sahip olduklarını,
dolayısıyla kuş "ellerinin" dinozor ellerinden evrimleşmesinin
imkansız olduğunu ortaya koydu. Amerikan Bilimi Geliştirme
Derneği'nin haber sitesinde, Feduccia'nın ifadeleri
ve bunun evrimciler için oluşturduğu problem şöyle açıklanmaktadır:

Deve kuşu yumurtalarını açarak, embriyoların ellerinin
gelişimini inceleyen bilim adamları, kuş ellerinin
dinozor ellerinden evrimleşmesinin imkansız olduğunu
bir kez daha ortaya koydular.
|
"(Feduccia) Kuşların atası her ne
ise, bunun theropod dinozorlarının üç parmaklı
elleri yerine beş parmağı olması gerekir" dedi... "Bilim
adamları dinozorların bir, iki ve üç parmaklı 'eller'
geliştirdikleri konusunda hemfikir... Bizim, deve kuşu
yumurtaları üzerinde yaptığımız araştırmalar ise neticede
kuşlarda insanlardaki orta ve yüzük parmaklarına eş
değer sadece iki, üç ve dört parmak geliştiğini gösterdi,
ayrıca bunu ispatlayacak resimlerimiz de var" dedi.
"Bu, dinozorların günümüz kuşlarının atası olduğunu
iddia edenler için yeni bir problem oluşturuyor. Örneğin
iki, üç ve dört parmaklı bir kuş eli nasıl olur da yalnız
bir, iki ve üç parmaklı bir dinozor elinden evrimleşir?
Bu neredeyse imkansızdır."99
Deve kuşu yumurtalarının gelişim aşamalarını inceleyen
Feduccia ve Nowicki, bu incelemelerinin sonuçlarını
Almanya'nın önde gelen biyoloji dergisi Naturwissenschaften'ın
Ağustos 2002 sayısında yayınladılar. Araştırmaları sonucunda
kuşların dinozorlardan evrimleşmediğinin delillerini
bulduklarını belirten Feduccia, elde ettikleri sonucu
şöyle özetledi:
Kuşların atası her ne idiyse, beş
parmakları vardı, theropod dinozorları gibi üç parmaklı
değildi.100
Alan Feduccia ve A. C. Burke, Science dergisinde
de yaptıkları araştırmalar sonucunda kuşların dinozor
kökenli olduklarını savunmanın imkansız olduğu sonucuna
varmışlardır:
Yeni araştırma göstermektedir ki,
kuş embriyolarında, dinozorlarda bulunan embriyo başparmağı
görülmemektedir. Bu, her iki türün birbiriyle yakın
ilişkisinin imkansız olduğunu göstermektedir.101
Bu sonuçlar daha sonra ünlü bilim dergilerinden New
Scientist'de "Dinosaur theory put to flight: Birds may
not be descended from the ancient reptiles after all"
(Dinozor teorisi bozguna uğradı: Kuşlar eski sürüngenlerden
gelmemiş olabilirler) başlığı ile şu satırlar yer almaktaydı:
Kuşların atası hakkındaki geleneksel
düşünceye Amerika'daki biyologlar meydan okumuşlardır.
Onlara göre, dinozor pençeleri ile kuşların kanat
ve ayakları arasında yapılan karşılaştırma, son kuşların
150 milyon yıl önce yaşayan küçük, et yiyen dinozorlardan
evrimleştikleri teorisi ile çelişmektedir. Kuşların,
sürüngenlerin ve memelilerin -her birinde en fazla
beş (parmak) hanesi olan- dört kolu bulunmaktadır...
Ancak dinozor fosilleri farklı bir hikaye anlatmaktadırlar.
Theropodlarda, dördüncü ve beşinci haneler
büyük ölçüde küçülmüş ya da tamamen yok olmuşlardır.
Feduccia, bu haneleri kaybeden hayvanların, birinci
ve beşinci hanelere sahip olmayan kuşlara evrimleşemeyeceklerini
iddia etmektedir.102

... Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir
'çelişki ve
uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin.
İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra
gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk
bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak
sana dönecektir.
(Mülk Suresi, 3-4)
|
Philadelphia'daki, Pensilvanya Üniversitesi Veterinerlik
Okulu'nda dinozor paleontoloğu olarak görev yapan Peter
Dodson da, uzun yıllar boyunca kuşların theropodların
soyundan geldiklerini savunmuş olmasına rağmen, karşıt
delillerin haklılığına kanaat getirmektedir:
Son yirmi yıldır yaygın olan inanç
bu idi. Bazı şeyleri iyice karıştırma ve bizi de delilleri
yeniden incelemeye zorlama konusunda birinci sınıf
bir iş yapıyorlar.103
Görüldüğü gibi bir dinozorun kuşa dönüşmesi için parmaklarına
kadar vücudunun her noktasının değişmesi ve bir kuşun
uçuşuna imkan sağlayacak şekilde özel bir tasarıma sahip
olması gereklidir. Bir dinozorun uçan bir kuşa dönüşmesi,
değil doğal seleksiyon ve mutasyon gibi bilinçsiz mekanizmaların,
akıl ve bilinç sahibi bir insanın dahi gerçekleştiremeyeceği
bir dönüşümdür. Dolayısıyla evrim, -karşısındaki somut
deliller olmasaydı dahi- akıl ve mantık yoluyla geçersizliği
defalarca ispatlanmış olan bir teoridir. Aklını ön yargılarıyla
örtmeyen herkes, bir kuşa ait özelliklerin kendiliğinden
ortaya çıkmayacağını, bunun ancak üstün akıl ve ilim
sahibi bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu anlayacaktır.
Bu özellikleri meydana getiren akıl, yerde ve gökteki herşeyin hakimi olan Allah'a
aittir.
Dişler:
Dişler, kuşlar ile sürüngenleri birbirinden ayıran
özelliklerden biridir. Kuşlar, dişler yerine gagalara
sahiptir. Ancak geçmişte yaşamış bazı kuşların da gagalarında
dişler olduğu bilinmektedir. Uzun zaman evrime bir kanıt
gibi gösterilen bu durumun hiç de zannedildiği gibi
olmadığı, çünkü kuş dişlerinin çok özgün bir yapıya
sahip olduğu zamanla anlaşılmıştır. Feduccia bu konuda
şunları ifade etmektedir:
Belki de theropodlarla kuşlar arasındaki
en önemli farklılık, dişin yapısı ve yerleştiriliş
şekli ile ilgilidir. Özellikle memeli paleontolojisinin
temelini en çok diş morfolojisinin oluşturduğu kabul
edilirse, kuş ve therepod dişleri arasındaki büyük
farklılıklara neden daha fazla ilgi gösterilmediği
şaşırtıcıdır. Özetle, kuş dişi (Archæopteryx, Hesperornis,
Parahesperornis, Ichthyornis, Cathayornis ve tüm dişli
Mezozoik kuşlarda görüldüğü gibi) birbirine oldukça
benzerdir ve theropod dişlerinden çok farklıdır...
Dişin biçimi, çıkış ve yenilenme şekli dahil olmak
üzere kuşlarla theropod dişleri temelde hiçbir yönden
ortak bir özelliğe sahip değildir.104
Chapell Hill'deki Kuzey Carolina Üniversitesi'nden
David Williamson, 14 Ağustos 2002 tarihli "Scientist
Says Ostrich Study Confirms Bird Hands Unlike Those
of Dinosaurs" (Bilim Adamlarına Göre Devekuşu İncelemeleri
Kuş Ellerinin Dinozorlara Benzemediğini Teyit Ediyor)
başlıklı haberinde şunları belirtmektedir:
Feduccia, eğer bir kişi mikroskop
altında bir tavuk ve dinozor iskeletini incelerse,
detaylı ve ince bir gözden geçirmenin birçok farklılığı
ortaya çıkartacağını söyledi. Örneğin theropod dinozorların
kıvrılmış, testere dişleri vardı, fakat en eski kuşların
düz, testere gibi olmayan çivi benzeri dişleri vardı.
Ayrıca diş implamantasyonu ve yenilenmesi konusunda
farklı bir yöntemleri vardı.105
Tüylerin
Kuşun Her İki Kanadından Simetrik Olarak
Dökülmesi, Tesadüflerle Açıklanamaz
Kuşlar, uçabilme yeteneklerini koruyabilmek için
belirli dönemlerde tüy döker. Bu genellikle yılda
bir kez olur ve bu sürece "tüy dökümü"
denir. Yıpranmış ya da yırtılmış büyük tüyler,
görevlerini tam olarak yerine getiremedikleri
için hızla yenilenir. Tüy dökülmesi son derece
sistemli bir süreçtir ve hiçbir noktanın tam olarak
tüysüz kalmamasını sağlayacak şekilde aşamalı
olarak gerçekleşir. O kadar sistemlidir ki, uçuş
ve kuyruk tüyleri, her taraftan birer tane olmak
üzere çiftler halinde dökülür ve bu şekilde denge
bozulmamış olur.1
1. A. Hickman, L. Roberts, A.
Larson, Integrated Principles of Zoology, McGraw-
Hill, New York, 2001, s. 588 |
Metabolizma farklılıkları:
Sürüngenler ve kuşlar arasındaki bir diğer farklılık
da metabolizmalarıdır. Sürüngenler, hayvanlar arasında
en yavaş metabolizmaya sahipken, kuşlar bu alandaki
en yüksek rekorları ellerinde tutarlar. Diğer bir deyişle
sürüngenler doğadaki en az enerji tüketen canlılar iken,
kuşlar en fazla enerji harcayan canlılardır. Örneğin
bir serçenin vücut ısısı hızlı metabolizması nedeniyle
zaman zaman 48°C'ye kadar çıkabilir. Bir kara omurgalısına
ancak ölüm getirecek olan bu vücut ısısı, kuşlar için
-enerji tüketimini, dolayısıyla gücü artıran bir etken
olarak- hayati önem taşır.
Kuşlar yorucu uçma hareketi için çok fazla enerji tüketirler.
Bu nedenle kuşlar, vücut kütlelerine oranla en fazla
kas dokusuna sahip canlılardır. Metabolizmaları da kasların
harcadığı güçle doğru orantılı olarak ayarlanmıştır.
Diğer taraftan sürüngenler kendi vücut ısılarını kendileri
üretemez, bunun yerine vücutlarını Güneş'ten gelen ısıyla
ısıtırlar. Bu nedenle vücut ısıları çevreleri ile eşittir
ve "soğukkanlı" hayvanlar olarak nitelendirilirler.
Kuşlar ve memeliler ise sıcakkanlıdır. Vücut yapıları,
kendilerini soğuktan koruyacak şekilde ısı üretebilecek,
çok sıcak olduğunda da kendilerini serinletebilecek
bir tasarıma sahiptir.
Kuşların sıcakkanlı, sürüngenlerin
ise soğukkanlı canlılar olmaları, birbirinden son derece
farklı metabolizmalara sahip olduklarını gösterir. Bir
canlının soğukkanlı yapısının sıcakkanlı bir metabolizmaya
dönüşmesi ise imkansızdır. Bir kısım evrimciler bu önemli
farklılıktan ötürü, dinozorların sıcakkanlı olduklarını
iddia etmeye başlamışlardır. Ancak herhangi bir kanıta
dayanmayan bu tezin geçersizliğini gösteren pek çok
delil vardır.106
Öncelikle, dinozorların tüm diğer sürüngenlerden farklı
olarak sıcakkanlı olduklarını düşünmek için hiçbir neden
yoktur. Fosil kayıtlarında (ya da başka bir yerde) dinozorların
sıcakkanlı olup olmadıklarını kanıtlayan herhangi bir
delil olup olmadığı sorusuna, New Mexico Doğa Tarihi
ve Bilim Müzesi'nden Thomas E. Williamson şöyle bir
cevap vermiştir:
... dinozorların sıcakkanlı
olup olmadığını kesin olarak kanıtlayan bir delil
muhtemelen yoktur. Bilim adamları bu soruyu
cevaplamak için sayısız kanıtı incelemişlerdir. Günümüze
ait soğukkanlı ve sıcakkanlı hayvanlar arasındaki
kemik yapısında çok net bir farklılık bulunmaktadır.107
Günümüzün tanınmış paleontologlarından Peter Dodson
evrimci görüşlerine karşın, dinozorların sıcakkanlı
oldukları tezine ve kuşların dinozor kökenli olduğu
fikrine olan inancını yitirmiştir:
… endotermik (ısı depolayan)
dinozorlara karşı soğukluk hissediyorum, kuşların
atası olarak theropodlara karşı kuşkuluyum.108
Dinozorların sıcakkanlı olduklarına dair
hiçbir "kanıt" bJulunmamaktadır, aksine dinozorlarda soğukkanlı
hayvanların vücut ısılarını düzenlemek için kullandıkları
dış mekanizmalar bulunmaktadır.109 Ancak
Darwinistler evrime olan dogmatik inançlarından ötürü, kanıt
varmış gibi iddialarında ısrar etmeye, aksi delilleri ise
görmezden gelmeye devam etmektedirler.
SAHİP OLDUKLARI
ÖZEL TASARIMLA
ZOR KOŞULLARDA SEYAHAT EDEBİLEN
GÖÇMEN KUŞLAR
Bazı göçmen kuşlar, olağanüstü yüksekliklerde
uçarlar. Bir kaz türünün (bar-headed goose) 9.000
m yükseklerde Himalayalar üzerinden uçtuklarına
dair kayıtlar vardır. Bu yükseklik atmosferin
stratosfer tabakasının başlangıcına yakın bir
yüksekliktir. Şu ana kadar tespit edilen en üst
yükseklik ise 12.000 metrede rastlanmış olan kızıl
akbabaya aittir. Bu yükseklikte oksijen yoğunluğu
deniz seviyesindekinin üçte birinden daha azdır.
Kazların ve diğer yüksekte uçan kuşların bu düşük
oksijen seviyesinde uçabilmeleri için, kanlarında
yeterli miktarda oksijen taşıyabilen hemoglobin
molekülüne ve bu oksijenin uçuş kaslarına nakledilebilmesi
için çok yoğun kılcal damarlara sahip olmaları
gerekir.
Şiddetli soğuklar da bu yükseklikte ikinci bir
tehlikedir. Bu yükseklikte ısı –150C'nin altına
düşebilir. Göç eden kuşlar birkaç gün bu dondurucu
koşullarda uçmak zorunda kalabilirler. Ancak kuşlar
bu şartlara en uygun tasarıma sahip oldukları
için, bu zorlu yolculuğun da üstesinden gelebilirler.
Bu, Rabbimiz'in rahmetiyle, her canlıyı yaşayacağı
koşullara en uygun yapı ve sistemlerle yaratmasının
bir sonucudur.1
1. John Downer, Supernature, The
Unseen Powers of Animals, Sterling Publishing
Co., Inc., New York, 1999, ss. 121-122.
|
Vücut sistemlerindeki farklılık:
Kuşlar çok fazla enerji sarf ettikleri için, yedikleri
besinleri çok iyi sindirmeleri gerekir. Nitekim kuşların
sindirim sistemi, alınan besinin en verimli şekilde
değerlendirilmesini sağlayan özel bir yapıya sahiptir.
Örneğin büyümekte olan yavru leylek, yediği 3 kg besinle
1 kg ağırlık kazanır. Bu oran, aynı besinlerle beslenen
memelilerde 10 kg'a karşılık 1 kg ağırlıktır.
Kuşların dolaşım sistemi de, yine yüksek enerji ihtiyacına
uygun olarak yaratılmıştır. İnsanın kalbi dakikada ortalama
78 kere çarparken, bu sayı serçede 460, sinek kuşunda
615'tir. Aktif uçma çok yüksek bir enerji gerektirdiği
için, kan dolaşımı da kara canlılarına göre çok daha
hızlı gerçekleşmektedir. Bu yüksek metabolik hız ve
enerji sarfiyatı için gerekli olan oksijen, özel "hava
tipi" akciğerler aracılığıyla vücuda alınır. Öte yandan
kuşların dört odacıklı kalp yapıları, sürüngenlerin
üç odacıklı kalp yapılarından da oldukça farklıdır.
Kafatası ve çene kemiklerindeki
farklılık:
Doğrusu Biz dağlara boyun eğdirdik,
akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı)
tesbih ederlerdi.
Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah'ı
tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte
olanlar idi.
(Sad Suresi, 18-19)

|
İki canlı grubunun kafatasları
arasında yapılan karşılaştırmalar da, benzerlik taşımadıkları
sonucunu ortaya koymuştur. Polonya Zooloji Enstitüsü'nde
Omurgalı Zoolojisi Başkanı Dr. Andrzej Elzanowski, 1999
yılında yaptığı inceleme sonucunda "theropod
dinozorlarının çene ve damaklarında kuşlarınki ile benzer
özellikler olmadığı" sonucuna varmıştır.110
Kuşlar, sürüngenler
ve diğer dört ayaklılarla kıyaslandığında; kafatası
ve arka kollardaki kemiklerin çoğunun oldukça farklı
olduğu, birbirine kaynaşmış durumda oldukları ya da
bir kısmının hiç olmadığı görülmektedir.111
Öte yandan bütün theropodlarda V1 (oftalmik)
sinirleri, diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasının
yanından dolaşırlar. Kuşlarda ise aynı sinirler kafatasının
ön tarafındaki kendilerine ait bir delikten geçerler.
Dolayısıyla benzerlik arama çabaları her aşamada evrimciler
için bir hayal kırıklığıdır.
Ayrıca bir kuşun yüz yapısı da sürüngeninkine hiçbir
şekilde benzemez. Balıklar, sürüngenler, hem suda hem
karada yaşayan hayvanlar ve tüm memeliler ağızlarını
alt çenelerini aşağıya indirerek açarlar. Üst çeneleri
oynayamaz; çünkü üst çeneleri yüzlerinin sabit bir parçasıdır.
Ancak kuşlar çene yerine gagaya sahiplerdir ve diğer
hayvanlardan farklı olarak alt gagalarını aşağıya doğru
indirebildikleri gibi üst gagalarını da kaldırabilirler.
Yumurtaları:
Kuşların ve sürüngenlerin yumurtlamaları, evrimciler
tarafından -diğer tüm aşılmaz farklılıklar göz ardı
edilerek- bir benzerlik delili olarak öne sürülmüştür.
Ancak burada da taraflı yorumların sebep olduğu yanlış
çıkarımlar söz konusudur. Böcekler, amfibiyenler, birçok
balık ve iki memeli türü aynı şekilde yumurtlar. Fakat
farklı türlerdeki canlıların yumurtaları birbirlerinden
farklıdır.
Kuş yumurtalarının kırılgan kabukları vardır. Sürüngen
yumurtalarının ise kabukları sert olur. Tüm kuşlar yumurtlar
ama tüm sürüngenler yumurtlamaz. Bazı sürüngen yavruları
(kertenkele ve yılanlar) ise yavru memeliler gibi doğarlar.
Dolayısıyla "dinozorlar ve kuşlar yumurtlarlar, öyleyse
birbirlerinden türemişlerdir" şeklindeki hatalı bir
çıkarımla, sağlıklı bir sonuca varılması mümkün değildir.
Ayrıca kuşlar kafatasına ve omurlardan
oluşan bir omurgaya sahip olmalarından ötürü "omurgalı"dır.
Kuşların bacakları ile birlikte kanatları da sayılırsa
4 eklemleri vardır, bu yüzden kuşlar "dört ayaklı"dır
(tetrapod). Kuşlar yumurtalarını bıraktıktan sonra yavru
kuş, amnion içeren bir zar sistemiyle beslenir. Bu yüzden
kuşlar, aynı zamanda "amniotes"tir (kuş, sürüngen ya
da memeli gibi embriyonik gelişme sırasında bir amniyon
ve koryona sahip olan herhangi bir omurgalı hayvan).112
Kuşlar bu özellikleri açısından da dinozorlardan tamamen
ayrılırlar.
Denge sistemi:
Allah
tüm canlılar gibi kuşları da kusursuz bir biçimde yaratmıştır.
Bu gerçek, her detayda kendini belli eder. Kuşların
vücutları uçuştaki muhtemel bir dengesizliği engellemek
için özel bir yaratılışla var edilmiştir. Hayvanın uçuş
sırasında öne doğru eğikleşmesini engellemek için, kafası
özel olarak hafif yaratılmıştır: Bir kuş kafasının ortalama
ağırlığı, vücut ağırlığının yalnızca %1'ini oluşturur.
Tüylerin aerodinamik yapısı da kuşların denge sistemindeki
önemli bir özelliktir. Özellikle kanat ve kuyruk bölgelerindeki
tüyler, kuşa çok etkili bir denge sistemi sağlar. Tüylerin
kanatlara dağılımındaki simetri de bu dengeyi sağlayan
unsurlardan biridir. Tüm bu özellikler, örneğin bir
şahinin (falcon pereginus) saatte 300 km hızla
avına dalarken, hiçbir şekilde dengesini yitirmemesini
sağlar.
Sonuç
Kuşları kara canlılarından ayıran bu özelliklerin hiçbiri
rastlantısal mutasyonlarla ortaya çıkamaz. Eğer tesadüf
eseri bu özelliklerden herhangi birisinin mutasyonlarla
meydana geldiği varsayılsa bile -ki bu imkansızdır-
bu özellik tek başına hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Uçmak için gerekli olan yüksek miktarda enerjiyi sağlayan
metabolizmanın oluşması, hava tipi bir akciğer olmaksızın
hiçbir işe yaramayacak, aksine yetersiz oksijen alımından
dolayı canlının boğularak ölmesine yol açacaktır. Öncelikle
hava tipi akciğerin oluşması durumunda ise, canlı gereğinden
çok oksijen alacak, bunun sonucunda yine zarar görecektir.
Bir
başka imkansızlık ise iskelet yapısından kaynaklanır:
Kuş, bir şekilde hava tipi akciğere ve uygun metabolizmaya
sahip olsa bile, yine de havalanamayacaktır. Çünkü canlı
ne kadar güçlü olursa olsun, bir kara canlısının ağır
ve nispeten ayrık iskelet yapısıyla havalanması mümkün
değildir. Kanatların oluşması ise, başta da değindiğimiz
gibi, apayrı ve yine kusursuz bir "yaratılış" gerektirir.
Ünlü düşünür ve yazar Arthur Koestler, Darwinist evrim
teorisini eleştiren Janus: A Summing Up (Janus:
Kısa Bir Analiz) adlı kitabında, bu konuyla ilgili şu
yorumu yapmıştır:
Aynı şekilde soğukluk uyandıran
bir görüş de, geçmiş zamanlara ait bazı sürüngenlerin,
farklı organları etkileyen tesadüfi mutasyonların
neden olduğu küçük, derece derece değişikliklerle
kuşlara dönüştüğüdür. Gerçekten de insan, sadece eş
zamanlı olarak pulların tüylere, katı kemiklerin içi
oyuk organlara dönüşmesi, vücudun farklı birçok bölümünde
hava keselerinin gelişmesi, atletik oranlarda omuz
kasları ve kemiklerinin gelişimi için Monod'un çarkının
kaç kere dönmesi gerektiğini düşünse, tüyleri ürperir.
Ve bedensel yapının böyle tahrip edilmesi, boşaltım
gibi iç sistemlerdeki temel değişiklikleri de beraberinde
getirmektedir. Kuşlar … azotlu atık maddelerini ağır
bir safranın içinde sulandırmak yerine, bunu kloaka
yoluyla yarı katı bir durumdaki böbreklerden dışarı
atarlar. Aynı zamanda kör tesadüfle soğukkanlılıktan
sıcakkanlılığa küçük (!) bir geçiş sorunu vardır.
Havada uçan sürüngen meydana getirmek… için gereken
özelliklerin sonu yoktur.113
Tüm bunlar bizi tek bir sonuca ulaştırır: Kuşların
dinozorlardan evrimleşmiş olmaları imkansızdır, çünkü
böyle bir evrimi meydana getirecek ve iki canlı grubu
arasındaki büyük farklılıkları ortadan kaldırabilecek
bir mekanizma yoktur. Bunu evrimci bilim adamları dahi
kabul etmektedirler. Bu deliller bir kez daha "dino-kuş"
varsayımının Darwinist efsanelerden biri olduğunu göstermektedir.
KUŞLARIN
UÇUŞLARINDAKİ KUSURSUZ ENERJİ HESAPLARI
Kuşların uçuşunda itici gücün sağlanması, canlılardaki
en etkileyici yönlerden biridir. Kuşların uçuşunda
teknolojik olarak taklit edilemeyen pek çok çözüm
bulunmaktadır. Bir uçak havada kalmak için oldukça
yüksek bir uçuş hızına sahip olmalıdır. Fakat
kuşlar daha yavaş uçmak için kanat çırpmalarından
kaynaklanan yukarı hava akımından da faydalanırlar.
Kuşun kanatları bir yandan pervane gibi hareket
ederken, bir yandan da taşıyıcı yüzey görevi görür.
Bu fonksiyonun verimi oldukça yüksektir ve teknolojik
imkanlarla halen elde edilememektedir.
Kuşların
uçuşları esnasında başarıyla üstesinden geldikleri
çok sayıdaki problemden biri enerji tüketimidir:
Fiziksel, teknolojik ya da biyolojik her türlü
işlemin gerçekleşmesi için, enerji kanununa göre
belli bir miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Göç
eden kuşların da seyahatlerini gerçekleştirebilmeleri
için yeteri kadar enerjiyi yağ olarak vücutlarında
depolamaları gerekir. Fakat aynı zamanda kuşların
vücutlarının olabildiğince hafif olması gerektiği
için her türlü gereksiz yükten de arınmaları zorunludur.
Bu nedenle yakıt tüketimlerinde -dolayısıyla uçuş
hızlarında- son derece hassas bir denge vardır.
Eğer kuş çok yavaş giderse, itici güç oluşması
için çok fazla yakıt tüketecektir. Eğer çok hızlı
giderse, o zaman da havanın sürtünme kuvvetinin
üstesinden gelmek için daha fazla enerji harcayacaktır.
Bu nedenle en az yakıt tüketimi için en uygun
hızın ayarlanması gerekir ve kuş ancak bu özel
hızı elde ettiği takdirde ekonomik olarak uçabilir.
Vücudunun ve kanatlarının aerodinamik yapısına
bağlı olarak her kuşun kendine özel en uygun (optimal)
uçuş hızı vardır. Bu bir Aztek deniz güvercini
için saatte 45 km, Parakeet papağanı içinse saatte
41.6 km'dir. Ayrıca kuşlar enerji tasarufu sağlayan
bu ideal uçuş hızlarını sürekli olarak korurlar.1
Bunu nasıl yaptıkları, kuş bilimcilerin halen
çözemedikleri sorulardan biridir.
Örneğin bir yağmur kuşu çok hassas bir hesap
gerektiren yakıt tüketimi ile uçar. Yağmur kuşları
(Pluvalis dominica fulva) kışı geçirmek
üzere Alaska'dan Hawai'ye göç ederler. Bunun için
okyanus üzerinden dinlenmeden aralıksız uçmaları
gerekir, çünkü rotaları üzerinde ada yoktur ve
yüzücü kuşlardan da değildirler. 4.000 kilometrelik
yolu 88 saatte katederken, kanatlarını 250.000
kez durmaksızın çırparlar. Vücut ağırlıkları olan
200 gramın 70 gramı yakıt olarak kullanılır.
Yapılan hesaplamalara göre bu kuş uçabilmesi
için gerekli olan itici kuvveti ve ısıyı elde
etmek için saatte vücut ağırlığının %0,6'sını
tüketir. Bu durumda 72 saat sonunda -yolculuk
için gerekli zamanın %81'inde- tüm yakıtı olan
70 gram yağı tükenecektir. Bu da kuşun varış noktasına
gelmeden 800 km evvel, okyanusa düşeceği anlamına
gelir. Ancak yağmur kuşları böyle bir durumla
karşılaşmazlar. Çünkü bu kuşlar "V" dizilimi oluşturarak
toplu bir biçimde uçarlar, böylece %23'lük bir
enerji tasarrufu elde ederler. 88 saatin sonunda,
geriye 6,8 gram yağları kalır.2 Ancak
bu kalan yağ da gereksiz değildir; rüzgarların
ters yönlerden eseceği zor durumlar için bir tedbir
olarak saklanmaktadır. Görüldüğü gibi küçücük
bir kuş minumum yakıtla son derece zorlu bir yolculuğu
gerçekleştirebilmektedir. Alman Federal Fizik
ve Teknoloji Enstitüsü'nde yönetici olan profesör
Werner Gitt, bu kuşların yakıt tüketimindeki tasarrufları
karşısındaki hayranlığını şöyle dile getirmektedir:
Olağanüstü derecede düşük bir yakıt tüketimi
vardır, saatte kendi ağırlığının sadece %0,6'sını
yakar. Bu, insan yapımı hava araçlarıyla karşılaştırdığımızda
çok çarpıcıdır. Aynı oran helikopter için %5
ve bir jet uçağı için de %12'dir.3
Bu sayıların elde edilmesi için konusunda uzman
kişilerin karmaşık hesaplar yapmaları gerektiği
düşünülürse, bir kuşun böylesine hatasız bir yakıt
hesabını kendi kendine elde etmesinin mümkün olmadığı
konusunda herkes hemfikir olacaktır. Ayrıca buradaki
dikkat çekici bir diğer husus da kuşun başarısızlıkla
sonuçlanan her uçuşunun, onun ölümü anlamına gelmesidir.
Bu uçuş için en ideal yakıt tüketimini deneme
yanılma ile öğrenmesi, tecrübelerini kendisinden
sonraki nesillere aktarması gibi bir durum da
söz konusu değildir. Dolayısıyla bu kuşun hayati
tehlike taşıyan böylesine uzak ve zorlu bir uçuşu
gerçekleştirmesi için, doğduğu andan itibaren
en ideal uçuşu yapabiliyor olması gerekmektedir.
Bir kuşun aşağıdaki bilgilere kendiliğinden sahip
olması ve bu bilgileri kullanması da elbette ki
imkansızdır:
Gideceği yere en kısa mesafenin hangi rotada
olduğunu,
Gideceği yerin uzaklığını,
Gideceği yere saatte kaç km hızla gitmesi gerektiğini,
Bu mesafeyi katetmek için ne kadar enerjiye ihtiyaç
duyacağını,
Bunun için ne kadar yağ depolaması gerektiğini,
Yakıt tüketimini azaltmak için diğer kuşlarla
birlikte "V" diziliminde uçması gerektiğini,
Hava koşullarının değişimine karşı tedbir olarak
bir miktar yakıt ayırması gerektiğini...
Hiçbir tesadüfi, bilinçsiz mekanizma bir kuş
için en ideal uçuş şeklini, hızını, ne kadar yakıta
ihtiyaç duyacağını tespit edemez. Bilinç ve akıldan
yoksun, karar verme, muhakeme ve yargı gibi yetenekleri
olmayan bu canlıların son derece akılcı plan ve
tekniklerle uçmaları, buna uygun vücut tasarımına
sahip olmaları tek bir gerçekle açıklanabilir:
Bu canlılar yaratıldıkları ilk andan itibaren
kendilerine verilen ilhamla hareket etmektedirler.
Onlar herşeyi yaratan Rabbimiz'in emri ve denetimi
ile yaşamlarını sürdürmektedirler.
1. Werner Gitt, In the Beginning was Information,
3. baskı, Almanya, 2001, s. 241.
2. Werner Gitt, In the Beginning was Information,
3. baskı, Almanya, 2001, s. 243.
3. Werner Gitt, In the Beginning was Information,
3. baskı, Almanya, 2001, s. 243.
|
Uçuş
mükemmel bir hareket şeklidir. Koşma ve yüzmeyle
kıyaslandığında, uçuş sırasında ulaşılan hız çok
daha yüksektir. Örneğin en hızlı koşan çitanın
hızı saatte 80 km'dir. En hızlı yüzen balığın
(sailfish) ulaştığı en üst hız 10 km iken, bir
şahinin hızı, kanatları kapalı dalış uçuşlarında
saatte 300 km'ye ulaşabilir.1 Ayrıca, alınan mesafeye
göre harcanan enerji de koşmadan çok daha düşük
ya da yüzmeden çok az yüksektir. Örneğin bir çita
en yüksek hızına 3 saniye içinde ulaşır, fakat
yerle olan temasından kaynaklanan sürtünme etkisini
aşabilmek için çok fazla enerji harcar. Bu esnada
vücut sıcaklığı 40 dereceye ulaşır. Dolayısıyla
kuşlar en az enerji ile en fazla mesafeyi katetme
konusunda da benzersiz bir tasarıma sahiplerdir.
1. John Downer, Supernature,
The Unseen Powers of Animals, Sterling Publishing
Co., Inc., New York, 1999, ss. 114-117.
|
FOSİL KAYITLARI
EVRİMİ YALANLIYOR
Özellikle fosiller alanına baktığımızda çok somut
bir gerçekle karşılaşırız: Evrim hiçbir zaman
yaşanmamıştır; tüm canlılar, kendilerine has vücut
yapılarıyla, hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan
fosil kayıtlarında aniden belirmişlerdir. Yani
fosiller, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını göstermektedir.
(Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrim
Aldatmacası ve Hayatın
Gerçek Kökeni) Özellikle de kuşlar, fosilleri
çok iyi korunduğu için, evrim iddialarını çürüten
deliller açısından oldukça zengindir.
150 yıldır yapılan kapsamlı araştırmalara ve
geniş imkanlara rağmen, sözde evrim teorisini
destekleyecek bulgular bir türlü ortaya çıkmamaktadır.
Oysa, eğer evrim denilen bir süreç gerçekleşmiş
olsaydı, bu konuda sayılamayacak kadar çok delilin
bulunmuş olması gerekirdi. Nitekim Darwin'den
bu yana pek çok bilim adamı, çok sayıda delil
olması gerektiğini, ama bunların bir türlü bulunamadığını
kabul etmektedir. Moleküler Biyolog Michael Denton
bu konu ile ilgili olarak şunları ifade etmektedir:
Eğer evrim gerçekten geçmişte gerçekleşmiş
olsaydı, kayaların arasında saklanmış çok sayıda
ara geçiş formu bulunması gerekirdi. Bunun
yerine evrimciler, milyarlarca bilinen fosil
içinden sadece az sayıda adayı örnek olarak
gösterebilmiştir. Bunlar çoğunlukla hava soluyan
balıklar, memeliye benzeyen sürüngenler, Archæopteryx,
atlar ve yakın zamanda bulunan sözde yürüyen
balinalardır. Bunlar daha yakından incelendiğinde,
delil olmadıkları anlaşılır. Ya jeolojik zamanda
yerleri yoktur, ya da kendi başlarına ayrı türlerdir
veya her ikisi de geçerlidir.1

Fosil kayıtlarında bulunan canlılar hep
kusursuz ve tamdırlar. Hiçbiri bu resimlerde
görüldüğü gibi ara aşamada değildir. Eğer
evrim teorisinin iddia ettiği gibi bir canlının
kemikleri rastgele tesadüflerle düzenlenecek
olsaydı, resimlerde görülen sakat veya eksik
yapıların çok yüksek oranlarda fosil kayıtlarında
görülmesi gerekirdi. Ancak yeryüzü katmanları
hep kusursuz yapılara sahip fosillerle doludur.
Evrimciler canlıların aşama aşama gelişerek
bugünkü hallerini aldıklarını öne sürerler.
Ancak yıllardır yapılan araştırmalara rağmen
yeryüzü katmanlarında bu resimlerdekine
benzer sözde ara formların tek bir örneğine
bile rastlanmamıştır. Bu durum açıkça göstermektedir
ki, canlılar birbirlerinden türememişlerdir;
her bir grup kendilerine özgün ve kusursuz
yapılarıyla yaratılmıştır. |
Evrim teorisine göre milyonlarca yarı sürüngen-yarı
kuş canlının yaşamış olması gerekir. Sadece bu
canlı gruplarının arasındaki değil, doğadaki milyonlarca
farklı canlı grubu arasındaki tüm farklılıkların
da, yarım canlılarla aşama aşama kapatılmış olması
gerekir. Dolayısıyla eğer evrimsel bir süreç yaşanmış
olsaydı, bu ara geçiş formlarından yüz binlercesinin,
hatta milyonlarcasının fosilleşerek günümüze ulaşmış
olması gerekirdi. Çünkü bu ara formlar, halen
yaşayan türlerden sayı ve tür olarak çok daha
zengin olmalıdır.
Ancak yüzyılı aşkın bir süredir hararetle yürütülen
"ara geçiş formu bulma" çabalarına rağmen, istenen
fosillerden bir tane dahi bulunamamıştır. Evrimcilerin
bu konuda yaptıkları "itiraf"lardan bazıları oldukça
çarpıcıdır. Bu itirafların başında teorinin kurucusu
Charles Darwin'in sözleri gelir. Darwin, Türlerin
Kökeni isimli kitabında ara geçiş formları konusundaki
ümitsizliğini şöyle ifade eder:
Türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan
geçerek türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel
biçimlere (ara geçiş formlarına) rastlamıyoruz?
Bugün gördüğümüz türler yerine doğada neden
biçimlerin karmakarışıklığı ile karşılaşmıyoruz?2

DINO KUŞLAR SADECE HAYAL ÜRÜNÜDÜR
Evrimcilerin, kuşların dinozorlardan
evrimleştiklerini ispatlayabilmeleri için,
yandaki resimlerde görülen sözde ara geçiş
formlarının fosillerini bulmuş olmaları
gerekirdi. Ancak, fosil kayıtlarında dinozorlara
ve kuşlara ait birçok fosil bulunmasına
rağmen, hayali dino-kuşlardan eser yoktur.
Evrimcilerin iddiasına göre çok sayıda
rastlanması gereken yarı sürüngen-yarı
kuş özellikleri taşıyan kusurlu, eksik
organlı garip canlıların hiçbiri yeryüzü
katmanlarında yer almamaktadır.
Fosil kayıtlarında bulunan canlılar hep
kusursuz ve tamdırlar. Hiçbiri bu resimlerde
görüldüğü gibi ara aşamada değildir. Bu
gerçek, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının
önemli bir delilidir.
|
Darwin'den sonra, 19. yüzyılın son çeyreğinde
ve 20. yüzyıl boyunca büyük bir hararetle süren
ara form bulma çabaları ise hüsranla sonuçlanmıştır.
Ünlü evrimci paleontolog Derek W. Ager ise, "Sorunumuz
şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde,
türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli
olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle
gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan
gruplar görürüz." diyerek, fosil kayıtlarının
evrime karşı olduğunu itiraf etmektedir.3
Bir başka evrimci paleontolog Mark Czarnecki
de, fosil kayıtlarının evrimi değil, yaratılışı
destekler nitelikte olduğunu şöyle itiraf eder:
Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki
büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları
olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in
varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır.
Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar.
Bu beklenmedik durum, türleri Allah'ın yarattığına
destek sağlamıştır.4
Bugüne kadar evrimcilerin evrimin delili olarak
sundukları fosillerin birçoğunun ya sahte olduğu
anlaşılmıştır ya da evrimcilerin fosiller üzerinde
taraflı ve bilimsel yöntemlere uygun olmayan yorumlar
yaptıkları ortaya çıkmıştır. (Bu çarpıtmalara
ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değinilecektir.)
Bugün evrimcilerin evrimin delili olarak öne sürebilecekleri
bir tek fosil örneği dahi yoktur. Nitekim, ünlü
evrimcilerden ve Oxford Üniversitesi zoologlarından
Mark Ridley, evrimcilere şöyle bir tavsiyede bulunmaktadır:
Gerçek bir evrimci hiçbir zaman, yaratılışa
karşı evrim teorisine dayanak olarak fosil kayıtlarını
kullanmaz.5
1. Michael Denton, Evolution:
A Theory in Crisis, Burnett Books, London, 1985,
s. 368.
2. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s. 18.
3. Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record",
Proceedings of the British Geological Association,
vol. 87, 1976, s. 133.
4. Mark Czarnecki, "The Revival of the Creationist
Crusade", MacLean's, 19 Ocak 1981, s. 56.
5. "Who Doubts Evolution?", New Scientist, vol.
90, 25 Haziran 1981, s. 831.)
|
|