KUŞLARIN VE UÇUŞUN KÖKENİ
|
| ARCHAEOPTERYX
BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİL SOYU
TÜKENEN BİR KUŞ TÜRÜDÜR
arwin
1859'da Origin of Species (Türlerin Kökeni)
isimli kitabını yayınladıktan sonra, onun iddialarını
doğrulayacak ara geçiş formu arayışı başlamıştı. 1861'de
Bavaria'daki Solenhofen kalkerlerinde bulunan ilk Archæopteryx
fosili de, Darwinistler için teoriyi ayakta tutacak
kurtarıcı bir fosil olarak görüldü. "Eski zamanlardan
kalma kanat" anlamına gelen Archæopteryx'in
iskeleti, nadir bulunan, çok kıymetli bir fosil olarak
bir banka kasasında koruma altına alındı. 30 cm uzunluğunda,
bir karga büyüklüğünde olan bu fosilin Darwinistler
için önemi, fosil üzerindeki kuş ve sürüngene ait olduğu
iddia edilen özelliklerden kaynaklanmaktaydı. Bir tür
heves ve ön yargı ile bu fosil bir ara geçiş formu olarak
sunuldu ve evrim teorisine kesin bir delil gibi yansıtılarak
birçok müze sergisinde ve ders kitaplarında yerini aldı.
Ancak bu fosilin yorumu hakkında yapılan eleştiriler
ve ortaya konan çelişkiler duymazlıktan gelindi.
ARCHAEOPTERYX FOSİL
ÖRNEKLERİ
Archæopteryx türüne ait 7 fosil örneği bulunmuştur.
(Bunlara tek tüy fosili dahil değildir.) Bu
fosillerin açıklamaları şöyledir:

Maxburg Örneği
1958'de (Londra türü gibi) Langenaltheim yakınlarında
bulundu; 1959'da Heller tarafından tanıtıldı.
Tür, yalnızca gövdeden oluşuyordu. Şu an nerede
olduğu bilinmemektedir.
Haarlem veya Teyler Örneği
Tür, tüyden 5 yıl önce 1855'de Reindenburg yakınlarında
bulundu. Ama bir müzede kaldı ve von Meyer tarafından
Pterodactylus olarak sınıflandı. 1970'de Ostrom
tarafından fosilin yeniden incelenmesi, tüylerini
ve gerçek kimliğini ortaya çıkardı.
Solnhofen-Aktien ve Verein Örneği
1993'te P. Wellnhofer yeni bir tür tarif etti:
Archæopteryx bavarica. Bu türün küçük
sertleşmiş bir göğüs kemiğine ve farklı bir
tüy görüntüsüne sahip olduğu rapor edildi.
Solnhofen Örneği
1960'larda Eichstatt yakınlarında bulundu ve
1988'de Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu
tür, başlangıçta Compsgnathus olarak tanımlandı,
ama daha sonra Archæopteryx lithographica
olarak tekrar sınıflandırıldı.
Eichstatt Örneği
Bu tür, 1951'de Workerszell tarafından bulundu
ve Almanya'daki Münih Paleontoloji Müzesi'nden
Peter Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu fosil,
türlerin en küçüğüdür; diğerlerinin üçte ikisi
ölçüsündedir. Archæopteryx türünden
çok farklı olmasına rağmen yine de bir Archæopteryx
lithographica'dır.
Berlin Örneği
1877'de Blumenburg yakınlarında çıkarıldı ve
bu Archæopteryx fosili 1884'te W. Dames
tarafından sunuldu. Archæopteryx örnekleri içinde
en ünlüsüdür. Bunun, Londra türünden daha iyi
bir tür olduğu düşünüldü, çünkü (ne kadar parçalanmış
olsa da) tam bir kafaya sahipti. Sonunda Berlin
Müzesi'ne satıldı.
Londra Örneği
1861'de Langenaltheim yakınlarında bulundu,
bu Archæopteryx fosili, Hermann von
Meyer tarafından aynı yıl açıklandı. Bu ve Berlin
türü, en iyi bilinen Archæopteryx fosilleridir.
Sonunda amatör bir fosil bilimci olan Dr. Carl
Haberlein tarafından İngiliz Müzesi'ne satıldı.
|
Archæopteryx'in kendine
özgü birtakım özellikleri, onun evrimciler tarafından
sürüngenlerden kuşlara bir geçiş canlısı olarak yorumlanmasına
sebep oldu. 150 milyon yıllık, soyu tükenmiş bir kuşa
ait olan bu fosilin, kuşlardan çok uzun zaman önce yaşamış,
yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan bir canlıya
ait olduğu öne sürüldü. Archæopteryx'in ön
kollarındaki tüylü pençeler, ağzındaki dişler ve kemikli
sürüngen benzeri kuyruğu, evrim teorisinin taraflı yorumlarına
maruz kaldı. Söz konusu benzerlikler nedeniyle Archæopteryx'in
dinozorlardan türediği fikri, ilk kez 1870'de Darwin'in
fikirlerinin savunucularından olan Thomas Huxley tarafından
ortaya atıldı.114
Evrim
teorisine göre Velociraptor veya Dromaeosaur
ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, ağaçların
yüksek dallarından avlarının üstüne atlarken, zamanla
kanatlanıp uçar hale gelmişti. Archæopteryx,
sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya
başlayan ilk türdü. Bu hikaye hemen her evrimci yayında
yer alır. Oysa Archæopteryx fosilleri üzerinde
yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir
ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından
biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş
bir kuş türü olduğunu ispat etmektedir. Archæopteryx'in
günümüz kuşlarından farksız bir iskelete, tüy yapısına
ve uçuş kaslarına sahip olduğu ve başarılı bir biçimde
uçtuğu, bugün bilim dünyasının ortak kabulüdür. Ayrıca
bilimsel değerlendirmeler kanıtlamıştır ki, Archæopteryx
sahip olduğu göğüs kemiği115 ve
asimetrik tüy yapısıyla116 tam
olarak uçucu bir kuştur. Genel evrimci iddiaların aksine,
dişlerinin bulunması ise onun bir dinozor olduğunu göstermez.117
Kısacası Archæopteryx birtakım özgün özelliklerinden
dolayı, yarı sürüngen-yarı kuş bir "ara form" olamaz.
Özellikle 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx
fosili, bu konuyu kesinleştirmiş, daha önce "sürüngen
benzerliği"ne dayanarak ortaya atılan evrimci iddiaları
çürütmüştür. Bilim yazarı Richard Milton da Archæopteryx
hakkındaki iddiaların geçersizliğine şöyle değinmektedir:
Kuşkusuz Archæopteryx
keşfedilen önemli bir fosil olsa da, şu anda bu önemin
tam olarak ne olduğunu söylemek güçtür. Daha da önemlisi;
Darwinistler için bunun, doğal seçmeyle birlikte yürüyen
rastgele genetik mutasyon mekanizmasını desteklediğini
ileri sürmek imkansızdır. Archæopteryx
bu mekanizmaların hiçbiri için kanıt oluşturmamaktadır,
çünkü fosil kayıtlarında, tıpkı Eohippus
gibi, hiç bilinen doğrudan atası ve soyu olmayan,
tamamen izole bir fosildir.118
Günümüzde Archæopteryx'in bir geçiş formu
olmadığı anlaşıldığından, pek çok evrimci artık yeni
bir delil arayışına girmek gerektiğinde hemfikirdir.
Alan Feduccia Archæopteryx'le ilgili evrimci
iddiaların yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:
Paleontologlar Archæopteryx'i
yerdeki tüylü dinozorlara döndürmeye çalıştı. Ama
dönmedi. O bir kuş, tüneyen bir kuş. Hiçbir söylenti
bunu değiştiremeyecek.119
Yale Üniversitesi, Jeoloji Kürsüsü profesörü olan
John H. Ostrom bir evrimci olmasına rağmen, iddiaların
delilsiz olduğunu kendisi de kabul etmektedir:
Zdenek Burian, kuşlardaki uçuşun
evriminde Archæopteryx öncesi basamağın,
ki genel olarak Pro-avis (uçuş öncesi) olarak
adlandırılır, yeniden düzenlenmesini yapmıştır. Herhangi
bir Pro-avis'e ait hiçbir fosil kanıtı yoktur.120
Bir başka evrimci bilim adamı Colin Patterson, bu tür
iddiaların bilimsellikten uzak olduğuna şu ifadelerle
değinmektedir:
Archæopteryx
tüm kuşların atası mıdır? Belki evet, belki hayır:
Bu soruyu cevaplamanın hiçbir yolu yoktur. Bir formun
diğerini nasıl ortaya çıkardığı ve aşamaların doğal
seleksiyonla nasıl kayırıldığının nedenlerini bulmak
için hikayeler uydurmak yeterince kolaydır.
Fakat bu tür hikayeleri teste tabi tutma imkanı olmadığından
bilimin parçası değildirler.121
İlerleyen satırlarda detaylarına değineceğimiz bu nedenlerden
dolayı, Archæopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlayan
evrimci tez yanlıştır. Fakat bu fosilin Darwinistler
için vazgeçilmez bir önemi vardır: Bu önem, hayali evrim
sürecine bir kanıt olmasından değil, üzerinde rahatlıkla
spekülasyon yapılabilmesinden kaynaklanmaktadır. Geçersizliği
defalarca ispatlanmış olmasına rağmen, bu fosil mümkün
olan her fırsatta çok önemli bir delilmiş gibi gündeme
getirilmektedir. Çünkü evrim teorisinin temel iddiasını
oluşturan ara geçiş fosilleri bir türlü bulunamamaktadır.
Adeta bir "kurtarıcı" olarak görülen ve evrimcilerin
kullanabileceklerini sandıkları tek örnek olması bakımından
Archæopteryx'in gözden çıkarılması, evrim teorisine
ağır bir darbe olacaktır. Dolayısıyla Archæopteryx'in
hala bir delil gibi sunulması, bilimsel değil dogmatik
bir vazgeçememe durumudur.
ARCHÆOPTERYX NEDEN BİR ARA
GEÇİŞ FORMU DEĞİLDİR?
Evrimciler 19. yüzyıldan bu yana Archæopteryx
hakkında spekülasyon yapmaktadırlar. Ağzında dişlerin,
kanatlarında pençe benzeri tırnakların var olması ve
uzun kuyruğu, fosilin bu açılardan sürüngenlere benzetilmesine
neden olmuştur. Pek çok evrimci Archæopteryx'i
"ilkel kuş" olarak tanımlamış, hatta bu canlının kuşlardan
çok sürüngenlere yakın olduğunu iddia etmiştir. Ancak
bu efsanenin çok yüzeysel olduğu; canlının kesinlikle
"ilkel kuş" olmadığı, aksine iskelet ve tüy yapısının
uçmaya son derece elverişli olduğu, sürüngenlere benzetilen
özelliklerinin tarihte yaşamış ve hatta günümüzde yaşayan
diğer bazı kuşlarda da bulunduğu zamanla ortaya çıkmıştır.
Günümüzde tanınan
ornitologlardan (kuş bilimcilerinden) biri olan Alan
Feduccia da bu görüşü savunmakta, Archæopteryx'in
kuşların ilkel atası olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır.122
Feduccia'nın belirttiği gibi; "Archæopteryx'in
çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların
pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok
daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir" ve "Archæopteryx'in
theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük
ölçüde abartılmıştır."123
Archæopteryx günümüz kuşlarından farklı bazı
özelliklere sahiptir, ancak uçucu kuş olduğunu gösteren
özellikleri ile gerçek bir kuştur. Archæopteryx'in
birtakım özgün özelliklere sahip olması, bu canlının
bir "ara form" olduğunu göstermemektedir. Archæopteryx'in
sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun ve yarı
dinozor-yarı kuş gibi bir ara geçiş formu olmadığının
delilleri kısaca şöyle sıralanabilir:
Archæopteryx'in lades
kemiği ve sonradan bulunan göğüs kemiği:
Dinozorlar köprücük kemiğine sahip değildir, ancak
bütün kuşlar gibi Archæopteryx de bir lades
kemiğine (köprücük kemiğine) sahiptir. Anatomist David
Menton, Archæopteryx'in lades kemiğinden şu
ifadelerle söz eder:
Archæopteryx güçlü bir
lades kemiğine (furkula kemiğine) sahiptir. Kuşlar
uçtukça hareket eden X-ışını yöntemi kullanılarak,
yakın zamanda yapılan bazı etkileyici çalışmalar,
[kuşun] omuz kemerinin uçuş sırasında, kanat darbelerinin
inanılmaz kuvvetine karşı koyabilmek için, nasıl esnek
olması gerektiğini göstermektedir. Gerçekten de her
kanat darbesinde lades kemiğinin nasıl esnediğini
görebilirsiniz.124
ARCHAEOPTERYX
BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİL SOYU TÜKENMİŞ BİR KUŞ
TÜRÜDÜR
Archæopteryx günümüz
kuşları ile çok sayıda ortak özelliğe sahiptir:
• Tüyler
• Furkula ya da lades kemiği
• İçi boş kemikler
• Göğüs boşluğundaki bölüm
• Pelvis ve bacaklar
Archæopteryx uçucu bir
kuşun sahip olması gereken tüm özelliklere sahiptir.
Dişli çene, pençe gibi sahip olduğu özellikler
ise, bir kısım evrimcilerin iddia ettiği gibi
onu bir ara geçiş formu yapmaz. Bu özellikler
sadece, onun farklı bir kuş türü olduğunu göstermektedir.
|
1990'lara dek Archæopteryx'in "sternum"unun,
yani göğüs kemiğinin olmaması, canlının uçamayacağının
en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği,
uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu, göğüs kafesinin
altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya
uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir
familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile
bu göğüs kemiği vardır.)
Ancak 1992 yılında bulunan yedinci
Archæopteryx fosili, bu tartışmanın yanlış
olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx
fosilinde, evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları
göğüs kemiği bulunuyordu.125 Nature
dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılmaktadır:
Son bulunan yedinci Archæopteryx
fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama
hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs
kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun
mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı,
ama göğüs kemiğinin varlığı, güçlü uçuş kaslarının
olduğunu gösteriyor.126
Alan Feduccia ise bu konu ile ilgili olarak şu yorumda
bulunmaktadır:
Archæopteryx'in sağlam
lades kemiği (furkulası), iyi gelişmiş bir göğüs kası
(pectoralis) için uygun bir çıkış noktası oluşturacaktı...
Dolayısıyla Archæopteryx'in bir kara hayvanı
olduğu tezi geçersizleşmiştir. Archæopteryx'in
göğüs kemerinde, onun kuvvetli bir uçucu olmasını
engelleyecek bir şey yoktur.127
Bu bulgu, Archæopteryx'in tam uçamayan yarı
kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını
geçersiz kılmıştır.
Archæopteryx'in tüylerinin
yapısı:
Archæopteryx'in
gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli
kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı
oldu. Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden
farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel
olarak uçabildiğini ortaya koydu. Ünlü Paleontolog Carl
O. Dunbar'ın belirttiği gibi, "Tüylerinden dolayı bu
yaratık (Archæopteryx) tam bir kuş özelliği
gösteriyordu".128 Paleontolog
Robert Carroll ise konu hakkında şu açıklamayı yapar:
Archæopteryx'in
uçuş tüylerinin geometrisi, modern uçucu kuşlarınki
ile tamamen aynıdır, uçucu olmayan kuşların ise tüyleri
simetriktir. Tüylerin kanat üzerindeki düzeni de modern
kuşlarınkiyle benzerdir... Van Tyne ve Berger'e göre
Archæopteryx'in kanatlarının boyutu ve şekli,
tavuk cinsinden kuşlar, kumrular, ağaçkakanlar, çulluklar
ve tüneyen ötücü kuşların çoğu gibi, bitki örtüsünün
sınırlı açıklıkları boyunca hareket eden kuşlarınkine
benzerdir... Uçuş tüyleri en az 150 milyon yıldan
beri durağandır (değişmemiştir).129
ARCHÆOPTERYX ASİMETRİK TÜY YAPISI İLE
GÜNÜMÜZ KUŞLARINDAN FARKSIZDIR
Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir
kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi
de hayvanın tüylerinin yapısıdır. Archæopteryx'in
günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik
tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini
göstermektedir.
|
Alan Feduccia da, Archæopteryx'in uçabilen
bir kuş olduğunu belirtirken canlının asimetrik tüylerine
dikkat çekmektedir:
Asimetrik tüylerin anlamı, bu canlıların
uçma yeteneğine sahip olmalarıdır. Devekuşu gibi uçamayan
kuşlar, simetrik tüyleri olan kanatlara sahiptirler.130
Anatomist David Menton ise, Archæopteryx'in
tüylerinin kompleksliğini vurguladıktan sonra, bazı
evrimcilerin canlıyı kısmen pullu gibi gösterme çabalarının
aldatıcılığına şöyle dikkat çeker:
... Tüyler yalnızca kuşun yüzeyine
uygulanmamış. Tüylerin liflerle kemiklere bağlandıkları
yerlerde, küçük "çıkıntılar" görürüz. Bu yüzdenArchæopteryx'te
birincil ve ikincil kanat tüyleri sırasıyla "el"e
ve "ulna"ya tutturulmuştur. Ve kuyruktaki tüyler 20
omurun her birine dikkatle bağlanmıştır. Bu kuşun
bacaklarında ve vücudunda çok sayıda küçük tüyler
var ve başının da tüylerle kaplı olduğuna dair güçlü
kanıtlar vardır. Ancak Archæopteryx'in veya
onun hayali atalarının resimlerine baktığınızda, ressamların
çoğunlukla pullu kafa gösterdiklerini görürsünüz.131
Bir kısım evrimciler, Archæopteryx'in tüy
yapısındaki bazı özellikleri öne sürerek, bu canlının
"ağaçlara tırmanıp oralardan planör gibi süzülen veya
kanat çırparak yerden kısa sürede havalanan bir dinozor"
olduğunu iddia etmişlerdir. OysaArchæopteryx'in
mükemmel yapıda ve asimetrik tüylerinin olduğu, geride
bıraktığı tüm kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Archæopteryx'in kanatlarının
ve kanat tüylerinin şekli ve genel orantısı günümüz
kuşları ile aynıdır. Archæopteryx'in sahip
olduğu kanat yapısının 150 milyon yıldır (Jurasik dönemden
beri) bir değişikliğe uğramamış olması, Archæopteryx'in
kanatlarının uçuşa uygun olarak yaratıldığını göstermektedir.
Archæopteryx'in uçamadığını söyleyenler, onun
kanat tüylerindeki asimetrik yapıya açıklama getiremezler.132
Bu canlı, kusursuz uçuş kasları ve uçuşa uygun tüyleriyle,
tam bir uçucu kuştur. Daha önce yaşamış yarı sürüngen-yarı
kuş hiçbir canlının fosiline rastlanmamıştır. Dolayısıyla
Archæopteryx günümüz kuşları kadar "uçucu"
olan yapısıyla evrim teorisi aleyhinde önemli bir delildir.
Archæopteryx'in kanatlarındaki
pençeler:

Günümüzde Venezuella'da yaşayan Hoatzin kuşları
da aynı Archæopteryx gibi pençeli kanatlara sahiptir.
Dünyada pençeli kanatlara sahip başka birçok kuş
türü vardır. Bu durum, pençeli kanatların bir
ara geçiş formu özelliği olduğu iddiasını yıkmaktadır. |
Evrimciler Archæopteryx'in kanatlarında pençeler
olmasını, Archæopteryx'in dinozorlardan evrimleştiğine
ve bu canlının bir ara geçiş formu olduğuna delil olarak
kullanırlar. Oysa bu özellik canlının sürüngenlerle
herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez.
Nitekim günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco
corythaix ve Opisthocomus hoazin'de de
dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu
canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer
kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx'in kanatlarında
pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu
yönündeki iddia geçersizdir.
Ayrıca 1983 yılında İngiliz Doğa
Tarihi Müzesi'nde, kanatlarında pençeleri olan 9 ayrı
kuş ailesine ait birçok türün örnekleri sergilenmiştir.133
Dolayısıyla kanatlardaki pençeler Archæopteryx'i
bir ara geçiş formu yapmaz. Bu, günümüzde de yaşamakta
olan bazı kuşlara ait bir özelliktir.
Archæopteryx'in ağzındaki
dişler:
Evrimci biyologların,Archæopteryx'i ara geçiş
formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli noktalardan
biri, ağzındaki dişleridir. Ancak bu özellik, canlının
sürüngenlerle herhangi bir şekilde ilgisi olduğunu göstermez.
Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu
öne sürerek yanılmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin
tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin
dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemlisi,
dişli kuşların Archæopteryx'le sınırlı olmamasıdır.
Günümüzde dişli kuşların soyu tükenmiştir. Ancak fosil
kayıtlarına baktığımız zaman, gerek Archæopteryx
ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze
oldukça yakın tarihlerde "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek
ayrı bir kuş grubunun yaşam sürdürdüğünü görürüz. Dr.
Carl Wieland bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:
Archæopteryx'in dişleri
olduğu gerçeği fazlaca abartılmıştır. Archæopteryx,
kavrayıcı dişlere sahip olan tek kuş fosili değildi.
Bazı kuş fosillerinin dişleri bulunmaktaydı, bazılarının
da yoktu. Fakat birçok sürüngen dişlere sahip değilken,
dişler nasıl olur da sürüngenlerle olan bir akrabalığı
ispatlayabilmektedir?… Bazı memelilerin dahi dişleri
vardır ve bazılarının ise yoktur.134
Bu
konudaki çok önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen
bir gerçek, Archæopteryx'in ve diğer dişli
kuşların diş yapılarının, dinozorların diş yapılarından
çok farklı olmasıdır. L. D. Martin, J. D. Stewart ve
K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları
ölçümlere göre, Archæopteryx'in ve diğer dişli
kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır.
Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod
dinozorların dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır,
kökleri de dardır.135 S. Tarsitano,
M. K. Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin yaptıkları
çalışmalar da, Archæopteryx ile dinozorlar
arasında öne sürülen bazı "benzerlik"lerin tümüyle yorumlama
hatası olduğunu ortaya çıkarmıştır.136
Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş
formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek
ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı
theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son
derece bilim dışı bir yaklaşımdır.
Archæopteryx'in çene
kemiği:
Archæopteryx'in çene kemiğinin
dinozorlara benzediği iddia edilmiştir, ancak Haubitz
ve ekibi tarafından bilgisayar tomografisi kullanılarak
yapılan incelemelerde, Archæopteryx'in çene
kemiğinin gerçekte günümüz kuşları ile aynı olduğu ortaya
çıkmıştır.137 Çene hareketi de
evrimci iddiayı çürüten önemli bir kanıttır: Sürüngenler
de dahil olmak üzere çoğu omurgalılarda sadece alt çene
hareket eder; fakat kuşlarda -Archæopteryx
de dahil olmak üzere- üst çene de hareket etmektedir.
Archæopteryx'in parmak
yapısı ve kanatları:
Archæopteryx hakkındaki evrimci teze bir darbe
de, parmak yapısından gelmektedir. theropod
dinozorlarla kuşların ön kol kemiklerinin embriyonik
süreç sırasındaki gelişme biçiminin birbirinden tamamen
farklı olduğu bulunmuştur.
theropod dinozorlarının elleri, birinci, ikinci
ve üçüncü sıradaki parmak kemiklerinden, kuşların kanatları
ise ikinci, üçüncü ve dördüncü sıradaki parmak kemiklerinden
gelişir. Bu gerçek, dinozorları kuşlardan ayıran son
derece önemli bir delildir ve 1997 tarihli Science
dergisindeki bir makalede bu konuya şu şekilde dikkat
çekilmiştir:
Aslında kuşların kökeni konusunda
kolay bir çözüm bulunamamıştır. (…) Bu görüşteki problem
evrimsel bir boşluğun olması, ikna edici hiçbir ara
geçişin olmamasıdır. İhtiyacımız olan şey, çeşitli
post-Archæopteryx bulgularını tamamlamak
için, proto-Archæopteryx bulguları
edinmektir. Ama zaman içinde ortaya çıkan dinozorların
I-II-III düzeninin aksine, kuşların II-III-IV parmak
formülü, dinozor kökenli (orthodoxy)ye inanmak için
en önemli bariyer konumundadır.138
Nesli tükenmiş,
tüneyen bir kuş türü: Archæopteryx
Araştırmacılar Solnhofen
tüylerinin yanı sıra Archæopteryx'in uçuş tüylerinin
asimetrisini, uçan ve uçucu olmayan modern kuşlarınki
ile karşılaştırdılar.1 Archæopteryx'in
tüylerinin ortalama asimetrisinin 1,25 olduğunu
keşfettiler ki bu, günümüzdeki uçan kuşlarınkinden
daha düşüktü; ama günümüzün uçucu olmayan kuşlarınkini
aşıyordu. İzole edilen tüy ise 2,2'lik bir asimetri
sergiliyordu; tam uçan günümüz kuşlarının sahasındaydı.
Ayrıca Archæopteryx'in pençeleri 500'den fazla
günümüz kuş türü ile karşılaştırıldı. Araştırma
Archæopteryx'in arka ayaklarının tüneyen kuşların,
orta pençelerinin ise en güçlü tüneyen kuşların
alanına düştüğünü gösterdi.2 Bu nedenle
söz konusu çalışmayı yapanlar Archæopteryx'in
tüneyen, tam bir kuş olduğu sonucuna vardılar.
1. J.R. Speakman, S.C. Thomson, "Flight Capabilities
of Archæopteryx", Nature, vol. 370,
18 Ağustos 1994, s. 514.
2. Alan Feduccia, "Evidence from Claw Geometry
Indicating Arboreal Habits of Archæopteryx",
Science, vol. 259, 5 Şubat 1993, ss. 790-793.
|
DARWINİSTLERİN
SAHTE ARCHÆOPTERYX ÇİZİMLERİ

(1)
1975'te Amerikalı paleontolog Robert T. Bakker'den
sonra değiştirildi.
(2) 1979'da Amerikalı paleontolog
John H. Ostrom'dan sonra değiştirildi.
(3) 1980'da Amerikalı paleontolog
Paul C. Sereno'dan sonra değiştirildi.
(4) 1991'de Amerikalı paleontolog
Derek Briggs'den sonra değiştirildi.
|
Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri
Enstitüsü'nden J. Richard Hinchliffe, bu sonuca embriyolar
üzerinde modern izotopik teknik kullanarak varmış; kuşların
ellerinin II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, theropod
dinozorlarının I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu
saptamıştır. Bu ise Archæopteryx-dinozor bağlantısını
savunanlar için büyük bir problemdir.139
Hinchliffe'nin araştırma ve gözlemleri, Science'ın
aynı makalesinde şöyle anlatılmaktadır:
Theropodlarla kuş kemikleri arasındaki homoloji,
"dinozor-kökeni" hipotezi ile ilgili diğer bazı problemleri
akla getirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:
- Archæopteryx
kanadı ile kıyaslandığında, (vücut büyüklüğüne göre)
theropodun çok daha küçük olan ön kolu. Bu
tip küçük kollar, oldukça büyük bir dinozorun yerden
yukarıya doğru havalanması için ikna edici bir ön
kanat değildirler.
- theropodlarda bilek kemiğine, çok nadir
olarak -sadece dört türde- rastlanmaktadır. theropodların
çoğunda, bileği oluşturan kemik parçalarının sayısı
çok daha fazladır ve Archæopteryx'in bilek
kemiği ile benzerlik kurulması çok zordur. 140
Ayrıca L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone
gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları araştırmalarda,
Archæopteryx ile theropod dinozorlarının
bilek kemikleri karşılaştırılmış ve aralarında hiçbir
benzerlik olmadığı ortaya konmuştur.141
Anatomist David Menton bir röportaj esnasında, "Archæopteryx'in
ayakları, onun karada koşan bir dinozor olduğu görüşünü
destekler mi?" sorusuna şöyle yanıt vermiştir:
Hayır. Archæopteryx'in tüm
tüneyici kuşlar gibi arkayı işaret eden kavrayıcı bir
ayak parmağı ya da arka ayak parmağı bulunmaktadır.
Arkaya doğru bakan parmaklar bazı dinozorlarda da bulunmaktadır;
fakat bunlar tüneme için kullanılan kıvrık pençeli,
kavrayıcı ayak baş parmağı gibi değildir.142
Archæopteryx'in iskelet
yapısı:
Archæopteryx'in
iskelet yapısının, öne eğik durmasına neden olduğu ve
bunun da dinozorlara ait bir özellik olduğu şeklindeki
yorumlar bilimsel bulgular tarafından doğrulanmamaktadır.
A. D. Walker bu yönde yapılan yorumların yanlış olduğunu
ve Archæopteryx'in iskelet yapısının kuşlarda
olduğu gibi canlının geriye doğru durmasına elverişli
olduğunu açıklamıştır.143 Dr.
David Menton kuşların iskelet yapısından şöyle bahsetmektedir:
… sürüngenler, memeliler ve yaşayan kuşlar arasında
dizayn benzerlikleri bulunmaktadır. Kuşlar kendilerine
özgü, özelleşmiş bir iskelete sahiptirler. Aynı zamanda
bir ornitolog olan ünlü bir evrimci şöyle söylemektedir:
"Kuşlar uçmak için oluşturulmuşlardır. Archæopteryx
de öyle."144
Archæopteryx'in denge
becerisi:

DARWINIZM BİLİM DALI DEĞİLDİR, HAYALİ VE YALANA
DAYALI BİR FELSEFEDİR
Tek bir fosile dayanılarak
yapılan farklı Archæopteryx çizimleri, evrimci
bilim adamlarının hayal güçlerinin, fosil yorumlarında
ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Hiçbir
bilimsel değeri olmayan bu hayali çizimler, kamuoyunu
etkilemek için sözde delil olarak sunulmaktadır.
Ancak bu sahtekarca yöntemler, Darwinizm'in bir
bilim olmadığını ortaya koymaktadır. Birçok bilim
dalı vardır, ancak Darwinizm bir bilim değildir;
yalana dayalı, hayali bir felsefedir.
|
Scientific American dergisinin 6 Ağustos 2004
sayısında, "İlk Kuşların Uçmak için Beyinleri Vardı"
başlıklı haberde, bilinen en eski kuş türü Archæopteryx'in
uçmak için gerekli olan özel sinir sistemi mekanizmalarına
sahip olduğu belirtilmektedir. 1861 yılında paleontologlar
bu kuş türüne ait fosili bulduklarında bunun kısa süre
önce ortaya atılan evrim teorisine delil olacağını düşünmüşlerdi.
Ancak zaman içinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda
bunun gerçek dışı bir iddia olduğu ortaya çıktı.
Teksas Üniversitesi'nden Timothy B. Rowe ve ekibi 147
milyon yıllık Archæopteryx iskeletinde uçucu
özellikleri araştırmaya başladılar. Röntgen görüntülerinden
yararlanarak oluşturdukları üç boyutlu kafatası üzerindeki
çalışmalarında, gelişmiş görme merkezi ve iç kulak kanallarının
uçucu kuşlardakine çok benzer olduğunu ortaya koydular.
Bu yapıların sonucunda mevcut olduğu anlaşılan denge
becerileri de uçuculuk için gereken özelliklerdir.
Ohio Üniversitesi'nden
Lawrence M. Witmer, "Kuşların sadece tüylerden ibaret
olduğunu düşünüyorduk," diyor ve devam ediyor, "uçabilmek
için büyük bir bilgisayar da yerleştirmeniz gerekiyor.".145
Jurasik çağa ait Archæopteryx kuşunun kafatasını
ileri tekniklerle inceleyen bilim adamları da, Nature
dergisinde yayınlanan araştırmalarında, Archæopteryx'in
beyninde uçuculuk ve denge için günümüz kuşlarına benzer
yapılar olduğunu, 150 milyon yıllık kuşun açıkça uçabildiğini
söylemektedirler.146
Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden
Dr. Angela Milner'in ifadesiyle, Archæopteryx'in
beyni tümüyle kuşlarınkiyle aynıdır. Bilgisayarlı tomografi
yoluyla kafatasının üç boyutlu yapısını ve bilgisayarla
iç kulağı yeniden oluşturan Dr. Milner, "Dinozora benzer
bir beyinle karşılaşmayı bekliyorduk. Fakat tümüyle
kuşlarınkiyle aynıydı." diye belirtmektedir. Yapılan
araştırmada Archæopteryx'in beyin anatomisinin
günümüz uçucu kuşları ile çok yakın bir yapıda olduğu
ortaya çıkmıştır; iç kulakta denge için kullanılan gelişmiş
kanallar ve görme için daha büyük optik loblar vardı.
Bunların her ikisi de verimli bir uçuş için zaruri özelliklerdir.
Dr. Milner, "Beyin taramaları Archaeopteryx'in
aslında kuşların uçmasına imkan veren tüm yapılara sahip
olduğunu gösterdi," diye eklemektedir.147
Zamanlama uyumsuzluğu:
Archæopteryx'in dinozor-kuş arası bir canlı
olamayacağının en önemli delili, theropod dinozoru
fosillerinin, bulunan Archæopteryx fosillerinden
çok sonraki dönemlere ait olmasıdır. Kuşların atası
olduğu iddia edilen dinozor fosillerinin, Archæopteryx'ten
yaklaşık 75 milyon yıl sonrasına ait Kretase dönemine
ait oluşları, böyle bir geçişin tümüyle hayali olduğunu
açıkça göstermektedir.
Bu "zamanlama uyumsuzluğu", Archæopteryx
hakkındaki evrimci iddialara yıkıcı bir darbe indirmektedir.
Amerikalı Biyolog Jonathan Wells Icons of Evolution
(Evrimin İkonaları) adlı kitabında, Archæopteryx'in
evrim adına adeta bir "ikona" (kutsal sembol) haline
getirildiğini, oysa delillerin bu canlının "kuşların
ilkel atası" olmadığını açıkça gösterdiğini vurgulamaktadır.
Wells'e göre bunun göstergelerinden biri, Archæopteryx'in
atası olarak gösterilen theropod dinozorların
Archæopteryx'ten daha genç olmalarıdır; çünkü
söz konusu dinozorlar "(fosil kayıtlarında)Archæopteryx'ten
daha sonra ortaya çıkarlar."148
Göklerin
ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan
türetip yayması O'nun ayetlerindendir.
(Şura Suresi, 29)

|
Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü'nden
Richard Hincliffe, Science dergisinde yer alan bir makalesinde
bu konuya şöyle değinmektedir:
Gerçekten de pek çok theropod
dinozor, özellikle de kuşa benzeyen dromaesaurlar
fosil kayıtlarında Archæopteryx'ten daha
sonra bulunmaktadırlar.149
Öte yandan, Archæopteryx ile yakın dönemlerde
yaşamış kuş fosillerine rastlanmış olması da, Archæopteryx'in
bir ara geçiş formu olmasını imkansız kılan bir başka
önemli delildir. Tüm bunlar, Archæopteryx'in
bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar"
olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya
ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod
dinozorlarla ilişkilendirmek ise, son derece tutarsızdır.
Amerikalı Biyolog Richard L. Deem de "Demise of the
'Birds are Dinosaurs' Theory" ("Kuşlar Dinozordur" Teorisinin
Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası
ve Archæopteryx hakkında şunları yazmaktadır:
'Kuşlar dinozordur' teorisiyle
ilgili başka problemler de vardır. theropodların
ön ayakları Archæopteryx'e kıyasla, vücutlarına
göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da
düşünüldüğünde, bir tür "ön-kanat" (proto-wing) geliştirmeleri
olası gözükmemektedir. theropod dinozorların
çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek
kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir
benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir.
Bütün theropodlarda V1 sinirleri [göze ait
oftalmik sinirler] diğer bazı sinirlerle birlikte
kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler
kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten
geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, theropodların
çok büyük kısmının Archæopteryx'ten daha
sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.150
Bu bilgilerin ışığında Archæopteryx veya ona
benzeyen diğer kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları
kesin bir biçimde ispatlanmış durumdadır. Fosiller,
kuşların sürüngenlerden -veya bir başka gruptan- evrimleştiklerini
göstermemektedir. Aksine özgün yapılarıyla aniden ortaya
çıktıklarını kanıtlamaktadır.
Sonuç:
Görüldüğü gibi Archæopteryx'in
bir kuş olduğunu gösteren çok açık özellikleri bulunmaktadır.
Üstelik Archæopteryx'in iyi bir uçucu kuş olmasını
engelleyecek hiçbir özelliği bulunmamaktadır.151
Archæopteryx'in organlarının theropod
dinozorları ile hiçbir benzerlik göstermediği, bilim
dergilerinden Science'da da şöyle aktarılmaktadır:
Hiçbir dinozorun ayrılmış bir ayak
başparmağı yoktur, fakat bütün kuşların vardır, bu
onların konmak için kullandıkları ayaklarıdır... Bütün
dinozorlar testere dişlidir, sivri azı dişleri vardır.
[142 milyon yıllık bir kuş fosili olan] Confuciusornis'in
dişi yoktur. Archæopteryx'in dişleri olmasına
rağmen testere biçiminde değil, çivi benzeri bir şekilde
altta sıklaşmaktadır. Bütün dinozorların kafataslarının
arkasında iki geniş açılım vardır. Kuşların ise yoktur.
En ince detayına kadar aralarında hiçbir bağlantı
yoktur.152
Tüm bilimsel bulgular, Archæopteryx'in dinozorlarla
kuşlar arasında bir ara geçiş canlısı olamayacağını
ortaya koymakta, bazı evrimcilerin bu konuda öne sürdükleri
iddiaların geçerli olmadığını göstermektedir. Archæopteryx
fosilinin neden bir ara geçiş formu olmadığı ve evrimcilerin
bu canlının bazı özelliklerini nasıl çarpıttıkları konusunda
Dr. Michael Denton şu yorumu yapar:
1984'te Almanya, Eichstátt'ta kuşların
kökeni konusunda uzman bilim adamları Uluslararası
Archæopteryx Konferansı'na katılmıştı. Bu
canlı ile ilgili olarak orada konuşulan her konuda
anlaşmazlık içindeydiler, fakat Archæopteryx'in
gerçek bir kuş olduğu görüşü üzerinde çok geniş bir
fikir birliği vardı… Bu onların gerçekte Archæopteryx'in
ara geçiş formu olan ilkel bir kuş olduğuna inanmadıkları
anlamına mı geliyordu? Kendilerini bu bildiriyi hazırlamak
zorunda hissetmeleri ilginçtir… Vardıkları sonuçların,
bir kişinin Archæopteryx'in gerçekte evrimle
ilgili olarak hiçbir şey ifade etmediğini düşünmesine
sebep olacağının açıkça farkındaydılar. O yüzden hepsi
bu bildiriyi imzaladı. Elbette ki eğer (Archæopteryx)
gerçek bir kuş ise, çoğu zaman duyduğumuz gibi yarı
gelişmiş, yarı sürüngen-yarı kuş benzeri bir canlı
değildi.153
Kısacası kuş evrimi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları
olan tutarlı bir tez değil, Darwinist ön yargılardan
kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır.
Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi
sevdikleri kuş evrimi konusu, felsefi nedenlerle ayakta
tutulan bir masaldan ibarettir. Bilimin gösterdiği gerçek,
kuşlardaki kusursuz tasarımın bilinçli bir tasarım eseri
olduğu, yani kuşları Yüce Allah'ın yarattığıdır. |
|
114. Richard Milton, Shattering the Myths
of Darwinism, Park Street Press, Rochester, Vermont, 1997,
s. 1. 
115. http://www.netcevap.net/masallar_ 030513_0527.html; [Nature,
cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.]
116. http://www.netcevap.net/masallar_ 030513_0527.html; [Carl
O. Dunbar, Historical Geology, John Wiley and Sons, New York
1961, s. 310.]
117. Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs'
Theory"; http://www.direct.ca/trinity/dinobird.htm
118. Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm'in
Mitleri, Gelenek Yayıncılık, Eylül 2003, çev: İbrahim Kapaklıkaya,
s. 139.
119. Alan Feduccia, "Archæopteryx: Early Bird Catches
a Can of Worms", Science, cilt 259, no. 5096, 5 Şubat
1993, s. 764-765.
120. John Ostrom, "Bird Flight: How Did It Begin?",
American Scientist, no. 67, Ocak-Şubat 1979, s. 47. 
121. Colin Patterson, Darwin's Enigma: Fossils and Other Problems,
Master Book Publishers, El Cajon CA, 4. baskı, 1988, s. 89.
122. Alan Feduccia, "Birds are Dinosaurs: Simple Answer
to a Complex Problem", The Auk, cilt 119, no. 4, Ekim
2002, s. 1187-1201.
123. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale
University Press, 1999, s. 81.
124. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland,
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19. 
125. Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.
126. Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.
127. Storrs L. Olson, Alan Feduccia, "Flight Capability
and the Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, no.
278, 15 Mart 1979, s. 248. 
128. Carl O. Dunbar, Historical Geology, John Wiley and Sons,
New York, 1961, s. 310.
129. Robert L. Carroll, Patterns and Processes of Vertebrate
Evolution, Cambridge University Press, 1997, s. 280-81.
130. E. Olsen, A. Feduccia, "Flight Capability and the
Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, 1979, s. 248.
131. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland,
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19. 
132. Alan Feduccia, Harrison B. Tordoff, "Feathers of
Archæopteryx: Asymmetric Vanes Indicate Aerodynamic Function",
Science, cilt 203, 9 Mart 1979, s. 1021.
133. Luther D. Sunderland, Darwin's Enigma, Master Book Publishers,
California, 1988, s. 74-75.
134. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland;
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19.
135. L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk,
cilt 98, 1980, s. 86.
136. S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the
Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological
Magazine, cilt 177, 1980, s. 595. 
137. B. Haubitz, M. Prokop, W. Döhring, J. H. Ostrom, P. Welinhofer,
Paleobiology, cilt 14, no. 2, 1988, s. 206.
138. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs
Halted?", Science, cilt 278, 24 Ekim 1997, s. 596-597.
139. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs
Halted?", Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997,
s. 596-597.
140. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs
Halted?", Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997,
s. 596-597.
141. L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk,
cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin "Origins of Higher
Groups of Tetrapods", Ithaca, Comstock Publising Association,
New York, 1991, s. 485, 540.
142. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland;
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19.
143. A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 117, 1980, s.
595.
144. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland;
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19.
145. "Early Bird Had the Brains to Fly", Scientific
American, Science News, 5 Ağustos 2004.
146. Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets",
BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm
147. Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets",
BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm
148. Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing,
2000, s. 117.
149. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs
Halted?", Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997,
s. 596-597.
150. Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs'
Theory"; http://www.yfiles.com/ dinobird2.html 
151. S. L. Olson, Alan Feduccia, Nature, cilt 278, 1979, s.
247.
152. "The Oldest Fossil Bird: A Rival for Archæopteryx",
Science, cilt 199, 20 Ocak 1978, s. 284. 
153. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist
talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland;
Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s.
16-19.
|