| HAYALİ
DİNOZOR-KUŞ BAĞLANTILARI
nceki
bölümlerde detaylı olarak değindiğimiz gibi kuşların
dinozorlardan evrimleşmiş olmaları imkansızdır, çünkü
bu iki canlı grubu arasındaki büyük fizyolojik farklılıkları
ortadan kaldırabilecek doğal bir mekanizma yoktur. Ancak
bu imkansızlığa rağmen, evrimciler kuşların dinozorlardan
evrimleştikleri senaryosunu çeşitli şekillerde gündeme
getirmektedirler. Bunun için sıkça başvurulan yöntemlerden
biri, "kuş tüylerine sahip dinozorlar" anlamına gelen
"dino-kuş" haberleridir. Geçtiğimiz 10 yıl içinde Darwinist
medyanın en gözde propaganda malzemelerinden biri olan
sözde dino-kuşlar gerek rekonstrüksiyon (canlandırma)
çizimlerle, gerekse iddialı başlıklarla birer gerçek
gibi lanse edildiler. Yapılan bu keskin açıklamalar
ise, pek çok insanı geçmişte yarı kuş-yarı dinozor canlıların
yaşadığı konusunda ikna etme amacı taşımaktaydı.
Bu senaryonun
ısrarla gündeme getirilmesi; kanıtlanmış bir gerçek
gibi sunulması; itiraz, eleştiri ve aleyhteki kanıtların
tamamen görmezden gelinmesi; dino-kuş hikayelerini topluma
kabul ettirmeye yönelik, kasıtlı bir propaganda olduğunun
açık bir göstergesidir. İlerleyen sayfalarda tek tek
inceleyeceğimiz taraflı fosil yorumları, bu konudaki
ciddiyetsizliği ve yürütülen propagandanın aldatıcılığını
gözler önüne sermektedir.
Gerçekte kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiası,
evrim teorisini savunan pek çok paleontolog veya anatomist
tarafından karşı çıkılan bir spekülasyondan ibarettir.
Örneğin daha önce de belirttiğimiz gibi, dünyanın en
ünlü ornitologlarından (kuş bilimcilerinden) ikisi,
Alan Feduccia ve Larry Martin bunun tamamen yanlış bir
senaryo olduğu kanısındadırlar. Bu durum, ABD'deki üniversitelerde
okutulan Gelişimsel Biyoloji (Developmental Biology)
adlı ders kitabında şöyle aktarılmaktadır:
Kuşların dinozor olduklarına tüm
biyologlar inanmıyorlar.... Bu grup bilim adamı, dinozorlar
ve kuşlar arasındaki farklılıkları vurguluyorlar ve
bu farklılıkların çok büyük olduğunu ve dolayısıyla
kuşların kendilerinden önceki dinozorlardan evrimleşmiş
olamayacağını savunuyorlar. Örneğin Alan Feduccia
ve Larry Martin, kuşların bilinen herhangi bir dinozor
grubundan evrimleşmiş olamayacağı görüşündeler. Bazı
çok önemli kladistik (soy ilişkisi) bilgilerine karşı
çıkıyorlar ve kendi iddialarını gelişimsel biyoloji
ve biyomekanik ile destekliyorlar.172
Birtakım evrimci yayınlarda ise "kuşların dinozorlardan
evrimleştiği" iddiasından, sanki somut delillere dayalı
ve bilim dünyasınca kabul edilen bir tez gibi söz edilir
ve "tek tartışma konusunun hangi dinozor türü olduğu"
izlenimi verilmeye çalışılır. Larry Martin önceleri
dino-kuş iddiasını savunduğu halde, yaptığı araştırmalar
sonucunda bu iddianın geçersizliğini görmüş ve bu fikirlerinden
vazgeçmiştir:
Önceden bulunmuş delillere her
baktığımda ve sonra theropodların kökeni
hakkında bir iddiada bulunduğumda, bunun doğru olmadığını
gördüm. Çünkü herşey onun yetersiz olduğunu gösteriyor.
Konunun aslı ise... kuşlarla aynı özelliklere sahip
olduklarından ciddi şüphe duyuyorum ve kuşların theropod
kökenli olduğunu destekleyen dikkate değer ölçüde
özellikler bulunduğunu düşünmüyorum.173
Alan Feduccia da evrim teorisinin kuşların kökeni konusunda
içinde bulunduğu belirsizliği kabul etmekte ve kasıtlı
olarak sürdürülen, gerçekte ise hiçbir dayanağı olmayan
"dino-kuş" furyasına itibar etmemektedir. Alan Feduccia'nın
The American Ornithologists' Union (Amerikan Ornitologlar
Birliği) tarafından yayınlanan ve ornitolojinin en teknik
tartışmalarına zemin olan The Auk dergisinde
kaleme aldığı, Ekim 2002 tarihli "Birds are Dinosaurs:
Simple Answer to a Complex Problem" (Kuşlar Dinozordur:
Karmaşık Bir Soruna Basit Bir Cevap) başlıklı yazıda
çok önemli bilgiler verilmektedir. Feduccia, 1970'lerde
John Ostrom tarafından gündeme getirilen ve o zamandan
bu yana hararetle savunulan, kuşların dinozorlardan
evrimleştiği iddiasının bilimsel kanıtlardan yoksun
olduğunu, böyle bir evrimin mümkün olmadığını detaylarıyla
anlatmaktadır. Evrimciler arasında bu konuda Feduccia
yalnız değildir. Pennsylvania Üniversitesi'nden anatomi
profesörü evrimci Peter Dodson da, kuşların theropod
dinozorlarından evrimleştikleri iddiasına şüphe ile
baktığını açıklamaktadır:
Kalıtım faktörlerine ve dinozorların
felaket şekilde nesillerinin tükenmesine karşı çıkıyorum;
endotermik dinozorlara karşı tereddütlüyüm, kuşların
atası olarak theropodlara karşı kuşkuluyum.174
Bir evrimci olmasına karşın, evrim teorisinin gerçek
dışı iddiaları hakkında itiraflarda bulunan Peter Dodson,
evrimci meslektaşları tarafından ağır bir dille eleştirilmektedir.
Dodson bir yazısında bu eleştirilere cevap vererek,
şunları dile getirmektedir:
Şahsen, kuşa en çok benzeyen maniraptora
dinozorlarının, kuşların ortaya çıktığı dönem olarak
kabul edilen tarihten 25-75 milyon yıl kadar sonra
bulunmasını problemli buluyorum... Hiçbir fosil bulgusuna
dayanmayan hayali evrimsel soy ilişkileri, düpedüz
aldatmacaya dayanan bir çözümdür; kladistiğin (canlıları
sözde evrimsel soy ağaçlarına göre sınıflandırma sistemi)
mecburen kabul etmek zorunda kaldığı zorlama bir kavramdır.
Kretase döneminin sonlarında yaşayan maniraptoraların
kuşların gerçek ataları olmadığı, bu iki canlı grubunun
sadece "kardeş aile" oldukları zaten kabul edilmiştir.
Jurasik dönemde yaşayan oldukça gelişmiş ve hızla
evrimleşmiş maniraptoraların, Archæopteryx
örneğinde de görüldüğü gibi, kuşlara dönüştüğü ve
gelişmeye son derece müsait olan bu soyun daha sonra
evrimsel bir durgunluk içine girdiğine ve milyonlarca
yıl ana özelliklerinin değişmeden varlığını sürdürdüğüne
inanmamız mı isteniyor? Yoksa kuşların gerçek ataları
morfolojik olarak daha temel canlı gruplarından mı
geliyor ve bunları sınıflandırmak daha mı zor? Eğer
böyle ise, o zaman problemin çözüldüğü konusunda neden
ısrar ediyoruz?175
Alan Feduccia ise, Çin'de bulunduğu öne sürülen "dino-kuş"lar
hakkında çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır: Tüylü
dinozor olarak ileri sürülen sürüngen fosillerinin üzerinde
bulunan "tüyler"in kuş tüyü olduğu kesin değildir. Aksine
"dino-fuzz" denen bu fosil izlerinin, kuş tüyleri ile
ilgisi bulunmadığını gösteren pek çok kanıt vardır.
The Auk dergisinde yayınlanan bir makalesinde
Feduccia şunları ifade etmektedir:
İlkel kuş tüylerine sahip olduğu
ileri sürülen fosillerin çoğunu incelemiş kişiler
olarak, ben ve diğer pek çok uzman, bu yapıların ilkel
kuş tüyleri (protofeathers) olduğuna dair
inandırıcı bir kanıt görmemekteyiz. Pek çok
Çin fosili, "dino-fuzz" olarak adlandırılagelen garip
birer haleye sahiptir, ama her ne kadar bu materyal
kuş tüyleri ile homolog (benzer) sayılsa da, bu yöndeki
argümanlar ikna edicilikten çok uzaktır.176
Yapılan
Son Araştırmalar Tüylü Dinozor İddialarına Darbe
İndirdi
Güney Afrika'daki
Durban-Westville Üniversitesi'nden bir paleontolog
olan Theagarten (Solly) Lingham-Soliar, "dinozor
tüyü" diye adlandırılan tüye benzer fosilleşmiş
yapıların, sadece çürüyen dinozor bağ dokuları
olabileceğini fotoğraflarla belgeledi.
Profesör
Lingham-Soliar, bir yunusu bir yıl boyunca yarı
hava geçiren bir nehir içine gömerek bir deney
gerçekleştirdi. Yapılan deney için yunusun seçilmesinin
sebebi, et dokusunun kolaylıkla analiz edilebilmesiydi.
Bu sürenin sonunda Güney Afrikalı profesör, yunusta
çoğu canlının vücudunda bulunan ve bağ dokusunu
oluşturan kolajen demetlerini, mikroskop altında
yakından inceledi. Profesör Lingham-Soliar'a göre
çürümüş yunus bedenindeki çözülmüş kolajen demetleri,
"şaşırtıcı biçimde tüylere benzerlik göstermekte"ydi.1
Alman Naturwissenschaften
dergisi bu gelişme ile ilgili şu yorumda bulundu:
Bu bulgular
tüylü dinozor tezini destekleyen kişilerin görsel
resimlere dayanmalarına ciddi şüphe düşürmekte
ve günümüz tüylerininin başvuru kaynağı olarak
kullanılacak daha ciddi teşhis yöntemlerine
ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.2
Bu bulguyla birlikte,
bir yunusun bile "dinozor tüyü" denen
izleri bırakabileceği ortaya çıktı. Bu sonuç,
"dinozor tüyü" sahibi canlıları kuş
saymanın hiçbir dayanağı olmadığını bir kez daha
gösteriyordu.
1. Stephen Strauss,
"Buried dolphin corpse serves science",
11 Kasım 2003;
http://www.globeandmail.com/servlet/ArticleNews/TPStory/LAC/20031111/UDINO11/TPScience/
2. Stephen Strauss, "Buried dolphin corpse
serves science", 11 Kasım 2003;
http://www.globeandmail.com/servlet/ArticleNews/TPStory/LAC/20031111/UDINO11/TPScience/
|
Feduccia, dino-kuş iddialarının savunucularından Richard
O. Prum'u örnek vererek bu konudaki ön yargılı yaklaşıma
şöyle değinmektedir:
Prum'un görüşü pek çok paleontolog
tarafından paylaşılmaktadır: Kuşlar dinozordur; dolayısıyla
dromaeosaurlar (theropod
dinozorlar) üzerinde korunmuş herhangi bir ipliksi
yapı, mutlaka ilkel kuş tüyü olmalıdır.177
Feduccia'ya göre bu ön yargıyı çürüten nedenlerden
biri, kuşlarla hiçbir ilgisi kurulamayacak fosillerde
de söz konusu "dino-fuzz" izlerine rastlanmasıdır:
En önemlisi, dino-fuzz şimdi artık
çok sayıda kategoride keşfedilmektedir. Bunların bazıları
henüz yayınlanmamıştır, ama özellikle Çin'de bulunmuş
bir Pterozor'da (uçan sürüngen) ve bir Therizinosaur'da
(etobur bir dinozor grubu) bunlar bulunmuştur. En
şaşırtıcı durum ise, dino-fuzz'a çok benzeyen deri
fiberlerinin Jurasik devre ait bir Ichthyosaur'da
da bulunmuş ve detaylı olarak tarif edilmiş olmasıdır.
(Ichthyosaurlar, soyu tükenmiş deniz sürüngenleridir.)
Söz konusu canlılardaki dallanmış fiberlerin bazıları,
morfoloji açısından, "ilkel kuş tüyleri" (protofeather)
denen ve (Çinli paleontolog) Xu tarafından tanımlanan
yapılara çok benzerdir. Sözde "ilkel kuş tüylerinin"
Archosaurlarda (Mezozoik döneme ait sürüngenlerde)
böyle geniş bir dağılıma sahip olması, bunların kuş
tüyleri ile hiçbir ilgileri olmadığını tek başına
gösteren bir delildir.178
Feduccia,
geçmişte de fosillerin çevresinde bazı yapılar bulunduğunu,
ancak fosile ait sanılan bu yapıların, sonradan inorganik
maddeler olduğunun belirlendiğini hatırlatmaktadır:
İnsanın aklına, Solnhofen fosillerinde
bulunan ve dendritler olarak bilinen çalı benzeri
izler gelmektedir. Bitkiye benzer şekillerine rağmen,
bu yapıların aslında, fosil yataklarında, çatlaklardan
veya fosillerin kemiklerinden oksitlenerek sızan manganez
solüsyonunun etkisiyle oluşan inorganik yapılar olduğu
artık bilinmektedir.179
Bu konuda dikkat çekici bir diğer nokta ise, "tüylü
dinozor" olarak gündeme getirilen fosillerin tümünün
Çin'de bulunmuş olmasıdır. Acaba bu fosiller neden dünyanın
başka hiçbir yerinde değil de Çin'de ortaya çıkmaktadır?
Hem de Çin'deki fosil yatakları, sadece "dino-fuzz"
gibi belirsiz bir yapıyı değil, aynı zamanda kuş tüylerini
de son derece iyi şekilde saklayabilecek bir yapıya
sahipken? Feduccia bu şüpheli duruma şöyle dikkat çekmektedir:
Aynı zamanda, neden vücudun dış
yüzeyinin saklanabildiği başka yataklarda bulunan
başka theropodların ve diğer dinozorların
hiçbir "dino-fuzz"a sahip olmadıkları, aksine herhangi
bir kuş tüyü benzeri yapıdan tamamen yoksun gerçek
sürüngen derisine sahip oldukları da açıklanmalıdır.
Ve neden dino-fuzz'a sahip Çinli dromaeosaur
fosilleri, normalde bekleneceği şekilde kuş
tüyü sapı sergilememektedirler? Eğer bunlar gerçekten
var olsa, kolaylıkla korunmuş olabilirdi.180
Peki
Çin'de bulunan tüm bu sözde "tüylü dinozorlar" nedir?
Sürüngenler ile kuşlar arasında ara geçiş formları gibi
gösterilen bu canlıların gerçek kimliği nedir? Feduccia,
"tüylü dinozor" olarak gösterilen canlıların bir kısmının
"dino-fuzz" sahibi soyu tükenmiş sürüngenler, bazılarının
da gerçek kuşlar olduğunu şöyle açıklamaktadır:
Açıktır ki, aslında,
Çin'in Yixian ve Jiufotang bölgelerindeki Kretase
devrine ait göl yataklarında iki farklı fosil olgusu
vardır; birisi "dino-fuzz" kalıntıları sergileyen
-ki bunun iyi bir örneği sözde "tüylü dinozor"ların
ilk bulunan örneği olan Sinosauropteryx'tir-
gruptur. Diğeri ise gerçekten kuş tüylerine sahip
olanlardır; Nature dergisinin kapağında gösterilen
ve tüylü dinozorlar olarak sunulan ancak sonradan
önemsiz, uçucu olmayan kuşlar olduğu anlaşılan fosiller
gibi.181
Peter Dodson ise "Şunu eklemek konusunda
acele ediyorum ki, bilinen küçük theropodların
hiçbiri -bunlara Deinonychus, dromaeosaurus,
Velociraptor, Unenlagia, Sinosauropteryx,
Protarcheæopteryx, Caudipteryx
de dahil olmak üzere- kuşların kökenine ait değil. Bunların
hepsi Kretase devrine ait fosiller..." der.182
Bunun anlamı, bu canlıların kuşların atası olamayacağıdır,
çünkü bilinen ilk kuş olan Archæopteryx, Kretase
devrinden çok önceleri yaşamıştır.
Kısacası, tüm dünyaya "tüylü dinozor" veya "dino-kuş"
olarak gösterilen fosiller, ya tavuklar gibi uçucu olmayan
bazı kuşlara ya da "dino-fuzz" denen, ancak kuş tüyleri
ile ilgisi bulunmayan bir yapıya sahip olan sürüngenlere
aittir. Ortada kuşlar ve sürüngenler arasında "ara form"
oluşturacak tek bir fosil bile yoktur. Dolayısıyla,
"kuşlar dinozordur" tezinin fosillerle kanıtlandığı
iddiası tümüyle gerçek dışıdır.
1. SÖZDE ARA GEÇİŞ FOSİLİ Mononychus

Mononychus, evrimci propagandaya malzeme olan
fosillerden biridir. 26 Nisan 1993 tarihli Time
dergisinde tüylerle resmedilen bu canlının, daha
sonra elde edilen deliller sonucu bir kuş olmadığı
anlaşılmıştır. |
Sözde dino-kuş halkasının ünlü fosillerinden biri,
dinozorlarla kuşlar arasında bir ara geçiş formu olduğu
iddia edilen Mononychus'tur. 1993'te Moğolistan'da
bulunan bu fosilde en küçük bir tüy izi bile bulunmamasına
rağmen, Time dergisi, 26 Nisan 1993 tarihli sayısının
kapağında bu canlıyı tüylerle canlandırmıştır. Daha
sonra elde edilen deliller Mononychus'un bir
kuş olmadığını, açıkça fossorial (kazıcı) bir theropod
olduğunu ortaya koymuştur.
Mononychus'un kuş benzeri göğüs ve bilek kemiklerine
sahip olması, evrimcilerin bu dinozor fosilini bir ara
geçiş formu olarak yorumlamalarına sebep olmuştur. Taraflı
yorumlar ve medyanın da desteği ile ortada bir delil
varmış gibi sunulmuştur. Ancak delil olarak öne sürülen
bu özellikler, köstebek gibi başka hayvanlarda da bulunmaktadır.
Dolayısıyla bu çıkarımların bir delil sunmadığı, aksine
yanlış yorumlara sebep olduğu ortadadır. Science News'e
yazan Richard Monastersky de bu fosilin sınıflandırılmasının
mümkün olmadığını gözlemlerine dayanarak şöyle aktarmaktadır:
Moğol ve Amerikalı araştırmacılar,
75 milyon yaşında ve eli paleontologların bir açıklama
gerektirmesi gerekecek kadar garip olan kuş benzeri
bir canlı buldular... Chicago Üniversitesi'nden Paul
Sereno, Mononychus'un kazıyan hayvanlarınkine
benzeyen kolları olduğunu belirtti. Köstebekler ve
diğer kazıcı hayvanlar da omurga görevi gören göğüs
kemiğine, kuş benzeri bileğe sahip olduklarından dolayı
Mononychus'un sınıflandırılması zor.183
Ayrıca söz konusu fosil gerçek bir kuş olan Archæopteryx'ten
en az 80 milyon yıl daha gençtir. Bu, ileri sürülen
ata-torun ilişkisini bozan büyük bir çelişkidir. Ancak
bu durum da evrimci yayınlar yapan medya tarafından
göz ardı edilmektedir.
2. HAYALİ TÜYLERLE RESMEDİLEN Bambiraptor
FEINBERGI

Evrimci medya kuruluşları kuşlara benzer birkaç
özelliği, hemen ön yargılı yorumlarına malzeme
olarak kullanmaktadırlar. Dinozorlar ve kuşlar
arasında bir ara form olduğu iddia edilen Bambiraptor
feinbergi adındaki fosil, medya tarafından tüylü
bir canlı olarak çizilmiştir. Ancak gerçekte bu
fosilin ne tüyü vardır, ne de tüylü bir canlı
olduğuna dair bir delil bulunmaktadır. |
Bir başka dino-kuş iddiası da Bambiraptor
feinbergi adındaki fosille 1994 yılında gündeme gelmiştir.
Kuzey Montana'da Glacier Ulusal Parkı'nda bulunan bu
fosile, 75 milyon yıllık bir yaş biçilmiştir. Bu, %95'i
mevcut bir fosildir. Evrimciler bu fosilin, dinozorlar
ve kuşlar arasında bir ara form olduğunu iddia etmektedir.
Ancak bir dinozora ait olan fosil sözde dino-kuş olarak
tanıtılırken, bir yandan da "Tüyler ne var ki henüz
bulunmamıştır"184 ifadeleri kullanılmıştır.
Bu kuşku verici duruma karşın, fosil medya tarafından
tüylü bir canlı olarak çizilmiş ve gerekli detaylar
hayal gücü ile eklenmiştir.
Bu sözde kayıp halkaya karşı en açık itiraz özellikle
zamanlama hatasıdır. Öne sürülen bu sözde ara geçiş
fosili, zaten uçucu bir kuş türü olan Archæopteryx'ten
75 milyon yıl daha gençtir; dolayısıyla bu fosil de
evrimcilerin iddia ettiği ata-torun ilişkisini bozan
bir örnektir. Bu fosil evrime delil sağlamadığı gibi,
yaşı itibariyle de evrimci iddiaları çelişkide bırakmaktadır.
Ohio Devlet Üniversitesi'nden zooloji profesörü John
Ruben bu konuya şöyle değinmektedir:
Bambiraptor ve Velociraptor
gibi en çok kuşa benzeyen dinozorların çoğunun en
eski kuş olan Archæopteryx'ten 70 milyon
yıl sonra yaşadıklarını birçok insan her zaman göz
ardı etti. Bu durumda ilk kuş-benzeri dinozorların
evriminden önce uçan kuşlar oluyor. Bizim şu anda
tüylü olup olmadığı konusunu güçlü bir şekilde sorgulamamız
gerekiyor. Tüylü dinozor adı verilen hayvanlar muhtemelen
uçmayan kuşlardı.185
Bu konudaki dikkat çekici yöntemlerden biri de evrimcilerin
kuşlara benzer birkaç özelliği, hemen ön yargılı yorumlarına
malzeme olarak kullanmalarıdır. Halbuki benzerliklerden
yola çıkarak canlılar arasında ata-torun ilişkisi kurma
konusu, evrimcilerin açıklama getirmesi mümkün olmayan
örneklerle doludur. Evrimciler ne zaman çok benzer yapılara
sahip canlılar arasında sözde evrimsel bir ilişki kuramasalar
hemen, "paralel evrim" nitelemesiyle konuyu kapatmak
durumunda kalırlar. Evrimciler ortak kompleks organlara
sahip, fakat sözde ortak atalara sahip olmayan canlıların
birbirinden bağlantısız olarak evrim geçirdiklerini
iddia ederler. Ancak bu kompleks organların tek bir
canlı için bile kökenini açıklayamazken, bu organların
çeşitli kereler farklı canlılarda sözde evrimleştiğini
ifade etmeleri ciddi bir açmaz oluşturmaktadır.
Alan Feduccia da kuşlar ve dinozorlar arasındaki bazı
benzerliklerin iki canlı grubu arasında evrimsel bir
ilişki göstermediğini şöyle ifade etmektedir:
Bambiraptor küçük bir
dinozordur, fakat diğer birçok form gibi kuşa benzer
bir dizi özelliğe sahiptir. Ne var ki, memelilerde
ve kurbağalarda da bulunduğu için içi boş kemiklerinin
herhangi bir ayırt edici özelliği yoktur. Elbette
asıl problem Bambiraptor'un Archæopteryx'ten
80 milyon yıl daha ileride olması, fakat yine de hala
kuşların atasına en yakın dinozor olduğunun iddia
edilmesidir. Bu yalnız başına, durumun şüphe duyulandan
çok daha karmaşık olduğunu gösteren kırmızı bir uyarı
bayrağı olmalıdır.186
3. GÜNÜMÜZ KUŞLARINDAN FARKSIZ Confuciusornis
SANCTUS
Göklerde ve yerde ne varsa
tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır.
(Nisa Suresi, 126)

|
1995 yılında Çin'de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü'nde
araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı
iki paleontolog, Confuciusornis sanctus olarak
isimlendirdikleri yeni bir kuş fosili keşfettiler. Confuciusornis
kamuoyuna en eski uçan dinozor olarak lanse edildi.
Hatta kavramak için kullanılan ellerin, uçuş için kullanılan
ellere nasıl dönüştüğüne dair bir delil olduğu iddia
edildi. Ancak Alan Feduccia'ya göre bu fosil sık rastlanan
gagalı bir kuştur. Bu kuşun dişleri yoktur, gagası ve
tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermektedir.
İskelet yapısı da günümüz kuşlarıyla aynı olan bu kuşun
kanatlarında, Archæopteryx'te olduğu gibi pençeler
bulunmaktadır. Ayrıca kuyruk tüylerine destek olan "pygostyle"
isimli yapı bu kuşta da görülmektedir.
Kısacası, evrimciler tarafından
tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı sürüngen
kabul edilen Archæopteryx'e çok yakın yaştaki
bu fosil (yaklaşık 142 milyon yıllık), günümüz kuşlarına
çok benzemektedir. Bu gerçek, Archæopteryx'in
bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci
tezlerle açıkça çelişmektedir.187
Bu durum, Archæopteryx ve diğer arkaik kuşların
birer ara geçiş formu olmadıklarını kesin bir biçimde
ispatlamaktadır. Bu ve benzeri fosiller, farklı kuş
türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermemektedir.
Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx
benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını
ispatlamaktadır. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis
veya Archæopteryx'in soyları tükenmiş, günümüze
ancak belli sayıda kuş türü gelebilmiştir.
4. TARAFLI YORUMLARA MALZEME OLAN PROTARCHÆOPTERYX
ROBUSTA VE Caudipteryx Zoui
1996 yaz aylarında Yixian Formasyonu'nda
çalışan çiftçiler hindi büyüklüğünde üç ayrı fosil buldular,
bunlar gerçek kuş tüylerine delil olabilecek şekilde
iyi korunmuştu. Ji Qiang ve çalışma arkadaşı Ji Shu-An
başlangıçta bu fosillerin tek bir türe ait olduğu sonucuna
vardılar ve Archæopteryx'e şaşırtıcı bir benzerlik
gösterdiğini gördüler. Bu canlıya ProtArchæopteryx
robusta ismini verdiler. 1997 sonbaharında
Philip Currie, çalışmaları sırasında bu fosillerin iki
farklı türe ait olduğu ve ikisinin de Archæopteryx'e
benzemedikleri sonucuna vardı. İkinci türe de Caudipteryx
Zoui adı verildi.188
ProtArchæopteryx
robusta ve Caudipteryx Zoui fosillerinin
keşifleri, kuşların theropod dinozorlardan
evrimleştiğinin delili olarak gösterildi.189
Bu fosiller popüler basında sözde kuşların atası olarak
kesin ifadelerle yer aldı. Hatta bir yorumcu, dinozor-kuş
bağlantısı hakkında "şimdi artık kaya kadar sağlam"
diye yazdı.190 Ancak ortada böyle
bir kesinlik olmadığı gibi, yine evrimcilerin taraflı
yorumları söz konusuydu.
 
Caudipteryx zoui (sağda), Protarchæopteryx robusta
(solda)
Protarchæopteryx robusta ve Caudipteryx zoui
fosilleri bir dinozora ait değildir. Bu fosiller
soyu tükenmiş, uçucu olmayan kuşlardır. Bu canlıların
dinozor olarak gösterilmek istenmesi, evrimcilerin
delil üretme çabalarından bir tanesidir.
|
Evrimcilerin iddialarına
göre, "Caudipteryx ve ProtArchæopteryx
vücutlarının çoğu tüylerle kaplı küçük dinozorlardı,
fakat aynı zamanda kollarında ve kuyruklarında günümüz
kuşları gibi dizilmiş daha uzun ve kompleks yapıda tüyler
bulunuyordu". Gerçekten de ProtArchæopteryx
ve Caudipteryx üzerindeki kuş tüyleri, günümüz
kuşlarındaki tüylerle aynı kompleks yapıdadır. Ancak
bu canlıların günümüz kuşlarına benzer bir tüy dizilimleri
olması şaşırtıcı değildir; çünkü onlardaki tüyler, günümüzde
uçucu olmayan kuşlarda gözlenen simetrik biçimli tüylerdir.191
Dolayısıyla söz konusu canlılar da dinozor değil, uçma
özelliği olmayan kuşlardır. Nitekim Larry Martin ve
Alan Feduccia da dino-kuş dogmasını ciddi bir şekilde
eleştirerek, bu fosillerin günümüzdeki devekuşları gibi
uçucu olmayan kuş türleri olduklarını ifade etmişlerdir.192
Sözde dino-kuş teorisinin savunucularının bu gerçeği
kabul etmek istememelerinin sebebi, onları dinozor olarak
sınıflandırmak istemeleridir. Ancak bu fosil, hiçbir
koşulda evrimcilerin iddialarına bir destek sağlamaz.
Hatta söz konusu fosil, evrimcilerin sözde ata-torun
ilişkilerinde yeni bir çelişkili durum oluşturmaktadır.
Evrimci senaryoya göre, bu dinozorlarda günümüz kuşlarında
olduğu gibi, bileklerini kıvırmalarına imkan veren özel
bir kemik vardı. Bu özellik yine evrimci iddiaya göre,
onların ellerini geniş bir yelpaze şeklinde hareket
ettirmelerini, uzun kolları ve kavrayıcı parmaklarıyla,
kaçan avlarını yakalamalarını sağlıyordu. Sözde bu güçlü
çırpma hareketi, günümüzdeki kuşların uçuş için kullandıkları
kanat darbelerinin önemli bir parçasını oluşturuyordu.
Ancak bu yorumlar bilimsel açıdan tutarlı değildir;
çünkü uçuş sadece kanat çırpmaktan ibaret değildir,
çok daha kompleks bir harekettir. Bu konu ile ilgili
problemlerden bir kısmı şöyledir:
İleriye doğru bir çırpma hareketi,
kuşu reaksiyon olarak geriye doğru itme etkisi oluşturur.
Uçuş amaçlı kanat çırpmasında ise başlıca uçuş tüyleri
öyle bir açıya göre dizilmişlerdir ki, havayı geriye
iterken kuşu ileri doğru iterler. Kanatlar uçaklarda
olduğu gibi aerofoil (özel aerodinamik yapı) şekle
sahiptir, bu nedenle ileriye doğru hareket, havanın
üst yüzeyden aşağıya doğru daha hızlı akmasına neden
olur. Bu durum, Bernoulli prensibine göre üst yüzeydeki
basıncı düşürür ve kalkışı sağlar. Bu, kalkışı sağlayan
ana etkendir, fakat yine de aşağıya doğru itilen havaya
tepkime olarak üretilen bir kalkış da söz konusudur
(Newton'un Üçüncü Kuralı).193

Bilim dünyası bir yandan evrim teorisinin dino-kuş
iddialarını yalanlarken, bir yandan da canlıların
bilinçli bir tasarıma sahip olduklarını -yaratılışı-
tasdik etmektedir. Bilimle bu kadar iç içe yaşamalarına
rağmen, gerçekleri çarpıtan evrimci bilim adamlarının
bu anlayışı, söz konusu teoriye körü körüne
bağlı olduklarını açıkça göstermektedir.
|
Ayrıca avını yakalamak için çırpma hareketi yaptığı
varsayılan kanatların yaratılmış , uçmak için tasarlanmış
bir kanattan çok farklı olmalıdır. Tüylü bir kanat,
avını yakalamak için kanat çırpan bir kuş için hiçbir
şekilde avantajlı değildir. Çünkü geniş yüzeyli ve tüylü
bir kanat, hava direncini artıracak ve varsayılan kanat
hareketini zorlaştıracaktır. Eğer evrimcilerin iddia
ettiği gibi, kuş avlanmak için kanatlarını çırpıyor
olsaydı, kanatların tasarımı havayı geriye doğru iterek,
kuşun ileri doğru hareketini sağlayacak şekilde olmalıydı.
Bu nedenle kuşun kanatlarının havayı kolaylıkla geçiren
örneğin delikli bir yüzeye sahip olması daha avantajlı
olacaktı. Dolayısıyla evrimcilerin getirdikleri açıklamalar,
kendi iddiaları ile çelişen mantıksızlıklarla doludur.
Tüylerinin
yanı sıra Caudipteryx, kuş olduğunu gösteren
bir dizi başka özelliğe sahiptir. Bunlardan biri Caudipteryx'in
otobur olmasıdır. Caudipteryx ilk ortaya çıktığında
theropod olarak öne sürüldüğü için "etobur"
olduğu düşünülüyordu.194 Ancak
Caudipteryx'in alt kafası ve alt çene kemiğinde
dişleri yoktu; aynı zamanda bu canlıya ait her iki fosil
örneğinde, büyük ölçüde bitki içeriklerini öğütmek için
taşlık bulunuyordu.195 Otoburluk
özelliği ve taşlık gibi organlar sadece kuşlarda bulunmaktadır
ve theropod familyasına ait hiçbir türde görülmemektedir.196
Bu nedenle ProtArchæopteryx ile Caudipteryx
birer dinozor değil, soyu tükenmiş kuşlardır. Bu canlılara
dinozor denilmesinin nedeni evrimcilerin onların böyle
olmasını istemeleridir.
5. SPEKÜLATİF İDDİALARLA ANILAN BİR
FOSİL DAHA: Sinosauropteryx
Evrimciler
konuyla ilgili her yeni fosil bulgusunda, dinozor-kuş
bağlantısı hakkında spekülasyonlar öne sürerler. Ancak
her seferinde -yapılan detaylı analizler sonucunda-
bu fosillerin evrime delil olduğu ile ilgili iddialar
yalanlanmaktadır.
Bu tür "dino-kuş" iddialarının bir örneği de, 1996
yılında büyük bir medya propagandası ile gündeme getirilen
Sinosauropteryx'ti. Bazı evrimci paleontologlar
bu sürüngen fosilinin kuş tüylerine sahip olduğunu ileri
sürdüler. Oysa bir yıl sonra fosil üzerinde yapılan
incelemelerde, evrimci araştırmacıların heyecanla "kuş
tüyü" olarak tanıttıkları yapıların tüylerle hiçbir
ilgisi olmadığı ortaya çıktı.
Science dergisinde yayınlanan "Plucking the Feathered
Dinosaur" (Tüylü Dinozorun Tüylerini Yolmak) başlıklı
bir makalede, evrimci paleontologlar tarafından "tüy"
olarak algılanan yapıların gerçekte tüylerle ilgisiz
olduğu belirtiliyordu:
Bir yıl kadar önce, paleontologlar
"tüylü dinozor"a ait fotoğrafların ortaya çıkmasıyla
heyecan yaşamışlardı. Çin'in Yixian bölgesinde bulunan
Sinosauropteryx adlı fosil, New York Times'ın
ön sayfasında yayınlanmış ve kuşların kökeninin dinozorlar
olduğuna dair etkili bir delil olarak sunulmuştu.
Ama geçtiğimiz ay Chicago'daki omurgalılar paleontolojisi
toplantısında verilen hüküm daha farklı oldu: Fosil
örneklerini inceleyen yarım düzine Batılı paleontolog,
bu yapıların günümüze ait tüyler olmadıklarını söylediler...
Kansas Üniversitesi paleontoloğu Larry Martin, bu
yapıların yıpranmış kolajen fiberleri olduğunu ve
kuşlarla hiçbir ilişkisi olmadığını belirtti.197
Connecticut Üniversitesi'nden Alan Brush da Sinosauropteryx
hakkındaki spekülatif tüy iddiaları ile ilgili şunları
söylüyordu:
Fosillerin dış hattında yer alan
sert ve kalın tüy benzeri lifler, modern tüylerde
görülen detaylı organizasyondan yoksundur.198
Çok önemli bir nokta da Sinosauropteryx'in
sürüngenlerinki gibi körük benzeri akciğerlere sahip
olmasıdır. Körük benzeri akciğerlerinin olması pek çok
araştırmacıya göre, bu canlının, yüksek performanslı
ciğerlere sahip günümüz kuşlarına evrimleşmiş olamayacağını
göstermektedir.
Evrimciler bugün, söz konusu canlıdaki yapıların tüy
olduğu iddiasını tamamen terk etmişlerdir. Evrimi dogmatik
bir yaklaşımla, bir ön kabulle varsaymak bu tür yanılgıların
ve hatalı yorumların yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır.
6. GÜNÜMÜZ KUŞLARININ KANAT YAPISINA
SAHİP Eoalulavis hoyasi
Theropod dinozorlarla ilgili
evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise, Eoalulavis
hoyasi olmuştur. 120 milyon yaşında olduğu hesaplanan
Eoalulavis hoyasi, eldeki tüm theropod
örneklerinden daha yaşlıdır. Ancak buna rağmen Eoalulavis
hoyasi'nin kanat yapısının aynısı, günümüze ait
bazı uçan kuşlarda görülmektedir. Bu da 120 milyon yıl
önce, günümüz kuşlarından birçok yönden farksız canlıların
uçmakta olduklarını ispatlamaktadır.199
Bu canlıdan sonra ortaya çıkmış olan theropodları,
"kuşların atası" olarak göstermenin ne denli akıl dışı
bir tez olduğu açıktır.

Eoalulavis hoyasi'nin kanat yapısı, günümüzdeki
bazı uçan kuşlarda da görülmektedir. Bu kuşun
kanadındaki tüyler, "parmağa" bağlanmış
duran küçük bir tüy demeti içerir. Bir kuş,
hızını yavaşlatmak ya da yere inmek istediğinde,
bu parça ufka göre kanadın açısını azaltır.
Bu kısım, havanın ana kanadın üst yüzeyinden
akmasına, kolay bir türbülansa ve kuşun düşmeden
fren yapmasına imkan verir.
|
Bu kuşun kanadındaki tüyler "parmağa"
bağlanmış duran küçük bir tüy demeti içerir. Yapma kanat
tanımıyla hemen fark edilebilen bu yapı, günümüzde yaşayan
birçok kuşun temel özelliğidir; fakat şimdiye dek Mezozoik
çağdan fosilleşmiş bir kuşta görülmemiştir. Bu yeni
kuşa -Eolalulavis hoyasi'ye- "alulası bulunan tarihi
kuş" denilmiştir.200 (Alula, birkaç
tüyden oluşan ve yavaş uçuş sırasında, kuşun değişik
manevralar yapmasına olanak veren özel bir tüy örtüsüdür.)
Bu küçük tüy demetinin varlığı, ispinoz büyüklüğündeki
bu kuşun günümüz kuşları kadar uçabildiğini ve manevra
yapabildiğini göstermektedir.
Alula, uçak kanadının hareketli parçası
gibi işlev görür. Bir kuş hızını yavaşlatmak ya da yere
inmek istediğinde, kanadın açısını ufka göre azaltır.
Bu kanat pozisyonu sonucunda meydana gelen etki, kuşun
yavaşlamasına yardımcı olur. Fakat hava akımı ile kanat
yüzeyi arasındaki açı çok fazla dikleştiğinde, kanadın
üzerindeki türbülans artar ve kuş, uçuşunu sürdürmek
için gerekli olan yüksekliği yitirir. Benzer koşullar
altındaki bir uçak gibi, kuş da hız kaybedip düşme tehlikesi
yaşar. Bundan sonra alula devreye girer. Bu küçük ilave
parçanın kaldırılmasıyla, kanadın ana parçası arasında
bir yarık oluşur. Bu, bir pilotun uçağın kanat parçalarını
yerleştirdiğinde gerçekleşenlerle aynıdır. Bu yarık,
havanın ana kanadın üst yüzeyinden akmasına, kolay bir
türbülansa ve kuşun (veya uçağın) düşmeden fren yapmasına
imkan verir.201
120 milyon yıl önce, günümüzde kullanılan teknolojiye
sahip kuşların var olduğunun bilinmesi, evrim teorisinin
aşılmaz problemlerine bir yenisini daha eklemiştir.
7. RESSAMLARIN HAYALGÜCÜNE
DAYALI SÖZDE DİNO-KUŞ FOSİLİ: Unenlagia COMAHUENSIS

HAYALİ ÇİZİM
|
Buenos Aires'teki Arjantin Doğa Bilimleri
Müzesi'nden Fernando E. Novas ve Trelew'deki Paleontoloji
Müzesi'nden Pablo F. Puerta, Nature dergisinin 22 Mayıs
1997 sayısında "kayıp halka" etiketiyle, 90 milyon yıllık
olduğu söylenen bir fosil duyurdular.202
Bu fosile, Mapuche Kızılderililerinin dilinde "kuzey
batı Patagonya'dan yarı kuş" anlamına gelen Unenlagia
Comahuensis ismini verdiler. Bu fosil, Arjantin'in Patagonya
bölgesinde bulunan 20'den fazla bacak, kaburga ve omuz
kemiğine ait parçalardan oluşmaktaydı. Bu kemik parçalarından
yola çıkan ressamlar, boynu, kafası, çenesi ve kuyruğu
olan bir canlıya ait bir beden çizdiler. Sonra da bu
fosili, dinozorlardan kuşlara geçiş aşamasına ait sözde
bir ara geçiş fosili olarak duyurdular.
Ancak birçok yönden Unenlagia
açıkça bir dinozordur. Özellikle kafatasının bazı özellikleri,
gözlerinin arkasındaki kemik formasyonları kuşlara değil,
çok yakından theropodlara (küçük, iki ayaklı
dinozorlar) benzemektedir. Üstelik tüylerinin olduğuna
dair hiçbir delil yoktur. Evrimci bilim adamları ise,
bu canlının kollarındaki kemiklerin katlanabileceğini
ve ön kollarını kaldırarak kuşların uçuş için yaptıklarına
benzer bir hareket yapabileceğini iddia etmişlerdir.
Ancak sadece ön yargılı birtakım tahmin ve varsayımlarla
bu iddiaların kesin bir delil olarak kabul edilemeyeceği
açıktır. Ohio Üniversitesi'nden Lawrence M. Witmer bu
canlıyı, sahip olduğu farklı özelliklerden ötürü "gerçek
bir mozaik" olarak tanımlamaktadır.203
Alan Feduccia da,
Unenlagia'nın kesinlikle dinozor ve kuş arasında
bir kayıp halka olmadığını belirtmekte ve tam bir kuş
olan Archæopteryx'ten 55 milyon yıl sonra yaşadığını
vurgulamaktadır.204 Feduccia'nın
1996 yılında birkaç yazarla birlikte kaleme aldığı Science
dergisinde yayınlanan bir makalesinde dikkat çektiği
gibi, kuşa benzediği söylenen neredeyse her dinozorun
yaşı, ilk kuşların ortaya çıkışından çok uzun süre sonrasına
aittir.205 Bu da bilim adamlarının
"zaman paradoksu" olarak adlandırdığı sorunu
doğurmaktadır.
8. EVRİMCİLERİN ZORLA KUŞLARIN ATASI
YAPMAK İSTEDİKLERİ DİNOZOR: dromaeosaur
Kuşların sözde atası olarak kabul edilen Archæoraptor
isimli fosilin sahte olduğunun ortaya çıkması ile, evrimciler
bu kez de yeni buldukları bir fosile ümit bağladılar.
Çin'de bulunan "dromaeosaur" adlı bu dinozor
fosili -kuşlarla benzer özellikler taşıdığı sanılarak-
kuşların atası olarak öne sürüldü.
Oysa
kuşların sözde ilkel atası olarak gösterilen bu fosil
-dromaeosaur- evrimcilerin de kabul ettiği
gibi bir kuş değil, tipik bir sürüngendir. Kanatları
yoktur, pençeli ön ayakları vardır. Uzun arka ayakları
ve uzun kuyruğu vardır. Evrimcilerin bu canlıyı kuşlarla
ilgili gibi göstermeye çalışmalarının tek nedeni, vücudunun
üst kısmında tüylere benzeyen yapıların bulunmasıdır.
Oysa Feduccia'nın belirttiği gibi, tüm bu "tüylü dinozor"larda
bulunan ve tüy sanılan yapılar, aslında "dino-fuzz"
olarak bilinen ve derinin zamanla parçalanıp dağılmasının
sonucunda ortaya çıkan yapılardır. Kuş tüyleri ile ilgisi
yoktur. Evrimcilerin, sürüngenlerin kuşlara evrimleştiğini
iddia edebilmeleri için, Archæopteryx'ten daha
önce yaşamış bir grup sürüngenin, kademe kademe kuş
özellikleri geliştirdiğini gösteren fosiller olmalıdır.
Oysa buna dair en ufak bir kanıt dahi yoktur.
9. Jeholornis prima
Omurgalı
Paleontoloji Enstitüsü'nden ve Pekin'de paleoantropoloji
araştırmacısı olan Zhonghe Zhou ve Fucheng Zhang, Çin'de
buldukları bir fosile Jeholornis prima adını
verdiler. Bu kuş fosilinin uzun bir kuyruğa sahip olması,
bazı evrimcilerin bu fosili kuşların dinozorlardan evrimleştiği
iddiasına delil olarak göstermelerine neden oldu. Oysa,
daha evvel de belirttiğimiz gibi doğada farklı canlı
gruplarının özelliklerini üzerinde barındıran "mozaik
canlılar" bulunmaktadır ve bunlar evrimciler tarafından
dahi evrim teorisine delil olarak sunulmamaktadır.206
Sineklerin de kuşlar veya yarasalar gibi kanatları vardır,
ancak bu türlerin hiçbiri arasında -evrimciler açısından
dahi- evrimsel bir akrabalık olduğunu öne sürmek mümkün
değildir. Dolayısıyla dinozorlarla kuşlar arasında benzer
bazı özellikler olması, dinozorların sözde kuşların
atası olduğuna delil olarak gösterilemez. Alan Feduccia'nın
bu konudaki tespiti şöyledir:
Eğer biri tavuk iskeleti ile dinozor
iskeletine dürbünle bakarsa, ikisinin benzer olduğunu
düşünebilir. Ancak yakından ve detaylı bir inceleme,
aralarında pek çok farklılık olduğunu ortaya çıkarıyor.
theropod dinozorlarının örneğin, eğri ve
testere gibi uçları olan dişleri var, ancak ilk kuşların
düz ve kanca gibi dişleri var ve uçları testere gibi
değil. Ayrıca her iki türün dişleri farklı şekillerde
çıkıyor ve yenileniyordu.207
Bu bakımdan Jeholornis de
bir ara geçiş formu değil, mozaik canlı özelliği gösteren
tam ve güçlü bir uçucu kuştur.208
10. Protopteryx fengningensis

Protopteryx fengningensis |
Protopteryx fengningensis isimli kuş fosili,
Çin'in Hebei Bölgesi'ndeki 120 milyon yıllık Kretase
kayalarında bulundu. Pekin'deki Çin Bilim Akademisi'nden
Fucheng Zhang ve Zhonghe Zhou adlı paleontologlar, Science
dergisinin 8 Aralık 2000 sayısında bu fosili yeni bir
dino-kuş olarak ilan ettiler.
Açıkça uçabilen bu küçük kuş, tüylerle
kaplıdır ve uçmasına yardımcı olacak şekilde pelvis
kemiğine sahiptir. Pelvis kemiği, günümüzün iyi uçan
kuşları olan şahinler ve diğer tüneyen kuşlar da dahil
olmak üzere pek çok kuşta bulunan bir yapıdır. Ancak
bu kuş fosili de taraflı yorumlara maruz kalarak, evrimciler
tarafından ara geçiş formu olarak öne sürülmüştür. Alan
Feduccia da Protopteryx'te görülen izlerin kuşların
dinozorlardan önce yaşadığının bir göstergesi olduğunu,
dolayısıyla kuşların dinozorlarla ilgisi olmadığını
ifade etmektedir.209
11. Sinovenator changii'NİN
HAYALİ TÜYLERİ
Çin'de bulunan
130 milyon yıllık Sinovenator changii isimli
dinozor fosilinde tüylere rastlanmamış olmasına rağmen,
bazı evrimciler bu canlının "muhtemelen tüylü olduğunu"
varsaymaktadırlar. Bu varsayıma dayanak olarak ise,
bu fosilin bulunduğu bölgedeki diğer dinozor fosillerinin
tüylü oldukları gösterilmektedir. Fosilde tüyler bulunmamasına
rağmen, bu fosilin tüyleri olduğunu varsaymak ve bundan
yola çıkarak "dinozorlar kesin olarak kuşların atasıdır"
sonucunu çıkarmak, elbette ki bilimsel bir yaklaşım
değildir. Üstelik sözü edilen Yixian bölgesinde daha
önce bulunan dinozor fosillerindeki tüyler tartışmalıdır.
Daha önce de incelediğimiz gibi, birçok bilim adamı,
bu dinozorlardaki yapıların tüy olmadığı görüşünde birleşmektedir.
Öne sürülen diğer hiçbir "tüylü dinozor" adayı da kesin
değildir. Bu canlıların fosillerinde bazı "tüyümsü"
yapılara rastlansa da, bunların gerçekte tüy mü yoksa
klasik sürüngen pullarının uzantıları mı olduğu kesin
olarak belirlenebilmiş değildir. Daha önce de belirttiğimiz
gibi Fedduccia gibi önde gelen evrimciler bu yapıların,
"kolajen fiberleri" olduğunu ve tüy olarak kabul edilmesinin
büyük hata olacağını savunmaktadırlar.210
Öte yandan, 1996 yılında büyük bir medya propagandası
ile "tüylü dinozor" olarak gündeme getirilen Sinosauropteryx
fosilinin, gerçekte kuş tüyüne benzer hiçbir yapıya
sahip olmadığı, 1997 yılında yapılan incelemelerle anlaşılmıştır.211
Kaldı ki "tüylü dinozorlar" yaşamış olsa bile, bu durum
hiçbir zaman kuşların dinozorlardan evrimleştiğine bir
delil sayılamaz. Çünkü kuş tüyleri tamamen özgün yapılardır
ve başka bir yapıdan evrimleştiklerini gösteren hiçbir
delil bulunmamaktadır.
12. MICRORAPTOR GUI VE DÖRT
KANATLI DİNOZOR İDDİALARI
HAYALİ ÇİZİM |
2003 yılının Ocak ayında, Çinli paleontolog Xu Xing
tarafından bulunan Microraptor gui adlı fosil,
pek çok fosil gibi evrimciler tarafından kuşların "ilkel
atası" olarak gösterilmek istendi. Bu fosilin dört kanatlı
ve ağaçtan ağaca süzülen bir dino-kuşa ait olduğu ileri
sürüldü ve bu bulgunun kuşların dinozorlardan evrimleştiği
teorisine kanıt olduğu iddia edildi. Ancak çok kısa
bir süre sonra bu iddiayı destekleyecek delil olmadığı
bilim adamları tarafından açıklandı.
Microraptor gui adlı fosille ilgili yayınlanan
makale veya haberlerde, Darwinizm propagandasının geçersizliğini
şöyle sıralayabiliriz:
1. Söz konusu fosilin yaşı 130 milyon olarak hesaplanmıştır.
Bu tarih, en eski uçucu kuş Archaeopteryx'ten 20 milyon
yıl daha gençtir. Bu durum, Microraptor gui 'ye
evrimcilerin yakıştırdığı "kuşların atası" ünvanı adına
açık bir çelişki oluşturmakta, dolayısıyla bunun bütünüyle
uydurma olduğunu göstermektedir.
2. Microraptor gui , anatomik olarak dinozorlara
benzemektedir. Parmak sıraları da bu benzerlikle uyumludur.
Microraptor gui 'den evrimleştiği öne sürülen
kuşların parmak sıraları ise, dinozorlarınkinden önemli
derecede farklıdır. Parmak sırasındaki bu farklılığın
ata-torun ilişkisi çerçevesinde açıklanması mümkün değildir
ve bu durum Microraptor gui 'nin, kuşların
atası olduğu tezine çok ağır bir darbe vurmuştur.
Evrimcilerce
"Dört Kanatlı Kuş" olarak propagandası yapılan Microraptor
gui 'nin dinozor olduğunu anlamak için birçok delil
vardır. Hatta fosili bulan ve tanımlayan paleontoloğun
bizzat kendisi, Nature dergisinde yayınladığı raporunda
bu fosilin bir "dinozor"a ait olduğunu yazmıştır.212
Microraptor gui 'nin elindeki parmak sıraları,
kuşlardaki gibi 2-3-4 diziliminde değil, dinozorlardaki
gibi 1-2-3 dizilimindedir ve arka ayaklarında, dromaeosaurların
(144 milyon ila 66.4 milyon yıl önce yaşamış küçük ve
orta boylu etçil dinozor grubu) karakteristik özelliği
olan öldürücü pençeler mevcuttur.213
Böyle farklı parmak sıralarına sahip Microraptor
gui ile kuşlar arasında ata-soy ilişkisi kurmak
evrimci bakış açısı ile dahi mümkün değildir.214
Microraptor gui ile dinozorlar
arasındaki anatomik farklılıklar parmak sırası ile sınırlı
değildir. Genel olarak, kuşların anatomisi, ataları
olduğu öne sürülen dinozorlardan -dolayısıyla Microraptor
gui 'den- derin farklarla ayrılmaktadır.215
3. Microraptor gui ile ilgili bilimsel gelişmeler,
bu canlının havada süzülme kapasitesinin önceden tahmin
edilen şekilde olmayabileceğini göstermiştir. Microraptor
gui 'nin Nature'da tanımlanmasından kısa bir süre
sonra, bu canlıyla ilgili senaryoya bilim dünyasından
itirazlar yükselmeye başlamıştır. Microraptor gui
, başlangıçta yaygın bir medya propagandasıyla
uçucu bir canlı olarak tanıtılmışsa da, birçok bilim
adamı daha sonradan bu canlının aslında uçamayacağı
yönünde yorumlar yapmıştır. Microraptor gui 'nin
bu son yorumlar karşısındaki durumu National Geographic
dergisinde şöyle özetlenmektedir:
Ancak bilim adamları M.gui'nin havalanacak kadar hızlı
koştuğunu düşünmüyor. Ayrıca nasıl bir engelli koşucu
uzun etek giyip koşmaya kalkarsa tökezler, ayak tüyleri
M. gui'yi de aynı şekilde tökezletmiş olabilir. Bilim
adamlarına göre bu bol tüyler belki de uçan sincaplarda
olduğu gibi paraşüt etkisi yaratıyordu.
Başka bilim adamları bu yeni fosilden
tam olarak ne sonuçlar çıkarmaları gerektiğini bilmiyor,
ancak bu hayvanların ağaçtan ağaca süzülürken uçmaya
başladığı varsayımına da itiraz ediyorlar: Daha kolayı
varken, kanatlarınızı çırparak niye enerji harcayacaksınız
ki? Ayrıca bazı araştırmacılar M.gui'nin ayak tüylerinin
süzülerek bile olsa uçmaya elverişli olmadığını öne
sürüyor.216
Kısaca özetleyecek olursak, bu itirazların bilimsel
gerekçeleri şu şekildedir:
HAYALİ ÇİZİM |
a) Kuşların pelvis kemiği, Microraptor gui 'nin
havada süzüldüğü varsayımını reddetmektedir.
Evrimcilerin bu canlıyı uçuşun sözde evrimiyle ilişkilendirmesinin
görünürdeki nedeni ön ve arka bacaklarında sahip olduğu
tüylerdir. Bazı evrimciler bunun, ağaçlarda yaşayan
ve ön ve arka bacaklarını yanlara açarak ağaçtan ağaca
süzülebilen bir canlı olduğunu öne sürmektedir. Microraptor
gui 'nin medyada yayınlanan rekonstrüksiyon resminde
arka bacakların yanlara açık olduğu ve yere yatay şekilde
durduğu görülmektedir. Oysa Microraptor gui 'nin
arka ayaklarının yanlara açılabileceğini düşünmenin
bir temeli yoktur. Kuşlarda arka ayakların yanlara doğru
180 derece açılması pelvis kemiğinin anatomisi yüzünden
imkansızdır. Örneğin bir marketten alınan tavuğun bacakları,
yanlara açılacak olursa kalça kemikleri derhal kırılacaktır.
b) Microraptor gui 'nin bacaklarında olduğu
varsayılan tüylerin bacağa bağlı olup olmadığı tartışmalıdır.
Dahası bunlar kuş uçuşunu engelleyici niteliktedir ve
bu yüzden kuşların uçuşunun sözde evrimsel kökenini
destekleyebilecek bir kanıt oluşturmamaktadır.
Diğer yandan, Microraptor gui
'nin bacaklarının yanlara açılabildiği düşünülse
bile, bu fosildeki tüylerle kuşların uçuş tüyleri arasında
hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Berkeley'deki California
Üniversitesi Paleontoloji Müzesi Başkanı Kevin Padian,
Bioscience dergisinin Mayıs 2003 sayısında yayınlanan
bir makalesinde Microraptor gui 'nin uçuşun
kökeniyle ilgili olduğu tezine karşı çıkmış ve Microraptor
gui 'nin anatomisinin bu senaryoya oluşturduğu
engelleri sıralamıştır.217
Birincisi, K. Padian, Microraptor
gui 'de bulunduğu iddia edilen arka bacak tüylerinin,
bacağa gerçekten bağlantılı olup olmadığı konusunda
ikna olmadığını belirtmektedir. İkincisi, bunlar bacağa
bağlantılı olsa bile, Microraptor gui 'nin
iddia edilen süzülme hareketinin, kuşlardaki güçlü kanat
uçuşuna evrimleşmiş olabileceğine dair hiçbir dayanak
yoktur. Çünkü kuşlar uçuş sırasında arka ayaklarını
kullanmamakta ve bunları tekerleklerini çeken bir uçak
gibi, geriye uzatıp sabit tutmaktadırlar. Padian bunları
belirttikten sonra, "bacak tüylerinin daha gelişmiş
kuşların kullandıkları uçuşun evrimiyle gösterilebilir
hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır" yorumunu yapmaktadır.218
Evrimci Nature dergisinin
editörü ve aynı zamanda bir paleontolog olan Henry Gee
ise, "Dört kanat, süzülmek için mükemmel bir tertiptir
ama kuvvetli, çırpmalı uçuş için değil" diyerek Microraptor
gui 'nin süzülme hareketiyle, kuş uçuşunun ilgili
olmadığını ifade etmektedir.219
YAŞ SORUNU
VE "KLADİSTİK" YANILGISI
Dino-kuş teorisini savunanlar, kuşların sözde
atasının küçük ve etobur bir dinozor türü olan
theropodlar olduğunu iddia ederler. Özellikle
Çin'in Liaoning bölgesinde bulunan bazı fosil
türlerini evrimsel ata olarak gösteren evrimciler,
önemli bir gerçeği göz ardı etmektedirler: Henüz
kuşların atası olarak gösterdikleri theropod
türü dinozorlar ortaya çıkmamışken düzgün şekilde
uçabilen kuşlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. 150
milyon yıl önce yaşamış en eski kuş türü olan
Archæopteryx, theropod türü
dinozorlardan on milyonlarca yıl daha yaşlıdır.
Ünlü ornitolog Dr. Alan Feduccia, bu nedenle,
Archæopteryx'in evrim açısından "aşılmaz
bir problem" olduğunu belirtmiştir:
Bu teori ile ilgili aşılmaz
problemler var... Bizim bildirdiklerimiz
ötesinde, kuş-benzeri dinozorların 150 milyon
yaşındaki bilinen en eski kuştan 25 milyon ile
80 milyon yıl sonra ortaya çıkmasıyla ilgili
bir zaman problemi var.1
Feduccia, kendisi ile yapılan bir röportajda
"Kuşların dinozorlardan geldiğine niçin inanmıyorsunuz?"
sorusunu şöyle yanıtlamaktadır:
Birincisi zaman çizgisi yanlış. Dinozorların
kuşların atası olduğu iddiası bilinen en eski
kuş olan Archæopteryx'ten 25 milyon-80
milyon yıl sonra oluşur. İkincisi…
Yerden yukarı doğru uçmayı evrimleştirmek biyofiziksel
olarak makul değildir. Üçüncüsü kuşların ve
dinozorların birçok özellikleri -örneğin eller
ve dişler- birbiriyle uyumlu değil. theropod
dinozorun eli bir başparmaktan ve bitişiğindeki
iki parmaktan oluşur. Kuş eli ortadaki üç parmaktan
oluşur. Bir tür elden diğer tür ele geçmek için
yalnızca bir düğmeye dokunamazsınız. Tabi ki,
eğer kuşların dinozor kökenine ters
bir şeyle gelirseniz, otomatik olarak yanlış
olursunuz, hangi kanıtla geldiğiniz önemli değildir.2
Evrimcilerin bu büyük sorunu çözmek, daha doğrusu
çözmüş gibi gözükmek için kullandıkları yöntemin
adı ise "kladistik"tir.
"Kladistik", son 20-30 yıldır paleontoloji dünyasında
sıkça kullanılan yeni bir fosil yorumlama yöntemidir.
Bu yöntemi savunanlar, bulunan fosillerin yaşlarının
tamamen göz ardı edilmesini, sadece eldeki fosillerin
karakteristik özelliklerinin birbiri ile karşılaştırılmasını
ve bu karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan benzerliklere
göre evrimsel soy ağaçları kurulmasını savunurlar.
Kladistiğin iyi bir özeti olan bu açıklama, söz
konusu yöntemin ne kadar büyük bir çarpıtma olduğunu
da göstermektedir. 70 milyon yıllık bir fosilin
sahibi olan bir türün, aslında 170 milyon yıl
önce de yaşadığını varsaymanın ve buna göre bir
evrimsel akrabalık ilişkisi kurmanın, çarpıtmadan
başka bir anlamı yoktur.
Kendisi de bir evrimci olmasına karşın, paleontolog
Larry Martin evrimcilerin bu konuda ne denli dogmatik,
ön yargılı bir yaklaşım içinde olduklarını şöyle
ifade etmektedir:
… bazen bazı kişiler tarafından yapılan "eğer
kladistik analiz yaparsanız gerçeği elde edersiniz"
şeklinde imalar içeren dogmatik ifadelere kızıyorum.
Deneysel olarak bunun doğru olmadığını biliyorsunuz,
çünkü eğer tam olarak bakarsanız, aynı grup
üzerinde çalışan iyi kladistlerin [canlıları
kladistik prensiplerine göre sınıflandıran biyolog]
hepsi farklı kladigramlar [her biri bir türü
temsil eden ağaç şeklindeki sözde evrimsel diyagram]
elde eder. Biliyorsunuz, en iyi ihtimalle bu
kladigramların sadece biri doğrudur. Bunun sebebi
muhtemelen insanların kladigramlara
giren özellikleri ne kadar dikkatli inceledikleri
ve seçtikleriyle ilgilidir. Eğer kladigramınıza
çöp koyarsanız, çöp elde edersiniz.3
Pennsylvania
Üniversitesi'nden anatomi profesörü Peter Dodson
da, sözde dino-kuşların, ilk kuşlardan sonra bulunmasının
büyük bir sorun oluşturduğunu ve kladistik metodu
ile getirilen çözümün "zoraki" bir çözüm olduğunu
belirtmektedir:
Ben şahsen, kuş benzeri maniraptoran
theropodların kuşların kökeninden 25-75
milyon yıl sonra bulunmasını sorun olarak görmeye
devam ediyorum...
Hayalet atalar, açıkçası zoraki bir çözümdür,
kladistik metodu tarafından zorunlu kılınan
uygun olmayan bir çözüm. Tabi, Geç Kretase maniraptoranlarının
kuşların gerçek ataları olmadığı, sadece kardeş
sınıf olduğu itiraf ediliyor. Jurasik dönemde
yüksek derecede türemiş, hızla evrimleşen maniraptoranların
kuşlara evrimleştiğine ve sonra bu yüksek derecede
ilerlemiş soyun evrimsel bir durağanlığa girdiğine
ve milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kaldığına
inanmamız mı bekleniyor?... zaman probleminin
çözüldüğü konusunda neden ısrar ediyoruz?4
Kladistik, evrim teorisinin fosil kayıtları karşısındaki
yenilgisinin gizli bir itirafı ve yeni bir boyutudur
aslında. Özetlemek gerekirse;
1) Darwin; fosil kayıtları detaylı olarak incelendiği
takdirde, bildiğimiz türlerin hepsinin arasını
dolduracak "ara formların" bulunacağını öne
sürmüştür. Teorinin beklentisi budur.
2) Ancak 150 yıllık paleontoloji çabası, ara
formları ortaya koymamış, bu canlıların izine
rastlanamamıştır. Bu, teori adına büyük bir
yenilgidir.
3) Ara formlar bulunamadığı gibi, sadece benzerliklerinden
dolayı birbirlerinin atası olarak ilan edilebilecek
olan canlıların da yaşları çelişkilidir. Daha
"ilkel" gibi görünen bir canlı, daha "gelişmiş"
gibi gözüken bir canlıdan daha geç ortaya çıkmaktadır.
İşte bu son nokta, evrimcileri kladistik denen
tutarsız yöntemi geliştirmeye zorlamıştır.
Kladistikle birlikte, Darwinizm, bilimsellik
maskesini açıkça yitirmekte, aksine "bilimsel
bulguları çarpıtan, bu bulguları kendi varsayımlarına
göre değiştiren" bir dogma haline gelmektedir.
1. David Williamson, "Scientist
says ostrich study confirms bird 'hands' unlike
those of dinosaurs", UNC News, no. 425, 14 Ağustos
2002, www.unc.edu/news/newsserv; David Williamson,
"Scientist Says Ostrich Study Confirms Bird 'Hands'
Unlike Those Of Dinosaurs", EurekAlert, 14 Ağustos
2002, http://www.eurekalert.org/pub_releases/2002-08/uonc-sso081402.php
2. Alan Feduccia, "Plucking Apart the Dino-Birds",
Discover, vol. 24, no. 2, Şubat 2003.
3. Case of the Flying Dinosaur, NOVA, Boston Video,
1991.
4. Peter Dodson, "Response by Peter Dodson", American
Paleontologist, vol. 9, no. 4, 2001, ss.13-14.
|
EVRİMCİLERİN
GÖRMEZDEN GELDİKLERİ SORUN:
HAYALİ ATA-TORUN İLİŞKİSİNİ BOZAN ZAMAN PARADOKSU
Sözde "tüylü dinozor" olarak duyurulan
fosillerle ilgili en büyük problem, evrimcilerin
bu fosilleri ünlü Archæopteryx'ten çok daha genç
olarak tarihlendirmeleridir. Yeryüzündeki bilinen
en eski uçabilen kuş olan Archæopteryx, 150 milyon
yıl yaşındadır ve günümüz kuşlarıyla aynı uçuş
yeteneğine sahip olan uçucu bir kuştur. Dolayısıyla
bu fosillerin, sözde "kuşların henüz uçamayan
ilkel ataları" olarak gösterilmesi imkansızdır.
Bu sözde "tüylü dinozor"ların ata konumunda
olması gerekirken, torun konumunda olmaları evrimcilerin
aşılamaz problemlerindendir.

HAYALİ ÇİZİM |
Evrimcilerin
Sözde Ata-Torun İlişkilerini Bozan Bir Fosil
Daha: Liaoningornis
Çin'de Kasım 1996'da bulunan 121 milyon
yaşındaki Liaoningornis adlı fosilin varlığı,
Lianhai Hou, Larry Martin ve Alan Feduccia
tarafından Science dergisinde yayınlanan
bir makaleyle duyuruldu.1 Liaoningornis,
günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının
tutunduğu göğüs kemiğine, uzun uçuşları
mümkün kılan uçuş kaslarına sahipti. Diğer
yönleriyle de bu canlı, günümüz kuşlarından
farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin
olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç
de evrimcilerin iddia ettikleri gibi ilkel
bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu.2
Nitekim Alan Feduccia, Discover dergisinde
yayınlanan yorumunda, Liaoningornis'in,
kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını
geçersiz kıldığını belirtmişti.3 |
HAYALİ ÇİZİM
|
Sinornithosaurus
Millenii ve Beipiaosaurus Inexpectus
Çin'de bulunan Sinornithosaurus millenii
ve Beipiaosaurus inexpertus adlı dinozor
fosilleri, evrimci kaynaklarda yarı kuş-yarı
dinozor olarak gösterilmektedir. Fosilleri
yorumlayan evrimci paleontolog Chris Sloan,
bu canlıların uçamadıklarını, ancak kanatlarını
dengeli koşmak için kullandıklarını öne
sürmektedir. Bu iddialara göre, söz konusu
fosillerin henüz uçamayan "kuş ataları"
olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak 120
milyon yıl yaşındaki bu fosillerin, sözde
ata olarak lanse edilmeleri çok büyük bir
çelişkidir. |
| |
BPM
1 3-13
"Tüylü dinozor" iddialarıyla gündeme
gelen fosillerden biri de BPM 1 3-13'tür.
Fosili keşfeden Dr. Mark Norell ve bazı
Çinli bilim adamları, Çin'de bulunan bu
yeni örneğe Çin'deki Liaoning Bölgesi'nde
bulunan Beipiao Paleontoloji Müzesi'nden
(Beipiao Paleontological Museum) esinlenerek
"BPM 1 3-13" adını verdiler. |
HAYALİ ÇİZİM
|
Kasıtlı
Olarak Kuş Özellikleri Atfedilen Dinozor
Fosili: Microraptor
Çin'de Microraptor ismi verilen ve 120 milyon
yıllık olduğu tespit edilen bir dinozor
fosili bulundu. Söz konusu dinozorun boyutlarının
küçük olması ve "dino-fuzz"4
denen, ancak kuş tüyleri ile ilgisi bulunmayan
organik bir yapıya sahip olması, bu fosilin
kuşların atası olarak yorumlanmasına sebep
oldu. Ancak, Associated Press tarafından
duyurulan haberin orijinalinde de yer aldığı
gibi, bu dinozorun uçtuğuna dair hiçbir
bilgi ve delil bulunmamaktadır. Yine aynı
haberde Kansas Üniversitesi paleontologlarından
Larry Martin de bu dinozorun uçuşa elverişli
olmadığını belirtmektedir.5 |
HAYALİ ÇİZİM
|
Resimlerle Tüylü Olarak Telkin Edilmeye
Çalışılan Dinozor Fosili: Velociraptor
80 milyon yıllık Velociraptor, kuşların dinozorlardan
evrimleştiği masalında sözde ara geçiş formu
olarak sunulan fosillerden biridir. Ancak
bu fosil de diğerleri gibi, evrimcilerin taraflı
yorumlarından başka bir şey değildir. Bu fosilin
çizimlerinde görülen tüyler tamamen evrimcilerin
hayalini yansıtmaktadır; gerçekte ise bu canlının
tüyleri olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır. |
HAYALİ ÇİZİM
|
Evrimcilerden Bir Uçan Dinozor Masalı Daha:
Shenzhouraptor Sinensis
Çin'in Yixian bölgesinde bulunan, 140 milyon
yaşındaki, Shenzhouraptor Sinensis olarak
isimlendirilen fosil, paleontolog Ji Qiang
tarafından kamuoyuna dinozorlarla günümüz
kuşları arasındaki bir geçiş fosili olarak
duyuruldu. Evrimciler tarafından "Kayıp
halka bulundu" sloganları ile hakkında
haberler yapılan bu fosil, gerçekte evrimcilerin
bugüne kadar kuşların kökeni hakkındaki iddiaları
ve ellerindeki sözde delillerle ile çelişmektedir.
|
1. Ann Gibbons, "New Feathered Fossil Brings
Dinosaurs and Birds Closer", Science, vol.
274, 1996, ss. 720-721.
2. "Old Bird", Discover, 21 Mart 1997.
3. "Old Bird", Discover, 21 Mart 1997.
4. Jeff Hecht, "Micro-raptor", New Scientist,
6 Aralık 2000.
5. Jeff Donn, The Associated Press, 7 Aralık 2000.
|
SONUÇ
Bilimsel kanıtların gösterdiği gibi, dinozorların kuşlara
evrimleşmeleri birçok açıdan imkansızdır. Kuşların ilkel
atası olduğu iddiası ile ortaya çıkarılan hiçbir fosil,
gerçekte böyle bir özelliğe sahip değildir. Bilinen
en eski kuş Archæopteryx'tir ve o da kusursuz
uçuş sistemiyle fosil kayıtlarında aniden belirmektedir.
Ondan önce yaşamış hiçbir "ilkel kuş" da yoktur. Son
dönemlerde öne sürülen "dino-kuş" iddialarının bilimsel
dayanaktan yoksun olduğunu da incelemiş bulunuyoruz.
Alan Feduccia, kuşların kökeninin dinozorlar olduğunu
savunan teorinin savunucularının çaresiz konumunu şöyle
yorumlamaktadır:
Hiçbir alan, paleontologları kuşların
dinozor kökenli olduğuna dair bu denli başarılı bir
tuzağa düşüremezdi. 220
Feduccia 1999 basımı kitabında tüm bu "dino-kuş" iddiaları
hakkındaki gerçeği ise şöyle özetler:
Sonuçta, çeşitli bölgelerden iyi
korunmuş derilere sahip pek çok dinozor mumyası bilinmesine
rağmen, şimdiye kadar hiçbir tüylü dinozor bulunmamıştır.221
Eğer tüylü dinozorlar hakkındaki mevcut çıkarımlar
doğru olsaydı bile, bunun evrim teorisine kazandırdığı
bir şey olmazdı. Doğa tarihi boyunca, çok geniş bir
biyolojik yelpaze içinde on milyonlarca farklı türün
yaşadığı ve çoğunun soyunun tükendiği bilinen bir gerçektir.
Günümüzdeki kanatlı memeli yarasa gibi, geçmişte de
kanatlı sürüngenler (pterozorlar) yaşamıştır. Pek çok
farklı deniz sürüngeni (örneğin ichthyosaurlar) yaşamış
ve soyları tükenmiştir. Ancak tüm bu zengin canlı yelpazesinin
çarpıcı yönü, farklı özellikteki canlıların veya anatomik
yapıların aniden ve daha ilkel formları olmadan yeryüzüne
çıkmalarıdır. Örneğin kuş tüyleri söz konusu olduğunda,
bunların sahip oldukları tüm kompleks ve özgün yapıların,
bir anda Archæopteryx'te belirdiklerini görürüz.
İlkel kuş tüyleri ya da ilkel uçuş yoktur. İlkel kuş
akciğeri ise, zaten akciğerin indirgenemez kompleks
yapısı nedeniyle imkansızdır. Dolayısıyla fosil bulguları,
canlıların evrimle değil, yaratılışla yeryüzüne çıktıkları
gerçeğini desteklemeye devam etmektedir. Bu nedenledir
ki, dino-kuş furyalarının bu gerçeği değiştirme ihtimali
yoktur.
Kuşların ve diğer tüm canlıların gerçek kökeni "yaratılış"tır.
Canlılar Allah'ın dilemesiyle bir anda ve kusursuz olarak
yaratılmışlardır. Bir ayette şöyle buyurulmaktadır:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır.
O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"
der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
|