Bakteriler
Bakteriler çok çeşitlidirler.
Kimi bakteriler oksijeni bol ortamları tercih
ederken, kimileri oksijensiz ortamlarda yaşamlarını
sürdürürler. Bir kısmı fotosentez yoluyla enerji
sağlarken, bir kısmı organik maddeleri ayrıştırarak
besin elde ederler. Tek hücreden oluşmalarına
rağmen, bazen metabolizmaları oldukça farklılık
gösterebilir.
|
Bakteriler bitkilerden
ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal
etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada
çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen
hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi
bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar.
Bu canlılar dünyanın en fazla sayıdaki üyeleridir.
Tüm ekosistem, bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır
ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler.
3
Şu anki teknolojiyi
bile çaresiz bırakan bir çeşitlilikleri vardır. Her
geçen gün yeni bir şekil alabilir ve dakikalar içinde
sayıca milyarlara ulaşabilirler. Kimi zaman oksijeni
bol ortamları tercih eder, kimi zaman da oksijensiz
toprak altında yaşayabilirler. Bir kısmı besinini
fotosentez yolu ile sağlarken, bir kısmı organik maddeleri
ayrıştırarak enerji elde eder. Birbirlerinin aynı
olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmaları
incelendiğinde, bunların aslında birbirlerinden farklı
türler oldukları anlaşılmaktadır.
Bakteriler, canlılar
aleminde "prokaryotlar" olarak adlandırılırlar. Sahip
oldukları tek hücre içinde bir çekirdek ve serbest şekilde
dolaşan bilgi bankaları -DNA- bulunmaktadır.
Bu canlılar oldukça kompleks bir yapıda hücre zarına
ve ribozoma sahiptirler. Yeryüzündeki tüm canlıların
yaşamsal işlevlerinin birçoğu, daha sonra detaylarına
değineceğimiz gibi, bu prokaryotik hücrelerin etkinliklerine
bağlı olarak gerçekleşir.
Bakteriler iki hücre örtüsüne sahiptirler.
İç kısımda hücre zarı bulunur. Hücre zarının üzerinde
protein, karbonhidrat ve yağlardan oluşan bir hücre
duvarı vardır. Bazı bakterilerde hücre duvarına ek olarak
şeker moleküllerinden oluşan koruyucu bir kapsül bulunur.
Bu hücrenin çevresinde özel hücre örtülerinin bulunmasının
sebebi, bakteriyi dış etkilerden koruyabilmektir. Bizi
korumak için derimizin üstlendiği görevi bakterilerde
söz konusu hücre zarı üstlenmiştir. Ancak bu zarın koruyucu
niteliği bizim derimizle kıyaslanmayacak kadar güçlüdür.
Bakteriler bu dayanıklı hücre yapıları nedeni ile oldukça
yüksek veya düşük sıcaklıklara uyum sağlayabilmekte,
toprak altına girebilmekte, havada uçabilmekte, kimyasalların
içinde ve okyanusun dibinde yaşayabilmekte ve hatta
radyasyona dayanıklı hale gelebilmektedirler. Bakterinin
hücre çeperi çok hassas bir yapıdan meydana gelmiştir.
Bu çeper genellikle lipid + polisakkarit ve şekerle
birleşmiş amino asitlerden oluşmuştur. Bu kompleks polimer
madde, "peptidoglycan" olarak adlandırılır ve iki çeşit
şekerden oluşmuştur.
Bu yapının ince, kompleks
örgüsü cinslere göre değişim gösterir. Bu yapı o kadar
incedir ki, bazen mikroskop altında bile görmek mümkün
değildir, çünkü 1 ila 3 nanometre (1 nanometre=0,000000001m)
çapında ipliksi yapıların örülmesinden meydana gelmiştir.4
Bakterilerin sahip olduğu
hücre zarının koruyucu niteliği bizim derimizle
kıyaslanmayacak kadar güçlüdür. Dayanıklı hücre
zarları nedeniyle çok farklı şartlara uyum sağlayabilirler.
|
Bakterilerin sahip oldukları özelliklerin
büyük bir kısmı halen bilinmemektedir. Çünkü bu canlıların
boyutları (0,001 mm. civarı) iç yapılarının gerektiği
gibi incelenmesini imkansız kılacak kadar küçüktür.
Bakteriler, evrimcilerin
arzu ettikleri gibi, ilkel bir yapıya değil, aşamalı
bir evrimin olmadığını kanıtlayan kompleks yapılara
sahiptirler.
Yukarıda anlatılan hücre
zarına ek olarak, bakteriler hareket etmek için silia
adlı tüycüklere ve kamçı adı verilen organlara sahiptirler.Bu
mikroskobik tüyler yakından incelendiğinde bir mucizeyle
daha karşı karşıya kalırız. Bakterinin kabuğunu ve siliayı
oluşturan maddeden farklı bir moleküler yapıya sahip
olan bu kamçı, bütün canlılar aleminde gerçek dönüş
hareketi yapabilen tek organeldir. Silia tüyleri kökten
uca doğru bir dalga meydana getirip hareket sağlarken,
bakteri kamçısının sarmal (helezonik) lifleri, köklerindeki
motor sayesinde, pervane gibi dönüş yapabilmektedirler.5
Bakterinin hareketini sağlayan motor iki farklı
bölümden oluşmuştur. Ayrıca hücre içinde hazır halde
bulunan enerji yerine, bakteri zarında meydana gelen
asit akışı, enerji kaynağı olarak kullanılır. Kamçı
kendi içinde de kompleks bir yapıya sahiptir. Organik
yapısı 240 ayrı protein çeşidinden oluşur.
Bu kamçıda gördüğümüz kompleks yapı, bütün
canlı sistemlerinin ortak özelliği olan indirgenemez
kompleksliğe bir örnektir. Yani bakteri zarı, zarın
altına monte edilmiş olan kimyasal motor ve kamçı, bakterinin
hareket etmesi için özel olarak tasarlanmıştır. Bakteriyi
basit bir canlı olarak gören evrimci bilim adamları
için, bu kompleks yapıyı açıklayabilmek mümkün değildir.
Uygun koşullarda bakteriler
her 10-30 dakika içinde, sayılarını iki misli artırırlar.
Tek bir bakterinin sayısı önce ikiye, sonra dörde, daha
sonra sekize çıkarak çoğalır ve bu işlem bu şekilde
devam eder. Bu yolla tek bir bakteri 10-12 saat sonra
sayıca milyonlara ulaşabilir. Bakterilerin bazı çeşitleri
hızlı sıcaklık değişimlerinden etkilenmezler. -2710C
soğukta yaşayabilir ve birkaç saat içinde -1900C
dereceden +250C'a geçiş yapan yerlere adapte
olabilirler. Bazı türler ise insan için öldürücü dozun
2000 kat üzerinde olan bir atom radyasyonuna bile dayanmaktadırlar.6
Bazıları çeşitli hastalıklara neden olurken, bazıları
insan ve bitki metabolizmasının yararlı bir üyesi olarak
bulunmak zorundadır. Kimisinin besinleri okside etme
özelliği vardır. Bu oksidasyon yöntemi ile bakteriler
başka canlılara besin sağlarken, yeraltında da çeşitli
kaynak ve madenlerin oluşumuna neden olurlar. Milyonlarca
farklı görevin ortaya çıkardığı bir sonuç vardır:Bütün
bunlar, bakterilerin son derece detaylı özelliklere
sahip olduklarını göstermektedir. Evrimci James A. Shapiro,
bakterinin sahip olduğu bu özellikler nedeni ile kompleks
bir canlı olduğunu şu şekilde itiraf etmektedir:

Bakteri, hareket edebilmek için çeşitli donanımlara
sahiptir. Bu donanımlardan bir tanesi silia adı
verilen tüycüklerdir. Bir diğer donanım olan kamçı
ise, canlılar aleminde gerçek dönüş hareketi yapabilen
tek organeldir.
|
Bakteriler çok küçük olmalarına
rağmen, bilimsel tanımlamanın çok ötesine giden biyokimyasal,
yapısal ve davranışsal komplekslikler gösterirler. Günümüzün
mikroelektronik devrimine uygun olarak, bakterilerin
büyüklüğünü basitlikten ziyade komplekslikle eşit saymak
daha mantıklı olabilir... Bakteriler olmaksızın yeryüzünde
hayat şu anki haliyle var olamazdı.7
Avustralyalı Biyokimya Profesörü Michael
Denton ise bir bakteri hücresinin çeşitli etkenlerle,
tesadüflerin biraraya gelmesi ile kendi kendine oluştuğunu
öne süren evrimci iddiaların tutarsızlığını ve imkansızlığını
şu şekilde belirtmektedir:
Bilinen en basit hücre
türünün kompleksliği o kadar büyüktür ki, böyle bir
objenin oldukça imkansız ve acayip bir şekilde aniden
biraraya getirilmiş olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Böyle bir oluşum, bir mucizeden ayırt edilemez.8
Evrimcilerin iddia ettikleri böyle tesadüfi
bir oluşumun gerçekleşmesi elbette imkansızdır.
Tek bir bakteri, birazdan
daha detaylı göreceğimiz gibi, gerek yapısı gerek özellikleri
ile tesadüfen kendi kendine oluşma iddiasının yalnızca
bir aldatmacadan ibaret olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Darwinistlerin "basit" olarak tanımladıkları
bu canlı, İngiliz Zoolog Sir James Gray'in ifadesi ile
bir laboratuvarın faaliyetlerinden çok daha fazlasını
gerçekleştirmektedir:
Bir bakteri, insanın bildiği
herhangi bir cansız sistemden çok daha karmaşıktır.
Dünyada, en küçük canlı organizmanın biyokimyasal faaliyetiyle
rekabet edecek bir laboratuvar yoktur.9
Bakterinin en gelişmiş laboratuvarlardan
üstün olarak kabul edilen yapısı, temelde bir DNA molekülünü
ve birkaç organeli içine almaktadır. Allah, gözle görülmeyen
bir hücrenin oldukça küçük bir kısmını oluşturan tek
bir DNA molekülüne, üstün bir teknik donanımı olan bu
laboratuvarı ve içindeki sınırsız bilgiyi yerleştirmiştir.
Şimdi, bakterinin kompleks olarak adlandırdığımız yapısının
en önemli parçası olan DNA molekülünü inceleyelim.
Darwinistler İçin
Açıklanması İmkansız Bir Gerçek: bakteri DNA'sının Yapısı
Tek bir bakterinin DNA'sının
içerdiği bilgi, her biri 100 bin kelimelik 20 romana
denktir.10
Escherichia coli bakterisinin
tek bir kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır.
|
Bakteri, sahip olduğu
yüzlerce değişik özelliğin yanı sıra üstün yaratılışı
sergileyen bir DNA'ya sahiptir. Bilinen en küçük bakteri
olan theta-x-174'ün DNA'sında 5375 nükleotid bulunmaktadır.
(Nükleotidler, canlılarda kalıtsal özelliklerin tümünü
denetleyen nükleik asitlerin yapı taşlarıdır.) Normal
boyutlardaki bir bakteride ise nükleotid sayısı 3 milyon
kadardır.11 1900'lü yılların başından
beri, üzerinde çeşitli çalışma ve araştırmalar yapılan
bağırsak bakterisi Escherichia coli'nin ise tek bir
kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır. Bakterinin tüm
özellikleri bu 5.000 gen içinde kodlanmıştır. (Genler,
bir organa veya bir proteine ait olan DNA üzerindeki
parçalarının oluşturduğu özel bölümlerdir.)
Kodlanmış bu bilgiler,
bakterinin yaşaması için gereklidir ve bunlarda meydana
gelebilecek en küçük bir değişiklik bile bakterinin
ölmesine neden olacaktır. 2-3 mikron büyüklüğündeki
bu hücrenin içinde bilgi taşıyan bu sarmalın uzunluğu
ise 1400 mikrondur.12 Burada 1 mikronun,
0,001 mm. gibi çok küçük bir birim olduğunu unutmamak
gerekir. Özel bir dizayn ile bu müthiş bilgi zinciri,
kendisinden binlerce kat küçük bir organizmanın içine
sığdırılmıştır. Bu yaratılış harikasının içinde gerçekleşen
işlemler ise mükemmel bir organizasyonun varlığını ve
şuurlu bir birlikteliği gösterir. Konuyla ilgili olarak
antropolog Loren Eiseley şu açıklamada bulunmaktadır:
Hücre bölünmesi sırasında
DNA kopyalanması, kopya çıkartma, dönüşüm, hücre
bölünmesi ve kromozom bölünmesi gibi kompleks
işlemler tam olarak koordine olmaktadır.
|
En basit olarak kabul
ettiğimiz hücrenin içindeki fizyo-kimyasal organizasyonun
detaylarını kavramak bizim kapasitemizi aşmaktadır.13
Şunu tekrar belirtmekte yarar vardır: Bu
derece yüklü bir bilgi, sadece "tek bir" hücrenin yaşaması
için gereklidir. Bakterilerin, dünyanın her yanına yayılmış
organizmalar olduğu düşünüldüğünde, böylesine bir bilginin
her bir bakteri hücresinde aynı özen ve sıralama ile
var olduğunu bilmek oldukça hayret vericidir.
Böylesine bir sistem tesadüfen oluşabilir
mi? Elbette ki hayır. Bu sistemin tesadüfen oluşamayacağını
daha iyi görebilmek için bu DNA molekülünü daha yakından
tanıyalım. Bakterinin genomunun içinde taşıdığı bilgiyi
biyofizik uzmanı Dr. Lee Spetner şu şekilde açıklamıştır:
Genom (DNA molekülü)
çok fazla bilgi taşıyabilmektedir. Örneğin bir bakterinin
genomu, birkaç milyon sembolden oluşan bir dizidir. Bir
memelinin genomu ise 2-4 milyar sembolden oluşmaktadır.
Eğer bu sembolleri sıradan bir tür kitabın içerisine bassaydınız,
bir bakteri için olan kitap yaklaşık olarak 1000 sayfa
olacaktı. (…) Bu bilginin hepsi her bir hücrenin küçücük
kromozomlarının içerisindedir.14
Aynı şekilde I. L. Cohen,
evrim teorisindeki çelişkileri ve imkansızlıkları sergilediği
kitabı "Darwin Was Wrong"da (Darwin Yanıldı) bir bakteri
DNA'sının tesadüfen meydana gelmesinin imkansızlığını
şu şekilde belirtmiştir:
En küçük bakteri de dahil
olmak üzere, bildiğimiz herhangi bir tür, 100 ya da
1000'den çok daha fazla nükleotide sahiptir. Gerçekten
tek hücreli bakteriler, çok özel bir dizilimle sıralanmış
olan yaklaşık olarak 3.000.000 kadar nükleotid sergilemektedirler.
Bunun anlamı şudur: Bilinen herhangi bir türün, tesadüfi
olayların -tesadüfi mutasyonların- ürünü olmasının matematiksel
ihtimali yoktur.15
Bakteriler çoğalmak için çeşitli mekanizmalar
kullanırlar. Bu süreçte, ikiye bölünerek, spor haline
gelerek veya eşeyli olarak üreyebilirler. Bu çoğalma
işlemi de, bakterinin ne kadar kompleks bir yapıya sahip
olduğunun diğer bir delilidir. Bakteri hücresi bölünmeden
önce kromatin adı verilen yapı bölünür ve yavru hücreler
30 dakika içinde tam büyüklüğe ulaşarak yeniden bölünmek
için hazır olurlar. Bakteriyel hücre bölünmesi sırasında
akıllıca tasarlanmış bir sistem devrededir. Bu tasarım
sırasında meydana gelen DNA kopyalanması ve hücre bölünmesi,
indirgenemez kompleksliğe bir örnektir. Yani sistemin
çalışabilmesi için, sistemi oluşturan bütün parçaların
aynı anda ve eksiksiz olarak birarada bulunmaları gerekmektedir.
Böyle bir durumda evrim teorisinin temel iddiası olan
kademeli ve tesadüfi gelişim fikri, geçersiz bir hale
gelmekte ve çürütülmektedir. Son yıllarda apılan çalışmalar
bu kompleks sistemin, tahmin edilenden çok daha karmaşık
olduğunu ortaya koymaktadır.
E-coli bakterisinin bölünmesi
|
Mesela, CtrA adı verilen bir "tepki
düzenleyici" proteinin, DNA kopyalanmasını koordine ederek,
C. crescentus adlı bakterinin hücre içindeki faaliyetlerini
düzenlediği gösterilmiştir. Bir kopya çıkartma faktörü
olan CtrA, hücre bölünmesini gerçekleştiren birçok yapıyı
kontrol eder ve değiştirir. İlginç olan ise, CtrA'nın
kendisi de hem fosforilasyon hem de proteoliz adı verilen
iki unsur tarafından çeşitli kontrollere tabi olmasıdır.
Yani böyle bir sistemde birbirinden bağımsız gibi görünen
sistemler, aynı işin gerçekleşmesi amacıyla koordineli
bir çalışmaya girerler. Örneğin DNA kopyalanması, kopya
çıkartma, dönüşüm, hücre bölünmesi ve kromozom bölünmesi
gibi kompleks işlemlerin, hücre bölünmesi sırasında tam
olarak koordine olduğu görülür. Bu sistemlerin herhangi
birisinin devreden çıkması, hücrede bölünme işleminin
durmasına ve hücrenin yok olmasına yol açar. CtrA gibi,
bakterilerde koordinasyonu sağlayan faktörlerin varlığı,
bakteriyel hücre bölünmesinin indirgenemez kompleksliğinin
önemli delillerinden biridir.
Benzer bir kompleks yapıya E. coli bakterisinde
rastlarız. FtsZ adlı yapıya bağımlı hücre bölünme sistemi,
indirgenemez kompleksliğin diğer bir örneğidir. E. coli
bakterisi, bir makine gibi, sisteme bağımlı birçok yan
parça içerir. Eğer herhangi bir parça sistemden çıkartılırsa
ya da konsantrasyonu değiştirilirse, hücre bölünmesi
biter ya da sapar. Bu yüzden, bu sistemin doğal seleksiyon
yoluyla kademeli olarak ortaya çıkması muhtemel değildir.
Serbest yaşayan birçok
bakterinin çalışmasından elde edilen bilimsel deliller,
bir ortak çekirdekli hücre bölünmesi sisteminin varlığını
gösterir. Çekirdek sistemi, bölünme halkasını orta hücre
bölümüne yönlendiren bir protein ve hücre halkasını
orta hücre bölümüne yönlendiren bir bölünme halka proteini
içerir. Buna ek olarak DNA şeritlerini bölen bir protein
de bu mekanizmanın bir parçasıdır.16
Henüz mikroorganizmaların
yapısına açıklama getiremeyen evrimciler, bu canlıların
yapılarında bulunan estetik görünüme hiçbir anlam
veremezler.
|
Buraya kadar verilen örneklerden de
anlaşılacağı gibi, bakteriler, evrimcilerin iddia ettikleri
gibi basit veya ilkel canlılar değildirler. Bütün canlı
organizmalarda olduğu gibi, bakteriler de kompleks yapılara
ve mekanizmalara sahiptirler. Hücre içinde gerçekleşen
işlemler ve tek hücreli canlıların üstlendikleri görevler,
büyük bir uyum içerisindedir. Yani bakteriler, yaptıkları
işler için gerekli olan ideal tasarıma sahiptirler. Burada
ortaya çıkan yanılgı, bakteri hücresini, insan hücresi
gibi çok farklı amaçlarla donatılmış bir yapıyla kıyaslamaktan
kaynaklanmaktadır. Bu karşılaştırma sonucunda bakteri
hücresinin, insan hücresine göre daha ilkel olduğu ortaya
çıkmaz. Çünkü iki sistem de kendi içlerinde en fazla kompleksliğe
sahiptirler. Ancak üstlendikleri görevlere göre farklılaşmış
durumdadırlar.
Bakteriler konusunda yaptıkları çalışmalarla
tanınan, Eshel Ben-Jacob ve Herbert Levine'in, Scientific
American dergisinin 1998 yılında yayınlanan 1098 numaralı
sayısına kapak olan, The Artistry of Microorganisms
(Mikroorganizmaların Sanatkarlığı) adlı çalışmaları,
bakteriler ve diğer tek hücreli canlılar konusunda fazla
bilinmeyen bir mucizeyi daha ortaya koymaktadır. Gözle
görülmeyen bu canlıların herbiri, estetik açıdan çarpıcı
güzellikte formlara sahiptirler. Diatom, bakteri, plankton
gibi mikroorganizmalar, çeşitli renklerin, simetrinin
ve geometrik şekillerin biraraya gelmesiyle, mikro dünyayı
bir resim müzesine çevirmektedirler. Bu estetik formlar
ise gelişigüzel tesadüflere bağlı olarak değil, o canlı
içinde mevcut yapıların tabi oldukları çeşitli kurallara
göre ortaya çıkmaktadır. Eshel Ben-Jacob ve Herbert
Levine bu konuda şu yorumu yapmaktadırlar:
Ters gelişim koşullarıyla
uğraşan "basit" bakteri, hiç beklenmedik şekilde, yüksek
bir komplekslik sergilemektedir. Yakından incelendiğinde,
bu davranış daha da etkileyicidir. Öyle görünüyor ki,
bakteri kolonisi sadece sahip olduğumuz en iyi paralel
bilgisayarlardan daha iyi hesap yapmakla kalmıyor, ayrıca
sanki düşünüyor...17
Görüldüğü gibi, bakteriler ve ilerki
bölümlerde inceleyeceğimiz diğer mikroorganizmalar, evrim
teorisinin anlattığı hikayelerin canlı inkarcıları durumundadırlar.
Çünkü bu organizmalar canlıdır ve evrim teorisi canlılığı
açıklayamaz. Bu organizmalar, DNA'ya, yani bir bilgi bankasına
sahiptirler, ancak evrimciler bu bilginin nereden geldiğini
de açıklayamazlar. Bu organizmalar birarada çalışan kompleks
sistemlere sahiptirler ve evrimciler bu kompleks sistemlerin
nasıl bir anda ortaya çıktığını açıklayamazlar. Bu organizmalar,
kar taneleri gibi estetik formlara sahiptirler, ama evrimciler,
sanatın, bu canlıların yapısında neden bulunduğuna da
anlam veremezler. Bu kadar bilinmeze ve cevapsız soruya
rağmen, evrimciler dogmatik anlayışları çerçevesinde,
hikayeler, senaryolar, teoriler ortaya koymuşlardır. Ancak
bunların bilimsel gerçeklerle hiç ilgileri yoktur. Tek
bir hücrede sergilenen akıl ve sanat, kuşkusuz, küçücük
bir varlığa bu muhteşem özellikleri veren Allah'ın yarattığı
mucizeleri ve O'nun sonsuz ilmini görmek için büyük bir
fırsattır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Göklerde ve yerde zerre
ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan
daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız,
mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe Suresi,
3)
Tek Bir Hücrede
Sergilenen Şuur
Bakterilerin yeryüzünde her yerde bulunduklarını
biliyoruz. Sadece evimizin bahçesinde bile milyonlarca
tür içinde milyarlarca bakteri bulunabilir. Bakterilerin
varlıklarının çok çeşitli sebepleri ve bulundukları
yerlere çeşitli etkileri vardır. Ama bunların çoğunun
genellikle farkında bile olmayız. Bunun sebebi bu mikro
alemin içinde sergilenen üstün aklı ancak elektron mikroskobu
altında fark edebilmemiz, açıkça göremiyor oluşumuzdur.
Oysa göremediğimiz bu büyük alem, kendi görevlerini
kusursuzca yerine getiren, gerektiğinde veya herhangi
bir tehlike baş gösterdiğinde tedbir alan, son derece
karmaşık kimyasal işlemler gerçekleştiren şuurlu bireylerden
oluşmaktadır. Çünkü her biri Allah'ın üstün yaratışının
bir eseri olarak mükemmel bir şekilde tasarlanmışlardır.
Şimdi bu üstün tasarım özelliklerini, başlıklar altında
görelim.
Mikro alem, kendi görevlerini
kusursuzca yerine getiren, gerektiğinde veya bir
tehlike baş gösterdiğinde tedbir alan, son derece
karmaşık kimyasal işlemler gerçekleştiren şuurlu
bireylerden oluşmaktadır.
|
Bakteriler Güçlenebilmek
İçin Sporlar Üretirler
Bakteriler biçimce çok değişiktirler ve
yaşadıkları ortama göre bir görünüm edinirler. Bir çoğunun
"spor" denen dirençli biçimleri vardır ve bu biçime
girdiklerinde aşırı sıcağa, soğuğa veya kuraklığa dayanabilirler.
Bazı bakterileri yok etmenin güçlüğü bu sebepten kaynaklanır.
Peki sporlanma dediğimiz şey ne demektir?
Türlerine göre farklı
koşullarda yaşayabilen bakteriler, koşullar bozulunca
bölünmeye başlarlar. Normal şartlarda bu bölünme sonucunda
ana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan
iki yavru hücre meydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda
ya da besin azaldığında vazgeçilen ilk şey bu "aynılık"
olur. Bir başka deyişle bakteri, şartların güçleştiğini
fark ederek bir karar verir ve soyunu devam ettirmek
için önlem alır. İkiye bölünme yine gerçekleşir, ama
bu kez birbirine eşit olmayan iki hücre meydana gelir.
Bu eşitsizliğin nedeni hücrelerden sadece bir tanesinin
yaşayacak olmasıdır. Bunlardan büyük olan ana hücredir
ve adeta bir koruyucu gibi küçük "kardeşini" içine alır.
10 saat süresince tüm enerjisini kullanarak onu besler
ve küçük hücrenin korunmasına yardım edecek olan özel
bir protein kılıfının oluşmasını sağlar. Böylece, ikiye
bölünen parçalardan birinin içinde gelişen bakteri dayanıklı
ve kendini koruyabilen nitelikteki bireyleri oluşturur.
Diğeri ise koruyucu özelliklerini diğer kardeşine vererek
ölür ve koruyucu bir kılıf haline gelir. İşte meydana
gelen bu dayanıklı yapıya "spor" adı verilir.18
Dolayısıyla bakteriler, normal bölünmelerinin dışında,
sporlar yoluyla dünyanın her yerine kolayca yayılırlar.
3400 yıl önce yapılmış
olan Mısır'daki Luksor Tapınağının dış cephe tuğlalarında
ve 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında sporlanmış
halde canlı bakterilere rastlanmıştır.
|
Burada tek hücreli canlıların kendi soylarını
devam ettirmek için sahip oldukları özel üstün tasarım
örneği ile karşı karşıyayız. Şartların yaşamaya uygun
olmadığını "sezinleyen" bakteri hem bir an önce ikiye
bölünmesi gerektiğini düşünmekte hem de özverili bir
iş gerçekleştirmektedir. Sporu oluşturan ana hücre hiç
tereddüt etmeden, adeta soyunun devamını "düşünüp" ya
da bu yöntemin kendi neslini kurtaracağını daha önceden
"bilip", bir protein kılıfı olmayı kabul eder. Peki
bakteri bu kararı nasıl verir? Diğer bakteriyi dolayısıyla
neslini kurtarmak için ölmesi gereken bakteri neye göre
seçilir? Bu bakteri şartların kötüleştiğini ve bunun
karşılığında diğer bakteriyi güçlendirmesi gerektiğini
nasıl öğrenir? Bunları hangi işbölümü, hangi emir komuta
zinciri, daha da önemlisi hangi bilinçle yapar? Gözle
görülmeyen bir canlının, böylesine akılcı ve özverili
bir davranışta bulunup, gerçekten de hayret verici bir
kararla hareket etmesi kuşkusuz onun "yaratılmış" olduğunu
anlamak için yeterli bir delildir. O yalnızca Allah'tan
kendisine ilham edileni uygulamaktadır.
Sporlanma
adındaki bu şuurlu işlemi gerçekleştirdiklerinde bakteriler
çok çeşitli ortamlara rahatça girebilir ve geniş alanlara
yayılabilirler. Nitekim radyoaktif uranyum madenlerinde
bile canlı bakteriler bulunmaktadır. 3400 yıl önce yapılmış
olan Mısır'daki Luksor tapınağının dış cephe tuğlalarında
canlı bakterilere rastlandığı gibi, 200 milyon ve 320
milyon yıllık, hatta 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında
da canlı bakteriler bulunmuştur. 20.000 metre yükseklikte
bile bakterilere rastlanmıştır.19 En
şaşırtıcı örnek ise çam ağacı reçinesi içinde yakalanmış
ve bugüne kadar korunmuş 25 milyon yıllık bir arı fosilinin
içinden çıkan bakteri sporlarıdır. Laboratuvarda steril
koşullar altında çıkarılan bu sporlar, kültüre alınmışlar
ve böylelikle bakteriler oldukça uzun bir aradan sonra
yeniden gelişmeye ve üremeye başlamışlardır.20
Bacillius, yavru hücrelerini
protein kılıfına sararak spor oluşumunu sağlamaktadır.
İç kısımları yeşil renkte görülen hücreler spora
dönüşecek hücrelerdir.
|
Söz konusu sporlanma
işlemi, mikroorganizmaların neredeyse tümü tarafından
gerçekleştirilen bir korunma şeklidir. Bu canlıların bazıları
koşullar uygunsuz bir hale geldiğinde sporlanma yöntemini
kullanarak buharlaşma yoluyla havaya yükselir ve bulutların
arasında korunma altına alınmayı tercih ederler. Atmosfer,
yayılmak veya korunmak isteyen oldukça fazla sayıda küçük
canlı spor barındırmaktadır. Kuru ve soğuk havalarda gökyüzünde
kalan bu organizmalar bulutların arasında yaşadıkları
bu süre içinde adeta uykudadırlar. Bulutların meydana
getirdiği yağmurlarla yeryüzüne inerler. Yere dönüşlerinde
artık eskisinden farklı bölgelere ulaşıp yeni bir koloni
meydana getirebilirler. Bulutlar, aslında nesillerdir
orada yaşayan, beslenen, nefes alan, hayatta kalabilmek
için çeşitli koşullara uyum sağlayan canlı küçük mikroorganizmalarla
doludur. Bakteriler, bu canlıların en tedbirli olanlarıdır.
Yerden kristalleşerek buharlaşan hava içinde yukarı doğru
yükselirken beraberlerinde metan, fosfat, karbon, sülfür
dioksit ve diğer besleyici bileşik depolarını, yani besinlerini
de götürürler.21
Son yıllarda yapılan
araştırmalar, bilim adamlarını hayrete düşüren bir gerçeği
daha ortaya çıkardı. Avusturya Alpleri'nde araştırma
yapan bir grup bilim adamı, bulutlarda yaşayan bakteri
kolonilerini keşfettiler. Bakterilerin bulutlarda taşındıkları
biliniyordu, ancak yapılan bu yeni araştırmayla, söz
konusu canlıların, orada yaşadıkları, çoğaldıkları belirlenmiş
oldu. Ayrıca bu bakterilerin yağmur veya iklim değişikliğine
sebep olacağı da aynı bilim adamları tarafından kaydedildi.
Uzun bir süre önce denizde yaşayan alg tarzı mikroorganizmaların
iklimi sabit tutmak için 'temel düzenleyici' rolü oynadıkları
açıklanmıştı. Bu canlılar "dimetil sülfit" (DMS) adlı
bir gaz üretmektedirler. Denizin yüzeyinde oksijenle
reaksiyona giren bu gaz, minik, katı parçacıklar oluşturur.
Bu sülfat tabakası, su buharının yoğunlaşarak bulut
oluşturmasını sağlayan bir yüzey meydana getirir. Sonuç
olarak bu bulutlar güneş radyasyonunu yansıtarak dünyanın
serinliğini muhafaza ederler.22
Innsbruck Üniversitesi'nden Brigitt Sattler,
New Scientist dergisine yaptığı açıklamada, şimdiye
kadar bu yükseklikte bakterilerin yaşayamayacağını düşündüklerini,
ancak bulgular karşısında şaşkına döndüklerini belirtmiştir.
Dondurucu soğuk, yüksek seviyede ultraviyole ışınları
ve besin yokluğu, bilim adamlarını burada yaşam olamayacağı
inancını benimsemeye götürmüştü. Ancak bakterilerin
her yerde olduğu gibi bulutlarda da yaşadıkları böylece
kanıtlanmış oluyordu.
Salzburg yakınlarındaki meteoroloji
istasyonundan alınan bulut damlası örneklerinin her
birinde, farklı şekil ve boyutta 1500 kadar bakteri
tespit edilmişti. Bulutlarda, yüksek miktarda bakterinin
faaliyeti, bilim adamlarına göre, alkol, organik asit
ve diğer maddelerin üretimi veya tüketimine göre iklimi
etkileyebilmektedir. Ayrıca asit yağmurlarına da yol
açabilmektedir. Konuyla ilgili bilim adamları, bakterilerin
nasıl olup da bulutlarda yaşadıklarını, neyle beslendiklerini
ve hangi bileşikleri ürettiklerini araştırmaya devam
ediyorlar.23
Bir mikro canlı, tamamen farklı şartların
ve farklı dengelerin bulunduğu bir ortama, atmosferin
üst katmanlarına nasıl aniden uyum sağlayabilir? Burada
korunması gerektiğini nereden bilir ve bulutların arasına
yükselme gibi zor ve karmaşık bir yöntemi neden tercih
eder? Daha ilginci, bunu nasıl başarır? Kristalleşme
ve havanın hareketlerini kontrol etme gibi bir yeteneği
nereden kazanmıştır ve bulutların onu koruyabilecek
bir özelliğe sahip olduğunu, bir gün yağmurla birlikte
sağ salim yeryüzüne dönebileceğini nereden bilir? Besinini
yanına alması gerektiğini nasıl düşünür ve bu tek hücreli
canlı, besinini nasıl bir yöntemle yanına alır? Bunu
birbirlerinden farklı yapılara ve özelliklere sahip
olmalarına rağmen "tüm mikroorganizmalar" nasıl başarırlar?
Sizce tek hücreli bir mikroorganizma bütün bunları düşünebilir,
deneyip öğrenebilir ve kendi türünün tüm üyelerine anlatabilir
mi? Elbette bu mümkün değildir. O halde bütün bu detaylar
bir kez daha Allah'ın sergilediği muhteşem sanatı işaret
etmektedir. Allah, bütün bu işlemleri gerçekleştiren
bakteriyi yarattığı gibi, onu kristalleştiren su buharını,
onu yükselten havayı, onu içinde barındıran bulutu ve
atmosferi, onu yere indiren yağmuru ve onun üreyip yayılmasını
sağlayan yeryüzünü de yaratandır. İşte bu nedenle karşımızdaki
tüm detaylar birbirleriyle kusursuz bir uyum içinde
var edilmiştir ve bu dengede milyonlarca yıldır hiçbir
bozulma olmamaktadır. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde,
Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında,
rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş
bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için
gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Bakteriler Fotosentez
Yaparlar
Bakterileri genellikle çevremizde, vücudumuzda
veya bozulmuş yiyeceklerde hızlı üreyebilen mikroplar
olarak tanırız. Onların, tüm canlılığın gereksinimini
sağlayan çok önemli özelliklere sahip olduklarının, içlerindeki
birkaç organel ile yeryüzünün dengesini sağlamak için
son derece önemli işlemler yaptıklarının farkında değilizdir.
Soluduğumuz oksijenden yediğimiz yemeğe, etrafımızdaki
manzaradan kullandığımız antibiyotiklere kadar, sayısız
hayati olgunun içinde, bakteriler önemli bir rol oynarlar.
Aslında her bir bakteri, doğayı laboratuvar olarak kullanan
uzman bir kimyacıdır. Kimya konusu birçoğumuza yabancıdır.
Kimyayı, anlaşılmaz terimler, karmaşık formüller olarak
görürüz. Gerçekten de, bu konuda bir eğitim almadıktan
sonra, kimyasal formülleri ve reaksiyonları anlamak mümkün
değildir. Kimya konusuna ilgi duymasak bile, bunun hayatımızla
çok yakından ilgili olduğunu biliriz. Bu konularla uğraşan
kimyacılara da büyük bir saygı ve güven duyarız. Bakteriler
de bu saygı ve hayranlığı fazlasıyla hak edecek özelliklere
sahiptirler.
Bakteriler sayesinde gerçekleşen
yeryüzündeki karbon dönüşümü.
|
Biz gözle görmesek ve farkında olmasak
bile, hiç durmadan çalışan ve yaşamımıza destek olan
bir kimya laboratuvarı, bütün doğayı kaplamıştır. Bu
laboratuvarın en önemli faaliyeti, canlılar için oksijen
ve besin üretmek, daha sonra da artıkları ve canlılara
zarar verecek maddeleri temizlemek ya da bunları kullanılabilecek
yeni ve faydalı ürünlere dönüştürmektir. Bu zor ve karmaşık
görev sırasında bir kısmı henüz çözülememiş, bir kısmı
keşfedilmemiş, bir kısmı da taklit edilerek modern laboratuvarlara
taşınmış, karmaşık bir sürü kimyasal reaksiyon tekrarlanır.
İşte bu dev laboratuvarda görev yapan kimyacıların
başında bakteriler gelir. En önemli görevler, evrimcilerin
"basit ve ilkel" sıfatlarıyla hor gördükleri, bu muhteşem
makinalar tarafından gerçekleştirilir. En akıllı kimyacıların
çözemedikleri reaksiyonlar, en gelişmiş teknolojilerin
taklit edemediği işlemler, bakteriler için sanki birer
çocuk oyunudur.
Hava ve suyu kullanarak, besin üretmek
anlamına gelen fotosentezi keşfeden bilim adamları büyük
bir şaşkınlık ve hayranlık yaşamış ve bu sistemi çözerek,
insanlığın bütün dertlerine çare bulacaklarını düşünmüşlerdir.
Ancak üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen ne tam olarak
sistemi çözebilmiş ne de taklit edebilmişlerdir. Oysa
bu mucizevi reaksiyon, bakterilerin milyarlarca yıldır,
hiç durmadan yaptıkları, günlük işlerden biridir.
Fotosentez ile bu canlılar,
atmosferde bulunan karbondioksiti bünyelerine
alıp dışarıya oksijen vererek, canlılığın en önemli
ihtiyacına cevap vermektedirler. Ayrıca atmosferdeki
karbondioksitten karbon moleküllerini sentezleyebilmek
için, güneşten gelen ışık enerjisini kullanma kabiliyetine
de sahiptirler. Karbonun bu şekilde sentezlenebilmesi,
yeryüzündeki gibi karbon bazlı bir yaşam için, en önemli
temeli teşkil etmektedir. Bilindiği gibi, yaşamın temeli
karbona dayanmaktadır. Karbon olmadan yeryüzünde canlılığın
varlığından söz etmek mümkün değildir. Bütün temel organik
moleküller (aminoasitler, proteinler, nükleik asitler
gibi), karbon atomunun diğer bazı atomlarla çeşitli
şekillerde birleşmesiyle oluşur. Doğada karbonun yerini
tutabilecek başka bir element yoktur. (Detaylı bilgi
için bkz. Evrenin Yaratılışı, Harun Yahya) Dolayısıyla
Allah, tüm yaşamı fotosentez yapan organizmalara bağımlı
kılmıştır. Gerçekleştirilen bu işlemde en büyük pay
ise, Allah'ın dilemesi ile bakterilere aittir.
Fotosentez olayı, canlının, güneş enerjisini
doğrudan kullanabilmesi ve diğer canlıların da faydalanabilmesi
için bu enerjiyi karmaşık organik moleküller haline
dönüştürebilmesidir. Böyle bir dönüşüm gereklidir, çünkü
insanlar ve hayvanlar güneşin bu enerjisini doğrudan
kullanabilecek bir mekanizmaya sahip değildirler. Bu
enerjiyi, ancak yeşil bitki ve mikroorganizmaların gerçekleştirdiği
fotosentez işlemi sonucunda sentezlenmiş şekilde elde
edebilirler.
Atmosferdeki
oksijenin yarısından fazlasını fotosentez yapan siyanobakteri
adı verilen bakteri türleri üretir.24
Bu bakterilerin kullandıkları mekanizma, bitki kloroplastında
kullanılan mekanizmaya çok benzer. Siyanobakterinin
büyük çoğunluğu sadece klorofil içerir. Bu canlıların
güneş ışığı ile meydana getirdikleri enerji basit şekerler
şeklinde depolanır. Fotosentez yoluyla oluşan şeker ve
oksijen miktarının her yıl 150-200 milyar ton arasında
değiştiği tahmin edilmektedir.25 Oluşan
bu şeker, yeryüzündeki canlı organizmaların hayatta kalabilmeleri
ve büyüyebilmeleri için gerekli olan biyokimyasal reaksiyonlar
ve aynı zamanda da solunum için gereklidir. Siyanobakteri,
atmosferdeki oksijenin konsantrasyonunun sabit tutulmasında,
oldukça önemli bir görev üstlenmiştir. Bu bakterilerin
boyutları çok küçüktür, ama miktarları oldukça fazladır.
Bir litre suda sayıları 100'den fazladır ve okyanusun
verimliliğinin %10-20 kadarını oluştururlar. Görünmemelerine
rağmen, yeryüzünün çok geniş bir bölümüne hakimdirler.
Fotosentez ile sağladıkları enerji nedeni ile onların
bu olağanüstü sayıları son derece büyük önem taşımaktadır.
Resimlerde üç tip siyanobakteri
görülmektedir. (a: Nostoc, b: Oscillatoria, c:
Gleocapsa) Temiz sularda yaşayan bu bakterilerin
son derece kompleks bir klorofil sistemleri vardır.
Neredeyse bitki kloroplastları kadar karmaşık
olan bu sistem sayesinde siyanobakteriler doğada
fotosentez işlemini gerçekleştirmektedirler. Nostoc
siyanobakterileri, aynı zamanda nitrojen dönüşümünde
de önemli rol oynarlar.
|
Fotosentez işlemi, kimyasal detayları son
derece karmaşık ve mekanizması hala tam olarak anlaşılamamış
oldukça hassas bir işlemdir. Ayrıca fotosentez işlemi,
indirgenemez kompleksliğin en güzel örneklerinden biridir.
Yani bu işlemin gerçekleşebilmesi için çok özel yapıların
aynı anda biraraya gelmiş olmaları ve dışarıdaki ortamın
bu koordine çalışmaya uygun olması gerekir. Mesela evrimcilerin
ilk olarak evrimleştiğini iddia ettikleri fotosistem
I'de, dışarıdan gelen ışıkları yakalamak için biraraya
gelmiş olan antenler ve reaksiyon merkezi vardır. Fotosistem
I, ışığın sadece belirli bir dalga aralığındaki fotonlarını
yakalamak için ayarlanmıştır. 700 milimikron dalga boyundaki
fotonlarla uyarılan antenler Kı aı adlı tuzak klorofil
moleküllerine sahiptirler. Bu antenlere destek olarak
karotenoid gibi yardımcı pigmentler vardır.
Ayrıca fotosistem I içinde, yakalanan enerjinin
transferi için hazır bulunan elektron zinciri ve daha
sonra bu enerjiyi, suyu parçalamak için kullanan bir
tür atom santrali, sudan ayrılan maddelerle havadaki
karbonu alarak besin üreten ayrı bir kimyasal fabrika,
ortak bir faaliyet yürütmektedir. Daha tam olarak anlaşılamamış
olan bu sistemi oluşturan parçaların bir tanesinin bile
eksik olması sistemin işe yaramaz bir hale gelmesine
sebep olur.
Mesela antenler olmasa enerji sağlanamaz. Elektron zinciri
olmasa su atomları parçalanamaz. Yardımcı pigmentler
fazla miktardaki enerji yükünü paylaşmasalar yoğun enerji
sebebiyle bütün yapı parçalanır. Bu yapıyı bir fabrika
ve onu çalıştıran elektrik santrali olarak düşündüğümüzde
konu daha iyi anlaşılacaktır. Elektrik olmadan, hammadde
olmadan, işçiler olmadan fabrika üretim yapamayacaktır.
Aynı şekilde, bu unsurların bir tanesi bile eksik olsa
fotosentez diye bir sistemden bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Sistemi oluşturan parçaların teker teker oluşması da
bir işe yaramaz. Bütün karmaşık yapısına rağmen bir
an için fotosistem anteninin rastgele oluştuğunu farz
etsek bile, yakaladığı enerjiyi transfer edemeyen antenin
hemen parçalanacağı açıktır. Anten için verilen örnek
diğer parçalar için de geçerlidir. Evrimci profesör
Ali Demirsoy, bu konuda şu yorumu yapmaktadır:
Fotosentez oldukça karmaşık
bir olaydır ve bir hücrenin içerisindeki organelde ortaya
çıkması olanaksız görülmektedir. Çünkü tüm kademelerin
birden oluşması olanaksız, tek tek ortaya çıkması da
anlamsızdır.26
Sonuç olarak bu sistem, evrimcilerin iddia
ettiği gibi aşamalarla oluşamayacak bir sistemdir. Sahip
olduğu indirgenemez kompleks yapı, tüm parçalarının
aynı anda birarada işler durumda bulunmalarını gerektirmektedir.
Bu da, bu mekanizmanın tüm parçalarıyla eksiksiz olarak
bir anda yaratılmış olduklarını gösterir.
Fotosistem gibi günümüz teknolojisiyle
bile taklit edilmesi mümkün olmayan bir işlemin gerçekleştirilmesi
için sistemin bir bütün olarak yaratılmış olması gerekmektedir.
Sadece fotosentez yapan sistem değil, ona uygun güneş
ve atmosfer ortamı da aynı üstün ilim ve akılla bir
bütün olarak yaratılmıştır.
Bu mekanizma ile ilgili olarak evrim teorisini
savunanların yaptıkları açıklamalar ise son derece mantıksız,
hatta "komiktir". Evrimci iddialara göre "ilkel" ortamdaki
"ilkel" bakteri çevresindeki besin maddelerini tüketmeye
başlamış ve aç kalmamak için "her nasılsa" aniden kendi
besinini üretmeye karar vermiştir. Üstün 21. yüzyıl
teknolojilerine rağmen insanların çözemediği bu mekanizmayı
milyarlarca sene önce bir hayali bakteri çözmüş ve güneşten
nasıl besin elde edebileceğini "keşfetmiştir". Bu "üstün
yetenekli bakteri" fotosentez işleminin temelini oluşturmuş
ve hayali bir şekilde evrimleşerek meydana getirdiği
bitkiler ile birlikte yeryüzünde oksijen ve besinin
üretilmesini sağlamıştır. İlk bakterinin bu tesadüfi
keşfi (!) sayesinde de yeryüzündeki şu anki kapsamlı
canlılık meydana gelmiştir.
Oysa tek bir hücrenin, insan hayatı için
gerekli olan, besin ve oksijen gibi temel ihtiyaçları
sağlayabilen bir sisteme sahip olması, içinde sayısız
kimyasal işlemin meydana gelmesi ve ekolojik dengenin
bir parçası olması, şuursuz olaylarla, yani tesadüflerle
asla açıklanamaz. Allah bu canlıları, tıpkı bitkiler
gibi, böylesine önemli bir işlemi gerçekleştirmek için
özel olarak yaratmıştır. Bakteriler, kendilerini kusursuz
yaratan üstün bir gücün, yani Allah'ın varlığını kanıtlamaktadırlar.
Gerçekleştirdikleri işlerde Allah'ın üstün akıl ve sanatı
tecelli etmektedir. Elbette bütün bunlar, evrim teorisinin
ne büyük bir açmaz içinde olduğunu ve tümüyle sahte
delillere dayandığını gösteren ve Allah'ın mutlak varlığını
gözler önüne seren örneklerden sadece birkaçıdır.
Bakteriler Yeryüzünde
Azot (Nitrojen) Döngüsünü Gerçekleştirirler
Canlılar yaşamlarını
sürdürebilmek için oksijen ve karbondioksite ihtiyaç
duydukları gibi büyüyebilmek için de azota (N2)
ihtiyaç duyarlar. Azot, canlı vücudunda özellikle nükleik
asitlerin, proteinlerin ve vitaminlerin yapısında %15
oranında bulunmaktadır.27 Yani hayatın
temel taşlarından birini teşkil eder. Atmosferin de
yaklaşık %78'i azot gazından oluşur. Ancak canlılar
havadaki bu azotu, ihtiyaçları olmasına rağmen olduğu
gibi bünyelerine alamazlar. Bu gazın bir şekilde canlıların
kullanabileceği hale dönüştürülmesi ve tükenmemesi için
bir döngü şeklinde atmosfere geri dönmesi gerekmektedir.
Bu gereksinim ise yine mikroskobik bakteriler tarafından
karşılanır.

Rhizobium gibi bakteriler, kök düğümlerinde leghaemoglobin
gibi oksijen tüketen moleküllere sahiptirler.
|
Azotu, yani nitrojeni, havadan ilk olarak
alması gereken canlılar bitkilerdir. Bitkiler azotu
gaz şeklinde kullanamazlar. Azot, nitrit bakterileri
tarafından nitrite, nitrit ise nitrat bakterileri tarafından
nitratlara dönüştürülerek bitkiler tarafından kullanılabilir
hale getirilir. Peki bu döngü nasıl başlar?
Azot, çeşitli şekillerde yeryüzüne ulaşır.
Atmosferdeki azot, şimşek ve yıldırım gibi olaylar sonucunda
yeryüzüne yağmurlarla nitrik asit şeklinde döner. Nitrik
asit toprakta bakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür
ve bitki bu besini topraktan alabilir.
Bir başka döngü şekli de havadaki azotun
doğrudan toprağa alınmasıdır. Toprakta bulunan bazı
bakterilerle bezelye ve fasulye gibi baklagillerin köklerinde
bulunan bakteriler, havadaki azot gazını toprağın içine
alırlar. Bu aşamada, üstün bir tasarımla karşı karşıya
kalırız. Bütün organizmaların gelişiminde en önemli
mineral azottur (nitrojen). Proteinler, nükleik asit
ve diğer hücre organellerinin büyük bir kısmı bu maddeye
muhtaçtır. Büyümek için azota ihtiyaç duyan bitkiler
ve bu ihtiyacı karşılayan bakteriler arasında, dünyanın
en faydalı ortaklıklarından biri kurulur. Bitkiler,
köklerinden, bakterileri çekmek için özel besinler salgılar
ve onları kendilerine yaklaştırırlar. Daha sonra bakteriler,
köklerde ortaya çıkan özel açıklıklardan içeri girerek,
bitki köküne yerleşir ve burada büyük miktarlarda çoğalarak
kök düğümlerini oluştururlar. Bugün yediğimiz sebzelerin,
bitkilerin, tahılların büyük bir kısmını ve ekolojik
dengenin sağlanması için gerekli olan azot döngüsünü,
bu ortaklığa borçluyuz.
Evrimcilerin basit olarak nitelendirdiği
bakteriler azot döngüsünü gerçekleştirirken, fotosentezde
olduğu gibi, canlı bir kimya laboratuvarı olarak çalışırlar
ve kimya bilimine yakın olmayanlar için fazla anlam
taşımayan karmaşık kimyasal reaksiyonları ilk yaratıldıkları
günden itibaren hiç durmadan gerçekleştirirler. Aşağıda
kimyasal terimlerle özetlenmiş olan azot sabitleme reaksiyonunu
çözebilmek bile bilim adamları için büyük bir başarı
olmuştur.
N2 + 8H+ + 8e- +
16 ATP = 2NH3 + H2 + 16ADP + 16
Pi
Ayrıca bu reaksiyonun gerçekleşebilmesi
için, fotosentez, solunum veya fermantasyon gibi ikinci
bir destek reaksiyonunun varlığı zorunludur. Çoğu insanın
kafasını karıştıran bu formüller, bakteriler için sıradan,
günlük bir çalışmadır. Elbette bu kimyasal işlemleri
yapmak için, özel bir kimya eğitiminden geçmemişlerdir.
Dünyaya gelen her yeni bakteri, ancak özel olarak tasarlanmış
bir kimya laboratuvarına ve özel olarak eğitilmiş bir
kimyacıya ait olabilecek malzeme ve bilgiyle donatılmış
olarak görevine başlar. Ayrıca bu işlemler sadece bitki
kökleriyle sınırlı değildir. Bu konuda da büyük bir
çeşitlilik ve alternatif yapı mevcuttur. Azotobakteri,
Beijerinckia, Klebsiella, siyanobakteri, Klostridium,
Desulfovibrio, Mor sülfür bakteri, Mor sülfür olmayan
bakteri, Yeşil sülfür bakteri, Rhizobium Frankia, Azospirillum
ve daha birçoğu, çok ayrı yerlerde ve çok farklı yapılarda
olmalarına rağmen, aynı reaksiyonu, aynı bilgi ve programla,
mükemmel bir şekilde gerçekleştirirler. Ayrıca bu bakteriler,
kendi içlerinde de, farklı sistemler ve reaksiyonlarla,
hiç de basit olmayan yapılar sergilerler.
Resimlerde görülen sülfür
bakterileri ve ortada görülen bezelye bitkisi
bakterisi Rhizobium, azot döngüsünü gerçekleştirmek
için adeta oldukça kapsamlı bir laboratuvara sahiptirler.
|
Örneğin bakterilerin bu reaksiyon sırasında
kullandıkları, nitrojenaz enzim kompleksi, oksijene karşı
aşırı duyarlıdır. Oksijene maruz kaldığında aktivitesi
durur, bu yüzden proteinlerin demir bileşikleriyle reaksiyona
girer. Aslında oksijensiz olarak yaşayabilen (anaerobik)
bakteriler için bir sorun yoktur, ama aynı zamanda fotosentez
yaparak, oksijen üreten siyanobakteri gibi bakteriler
ve toprakta serbest şekilde yaşayan Azotobakteri gibi
bakteriler için bu büyük bir sorun içerir. Ancak bu bakteriler,
bu soruna karşı, çeşitli mekanizmalarla donatılmışlardır.
Örneğin
Azotobakteri türleri, bütün organizmalar içinde bilinen
en yüksek solunum oranına sahip metabolizmalarıyla, hücrelerinde
çok düşük seviyede oksijen tutarak, enzimi korumaya alırlar.
Ayrıca Azotobakteri türleri, çok yüksek miktarda hücre
dışı polisakkarit (çoklu şekerden oluşan ve daha çok nişasta
gibi bileşikler ve hücre duvarı oluşturmakta kullanılan
kimyasal bir birleşik) üretirler. Bu bileşiklerin oluşturduğu
yapışkan sıvının içinde su muhafaza eden bakteriler, hücre
içinde oksijen yayılma oranını sınırlandırırlar. Bitki
köklerinde azot sabitleyen Rhizobium gibi bakteriler ise,
kök düğümlerinde leghaemoglobin gibi oksijen tüketen moleküllere
sahiptirler. Leghaemoglobin, memelilerdeki hemoglobin
ile aynı görevi görmekte ve düğüm dokularının oksijen
sağlamasını düzenlemektedir. Burada ilginç olan, leghaemoglobin'in,
sadece kök düğümlerinde bulunması ve sadece bitki-bakteri
ortaklığı kurulduğu zaman üretilmesidir. Tek başına yaşayan
bakteriler veya bakterisiz yaşayan bitkiler bu maddeyi
üretmezler.28
Azot döngüsünü sağlamakla görevli olan
nitrojenaz enzimi, oksijene maruz kaldığında parçalanır.
O halde, oksijenin bu enzime ulaşmasını engelleyen sistemler
ve bunları üreten organizmalar, bu enzimle aynı anda ortaya
çıkmış olmalıdırlar. Aksi halde nitrojenaz enzimi oluştuğu
an, oksjien tarafından parçalanacaktır. Evrim teorisi
ise bunu kabul edemez, çünkü evrime göre organizmalar
ancak kademeli mutasyonlarla oluşabilirler. Yani bu teoriye
göre ya nitrojenaz enzimi ya da oksijen tüketen sistemler
önce oluşmuştur. Bu sıralama ise hiçbir sistemin oluşmasına
izin vermeyen bir mantıksızlık içermektedir. Ortada nitrojenaz
enzimi yokken, oksijeni kontrol eden sistemin hiçbir anlamı
yoktur.
Sonuç olarak, bu bakterilerin
ölümü ve parçalanması ile amonyak açığa çıkar. Aynı zamanda
hayvan ve bitki kalıntılarındaki proteinler de saprofit
bakteriler tarafından ayrıştırılarak amonyağa dönüştürülür.
Toprak içinde bu şekilde oluşan amonyak, aynı şekilde
nitrit bakterileri tarafından nitrite, nitrit de nitrat
bakterileri tarafından nitrata dönüştürülmektedir. Bu
olaya nitrifikasyon denir ve böylece azot döngüsü tamamlanmış
olur.29 Nitrat, artık azotun bitkilerin
alabileceği şeklidir. Bitkilere ulaşan bu azot, bitkileri
besin olarak kullanan insanlara ve hayvanlara da ulaşmaktadır.
Dolayısıyla tüm canlılığın ihtiyacı bu yolla karşılanmış
olur.
Bakteriler sayesinde bitkilere
ulaşan azot, bitkileri besin olarak kullanan insanlara
ve hayvanlara da ulaşmaktadır. Dolayısıyla, canlılığın
bu en temel ihtiyaçlarından biri, bakterilerin
bu önemli işlevi sayesinde sağlanmaktadır.
|
Nitrojen kullanarak, suni yoldan gübre
elde etmek, en büyük sanayi dallarından birini ortaya
çıkartmıştır. Bu tehlikeli ve karmaşık işlem sırasında
yanıcı hidrojen, çok yüksek basınçla ısıtılır. Kimya
fabrikaları bu masraflı ve tehlikeli işe büyük bir emek
harcarken, bakteriler, aynı işlemi oda sıcaklığında
ve normal basınçla hiç masrafsız olarak yapmaktadırlar.
Son zamanlarda bazı araştırmacılar, bakterilerin bu
büyük becerilerinin sırrını kısmen de olsa çözdüklerini
düşünmektedirler.
Diğer bir grup bilim
adamı da, geleceğin temiz ve ucuz yakıtı olacak olan
hidrojenin üretimi için bakterileri örnek almaktadırlar.
8 Ekim 2001 tarihinde Nature dergisinde çıkan bir makaleye
göre, bilim adamları ucuz asitleri hidrojene çeviren
bakteri enzimlerini taklit ederek büyük bir kaynak oluşturmayı
düşünmektedirler. Diğer yakıtların aksine hidrojen,
çevreye zarar vermemektedir. İllinois Üniversitesi'ne
bağlı araştırma ekibinden Thomas Rauchfuss ve arkadaşları
bakterilerin bu gizli formüllerini kopya edip kullanabileceklerini
düşünmektedirler.30
Bu bakteriler, asitlerden hidrojen üretebilen,
hidrojenaz adlı enzimlere sahiptirler. Bilim adamları
bu mükemmel mekanizmayı taklit edebilecek sistemler
üretmek için yoğun çabalar yürütmektedirler. Aynı şekilde,
bakterilerin fotosentez işlemini taklit etmek için yıllardır
uğraşan bilim adamları da, henüz bir başarı elde edememişlerdir.
Evrimcilerin ilkel olarak gördükleri bakteriler, günümüz
teknolojisinin bütün imkanlarına rağmen taklit edilemeyen
kompleks sistemleriyle, dünyadaki yaşamın geleceğini
garanti altına alacak sırlara milyarlarca yıldır sahiptirler.
Bunun nedeni üstün bir aklın sahibi olan Allah'ın kusursuz
eserleri olmalarıdır. Allah, hayranlık uyandırıcı sanatını
insanların görebilmeleri, görüp üzerinde düşünebilmeleri
için böyle ihtişamlı şekilde sergilemektedir.
Bakterilerin
gerçekleştirdiği bütün bu azot döngüsünün temelinde
şu gerçek vardır: Bitkilerin ve dolayısıyla yeryüzünde
yaşayan diğer canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri
için yaşamlarında kimyasal dönüşüm gerçekleştirecek
bakterilerin olması gerekmektedir. Eğer topraktan kaybedilen
nitrojen hemen yerine konulmazsa, hayat kısa bir süre
sonra sona erecektir. Bakterilerin gerçekleştirdiği
bu işlem ile her yıl toprağa 50 ton nitrojen eklenmektedir.31
Tüm organizmalar enerji elde edebilmek için dolaylı
veya dolaysız fotosenteze bağımlı olduklarından, fotosentez
işleminin gerçekleşmesi için gereken en temel unsura,
yani nitrojene de muhtaçtırlar.
Bu örnekler bize açık bir mesaj vermektedir.
İnsanların ve diğer canlıların beslenmesi için nitrojenin
belirli bir forma dönüşmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm
bütün dünyayı kaplayacak bir yaygınlıkta ve sistemin
riske girmesini önleyecek kadar çok çeşitlilikte olmalıdır.
Bu çeşitlilik için de aynı sistem farklı tasarımlarla
desteklenmelidir. Bu ihtiyaçlar, doğada gördüğümüz sistemle
karşılaştırıldığında, karşımıza, kör tesadüflerle oluşmuş,
kusurlu bir yapı değil, tüm ayrıntılarına kadar hassas
bir şekilde tasarlanmış ve yaratılmış, amaçlı bir sistem
çıkar. Bu sistemde, ana rolü üstlenmiş olan bakteriler
ise, tesadüfü bir evrimin sonucu ortaya çıkmış ilkel
formlar değil, bu işe en uygun şekilde özel olarak yaratılmış
canlı makinelerdir.
Bu aşamada, evrimciler, köhnemiş ideolojilerin
etkisi altında hayali senaryolar kurgulamak yerine,
bu tür kompleks tasarımların ve çeşitliliğin, bir anda
ve son derece gelişmiş bilgi donanımıyla, nasıl ortaya
çıktığına dair bilimsel cevaplar vermelidirler. Ancak
böyle bir cevabı hiçbir zaman verememişlerdir. Buna
rağmen iddialarını sürdürmeleri ise son derece şaşırtıcıdır.
Allah bu tür insanlar için Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Şimdi onlara sor: Yaratılış
bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız
mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan
yarattık. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların
inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
(Saffat Suresi, 11-12)
Bakteriler Fermantasyon
Yaparak Besin Meydana Getirirler
Yediğiniz yoğurdun veya peynirin bakterilerin
ürünü olduğunu biliyor muydunuz? Sofranızdaki pek çok
besin bakteriler tarafından size hazır olarak sunulmaktadır.
Siz bakterilerin sizin için böyle yoğun bir çaba içinde
olduklarını bilmiyor olabilirsiniz, oysa bu bir gerçektir.
Her gün kahvaltınızda bakterilerin sizin için hazırlamış
oldukları peyniri yer, yemeğinizin yanında iyi gideceğini
düşündüğünüz turşuyu bakteriler sayesinde elde edersiniz.
Oksijensiz solunum yapan
bakteriler, bulundukları ortamdaki organik bileşikleri
parçalayarak enerji elde ederler. Fermantasyon
adını verdiğimiz bu işlem sayesinde birbirinden
çeşitli ve lezzetli besinler meydana gelmektedir.
|
Bakterilerin farklı
ortam ve farklı şartlarda yaşayabilen pek çok türünün
olduğunu daha önce belirtmiştik. Peynirin içindeki bakterilerin
de, yoğurdu meydana getiren bakterilerin de aslında tek
istedikleri kendi yaşamlarını sürdürebilmek ve bunun için
de enerji elde edebilmektir. Bu bakteriler için, bulundukları
kapalı ortam önemlidir, çünkü bakterilerin bu türleri
oksijensiz solunum yaparlar. Bir başka deyişle diğer bakterilerin
soluyarak aldıkları enerjiyi bu bakteriler bulundukları
ortamdaki organik bileşikleri parçalayarak elde ederler.
Bu parçalanma sonucunda bakteri pek çok madde açığa çıkarır.
Açığa çıkan bu maddelerle, bakterinin içinde bulunduğu
besin asitlenir veya alkollenir ya da besinin içinde karbondioksit
kabarcıkları oluşur. Böylelikle besin nitelik değiştirir.
Yani salatalık artık bir turşu olmuştur. Bakterinin gerçekleştirdiği
bu işleme de fermantasyon adı verilir.32
Fermantasyon işleminin bize
sağladığı lezzetli besinler dışında pek çok faydası
daha vardır.
Bakteriler bir kez daha
insanlar için son derece önemli ve gerekli bir iş gerçekleştirir
ve fermantasyon işlemi ile besinlerin yararlılığını
artırırlar. Fermante ürünlerin vücut tarafından emilmesi
kolaylaşır. Aynı zamanda fermantasyon sırasında bakteriler
vücut için son derece yararlı olan birtakım vitamin
ve mineral maddelerini de sentezlerler. Peynir veya
yoğurdun vücut için faydalı olmasının temelinde yatan
sebep budur. Aynı ürünlerin vücutta bağırsak gibi çeşitli
organların yenilenmesini sağlamaları da bakteriler sayesindedir.
Bakteriler bu yönleriyle pek çok sindirim bozukluğu
hastalıkları üzerinde tedavi edici etkilere sahiptirler.
Bu canlılar vücudun dengesini koruma görevini de üzerlerine
almışlardır. Örneğin kolesterol sorununda önerilen yiyecekler
genellikle fermante olmuş gıdalardır. Bunun da nedeni
mikro canlıların bedenimizdeki kolesterol oranını düzenleyebilmeleridir.33
Bakteriler adeta bizim için çabalamaktadırlar.
Aslında onların bütün istedikleri ellerindeki imkanlarla
yaşamlarını devam ettirebilmektir. Allah'ın yarattığı
bu muazzam denge ile bu mikroskobik canlılar kendi soylarını
devam ettirirken, bizim için de "pek çok yönden" önemli
birer hayat kurtarıcı olabilmektedirler. Bir bakterinin
besin üretmesi, dahası ürettiği besini insan için faydalı
hale getirmesi bu dengenin ne kadar gerekli ve kusursuz
olduğunu göstermektedir. Kuşkusuz bir bakteri bizim besinlerimizde
yaşar, enerjisini buradan elde eder, bize hiç fayda sağlamadığı
gibi zarar da vermeyebilirdi. Hayatımızın bir parçası
olan bu bakterilerden tüm yaşamımız boyunca haberimiz
bile olmayabilirdi. Nitekim pek çok besin ile vücuda bakteri
alır, ama bunun farkında bile olmayız. Ama fermantasyon
işleminde bakteri besinlerimize girip kendi ihtiyaçlarını
karşılarken, başka bir yöntemle asla başaramayacağımız
yepyeni ve aynı zamanda da faydalı besinleri "sırf bizim
için" üretmektedir. Bunun nedeni açıktır: Allah, üstün
ve benzersiz bir aklın delillerini görebilmemiz için birbirinden
kusursuz, birbirinden detaylı sistemler var etmiştir.
Bakterilerin sağladıkları faydanın amacı da işte budur.
Bakterilerin Diğer
Faaliyetleri
Bakterilerin uzun yıllar
boyunca gerçekleştirdikleri faaliyetler sonucunda
oluşan demir, insanlık için oldukça büyük bir
önem taşımaktadır. Bakterilerin söz konusu faaliyetleri
olmadan, yaşamımızda büyük önemi olan bu madeni
elde etmek imkansızdır.
|
Fotosentez yapıp dünyadaki yaşama büyük
oranda katkıda bulunan, bedenimizi koruyan, yeryüzünün
en önemli yaşam döngüsünü meydana getiren, ama tüm bu
faaliyetlerine rağmen gözle görülemeyen bu varlıkların
kusursuz yaratılışlarındaki üstün akıl ve sanatı sergileyecek
başka önemli özellikleri de vardır. Örneğin yeryüzündeki
demir yataklarının, hatta bedenimizdeki demirin kaynağı
da bakterilerdir.
Bazı
bakteriler suyun içinde erimiş olarak bulunan demiri
sudan ayırma yeteneğine sahiptirler. Bu canlılar, okyanuslarda
çözünen demir moleküllerini bu şekilde tüketirler ve
bunları kendi vücutlarında yoğunlaştırırlar. Bakterilerin
vücudunda yoğunlaşan demir daha sonra okyanus tabanında
demir yatakları şekline gelir. Bunlar yüz milyonlarca
yıl boyunca dağlara doğru itilir ve buralarda büyük
demir yataklarını meydana getirirler. Bu demir yataklarının
kazılması ile önemli miktarda demir molekülü havaya
karışır. Biz ise farkında olmadan görünmeyen bu demir
tozlarını soluruz. Vücudumuza giren bu moleküller bedenimiz
için son derece önemlidirler. Vücudumuza küçük demir
molekülleri girdiği için kırmızı kan hücrelerimizin
demir taşıyan hemoglobin çekirdeği iliğimizi, yani vücudumuzda
dolaşan kanın kaynağını meydana getirir.34
Bakterilerin
bu kimyasal etkileri ile oluşan yeraltı kaynağı sadece
demir ile sınırlı değildir. Yeryüzünün en önemli ihtiyaçlarından
biri olan petrol de büyük ölçüde bakterilerin ürünüdür.
Fermantasyon işleminden hatırlanacağı gibi oksijensiz
solunum yapan bakteriler enerjilerini etraftaki organik
bileşikleri parçalayarak elde ederler. Söz konusu bakterilerin
bu özellikleri, toprak altında milyonlarca yıl önce
meydana gelen birikimlerin petrole dönüşmesine yol açmıştır.35
Bu canlıların petrol üretebilmeleri için bulundukları
ortamda oksijenin tükenmesi, sıcaklığın 150 derecenin
altına düşmesi ve basıncın birkaç milyon yıl sürmesi
gerekmektedir.36 "Bakterinin petrol
oluşumu sağlaması" kulağa şaşırtıcı gelebilir. Gerçekten
de şaşırtıcıdır, çünkü bu akıllı mikro canlıların uzun
yıllar boyunca hiç durmadan böyle bir faaliyette bulunmaları,
aslında sadece insanların yararına çalışmak üzere yaratıldıklarının
bir delilidir. Mikroorganizmaların sağladıkları faydalar,
eksikliğinde acze düşeceğimiz türden hayati ihtiyaçlarımızı
karşılamaya yöneliktir.
|

Bakteriler, sahip oldukları
üstün mekanizmalar sayesinde, insanların başaramadıkları
hatta sırrını bile çözemedikleri pek çok mucizeyi
gerçekleştirirler. Petrolün oluşumunda oynadıkları
önemli rol, bu gerçeği açıkça gösterir.
|
Son günlerde okyanusların tabanında yapılan
araştırmalar, bakteriler hakkında, bilinmeyen bir gerçeği
daha ortaya çıkardı. Bilindiği gibi bakteriler fotosentez,
nitrojen sabitlemesi ve fermantasyon yoluyla besin zincirinin
temel halkasını oluştururlar.
Okyanusun 300 metre altında yapılan
araştırmalar, bakterilerin görevlerinin bu işlemlerle
sınırlı olmadığını gösteren delilleri gün ışığına çıkardı.
Yeni keşfedilen ve okyanusun yüzlerce metre altında, taban
ortamında yaşayan ve buradaki kayaları yiyen bakterilerin,
buradaki canlılığın korunması için temel besin işlevi
gördüğü anlaşıldı...
California Üniversitesi, Scripps
Institution of Oceanography'ye bağlı araştırma ekibinden,
Hubert Staudigel yaptığı açıklamada, okyanus tabanının
bu canlılarla kaplı olduğunu ve onların olmadığı bir
yerin bulunmadığını belirtmiştir.
Kayaları yiyerek parçalayan
bu canlılar, gerekli kimyasal maddeleri ayrıştırarak
deniz suyuna oradan da besin zincirine katmakta, böylece
okyanus dibindeki canlılığın korunmasında temel bir
işlemi gerçekleştirmektedirler.37
Bakteriler aynı zamanda
yaz boyunca göllerin içindeki canlıların ihtiyacı olan
mineral ve besinleri hazırlamakla da sorumludurlar.
Göllerde kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların
yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin
ve mineraller kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler
ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, suyun dibine çöken
organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ve artıkları
ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle bakterilerin
içinde bulundukları göller temizlenir. Yapılan bu ayrıştırma
işleminde aynı zamanda gölün dibinde çeşitli mineraller
de birikmiştir.38 Böylelikle canlılar
baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar.
Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir "bahar
temizliği" yapılmış hem de yazın yeniden canlanan doğa
için yeterli miktarda besin hazırlanmıştır. Yarattığı
tüm canlılara hesapsız rızık veren Allah, gölde yaşayan
birbirinden farklı özelliklere sahip birbirlerinden
farklı türdeki sayısız canlı için de bakterileri sebep
kılmıştır. Ne bakterilerin başka canlılara sağladıkları
bu faydadan haberleri vardır ne de yazın hareketlenen
su canlıları, besinlerin kendilerine nereden geldiğini
araştırırlar. Onlar sadece kendilerini yaratan Allah'a
teslim olmuşlardır.
Yeraltı
kaynakları konusunda uzmanlaşmış olan bakterilerin oluşumunda
rol oynadıkları en önemli ve belki de en değerli bir diğer
maden ise altındır. Yüzeyin 2 mil (3,5 km) altında bulunan
bu bakteriler altın madenlerinde yaşarlar ve gizli bir
şekilde altın üreten simyacılar gibi çalışırlar. Kayalardan
beslendikçe mikroskobik altın parçalarının çökelmesini
hızlandırır ve yeraltında altın oluşmasına sebep olurlar.39
Bu işlem kuşkusuz son derece ağır ilerleyen bir süreçtir.
Nitekim yeraltındaki bakterilerin yaşam düzeyleri, yeryüzündeki
bakterilere oranla son derece yavaştır. Normal bir bakteri
bir saat içinde 3-4 defa bölünürken, yeraltındaki bu bakteriler
100 yılda bir bölünürler. Bu organizmalar milyonlarca
sene yüzeyle temas etmeden yaşayabilirler.40
Bu da söz konusu bakterilerin altın üretebilmek için özel
olarak tasarlandıklarının çok büyük bir delilidir. Bir
mikroorganizmanın ihtiyaç olan yerde ihtiyaç olan şekilde
ve sayıda bölünmesi bizler için Allah'ın kusursuz yaratmasını
gösteren ibret verici bir olaydır. Bir yiyecek üzerinde
yaşayan bakteri de, insanların bağırsaklarına yerleşmiş
olan bakteri de, yeraltında madenleri ayrıştıran bakteri
de, farklı özelliklere sahip olmakla birlikte aynı bakteridir.
Ancak bulunduğu yere göre bölünme hızını değiştirebilme
gibi bir özelliğe sahiptir. Üstelik bu sabit oran hiç
şaşmamakta, bakteriler, nerede, ne kadar gerekiyorsa o
miktarda çoğalmaktadırlar. Tek hücreli bir canlının bu
şuur ve bilinçle hareket ettiğini kuşkusuz ki, kabul edemeyiz.
Bakterilerin bilinçli hareket edip hesap yapmalarını onlara
ilham eden, tüm ilimlerin üstünde ilim sahibi olan, tüm
akıllardan üstün akla sahip olan Allah'tır.
Bakteriler, Simbiyotik
İlişki İçinde Oldukları Canlılara Fayda Sağlarlar
Bakteriler insan da dahil
olmak üzere daha pek çok canlının metabolizmasına girerek
doğrudan ona veya dolaylı olarak canlılığa fayda sağlamaktadırlar.
Bakterilerin birçok çeşitten oluşan büyük alemlerinde,
karşılıklı faydaya dayalı yaşam örnekleri o kadar çoktur
ki, bakteriler yeryüzünün gözle görülür en küçük canlılarından
olan termitlerin sindiriminde bile görev başındadırlar.
Selülozu tek başına sindirebilme yeteneğine sahip olmadığından
bu işlem için bakterilere ihtiyaç duyan termitlerin
tek bir tanesinin bağırsağında bile 2,7 milyon bakteri
bulunmaktadır.41 Aynı şekilde metabolizması
selülozu sindirmeye uygun olmayan geviş getiren hayvanlarda
da sindirimi bakteriler sağlarlar.
Bakteriler sağlıklı bir
insan vücudunun her tarafında yaşarlar. Çeşitli tahminlere
göre insan cildinin bir santimetre karesine 10 milyon
bakteri düşmektedir. Örneğin yalnızca dilin üzerinde
80 farklı türün yaşadığı ve dışarıya atılan bakterilerin
ise 100 milyar ile 100 trilyon arasında değiştiği bilinmektedir.
Bir santimetre kare insan bağırsağında ise yaklaşık
10 milyar organizma yaşamaktadır.42
Belfast, Queen Üniversitesi'nden Mikrobiyoloji
Profesörü Mark Pallen sağlıklı bir insan vücudunda bulunan
bakterilerle ilgili şunları söylemektedir:
Yalnızca ağzın içinde
80 farklı tür vardır. Fransa'da Jouy-en-Josas Ekoloji
ve Fizyoloji Laboratuvarları'nda yapılan çalışmalarda
bağırsaklarda 80 çeşit mikrobun bulunduğu ortaya çıktı.
Vücutta yaşayan mikroplar ile ilgili kesin bir rakam
vermek zor, ancak vücudumuzu sürekli sağlıklı tutan
mikroorganizma türünün 200 civarında seyrettiğini söyleyebiliriz.43
Mark Pallen'in belirttiği bu 200 sayısı
vücuttaki mikroorganizma "türlerinin" sayısıdır. Bu
200 türün ise milyonlarca üyesi bulunmaktadır. Her biri
vücut içinde çeşitli işlevlere sahiptir. Bizler ise,
bedenimizde yaşayan böylesine kalabalık bir topluluğun
varlığından genellikle haberdar olmayız. Oysa onlar,
her dakika, her saniye yaşayabilmemiz için faaliyet
halindedirler. Bakterilerin bu şekilde bir simbiyoz
yaşam içinde oldukları pek çok canlı vardır. Bunlardan
birkaç örnek verelim.
|