Evrimcilerin En Büyük
Çıkmazlarından Biri: Böcekler
Önceki
bölümlerde, gözle göremediğimiz mikroorganizmaların
olağanüstü becerilerini, kompleks yapılarını ve bu
gerçekler karşısında evrimci iddiaların tutarsızlığını
ayrıntılarıyla inceledik. Bu bölümün konusu ise, mikroorganizmalar
kadar ilginç, evrim teorisi açısından büyük bir sorun
olan böcekler.
Diğer canlılarla kıyaslandığında, böceklerin
çok ayrı bir yeri vardır. Fosil kayıtlarından anlaşıldığı
gibi, böcekler en az 400 milyon yıldır varlıklarını
sürdürmektedirler.

Bugün bilinen hayvanların dörtte üçünü böcekler
oluşturmaktadır. Bu canlılar, nüfusları, tasarımları
ve besin zincirine olan önemli etkileriyle
evrimcileri oldukça zor bir duruma sokmaktadırlar.
|
Bu dönem boyunca, çeşitli felaketler
yaşanmış, dünyadaki hayvan türlerinin büyük bir kısmı
yok olmuştur. Bu olaylardan belki de hiç etkilenmeyen
tek canlı böceklerdir.
Sahip oldukları üstün tasarımla her
türlü ortamda yayılmış ve çoğalmışlardır. Çölde, ormanda,
göllerde, volkanlarda, sıcak sularda, buzullarda,
kısacası her yerde böceklere rastlamak mümkündür.
Mesela bazı böcekler bir tür antifriz üreterek vücut
sıvılarının donmasını engellerler. Böylece Himalaya
Dağları'nın yüksek tepelerinde ya da bazıları Sahra
Çölü'nde 47°C'nin üstündeki sıcaklıkta yaşayabilir.
Böceklerin türü ve
sayısı o kadar fazladır ki, bilim adamları bu konuda
kesin bir rakam verememektedirler. Son yapılan çalışmalara
göre böcek türlerinin tahmini sayısı 2 ile 30 milyon
arasındadır. Bu türlerin içinde sadece 370.000 adeti
tanımlanabilmiştir, ayrıca 15.000 kadar fosil böcek
türü bulunmuştur. Bugün, bilinen hayvan türlerinin
dörtte üçünü böcekler oluşturmaktadır ve tahmini sayıları
1 trilyondan fazla, toplam ağırlıkları ise 2,7 milyar
ton olarak belirtilmektedir. Bu rakam 45 milyar insanın
toplam ağırlığına eşittir. Yani yaşayan her insan
başına 170 milyondan fazla böcek düşmektedir.113
Bu olağanüstü sayılardan da anlaşılacağı gibi, böcekler
hem nüfuslarıyla, hem sahip oldukları tasarımlarıyla,
hem de besin zincirinde en önemli halkalardan birini
oluşturmalarıyla, bize önemli mesajlar vermektedirler.
İleriki bölümlerde de göreceğimiz gibi,
evrimciler, böceksiz bir dünyada yaşamayı çok isterlerdi.
Bu canlıların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkmaları,
hiçbir sözde evrimsel ataya sahip olmamaları, son
derece kompleks organlara sahip olmaları ve en önemlisi
de bu kadar fazla çeşitlilik göstermeleri, evrim teorisi
için mantıklı olarak cevaplanması oldukça zor olan
sorunlar yaratmaktadır.
Böcekteki tasarım
Milyonlarca
böcek türünü tek tek inceleyecek olursak her birinin
farklı bir tasarıma sahip olduğunu görürüz. Sadece
kanatları açısından bile, birbirine benzemeyen birçok
çeşit vardır. Mesela kelebeğin kanatlarıyla sineğin
kanatları tamamen farklı tasarıma sahiptir, aynı şekilde
yusufçukla çekirge, hamamböceğiyle karınca, arıyla
pire gibi, böcek olduğu halde, son derece farklı tasarıma
sahip, henüz tam sayısı belirlenememiş milyonlarca
böcek vardır. Böceklerin her birinin sahip olduğu
özellikleri tek tek burada incelememiz mümkün değildir,
ancak böceklerin yapılarındaki bazı ortak tasarımları
inceleyebiliriz.
Dış
kabuk
Daha önce de belirttiğimiz gibi, böcekler
her türlü iklim koşulunda yaşayabilecek özelliklere
sahiptirler. Bu özelliklerin başında vücutlarının
dış yüzeyini saran kitin tabakası gelir. Böcekler,
bir iskelete sahip değildirler. Bunun yerine vücutlarını
bir zırh gibi saran dış iskelete sahiptirler. İşte
bu zırhın ana maddesi kitindir. Kitin son derece hafif
ve incedir. Bu nedenle böcekler onu taşımakta hiçbir
zaman zorlanmazlar. Böceğin bedenini dışardan sarmasına
karşın, iskelet işlevi görecek kadar sağlamdır. Ama
aynı zamanda da son derece esnektir. Vücut içinden
uçları kendine bağlı olan kasların kasılıp esnemesi
ile hareket edebilir. Bu, böceklere hareketlerinde
çabukluk kazandırdığı gibi, dışarıdan gelecek darbelerin
etkisini de azaltır. Üzerindeki özel kaplama maddesi
nedeniyle dışarıdan içeri su geçirmez. Vücut içindeki
sıvıları da dışarı çıkarmaz. Sıcaktan hatta radyasyondan
etkilenmez. Çoğu zaman etrafa tam uyum sağlayacak
bir renktedir. Bazen de caydırıcılık sağlayacak kadar
parlak olabilir. Kitin maddesi, bilim adamları ve
tasarımcıların yapay olarak üretmeyi hayal ettikleri
bir maddedir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan
itibaren, kitin kullanılarak üretilebilecek malzemelerin
ve araçların tasarımı yapılmıştır.
Uçuş sistemleri
Eldeki
fosillere göre, böcekler en az 350 milyon yıldır uçmaktadırlar,
hem de tüylere ve kaslara ihtiyaç duymadan. Elbette
ki, kuşların nasıl uçtuğunu açıklayamayan evrimci
bilim adamları için böceklerin nasıl uçtuğunu açıklamak
daha da zor bir sorun haline gelmektedir. Fosil kayıtlarına
göre, böcekler günümüzdeki halleriyle, bundan yaklaşık
350-400 milyon yıl önce, aniden ortaya çıkmaktadırlar.
400
milyon yıl önce yaşayan böcekler günümüzdekilerden
farksızdır. Bu canlılar, tüylere de kaslara
da ihtiyaç duymadan bundan milyonlarca sene
önce de uçmaktadırlar. Elbette bu gerçek, evrimciler
için büyük bir sorundur. |
Evrim teorisi açısından bir diğer
sorun ise bu böceklerin hiçbir değişim ve evrim geçirmeden
günümüze kadar gelmiş olmalarıdır. Yani 400 milyon
yıl önce yaşayan bir hamamböceği veya yusufçukla günümüzde
yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Böceklerin
farklı uçma sistemleri ise diğer bir akıllı tasarım
örneğidir. Birçok böcek türü kuşlarınkinden de üstün
uçuş becerilerine sahiptir. Kral kelebeği Kuzey Amerika'dan
Orta Amerika'nın içlerine kadar uçabilir. Sinekler
ve yusufçuklar ise havada asılı durabilirler. Böceklerin
kanatları da farklı tasarımlara sahiptir. Kimi böceklerde
iki, kimilerinde dört kanat vardır. Bazı böceklerin
kanatları içeri katlanır ve üzerinde koruyucu bir
kabuk vardır; bazıları zar kanatlı, kelebek gibi böcekler
ise pul kanatlıdır. Her kanat türü kendi içinde ayrı
bir mükemmellik sergilemektedir. Böceklerin kanat
eklemi, mükemmel esneme özellikleri olan resilin adlı
özel bir proteinden oluşmuştur. Hem doğal hem de suni
kauçuktan çok daha üstün özellikleri bulunan bu madde,
laboratuvarlarda kimya mühendislerince halen üretilmeye
çalışılmaktadır. Resilin, esneme-bükülme yoluyla üzerine
yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki eden
kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen
bir maddedir. Bu açıdan bakıldığında resilinin verimi
%96 gibi çok yüksek bir değere ulaşmaktadır.
Böceklerin kanat eklemlerinde
bulunan resilin, esneme-bükülme ile sağlanan
enerjiyi depo eder. Bunun sonucunda ortaya,
saniyede 1.000 defa kanat çırpabilen böcekler
çıkmaktadır.
|
Bu sayede kanadın
yukarı kaldırılması sırasında harcanan enerjinin yaklaşık
%85'i depolanmakta ve aşağı kanat hareketinde bu enerji
yeniden kullanılmaktadır. Göğüs duvarları ve kaslar
da bu enerji birikimine imkan tanıyacak özel bir yapıda
yaratılmıştır. Bu sayede ortaya olağanüstü bir enerji
çıkar ve kanatların saniyede 200 (balarısı) hatta
1.000 (tatarcık) kere titremesi mümkün olur.114
Evrimciler, sadece gövdedeki bazı deri
tabakalarının evrim geçirerek kanada dönüşmüş olabileceğini
öne sürerler. Söz konusu iddianın zayıflığını bildiklerinden
olsa gerek, bunu doğrulayabilecek fosil örneklerinin
yetersiz olduğunu belirtmeyi de ihmal etmezler. Bu
aşamada böcek uçuşunun nasıl evrimleştiğine dair çeşitli
senaryolar üretilmiştir. Trakeal kuram adı verilen
birinci senaryoya göre, suda yaşayan böceklerin göğüs
trakelerinden karaya çıkınca kanatlar oluşmuştur.
Bu teori ortaya atıldığı an, geçersizliği de ortaya
konmuştur, çünkü solungaçlarda rastlanan kaslar, kanatlarda
yoktur. Ayrıca, böceklerin kanatsız aşamadan, kanatlı
aşamaya geçtiğini gösteren bir delil veya ara-geçiş
formuna ait fosiller yoktur. Aksine fosil kayıtları
ilkel böcek olmadığını, bilinen en eski böceklerin
bile günümüzdeki gibi mükemmel uçuş sistemlerine sahip
olduklarını göstermektedir. İkinci senaryo olan paranotal
kuram ise, bazı vücut bölgelerinin genişlediği, düzleştiği
ve zaman içinde kanat haline geldiğini savunur. Bu
iddiaya göre böceklerin göğüs bölgesinin üç bölümünden
sadece ikisi, evrimcilerin de bilmediği bir sebepten
dolayı, bu gelişimi göstermiş ve böylece kanatlar
oluşmuştur.
Bu
senaryonun bir benzerini, evrimcilerin kuşların uçuşunu
açıklamaya çalıştıkları senaryolarında da görmek mümkündür.
Ancak iki senaryoyu da geçersiz ve mantıksız kılan
ortak unsurlar vardır. Bunların içinde en önemlisi
olan fosil kayıtları -bir önceki paragrafta da belirttiğimiz
gibi- bu iddiaların tamamen tersini ispatlayan deliller
sunmaktadır. İkinci olarak kanatların indirgenemez
kompleksliğe sahip olmaları, yani ancak bir bütün
halinde olarak işe yaramaları, evrimcilerin öne sürdükleri
yarım kanat veya yeni yeni ortaya çıkan kanat teorilerini
geçersiz kılmaktadır. Üçüncü olarak genetik açıdan
canlıya yeni özellikler ekleyecek veya var olan özellikleri
daha iyiye götürecek faydalı mutasyonlar yoktur. Bu
sebeple eğer bir canlının DNA'sında, uçma sistemi
önceden belirlenmemişse bu canlının DNA'sına rastlantısal
mutasyonlarla, yeni ve faydalı bir bilgi eklemek mümkün
değildir. Yani doğada kör tesadüflerle bilgi üreten
bir akıl ve şuur yoktur. Kanat veya göz gibi bir organın
oluşması için mükemmel bir tasarıma, bu tasarımı planlayan,
programını yazan bir akla ve yaratıcıya ihtiyaç vardır.
Ancak doğada böyle bir şuur yoktur. Zaten evrimci
senaryolarda bu tür ayrıntılardan ziyade, senaryoyu
hazırlayan kişinin hayal dünyası hikayeye asıl biçimini
vermektedir. Bu hikayenin şekillenmesinde ise bilimsel
veriler değil, ideolojik saplantılar ağır basmaktadır.
Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé "böceklerin
kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz"115
derken aslında bu gerçeği itiraf etmektedir.
Oysa sinek kanatlarındaki kusursuz tasarım,
her türlü "tesadüf" iddiasını geçersiz bırakmaktadır.
Exeter Üniversitesi'nden Robin J. Wootton, Scientific
American dergisinde yayınlanan makalesinde böceklerin
uçuş becerilerini şu şekilde yorumluyor:
Böcekler
bütün uçan makineler içinde en çevik ve en çok manevra
kabiliyetine sahip olanlardandır... bazı böcekler
-az kütle, gelişmiş sinir-duyu sistemleri ve kompleks
kas yapısı sayesinde- hayret verici hava akrobasisi
örnekleri sergilerler. Örneğin karasinekler hızlı
uçuş sırasında yavaşlayıp havada asılı kalır, ters
döner ve bu şekilde uçar, dikey dönüş yapar, yuvarlanır
ve tavana iniş yapar; hepsi saniyeden az bir sürede
gerçekleşir... Böcek kanatlarının işlevlerini ne kadar
öğrenirsek, tasarımları da bize o kadar usta ve güzel
görünmektedir. Daha önce yapılan yelken karşılaştırmaları
şu an oldukça anlamsız gözüküyor. Kanatlar, mühendislerin
anladığı terimlerle, yapılar ve mekanizmalar arasında
aracı olan, kıvrılabilir yüzeyler olarak ortaya çıkıyorlar.
Yapılar geleneksel olarak mümkün olduğunca az deformasyona
sebep olacak şekilde, mekanizmalar ise, tüm parçaları
önceden tahmin edilebilecek şekilde hareket ettirmek
üzere tasarlanır. Böcek kanatları, h avayı en iyi
şekilde kullanabilmek ve belirli kuvvetlere tepki
olarak ortaya çıkan belirli deformasyonlara imkan
verebilmek üzere hassas bir şekilde biraraya gelmiş,
çok çeşitli elastik özelliklere sahip parçalara sahiptir.116
Sinek kanatlarıyla boy ölçüşebilecek teknolojik bir
yapı yok gibidir.
Yusufçuk, sahip olduğu
özel yapı sayesinde oldukça ilginç bir uçuş
tekniğine sahiptir. Aniden durup ters yönde
uçabilir, havada sabit asılı kalabilir. Evrimcileri
şaşırtan bu yapı, üstün bir yaratılış ve tasarım
harikasıdır.
|
Evrimcilerin diğer böceklere göre daha
ilkel olarak niteledikleri yusufçuk böceğini incelediğimizde,
iddiaların ne kadar bilim dışı ve ideolojik amaçlı
olduğu daha iyi ortaya çıkacaktır. Yusufçuklar kanatlarını
kendi üzerlerine katlayamazlar ve uçma kaslarının
kanatları hareket ettirme şekli diğer böceklerinkinden
farklıdır. Sırf bu özellikleri nedeniyle evrimciler
yusufçukların "ilkel böcekler" olduğunu iddia ederler.
Oysa "ilkel böcek" denen yusufçukların uçuş sistemi
bir tasarım harikasıdır. Dünyanın önde gelen helikopter
firmaları bu uçuş sistemini taklit eden modeller üretmişlerdir.
Doğa fotoğrafçısı Gillian Martin ise yusufçukları
incelemek amacıyla 2 yıl süren bir çalışma yürütmüştür.
Bu çalışma sonunda elde edilen bilgiler, bu canlıların
son derece kompleks bir uçuş sistemine sahip olduklarını
göstermektedir.
Yusufçuğun vücudu,
metalle kaplanmış izlenimi veren halkalı bir yapıya
sahiptir. Buz mavisinden bordoya kadar çeşitli renklerdeki
gövdenin üzerinde çaprazlama yerleşmiş iki çift kanat
bulunur. Bu yapı sayesinde yusufçuk, çok iyi bir manevra
yeteneğine sahiptir. Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde
olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir
veya havada sabit durup avına saldırmak için uygun
bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu
yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir.
Çok kısa bir zamanda, böcekler için şaşırtıcı sayılabilecek
bir hıza; saatte 40 km'ye ulaşır, bu hızla avına çarpar.
117
Çarpmanın şoku çok şiddetlidir. Yusufçuğun zırhı hem
çok sağlam hem de çok esnektir. Zırhın esnek yapısı
çarpmadan doğan enerjiyi emerek böceği rahatlatır,
ama aynı şeyi avı için söylemek mümkün değildir. Yusufçuğun
avı, çarpmanın yarattığı şok ile ya tamamen sersemler
ya da ölür. Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en
etkili silahları olan arka bacakları devreye girer.
Yusufçukların uçuş
sistemi müthiş bir komplekslik içerir. Dünyanın
önde gelen helikopter firmaları, bu uçuş sistemini
taklit eden modeller üretmişlerdir.
|
Uçuş sırasında arkaya doğru kıvrık
olan bacaklar, hızla öne açılarak sersemlemiş olan
avı havada yakalar. Artık sıra çelikten farksız olan
alt çeneye gelmiştir. Av kısa sürede parçalanarak
yenir.
Çok yüksek hızlarda uçarken ani
manevralar yapabilen yusufçuğun görme yeteneği de
kusursuzdur. Yusufçuk gözü, dünyanın en iyi böcek
gözü olarak kabul edilir. Her birinde 30.000 kadar
ayrı mercek bulunan bir çift göze sahiptir.
118
İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı kadar
yer kaplayan gözler, böceğe çok geniş bir görüş sahası
sağlar. Yusufçuk gözleri sayesinde neredeyse arkasında
olup bitenleri bile gözleyebilir.
Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi,
evrim teorisini savunanlar tarafından verilen örneklerin
hiçbir anlamı yoktur. Yusufçuk da diğer böcekler gibi
tasarım harikası sistemlerle donatılmıştır.
|

Yusufçuk, üstün uçuş tekniği sayesinde avını
havada yakalar. Çelik gibi güçlü olan alt
çene ise parçalama görevini üstlenir.
|
Bunların bir tanesi için bile ilkel
terimini kullanmak ya feraset eksikliğinin ya da kasıtlı
bir çarpıtmanın sonucudur. Elimizdeki en eski yusufçuk
fosilleri ile bugün yaşayan örnekleri arasında hiçbir
fark yoktur. Bu en eski fosillerden önce yaşamış hiçbir
"yarım yusufçuk" veya "kanatları yeni yeni beliren
yusufçuk" kalıntısı yoktur. Bu canlılar da, diğer
türler gibi, bir anda ortaya çıkmış ve bugüne kadar
değişmeden gelmişlerdir. Çeşitli böceklerde karşılaştığımız
mükemmel uçuş sistemleri, hayali senaryoların değil,
üstün bir aklın tasarımıyla ortaya çıkmış kompleks
sistemlerdir. Tüm bu canlıları Allah yaratmış ve canlılar
hiçbir "evrim" geçirmemişlerdir.
Ayaklar
Böcekler sadece mükemmel uçuş veya son
derece kompleks görme sistemlerine değil, tek tek
incelendiğinde her biri ayrı bir tasarım harikası
olan sayısız organ ve sisteme sahiptirler. Son günlerde,
çok basit bir canlı olarak görülen karıncaların ayaklarını
inceleyen bilim adamları hem mükemmel bir tasarımla
hem de robot üreticilerine ilham verecek bir sistemle
karşılaştılar. Massachusetts Üniversitesi biyologlarından
Elizabeth Brainerd ve ekibi, Harvard ve Würzburg Üniversiteleri
ile ortak olarak, karıncaların ve arıların nasıl olup
da tavan gibi yüzeylerde ters ve dikey olarak yürüdüklerini
araştırmış ve ilginç sonuçlara ulaşmışlardır. Cam
yüzeylerde ızla ilerleyen arılar ve karıncalar kameraya
çekilmiş ve bu böceklerin ayaklarında bulunan yapışkan
organların diğer canlılardan farklı olduğu ortaya
çıkmıştır. Örnek olarak bir tür kertenkele türü olan
geko verilmiştir. Gekoların ayaklarındaki yapışkan
yastıklar her adımın sonunda yapıştığı yüzeyden sıyrılmaktadır.
Bu ise yavaş ve statik bir harekete yol açmaktadır.
Böceklerin sahip oldukları sistem ise çok daha dinamik
bir yapı sergilemektedir. Brainerd bu konuda şu yorumları
yapmaktadır:
Robot üreticileri,
canlıların üstün tasarımlarını örnek almaktadırlar.
Günümüzde, karıncalar taklit edilerek yapılmış
robotlar mevcuttur.
|
Karıncaların ve arıların ayakları
hayret verici şekilde kompleks yapılardır. Mikroskopla
incelendiğinde, her bir ayak boğanın boynuzlarına
benzeyen bir çift pençeye sahiptir, bu pençelerin
arasında yerleşmiş olarak, arolium adı verilen yapışkan
ayak yastıkları vardır. Böcek bir yüzeyde koştuğu
zaman pençeler yüzeyi yakalamaya çalışıyorlar. Eğer
pençeler yüzeyi yakalayamazsa geri çekiliyorlar ve
devreye yapışkan yastıklar giriyor. Ayak yastığı hızla
açılıyor ve kanla şişiyor ve pençelerin arasından
çıkarak yapışkan yastığın yüzeye yapışmasını sağlıyor.
Daha sonra sönüyor ve geri katlanıyor. Bütün bu işlem
sadece saniyenin on veya yüzde biri kadar bir sürede
tamamlanıyor ve böcek hızla ilerlerken, şimşek gibi
her adımda tekrarlanıyor. Ayrıca, ayak yastığı, ıslak
bir kağıt parçasının pencere camına yapışması gibi,
böceklerin yumuşak yüzeylere yapışmasını sağlayan
bir sıvı salgılar. Aroliumun dinamik doğası, yüzeye
bağlı olarak farklı yapışkanlık seviyeleri sağlamaktadır.
119
Dahası, araştırmacılar pençelerin hareketini
kontrol eden tendonların sadece pençelerin geri çekilmesinden
değil, ayak yastığını hareket ettirmekten de sorumlu
olduğunu bulmuşlardır. Bu sistem, mekanik ve hidrolik
sistemlerin birleşmesiyle ortaya çıkmış mükemmel bir
tasarımdır. Robot üreticileri bu sistemi taklit ederek
tıp alanında kullanılacak küçük robotların üretimi
üzerinde çalışmalarını sürdürmektedirler.
Anten
Böceklerin antenleri de özel bir tasarım
sergiler. Bu canlılar çevrelerinde olup biten olaylardan
antenleri sayesinde haberdar olurlar. Haberleşmek
için kullandıkları kimyasallar, antenler tarafından
yakalanır ve analiz edilir. Antenler kimi zaman dokungaç
olarak değerlendirilse de asıl görevleri, böceğe hassas
bir koku duyusu sağlamaktır. Antenin üzerinde çok
sayıda koku siniri sıralanmıştır, bu sayede böcek,
yiyecekleri koklar, karşı cinse ait, feromon adı verilen
kimyasal habercileri veya koku taşıyan molekülleri
tespit eder.
Bu antenler karınca, balarısı gibi böceklerde,
kimlik belirleme ve kimyasal iletişim için de kullanılır.
Bu canlılar karşı tarafa antenleriyle dokunarak aldıkları
kimyasal sinyalleri analiz eder ve karşı tarafın dost
mu yoksa düşman mı olduğunu tespit ederler. Sivrisinekler,
antenleriyle sesleri de yakalayabilirler. Ayrıca antenler
estetik bir görüntünün oluşmasında da önemli bir role
sahiptirler.
Böceklerin hassas antenleri, haberleşmek için kullandıkları
kimyasalları, bir robot gibi tasarlanmış vücutları,
her türlü koşulda yaşamalarını sağlayan dayanıklı
yapıları, savunma ve saldırı amaçlı kullandıkları
zehirleri, diğer canlılarla girdikleri ortak yaşam
şekilleri, kelebek gibi kimi böceklerin sahip oldukları
estetik doku, metamorfoz, avlanma ve kamuflaj taktikleri
gibi sayısız özellik tek tek incelendiğinde, ortaya
çok geniş ve karmaşık bir tablo çıkmaktadır. Kütüphane
dolusu kitaplara konu olan bu özellikler, aslında
böcekler hakkında bilebildiğimiz kısıtlı bilginin
sonucu ortaya çıkmıştır. Daha keşfedilmemiş veya incelenmemiş
milyonlarca böcek vardır ve bunların her biri ayrı
bir tasarımla donatılmıştır. Bilinen ve en çok araştırılmış
olan böcekler ise insana hayret vermeye yetecek sayısız
özelliklere sahiptirler.
Arılar, antenleri
sayesinde birbirleriyle kimyasal bir iletişim
kurabilmektedirler.
|
Örneğin en çok incelenenlerden arı,
karınca ve termit gibi böcekler, süper-organizma olarak
adlandırılmaktadırlar. Bu böcekler son derece gelişmiş
bir sosyal sisteme sahiptirler. Çeşitli salgıları
kullanarak kimyasal haberleşme sistemini kullanırlar.
Oluşturdukları kolonilerde organizasyon ve iş bölümü
yaparlar. Gökdelenlerle kıyaslanabilecek yuvalar,
mükemmel petekler inşa edebilirler. Kimi karınca türleri
tarımla, terzicilikle, kimi arılar çömlekçilikle uğraşırlar.
Arılar bal ve balmumu üretirler. Kimi böcekler metamorfoz
geçirirler. Bir önceki aşamada ağaç yaprakları yiyen
bir tırtıl, ikinci aşamada karşımıza rengarenk bir
kelebek olarak çıkar. İpekböcekleri en değerli ipliklerin
üreticisidirler. Çekirgeler, pireler, bütün rekorları
kıran sıçramalar yaparlar. Ateş böcekleri kendi ışıklarını,
en ekonomik şekilde üretirler. Bazı böcekler, bitkilerle
veya diğer böceklerle ortak yaşam sürerler. Böcekler
hız, uçuş, sıçrama, koşma rekorlarını kıracak özellikler
sergilerler. Burada sadece çok küçük bir kısmı sayılan
böceklerin farklı özellikleri, mükemmel formları ve
büyük bir çeşitlilikte karşımıza çıkmaları durumunda,
böceklerin kökenini genel olarak açıklayamayan evrimciler,
bu özel tasarımlar karşısında ise bilinen eski açıklamalarını
tekrarlamaktan öteye gidememektedirler.
Böceklerin İlginç
davranışları
Canlıların arasındaki
kusursuz iş bölümü, kullandıkları salgılar
sayesinde geliştirdikleri sosyal sistem ile
oluşmuştur. Hatasız işleyen bu sistemle termitler
dev yuvalar inşa etmekte, arılar son derece
geometrik petekler oluşturmakta, karıncalar
hiç yorulmadan yuvalarına yaprak taşımaktadırlar.
|
Böcek davranışları, evrim mekanizmaları
açısından incelendiğinde, daha anlamlı bir hale gelmektedir.
Bu davranış şekilleri, sahip oldukları özelliklerle
evrimin temel mekanizmalarını geçersiz kılmaktadırlar.
Bu tür davranışların en gelişmişi, bir önceki bölümde
kısaca değindiğimiz gibi sosyal bir organizma olarak
yaşayan böceklerde görülür. Evrimciler açısından bu
davranışlar arasında belirli bir köprü kurmak mümkün
değildir. Bu yüzden her davranış ayrı olarak incelenir
ve evrim teorisi çerçevesinde mantıklı bir şekilde
izah edilmeye çalışılır. Bu tür bir açıklama ise her
davranış için yeni bir evrim hikayesi anlamına gelmektedir.
Tanınmış evrimcilerden Prof. Dr. Ali Demirsoy bu hikaye
yöntemini şu şekilde yorumlamaktadır:
Canlının yaşam sürecinin
her evresinde, doğa koşullarıyla ve yaşadığı ortamdaki
diğer canlılarla ilgili olarak kendi türüne özgü birçok
davranış görülür... Tüm bu davranışlar belirli fiziksel
ve biyolojik kurallara dayandırılabilir. Fakat tümünün
tam bir açıklaması bugünkü biyoloji bilgimiz ile olanaksızdır.120
Hayvan davranışlarını bilimsel olarak
araştırmak, bu davranışlara sebep olan her türlü fiziksel,
kimyasal, biyolojik etkenleri keşfetmek ve bunları
somut delillerle ortaya koymak bilimin hedefidir.
Ancak, bu davranışları somut delillere dayanmadan,
evrim şemasının bir yerine oturtmaya çalışmak bilimin
değil, evrim inancının ve ideolojisinin bir uygulamasıdır.
Halbuki örnekleri incelediğimizde, böcek
davranışlarının diğer canlılarda olduğu gibi tesadüfi
bir mekanizmanın, kademeli bir evrimin sonucu olarak
değil, bilinçli bir tasarımın ideal formu olarak,
bir bütün halinde ortaya çıktığı kolayca anlaşılacaktır.
Böcek davranışlarının en ilginç olanlarına,
bu tür süper organizma kolonilerinde rastlarız. Büyük
bir karınca kolonisi tek bir vücut gibi çalışabilmektedir.
Koloni içinde tam bir düzen ve disiplin hakimdir.
Karıncalar feromon adlı kimyasalları kullanarak antenleriyle
haberleşirler. Bilim adamları iki farklı tür feromon
olduğunu düşünmektedirler. Birincisi genel etkilere
ikincisi ise alarm gibi anlık etkilere sahiptir. Bir
koloni diğerinden, kendine has kokusu sayesinde ayrılır.
Karıncalar, yuvalarının
belli bölgelerinde mantar yetiştirmek için tarım
faaliyeti yaparlar, terzilik yaparak yapraklardan
yuva dikerler ve birbirleri ile tüm haberleşmelerini
antenleri sayesinde gerçekleştirirler.
|
Koloni içinde her karıncanın belirli
bir görevi vardır. Doğumdan itibaren herkes kendi
görevini eksiksiz olarak yerine getirmek için uğraşır.
Bu üstün organizasyonun en ilginç özelliklerinden
biri de karıncaların fedakar davranışlarıdır. Tehlike
veya savaş sırasında her bir karınca hiç düşünmeden
canını feda etmeye hazırdır. Yaralanan veya vücudundan
parça kopan karıncalar bile geri dönüp kaçmazlar.
Bazı karıncalar birer canlı bomba haline dönüşerek
asit keselerini şişirir ve düşmanın ortasında kendilerini
patlatırlar. Bu ilginç özelliklerin yanı sıra karıncaların
bazıları diğer kolonilerin pupa halindeki yavrularını
çalar ve onları köle olarak kullanırlar. Yuvaların
belirli bölgelerinde mantar yetiştirebilmek için tarım
faaliyeti yaparlar, öz sularını içtikleri bazı böcekleri
yetiştirerek hayvancılık yaparlar. Bitkiler veya diğer
hayvanlarla ortak yaşam (simbiyoz) ilişkisine girerler.
Terzicilik yaparak yapraklardan yuva dikerler.
Arı ve termit kolonileri
de kendilerine özgü davranışlar sergilerler. Balarıları
mimari becerilerini sergileyen mükemmel petekler inşa
ederler. Kimyasal haberleşmenin yanı sıra, arı dansı
adı verilen bir yöntemi kullanarak iletişim kurabilirler.
Karıncalarda görülen savunma ve fedakarlık onlarda
da vardır. Böceklerin karmaşık ilişkileri sadece bu
kadar türle sınırlı değildir. Hangi böceği incelersek
inceleyelim, farklı bir davranışla veya değişik bir
sistemle karşılaşmak mümkündür. Karıncalar diğer böcekleri
esir alırken, bazı böcekler de koloni halinde yaşayan
böcekleri veya onların kokularını taklit ederek yuvada
parazit olarak yaşamaktadırlar. Bazı böcekler diğerlerinin
besinlerini çalarak yaşarlar.
Bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu
örneklerle birlikte bir gerçek tüm açıklığıyla ortada
durmaktadır. Yüz milyonlarca yıldır hayatta olan,
ilk yaratıldığı şekli ve özellikleriyle hiç değişmeden
günümüze kadar ulaşan böcekler evrim teorisini hezimete
uğratmaktadır. Gerçekten de evrim teorisi, böceklerin
ve onların sahip olduğu özelliklerin kökenini açıklayabilmek
için yeni mekanizmalar uydurmak zorundadır. Bu gerçeği
daha iyi kavramak için böcek davranışlarını evrim
teorisinin mekanizmalarıyla karşılaştırmak yeterli
olacaktır.
İlkel böcek safsatası

Çok eski dönemlerden kalmış olan fosil örnekleri,
son derece kompleks yapılar sergilerler. Günümüzdeki
örneklerinden farksız özellikler gösteren
bu fosiller, evrimciler için büyük bir sıkıntı
sebebidir. Çünkü böcekler tek başlarına, evrimin
gerçekleşmediğini ispatlarlar.
|
Yusufçuk örneğinde olduğu gibi, evrimciler
çok eski dönemlerden fosilleri kalmış olan böcekleri,
ilkel olarak yorumlama eğilimindedirler. Bu sahte
yorumların esas amacı, kompleks yapılarıyla evrim
şemasına uymayan ve büyük çeşitlilikleriyle açıklanması
imkansız hale gelen böcekleri, evrim tablosunun uygun
bir yerine sıkıştırmaktır. İşte bu bakış açısıyla
değerlendirilen hamamböceği de evrimciler için yusufçuk
gibi ilkel bir böcektir.
Aslında evrim teorisinin
delili olarak önümüze sürülen hamamböceğini yakından
incelediğimizde, yusufçukta da gördüğümüz gibi, kompleks
yapılarla karşılaşırız. Hamamböceğinin çok eski dönemlerde
yaşadığı doğrudur. 350 milyon yıl öncesinden kalma
fosiller bulunmuştur. Ancak bu fosiller hamamböceklerinin
evrimleştiğine değil aksine hiç evrimleşmediklerine
delildir. O dönemlerden kalan fosillerle günümüzde
yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Yani
bu 350 milyon yıl içinde hamamböcekleri değişim geçirmemişlerdir.
Burada evrimcilerin bu böceği ilkel olarak nitelemeleri,
ilkel bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmamaktadır.
Aksine bu böcek o kadar mükemmel bir tasarıma sahiptir
ki, dünyada çoğu canlının dayanamadığı doğa koşullarına
dayanmayı başarmış ve günümüze kadar hayatta kalabilmiştir.
Ayrıca hamamböcekleri, bütün böceklerde rastlayabileceğimiz
kompleks organlara sahiptirler. Bir önceki bölümde
incelediğimiz gelişmiş antenler, vücudu kaplayan kitin,
mükemmel kanat yapısı bu böceklerde de mevcuttur.
Yaklaşık 2000 mercekten oluşan petek gözlere, her
türlü besini tüketmeye uygun, son derece gelişmiş
makas benzeri ağız ve çene yapısına ve buna bağlı
duyargalara, her türlü yüzeyde yürümelerini sağlayan
ayak ve ayak yastığı mekanizmalarına, feromon, sıcaklık,
titreşim, ışık yoğunluğu gibi her türlü dış etkiye
karşı hassas organellere sahip olan hamamböcekleri,
bu tasarımlarıyla, ilkel bir tür olarak evrim mekanizmalarının
değil, son derece kompleks bir tasarım olarak, akıllı
bir yaratılışın ürünüdür.121 Böceği
oluşturan yapıların her biri belirli bir amaç için
tasarlanmış ve biraraya getirilmiştir. Anten, göz,
ayak yastıkları, kanat gibi organlar indirgenemez
kompleksliğe sahiptirler. Yani bir bütün olarak, aniden
ortaya çıkmadıkları sürece işe yaramazlar.

Tesadüfler, bir böceğin tasarım harikası kanatlarını,
üstün yapısı ile antenlerini, mükemmel renk
ve parlaklıktaki kabuğunu asla açıklayamazlar.
Cansız nesnelerin canlı hale gelmesi ve mükemmel
bir tasarımın oluşması, doğayı oluşturan cansız,
şuursuz maddelerin elinde değildir.
|
Yarım bir anten veya yüzeye biraz
tutunabilen ayak böceğin yok olmasına sebep olacaktır.
Bu yüzden organlar ya bütün olarak vardır ya da hiç
yoktur. Hamamböceği için geçerli olan bu kural diğer
bütün canlılar için de geçerlidir. Evrim teorisinin
mekanizmalarında amaç ve plan yoktur. Yani toprağı,
suyu ve havayı oluşturan mineraller ve bileşikler,
çeşitli doğa olayları ve zaman, biraraya gelerek bir
böcek üretmeyi planlayamazlar. Bu böceğe daha önce
örneği olmayan organlar, organik sistemler, DNA gibi
bilgi bankaları yerleştiremezler, böyle kompleks sistemlerin
ortaya çıkmasını sağlayacak koşulları planlayamazlar.
Cansız nesnelerin canlı hale gelmesi de doğayı oluşturan
cansız, şuursuz maddelerin elinde değildir.
Wyoming Üniversitesi'nden, böcek-bilimci
Dr. Fred A. Lawson, bu böceklerin kompleks yapısını
vurgularken, evrim ideolojisinin etkisiyle garip bir
açıklama yapıyor:
Hamamböcekleri ilkeldirler, ama
yaptıkları şey ve yaşadıkları yer için iyi tasarlanmış
oldukları inkar edilemez.122Bu
yorum, aslında evrim teorisinin bir ideoloji olarak,
bilim adamları üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunu
açıkça göstermektedir. Lawson, yazının devamında da
hamamböceklerinin kompleks tasarımlarını anlatıyor,
ancak arada, bu böceklerin hiç de öyle olmadıklarını
anlattığı halde, ilkel olduklarını vurgulamak zorunda
kalıyor.
320 milyon yıllık
bu hamamböceği fosili, böceklerin hayali evrimi
izahlarının bir safsatadan ibaret olduğunu
göstermek için yeterlidir.
|
Halbuki bir şeyin tasarlanmış olması,
bir tasarımcıyı zorunlu kılmaktadır. Böyle mükemmel
mekanizmalarla donatılmış böceklerin tasarımı ve yaratılması
ise sonsuz ilim ve akıl sahibi bir Yaratıcıya işaret
etmektedir.
Aynı
tasarım, bilinen ilk böcek fosili olan Rhyniella praecursor
için de geçerlidir. Kuyruklasıçrayanlar takımına ait
olan bu böceğin fosili 396 milyon yıllıktır.123
Ancak, günümüzde 3.500'den fazla türü yaşayan
bu böcekler, hiç de evrimcilerin hayal ettiği ilkel
basit böcek değildir. Aksine, sahip olduğu tasarım
bu böceği, her ortamda yaşayabilen, gelişmiş bir makine
haline getirmektedir. Kuyruklasıçrayanlar, bu adı
kuyruklarının ucunda bulunan özel bir düzenekten almaktadırlar.
Çatala benzer bu yapı normal olarak öne doğru vücudun
üzerine yatar ve çatalın kaidesi başka bir organel
tarafından sabitlenir. Kaslar, bu çatalı arkaya doğru
hızla itince, yere çarpar ve tehlike anında böceğin
yay şeklinde uzun sıçramalar yaparak kurtulmasını
sağlar. Böylece bu böcekler suyun üzerinde bile sıçrama
yapabilirler. Kuyruklasıçrayanlar dünyanın her yerinde,
kutuplarda, suyun üzerinde ve yerin derinliklerinde
bile yaşamaktadırlar. Toprak parçalanması ve humuslaşması
konusunda büyük yarar sağlamaktadırlar. Parçalama,
çiğneme, emme işlerini yapan son derece kompleks bir
ağız ve çene yapısına sahiptirler. Vücut yüzeyinde
"pseudocel" adı verilen ve tehlike sırasında vücut
sıvısının dışarıya fışkırtıldığı yapılar vardır. Diğer
böceklerde gördüğümüz gelişmiş anten yapısına ek olarak
"postantenal" adlı bir organ vardır. Bilim adamları
bu organın nem algılamaya yaradığını düşünmektedirler
ve sadece bu böceğe özgüdürler. Deri tüylerinin arasındaki
hava yastıkları, sulu ortamlarda nefes almak için
kullanılır. Bazı türler ise vücutlarından ışık çıkartabilirler.
Çiftleşme için özel bir dans yaparlar.124
İşte evrimcileri içinden çıkılmaz bir
duruma sokan şey, en ilkel ve en basit olarak adlandırılan
bu böceğin bile mükemmel bir tasarıma, son derece
gelişmiş organlara ve mekanizmalara sahip olmasıdır.
Bu haliyle Rhyniella praecursor ilkel bir böcek değil,
günümüzdeki örneklerinden ayırt edilemeyecek kadar
mükemmel bir böcektir. Bu böcek de yukarıda sayılan
ve evrimcilerin çarpıtarak ilkel olarak yorumladıkları
diğer örnekler gibi, hayali tesadüflerin değil, akıllı
bir tasarımın ürünü olarak ortaya çıkmışlar, yani
bu canlıları da, gökleri, yeri ve ikisinin arasında
bulunanları da Allah yaratmıştır.
Böcekler evrime
karşı
Evrim teorisinde
böceklerin kökeni konusu büyük bir problem haline
gelmiştir. Böcek fosilleri incelendiğinde bu canlıların
Devonyan ve Üst Karbon adı verilen dönemlerde aniden,
bugünkü halleriyle ortaya çıktıkları görülmektedir.
Evrim teorisinin temel inancına göre bütün böceklerin
atası olması gereken ilkel böcek ise ortada yoktur.
Yani böcekler daha basit bir canlının evrimleşmesiyle
ortaya çıkmamışlardır. Yukarıdaki örneklerde de gördüğümüz
gibi, 350-400 milyon yıl önce, şimdiki formlarında,
aynı kompleks organlara sahip olarak ortaya çıkmışlardır.
Böceklerin hiç değişmeden günümüze kadar gelmiş olmaları
onların hiç evrim geçirmediklerini ortaya koymaktadır.
Bilinen 1.087 böcek ailesinin %69'unun fosili bulunmuştur.
Bu fosilleşmiş böcekler bugün de aynı özelliklere
sahiptirler. Evrim teorisinin çözemediği sorunlardan
biri budur.125
İkinci büyük sorun ise böceklerin çeşitliliğidir.
Evrim senaryolarına göre tek bir atadan evrimleşmiş
olan böceklerin belirli bir sayısı olmalıdır. Ancak
bugün böcek türlerinin 30 milyonu aştığı tahmin edilmektedir.
Böcek nüfusu ise bu tahminlere göre katrilyonları
aşmaktadır. Bir canlının bu kadar çok çeşitliliğe
ve tür sayısı kadar farklı özelliklere sahip olması,
evrim için diğer bir cevapsız soru oluşturmaktadır.
Evrim gibi hayali bir sürecin meydana gelebilmesi
için ne bu kadar çeşitliliği sağlayacak mutasyon ne
de yeterli vakit vardır. California Berkeley Üniversitesi'nden
Profesör R. W. Merrit ve K. W. Cummins, An Introduction
to the Aquatic Insects of North America (Kuzey Amerika'daki
Su Böcekleri Konusuna Giriş) adlı kitapta şu yorumu
yapmaktadırlar:
Fosil kayıtları hakkındaki
yorumlar büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Mesela,
böceklerin kara/su kökenini açıklamak için kullanılan
fosillerin kısa süre önce, kesinlikle ilkel böcekler
olmadıkları, deniz kabuklularının fosilleşmiş parçaları
olduğu ortaya çıktı!126
Böceklerin kökenini süslü bir üslupla
anlatan çok sayıda evrimci senaryo olmasına rağmen,
konuyla yakından ilgili olan bilim adamlarının araştırmaları
işte bu sonuçları vermektedir. Gerçekten de, diğer
canlılarda olduğu gibi, evrim teorisini savunanlar,
böcekler konusunda da somut delillere dayanmamaktadırlar.
Berkeley ve Oxford Üniversitelerinde yaptıkları araştırmalarla
tanınan H. V. Daly ve J. T. Doyen'in yorumları da
bu gerçeği ortaya koymaktadır:
Ne yazık ki böceklerin
kökenine rehberlik edecek hayati aşamaların kanıtları
henüz fosil kayıtlarında bulunamamıştır... Kanatlar
böceklerin başarısına, diğer organlardan çok daha
fazla katkıda bulunmuştur, ama kanatların tarihsel
kökeni halen geniş çapta bir sır olarak kalmaktadır.
Pensilvanya döneminden kalan ilk böcek fosilleri zaten
kanatlıdır... Bu yüzden kanada dönüşen vücut bölümleri,
evrim aşamaları, ve kanat oluşumunu sağlayan ekolojik
koşullar kuşkuludur.127
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Ward
Wheeler da, uzun süren çalışmalarının ardından Nature
dergisinde yayınlanan makalesinde delil eksikliğini
vurguluyor ve çalışmaların istenilen sonucu vermediğini
belirtiyor:
Doğru cevabı verdiğinden
asla emin olamazsın, çünkü her grubun kökeni zamanın
sisi içinde kaybolmuştur.128
Bir diğer büyük problem ise böceklerin
mükemmel tasarımlara sahip olmalarıdır. Kanat, kimyasal
haberleşme, sosyal örgütlenme, mimarlık gibi son derece
gelişmiş becerileri doğada hiç olmayan faydalı mutasyon
veya kademeli evrim gibi uydurma evrim mekanizmalarıyla
açıklamak mümkün değildir.
Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi,
böcekler dünyadaki yaşam için çok önemli görevler
üstlenmiş, bu görev için özel olarak tasarlanmış ve
üstün becerilerle donatılmışlardır.
Birlikte Evrimleşme
Senaryosu
Evrim
teorisini savunanlar, böcek ve bitki arasında yaşanan
yoğun ilişkiyi, bu iki farklı tür arasındaki hayati
bağları, ortak yaşamları ve son derece yüksek sayıdaki
bitki-böcek çeşitliliğini açıklamak konusunda büyük
sıkıntılar yaşamışlardır. Bu sıkıntılar günümüzde
de devam etmektedir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi,
fosil kayıtlarında böcekler hiçbir ilkel ataya sahip
olmadan, aniden, orijinal şekilleri ve organlarıyla
ortaya çıkmaktadırlar. Böcekler için geçerli olan
durum bitkiler için de geçerlidir. Özellikle böceklerin
daha çok faydalandıkları çiçekli bitkilerin 43 farklı
familyası fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkmaktadırlar.
Ne bir ara-geçiş formu ne de ilkel bir ata söz konusu
değildir. Halbuki evrim teorisinin mekanizmalarına
göre, bu kadar çok çeşidi olan bitki ve böceklerin
ara-geçiş formlarına veya ilkel atalarına ait milyonlarca
fosil olmalıdır. Ancak yaşayan canlıların büyük kısmının
fosili bulunmasına rağmen, bu tür ilkel veya geçiş
fosilleri hiçbir zaman bulunamamıştır.
Evrim teorisi için delil eksikliği alışılmadık
bir durum değildir. Evrim teorisini savunanlar bu
durumlara hazırlıklı oldukları için spekülasyon ve
senaryo yöntemini bir alışkanlık haline getirmişlerdir.
Bu bilim dışı yöntemde, delil varlığı önemli değildir.
Konuyla ilgili kişiler, evrim mekanizmalarını temel
alarak, o konuda ne olduğunu değil, onlara göre ne
olması gerektiğini bilimsel terimlerle, bir masal
havasında anlatırlar. Daha sonra da eldeki bütün delilleri,
evrimi desteklememelerine rağmen bu masalın bir yerine
oturtmaya çalışırlar. Ancak bu masalların büyüsünü
bozmak kolaydır. Basit sorular karşısında savunmasız
ve cevapsız olan bu senaryoların sahteliğini anlamak
için doğru soruları sormak yeterlidir.

Evrimciler, böceklerle bitkilerin yoğun ilişkilerini
ve bunların nasıl birlikte evrimleşmiş olabileceklerini
açıklayamazlar. Tıpkı böcekler gibi, bitkilerin
de 43 familyası fosil kayıtlarında aniden
ortaya çıkmaktadır. Bu da, bu canlıları Allah'ın
yaratmış olduğunun apaçık bir delilidir.
|
Ortak evrim iddiasında en çok adı
geçen böcekler, kınkanatlılar denen gruptur. Kınkanatlılar,
çok kalabalık bir gruptur ve böcekler sınıfının yaklaşık
üçte birini oluştururlar. Kınkanatlılara bu adın verilmesinin
sebebi iki çift kanatlarının olmasıdır. Ön kanatlar
serttir ve kitin içermektedirler. Bu madde sayesinde
koruyucu özelliğe sahiptirler. Ayrıca yüksekten düşüşlerde
ve uçuş sırasında denge unsuru olarak görev yapmaktadırlar.
Arka kanatlar ise uçmayı sağlarlar. Kınkanatlı bir
böcek uçuşunu tamamladıktan sonra, kanatlarını kapalı
tutar. Kanatların kapalı olduğu sırada arka kanatlar
ön kanatların altına girer. Koruyucu kanatların arka
kanatları kapatması ise ayrı bir mühendislik ve tasarım
harikasıdır. Bu şekilde katlanan kanatlar sayesinde
böcekler en ufak deliklere bile girebilmekte, dış
etkiler zar şeklindeki uçucu kanatlara zarar vermemektedir.
Bu böceklerin en az 350 milyon yıl önce bu mükemmel
tasarıma sahip olarak aniden ortaya çıktıklarını görmüştük.
Çiçeklerle ortak yaşayan veya çiçekleri dölleyen,
arı, kelebek gibi böcekler de fosil kayıtlarına göre
aniden ortaya çıkmaktadırlar. Yani ilk yaratıldıkları
günden beri hiçbir değişim göstermeden günümüze kadar
gelmişlerdir. 150 milyon yıl önce yaşayan arı da aynı
mükemmel petekleri inşa edip bal üretiyordu.
Bu aşamada evrim teorisinin iki temel
iddiası vardır. Buna göre, bundan yaklaşık 150 milyon
yıl önce ilk çiçekli bitkiler ortaya çıkmış ve çoğalmıştır,
bu sayede de bu bitkilerle ortak ilişkiye giren böcek
türleri ortaya çıkmış ve çoğalmışlardır.
Bu senaryo ilk bakışta böcek ve çiçeklerin
kökenini açıklamış gibidir.
Kınkanatlılar, kitin
gibi sağlam bir malzeme içeren dış kanatlarının
içinde uçmayı sağlayan diğer kanatlarını koruma
altına alırlar. Üst kanat aynı zamanda bir
denge unsurudur
|
Oysa gerçekler, evrimcilerin senaryoları
kadar basit değildir. Bu hikaye asıl soruların hiçbirine
cevap vermemektedir. Bu soruları şu şekilde sıralamak
mümkündür:
Çiçekli bitki türleri ve onlarla ilişkide
olan böcekler, fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkmaktadırlar.
Evrim teorisine göre bu türlerin ortak bir atası,
bu ilkel atadan, o canlı son şeklini alana kadar arada
yaşamış olması gereken sayısız ara form olmalıdır.
Bu kadar zengin fosil kayıtlarında neden bir tanesine
bile rastlanmamaktadır?
Evrim teorisini savunanlar, bütün bitki
ve böcek çeşitliliğini bir genelleme yaparak vermekte,
sanki bütün bitkiler ve böcekler aynı özelliklerdeymiş
gibi bir anlatım yapmaktadırlar. Halbuki her böcek
ve her bitki kendi içinde, onu diğerlerinden ayıran
özelliklere, farklı yapılara sahiptirler. Mesela arı,
kelebek, karınca, yaprak biti, çekirge, hamamböceği,
ateş böceği, danaburnu, pire gibi her biri son derece
farklı özelliklere sahip böcekler ve tamamen farklı
özelliklere sahip bitkilerin her biri evrim için ayrı
bir cevapsız sorudur.
Milyonlarca yıllık
arı fosili, günümüzdeki arılarla aynı kompleks
özellikleri göstermektedir.
|
Evrim teorisini savunanlar, daha bu
canlıların hiçbirinin kökenini, bu canlılardaki kompleks
yapıları, sosyal davranışları açıklayamamışken, bir
oldu bittiye getirip, toptan bir senaryo hazırlama
yoluna gitmişlerdir. Ancak evrimciler ilk önce sayısını
bile tam olarak bilmediğimiz böceklerin ve bu böceklerin
sahip olduğu her bir tasarımın kökenini açıklayabilmek
zorundadırlar. Bunu yaparken de köhne ideolojilerin,
hikayelerin veya tahminlerin değil, bilimsel verilerin
ışığında hareket etmelidirler.
Evrim teorisini savunanlar,
bir tür içindeki varyasyonları yeni bir tür olarak
yorumlamaktadırlar. Evrim konusunda yapılan en büyük
çarpıtmalardan biri budur. Bu iddiaya göre mutasyonlar
veya çevre koşulları yeni türlerin ortaya çıkmasına
sebep olmaktadır. Buna göre çiçekli bitkilerin ortaya
çıkmasıyla, bu bitkilerin sunduğu uygun koşullar yeni
türlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu iddia
da kendi içinde çarpıtmalarla ve çelişkilerle doludur.
Bu konuyu açıklamak için öncelikle "tür" kavramının
ne anlama geldiğini bilmeliyiz. "Tür" dendiğinde insanların
aklına çoğu zaman "at, deve, kurbağa, örümcek, yunus"
gibi "canlı tipleri" gelir. Evrim teorisinin "türlerin
kökeni" iddiası ise, insanlara bu canlı tiplerinin
kökenini çağrıştırır. Oysa biyologlar tür kavramını
biraz daha farklı tanımlarlar. Çağdaş biyolojiye göre
bir canlı türü, kendi içinde çiftleşen ve çoğalabilen
canlılardır. Bu tanım, günlük hayatta sanki tek bir
"tür" gibi söz ettiğimiz canlı tiplerini çok daha
fazla türlere ayırır. Örneğin arıların yaklaşık 40
bin türü tanımlanmıştır.129 Yani
temel olarak bu 40 bin farklı arının hepsi de arı
türü içinde ortaya çıkan değişik alt-türlerdir. Arı
türüne ait genetik bilgi, bu tür içinde çeşitli değişimler
yaşanmasına izin vermektedir ama hiçbir zaman bir
arı, bir kelebek haline dönüşemez çünkü türler arasında
aşılamaz sınırlar vardır. Biyolojide bu kural "genetik
değişmezlik" (genetik homoestatis) olarak belirlenmiştir.
Bu ilke, bir canlı türünü değiştirmek için yapılan
tüm ıslah çabalarının belirli bir sınırda kaldığını,
canlı türleri arasında aşılmaz duvarlar olduğunu ortaya
koyar. Aynı tür içindeki değişimler ise varyasyon
olarak adlandırılır. Aynı kural bitkiler için de geçerlidir.
Nitekim yüzyıllardır süren ıslah çalışmalarında hiçbir
zaman yeni bir bitki türü elde edilememiş, sadece
o bitkinin genetik bilgisiyle oynanarak, çeşitli varyasyonlar
ortaya çıkarılmıştır. Danimarkalı bilim adamı W. L.
Johannsen bu konuyu şöyle özetler:
Arı familyası içinde
çeşitli varyasyonlar meydana gelmiştir. Evrimciler
bu varyasyonları, farklı türler olarak tanımlamaya
çalışırlar. Oysa ne kadar çeşitlense de arı,
kendi özel genetik bilgisine sahip tek bir
türdür. Yeni varyasyonlar, farklı görünseler
de, aynı genetik bilgiyi paylaşırlar.
|
Darwin'in bütün vurgusunu üzerine
dayandırdığı varyasyonlar, gerçekte belirli bir noktanın
ilerisine götürülemezler ve bu nedenle varyasyonlar
'sürekli değişim'in (evrimin) nedenini oluşturmazlar.
130
Bu açıdan bakıldığında evrimcilerin
yaptığı çarpıtma daha net bir şekilde görülmektedir.
Bitkiler ve böcekler birbirlerini etkileyerek yeni
türlerin oluşumuna yol açmamışlardır, dahası bu türleşme
sayesinde günümüzdeki çok yüksek sayıdaki çeşitlilik
ortaya çıkmamıştır. Böyle bir evrim mekanizması söz
konusu değildir. Evrimcilerin cevaplaması gereken
asıl sorular arı veya gül gibi bir tür ilk başta nasıl
oluşmuştur? Türlerin daha üst kategorileri olan sınıflar,
takımlar, aileler, şubeler (örneğin memeliler, kuşlar,
omurgalılar, yumuşakçalar gibi temel kategoriler)
ilk başta nasıl meydana gelmiştir? Bu sorulara evrim
açısından bilimsel cevaplar vermek, hikayeler anlatmak
kadar kolay değildir.
Aslında durum çok açık bir şekilde ortadadır.
Bilinen böcek ve bitki aileleri, orijinal formlarıyla,
aniden, üstün bir aklın ve sanatın eseri olarak yaratılmışlardır.
Her tür kendi içinde bir gen havuzuna sahiptir. Bu
hazır bilgi ve program çerçevesinde aynı tür içinde
farklı görünüşlere sahip çok sayıda varyasyon ortaya
çıkmıştır. Ancak hiçbir zaman bir hamamböceği bir
arıya veya bir elma ağacı balkabağına dönüşmemiştir.
Doğada bunu yapabilecek, yeni tipler tasarlayabilecek,
bunlar için yeni organlar, sistemler, vücut planları
oluşturacak bir doğal mekanizma yoktur. Her tip, kendi
özgün yapısıyla yaratılmıştır ve Allah her tipi zengin
bir varyasyon potansiyeli ile var ettiği için, her
tip kendi içinde zengin ama sınırlı bir çeşitlenme
ortaya çıkarmaktadır.
Türler arasında aşılamaz
sınırlar vardır. Bu nedenle, evrimciler her
ne kadar ümitle bekleseler de, bir arı, asla
bir kelebeğe dönüşemez.
|
Böcekler ve bitkiler
arasında ortaya çıkan ilişkileri açıklamak da evrim
teorisi için bir sorun haline gelmiştir. Tamamen iki
farklı tür ancak birarada var oldukları müddetçe yaşayabilmektedirler.
Daha önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi, bitkiler
ve böcekler son derece farklı iki yapı olarak aniden
ortaya çıkmışlardır. Ancak bazı türler arasında çok
hassas dengelere bağlı ilişkiler vardır. Mesela arı
gibi böcekler çiçekleri döller bunun karşılığında
onlardan beslenirler, eutrop ve hemitrop adı verilen
bu böcek türleri, tozlaşma işlemini gerçekleştirmek
için özel yapılarla donatılmışlardır. Uzun ağız yapıları,
polenleri tutan tüyleri vardır. Karıncalar akasya
gibi bazı bitkileri zararlılara karşı korurlar karşılığında
bitkiden özsu alırlar. Xanthopan morgani praedicta
adlı kelebek türü, 28 cm uzunluğundaki hortumunu Madagaskar
orkidesinin 28-30 cm derinliğindeki çiçeğinin içine
doğru uzatarak döllenmeye yardımcı olur.
Bazı bitkiler böcekler
için kurulmuş tuzaklara sahiptirler, bazı böcekler
de bitkileri yerler. Evrimcilerin 150-200 milyon yılla
sınırladıkları ilişki ise son dönemlerde yapılan bir
keşifle tersyüz olmuştur. Bitki ve böcek arasında
yaşanan en temel ilişkilerden biri olan ve gal adı
verilen yapılara ait son fosiller, bu ilişkinin 300
milyon yıldan daha fazla bir süredir var olduğunu
göstermektedir.131 Bazı böcekler
gelişim evrelerinde, çeşitli bitkilerin yapraklarında
oluşan ve gal adı verilen yuvalarda korunur ve beslenirler.
Gal oluşumu kendi içinde mucizevi bir sistemdir. Bu
şekilde hem bitkiler böceklerin zararlarından kurtulurlar
hem de böcekler barınacakları ve beslenecekleri bir
yuva bulmuş olurlar. Bitki böcek larvasını bir koza
gibi saran bir doku üretir. Bir anlamda, bitki böceği
hapsetmiştir. Bu aşamadaki böcek, bazı salgıları (beta
indolik asit) kullanan başka bir parazitin buraya
girmesini engeller. Artık bu bölge bağışıklık kazanmıştır.
Bitki kurusa bile galin bulunduğu bölge bir süre daha
canlı kalır. Bitkiler ve böcekler arasında bir ilişki
de kimyasal maddelerle gerçekleşir. Kimi bitkiler
böcekleri çağırmak için çeşitli kokular salgılarlar.
Mesela tütün bitkisi yapraklarını yiyen parazitlerden
kurtulmak için bir koku salgılayarak arıları yardıma
çağırırlar. Bazı bitkiler dişi arı kılığına ve kokusuna
bürünürken, çeşitli böcekler bitki yüzeyini taklit
ederek kamuflaj teknikleri kullanırlar.
Xanthopan adı verilen
kelebek türü, 28 cm uzunluğundaki hortumunu,
Madagaskar orkidesinin 30 cm derinlikteki
çiçeğine uzatarak onun döllenmesini sağlar.
|
Bitkiler ve böcekleri arasında kurulan
bu ilişkiler, akıllıca tasarlanmış sistemlerin bir
sonucu olarak ortaya çıkmaktadırlar. Hiçbir bitki,
arı adlı bir canlının bilgisine sahip değildir. Ayrıca
belirli bir koku salgıladığında, arıların bunu algılayacak
duyulara sahip olduğunu da bilemez. Ayrıca hangi kokuların
arıları çektiğini de bilmeyen bitki, arıların kendisini
yiyen parazitleri öldürebilecek güçte olduğunu da
bilemez. Bu sistemlerin zaman içinde küçük değişimlerle,
evrimin şuursuz mekanizmalarıyla da gelişme ihtimali
yoktur. Parazitler, bitkinin, arının metabolizmasını
inceleyip, uygun kimyasal bileşiği üretecek fabrikayı
kurmasına izin vermeyecek ve bitki ilk anda ölecektir.
Karşılıklı faydaya dayanan sistemler için bu geçerlidir.
Sistem bir bütün halinde, karşılıklı dengeye dayalı
olarak yaratılmadığı sürece bir işe yaramayacak ve
yok olacaktır. Mesela 28 cm derinlikteki yumurtanın
döllenmesi için, o çiçek ilk yaratıldığı günden itibaren,
28 cm. uzunluğunda hortumu olan bir böceğe ihtiyaç
duymaktadır. Böceğin evrimleşmesini bekleyecek vakti
yoktur. İkisi de aynı anda yaratılmadığı takdirde
çiçek hemen yok olacaktır. Sayılan bütün mekanizmalar
ve dengeler gibi, bu iki farklı türü de, planlı ve
bilinçli olarak, sonsuz ilim sahibi Rabbimiz, üstün
bir estetik, ahenk ve mükemmel bir tasarımla yaratmıştır.
Yeryüzünde hiçbir canlı
ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin
gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan
bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
(En'am Suresi, 38)
SONUÇ
Darwinistler,
karşılarındaki üstün nitelikli varlıkları işte bütün
bu nedenlerden dolayı görmek istemezler. Bu canlıların
varlıkları, tüm özellikleri ile evrimin gerçekleşmediğini
göstermektedir. Daha da önemlisi onların varlıkları
Darwinistlerin açıkça görmekten çekindikleri yaratılış
gerçeğini gözler önüne sermektedir. Elbette ihtiyaç
duyduğumuz herşey oldukça basit sebeplere bağlı olabilirdi,
hatta fark etmediğimiz kaynaklardan bizlere gelebilirdi.
Bir bitki havadaki nitrojeni doğrudan alacak bir sisteme
sahip olabilirdi ya da bizler portakaldan C vitamini
aldığımız gibi K vitaminini de yediğimiz herhangi
bir besinden alabilirdik. Dünyaya oksijen akışı sabit
bir kaynaktan ya da uzayın derinliklerinden sağlanabilirdi
ve bunun için birkaç hücreden oluşan küçücük organizmalara
ihtiyaç duymayabilirdik. Allah dilese, tüm yeryüzünün
düzeni bu şekilde olabilirdi. Ama Allah düzeni çok
ince ve hassas dengelerle kurmuş, küçücük bir mikroorganizmayı
koskoca bir yaşamın sebebi kılmıştır. İnsanın da karşısında
apaçık duran bu yaratılış mucizesini görebilmesi,
etrafında kendisine sunulmuş olanlar ve güç yetiremedikleri
karşısındaki acizliğini ve Allah'a muhtaç olduğunu
fark edebilmesi ve Allah'ı takdir etmesi gerekir.
Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
İşte Rabbiniz olan Allah
budur. O'ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır,
öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir
vekildir. (En'am Suresi, 102)