İnsanoğlu Muhteşem
Evreni Keşfetmeye Çalışıyor
Geçtiğimiz günlerde dünya tarihi adına önemli bir adım daha
atıldı. Uzay tarihinin en pahalı aracı Cassini, Satürn’ün
halkasındaki boşluktan geçerek gezegenin yörüngesine oturmayı
başardı. NASA ve ESA ortak yapımı 3.3 milyar dolar değerindeki
Cassini, gezegenin yörüngesine girmek için, halkanın alt tarafından
yol alarak, F halkası ile G halkası olarak adlandırılan halkaların
arasındaki boşluktan geçti.
Pasadena Jet Propulsion Laboratory’deki NASA uzmanları,
araçtan Dünya’ya ulaşan sinyallerde ilgili herhangi bir problem
olmadığını belirtiyorlar. Cassini son konumu itibariyle Dünya’ya
bir buçuk milyar (1.448.410.000 km), Satürn’e ise 20 bin km
uzaklıkta bulunuyor. Cassini, Satürn’ü araştıracağı 4 yıl
boyunca gezegenin etrafında 76 kez dönecek.
Yörüngeye girişi 96 dakika süren Cassini, 1997 yılında fırlatıldığından
bu yana 3.5 milyar kilometre yol aldı.
Bilim adamları Satürn’ün, Güneş Sistemi’nin oluşum süreci
ile ilgili birçok ipucu taşıdığını düşünüyorlar.
Satürn'ün Uydusu Titan da İnceleniyor
Cassini Aralık ayında ise uzay robotu Huygens’i, Satürn’ün
uydusu Titan’a bırakacak. Cassini, Titan’a yaklaştığında Huygens
paraşüt yardımı ile uydunun sisli atmosferine dalış yapacak.
Bilim adamlarına göre, Huygens Titan'ın yüzeyindeki hidrokarbon
okyanusuna ya da buzullara düşecek.
Bilim adamları, Titan okyanuslarını yeryüzündeki okyanuslarla
karşılaştırıyorlar. Tahminlere göre, Titan denizlerindeki
dalgalar dünyadakilere göre, en az 7 kat daha yüksek, ancak
çok daha yavaş hareket ediyorlar ve araları daha açık. Bu
varsayımın doğruluğu Ocak 2005’te Huygens uzay aracının Titan’a
yapacağı sorti ile anlaşılacak. Huygens gözlem aracının Titan
okyanusuna düşmesi durumunda bilim adamları aracın başına
neler gelebileceğini bilgisayar ortamında yapılan simülasyonlarla
çözmeye çalışıyorlar. 1980 yılında Voyager 1 aracı Satürn’ün
uydusunun yakınından geçtiğinde, bilim dünyası Titan yüzeyinin
metan denizleri ile kaplı olduğunu saptamışlardı. Radar sinyallerinin
Titan’dan geri dönmesi, yüzeyin okyanuslarla kaplı olduğu
var sayımını güçlendirdi. Porto Riko’daki Arecibo teleskobundan
Titan’a gönderdikleri radyo dalgalarından geri gelen yankıları
hesaplayan bilim adamları, Titan'ın yüzeyinin % 75’inin sıvı
halde hidro karbon ile kaplı olduğu sonucuna vardılar.
Yolda Bir Başka Keşif: Phoebe
Bu arada Cassini uzay aracı, rota üzerinde bulunan Phoebe’yi
de incelemeye aldı. 14 Haziran 2004 Cumartesi sabahı Phoebe
uydusunun 2 bin km yakınından geçtiği açıklanan Cassini, uydunun
atmosferi ve kimyasal yapısı hakkında da bilgiler topluyor.
Cassini’nin 220 km çapındaki Phoebe’den çekeceği fotoğraflar,
uydunun şimdiye dek alınmış en net görüntüleri olacak. Bilim
adamları hacim ve ağırlığından yola çıkarak, uydunun yoğunluğunu
hesaplamaya çalışacaklar. Bilim adamları, buz ya da kayadan
oluştuğunu düşündükleri uydunun, kimyasal yapısını tam olarak
teyit etmek istiyorlar.
Phoebe son derece karanlık bir uzay cismi. Uydu, Güneş’ten
aldığı ışığın sadece yüzde 6’sını yansıtıyor. Uydu, ayrıca
Satürn’ün diğer uydularının tersi istikamete doğru dönüyor.
Gerek karanlık olması, gerekse diğer uyduların tersi istikamete
dönüyor olması nedeniyle bilim adamları, Pheobe’nin aslında
Güneş Sistemi dışından gelmiş, fakat Satürn’ün çekim alanına
girmiş bir gök cismi oluğunu düşünüyorlar. Güneş Sistemi’nin
dış kısmında bulunan ve yüzbinlerce irili ufaklı gök cismini
barındıran Kuiper Kuşağından kopan cisimler, gezegenlerin
arasına karışarak uydu konumuna geçebiliyorlar. Phoebe uydusunun
kimyasal analizinin Güneş Sistemi’nin dış kesimleri ile ilgili
bir çok ipucu vereceği düşünülüyor.
Güneş Sistemi’ndeki Muhteşem Düzen
Satürn içinde yaşadığımız sonsuz evrenin içindeki gezegenlerden
yalnızca bir tanesi. Muhteşem özelliklere sahip olduğu düşünülen
Satürn, bilim adamlarınca detaylı olarak inceleniyor. Araştırmaların
sonuçları büyük bir merakla bekleniyor.Peki içinde yaşadığımız
uçsuz bucaksız evren nasıl var oldu? Bu evrendeki denge, ahenk
ve düzen nasıl ortaya çıktı? Üzerinde yaşadığımız dünya, nasıl
olup da bizim yaşamımız için bu denli uygun bir barınak olabildi?
İşte bu sorular, yüzyıllardır insanların ilgisini çekmiştir.
Ve işte bu sebeple insanoğlu yıllardır gelişen teknolojiden
de faydalanarak evrenin sırlarını keşfetmeye çalışmıştır,
uzaya gönderilen roketlerle, uydularla da hala bu çalışmalar
devam etmektedir.
Evrendeki düzenliliği en açık olarak gözlemlediğimiz alanlardan
biri Dünyamızın içinde bulunduğu Güneş Sistemi'dir. Güneş
Sistemi'nde 9 ayrı gezegen ve bu gezegenlere bağlı 54 ayrı
uydu yer alır. Bu gezegenler, Güneş'e olan yakınlıklarına
göre; Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Neptün,
Uranüs ve Pluton'dur. Bu gezegenlerin ve 54 uydularının içinde
yaşama uygun bir yüzey ve atmosfere sahip olan yegane gök
cismi ise Dünya'dır.
Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde büyük bir denge
ile karşılaşırız. Gezegenleri dondurucu soğukluktaki dış uzaya
savrulmaktan koruyan etki, Güneş'in "çekim gücü"
ile gezegenin "merkez-kaç kuvveti" arasındaki dengedir.
Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri
çeker, onlar da dönmelerinin verdiği merkez-kaç kuvveti sayesinde
bu çekimden kurtulurlar. Ama eğer gezegenlerin dönüş hızları
biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e
doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla
yutulurlardı. Bunun tersi de mümkündür. Eğer gezegenler daha
hızlı dönseler, bu sefer de Güneş'in gücü onları tutmaya yetmeyecek
ve gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Oysa çok hassas olan
bu denge kurulmuştur ve sistem bu dengeyi koruduğu için devam
etmektedir. Bu arada söz konusu dengenin her gezegen için
ayrı ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü
gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları çok farklıdır. Dahası,
kütleleri de çok farklıdır. Bu nedenle, hepsi için ayrı dönüş
hızlarının belirlenmesi lazımdır ki, Güneş'e yapışmaktan ya
da Güneş'ten uzaklaşıp uzaya savrulmaktan kurtulsunlar.
Araştırmalar Çok Önemli Bir Gerçeği Doğruluyor
Elbette Satürn’ü, onun uydusu Titan’ı ve daha nicelerini
araştıran bilim adamları araştırmalarıyla evrenle ilgili birçok
yeni bilgiye ulaşacaklar. İşte bu araştırmaların bulgularıysa
bizlere bugün de yarın da ancak tek bir şeyi kanıtlıyor: Evrendeki
kusursuz bir denge ve düzen olduğunu
Evren hakkında yaptığımız her türlü inceleme, bizlere bu
evrende insan yaşamını gözeten olağanüstü bir tasarım olduğunu
göstermektedir. Bu tasarımın ne anlama geldiği ise açıktır.
Elbette ki, evrenin her detayında gizli olan bir tasarım,
aynı zamanda evrenin her detayına hakim olan sonsuz bir güç
ve akıl sahibi bir Yaratıcı'nın varlığının ispatıdır. Üstün
bir Yaratıcı olan Allah tüm evreni yoktan yaratmıştır. Bu
gerçek Big Bang teorisi ile de ortaya konmuştur.
Bilimin ortaya çıkardığı bu sonuç, Kuran'da bizlere öğretilmiş
bulunan bir gerçektir. Allah evreni yoktan yaratmış ve düzenlemiş
olduğunu Kuran’da bizlere şöyle bildirir:
“Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan,
sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini
kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi
buyruğuyla baş eğdirendir...” (Araf Suresi, 54)
Kaynaklar:
www.ntvmsnbc.com
Harun Yahya- Evrenin Yaratılışı
|